Sozluk Sitesi
  Z
 

zaaf i. aşk, dayanamama, düşkünlük, eğilim, güçsüzlük, haz etme, hoşlanma, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevgi, teveccüh, vurgunluk, zayıflık dey. düşkünlük gösterme, irade zayıflığı, zayıf davranma
zabıt i. kanıt, mazbata, rapor, savaşçı, subay, tutanak, zabıtname, zapt
zabıta i. askeri inzibat, bekçi, bostancı, dedektif, devriye, gardiyan, güvenlik görevlisi, hafiye, inzibat, jandarma, kollukçu, komiser, korucu, kullukçu, müfettiş, polis, polis hafiyesi, salma, zaptiye
zabıtname i. mazbata, rapor, tutanak, zabıt, zapt
zabit i. asker, cengaver
zade i. doğmuş, evlat, oğul
zadegan i. aristokrasi, soylu
zafer i. başarı, birincilik, ergi, erişme, galebe, galibiyet, mazhariyet, muvaffakiyet, muzafferiyet, rekor, şampiyonluk, utku, yengi karş. yenilgi
zafer kazanmak f. bastırmak, haklamak, mağlup etmek, sindirmek, tıstırmak, yenmek dey. ablukayı yarmak, almak yürümek, alt etmek, amana getirmek, arkasını getirmek, başa çıkmak, başını ezmek, bir oldu ama pir oldu, bundan iyisi can sağlığı, burnu bile kanamamak, bozguna uğratmak, deveye hendek atlatmak, dişine göre görmek/görmek, ekmeğini kazanmak/taştan çıkarmak, engeli aşmak, galebe gelmek, galibiyet kazanmak, geç olsun da güç olmasın, gemisini yürütmek, gözünü çıkarmak/kestirmek, hakkından gelmek, hezimete uğratmak, içinden çıkmak, kafa kol kapmak, kalbur üstü kalmak, karaya oturmak, kıvamına getirmek, kök sökmek, körün taşı rasgelmek, mağlubiyete uğratmak, mağlup/mat etmek, merdivene ayak dayamak, meyva vermek, oyun çıkarmak, parmağının ucunda çevirmek, puan tutturmak, şampiyon olmak, şeytan kulağına kurşun, tahta çıkmak, turnayı gözünden vurmak, tuşa getirmek, tuş etmek, ucunu bulmak, üstesinden gelmek, varlık göstermek, yaya kalmak, yenilgiye uğratmak, yüzünün akı ile çıkmak, yüzüstü bırakmak, zorluğun altından kalkmak karş. yenilmek
zafiyet i. cılızlık, dermansızlık, güçsüzlük, halsizlik, iktidarsızlık, iradesizlik, kudretsizlik, sıskalık, zayıflık karş. gürbüzlük
zahir i. açıkta, belli, destekleyen, gözeten, hami, iltimasçı, kati, kayırıcı, kesin, kollayan, koruyucu, muayyen, mutlak, müdafi, ortada, velinimet, yardımcı
zahir olmak f. arkalamak, desteklemek, kayırmak, kollamak, kurtarmak, tutmak, yardım etmek
zahire i. aş, tahıl
zahiren i. görünürde, görünüşte, güya, hariçte, sanki, sözde, sözümona, şeklen, yalandan
zahiri s. asılsız, düzme, düzmece, eğreti, görünüşte, hariçte, özentili, sahte, uydurma, yalancı, yapmacık, yapmacıklı karş. içten
zahit s. imanlı, inanlı, sofu
zahmet i. açmaz, amel, angarya, cefa, ceht, çaba, çalışma, çile, didinme, efor, emek, eziyet, gayret, güçlük, himmet, iş, işçilik, külfet, mesai, mesele, meşakkat, mücadele, müşkülat, ölüm, problem, say, sıkıntı, sorun, uğraş, yorgunluk, zorluk
zahmet çekmek f. bocalamak, didinmek, zorlanmak dey. akla karayı seçmek, altından zor kalkmak, bokunu çekmek, dara gelmek, dokuz felekten geçmek, eziyet çekmek, güçlük çekmek, güçlükle karşılaşmak, kan yutmak, kök sökmek, meşakkat çekmek, müşkülat çekmek, sıkıntı çekmek, zora gelmek, zorluk çekmek karş. kolaylıkla yapmak
zahmet etmek f. çabalamak, çalışmak, çırpınmak, didinmek, paralanmak, uğraşmak, yorulmak dey. çaba göstermek, çalışıp çabalamak, emek sarfetmek/vermek, gayret etmek/göstermek, iş edinmek, meram edinmek, ter dökmek, zahmet çekmek, zahmete girmek karş. kendini yormamak
zahmetli s. ağır, belalı, bezdirici, çetin, eziyetli, güç, külfetli, meşakatli, müşkül, sarp, sıkıntılı, sorunlu, yalçın, yorucu, zor karş. zahmetsiz
zahmetsiz i. emeksiz, eziyetsiz, hafif, havadan, kaygısız, keyifli, kıvançlı, kolay, kullanışlı, külfetsiz, memnun, meşakkatsiz, mutlu, oyuncak, pratik, rahat, rahatlıkla, sıkıntısız, şen, üzüntülü, üzüntüsüz dey. çantada keklik, çocuk işi, elde bir, ilgi çekici, ilik gibi, iştah açıcı, işten değil, olmuş/pişmiş armut gibi eline düşmek, peynir ekmek yer gibi, tavşanı araba ile avlamak, tereyağından kıl çeker gibi karş. zahmetli
zahmetsizce z. rahat, rahatlıkla
zail s. devamsız, eğreti, fani, geçeğen, geçici, kayıp, mevsimlik, ölümlü, sonlu, süreksiz, yok karş. kalıcı
zail olmak f. kaybolmak, yitmek
zait i. artı, artıran, çoğaltan, fazlalaştıran, fazla, fazladan, fuzuli, gereksiz, işe yaramaz, kârsız, lüzumsuz, müspet, nafile, olumlu, pozitif, yaramaz, yararsız
zakkum i. ağı, toksin, zehir
zalim s. acımasız, amansız, canavar, düşkünezer, gaddar, hain, hınzır, hunhar, insafsız, kafir, kalpsiz, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, tiran, vicdansız, zorba, zulmedici dey. deli balta, ejderha gibi, elinde kezzap suyu, firavun inadı, imanı yok, kan dökücü, ne Allah tanır ne kul, zorba başı karş. müşfik
zalimleşmek f. canavarlaşmak
zalimlik i. cefa
zam i. bindirim, ek, ilave, pahalılaşma, yama karş. indirim
zam gelmek f. fiyatı artmak, zam görmek
zaman i. ahit, an, ara, aralık, asır, ay, çağ, dakika, dem, devir, devran, devre, dönem, esna, gün, hafta, lahza, mevsim, müddet, saat, salise, saniye, sene, sıra, süre, tarih, vakit, yaş, yıl, yüzyıl dey. arada bir/sırada, bazı bazı/defa/kere, gün olur, kimi vakit/zaman, vakit vakit ? dönem, içinde
