Sozluk Sitesi
  Y
 


ya bğ. ama, ancak, evet, fakat, gerçi, mamafih
ya da bğ. veya
yaban i. barbar, ecnebi, ehlileşmemiş, el, elalem, eloğlu, garip, gurbetçi, kimsesiz, metruk, ıssız, insansız, sahipsiz, tenha, yabancı, yabanıl, yabani, yerli halktan olmayan, yırtıcı
yabancı s. acemi, adamsendeci, dış, düşman, ecnebi, el, elalem, eloğlu, gamsız, gariban, garip, geniş, gurbetçi, ilgisiz, nemelazımcı, sorumsuz, tasasız, yaban, yad, yaşayan dey. dızdığının dızdığı, el adamı/alem/gün/kızı/oğlu, gavur icadı, yedi kat yabancı karş. arkadaş ? konuk, tanınmamış, yalnız
yabancıl s. egzotik
yabanıl s. barbar, ehlileşmemiş, ilkel, medeniyetsiz, vahşi, yaban, yabani, yamyam, yırtıcı karş. ehli
yabanıllık i. barbarlık, vahşet
yabani s. barbar, çekingen, ehlileşmemiş, girişken, görgüsüz, görmemiş, hantal, hoyrat, ilkel, incelmemiş, kaba, mahçup, medeniyetsiz, ürkek, vahşi, yaban, yabanıl, yamyam, yırtıcı dey. doğadaki durumunda, evcil olmayan, kaba dağlı karş. girişken, uygar, zarif
yabanilik i. barbarlık, vahşet
yabansı s. acaip, alelacaip, alışılmadık, cins, değişik, eksantrik, fevkalade, garip, görülmedik, şaşılacak, şaşırtıcı, tuhaf
yabansımak f. garipsemek, tuhaf bulmak, yadırgamak
yad s. eloğlu, gurbetçi, yabancı
yadedilmek f. anılmak
yadetme i. anma
yadetmek f. anmak, çıkarmak, hatırlamak
yadırgamak f. alışamamak, benimseyememek, ısınamamak, garipsemek, hayretetmek, tuhaf bulmak, uyamamak, yabansımak dey. acayibine gitmek, acayip bulmak, acemilik çekmek, ayak uyduramamak, çok görmek, denizden/sudan çıkmış balığa dönmek, deve nalbanta bakar gibi (bakmak), garibine gitmek, garip bulmak, tuhaf bulmak, tuhafına gitmek, yabancılık çekmek karş. benimsemek ? korkmak, şaşırmak
yadırganacak s. acayip, eksantrik, fevkalade, garip
yadigar s. andaç, anı, anmalık, armağan, hatıra, hatıralık, hediye, peşkeş, suvenir
yadsıma i. bilmezlik, inkar, itiraz, ret, tanımazlık, tekzip
yadsımak f. çürütmek, iade etmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, muhalefet etmek, mukavemet etmek, olmazlanmak, onaylamamak, protesto etmek, razı olmamak, reddetmek, refüze etmek, rıza göstermemek, susturmak, tekzip etmek, tepmek, veto, veto etmek, yalanlamak, yanaşmamak, yokumsamak karş. inanmak, kabul etmek, onaylamak karş onaylamak ? caymak, direnmek, kaçınmak, önlemek, susturmak, yalan söylemek
yadsıyan s. münkir
yafta s. afiş, bilboard, etiket, levha, pankart, pano, tabela, tablo
yağ çekmek f. yaltaklanmak
yağ yakmak f. yaltaklanmak
yağcı i. alkışçı, dalkavuk, koltukçu, pohpohcu, şakşakçı, yalaka, yaltak, yaltakçı, yardakçı
yağcılık yapmak f. yaltaklanmak
yağdanlık i. dalkavuk
yağdırmak f. atmak, fırlatmak, saçmak, savurmak, serpmek
yağış i. fırtına, kar, rahmet, yağmur
yağışsız i. kurak, kuru
yağız s. esmer, kara, kuzguni
yağlamak f. yaltaklanmak dey. yağ çekmek
yağlandırılmış s. besili
yağlandırmak f. beslemek
yağlanmak f. semirmek, şişmanlamak
yağlı s. berbat, besili, bulaşık, çamurlu, kirli, murdar, paralı, pasaklı, pis, semiz, tıkız, varlıklı, verimli dey. kir pas içinde
yağma i. çapul, damlama, ganimet, soygun, talan ? dalavere, soygun
yağma etmek f. çalmak, soymak
yağmacı s. batakçı, çapulcu, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, haraçcı, harami, hileci, kaçakçı, kayışçı, kazıkçı, korsan, sahteci, soyguncu, şaki, tuzakçı, uğru, vurguncu, yankesici
yağmacılık i. hırsızlık, soygunculuk
yağmak f. atıştırmak, boşanmak, çiselemek, damlamak, düşmek, inmek, sepmek, serpelemek, serpiştirmik, serpmek, tipilemek dey. bulut geçmek, bulutlar boşanmak, dolu düşmek, dolu yağmak, gök delinmek, iplik iplik yağmak, kar düşmek/yağmak, sulu sepken, tipi yağmak, tufan düşmek, yaz yağmuru yağmur boşanmak/düşmek/yağmak ? yağmur
yağmalamak f. aşırmak, çalmak, gaspetmek, hırsızlık etmek, soygun yapmak, soymak, talan etmek, uğurlamak, yol kesmek dey. çapul yapmak, talan etmek, vurgun vurmak, yağma etmek
yağmalanmak f. çaldırmak
yağmur i. çise, çiseleme, çisinti, çiy, dolu, fırtına, kırağı, kar, rahmet, sağanak, serpinti, sulusepken, şebnem, tipi, tufan, yağış dey. ahmak ıslatan, sulu sepken, yaz yağmuru ? fırtına, yağmak
yağmurkuşağı i. alaimisema, alkım, ebem kuşağı, gökkuşağı
yağmurluk i. manto, palto, üstlük
yağsız i. etsiz, ince, kuru, nahif, sıska, zayıf
yahşi i. alımlı, çekici, enfes, gökçe, güzel, hoş, huri gibi, iyi, latif, nefis, yakışıklı
yahu! ü. canım, kuzum
yahut bğ. veya
yaka i. kenar, kıyı, köşe, uç, yan
yakalamak f. avlamak, basmak, enselemek, hapsetmek, kapmak, kıstırmak, koparmak, ökselemek, tevkif etmek, tutmak, tutuklamak, zindana atmak dey. açığını bulmak, balık oltaya vurmak, burnundan/gagasından yakalamak, çal yaka etmek, deliğe atmak/tıkmak, dengine getirmek, ele geçirmek, eline fırsat düşmek/geçmek/girmek, eline/ele/geçirmek, ensesine yapışmak, fena yakalamak/yerinden vurmak, gagasından/burnundan yakalamak, gözaltına almak, hapse atmak, içeri atmak/tıkmak, kapana düşürmek/kıstırmak/sıkıştırmak, kodese tıkmak, kuyruğunu kıstırmak, meydan bulmak, pençesine geçirmek, peresesine/usturubuna getirmek, piyastos etmek, serbest bırakmak, tevkifhaneye atmak, tutukevine atmak, yaka paça/pençe/götürmek, yakasına asılmak/yapışmak/sarılmak/el atmak, yakasını bırakmamak, yolsuzlukları sağlam kazığa bağlamak, zindana atmak ? ağlamak, iğnelemek, inlemek, konuşmak, söylenmek
yakalanmak f. anlaşılmak, avlanmak, tanınmak, tutuklanmak, tutulmak dey. açık vermek, ağızdan kaçırmak, belli etmek, deşifre olmak, diliyle tutulmak/yakalanmak, ele geçmek, faka basmak, fenersiz yakalanmak, foyası meydana çıkmak, kapana düşmek/tutulmak/girmek/kısılmak/yakalanmak, keli görünmek, kendi ağzı ile tutulmak, kendini ele vermek, kokusu çıkmak, kucağa düşmek, kuyruğu ele vermek, kuyruğunu kıstırmak, maskesi düşmek, paçasını/paçayı kaptırmak, renk vermek, teşhis edilmek, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, yakayı ele vermek karş. kurtulmak
yakalatmak f. casuslamak, curnal etmek, gammazlamak, ihbar etmek, ispiyonlamak, jurnal etmek, müzevirlik etmek, rapor etmek, sır vermek, yetiştirmek
yakamoz i. ışık, parıltı
yakarış i. istirham
yakarma i. amade, istirham, niyaz
yakarmak f. dilenmek, gıpta etmek, istemek, istirhamda bulunmak, rica etmek, susamak, yalvarmak dey. diz çökmek, dua etmek, elini Allah'a açmak, esma çekmek
yakıcı s. boğucu, dokunaklı, etkili, har, hararetli, ısınmış, kaynar, kızgın, kızmış, sıcak, sıcacık, yakan dey. alev gibi, ateş gibi, cehennem gibi, çok sıcak, fırın gibi, halvet gibi, kan gibi, külhan gibi
yakın i. akraba, arkadaş, benzer, canciğer, civar, dost, benzer, benzeş, benzeyen, gelecek, gibi, hısım, içlidışlı, ilim, istikbal, kadar, kan, kopyası, kuşak, misali, misil, samimi, sıkı fıkı, soy, teklifsiz dey. adım başı/başında/başına, aralarından su sızmayan, bir ok atımı, birisine çekmiş, can ciğer/dostu/kardeşi/yoldaşı, eli kulağında, eş dost, et tırmak gibi, güler yüzlü, içli dışlı, içtikleri su ayrı gitmez, komşu kapısı, senli benli, sıkı fıkı karş. apayrı, uzak, teklifli
yakın anlamlı i. sinonim
yakın komşu i. bitişik
yakında z. bitişikte, handiyse, ileride, neredeyse, şimdi, üzere dey. akşama sabaha, az sonra, biraz ötede/sonra, bugün yarın çok geçmeden, el altında, eli kulağında, hani neredeyse, kısa mesafede, parmak kaldı. ramak kaldı
yakınları i. dolay, dolayı, etraf
yakınlaşmak f. ısınmak, kaymak, rampalamak, sokulmak, yaklaşmak, yanaşmak dey. aborda etmek, burnuna girmek, burnunun dibine gelmek, burnunun ucuna gelmek, dibine girmek, dirsek teması, gelip çatmak, kapıya dayanmak, rampa etmek, yakına/yakınına/yanına gelmek, yumurta kapıya gelmek
yakınlaşmış s. yakın
yakınlık i. alaka, benzerlik, benzetme, kardeşlik, sadakat, samimilik dey. gönlü akmak, yakınlık duymak/göstermek
yakınlık göstererek z. arkadaşça
yakınlıkla z. kardeşçe
yakınma i. ağıt, boşanma, hoşnutsuzluk, mersiye, sızıltı, sızlanma, söylenme, şikayet, tacizlik, yanıklık dey. sen söyle sen dinle, yanıp yakılma
yakınmak f. ağlamak, boşanmak, casuslamak, homurdanmak, huysuzlanmak, iğnelemek, inildemek, inlemek, oflamak, sızıldanmak, sızlanmak, sitem etmek, sokuşturmak, şikayet etmek, vahvahlanmak, vızıldanmak, yakınmak dey. derdini dökmek, dert yanmak, dokuz/kırk öksüzle bir mağaraya mı kapandı, dört gözle ağlamak, el aman çağırmak, feleğe küsmek, hoşnutsuzluk getirmek, içini boşaltmak/dökmek, şikayette bulunmak, tacizlik getirmek, yanıp yakılmak ? ağlamak, inlemek, konuşmak, söylenmek
yakışıklı s. alımlı, ahenkli, biçimli, çekici, endamlı, gökçe, göşterişli, güzel, hoş, nispetli, nizamlı, oflaz, şekilli, uygun, yahşi dey. boy bos yerinde, çakı gibi, dal gibi, dalyan gibi, güzel adam, iri boy, levent gibi, sırım gibi
yakışıklılık i. albeni
yakışıksız s. ahenksiz, alakasız, bet, biçimsiz, çirkin, düzensiz, elverişsiz, gereksiz, ilgisiz, isabetsiz, mahalsiz, manasız, mevsimsiz, münasebetsiz, rabıtasız, sırasız, sistemsiz, şekilsiz, ters, tutarsız, uygunsuz, vakitsiz, yersiz, zamansız dey. gayri caiz/muvafık, uygun düşmeyen, yakışık almayan karş. yerinde
yakışıksızlık i. uygunsuzluk
yakışır s. caiz, isabetli, mutabık, münasip, reva, sırasında, şayan, uygun, yerinde, zamanında
yakışma i. uyma
yakışmak f. açmak, elvermek, intibak etmek, kaldırmak, olmak, oturmak, sığmak, uymak, yaramak, yaraşmak dey. boyu boyuna huyu huyuna uymak, denk gelmek, güzel durmak, iyi durmak/gitmek, münasip olmak, münasebet almak, uygun düşmek/gelmek/görmek/olmak, yakışık almak, yerinde olmak
yakışmamış s. eğreti
yakıştırma i. izafe, tensip
yakıştırmaca i. iftira, palavra, riya, tafra, uydurma, uydurmaca, yalan dey. yalan dolan
yakıştırmak f. atfetmek, beğenmek, hoşlanmak, iftira etmek, karalamak, lekelemek, münasip görmek, müsaade etmek, tensip etmek, uydurmak, uygun bulmak, yalan söylemek, yaraştırmak, yormak, yüklemek dey. hoş karşılamak, iyi karşılamak, kılıfına uydurmak, münasip görmek, uygun bulmak/görmek, yerinde bulmak karş. yakıştırmamak
yaklaşık i. âdeta, civarında, dolaylarında, enikonu, hemen hemen, kabataslak, kadar, neredeyse, sularında, tahminen, tahmini, takriben, takribi dey. aşağı yukarı, beş aşağı beş/üç yukarı uyuşmak, hemen hemen, şöyle böyle, toparlak hesap, üç aşağı beş yukarı, var yok, yuvarlak hesap
yaklaşım i. akım, cereyan, davranış, düşünüş, eda, göz, hareket, hava, itikat, karşılayış, muamele, mütalaa, noktainazar, politika, prensip, prosedür, rey, siyasa, strateji, tarz, tavır, telakki, tutum, üslup, vaziyet, yorum dey. bakış açısı, görüş/bakış açısı, hattı hareket, tarzı hareket, tavrı hareket