zaman zaman z. arada, arasıra, bazen, dembedem, kah karş. zamanında
zamanında z. caiz, elverişli zamanda, erken, isabetli, mahal, mutabık, münasip, rabıtalı, sıralı, sırasında, şayan, uygun, vaktinde, yakışır, yaraşır, yerinde dey. saati saatine, ucu ucuna/gelmek, yakışık alır karş. zamansız
zamansız s. ahenksiz, altüst, düzensiz, elverişsiz, gereksiz, insicamsız, isabetsiz, mahalsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, olmayacak, rabıtasız, sırasız, sistemsiz, uygunsuz, vakitsiz, yakışıksız, yersiz dey. saat on birde, vakitli vakitsiz, vakti olmamak, yerli yersiz karş. zamanında
zammetmek f. bağlamak, eklemek, katmak, toplamak, ulamak
zampara s. çapkın, donjuan, hercai, hovarda, kazanova, keskin, uçarı, zendost dey. baştan çıkaran, gönül avcısı/hırsızı, gözü dışarıda, ırz düşmanı, kadın avcısı, mahalle çapkını, mart kedisi, sefa/safa/pezevengi karş. ağırbaşlı
zan i. hulya, huylanma, kanı, kurgu, kuşku, sanı, sanma, sanrı, şüphe, vehim, zannetme karş. kesinlikle bilme
zanaat i. beceri, görev, hüner, iş, işlev, kabiliyet, maharet, meslek, sanat, sınaat, uğraş, ustalık, yetenek dey. el ustalığı, el yatkınlığı, iş güç
zanaatçı i. becerikli, hünerli, kabiliyetli, marifetli, maharetli, mahir, usta, zanaatkar dey. elinden iş gelir, zanaat ustası
zanaatkar i. burjuva, imalatçı, sanatkar, sanayici, zanaatçı
zangırdamak f. dıngıldamak, kıkırdamak, sakırdamak, sarsılmak, silkelemek, silkinmek, titremek, zıngıldamak, zıngırdamak
zangırtı i. çarpıntı, çırpınış, çırpınma, çırpıntı, kıpırtı, nöbet, raşe, sakırtı, seğirme, seğirti, sıtma, silkinme, silkinti, titreme, titreşim, ürperiş, ürperme, ürperti, vibrasyon, zıngırtı
zangoç i. odacı
zanlı s. günahkar, kabahatli, maznun, sanık, suçlu, şaibeli, töhmetli, yazıklı
zannedersem i. belki, herhalde, sanırım ki, sanırsam, yanılmıyorsam
zannedilmek f. sanılmak
zannetme i. hulya, huylanma, kuruntu, kuşku, sanı, sanma, şüphe, vehim, zan
zannetmek f. bellemek, bilmek, kestirmek, sanmak dey. gibi gelmek, kanısında olmak, öyle gelmek, tahmin etmek, zehaba kapılmak karş. kesinlikle bilmek
zapt i. akın, baskın, fetih, hamle, huruç, işgal, saldırı, tutma, zabıt, zabıtname
zaptetmek f. açmak, almak, fethetmek, güç kullanarak önlemek, dizginlemek, fethetmek, frenlemek, işgal etmek, kapmak, kaydetmek, koparmak, önlemek, teslim almak, tutmak dey. egemen olmak, ele geçirmek, el atmak, el koymak, hakim olmak, hatırında düşmek, ilhak etmek, istila etmek, işgal etmek, önünü almak, teslim almak, zapt etmek, zorla almak ? almak, yenmek
zaptiye i. askeri, bostancı, devriye, inzibat, jandarma, korucu, kullukçu, polis, zabıta
zapturapt i. disiplin, düzen, sıkıdüzen
zar i. deri, örtenek
zar gibi s. çok ince, saydam
zar zor z. gücün, meşakkatle, müşkülatla karş. kolayca
zarafet i. adap, albeni, alımlılık, asalet, cazibe, çekicilik, gelgeç, görgü, güzellik, incelik, kibarlık, letafet, nefaset, protokol, rikkat, sevimlilik, şirinlik, zariflik karş. hantallık
zarafetsiz s. anlayışsız, çiğ, düşüncesiz, ham, hamhalat, hantal, hoyrat, hödük, hürmetsiz, izansız, kaba, kalas, kırıcı, küfürbaz, küstah, nezaketsiz, nobran, patavatsız, sallapati, saygısız, semerli, sert, terbiyesiz, yontulmamış karş. zarif
zarar i. cereme, çarçur, dokunca, durmuş, hasar, hüsran, kayıp, mazarrat, tahribat, telefat, yıkım, yıkımlık, yitim, zayi, zayiat, zıya, ziyan dey. dost kazığı, fitili alırken mumu söndürme, kâr etmeme, kavga bizim yorganın başına imiş, zarar ziyan karş. kâr, yarar ? eksik, gider, zarar etmek
zarar etmek f. kaybetmek, vermek, yutulmak dey. açığa çıkmak, açık vermek, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, hasır olmak, içeri girmek, kerize bayılmak/kesilmek, turna olmak, zarara girmek/uğramak, zevali olmak, ziyan etmek ? iflas etmek, mahvolmak, yenilmek, zarar, züğürtlemek
zararlı s. belalı, berbat, bozuk, fasit, fena, habis, kargışlı, kem, kötü, mikroplu, muzır, nahoş, olumsuz, pis, tahripkar, yıkıcı, zarar ziyan veren, zehirli, ziyankar karş. yararlı
zararsız s. Allahlık, ehven, helal, iyi, kötülüğü dokunmayan, kötülük etmeyen, kötü olmayan, orta, zarar vermeyen dey. canın sağ olsun, fena değil, idare eder, iş görür, kendi halinde, oldukça iyi, orta karar, şöyle böyle karş. zararlı
zarf i. ambalaj, gömlek, kap, kılıf, kın, koruncak, kuburluk, mahfaza, örtü, paket, sarma
zarfçı i. cambaz, dalavereci, papelci, tırtıkçı, tokatçı, üçkağıtçı
zarfında z. boyu, boyunca, içinde, içre, müddetle, süresince, süreyle
zarif s. çekici, dilber, duyarlı, enfes, gökçe, görgülü, güzel, hoş, huri gibi, ince, ipince, kibar, kostak, latif, medeni, minyon, narin, nazenin, nazik nazlı, nefis, nezaketli, rakik, saygılı, şair, şık, terbiyeli, uygar, yosma karş. kaba ? güzel, kibar, nazlı, zayıf
zariflik i. albeni, alımlılık, cazibe, çekicilik, güzellik, kostaklık, letafet, narinlik, nefaset, nezaket, uygarlık, zarafet karş. kabalık
zarp i. güçlü etki, şiddetli etki
zarplı s. etkili, etkisi güçlü olan, keskin, şiddetli, tesirli
zaruret i. çaresizlik, fakirlik, farz, fukaralık, ister, kaçınılmazlık, mecburiyet, sıkıntı, sorumluluk, vecibe, yokluk, yoksulluk, yoksun, yükümlülük, zorunluluk, züğürtlük karş. varlık
zaruri i., s. cebri, çaresiz, elzem, gerek, gerekli, kaçınılmaz, lazım, lüzumlu, mecburi, mecburiyet, mukadder, mükellefiyet, naçar, oldubitti, olupbitti, şart, vacip, vazgeçilmez, vecibe, yüküm, yükümlülük, zorunlu, zorunluluk karş. ihtiyari
zat i. biri, birey, fert, kimse, kişi, öz, özel, özlük, şahıs, şahsiyet, zevat
zaten z. aslında, doğrusu, esasen, filvaki, gerçekte, gerçi, hem, ise de, vakaa, zati dey. doğrusunu istersen, haddi zatında, her ne kadar, ise de
zati z. filvaki, gerçi, hem, hususi, ise de, kişisel, mahrem, özel, şahsi, vakaa, zaten
zavallı s. beceriksiz, bedbaht, biçare, düşkün, felaketzede, gariban, mağdur, mahvolmuş, mazlum, miskin, mutsuz, perişan, şanssız, vah vah, yazık dey. abası kırk yamalı, acınacak halde, boynu bükük/kıldan ince, dili kısa, eli ermez gücü yetmez, eline vur ekmeğini/ağzından al, feleğin çemberinden geçmiş, feleğin sillesini yemiş, ne yazık! karş. mutlu ? güçsüz, hasta, talihsiz, üzgün, yoksul, zayıf
zaviye i. açı, anlayış, görüş, konut, köşe
zayıf s. aciz, arık, bilgisiz, cılız, çelimsiz, dayanıksız, dirayetsiz, ehliyetsiz, etsiz, etkisiz, güçsüz, güvenilmez, hafif, ince, ipince, iskelet gibi, kabiliyetsiz, kadavra gibi, kavruk, kuru, liyakatsiz, metanetsiz, nahif, sarartma, sıska, sönük, süzgün, süzük, yağsız, zebun dey. avurdu avurduna göçmüş, az gelişmiş, bakımsız Tarzan, çiroz gibi, bir deri bir kemik/torba kemik, bir iğne bir iplik kalmak/olmak, canlı cenaze, cenaze gibi, cılız çamın kozalağı, çırpı gibi, çöp bacaklı/gibi, çöpten çelebi/minare, çürük temel, dal gibi, değnek gibi, dört/iki dirhem bir çekirdekcanlı cenaze, fasulye sırığı gibi, fırın süpürgesi, iğne iplik/yutmuş, ince kesim/yapılı, insan kurusu, iskelet gibi, kadavra gibi, kadidi çıkmış, kafes gibi, kambur zambur, kara kuru/maşa, karga gibi, maşa gibi, mezar kaçkını, mumya gibi, sam yeli vurmuş mayıs cirozu, solucan gibi, tazı gibi, teneşir horozu/kargası, tirit gibi, tüy siklet uzunca boylu, üflesen düşecek/uçacak, sağlam olmayar, zayıf naif karş. güçlü, şişman, toplu, yeterli ? beceriksiz, kısa, küçük, yoksul, zarif, zavallı
zayıflamak f. cılızlaşmak, erimek, güçsüzlük, incelmek, kurumak, süzülmek dey. avurdu avurduna göçmek, balmumu gibi erimek, bir deri bir kemik kalmak, boynu armut sapına dönmek, çiroza dönmek, çöpe dönmek, dal gibi kalmak, derisi kemiklerine yapışmak, dilenci değneğine dönmek, erim erim erimek, eriyip eriyip hilâle dönmek, gözler çukura gitmek, gözleri çukura kaçmak, iğne ipliğe dönmek, iskelete dönmek, iskeleti çıkmak, kaburgaları çıkmak, kaburgaları sayılmak, kadidi çıkmak/sayılmak, karnı karnına geçmek/yapışmak, kemikleri sayılmak, kilo düşmek/vermek, mum gibi erimek, sıskası çıkmak, tazıya dönmek, zayıf düşmek karş. şişmanlamak ? yorulmak, zayıf
zayıflamış s. ölgün, soluk
zayıflık i. cılızlık, zaaf, zafiyet
zayi i. boş, cereme, çarçur, dokunca, eksik, gaip, hasar, kaybolma, kayıp, mahvolmuş, yıkım, yitik, yitmiş, yok, zarar, zayiat, ziyan
zayi etmek f. kaybetmek, yitirmek, zayiat vermek karş. bulmak
zayi olmak f. kaybolmak, yitmek karş. var olmak
zayiat i. cereme, çarçur, dokunca, hasar, kayıp, kayıplar, tahribat, telefat, vefat, yıkım, yitikler, yitirilenler, zarar, zayi, ziyan
zayiat vermek f. yitirmek, zayi etmek dey. elden kaçırmak, kayba uğramak, telefat vermek, zarar vermek, zayi etmek karş. elde etmek
zebani i. cehennem bekçisi, iblis, ifrit, öcü, umacı, zebella
zebella s. azman, büyük, cesaretli, cüsseli, çaplı, gövdeli, heyula gibi, ifrit, vücutlu, zebani dey. ayı gibi, çam yarması, dev gibi, heyula gibi, ızbandut gibi, iri kıyım/yapılı/yarı, yarma gibi
zebra i. at, beygir
zebun s. aciz, biçare, cılız, çaresiz, çelimsiz, düşkün, güçsüz, iskelet gibi, mağdur, mazlum, miskin, perişan, sıska, zayıf karş. güçlü
zecir i. istibdat, zorlama, zorzor
zecren z. zorbalıkla
zecri z. mukadder, şart, zorlama
zedeleme i. tahribat, tahrip
zedelemek f. berelemek, burkmak, çürütmek, ezmek, incitmek, kemirmek, örselemek, sakatlamak, yaralamak, yıpratmak, yırtmak
zedelenme i. aşınma, incinme, incitilmek, tahriş, travma
zedelenmek f. aşınmak, berelenmek, bozulmak, çatlamak, dağılmak, dökülmek, eskimek, haraplaşmak, hırpalanmak, kırılmak, lime lime olmak,örselenmek, parçalanmak, sakatlanmak, yıpranmak, yırtılmak
zedeleyen s. tahripkar
zehir i. ağı, ot, madde, toksik, toksit, zakkum, zıkkım karş. çare, panzehir
zehir etmek mahvetmek
zehirlemek f. ağılamak, ayaklandırmak, çarpmak, çatıştırmak, doldurmak, dürtmek, işlemek, kapıştırmak, kışkırtmak, komutlamak, körüklemek, öldürmek, tahrik etmek dey. anasını ağlatmak, başına dert açmak/iş açmak, başını belaya sarmak, burnundan getirmek, dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek, dünyayı zindan etmek, ensesinde boza pişirmek, kan kusturmak, perişan etmek, yıkıntı olmak karş. kurtarmak, uzlaştırmak
zehirlenmek f. ağılanmak, defnedilmek, kışkırtılmak, komutlanmak, merhum olmak, öldürülmek, ölmek, rahmetli olmak
zehirleyici zehirli
zehirli s. ağılı, berbat, bozuk, durmuş, kışkırtıcı, kötü, toksik, zararlı, zehirleyici dey. çatışmaya yol açıcı, fit sokucu, insanları birbirine düşürücü