yaklaşmak f. ayak basmak, çatmak, dayanmak, değmek, erişmek, ermek, gelmek, olmak, rampa etmek, sokulmak, tutmak, uzanmak, varmak, vasıl olmak, yakınlaşmak, yanaşmak dey. aborda etmek/olmak, burnuna girmek, burnunun dibine gelmek/girmek, el sunmak, gelip çatmak, gönül katmak, merdiven dayamak, palamar vermek, sıkı dokunmuş olmak, vakti gelmek, yakına gelmek, yanına gelmek, yolu almak, yumurta kapıya dayanmak, yumurta kapıya gelmek karş. kaçmak, uzaklaşmak ? birleşmek, çarpmak, erişmek, gelmek
yaklaşmamak f. rıza göstermemek dey. açık gelmek, uzak durmak
yaklaştırmaca s. kabataslak, takriben
yaklaştırmak f. dayamak, yapıştırmak
yakmak f. alevlendirmek, ateşlemek, dağlamak, fitillemek, fosurdamak, içmek, kavurmak, körüklemek, kundaklamak, pişirmek, tutuşturmak, tüttürmek, uyandırmak, üflemek, yandırmak, yangın çıkarmak, yellemek, yelpazelemek dey. ateş vermek, ateşe göstermek/tutmak/vermek, ateşi uyandırmak, kaynar kazana atmak/tıkmak, lambayı açmak, kundak sokmak, od vermek, oda yandırmak, uç uca eklemek, yakıp külünü savurmak, yangın çıkarmak, yangına vermek karş. söndürmek ? ateş, tüttürmek, yanmak
yakut s. lal
yalabık i. ateş, par par, parıl parıl, rahşan, yalım, ziyadar
yalaka s. arsız, dalkavuk, şımarık, yılışık, pöhpöhçü, yağcı dey. çanak ağızlı, yüze gülen
yalan i. abartma, asılsız, bahane, balon, blöf, düruğ, esassız, hilaf, kıtır kurusıkı, masal, mugalata, mübalağa, palavra, riya, tafra, tesvilat, tevvir, tıraş, uydurma, uydurmaca, uydurmasyon, yakıştırmaca dey. Acem aslanı, Acem kılıcı, aslı faslı yok, atıp tutma, çürük söz, gazoz ağacı, katmerli yalan, kulaktan dolma, kurt masalı, kuru sıkı, kuyruklu yalan, nisan balığı, takma bıyık,yalan dolan, yalan yanlış, ..... yalancı dünya, yüksek ustura karş. gerçek, doğru ? abartma, anlamsız, dedikodu, konuşma, sahte, sözde, yalancı, yalan söylemek
yalan söylemek f. atmak, blöf yapmak, kıvırmak, uydurmak, yakıştırmak, yumurtlamak, yuvarlamak dey. ağız yapmak, balon uçurmak, bir ayak üstünde bin yalan söylemek, bom atmak, desteksiz atmak, dikine tıraş olmak, dinini yıkmak, fazla viraj almak, gazel okumak, güm atmak, işkembeden atmak, işkembei kübradan atmak, karnından söylemek, kıtır atmak, kurt masalı okumak/söylemek, kuru sıkı atmak, küllüm yutturmak, madik atmak, mangalda kül bırakmamak, mantar atmak, martaval atmak/okumak, masal okumak, maval okumak, numara yapmak, pencidü atmak, piyaz doğramak, pestil atmak, polim atmak, tıraş etmek, ustura çalıştırmak, viraj almak, yalan yere yemin etmek karş. doğru söylemek ? abartmak, aldatmak, atma, bilirlenmek, iftira etmek, konuşmak, yadsımak, yalan
yalancı s. abartmacı, abartıcı, atıcı, atmasyoncu, blöfçü, dolandırıcı, düzme, düzmece, kaltaban, mübalağacı, palavracı, sahte, şarlatan, taklit, takma, uydurukçu, yapma, yapmacıklı, zahiri dey. bir ayak üstünde bin yalan söyler/kırk yalanın belini büker/bir kişiyi aldatır, iki ağızlı, yalancı çıkarmak/çıkmak/pehlivan/sofu, yalancı sofu, yalancısı olmak, yalanı çıkmak karş. doğrucu, dürüst, içten ? alçak, atma, düzenci, gammaz, iki yüzlü, övüngen, dürüst
yalancıktan z. gelişigüzel, yalandan
yalancılık i. düzenbazlık, ikiyüzlülük
yalandan z. dikkatsizce, entipüften, gelişigüzel, itinasız, özensiz, rasgele, sathi, sudan, şişirme, üstünkörü, yalancıktan, yüzeysel, görünürde, görünüşte, güya, kandırmaca, sanki, sözde, sözümona, sureta, şakadan, şeklen, şişirmece, yüzeysel, zahiren dey. baştan savma, derme çatma, olur olmaz karş. gerçekten
yalanlama i. cevap, inkar, misilleme, mukabele
yalanlamak f. bozmak, çürütmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, nakzetmek, olmazlamak, protesto etmek, reddetmek, rıza göstermemek, veto etmek, yadsımak, yanaşmamak, yokumsamak dey. inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, karşı çıkmak/gelmek, muhalefet etmek, protesto etmek, razı olmamak, refüze etmek, tekzip etmek, veto etmek karş. onaylamak
yalansız s. aldatmaksızın, candan, cidden, doğru, gönülden, gerçek, hakiki, içten, içtenlikle, samimi, samimiyetle, yürekten dey. açık kalple
yalansızlık i. doğruluk
yalaz i. alev, kor, köz
yalaza i. alev, ateş, kor
yalçın i. çetin, dik, düz, eziyetli, güç, kaygan, külfetli, meşakkatli, sarp, yalman, yorucu, zahmetli, zor
yaldız i. al, aldatmaca, altın, aldatıcı, boya, cila, dalavere, dış görünüş, dalavere, düzenbazlık, gümüş, kalpazanlık, kapan, kurnazlık, riyakarlık, suiistimal dey. dış görünüş, göz boyamaca,oyun oynama
yaldızcı s. aldatıcı, allak, aynacı, cambaz, dolandırıcı, düzenbaz, hilebaz, hokkabaz, oyunbaz, sahteci, sahtekar, şarlatan, tertipçi, tuzakçı, yankesici karş. doğrucu
yaldızlamak f. alalamak, bezemek, boyamak, donatmak, parlatmak, süslemek, varaklamak dey. allayıp pullamak, yaldız sürerek süslemek
yaldızlı s. işlemeli, parıl parıl, parlak, pırıl pırıl, rahşan, sahte, süslü, yaldırak, ziyadar
yalgınlık i. çekingenlik
yalı i. ikametgah, konak, konut, köşk, plaj, rıhtım, sahil, villa
yalım i. alev, ateş, çakım, kıvılcım, kor, köz, nar, şerare, şule, uçkun, yalabık
yalın i. açıksözlü, alçakgönüllü, arı, ateş, basit, cavlak, cıbıl, çırılçıplak, çıplak, dal, daltaban, dekolte, dımdızlak, doğal, duru, gösterişsiz, halis, has, hilesiz, iddiasız, kalender, kelek, kibirsiz, kor, köz, kurumsuz, mütevazı, nü, öz, riyasız, sade, saf, saltanatsız, samimi, sivil, soyunuk, süssüz, şatafatsız, üryan, yalınç, yalınayak, yalıncak, yalınkat, yoluk dey. açık seçik, su katılmadık karş. giyinik, gösterişli, örtülü
yalınayak s. çıplak, nü, soyunuk, üryan, yalın
yalınç i. arı, arık, basit, halis, has, hilesiz, katıksız, katkısız, öz, sade, saf, safi, saltanatsız, som, yalın karş. katışık
yalından z. yapmacıklı
yalınkat i. basit, çürük, dayanıksız, entipüften, güçsüz, kalitesiz, kırılgan, metanetsiz, mukavemetsiz, sathi, tapon, tek katlı, uydurma, üstünkörü, yalın, yufka, yüzeysel karş. derin, güçlü, katmerli
yalınlaşmak f. arınmak
yalınlaştırmak f. indirgemek
yalınlık i. sadelik, saflık, tabiilik, tevazu
yalınlıkla z. samimiyetle
yalıtıcı s. yalıtkat
yalıtım i. tecrit
yalıtkat i. izolasyon maddesi, izolatör, tecrit edici, yalıtıcı
yalıtma i. tecrit
yalıtmak f. izole etmek, soyutlamak, tecrit etmek dey. izole etmek, tecrit etmek
yalıyar i. ark, çöküntü, girinti, rıhtım, sahil, su kıyısı, yalpak, yar
yalıyer i. yar
yalız s. par par, parıl parıl, parlak, pırıl pırıl, rahşan, ziyadar
yallah ü. çık git! git! haydi! kalk! yola düş! yollan! yürü! dey. çık git! yola düş!
yalnız s. adamsız, ama, amma, ancak, ayrı, ayrıca, boş, fakat, filhakika, gelgelelim, gerçi, halbuki, ıssız, ise de, kimsesiz, lakin, mamafih, münferit, münhasıran, ne var ki, nedir ki, neylersin ki, ne yaparsın ki, oysa, oysaki, sade, sadece, sahipsiz, salt, sırf, tek, tekil dey. bir baş, bir başına/köroğlu/ayvaz, dokuz körün bir değneği, düdük gibi, kendi kendine, kuru başına/kafa, ne var ki, nedir ki, neylersin ki, ne yaparsın ki, sapsız balta, tek başına, tek bir, tek oturmak, tek kürekle mehtaba çıkma, tek başına olmak, tek yürek olmak, varsa o yoksa o yalnız başına, yek at yek mızrak/baş/başına karş. birlikte ? bekar, bir, yabancı
yalnız başına başlıbaşına
yalnız olma ayrılık
yalnızca i. ancak, sade, sadece, salt, sırf, tek dey. bir başına/başa, tek başına
yalnızlaşmak f. ıssızlaşmak, kimsesizleşmek, metruklaşmak, tenhalaşmak dey. el ayak çekilmek, herkes gitmek, insan kalmamak, kimse kalmamak, yalnız bırakılmak/duruma gelmek/kalmak karş. kalabalıklaşmak
yalnızlık i. bekârlık, bırakılmışlık, ıssızlık, insansızlık, kimsesizlik, kimsesizlik, metrukiyet
yalpa vurarak z. paytak paytak
yalpak s. girgin, insancıl, su kıyısı, yalıyar, yırtık, yüzsüz
yalpalamak f. aksamak, kımıldamak, kösteklemek, sallanmak, salınmak, sarsılmak, sekmek, sendelemek, sürçmek, tekerlenmek, topallamak, tökezlemek dey. ayağı dolaşmak/sürçmek/takılmak, badi badi yürümek, bir dinde durmamak, dengesini bulamamak/kaybetmek/yitirmek, paytak paytak yürümek, salma deve gibi/gezinmek, tuzsuz helva gibi sallanmak, yalpa vurmak
yalpalanmak f. kösteklenmek
yalpalaya yalpalaya z. paytak paytak
yalpık s. basık, küt
yaltak i. alkışçı, dalkavuk, yağcı
yaltakçı i. alkışçı, dalkavuk, yağcı
yaltaklanmak f. dalkavukluk etmek, eteklemek, köpeklemek, köpeklenmek, köpekleşmek, küçülmek, müdahane etmek, müdara etmek, sırnaşmak, sokulmak, yağcılık yapmak, yağ çekmek, yağlamak, yağ yakmak, yaranmak, yılışmak dey. baş sallamak, borusunu çalmak, dalkavukluk etmek, damarına girmek, (el) etek öpmek, kavuk sallamak, kıl çekmek, kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırmak, koltuk vurmak, köpek gibi kemik yalamak, kucağına oturmak, kuyruk sallamak, lala paşa eğlendirmek, müdara etmek, nabzına göre şerbet vermek, türküsünü çağırmak, yağcılık yapmak, yağ çekmek/yakmak, yem dökmek/koymak karş. horozlanmak, saldırmak, sataşmak, vakur davranmak ? dalkavuk, iltifat etmek, kırıtmak, övmek, şımarmak, tebelleş olmak, yalvarmak
yalvaç i. elçi, kitap getirmiş peygamber, resul
yalvarma i. amade, istirham, niyaz
yalvarmak f. acındırmak, asılmak, dilenmek, dua etmek, gıpta etmek, istemek, istirham etmek, istirhamda bulunmak, minnet etmek, müdana etmek, niyaz etmek, rica etmek, susamak, tazarru etmek, yakarmak dey. abıru dökmek, af ve aman dilemek, alttan almak, aman dilemek, amana gelmek/varmak, aşağıdan almak, avuç açmak, ayağına kapanmak, ayağını bırakıp elini öpmek, ayaklarına kapanmak, bir elini bırakıp ötekini öpmek, boynu kıldan ince olmak, boyun bükmek, dil dökmek, dize gelmek/varmak, dizlerine kapanmak, dua etmek, el açmak ayak öpmek/etek öpmek, ele ayağa düşmek/ayağa kapanmak/sarınmak, eline ayağına düşmek/kapanmak/sarılmak/varmak, eline eteğine düşmek/sarılmak, elini bırakıp ayağına sarılmak, eşiğine yüz sürmek/öpmek, eteğine düşmek/sarılmak, eteklerine kapanmak, istirhamda bulunmak, kapısını aşındırmak, minnet etmek, niyaz etmek, ocağımızı ıssız koma demek, ocağına düşmek, önünde diz çökmek/secde etmek, ricada bulunmak, yalvar yakar olmak, yalvarıp yakarmak, yüz kızartmak/suyu dökmek karş. dikleşmek, horozlanmak ? istemek, övmek, tebelleş olmak, üstelemek, yaltaklanmak
yama i. ek, eklenti, ilave, takı, takıntı, ulama, ulantı, zam, zamime, zeyil dey. elden geçirmek, ihya etmek, tamir etmek, yama vurmak/yapmak