zehretmek f. üzmek, zehir etmek dey. keyfini kaçırmak, tatsızlık çıkarmak
zeka i. akıl, algı, anlak, anlayış, bellek, bilinç, düşünce, feraset, havsala, idrak, irfan, izan, kafa, kavrayış, mantık, muhakeme, müdrike, us, varış, zeyreklik, zihin
zekat i. bağış, hibe, katkı, sadaka, teberru, yardım dey. bağışta bulunmak, destek olmak, katkıda bulunmak, kolaylık göstermek, sadaka vermek, takviye vermek, yardımda bulunmak, yardım elini uzatmak
zeki s. afacan, akıllı, akil, anlayışlı, arif, düşünceli, ferasetli, izanlı, kafalı, kavrayışlı, makul, mantıklı, uyanık, varışlı, zeyrek dey. cin fikirli, gözleri velferci okumak/velfecir okumak, kafa dengi karş. akılsız
zelil s. düşkün, ilave, kıymetsiz, kof, külüstür, mazlum, miskin, seviyesiz, tapon, turfa, zebun
zelzele i. deprem, hareket, sallantı
zem i. alay, dedikodu, iftira, yergi
zembil i. çanta, küfe, sele, sepet, topaç, torba
zemheri i. ayaz, don, karakış, kışın en şiddetli zamanı, soğuk dey. buz gibi, dondurucu hava, kara kış, kışın en civcivli zamanı, kuru soğuk
zemin i. döşeme, dayanak, destek, fon, kaide, kök, mahal, mesnet, taban, temel, yer
zeminlik i. bodrum, kömürlük, mahzen, odunluk
zemmetme i. alay, iftira, taşlama, yergi
zemmetmek f. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, hicvetmek, ıslıklamak, iftira etmek, karamak, katmak, kınamak, kötülemek, kötümsemek, kritik etmek, suçlamak, lakırdı etmek, taşlamak, yermek, yuhalamak, yüzlemek dey. aleyhinde bulunmak/konuşmak/ söylemek, atıp tutmak, diliyle sokmak, kötü söylemek, yüzüne çarpmak/vurmak
zenci i. Arap, fellah, Habeş, Habeşi, siyahi dey. gündüz feneri, harem ağası, kara derili
zendost s. çapkın, hercai, hovarda, kadıncıl, kazanova, sefih, şehvetperest, şıpsevdi, uçarı, zampara karş. ağırbaşlı
zengin s. banker, bereketli, bol, çok, dolgun, dolu, gani, gönençli, gümrah, gür, hayli, hesapsız, ibadullah, kabarık, kapitalist, Karun, külliyetli, lüks, milyarder, milyoner, muhteşem, müreffeh, paralı, rantiye, refah içinde, sayısız, sermayedar, sürüyle, variyetli, varlıklı, varsıl, verimli, yığınla dey. Allah yürü ya kulum demiş, altın babası, bir eli yağda bir eli balda, bol bol, denizde kum onda para, ensesi kalın, gömleği kalın, göz kamaştırıcı, hali vakti yerinde, halli vakitli, han hamam sahibi, kesesi dolgun, kirli çıkı, lort gibi, para babası, tuzu kuru, vakti hali yerinde karş. fakir, kıt, sade, yoksul
zenginleşmek f. paralanmak dey. yumağını büyütmek, yükü tutmak, yükünü tutmak
zenginlik i. akar, bayındırlık, baysallık, bereket, bereketlilik, bolluk, çokluk, dirlik, dünyalık, feyiz, genlik, gına, gönçlük, gönenç, konfor, lüks, matah, rahat, rahatlık, refah, saltanat, sermaye, servet, sultanlık, variyet, varlık, varlıklılık, varsıllık dey. eli geniş olmak, kemeri dolu olmak, kesesi şişkin olmak, para basmak karş.yoksulluk
zerde i. pelte
zerketmek f. akıtmak, aktarmak, boşaltmak, doldurmak, şırınga etmek
zerre i. atom, ayrıntı, az, bölük, cüz, forma, kırıntı, kesir, kırık, kırpıntı, molekül, parça, toz, zırnık
zerzevat i. aş, erzak, sebze, yeşillik, yiyecek
zevahir i. biçim, dış görünüş, dış yüz, duruş, endam, görkem, görünüm, görünüş, gösteriş, heybet, kalıp, kılık, kıyafet, manzara, suret, şekil
zeval s. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, devamlı, durur, ebedi, eksiklik, gıyap, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, müebbed, mütemadi, nihayetsiz, ölmez, ömürlü, öncesiz, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, süregelen, temelli, tükenmez, yokluk dey. bitmez tükenmez, ortadan kalkmayan, sürüp giden, yok olmayan karş. gelip geçici
zevalsiz s. durur, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, sonsuz
zevat i. fert, kimse, kimseler, kişi, kişiler, zat, zatlar
zevce i. ayvaz, eş, gelin, hanım, harem, hatun, helallik, karı, refika
zevç i. bey, damat, efendi, eş, koca, refik
zevk i. ahenk, alem, balo, bayram, beğeni, cümbüş, çeşni, damak, dans, eğlence, gösteri, haz, haz alınan şey, hoşlanılan şey, işret, keyif, lezzet, nefaset, ölçü, safa, sefa, sefahat, tabiat, tat dey. vur patlasın çal oynasın
zevk almak f. beğenmek, hazlanmak, hazzetmek, hoşlanmak, keyiflenmek dey. haz almak/etmek, keyfini çıkarmak/sürmek, lezzet duymak, sefasını sürmek, tadına varmak, tat almak, zevk duymak
zevk duymak f. keyiflenmek
zevk etmek f. eğlenmek
zevk vermek f. büyülemek, takdir uyandırmak
zevke gelmek f. keyiflenmek
zevkince z. gönlünce, keyfi
zevklendirmek f. hayran etmek, sevindirmek, takdir uyandırmak
zevklenme i. istihza
zevklenmek f. alay etmek, bayılmak, beğenmek, eğlenmek, hazzetmek, hoşlanmak, istihza etmek, keyiflenmek, sevinmek, sevmek, şad olmak, tat almak dey. alay etmek/geçmek, azizlik yapmak, ciğerleri bayram etmek, çubuğu tellendirmek/yakmak, dalga geçmek, haz almak, haz duymak, gırgıra almak, gırgır geçmek, kesintiye almak, kuyruğuna teneke bağlamak, makara geçmek, makaraya almak, makarayı takmak, matrağa almak, matrak geçmek, maytap etmek, muziplik yapmak, numara yapmak, saraka etmek, şaka yapmak, tefe koymak, tiye almak, zevk almak, zevke gelmek, zevkli bulmak
zevkli s. beğenilen, beğenili, eğlenceli, keyifli, leziz, lezzetli, tatlı dey. ağzının tadını bilen, beğeni sahibi, beğenisi olan, haz veren, hoşa giden, tabiat sahibi, zevk ehli/sahibi, zevki olan
zevkli gelmek büyülemek
zevksiz s. beğenilmeyen, beğenisiz, hoşlanılmayan, itici, keyifsiz, lezzetsiz, midesiz, sevimsiz, tabiatsız, tatsız dey. ağzının tadını bilmez, beğeniden yoksun, eşek hoşaftan ne anlar?, hoşa gitmeyen, hoş olmayan, kedi sirke içer mi?, sağ beğenisiz, sana göre şapla şeker bir karş. beğenili, zevkli, zevk sahibi
zevzek s. boşboğaz, cadı, cafcafcı, çaçaron, çalçene, geveze, ukala, zibidi dey. kahve bülbülü, laf/söz ebesi, ukala dümbeleği karş. hoş sohbet
zevzeklik i. boşboğazlık
zeybek i. çeteci, dans, milis, mukavemetçi, partizan, raks
zeyrek s. akıllı, akil, anlayışlı, arif, dırdırcı, ferasetli, izanlı, kafalı, kavrayışlı, lafazan, makul, mantıklı, uyanık, varışlı, zeki karş. aptal
zeyreklik i. akıl, algı, anlak, anlayış, bilinç, feraset, idrak, ihata, irfan, izan, kafa, kavrayış, muhakeme, müdrike, us, varış, zeka karş. anlayışsızlık
zıbarmak f. dalmak, defnedilmek, gebermek, kestirmek, ölmek, rahmetli olmak, uyumak, vefat etmek dey. canı çıkmak, canından olmak, çok içip sızmak, içi geçmek, uykuyu çekmek, uykuya dalmak, uykuya varmak
zıddiyet i. aykırılık, bağdaşmazlık, çatışma, çelişki, çelişme, karşıtlık, kontrast, muhalefet, paradoks, tezat, tutarsızlık, tutmazlık, uyarsızlık, uymazlık, zıtlık dey. aşağısı yukarısına uymamak, çelişkiye düşmek, meşrebi meşrebine uymamak, önü kavurga kavuruyor, arkası harman savuruyor, taban tabana zıd, ters düşmek karş. uygunluk
zıkkım i. ağı, ot, toksik, toksin, madde, zehir
zıkkımlanmak f. atıştırmak, çimlenmek, çöplenmek, göçürmek, haklamak, otlamak, temizlemek, tıkınmak, tıkıştırmak, yemek, yumulmak, yutmak dey. silip süpürmek, yiyip içmek
zılgıt f. aşağılama, azarlama, çıkışma, hakaret, ihtar, ikaz, papara, pay, paylama, serzeniş, sitem, sövgü, sövme, tekdir, tersleme, uyarma dey. başa kakma, bayramlık ağız, defteri kebir, İngiliz arması karş. övgü
zımbırtı i. değersiz, gürültü, şey, zamazingo, zamkinos, zıngırtı dey. değersiz bir şey, ıvır zıvır, şu bu
zımni s. gizli, kapalı, anlatılan, gizli, muğlak, örtülü, saklı, sırlı, şifreli
zımpara i. eğe, rende
zımparalama i. düzeltme
zımparalamak f. bilemek, eğelemek, kazımak, raspalamak, rendelemek, sıyırmak, taşlamak, tıraş etmek, törpülemek, yonmak, yontmak dey. perdah çekmek/geçmek, raspa etmek, traş etmek
zındık i. allahsız, ateist, beynamaz, binamaz, dinsiz, farmason, gavur, imansız, inansız, kafir, kefere, kıblesiz, kitapsız, mülhit, münkir, Tanrıtanımaz karş. dindar
zıngıldamak f. dingildemek, sarsılmak, titremek, titreşmek, zangırdamak, zıngırdamak dey. çeneleri birbirine vurmak, çenesi atmak, dişleri takırdamak, ıspartoz tutmak, ihtilaç getirmek, tir tir titremek, vibrasyon yapmak
zıngırdamak f. kıkırdamak, titremek, zangırdamak, zıngıldamak
zıngırtı i. gürültü, kıpırtı, patırtı, titreşim
zıpçıktı s. sonradan görme, türedi dey. aslı nesli belli değil, harp zengini, ne oldum delisi, sonradan görme, yeni zengin
zıpır s. cinli, çatlak, delidolu, deliduman, delifişek, delişmen, haylaz, ipsiz, kopuk, köçek, kurtlu, patavatsız, serseri, zıvanasız, zibidi, zirzop dey. aklı başından bir karış yukarıda, aklı terelelli, telli bebek kadar ağırbaşlı
zıplamak f. atlamak, sekmek, sıçramak, tepinmek dey. çarpıp sıçramak, fink atmak, havaya doğru fırlamak
zıppadak z. pat diye, pattadak, şakkadak, şappadak, şıppadak
zırdeli s. anormal, çatlak, çılgın, deli, dengesiz, divane, kaçık, manyak, mecnun, meczup, paranoyak, psikopat, sapık, sapkın, şizofren, terelelli, tımarhanelik, tozutmuş, zıvanasız dey. akıl hastası, aklını bozmuş, aklını oynatmış, delide boynuz bitse sende çatal çatal, kafadan kontak/sakat, kafayı üşütmüş, keçileri kaçırmış, kızıl divane
zırh i. kale, pusat, sur
zırıldamak f. dırdırlanmak, homurdanmak, huysuzlanmak, söylenmek, vırıldamak, zırlamak dey. cart curt etmek, dırdır etmek, dırıltı etmek, ileri geri konuşmak, kafa ağrıtmak, zart zurt etmek
zırıltı i. atışma, çekişme, dalaş, dırıltı, didişme, geçimsizlik, hırgür, hırıltı, kavga, patırtı, tartışma, tatsızlık, tepişme
zırlamak f. ağlamak, ağlaşmak, dırdırlanmak, homurdanmak, huysuzlanmak, mızmızlanmak, somurdanmak, söylenmek, terslenmek, tersinmek, vırıldamak, zırıldamak, zırıldanmak dey. ağlamaklı olmak, dırıltı etmek, gözleri dolmak/sulanmak, huysuzluk etmek, ileri geri konuşmak, iki gözü iki çeşme olmak, kafa ağrıtmak, sürekli ağlamak, yaşlara boğulmak, zart zurt etmek
zırnık i. arsenik, zerre
zırva i. abes, anlamsız, anlaşılmaz, güzaf, havacıva, ifadesiz, ipsiz kavranılmaz, manasız, mantıksız, safsapsız, saçma, sata dey. abuk sabuk, abur cubur, deli saçması, ipe sapa gelmez, ipsiz sapsız, ıvır zıvır, kıvır zıvır, laf ola, saçma sapan
zıt s. akis, aksi, aykırı, çatışık, çelişik, hilaf, karşıt, kontra, muhalif, ters, uyuşmaz dey. taban tabana zıt, ters pers karş. aynı, uygun
zıtlanmak f. atışmak, didişmek, zıtlaşmak
zıtlaşma i. anlaşmazlık, boğuşma, çekişme, düşmanlık, gırtlaklaşma, hırgür, kavga, maraza, muharebe