yamaç i. bayır, eğim, iniş, meyil, seğirdim, sırt, sev, yar, yokuş
yamak i. asistan, ayakçı, azap, çırak, çiftlik uşağı, hizmetçi, ırgat, komi, koruyucu, miço, muavin, müdafi, seyir, uşak, yardak, yardakçı, yardımcı, yetiştirme
yamalamak f. aktarmak, elden geçirmek, gözemek, kalafatlamak, onarmak, örmek, tamir etmek, yamamak
yamalanmak f. onarılmak, yamanmak
yamalatmak f. ördürmek
yamalı s. delik deşik, elden düşmüş, eskimiş, onarılmış, parça parça, yamanmış dey. delik deşik, elden düşmüş, ekli/eski püskü, iler tutar yeri kalmamış/yok, lime lime, miyadı dolmuş, parçalı bohça, parça parça, yırtık pırtık
yamamak f. akfetmek, çamurlamak, eklemek, iftira etmek, katmak, kötülemek, lakırdı etmek, onarmak, örmek, tamir etmek, ulamak, yamalamak, yama vurmak, yama yapmak, yormak, yüklemek dey. gıybet etmek, günahına girmek, iftira atmak/etmek, isnat etmek, üstüne atmak, yama ile onarmak/yapmak
yaman z. adamakıllı, alabildiğine, aşırı, bir temiz, çetin, dehşetli, enikonu, esaslı, fena halde, gayet, güçlü, güzelce, hakkıyla, iyice, iyicene, kıyasıya, korkulan, kötü, müthiş, öyle, öylesine, öylemesine, pir, sunturlu, şiddetli, yavuz, yeğin, ziyadesiyle dey. bir temiz, fena halde, hatırı sayılır, yerden göğe kadar
yamanmak f. onarılmak, tamir edilmek, yamalanmak, yama vurulmak, yama yapılmak dey. intisap etmek, iş bulmak, işe girmek, iş tutmak, tamir edilmek, yama vurulmak/yapılmak
yamanmış s. ilintili, yamalı
yamatmak f. ördürmek
yampiri s. bakımsız, çarpık, eğik, eğri, nispetsiz, oransız, yampiri, yamuk dey. çarpık çurpuk, eciş bücüş, yamrı yumru, yamuk yumuk
yamuk s. bakımsız, çarpık, eğik, eğri, nispetsiz, oransız, yampiri dey. çağanoz gibi, çarpık çurpuk, eciş bücüş, eğri büğrü, yamru yumru, yamuk yumuk karş. düzgün
yamulmak f. yoğrulmak
yamyam i. barbar, ilkel, vahşi, yabanıl, yabani, yırtıcı
yamyassı s. dümdüz, düpedüz, yassı
yamyaş s. ıpıslak, ıslak, nemli, rutubetli, sırılsıklam, sırsıklam, tavlı, yaş karş. kupkuru
yan i. canip, cenah, cephe, cihet, çeper, dılı, doğrultu, istikamet, kanat, kenar, kıyı, köşe, pervaz, semt, uç, taraf, veçhe, yaka, yön
yanardağ i. dağ
yanardöner s. alaca
yanaşma i. hizmetçi, ırgat, rıza, sığıntı
yanaşmak f. barınmak, başeğmek, bitişmek, çatmak, dayanmak, erişmek, ermek, ihraz etmek, ilgilenmek, kabul etmek, karışmak, rampalamak, razı olmak, rıza göstermek, sokulmak, tutmak, söz dinlemek, ulaşmak, uzanmak, uymak, varmak, yakınlaşmak, yaklaşmak dey. aborda etmek/olmak, borda etmek, çanak yalamak, çengeli takmak demiri almak, gemi kıyıya varmak, gemi limana varmak/girmek, ilgi göstermek, iskele vermek, istek göstermek, istekli olmak, kabul etmek, olumlu karşılamak, rampa etmek, sudan kıyıya düşmek, vasıl olmak, yakına gelmek, yakınına gelmek, yanına gelmek karş. kabul etmemek
yanaşmamak f. çürütmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, nakzetmek, onaylamamak, protesto etmek, razı olmamak, reddetmek, rıza göstermemek, tepmek, veto etmek, yadsımak, yalanlamak, yokumsamak dey. açık almak, el vurmamak, eli cebine gitmemek/varmamak, eli varmamak/gitmemek, geri çevirmek, inkar etmek, itiraz etmek, istekli olmamak, kabul etmemek, karşı çıkmak, muhalefet etmek, olumlu karşılamamak, protesto etmek, razı olmamak, refüze etmek, rıza göstermemek, tekzip etmek karş. kabul etmek
yanaştırmak f. birleştirmek
yandaki s. beriki
yandaş i. destekleyici, müttefik, sempatizan, tarafgir, taraftar, yanlı, yar, yardımcı
yandaşı olmak tutmak
yandaşlar i. yaran
yandım ü. ah
yandım anam! ü. vay!
yangı i. iltihap
yangılı s. iltihaplı, irinli, yangılanmış
yangın i. aşık, cezbe, coşku, coşkunluk, çarpıntı, esrime, galeyan, gayiş, hararet, hayran, karasevdalı, mecnun, müptela, perestişkar, sevdalı, taşkınlık, tutkun, tutuşma, vecit, vurgun, yangın, yanık karş. ilgisiz, sükunet
yangın çıkarmak f. alazlamak, ateşlemek, fitillemek, göymek, harlatmak, kavurmak, kundaklamak, tutuşturmak, yakmak karş. yangın söndürmek
yangın yeri i. enkaz
yanı sıra z. birlikte
yanık i. acılı, acıklı, aşık, bayılan, büyüklenmiş, dokunaklı, elemli, etkili, etkileyici, göynük, göyük, hayran, hazin, içlendirici, mecnun, meftun, perestişkar, viran, vurgun, yara dey. iç parçalayıcı, yanık bağır/rüzgar/ses/toprak/türkü
yanıklık i. acılı, dertli, sızlanma, yakınma
yanılarak z. yanlışlıkla
yanılgı i. aksaklık, aldanma, bozukluk, düş, hata, illüzyon, kötülük, kusur, noksanlık, sehiv, yanılma, yanıltı, yanlış, yanlışlık
yanılma i. aldanma, illüzyon, yanılgı, yanılsama, yanlış
yanılmak f. aldanmak, atlamak, atlatmak, halt etmek, hata etmek, inanmak, kanmak, kapılmak, tuzağa düşmek dey. babaya oturmak, eğri gitmek, evdeki hesap pazar/çarşıya uymamak, hata etmek, hataya düşmek, kabahat etmek/işlemek, kendi gözünü kendi bağlamak, oyuna gelmek, ökseye basmak, pusulayı şaşırmak, sukut-u hayale uğramak, tuzağa düşmek, ucunu elinden kaçırmak, yan basmak, yanılgıya düşmek, yanlış ata oynamak, yanlış kapı çalmak, yanlış yapmak, yanlışlık yapmak
yanılmaz s. şaşmaz
yanılmıyorsam z. belki, herhalde, zannedersem
yanılsama i. düş, hayal, illüzyon, yanılma
yanıltı i. aksaklık, bozukluk, kötülük, kusur, noksanlık, yanılgı, yanlış
yanıltılmak f. yutturulmak
yanıltma i. aldatma, blöf, gözdağı, hıyanet
yanıltmaca i. aldatmaca, şaşırtmaca dey. yanıltacak yolda söz söyleme, yanıltmak için söz söyleme
yanıltmak f. aldatmak, avlamak, ayartmak, gaspetmek, ihanet etmek, inandırmak, işletmek, kandırmak, kazıklamak, oyun oynamak, satmak, tavlamak, tuzağa düşürmek, yutturmak dey. açmaz yapmak, ağına düşürmek, aklını çelmek, ayak yapmak, boğuntuya getirmek, çaparize getirmek, dalgaya getirmek, dolma yutturmak, dümen yapmak, entrika çevirmek, faka bastırmak, felâkete sürüklemek, göz bağlamak/boyamak, gözünü bağlamak/boyamak, hataya düşürmek, hile yapmak, ihanet etmek, ikna etmek, kazık atmak, kerize etmek, kötüye boğmak, kulpa oynamak, madik atmak/oynamak, mandepsiye bastırmak/düşürmek, morfin koymak, numara yapmak, oyuna getirmek, oyun oynamak, sağ gösterip sol vurmak, polim yapmak, sotada bırakmak, takla attırmak, tongaya düşürmek, tuzağa düşürmek, yanılgıya düşürmek, yanlış bilgi vermek, zokayı yutturmak
yanında z. birlikte
yanısıra z. beraber
yanıt i. cevap, karşılık, misilleme, mukabele, tekzip, tepki
yanıtlama i. tekzip
yanıtlamak f. cevaplamak dey. cevabı dayamak/dikmek/yapıştırmak/oturtmak, laf altında kalmamak
yanıtlanmak f. cevaplamak
yanıtlı s. cevaplı
yani i. açıkcası, aslında, doğrusu, hasılı, kısacası, örneğin, özetle, sözgelimi, sözgelişi, velhasıl dey. aslına bakarsan, başka bir deyişle, senin anlayacağın, sözün kısası, uzun lafın kısası
yankesici s. dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, hırsız, hilebaz, korsan, külahçı, madrabaz, oyunbaz, sahteci, sahtekar, soyguncu, şaki, tertipçi, tuzakçı, uğru, vurguncu, yağmacı, yaldızcı dey. açık kaldırımcı, kaldırım kuşu
yankesicilik i. dalavere, hırsızlık, soygunculuk
yankesicilik etmek f. çalmak
yankı i. akis, aksiseda, cevap, eko, misilleme, mukabele, reaksiyon, refleks, tepki, yansı
yankılama i. reaksiyon
yankılanma i. reaksiyon
yankılanmak f. aksetmek
yanlı s. sempatizan, tarafgir, yandaş
yanlış i. aksaklık, asılsız, batıl, bozukluk, eğri, esassız, falsolu, hata, kusur, noksanlık, sakatlık, sehiv, temelsiz, yanılgı, yanılma, yanıltı, yanlışlık
yanlış yapmak hata etmek dey. yanlış adım atmak, falso basmak/yapmak, fasulye mi (dedin), faülllü çalışmak, yanlış adım atmak/ata oynamak/çıkarmak/kapı çalmak/yol, yanlış adım atmak; hatırına bir şey gelmesin
yanlışlık i. aksaklık, aldanma, bozukluk, hata, kötülük, kusur, noksanlık, pot, sakatlık, yanılgı, yanlış
yanlışlık yapmak hata etmek
yanlışlıkla z. bilmeden, bilmeyerek, dalgınlıkla, ezkaza, istemeden, istemeyerek, kasıtsız, kazara, kazayla, keyfi, rastgele, rastlantıyla, tesadüfen, tesadüfi, yanılarak dey. arzu etmeyerek, fasulye mi (dedin), gayri ihtiyari, gönlü olmadan, ister istemez, istemeye istemeye, şans eseri, talihin cilvesi, yarım ağızla karş. kasten
yanlışlıklar i. taksirat
yanlışsız s. doğru, kusursuz
yanlışsızlık i. doğruluk
yanma i. ağrı, ıstırap, sancı, sızı
yanmak f. acımak, ağrımak, alevlenmek, alışmak, ateşlenmek, dertlenmek, eseflenmek, hayıflanmak, hislenmek, ışıldamak, kahırlanmak, kararmak, kavrulmak, kor olmak, kömürleşmek, kömür olmak, kül olmak, parıldamak, parlamak, sancımak, sızlamak, susamak, tutuşmak, ütülenmek, ütülmek, zonklamak dey. alev almak/sarmak, ateş almak/çıkmak/sarmak, bağrına/gönlüne/içine ateş düşmek, canına od düşmek, cayır cayır yanmak, cehenneme kütük olmak, ciğer kebap olmak, çok üzülmek, değerini yitirmek, değeri yok olmak, gönlünde cehennem ateşi kaynarken/yanarken yanağı gül açmak, gözüne yandığım/yandığımın, hükümsüz olmak, ıstakoz gibi kızarmak/olmak, ışık saçmak, işe yaramaz olmak, kor dökmek/kesilmek/olmak, kömür olmak, köz olmak, kül olmak, yangın çıkmak karş. sönmek ? yakmak
yansı i. akis, reaksiyon, refleks, tepki, tepkime, yankı, yansıma
yansılanmak f. aksetmek
yansıma i. akis, reaksiyon, şavk, tepki
yansız s. âfaki, bağlantısız, bitaraf, kayırmasız, nesnel, nötr, objektif, tarafsız dey. taraf tutmayan, yan tutmayan
yansızlık i. adak, dürüstlük
yanşak i. dırdırcı
yanşamak f. konuşmak
yanyana z. beraber
yapabilmek f. becermek
yapay s. eğreti, gayri tabii, imitasyon, kalp, sahte, sentetik, sun'i, taklit, takma, yapma, yapmacık, yapmacıklı karş. doğal, tabii ? sahte, sözde
yapayalnız s. sahipsiz
yapı i. beden, bina, bünye, cibilliyet, cisim, cüsse, endam, fıtrat, fizik, fizyonomi, gövde, huy, inşaat, konut, kuruluş, oluşturma, oylum, strüktür, vücut, yapma
yapıcı i. geliştirici, kalfa, olumlu, oluşturan, önemli işler yapan, yararlı işler yapan, yardımcı, yapan karş. yıkıcı
yapılabirlik i. ekonomik oluş, fizibilite, uygulanabirlik
yapılageliş i. âdet, görenek, örf
yapılı s. büyük, cesametli, cüsseli, iriyarı
yapılış i. kuruluş
yapılmak f. onarılmak, teşekkül etmek
yapım i. bina, çalışma, harekat, imal, imalat, inşa, inşaat, istihsal, üretim, üretme, program, prodüksiyon, program, sanayi, tekvin, üretim, yaratım, yaratış, yaratma ? uygulamak
yapımcı i. amil, fabrikatör, imalatçı, prodüktör, sanayici, türetici, üretici, yaratıcı, yetiştirici karş tüketici
yapımevi i. atelye, imalathane, işyeri, stüdyo, tezgah
yapış i. uygulama
yapışan s. yapışkan
yapışıcı s. yapışkan
yapışık s. birleşik, bitişik
yapışkan s. askıntı, çirkef, kola, balta, musallat, sırnaşık, sıvışık, tebelleş, yapışan, yapışıcı, yapıştırıcı, yılışık, yılışkan dey. at sineği gibi, başa binen, çam sakızı gibi, gitmek bilmez, kapıdan kovsan bacadan düşer, kene gibi, sülük gibi, tutkal gibi karş. vakur
yapışmak f. asılmak, birleşmek, bitişmek, değmek, dokunmak, ilişmek, kavramak, kaynamak, kaynaşmak, kenetlenmek, sarılmak, sataşmak, sırnaşmak, sıyırıp geçmek, toplanmak, tutmak, yığışmak dey. bağlı olmak, balta olmak, bir araya gelmek, dibi/dibini tutmak, iki elle sarılmak, iyice yaklaşmak, kıçından ayrılmamak, musallat olmak, peşini bırakmamak, rahatsız etmek, sadık olmak, sıkıca yakalamak, sokulup değmek, tebelleş olmak, temas etmek, tırnak takmak, yakalayıp bırakmamak karş. bırakmak, kopmak, soğuk durmak
yapıştırmak f. birleştirmek, çalmak, çarpmak, değmek, dokunmak, ekleştirmek, iliştirmek, indirmek, patlatmak, sallamak, savurmak, şaplatmak, takmak, tespit etmek, tutturmak, vurmak, yaklaştırmak, yerleştirmek
yapıt i. eser, kalıntı, mahsul, meyve, netice, sanat eseri, sonuç, ürün, vargı
yapkın s. zengin, zilzurna
yapma1 i. amel, ameliye, çalışma, düzme, eylem, faaliyet, fiiliyet, gerçekleştirme, hareket, harekat, icra, icraat, ifa, imitasyon, infaz, iş, işlem, kılgı, muamele, tatbik, tatbikat, uygulayım, uygulama, yalancı
yapma2 eğreti, imal, imalat, inşa, tesis, uygulama, üretim, yapı, yürütüm
yapma3 sahte, sakın, sakın ha, sentetik, suni, taklit, takma, yapay
yapmacık s. abartılı, abartma, asılsız, düzmece, eğreti, görünüşte, içtenliksiz, mübalağılı, özentili, sahte, samimiyetsiz, suni, uydurma, yalancı, yapay, yapmacıklı, zahiri dey. candan olmayan, doğal olmayan, içten olmayan, içtenlikli olmayan, poz atan/kesen/yapan, rol kesen
yapmacıklı s. abartıcı, abartılı, asılsız, atıcı, blöfçü, düzmece, eğreti, görünüşte, komedyacı, mübalağalı, numaracı, numaradan, özentili, palavracı, sahte, samimiyetsiz, suni, uydurma, yalancı, yalından, yapay, yapmacık, zahiri karş. yapmacıksız
yapmacıksız s. açıksözlü, basit, doğal, gerçek, içten, içtenlikle, numarasız, samimi, samimiyetle dey. içten geldiği gibi, imanı bütün karş. yapmacıklı
yapmak f. başarmak, bulunmak, çoğaltmak, davranmak, etmek, eylemek, gerçekleştirmek, gitmek, görmek, icra etmek, imal etmek, infaz etmek, inşa etmek, işlemek, kılmak, kurmak, oldurmak, oluşturmak, onarmak, takılmak, tamir etmek, tesis etmek, teşkil etmek, tutmak, türetmek, uğratmak, üretmek, var etmek, yaratmak dey. bina etmek, bir sözünü/dediğini iki etmemek, bir yolunu bulmak, el vurmak, elden geleni eksik etmemek, eli değmek/erişmek/işe yatmak/işlemek, elinden birşey kurtulmamak/çıkmak/geleni ardına koymamak/bırakmamak/geleni yapmak/iş çıkmak/gelmek, eline almak, emeği geçmek, er olup baş yarmak, fiiliyata geçirmek, hizmet görmek, icra etmek, ifa etmek, imal etmek, infaz etmek, ipi boyamak, istihsal etmek, iş çıkarmak/görmek, meydana getirmek, ortaya çıkarmak/koymak, realize etmek, sözünde durmak, sözünü tutmak, tahakkuk ettirmek, tatbik ettirmek, yatak yapmak/sermek, yerine getirmek, yürürlüğe koymak, var etmek karş. yok etmek ? uygulamak
yapmamak f. çekinmek dey. başından kalkmak, bir kenara bırakmak, çamura yatmak, el çekmek/vurup etek silkmek, elini sürmemek, işi atlatmak, sözünü tutmamak
yaprak i. forma, kat, katmer, parça, plak, tabaka, varak
yaprak dökümü i. bağbozumu, güz, hazan, sonbahar
yapraklanmak f. yeşermek, yeşillenmek
yapratmak f. kemirmek
yaptırım i. ambargo, erk, müeyyide, zorlama dey. yaptırma gücü, zorunda bırakma, zorunlu kılma
yaptırım hakkı yetke
yaptırmak f. gerçekleştirmek, uygulatmak dey. icra ettirtmek, ifa ettirtmek, tahakkuk ettirtmek, yerine getirtmek, yürürlüğe koydurmak karş durdurmak
yar i. ark, arkadaş, çöküntü, çukur, çukurluk, eğim girinti, hendek, kanyon, koyak, krater, maşuk, maşuka, oynaş, sevgili, sırdaş, su kıyısı, uçurum, vadi, yalıyar, yamaç
yâr i. canan, favori, gözde, sevgili, ahbap, arkadaş, dost, kafadar, tanıdık, yandaş, yardımcı
yara i. apse, arpacık, basur, bere, çatlak, çıban, çizik, dolama, egzama, ergenlik, kangren, hemoroit, isilik, kesik, kırık, kurdeşen, mayasıl, nasır, sıyrık, sıyrıntı, siğil, sivilce, şirpence, ülser, yanık ? iz, ölet, şiş, yaralamak
yaradan i. Allah, Çalap, Hak, Halik, Huda, Mevla, Rab, Tanrı
yaradılış i. ahlak, benlik, bünye, cibiliyet, damar, doğa, fıtrat, hamur, haslet, hilkat, hulk, huy, ıra, karakter, kişilik, maya, meşrep, mizaç, natura, nefis, seciye, şahsiyet, tabı, tabiat, tıynet dey. Allah vergisi, huy hulk, huy hus, huyu suyu, serde kabadayılık (ağalık v.b.) var, serde ... var ? adet, alışkanlık, içgüdü, nitelik, özellik, yetenek
yaradılıştan i. Allah'tan, doğuştan, fıtraten, fıtri, hilkaten, taban
yaralamak f. berelemek, bıçaklamak, biçmek, boğazlamak, çizmek, gücendirmek, kesmek, kırmak, kurşunlamak, sakatlamak, süngülemek, şişlemek, tırmalamak, vurmak, yırtmak, zedelemek ? dövmek, ısırmak, öldürmek, saldırmak, saplamak, vurmak, yara
yaralanan s. kurban, maktul
yaralanma i. incinme, travma
yaralanmak f. alınmak, bıçaklanmak, biçilmek, gücenmek, incinmek, isabet almak, kırılmak, kurşunlanmak, sakatlanmak, sürgülenmek, vurulmak
yaralı s. acılı, dertli, kederli, tasalı, üzüntülü, yaralanmış, yaslı dey. yara bere içinde, yarası olan
yaramak f. elvermek, gitmek, para etmek, sığmak, tutmak, uymak, yakışmak, yaraşmak dey. çare olmak, denk gelmek, fayda vermek, ilaç gibi gelmek, işe yaramak, iyi gelmek, uygun düşmek, yararlı olmak
yaramamak f. para etmemek dey. elle tutulacak tarafı/yeri kalmamak, ezip suyunu içmek
yaramaz i. afacan, azgın, battal, beyhude, boş, faydasız, fena, fuzuli, geçersiz, gereksiz, haşarı, hayırsız, haylaz, hükümsüz, işe yaramaz, kalitesiz, kârsız, kazançsız, kırılgan, köftehor, kötü, kullanışsız, lüzumsuz, muattal, nafili, piç, takılgan, uçarı, vahi, yararsız, yumurcak, zait dey. adam değil cüdam, bostan korkuluğu, canlı canavar, ciğeri beş/bir para etmez, ele alınmaz/alınamaz, eli dursa ayağı durmaz, et diye kaptık, patlıcan börkü çıktı, horoz oğlu, iş yok, kaç para eder/paralık, kurtlu bakla, ne bal etti/mum/ çıkar/mal/meta olduğunu/ne çiçektir biliriz, ne kokar ne bulaşır, şeytan çekici karş. uslu, yararlı
yaramazlaşmak f. azmak, coşmak
yaramazlık i. çapkınlık, haşarılık, uçarılık dey. cinleri kalkmak, dik duvara tırmanmak, düz duvara çıkmak karş. ağırbaşlılık
yaran i. dostlar, kafadarlar, yandaşlar, yardımcılar
yaranmak f. köpeklenmek, küçülmek, sırnaşmak, sokulmak, yaltaklanmak, yılışmak dey. abdal dili dökmek, alkış tutmak, borusunu çalmak/damarına girmek, borusunu çalmak, dalkavukluk etmek, el etek öpmek, etek öpmek, kavuk sallamak, kuyruk sallamak, sepet örene çöp vermek, tenezzül etmek, yağ yakmak
yarar i. avantaj, caiz, çıkar, fayda, geçerlilik, gelir, hasiyet, hayır, hayırlı, intifa, istifade, işe yarar, kâr, kazanç, menfaat, mutabık, münasip, nefi, nimet, uygun, yararlı, yerinde dey. biçilmiş kaftan, dişine göre, ele alınır, eyere de gelir semere de, kafa dengi karş. zarar, yararsız ? gelir, iyilik
yararlandırmak f. nasip etmek dey. bir elin/elle verdiğini öbür elle almak, ekmeğine yağ sürmek/sürülmek
yararlanmak f. anlamak, çimlenmek, çöplenmek, değerlendirmek, faydalanmak, geçinmek, istifade etmek, istismar etmek, işletmek, kâr etmek, kıymetlendirmek, kullanmak, nasiplenmek, sağmak, sebeplenmek, sömürmek, süpürmek, tadını çıkarmak, tatmak, ziftlenmek dey. anafora konmak, atlama taşı yapmak, avanta etmek, bal alacak çiçeği bilmek/sağmak/tutup parmak yalamak, basamak yapmak, bir günlük beylik/parmak üstünde çevirmek/oynatmak/taşla iki kuş vurmak, beleşe konmak, bulanık suda balık avlamak, çıkar sağlamak, dar/darda boğmak, dara boğmak, darda boğmak, derisini soymak, donyağı ile bulgur pilâvı, ekmeğine yağ sürülmüş olmak, ekmeğini yemek, elden düşürmemek/bırakmamak, elden koymak/bırakmak sıkı tutmak, eli ayağı olmak, eteğine sığınmak/yapışmak, etini yemek, fayda görmek, fırsat bilmek, fikir almak, gafil avlamak, haraç yemek, has işlemek, hazıra konmak, iliğini kemirmek, istifade etmek, işini bitirmek, kanını emmek, kâr etmek, kaz yolmak, külah kapmak, lüpe konmak, maşa gibi kullanmak, menfaat görmek, menfaat sağlamak, nalıncı keseri gibi kendine yontmak, paravana yapmak, parmağında çevirmek/oynatmak, parmak yalamak, posasını çıkarmak, rampa etmek, sırtından geçinmek, sırtını dayamak, tadını çıkarmak, taşın suyunu çıkarmak, vakıf çeşmesinden su vermek, yağmur yağarken küpünü doldurmak, yarar görmek, yarar sağlamak, yiyim yeri yapmak, yük olmak ? aldatmak, kazanmak, lüpçü, soymak
yararlı s. besleyici, çıkarlı, elverişli, faydalı, geçerli, hasiyetli, hayırlı, isabetli, istifadeli, işe yarar, iyi, kullanışlı, mugaddi, müfit, nafi, olumlu, onat, salih, şifalı, tesirli, uğurlu, yarar dey. can için taşıyacak, eyere de gelir semere de, her derde deva, ilaç gibi, işe yarar
yararlı olma i. destek
yararlı olmak f. desteklemek, yardım etmek
yararlık i. cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, metanet, moral, yürek, yüreklilik
yararsız s. avara, battal, beyhude, boş, elverişsiz, faydasız, fuzuli, geçersiz, gereksiz, hava, hayırsız, hükümsüz, işe yaramaz, kârsız, kıraç, kullanışsız, kurak, kuru, lüzumsuz, mevsimsiz, muattal, münasebetsiz, nafile, nedensiz, olumsuz, ömürsüz, sıfır, step, tesirsiz, vahi, verimsiz, yaramaz, yersiz, zait dey. aftos piyos, dipsiz tencere camsız pencere, eme seme yaramaz, gemi aslanı, hacet yok, hayır yok, ıvır zıvır, iş yok, işe yaramaz, kaç para eder, kuru gürültü, ne kokar ne bulaşır, neye yarar?, tavşan boku karş. gerekli, yararlı ? anlamsız, boşuna, değersiz, kıraç, kötü, uğursuz, uygunsuz
yarasın! ü. sıhhatine!, şerefe!, şerefine! dey. afiyet bal/afiyet olsun/şeker olsun!, aş ola!, boğaz ola!, taam ola!, tuz ekmek olsun!, yağ bal olsun! ? merhaba
yaraşık s. hakketmiş, layık, müstahak
yaraşıksız s. altüst, elverişsiz, gereksiz, mevsimsiz, münasebetsiz, sırasız, uygunsuz, yersiz
yaraşır s. caiz, hakketmiş, isabetli, mutabık, münasip, müstahak, reva, şayan, uygun, yerinde, zamanında
yaraşırlık i. liyakat
yaraşma i. uyma
yaraşmak f. intibak etmek, sığmak, uymak, yakışmak, yaramak
yaraşmayan s. elverişsiz, gereksiz, mevsimsiz, münasebetsiz, yersiz
yaraştırma i. tensip
yaraştırmak f. tensip etmek, yakıştırmak
yaratan i. mucit