zıtlaşmak f. atışmak, çatışmak, çekişmek, dalaşmak, dırlaşmak, didişmek, hırlaşmak, ihtilafa düşmek, sürtüşmek, takışmak, tepişmek, zıtlanmak dey. birbirine girmek/karşı olmak/karşı ters davranmak, birbiriyle uğraşmak, kontra gitmek, zıt gitmek karş. anlaşmak
zıtlık i. anlaşmazlık, aykırılık, bağdaşmazlık, boğuşma, çekişme, çelişki, geçimsizlik, gırtlaklaşma, hilaf, hırgür, ihtilaf, ikilik, karşıtlık, kavga, kırgınlık, maraza, muhalefet, muharebe, mutabakatsızlık, nifak, paradoks, tepişme, tezat, tutarsızlık, tutmazlık, uyarsızlık, uymazlık, zıddiyet karş. uyum
zıvanasız s. anormal, çatlak, çılgın, deli, delidolu, deliduman, delifişek, dengesiz, divane, kaçık, manyak, psikopat, sapık, sapkın, terelelli, tımarhanelik, tozutmuş, zıpır, zırdeli, zibidi, zirzop karş. akıllı uslu
zıya i. kaybolma kayıp, ölüm, vefat, yitim, yitirilme, yitme, zarar
zibidi s. çatlak, delişmen, dengesiz, derbeder, gafçı, hırpani, kılıksız, kıyafetsiz, münasebetsiz, patavatsız, perişan, rüküş, sünepe, zevzek, zıpır, zirzop, zıvanasız dey. düttürü Leyla, lafını bilmez karş. aklı başında
zifir i. karanlık, katran dey. çok karanlık, kör karanlık, zindan gibi
zifos i. alüvyon, balçık, çamur
ziftlenmek f. atıştırmak, çerezlenmek, çimlenmek, çöplenmek, sebeplenmek, sömürmek, yararlanmak, yemek, yumulmak, yuvarlanmak dey. avanta etmek, beleşe konmak, haraç yemek, istismar etmek, kazanç sağlamak, lüpe konmak, rampa etmek, silip süpürmek
zihin i. akıl, algı, an, anlak, anlayış, bellek, beyin, bilinç, dimağ, düşünce, feraset, hafıza, hatır, havsala, idrak, ihata, izan, kafa, kavrayış, mantık, muhakeme, şuur, us, varış, zeka dey. akıl yormak, aklını kullanmak/zorlamak, düşünüp taşınmak, fikir yormak, kafa patlatmak/yormak, kafasını işletmek, muhakeme etmek, mütalaa etmek, ölçüp biçmek, takdir etmek, tahayyül etmek, usa vurmak, zihin patlatmak/yormak, zihinden geçirmek
zihin yormak f. düşünmek
zihniyet i. düşünce, düşünüş, ide, mütalaa, oy
zikretme i. anma, değinme, temas
zikretmek f. bahsetmek, değinmek, demek, dokunmak, söylemek, söz etmek dey. adını anmak, ağzına almak, ağzından düşürmemek, dem vurmak, lafını etmek, söz etmek, sözünü etmek, temas etmek
zil i. çan, çıngırak, çıngırdak, gong, sarhoş
zilli s. çaçaron, edepsiz, geçimsiz, hırçın, hırıltıcı, huysuz, münakaşacı, şirret, yaygaracı karş. munis
zilzurna s. çakırkeyif, içkili, küfelik, köskütük, sarhoş, sermest, yapkın, yüklü
zimmet i. açık, borç, kredi, pasif, takıntı, verecek, yolsuzluk karş. alacak
zina i. aldatma, hıyanet, ihanet, ilişki, suç
zina etmek f. aldatmak, boynuzlatmak, ilişkide bulunmak, ihanet etmek dey. boynuz takmak/taktırmak/yaldızlatmak, harama uçkur çözmek, yatağına girmek ? çiftleşmek
zincir i. bent, bukağı, dizi, dizin, hiyerarşi, indeks, katar, kayıt, kelepçe, kolye, kordon, köstek, kuyruk, mücevher, pranga, saf, seri, sıra, silsile
zincirleme i. dizi, kordon, kuyruk, saf, seri, sonsuz dey. art arda gelen, birbirini izleyen, birbirinin peşi sıra gelen
zincirlemek f. sürmek dey. demire vurmak, prangaya vurmak, zincirle bağlamak
zincirlenmek f. kenetlenmek dey. art arda sıralanmak, birbirine geçmek, bir seri oluşturmak, bir sıra oluşturmak, bir silsile oluşturmak, birine sıkıca bağlanmak, peş peşe gelmek, prangaya vurulmak, zincirle bağlanmak
zindan i. bodrum, cezaevi, hapishane, kömürlük, tutuk evi
zindana atmak f. hapsetmek, kıstırmak, ökselemek, tutmak, tutuklamak, yakalamak karş. salıvermek
zinde s. canlı, dinç, diri, dimdik, esen, sağlam, sağlıklı, salim, sapasağlam, sıhhatli, sırım gibi dey. çakı gibi, çelik gibi, demir gibi, eski toprak, sırım gibi, tığ gibi karş. çökkün
zindelik i. afiyet, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirilik, esenlik, güçlülük, iyilik, keyif, sağlamlık, sağlık, selamet, sıhhat karş. çökmüşlük
zinhar ü. asla, dünyada, ebeden, ebediyen, hiç, katiyen, ölsem, sakın, sakın ha
zira b. binaenaleyh, çünkü, dolayı, dolayısıyla, haysiyetiyle, için, nedeniyle, sebebiyle, yüzünden
ziraatçi i. bostancı, çiftçi, ekici, ekinci, ırgat, köylü, ortakçı, rençper, tarımcı, yarıcı, zürra
zirve i. doruk, fevk, şahika, tepe, uç, üst
zirzop s. cinli, çatlak, delidolu, deliduman, delefişek, delişmen, dengesiz, densiz, kurtlu, münasebetsiz, patavatsız, zıpır, zıvanasız, zibidi karş. akıllı, uslu
ziya i. aydınlık, çarçur, far, fener, ışık, ışıma, nur, parıltı, pırıltı, pertev, revnak, şavk, şua
ziyadar s. aydınlık, ışıklı, parıltılı, parlak, pırıltılı, rahşan, revnak, yalabık, yaldırak, yaldızlı, yalız karş. donuk, solgun
ziyade i. artık, bol, çok, dolu, hesapsız, ibadullah, kıpkızıl, sayısız, sürüyle, tonla, yığınla dey. daha çok/fazla, sevinç delisi
ziyadesiyle z. adamakıllı, çok, dolu, fazlasıyla, güzelce, hakkıyla, hesapsız, ibadullah, kıyasıya, layıkıyla, sayısız, sunturlu, sürüyle, tonla, yaman dey. gerekenden çok, fazla fazla, pek çok
ziyafet i. öğün, şölen, toy dey. eğlenceli ağırlama, kuzu başı yemek, yemekli eğlence
ziyafet vermek f. beslemek, konukları yemekli ağırlamak, yemekli eğlence vermek
ziyan i. cereme, dokunca, günah, hasar, hüsran, kayıp, tahribat, telefat, yıkım, yıkımlılık, yitim, zarar, zayi, zayiat dey. zarar görme karş. kazanç