yaratıcı i. Allah, artist, bilgin, mucit, türetici, üretici, yapımcı
yaratıcılık i. esin
yaratık i. bitki, canlı, dirimli, hayvan, mahluk, nebat karş. nesne, şey ? insan
yaratılış i. oluşum
yaratılma i. oluşum
yaratılmak f. görünmek, teşekkül etmek, türemek
yaratım i. yapım
yaratış i. icat, keşif, yapım
yaratma i. buluş, icat, keşif, üretim, yapım
yaratmak f. bulmak, çıkarmak, inşa etmek, keşfetmek, kurmak, oldurmak, oluşturmak, teşkil etmek, türetmek, var etmek, yapmak dey. elinden iş çıkmak/gelmek, eser sahibi olmak, icat etmek, kuru yere kurt düşürmek, lafa çanak tutmak, yoktan var etmek
yarayan s. besleyici
yardak i. muavin, yamak, yardımcı
yardakçı i. alkışçı, dalkavuk, muavin, şakşakçı, yağcı, yamak, yardımcı dey. kahve dövücünün hık/hınk deyicisi, kraldan çok kralcı
yardım i. aracılık, bağış, cemile, çare, destek, fitre, hayır, hayrat, hibe, himaye, himmet, hizmet, ihsan, ilaç, iyilik, katkı, kerem, lütuf, medet, merhem, mükafat, panzehir, reçete, sadaka, saye, sevap, teberru, umar, zekat dey. babalık etme, boş bırakmama, cankurtaran simidi, elden vefa, fikir verme, geçimini sağlama, karıncanın kavı mı çıkmış, kolaylık gösterme, sadaka verme, taşıma su
yardım etmek f. arkalamak, asiste etmek, barındırmak, desteklemek, destek olmak, geçindirmek, hamilik etmek, hatır etmek, himmet etmek, hizmet etmek, iltimas etmek, kalkındırmak, kayırmak, kollamak, lehinde olmak, takviye etmek, tutmak, yararlı olmak, yardımcı olmak, zahir olmak dey. arka çıkmak/vermek, asiste etmek, canını kurtarmak, çorbada tuzu bulunmak, destek olmak, elinden tutmak, elini uzatmak, el vermek, fitre vermek, geçimini sağlamak, gelişmesini sağlamak, hamilik etmek, hatır etmek, hayatını kurtarmak, himmet etmek, hizmet etmek, ıskat vermek, iane vermek, iltimas etmek, imar etmek, imdadına koşmak/yetişmek, inkişaf ettirmek, kredi vermek, kolaylık göstermek, kucak açmak, lehinde olmak, lütufta bulunmak, ödünç vermek, sadaka vermek, sahip çıkmak, selamete çıkarmak, şefaat etmek, takviye etmek, tarafa olmak, tarafgirane davranmak, taraf tutmak, terakki ettirmek, torpil yapmak, torpil patlatmak, yardımda bulunmak, yardım elini uzatmak, yardımına koşmak, yar/yararlı/yardımcı olmak, yardım etmek, zekat vermek karş. baltalamak, mahvetmek ? ilgilenmek, korumak, vermek, yedirmek, yetiştirmek
yardımcı i. adam, arka, asistan, dayanak, destek, destekleyen, gözeten, hami, havari, iltimasçı, kayırıcı, komi, koruyucu, miço, muavin, müdafi, torpil, veli, velinimet, yamak, yandaş, yapıcı, yâr, yardak, yardakçı, yaver dey. el ulağı, geri hizmet ? arkadaş, çömez, hizmetçi
yardımcı olmak desteklemek, yardım etmek
yardımcısız s. kimsesiz
yardımıyla z. sayesinde
yardımlaşma i. dayanışma, elbirliği, imece
yardımlaşmak f. geçinmek
yardımsever s. babacan, cömert, eliaçık, fedakar, hamiyetli, hayırsever, hüsniniyetli, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, oğuz, vicdanlı dey. fukara babası, öksüz anası, öksüz/öksüzler babası
yaren i. arkadaş, sırdaş
yarenleşmek f. sohbet etmek
yarenlik i. hasbıhal, hoşbeş, kardeşlik, konuşma, sohbet
yarenlik etmek f. sohbet etmek
yargı i. ahkam, akıl, fetva, görüş, hüküm, iman, inanç, itikat, kanaat, kanı, kanun, karar, kararname, vargı ? buyruk, düşünce, inanç, yasa
yargıcı i. bilirkişi, fakih, hâkem
yargıç i. arabulucu
yargıçlar kurulu i. jüri
yargılama i. akıl, bilinç, eleştiri, idrak, izan, kavrayış, rahmet
yargılamak f. affetmek, tolerans göstermek dey. adalet dağıtmak, mahkum etmek
yargılı i. hükümlü, kalebent, mahkûm, tutuklu
yarı açmak f. aralamak
yarı kapanmak f. baygınlaşmak
yarık i. çatlak, delik, gedik, kovuk, oyuk, patlak
yarılmak f. atmak, patlamak
yarılmış s. çatlak, haberli
yarım s. eksik, güdük, natamam dey. yarı aç yarı tok, yarı yarıya, yarı belinden bükülmüş
yarım adam i. marazlı
yarım ağızla z. mecburen
yarımay i. ay
yarın z. ati, gelecek
yarısı i. orta
yarış i. karşılaşma, kupa, maç, müsabaka, rekabet, şampiyona, yarışma dey. at koşusu/yarışı
yarış etmek f. yarışmak
yarışlık i. pist
yarışma i. bahis, birincilikler, çekişme, iddia, imtihan, lkarşılaşma, konkur, konkurhipik, koşu, kupa, lig, otarya, maç, münazara, müsakaba, olimpiyat, oyun, rali, rekabet, seçim, şampiyona,turnuva, yarış ? piyango, sınav, yarışmak
yarışma yapmak f. maç yapmak
yarışmak f. atlamak, atmak, çekişmek, çıkışmak, dövüşmek, güreşmek, kaldırmak, karşılaşmak, kaymak, koşmak, maç yapmak, oynamak, ölçüşmek, maç yapmak, müsabaka yapmak, rekabet etmek, tutuşmak, yarış etmek, yüzmek dey. adaylık koymak, aşık atmak, bahse girmek, bahse tutuşmak, boy ölçüşmek, iddiaya girmek/tutuşmak, kürek çekmek, lades tutuşmak, maç yapmak, müsabaka yapmak, rekabet etmek, oyuna çıkmak, yarış etmek ? yarışma
yarıştırma i. kıyas
yarıştırmak f. karşılaştırmak, kıyas etmek, mukayese etmek, nispetlemek
yarkurul i. encümen, komisyon, komite
yarlık i. ihsan, kerem, lütuf, mükafat, sevap
yarmak f. delmek, kakmak, kesmek, sokmak
yarmalamak f. kesmek
yas i. acı, azap, çile, ezinç, gaile, gam, hüsran, ıstırap, kahır, keder, matem, sızı, üzüntü, yeis dey. matem ayı, matemi andıran bir sessizlik
yasa i. anayasa, ilke, kanun, kanunname, kararname, kural, mevzuat, nizam, norm, prensip dey. düzen bağı, kara kaplı kitap, kanun kuvvetinde kararname/esasiye, teşkilatı esasiye kanunu ? kural, yargı, yönetmelik
yasadışı i. adaletsiz, aksız, korsan, yolsuz
yasak i. aforoz, ambargo, haram, kaçak, kanun dışı, kısıt, mekruh, memnuiyet, men, münkerat, yasaklama ? kanunsuz, sınır, yasaklanmış
yasak edilmiş s. yasaklanmış
yasak etmek f. menetmek, önlemek
yasaklama i. ambargo, yasak
yasaklamak f. menetmek, önlemek dey. ambargo koymak, abluka çekmek, ablukaya almak, çember içine almak, çarka etmek, etrafını almak/sarmak, içine almak, istila etmek, kordon içine almak, kuşatma yapmak, muhasara etmek, muhasaraya almak
yasaklanmamış s. helal
yasaklanmış i. haram, kanun dışı, mekruh, memnu, menedilmiş, münker, nehyedilmiş, tabu, turfa, yasak edilmiş karş. kanuni, özgür ? kanunsuz, sınırlı, uygunsuz, yasak
yasal s. adil, haklı, hukuki, kanuni, meşru, nizami
yasamak f. düzenlemek
yasasız s. adaletsiz, kaçak, kanun dışı, kanunsuz
yasçı s. üzgün
yaslamak f. dayamak
yaslanma i. istinat
yaslanmak f. dayanmak, istinat etmek
yaslı s. acılı, cefakar, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, tasalı, üzgün, üzüntülü, yaralı dey. acılı gicili, bağrı yanık/kara, bıçak cana yetişmiş, biberi bol, bir avazı yerde bir avazı gökte, ciğeri dağlı, dünyası haram/zindan/zehir olmuş, içi kan ağlayan, iğne yutmuş, yüreği yaralı
yaslılık i. genişlik
yassı s. basık, düz, düzlem, küt, pat, tabak gibi, yamyassı, yayık, yayvan
yassılanmış s. basık
yassılık i. basıklık
yastanmak f. abanmak
yastık i. minder, şilte
yaş s. çağ, devir, dönem, ıslak, nemli, rutubetli, sırılsıklam, yamyaş, zaman
yaşa! ü. aferin!, bravo!
yaşadıkça z. daima, hep, ilelebet, müebbet
yaşam i. can, dirim, hayat, ömür, varlık, yaşama, yaşantı dey. babana rahmet, berhudar ol, bin yaşa, canına rahmet, eksik olma, nur ol, var ol karş. ölüm
yaşama i. can, hayat, ömür, varlık, varoluş, yaşam
yaşamak f. eğlenmek, eğleşmek, kalmak, keyfetmek, nefes almak, sürmek, tatmak dey. ad bırakmak, adam/insan sarrafı olmak, adı geçmek, adı ile yaşamak/iyi söylenmek/kalmak, bacası tütmek, bir gününü bin etmek, canını kurtarmak, cihan kavgası, dilde gezmek, dokuz dolanmak/dolaşmak, dokuz yorgan eskitmek/paralamak/parçalamak, dünyanın ucu uzundur, gömlek eskitmek, gün görmek, kulakları çınlamak, ömrü geçmek/uzamak, ömür geçirmek/sürmek, paşa gibi yaşamak, sağ kalmak, tadını çıkarmak, var olmak, tarihe geçmek, yarına çıkmak, yarını görmek, yatıp kalkmak
yaşamayan i. ölü
yaşantı i. can, hayat, tecrübe, yaşam
yaşarmak f. sulanmak dey. gözleri buğulanmak/bulutlanmak/dolmak/dolu dolu olmak
yaşayan s. payidar, sağ, yabancı
yaşıt i. akran, denk, eşit, muasır
yaşlanma i. ihtiyarlamak
yaşlanmak f. çökmek, kocamak dey. beli bükülmek, beli iki büklüm olmak, çağı geçmek, çenesi düşmek, dişleri dökülmek, diş kesmez olmak, güçten düşmek, karta kaçmak, kemiği sararmak, kır düşmek, saat onbir buçuğu çalmak, saç sakal ağarmak, saçı başı ağarmak, saçları iki türlü olmak, toprağa bakmak, saçına ak düşmek, yaşını almak, yaşını başını almak, yaş ilerlemek
yaşlı s. akbaba, aksakal, bunak, buruşuk, büyük, emekli, emektar, eski, geçkin, ihtiyar, kart, koca, kocakarı, kocamış, nine, pinpirik, pir dey. beyni sulanmış, bir ayağı çukurda, eski kütük, eski toprak, iki büklüm/kat, kadın nine, kart horoz, kartala kaçmış, piri fani, saçı sakalı ağırmış, saçlı sakallı, şeytan elini çekmiş, tirit gibi, ununu elemiş eleğini asmış, üç otuzluk/otuzunda, yaşını başını almış, yaşlı başlı karş. çocuk, genç, yeniyetme ? ana, baba, ergin, güçsüz, insan, tecrübeli
yaşlılık i. büyüklük
yaşmak i. başörtüsü, maske
yaşmaklamak f. saklamak
yaşmaklanmak f. bürünmek, gizlenmek, örtünmek
yat i. gemi
yatağan i. bıçak
yatak i. ark, divan, karyola, mecra, minder, somya, şilte
yatakhane i. koğuş, otel
yataklı i. tren
yataklık i. karyola
yatalak i. hasta, kötürüm, malul, sağlığı bozuk, sakat, sıhhatsiz
yatır i. evliya, gömütlük, mezar, türbe, veli
yatırım i. aidat, gider, harcama, masraf
yatırımcı i. işadamı, kapitalist, karun, sermayedar
yatırma i. teslim
yatırmak f. koymak, ödemek, tediye etmek, teslim etmek, vermek
yatışma i. düzelme
yatışmak f. düzelmek, gevşemek, hafiflemek, ıslah olmak, limanlamak, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak, sütliman olmak, yumuşamak dey. fırtına yatışmak, itidal bulmak, karar bulmak, sinirleri gevşemek/yatışmak, sinirleri yatışmak
yatıştırıcı i. afyon, esrar
yatıştırma i. arabuluculuk
yatıştırmak f. anlaştırmak, avutmak, barıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek, teskin etmek, uyutmak, uzlaştırmak, yumuşatmak dey. ara bulmak, barış sağlamak, damarını bulmak, körünü öldürmek, mideyi bastırmak, öfkesini almak/çıkarmak, sessizliği sağlamak, sulhu temin etmek karş. kışkırtmak, kızıştırmak ? avutmak, barış
yatıya kalmak akşamlamak
yatkı i. iz
yatkın s. acar, başarılı, becerikli, dahi, dirayetli, eskimiş, güçlü, hünerli, idareli, istekli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, liyakatli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, razı, takım, yetenekli, yeterli, yordamlı
yatkınlık i. beceri, cevher, dirayet, ehliyet, heves, hüner, ihtisas, istidat, kabiliyet, maharet, marifet, meleke, merak, sanat, ustalık, uzluk, yetenek, yeti, yordam
yatmak f. düzleşmek, kestirmek, rahatsızlanmak, serilmek, uyumak, uzanmak dey. battal durumda kalmak, bir seksen uzanmak, çalışmaz durumda kalmak, düz duruma gelmek, gece yatısına gitmek, işlemez durumda kalmak, yatağını ayırmak karş. ayağa kalkmak, dikleşmek
yatsı i. akşam, gece, tün
yavan i. alelâde, anlamsız, katıksız, kuru, lezzetsiz, manasız, saman gibi, tatsız, zırtlak dey. kuru kuru, ot gibi, saman gibi, tadı tuzu yok, tatsız/tuzsuz, yağsız peynir karş. leziz
yavaş s. ağır, aheste, alık, atıl, bati, bezgin, cansız, hımbıl, kokmuş, savsa, sümsük, sünepe, süratsiz, yolsuz dey. ağır aksak ezgi fıstıkî makam, çüş deve, eli ağır, fıstıkî makam, kaplumbağa yürüyüşü, yandan çarklı, yavaş gelmek, yavaş yava karş. acele, ansızın, çevik, evecen, hızlı, tez ? usulcacık, uyuşuk
yavaş yavaş i. aheste, azar azar, giderek, gitgide, gittikçe, peyderpey, sessizce, tedrici, usulca, usulcacık, yavaş, yavaşça, yavaştan dey. adım adım, ağır ağır, aheste aheste, azar azar, ceste ceste, derece derece, gün geçtikçe, günden güne, hafiften hafife, ığıl ığıl, kademe kademe, kerte kerte, sakin sakin, sessiz sedasız, usul usul, yedire yedire karş. aniden, hızla
yavaşça s. ağırca, hafifçe, hafiften, sessizce, sinsice, sükûnetle, usulca, usulcacık, yavaş yavaş, yavaşcacık, yavaştan dey. adım adım, ağır ağır/aksak ezgi fıstıkî makam, aheste aheste, azar azar, belli etmeden, belli olmadan, çıt çıkarmadan, hafif hafif, ığıl ığıl, ince ince, inceden inceye, pest perdeden, sakin sakin, sessiz sedasız/sessiz, tıngır mıngır, ucu ucuna, uç uca, ufaktan ufağa/ufaktan, usul usul, yan yan, yavaş yavaş
yavaşçacık z. aheste, sessizce, sükûnetle, usulcacık, yavaşça
yavaşlamak f. ağırlamak, ağırlaşmak dey. ağır gitmek, frenleri kısmak, gaz kesmek, karıncaya binmek, yavaştan almak
yavaşlatmak f. azaltmak dey. acele etmemek, ağır yapmak, fren yapmak, isteksiz görünmek, işi ağırdan almak, işi savsaklamak
yavaştan z. aheste, sessizce, sinsice, sükûnetle, usulcacık, yavaş yavaş, yavaşça
yaver i. muavin, yardımcı, emir subayı
yavru i. çocuk, evlat, kız, küçük oğul dey. agu bebek, agucuk bebek/yavru
yavruağzı s. al, pembe
yavrulamak f. anne olmak, buzağılamak, çoğalmak, doğum yapmak, doğurmak, enciklemek, eniklemek, kurtulmak, kuzulamak, üremek, yumurtlamak dey. anne olmak, civciv çıkartmak, çocuğu olmak, çocuk getirmek, dünyaya getirmek, kızı olmak, kuluçkaya yatmak, oğlu olmak, yavru doğurmak, yavrusu olmak
yavşak i. bit
yavuklu i. canan, maşuk, maşuka, namzet, nişanlı, oynaş, sevgili, sözlü
yavuz i. acar, atak, atılgan, baskın, çetin, dişli, enerjik, erkli, fena, güçlü, güzel, haşin, iktidarlı, iyi, kadir, keskin, kötü, kudretli, kuvvetli, muktedir, müthiş, selahiyetli, sert, şiddetli, yaman, yeğin, zorlu
yavuzlaşmak f. dikilmek, efelenmek, kabadayılaşmak, koçlanmak, sertleşmek, yiğitlenmek, yüreklenmek dey. aslan kesilmek karş. sinmek
yay s. eğri
yaya kaldırımı i. kaldırım
yayan i. bilgisiz, cahil, yaya, yürüyen, yürüyerek karş. ince
yaygara i. bağırış, bağırma, çığırtı, çığlık, feryat, figan, haykırış, inilti, nara, vaveyladey. mahalleyi ayağa kaldırma
yaygaracı s. carcar, çaçaron, edepsiz, farfara, geveze, gürültücü, münakaşacı, patırtıcı, şamatacı, şirret, velveleci, zilli dey. cadı gibi, çenesi düşük, dili uzun, dili uzun/zifir, eli bayraklı/maşalı/sopalı, ısırgan gibi, mahalle karısı karş. sessiz
yaygaracılık i. şirretlik
yaygı i. battaniye, cicim, çaçala, çarşaf, çul, örtü, halı, hasır, keçe, kilim, namazlık, örtü, post, paspas, peluş, savan, seccade, velense, yolluk
yaygın i. genelleşmiş, maruf, meşhur, popüler, sanlı, sevilen, şanlı, şöhretli, tutulan, umumi, ünlü, yaygınlaşmış, yayılmış
yaygınlaşmak f. yayılmak
yaygınlıkla z. genellikle, umumi
yayık i. basık, düz, düzlem, küt, pat, tabak gibi, yassı, yayvan dey. çarşaf gibi, pide gibi, tabak gibi, tabak gibi karş. dik, sivri ? alan, düzlem
yayılma i. açılma, dağılım, dallanma, ilerleme, istila
yayılmak f. basmak, bastırmak, bulaşmak, bürümek, büyümek, dağılmak, dallanmak, döşenmek, duyulmak, gelişmek, genelleşmek, genişlemek, ilerlemek, intişar etmek, istila etmek, işitilmek, kabarmak, kaplamak, kaydolmak, köklenmek, kurulmak, örtmek, serilmek, sızmak, yaygınlaşmak, yemek dey. ağızlarda sakız olmak, dal budak salmak, Cezayir dayısı gibi kurulmak, dallanıp budaklanmak, dile düşmek, duymayan kalmamak, hastalık bulaşmak/geçmek, kol atmak/uzatmak, maça beyi gibi kurulmak, meydan almak, Mısır'daki sağır sultan bile duymak, ortalığı tutmak, sergi olmak, şüyu bulmak, yaygınlık kazanmak
yayılmış s. serili, yaygın
yayımcı i. editör, naşir
yayımcılık i. editörlük, naşirlik
yayımlamak i. basmak, bildirmek, çıkarmak, dağıtmak, dergilenmek, duyurmak, ilan etmek, neşretmek, neşriyat yapmak, tabetmek, teksir etmek, yayın yapmak ? üretmek
yayın yapmak yayımlamak
yayınevi i. işyeri
yayınlamak f. bildirmek, ifşa etmek
yayla i. alan, ova, plato, yüksekler, düzlük
yaylak i. çayır, çayırlık, çimen, çimenlik, haymana, konut, mera, otlak, otluk
yaylan! ü. defol
yaylanma i. esneklik
yaylılık i. esneklik
yayma i. propaganda
yaymak f. açıklamak, bildirmek, dağıtmak, ifşa etmek, ilan etmek, koymak, neşretmek, örtmek, saçmak, sermek, sızdırmak, teşhir etmek, tevzi etmek, yaygınlaştırmak, yedirmek dey. davul çalmak, defe koyup çalmak, dilini düdük etmek, sınırı genişletmek, tefe koymak/koyup çalmak
yayvan i. basık, düz, düzlem, küt, tabak gibi, yayık, yassı
yazar i. aşık, başmuharrir, başyazar, bibliyograf, bibliyografçı, denemeci, edip, eleştiri, eleştirmeci, eleştirmen, fıkracı, gazeteci, hikayeci, kalemşor, mizahçı, muhabir, muharrir, münekkit, nasir, ozan, öykücü, romancı, şair, tenkitçi, yorumcu dey. deneme yazarı, fıkra yazarı, eli kalem tutar, kalem erbabı/sahibi, mizah muharriri/yazarı, oyun/öykü/piyes/roman yazarı, saz şairi, tenkit yazarı ? emekçi, hikaye, yazı, yazman
yazgı i. alınyazısı, baht, devran, ecel, felek, fırsat, karayazı, kader, kısmet, mukadderat, nasip, olacak, önoluşum, sûr, şans, takdir, takdiri ilahi, taksirat, talih, tecelli, uğur, yazı, yıldız, yom dey. Allah yazısı, kaza ve kader, takdiri ilahi
yazı i. alan, alınyazısı, anı, başmakale, başyazı, belge, bildiri, biyografi, deneme, düzyazı, eleştiri, felek, fıkra, fırsat, günce, günlük, hat, hatırat, ibare, inceleme, kader, kısmet, kompozisyon, makale, metin, mukadderat, nesir, not, ova, özet, rapor, röportaj, seyahatname, sûr, şans, takdiri ilahi, talih, tasvir, tecelli, tefrika, tenkit, uğur, yazgı, yorum dey. bacaklı yazı, el yazısı
yazıhane i. büro, daire, kalem, işletme, işlik, işyeri, kütüphane, makam, masa, muayenehane, ofis
yazık i. efsun! eyvah! gaf, günah, kabahat, maalesef, pot, suç, vah vah, vah zavallı! dey. ne yapalım ki, vah vah! ? of!
yazıklama i. üzüntü
yazıklanan s. pişman
yazıklandırmak f. hislendirmek, müteessir etmek, pişman etmek, üzmek
yazıklanma i. acı, azap, dert, gaile, gam, hayıf, hüsran, hüzün, ıstırap, kahır, keder, matem, sızı, yeis
yazıklanmak f. acımak, acınmak, çile, hayıflanmak, hislenmek, insafa gelmek, merhamet etmek, pişman olmak, teessüf etmek, vahvahlanmak, yerinmek dey. eyvah demek/etmek, nedamet çekmek/getirmek, ördek muhabbeti yapmak
yazıklı s. günahkar, kabahatli, kusurlu, suçlu, zanlı
yazıksız s. masum
yazılı i. deneme, mukadder, pusula, sınav, test, yoklama
yazılmak f. iştirak etmek, katılmak
yazışma i. haberleşme, muhabere
yazıt i. anı, başmakale, başyazı, biyografya, deneme, düzyazı, eleştiri, eleştirme, fıkra, hatırat, hulasa, ibare, inceleme, inşa, günlük, kompozisyon, nesir, not, makale, metin, özet, rapor, röportaj, seyahatname, şerh, tasvir, tefrika, tenkit, yorum ? belge, bildiri, hikaye, mektup, oyun, tasarı, yazar, yazmak
yazlamak f. eğleşmek
yazlık i. ikametgah, konut, sayfiye, villa
yazma i. başörtüsü, not, tahrir
yazmak f. bilgisayara çekmek, cızıktırmak, çiziktirmek, daktilo etmek, daktiloya çekmek, derkenar etmek, dikte etmek, döktürmek, döşenmek, fişlemek, karalamak, kaydetmek, müsvedde yapmak, not etmek, süslemek, tape etmek, telif etmek, tescil etmek, tespit etmek, zaptetmek dey. adres koymak, beyaza çekmek/etmek, daktilo etmek, daktiloya çekmek, defter tutmak/etmek, derkenar etmek, destan düzmek, dikte etmek, inşa etmek, imza koymak, kağıda dökmek/kaleme sarılmak, kağıt üzerine dökmek, kalem çalmak/oynatmak, kaleme almak/kağıda sarılmak, kanlı yaş ile yazmak, karta dökmek, kayda geçmek/geçirmek, müsvedde yapmak, not almak/düşmek/etmek/tutmak, tape etmek, tarih koymak, telif etmek, temize çekmek, tertip etmek, tescil etmek, tespit etmek, yazıp çizmek, yazıya/kaleme dökmek, yazıya geçirmek, zabıt tutmak, zapta geçmek karş. silmek ? açıklamak, bildirmek, tanımlamak, yazı
yazman i. arzuhalci, başkatip, başyazman, daktilo, daktilograf, hattat, katibe, katip, mektupçu, mukayyit, noter, sekreter, steno, stenograf, tezkereci, tuğrakeş dey. kalem efendisi, kayıt memuru, tahribat katibi, tahrirat müdürü, zabıt katibi ? emekçi, yazar
yedek s. ihtiyati
yedirici s. bonkör, cömert, hovarda, ikramcı, koçak, mirasyedi, müsrif, semih, vergili
yedirme i. besleme, emdirme
yedirmek f. bakmak, beslemek, doyurmak, emdirmek, emzirmek, içirmek, otlatmak, yaymak, yemeklemek, yutturmak dey. besiye çekmek, boğazına tıkmak, mama yedirmek, meme emdirmek/vermek, nafakasını vermek, ot vermek, süt emdirmek/emzirmek, şölen vermek, yedirip içirmek, yemek çıkarmak/vermek/çıkarmak, yem dökmek, yem venmek/yedirmek, ziyafet çekmek/vermek ? ağırlamak, aş, yardım etmek, yemek, yetiştirmek
yegane i. bir, biricik eşsiz, emsalsiz, münferit, yek, yekta
yeğ i. âlâ, birinci, ehven, evla, hallice, iyi, kalite, kaliteli, makbul, seçme dey. daha elverişli/iyi/üstün/uygun, ehven-i şer, şayanı tercih, tercih edilir, üstüne yok, üzerine yok
yeğin i. acar, akut, aşırı, atak, atılgan, baskın, dişli, enerjik, erkli, güçlü, hâd, iktidarlı, kadir, kavi, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, nüfuzlu, selahiyetli, şedit, şiddetli, takatli, üstün, yaman, yavuz, yetkili, zağlı, zorlu karş. güçsüz
yeğinleşmek f. kuvvetlenmek, şiddetlenmek dey. baskın çıkmak/gelmek, güç duruma düşmek, üstün duruma gelmek
yeğinlik i. derman, erk, fors, güç, iktidar, kudret, kuvvet, mecal, sulta, şiddet, takat
yeğleme i. rey, seçme, tercih