ziyan etmek f. kaybetmek, utulmak, ütülmek, yutulmak dey. açık vermek, boş yere harcamak, içeri girmek, kayıba uğramak, yersiz sarfetmek, zarar etmek, zarara girmek/uğramak
ziyan olmak f. çarçur olmak, heba olmak, heder olmak, piç olmak dey. araya gitmek, bir işe yaramamak, bir şeye yaramamak, boşa gitmek, boşuna gitmek, boşuna harcanmak, gavur olmak, güme gitmek, gürültüye gitmek, havaya gitmek, Niyazi olmak, telef olmak, ziyan zebil olmak ? israf etmek, tükenmek, yitmek
ziyankar s. berbat, bozuk, durmuş, hesapsız, kötü, zararlı
ziyaret i. görüşme dey. ce demeye mi geldin, kabul saati
ziyaret etmek gitmek, ilgilenmek dey. arayıp sormak, görmeye gitmek, görüşmeye gitmek, çal kapı gelmek güle güle otura gitmek, safa geldine gitmek
ziyaretçi i. görüşmeci, konuk, misafir, turist dey. görüşmeye gelen/giden, Tanrı misafiri, ziyaret eden, ziyarete gelen/giden
ziynet i. bezek, kolye, mücevher, süs, takı
ziynet eşyası i. beze, bezen, mücevher, süs, takı, takıntı
zoka i. olta, pusu, tuzak, yem
zonklama i. acı, ağrı, ıstırap, sancı, sızı
zonklamak f. acımak, acıtmak, ağrımak, burmak, inletmek, işkence etmek, kıyılmak, sancımak, sızlamak, yanmak, sızlamak dey. bir yeri kıyılmak/kopmak, canı acımak, canını yakmak, kesik kesik ağrımak, kıyım kıyım olmak, zonk zonk ağrımak/sancımak/sızlamak
zor s., i. ağır, baskı, belalı, boyunduruk, cebir, cefa, cebren, çaresizlik, çekişmeli, çetin, çetrefil, eziyetli, güç, ısrar, istibdat, kaçınılmazlık, kazık, külfetli, mecburiyet, meşakkatli, müşkül, müşkülat, riskli, sarp, sıkıntılı, sıkıştırma, sıkıyönetim, sorumluluk, şiddet, üsteleme, üzüntülü, yalçın, yorucu, zahmetli, zecir, zorlama, zorlukla, zorunluluk dey. boyacı küpü değil ya hemen daldırıp çıkarasın, çatal kazık, çatallı iş, çetin ceviz, demir leblebi, deveye hendek atlatmak, dile kolay, içinden çıkılmaz, işler çapan, nerede bu bolluk/yoğurdun bolluğu karş. kolay ? karışık, tehlikeli
zoraki z. baskıyla, çaresiz, çarnaçar, emrivakiyle, gönülsüzce, haliyle, hevessizce, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, mecburi, nazlanarak, olupbittiyle, zorla, zorunlu dey. bata çıka, bin nazla, defi bela kabilinden, istemeye istemeye, istese de istemese de, iştahsız iştahsız, kafasına vura vura, nazlana nazlana, yarım ağızla karş. bilerek, canla başla, isteyerek ? gerekli, zorlukla
zorba i. acımasız, amansız, belalı, canavar, cebbar, cezzar, derebeyi, despot, diktatör, gaddar, gâvur, hunhar, insafsız, kalpsiz, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, sert, ters, tiran, vicdansız, zalim dey. bir eli kan bir eli katran, dere beyi, din iman hak getire, eli sopalı, fırsat yoksulu/düşkünü/züğürdü, imanı yok, kanı kurumuş, katı yürekli taş yürekli, yüreği katı/pek/taştan olan karş. müşfik
zorbalıkla z. cebren, zorla, zorlayarak, zorlukla dey. bıçağı hakkı, çala paça, çatır çatır, dürtükleye dürtükleye, kafasına vura vura, tepeden inme, yaka paça, zor kullanarak karş. yumuşaklıkla
zorla z. cebren, çaresiz, çarnaçar, emrivakiyle, gönülsüzce, hınzır, isteksizce, istemeden, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, nazlanarak, zoraki, zorbalıkla, zorlayarak, zorlukla dey. baskı kullanarak/yoluyla, bilek bükme taktiğiyle, emrivaki ile, güç kullanarak, istemeye istemeye, ister istemez, oldubittiye getirerek, tepeden inme, zor bela, zar zor, zoru zoruna karş. isteyerek
zorlama i. baskı, baskılama, boyunduruk, cebir, direnme, dürtmek, dürtüştürmek, ısrar, icbar, istibdat, itekleme, itme, sıkıştırma, tazyik, üsteleme, yaptırım, zor dey. baskı yapma, mecbur etme, seçenek bırakmama, seçenek tanımama karş. özgür bırakma
zorlamak f. abanmak, baskılamak, baskı yapmak, bastırmak, cebretmek, ısrar etmek, itelemek, itip kakmak, itmek, kancalamak, omuzlamak, sıkıştırmak, sıkmak, tazyikyapmak, terletmek, yırtmak, yüklenmek dey. aman vermemek, baskı altına almak, bir burnuna tuz bir burnuna biber koymak, boğazına basmak/sarılmak, boğazını sıkmak, boyunduruk altına almak, cebir kullanmak, cendereye almak/koymak/sokmak, dalına binmek, dara boğmak, dara getirmek, dizginini çekmek/kısmak, elden ağıza yaşamak, elini yüzüne almak, emrivaki yapmak, enine çekmek boyuna çekmek, gemini kısmak, gem vurmak, gırtlağına basmak, gırtlağını sıkmak, göz açtırmamak, iflahını kesmek, iki ayağını bir pabuca sokmak, imiğine sarılmak, ipini çekmek, kapısına dayanmak, kök söktürmek, mecbur etmek, olupbittiye getirmek, ot yoldurmak, sel önünden/ağzından kütük kapmak, sıkboğaz etmek, sıkı basmak, soluk aldırmamak, tırnak sökmek, üzerine üzerine gitmek, yakasına çökmek, yokuş göstermek, yukarıdan almak, zahmet buyurmak, zapturapt altına almak, zor kullanmak, zorunda bırakmak ? direnmek, emretmek, sataşmak, sıkmak, tebelleş olmak, üstelemek
zorlanma i. bocalama, direnme, sarsılma