yeğlemek f. ayırmak, bayılmak, eğinmek, hoşlanmak, ihtiyar etmek, iltizam etmek, rey vermek, seçim yapmak, seçmek, tercih etmek dey. ehven bulmak, ehvenişer bulmak, gözüne kestirmek, üstün bulmak/tutmak, yeğ tutma ? beğenmek, seçmek
yeğlik i. rüçhan, üstünlük
yeğnilik i. ferahlık, hafiflik, kolaylık, rahatlık karş. zorluk
yeis i. acı, azap, çile, dert, elem, ezinç, gaile, gam, hayıf, hayıflanma, hicran, hüsran, hüzün, ıstırap, içlenme, kahır, karamsarlık, kasavet, keder, kötümserlik, matem, sızı, teessüf, teessür, umutsuzluk, üzüntü, yas, yazıklanma karş. neşe
yek i. bağlantısız, bambaşka, bir, münferit, müstakil, tek, vahit, yegane, yekta
yekdiğeri i. başka, başkası, birbiri, diğeri, öteki
yeknesak i. bitevi, biteviye, monoton, tekdüze
yeksanaklık i. aynılık, biteviyelik, değişmezlik, monotonluk, tekdüzelik
yekpare i. birleşik, blok, bütün, kesiksiz, kesintisiz,
yeksan i. beraber, bir, biteviye, düz, eşit karş. ayrı
yekta i. bağlantısız, bambaşka, benzersiz, bir, biricik, eşsiz, münferit, müstakil, tek, yegane, yek
yekten i. ansızın, baştan, birden, birdenbire, pat diye, pattadak, zıngadak
yekun s. toplam, total
yel i. ağrı, esinti, hava, rüzgar
yele i. kıl, perçem
yelem s. kayıtsız
yeleme i. gamsız, ilgisiz, kaytarıcı, meraksız, nemelazımcı, savruk, umursamaz
yelkenli i. gemi, kayık, mavna, sandal, taka
yellemek f. yakmak
yelli s. rüzgarlı
yelmek f. seğirtmek
yelpazelemek f. yakmak
yeltenmek f. başlamak, davranmak, girişmek, harekete geçmek, kalkmak, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutturmak
yem i. aş, erzak, kapan, olta, pusu, tuzak, yiyecek, zoka
yemek1 f. atıştırmak, beslenmek, çerezlenmek, çimlenmek, çöplenmek, dişlemek, dolandırmak, doymak, gaspetmek, göçürmek, haklamak, hırsızlık etmek, ısırmak, iftar etmek, kahvaltı etmek, kaşıklamak, meme emmek, otlamak, otlanmak, soygun yapmak, soymak, sömürmek, süt emmek, taam, taam etmek, tatmak, tıkınmak, tıkıştırmak, yayılmak, yemlenmek, yutmak, zıkkımlanmak, ziftlenmek dey. Agop'un kazı gibi yutmak, ağzına atmak, altlık yapmak, Bağdat'ı tamir etmek, boğaz içinde kavga var, boğazı işlemek, boğazını doyurmak/işlemek, can beslemek, cila çekmek/vermek, çenesi oynamak, çeşnisine bakmak, çorba içmek, daha ne demek, ekmek katık, ekmek yemek, et lokması, gıda almak, gördüğünü yemek, gövdeye atmak/indirmek, gözüyle yemek, güvey yemeği, habe etmek/kaymak/uçlanmak, işkembeyi doldurmak/şişirmek, karın doyurmak, kaşık atmak/çalmak, kazanda pişirip kapağında yemek, kayıntı yapmak, kuş gibi yemek, lokma etmek, mazot almak, mideye indirmek, nefis körletmek, oburca yemek, orucu bozmak, oruç açmak/yemek, safra bastırmak, sahur yemek, silip süpürmek, tadına bakmak, tatlılı yahni, tıka basa yemek, yalayıp yutmak, yemek yemek, yiyip içmek, zilliyi kırmak, ziyafet çekmek, ziyafete konmak ? aş, aşevi, eğlence, emmek, ısırmak, içmek, öğün, tüketmek, yedirmek
yemek2 i. aş, besin, erzak, gıda, nevale, öğün, yiyecek
yemek borusu i. boğaz
yemek salonu i. kafeterya, lokanta, restoran, kantin
yemek vagonu i. lokanta
yemek vermek f. beslemek
yemek yedirmek f. beslemek
yemekhane i. aşevi, kafeterya, kantin, lokanta
yemeklemek f. yedirmek
yemeklik i. besin, nevale
yemeni i. ayakkabı, başörtüsü
yemenici i. kunduracı
yemenili i. başörtülü
yemin i. ant dey. imanına and vermek, ekmek çarpsın, el basmak, kitaba el basmak, kur'ana el basmak, ölüsünü öpmek, Rabbena hakkı için, söz vermek, şeref sözü
yemin etmek f. andetmek, ant içmek
yemiş i. aş, erzak, hasılat, mahsul, meyve, semere, sonuç, ürün, yiyecek
yemlemek f. beslemek
yemlenmek f. yemek
yemlik i. av, kurban
yenen i. galip, muzaffer, utkulu
yenge i. eş, kılavuz, teyze
yengi i. başarı, ergi, muvaffakiyet, muzafferiyet, rekor, utku, zafer
yeni s. acar, acemi, asri, cahil, cedit, colpa, çağcıl, çağdaş, çil, hadis, kıdemsiz, kullanılmamış, modern, muasır, müceddet, nev, nevin, nevzuhur, olmamış, pırıl pırıl, taze, torlak, toy, turfanda dey. çamuru karnında, çiçeği burnunda, çiçeği burnunda çamuru karnında, dumanı üstünde, dün bir, bugün iki, el değmemiş, eski ağıza yeni kaşık/taam, gıcır gıcır, kız gibi, mürekkebi kurumamak, sıfır kilometrede/kilometre, yakası açılmadık, yeni ayak/baştan/bir kalıba dökülmek/ çıkma/çıkmış/icat/kuşak/zengin, yenice eleğim seni nerelere asayım, yeniden yeniye karş. eski eskimiş ? taze
yeniden z. baştan, gene, tekrar, yine dey. gerisin geri, sıfırdan başlayarak, sil baştan, yeni baştan
yeniden yapmak f. restore etmek
yenik s. başarısız, mağlup dey. yenik düşmek/pehlivan güreşe doymaz
yenilebilir s. tatlı
yenileme i. tecdit, tekrarlama
yenilemek f. değiştirmek, tamir etmek, tazelemek dey. bıçak vurmak, çulu düzeltmek/düzmek, defter açmak, el tazelemek, kılık kıyafeti düzmek
yenilenen s. tekrarlı
yenileniş i. dönüşme
yenilenme i. ihtilal
yenileşme i. başkalaşım, değişim, devrim, dönüşme, ıslahat, istihale
yenileşmek f. başkalaşmak, dönüşmek, inkılap etmek, istihale etmek
yenilgi i. bozgun, bozgunluk, çözümle, fiyasko, hezimet, mağlubiyet, muvaffakiyetsizlik dey. bozgun havası, kahve ağacı, yaya kaldın tatar ağası
yenilik i. bekâret, değişim, devrim, ihtilal, inkılap, ıslahat
yenilikçi s. devrimci, ilerici, inkılapçı, modern, nev, reformcu
yenilme i. halel, mağlubiyet
yenilmek f. abandone olmak, alt olmak, bozulmak, çözülmek, dağılmak, diskalifiye olmak, haksız çıkmak, kaput gitmek, kaybetmek, mağlup olmak, nakavt olmak, oyunu kaybetmek, pes etmek, sınmak, teslim olmak, tuş olmak, ütülmek, verinmek dey. açık düşmek, alt olmak, altta kalmak, amana gelmek, bahsi kaybetmek, baş eğmek, boyun eğmek, bozguna uğramak, bozgun vermek/yemek, dama vermek, davayı kaybetmek, diskalifiye olmak, diz çökmek, haksız çıkmak, hezimete uğramak, iflas bayrağını çekmek/etmek, imana gelmek, kaput gitmek, kozu/kozunu kaybetmek, mağlubiyete uğramak, mağlup olmak, mars olmak, mat olmak, nakavt olmak, nal toplamak, nefsine mağlup olmak, oyunu kaybetmek, pabucuna kum dolmak/taş kaçmak, partiyi kaybetmek, pes demek/etmek, sakalı ele vermek, sırtı yere gelmek, takım yatmak, teslim olmak, tuşa gelmek, tuş olmak, yenik düşmek, yenilgiye uğramak karş. başarmak, kazanmak, yenmek ? aldanmak, kaçmak, mahvolmak, zara etmek
yenilmiş s. başarısız, mağlup
yeniyetme i. babayiğit, civelek, dadaş, delikanlı, ergen, gencecik, genç, kızan, körpe, yetişkin karş. yaşlı ? çocuk, insan, taze, yiğit
yenmek f. alt etmek, bastırmak, başarmak, birinci olmak, bozmak, dağıtmak, fethetmek, galebe etmek, haklamak, işgal etmek, kaçırmak, kazanmak, mağlup etmek, mahvetmek, muzaffer olmak, nakavt etmek, oyun almak, pes ettirmek, sındırmak, sindirmek, şampiyon olmak, tuş etmek yatırmak, zafer kazanmak dey. abandone etmek, adam aktarmak, ağır basmak, al aşağı etmek, alt aşağı vurmak/etmek, aman dedirtmek, amana getirmek, ağzını kapatmak/tıkamak, ağzının payını vermek, başını ezmek, birinci gelmek, borusu ötmek, boyunduruk altına almak, bozguna uğratmak, burnundan yakalamak, cevabı oturtmak/yapıştırmak, çenesini kapamak, dağları devirmek, ensesine binmek, diş geçirmek/tırnak göstermek, galebe çalmak/gelmek, galibiyet almak/kazanmak, galip gelmek, hakkını avucuna vermek, haklı çıkmak, hezimete uğratmak, iflahını kesmek, imana getirmek, iyi etmek, kafa koparmak, kafaya almak, kıç attırmak, kol burmak/bükmek, kündeden atmak, kündeye getirmek, lafı/lakırdıyı ağzına tıkamak, maçı kazanmak, mağlup etmek, mağlubiyete uğratmak, mars etmek, mat etmek, muzaffer olmak, nakavt etmek, pabucunu başına giydirmek, pes dedirmek/ettirmek, sırtını yere getirmek, takımı yırtmak, taşı gediğine koymak, tuş etmek, tuşa getirmek, tuttuğunu koparmak, üç çıkmak/gelmek, üstün çıkmak/gelmek, yenilgiye uğratmak, yenik düşürmek, yere sermek, zafer kazanmak, zaferden zafere koşmak karş. yenilmek, kaybetmek ? aldatmak, bastırmak, başarı, başarmak, bozmak, devirmek, direnmek, dövmek, kazanmak, mahvetmek, susturmak, zapt etmek
yepyeni i. alışılmadık, ambalajında, bakir, bilinmedik, çil çil, çok taze, çok yeni, görülmedik, kullanılmamış, pırıl pırıl, taptaze, tertemiz dey. çil çil, gıcır gıcır, pırıl pırıl, el değmedik karş. eskimiş, modası geçmiş
yer i. alamet, basamak, belirti, bölge, bucak, çentik, derece, dolay, dünya, düzey, etraf, evren, havali, işaret, iz, kademe, kazıntı, köşe, küre, mahal, mahalle, makam, mekan, merci, merhale, mertebe, mesken, mevki, mevzi, mıntıka, muhit, nişan, nokta, sahne, semt, taraf, yeryüzü, yöre, zemin ? bölge, doğrultu, durak
yerel i. bölgesel, çevresel, lokal, mahalli, mevzii, yerli, yöresel
yergi i. alay, hiciv, hicviye, iftira, istihza, lakırdı, satir, taşlama, yerme, zem, zemmetme karş. övgü
yergici i. hivciv ustası, müstehzi, taşlamacı, yermeci karş. kasideci
yerilmek f. aşağılanmak
yerimsemek f. alışmak
yerinde i. adil, anlamlı, caiz, elverişli, hakketmiş, haklı, isabetli, kaideli, mahal, muvakıf, münasebetli, münasip, müsait, müstahak, mütenasip, olacak, reva, sebepli, sıralı, sırasında, şayan, şık, usturuplu, uygun, uz, vaktinde, yakışır, yarar, yaraşır, zamanında karş. uygunsuz
yerinden oynamak dalgalanmak, kıpırdanmak
yerinme i. dert, esef, hayıf, nedamet
yerinmek f. acılanmak, acımak, acınmak, esef etmek, eseflennek, hayıflanmak, istiğfar etmek, nadim olmak, nedamet duymak, nedamet getirmek, pişman olmak, pişmanlık duymak, teessüf etmek, yazıklanmak dey. esef etmek, istiğfar etmek, nadim olmak, nedamet duymak/getirmek, pişman olmak, pişmanlık duymak, teessüf etmek, tövbeden gelmek, tövbekar olmak, vicdan azabı çekmek karş. hoşnut kalmak
yerküre i. dünya, evren, küre, yeryüzü
yerleşik s. oturmuş, sabit, yerleşmiş olan karş. göçebe, seyyar
yerleşme i. ikamet, istikrar
yerleşmek f. barınmak, eğleşmek, ikamet etmek, konmak, köklenmek, kökleşmek, kurulmak, mukim olmak, oturmak, sakin olmak, sinmek, teessüs etmek, temellenmek, temelleş, temelleşmek, tutunmak, yurtlanmak, yuvalanmak dey. başını sokmak, başını/kafasını sokmak, cana yuva yapmak, çil salmak, çivi çakmak, demir atmak, ev açmak/bark olmak, ikamet etmek, kafasını sokmak, karar kılmak, kazık atmak/kakmak/çakmak, kilimi kebeyi sermek, kök salmak/tutmak, mesken tutmak, minder sermek, mukim olmak, postu sermek, pöstekiyi sermek, sivilce yenirce olmak, temel kakmak/tutmak, yer edinmek/etmek, yerine oturmak, yurt edinmek/tutmak/yapmak, yuva yapmak karş. göçebe yaşamak ? sürmek
yerleşmiş s. istikrarlı, oturmuş, sarsıntısız