zorlanmak f. bocalamak, güçlük çekmek, itelemek, itiştirmek, sıkışmak, terlemek, yırtınmak, zahmet çekmek dey. acemilik çekmek, ağır gelmek, akıntıya kürek çekmek, akla karayı çekmek, altından zor kalkmak, anasından emdiği süt burnundan gelmek, baş alamamak, başını kaşıyacak vakti olmamak, belaya çatmak, canı boğazından/burnundan gelmek, dara gelmek, deveye hendek atlatmak, göbeği çatlamak, güçlük çekmek, güçlükle karşılaşmak, iki ayağı bir pabuca girmek, imanı gevremek, kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamamak, kan yutmak, kök sökmek, kulağına kar suyu kaçmak, kuyruğu sıkışmak, kütük kapmak, maçası sıkışmak, meşakkat çekmek, müşkülat çekmek, sıçan deliğine paha biçilmez olmak, sıkıntı çekmek, sıkıya gelmek, ölüp ölüp dirilmek, telaşa kapılmak, yumurta kapıya dayanmak/gelmek, yüreği tükenmek, yürek tüketmek, zahmet çekmek, zora gelmek, zorluk çekmek ? direnmek, telaşlanmak, uğraşmak, yorulmak
zorlaşmak f. çapraşmak, çaprazlaşmak, çatallaşmak, çetinleşmek, dolaşmak, düğümlenmek, giriftleşmek, güçleşmek, karışmak, müşkülleşmek, sarpa sarmak, sarplaşmak dey. açmaza düşmek, arapsaçına dönmek, çıkmaza girmek, çorba olmak, çorbaya dönmek, güce sarmak, iş çatallanmak/çatallaşmak, iş sarpa sarmak, karasızlığa düşmek, kördüğüm olmak, müşkülat çıkmak, sarpa sarmak, sigortası atmak, zora binmek karş. basitleşmek, kolaylaşmak ? zor
zorlaştırmak f. baltalamak, dizginlemek, engellemek, frenlemek, güçleştirmek, güçlük çıkartmak, ket vurmak, köstelemek, mani olmak, önlemek, sarsmak, suikast yapmak dey. çalıyı tepeden sürümek/sürmek, gücüne koşmak, güçlük çıkarmak, engel çıkartmak, müşkülat çıkarmak, öküzü bıçağın yanına götürmek, yokuşa koşmak/sürmek, yorgunu yokuşa sürmek, zora koşmak, zor duruma getirmek, zorluk çıkarmak
zorlu s. acar, aşırı, atak, atılgan, baskın, çekişmeli, dişli, enerjik, erkli, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kızmış, kudretli, kuvvetli, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, pençeli, selahiyetli, sıkı, şiddetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili dey. çetin ceviz, demir leblebi, kara bela, olur olmaz dua ile defolacak bela değil, ekmeğini taştan çıkarma, yaman gün karş. güçsüz
zorluk i. açmaz, ağırlık, arapsaçı, buhran, bunalım, bunalma, çapraşıklık, çetinlik, çıkmaz, darlık, dava, engel, eziyet, gaile, güçlük, iş, kördüğüm, kriz, külfet, labirent, mesele, meşakkat, müşkülat, problem, pürüz, sıkıntı, sorun, zahmet dey. doğum sancısı, oldu mu bize olanlar, para aslan ağzında
zorlukla z. cebren, çaresiz, dar, emrivakiyle, gönülsüzce, güçbela, güçlükle, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, meşakkatle, müşkülatla, nazlanarak, zor, zorbalıkla, zorla dey. bata çıka, bin güçlükle, çala parça, çatır çatır, dar darına/düşmek, darı darına, dürtükleye dürtükleye, düşe kalka, gıcırı bükme, gücü gücüne, güç bela/hal ile/halle, ıkına sıkına, ıklaya sıklaya, kafasına vura vura, kıt kanaat, kıtı kıtına, ne demeye, ne diye, ne için, ne sebeple, ne sebepten, ne zoruna, tepeden inme, yaka paça, zar zor, zor güç, zoru zoruna, zor zar, zor bela karş. kolayca, kolay ? zoraki
zorunlu s. borçlu, cebri, çaresiz, elzem, geçilmez, gerekli, kaçınılmaz, lazım, lüzumlu, mecbur, mecburi, mukadder, mükellef, naçar, şart, vacip, vazgeçilmez, zaruri, zoraki
zorunluluk i. çaresizlik, emrivaki, fariza, farz, gerek, icap, ihtiyaç, ister, kaçınılmazlık, makam, maslahat, mecburiyet, mesuliyet, mükellefiyet, olupbitti, ödev, sorumluluk, vecibe, yüküm, yükümlülük, zaruret, zor ? baskı, borç, gerek, görev, kader
zuhur etmek doğmak, peydahlanmak
zuhurat i. gidişat, hadise, olay, sergüzeşt, vaka
zulmetmek f. ezmek, göstermek, iflahını kesmek, kahretmek, kıymak, mahvetmek, toz etmek dey. cefa etmek, eza yapmak, eziyet etmek, gadir etmek, işkence etmek, ortalığı kasıp kavurmak, perişan etmek, yaraya tuz biber ekmek, zalimce davranmak, zulüm yapmak
zulüm i. acımasızlık, cefa, cendere, çile, eza, eziyet, gaddarlık, işkence, kahır, kasavet, kıyım, mezalim, tasalandırma, tazip, üzme
züğürt s. aç, çıplak, fakir, fukara, meteliksiz, mahrum, muhtaç, parasız, sefil, sersefil, yoksuz dey. başı darda, beş parasız, beydir ama cebi omzunda, cebi delik, eli darda, ihtiyaç içinde, parasız pulsuz, sefalet içinde karş. varlıklı
züğürtlemek f. fakirleşmek, içeri girmek, iflas, rızkı kesilmek, sıkışmak, yoksullaşmak, züğürtleşmek dey. aç biilaç olmak, bacası tütmez olmak, başı sıkılmak, beş parasız kalmak, cascavlak kalmak, cebi delik, dara düşmek, darda kalmak, elde avuçta bir şey kalmamak, eli daralmak, fakir düşmek, gırtlağına kadar borcu olmak, kuru tahtada kalmak, parasız pulsuz kalmak, sıfırı tüketmek, sıkıntıya düşmek, tırıl kalmak, uçan kuşa borcu olmak, yoksul düşmek karş. yükünü tutmak, zengin olmak ? iflas etmek, mahvolmak, sıkılmak, sürünmek, zarar etmek
züğürtleşmek f. rızkı kesilmek, sıkışmak, züğürtlemek
züğürtlük i. fakirlik, sefalet, yoksulluk, yoksun, zaruret
zül i. aşağılık, şaibe, şaibeli
zülüf i. bukle, kakül, kırkma, perçem, pürçek, saç
zümre i. camia, cins, ekip, familya, grup, hizip, hücre, küme, parti, takım, tayfa, topluluk, tür
zümrütlenmek f. yeşillenmek, yeşermek, zümrütlenmek, zümrütleşmek karş. sararıp solmak
züppe s. delişmen, düttürü, sosyetik dey. Abuzettin Bey, cici bey, çarliston marka, düttürü Leyla, zıp çıktı ? kibar, nazlı, ukala
zürriyet i. çocuklar, döl, hısım, kan, kuşak, soy, sulp dey. soy sop






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 112 ziyaretçi (166 klik) kişi burdaydı!