yerleştirme i. düzenleme, takrir
yerleştirmek f. bindirmek, derlemek, dizmek, düzeltmek, düzenlemek, istiflemek, koymak, nizamlamak, stok etmek, tertiplemek, toparlamak, vurmak, yapıştırmak, yurtlandırmak dey. çeki düzen vermek, dağarcığına atmak, derleyip toplamak, düzene koymak/sokmak, eyer kapamak/vurmak, hale yola koymak, intizama koymak, istif etmek, tanzim etmek, tasnif etmek, tertibe koymak/sokmak, tertip etmek
yerli s. çevresel, durağan, lokal, mahalli, yerel, yöresel
yerme i. alay, çekiştirme, eleştiri, hakaret, hiciv, iftira, lakırdı, taşlama, yergi
yermek f. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, çekiştirmek, geçmek, hicvetmek, ıslıklamak, iftira etmek, iğnelemek, istihza etmek, itham etmek, karamak, karambol, kınamak, kötülemek, kötümsemek, kritik etmek, lakırdı etmek, lanetlemek, sitem etmek, sokuşturmak, suçlamak, taşlamak, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek dey. aleyhinde bulunmak/ konuşmak, aleyhinde söylemek, atıp tutmak, dağdan taş yuvarlar gibi laf söylemek, denli densiz konuşmak, diliyle sokmak, geçmişini/geçmişlerini karıştırmak, itham etmek, kirli çamaşırlarını ortaya dökmek, kötü söylemek, takbih etmek, teneke çalmak, yuf borusu çalmak/öttürmek, yuf çekmek/okumak, yuh/yuha çekmek, yuha çekmek, yuhaya tutmak, yüzüne çarpmak/vurmak karş. iltifat etmek, methetmek, övmek ? azarlamak, curnal etmek, eleştirmek, iftira etmek, iğnelemek, ilenmek, rezil etmek, sövmek
yersiz s. abes, adaletsiz, ahenksiz, alakasız, altüst, batıl, boş, çiğ, düzensiz, elverişsiz, gayri caiz, gayri muvafık, gayri münasip, geçersiz, gereksiz, haksız, insicamsız, isabetsiz, mahalsiz, manasız, mevsimsiz, münasebetsiz, olmadık, olmayacak, rabıtasız, sırasız, sistemsiz, tutarsız, uygunsuz, vakitsiz, yakışıksız, yararsız, yaraşıksız, yaraşmayan, yurtsuz, zamansız dey. abuk sabuk, aç açık, bok yemek, evi omuzunda, gayri caiz/muvafık/münasip, güleyim bari, ipi sapı yok, ipipallah sivri külah, olmadık söz, utandınsa yüzüne kalbur tut karş. yerinde
yeryuvarı i. evren, küre, yeryüzü
yeryüzü i. acun, alem, arz, cihan, darıdünya, devran, dünya, evren, kara, küre, yer, yerküre, yeryuvarı
yeşermek f. budaklanmak, çimlenmek, filizlenmek, patlamak, şenelmek, yapraklanmak, yeşillenmek, zümrütlenmek dey. filiz vermek, yaprak vermek, yemyeşil olmak, yeşil renk olmak
yeşillenmek f. çimlenmek, filizlenmek, yapraklanmak, yeşermek, zümrütlenmek
yeşillik i. park, sebze, zerzavat
yetenek i. anıklık, beceri, becerik, beceriklilik, cevher, dahilik, deha, dirayet, eğilim, ehliyet, ekin, görgü, had, heves, hüner, ihtisas, istidat, kabiliyet, kifayet, liyakat, maharet, marifet, meleke, merak, mütehassıslık, performans, sanat, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yeterlik, yeti, yetiklik, yordam, zanaat dey. altın bilezik, el uzunluğu/yatkınlığı, müzik kulağı, tabiî kabiliyet ? akıl, bilgi, eğilim, yaradılış
yetenekli i. acar, anık, artist, başarılı, becerikli, cevherli, çevrimli, dahi, değimli, dirayetli, güçlü, hünerli, idareli, istidatli, işgüzar, kabiliyetli, liyakatli, maharetli, mahir, marifetli, sanatkar, şahbaz, tirendaz, usta, uz, uzel, yatkın, yeterli, yordamlı karş. yeteneksiz
yeteneksiz s. anıksız, başarısız, beceriksiz, dirayetsiz, güçsüz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, kaltaban, kısır, kifayetsiz, liyakatsiz, maharetsiz, marifetsiz, nanemolla, sakar, yetersiz, yetiksiz karş. yetenekli
yeter s. bereketli, kafi
yeterince i. doyasıya, gereğince, kararınca, oldukça, yeteri kadar dey. gerektiği kadar, istenilen miktarda, kafi miktarda, yeterli miktarda/sayıda karş. yetersiz
yeterli s. acar, başarılı, becerikli, dahi, doyurucu, ehil, ehliyetli, gerektiği kadar, güçlü, hünerli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, kafi, kifayetli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, sahip, tatminkar, uz, yatkın, yetenekli dey. ağyarını mani efradını cami, daha iyisi can sağlığı, dişinin kovuğunu doldurmaz, gerekli miktarda, gereksinmeleri karşılayan, gerektiği kadar, ihtiyaca cevap veren, istenen miktarda, katığı ekmeğine denk olmak yetecek ölçüde karş. yetersiz
yeterlik i. beceri, cevher, dirayet, ehliyet, hüner, ihtisas, iktidar, istidat, kabiliyet, kifayet, liyakat, maharet, marifet, meleke, ustalık, uzluk, yetenek karş. yetersizlik
yetersiz s. açık, beceriksiz, biraz, dar, dirayetsiz, ehliyetsiz, eksik, eşek, güçsüz, güdük, idaresiz, iktidarsız, istidatsız, kabiliyetsiz, kifayetsiz, liyakatsiz, marifetsiz, sakar, yeteneksiz, yoksul dey. ...fırın ekmek yemesi lâzım, adam değil cüdam, bacak kadar, çakar almaz, çat pat, dişinin kovuğuna yetmemek/gitmemek, ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmez, fazlası yok eksiği var, kedi ne ki budu ne olsun, sarığı pek kaba ama altı kabak değil, yama küçük delik büyük, yarımyamalak/eve gelmez, yel kayadan ne alır, yırtık büyük ama yama/yamalık küçük karş. yeterli
yeti i. alışkanlık, beceri, beceriklilik, cevher, derman, dirayet, ehliyet, güç, hayatiyet, hüner, iktidar, istidat, izzet, kabiliyet, kifayet, kuvvet, liyakat, maharet, marifet, mecal, meleke, sanat, uzluk, velayet, yatkınlık, yetenek, yordam karş. acemilik
yetik i. bilgili, büyümüş, erişmiş, gelişmiş, olgun, yetişmiş, yetkin
yetiklik i. cevher, dirayet, istidat, kabiliyet, uzluk, yetenek
yetiksiz s. marifetsiz, yeteneksiz
yetim i. öksüz, sahipsiz
yetimhane i. kreş, yuva
yetingen i. kalender, kanaatkar, kanık, tokgözlü karş. açgözlü
yetinmek f. avunmak, bıkmak, iktifa etmek, kafi gelmek, kanaat etmek, kanıksamak, kanmak, kifayet etmek, tasarruf etmek, yeterli bulmak dey. bir dilim ekmekle aç/tok olmak, daha çoğunu istememek, gözle yaşamak, kanaat etmek, katık etmek, kifayet etmek, koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi demek, oluruyla yetinmek, sağ göz sol göze muhtaç olmamak, tasarruf etmek, yeterli bulmak karş. yetinmemek
yetirmek f. çıkıştırmak, bitirmek, idare etmek, sonuçlandırmak, tamamlamak, tasarruf etmek dey. besleyip büyütmek, ekonomi yapmak, idare etmek, idareli davranmak, tasarruf etmek karş. eksik bırakmak
yetişememek f. başarmamak dey. kaçmaktan kovalamaya/kovmaya vakti, tavşan bayırı aştı/yamaca geçti
yetişkin s. baliğ, ergen, ergin, kâmil, mütekamil, olgun, olmuş, reşit, yetişmiş, yetkin dey. kemale ermiş, koca adam, saçlı sakallı adam, yaşını başını almış
yetişkinlik i. erginlik, erişkinlik, rüşt
yetişme i. alıştırma, antrenman, çalışma, hazırlık, manevra, tahsil
yetişmek f. büyümek, çıkışmak, elvermek, erginleşmek, erişmek, ermek, gelişmek, idare etmek, irileşmek, kafi gelmek, olgunlaşmak, olmak, palazlanmak, serpilmek, ulaşmak, uzamak, vefa etmek, yetmek dey. adam olmağa yüz tutmak, adam olmak/sırasına geçmek/girmek, adamlığa/horaya geçmek, akıl baliğ olmak, boya çekmek, buluğa ermek, çekirdekten yetişmek, elinde büyümek, idare etmek, kafi gelmek, kemale ermek, kifayet etmek, kökünde büyümek, meydana/ortaya çıkmak, tutumlu davranmak, uç uca/ucu ucuna gelmek, yaşını başını almak, yerden bitmek, yeterli olmak karş. yetişmemek
yetişmeme i. daralma
yetişmemek f. daralmak
yetişmiş s. ergin, kâmil, yetik, yetişkin
yetişmişlik i. kemal, olgunluk
yetiştirici i. besici, imalatçı, mürebbiye, müstahsil, türetici, üretici
yetiştirilme i. alıştırma, antrenman, çalışma, hazırlık, manevra, tahsil
yetiştirilmek f. tahsil etmek
yetiştirme i. antrenman, büyütme, eğitim, eriştirme, hizmetçi, imal, imalat, kurs, öğrenim, öğretim, tedrisat, terbiye, yamak
yetiştirmek f. bakmak, bildirmek, büyütmek, casuslamak, curnal etmek, çaşıtlamak, çekiştirmek, çıkıştırmak, duyurmak, ekmek, fitnelemek, gammazlamak, geliştirmek, göndermek, havale etmek, ifşa etmek, ihbar etmek, iletmek, imal etmek, inşa etmek, irsal etmek, ıslah etmek, ispiyonlamak, jurnal etmek, malumat vermek, okutmak, postalamak, rapor etmek, sevketmek, sır vermek, sistemleştirmek, talim etmek, ulaştırmak, üretmek, var etmek, yakalatmak, yollamak dey. bağrına basmak, beşik sallamak, bu boya getirmek/yaşa getirmek, ders vermek, emeği geçmek,evlat edinmek, haberdar etmek, haber göndermek/salmak/uçurmak/vermek, ihbar etmek, jurnal etmek, rapor etmek, şikayet etmek, ucu ucuna getirmek, ulaşmasını sağlamak karş. susmak ? ilgilenmek, korumak, öğretmek, üretmek, yardım etmek, yedirmek
yetke i. ağalık, efendilik, erk, güç, iktidar, imkan, izzet, kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, otorite, velayet, yaptırım hakkı, yasaklama hakkı
yetki i. erk, güç, had, icazet, iktidar, imkan, izin, izzet, kuvvet, mecal, mezuniyet, salahiyet, selahiyet, velayet
yetkili i. acar, atak, atılgan, baskın, dişli, ehil, enerjik, erkli, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, salahiyetli, selahiyetli, selahiyetkar, yeğin, zorlu
yetkin i. başarılı, ehil, ekstra, ergin, hünerli, istidatlı, işgüzar, iyi, kâmil, kusursuz, liyakatli, maharetli, mahir, marifetli, mükemmel, olgun, reşit, süper, yetik, yetişkin
yetkinleşmek f. gelişmek, ilerlemek, ıslah olmak, kalkınmak, köklenmek, parıldamak, yükselmek
yetkinleştirmek f. kalkındırmak, kayırmak, kurtarmak, lütufta bulunmak
yetkinlik i. beceri, ehliyet, erginlik, hüner, kemal, kusursuzluk, maharet, marifet, meleke, mükemmelliyet, olgunluk, rüşt
yetmek f. çıkışmak, elvermek, erişmek, gitmek, idare etmek, ihraz etmek, kafi olmak, kafi gelmek, kifayet etmek, tatmin etmek, ulaşmak, vefa etmek, yeterli olmak, yetişmek dey. bıkkınlık getirmek, bizar olmak, elden ağza yaşamak, elinden gelmek, gına gelmek, idare etmek, kafi gelmek/olmak, kararını bulmak, kendi karpuzunu kendi kesmek/yağı ile kavrulmak, kesesi elvermek, kifayet etmek, ömrü vefa etmek, para yetiştirmek, tak etmek/canına, tam/tamam gelmek, tutumlu davranmak, ucu ucuna gelmek, yeterli olmak, yetip artmak, yükünü almak karş. ulaşamamak ? bıkmak
yetmemek f. azalmak, daralmak dey. dağlar dayanmamak, dişinin kovuğunda kalmak, eksik gelmek, eli ağzına yetmemek, pabucunu çevirememek
yevmiye i. gelir, gündelik, irat, kazanç
yezit i. ahlaksız, alçak, alçaklık, hain, hainlik, hayasız, haysiyetsiz, hınzır, iffetsiz, kepaze, köpek, kötü, kötülük, kötücü, kötülükçü, namert, namussuz, pespaye, rezil, sefih, sefil, soysuz, şerefsiz, tığniyetsiz, yılan, yılanlık karş. mertlik
yığılışma i. birikim, birikme, bolluk, çokluk, izdiham, kalaba, kalabalık, kesret, mahşer, toplanma, yığınak, yığılma
yığılma birikim, çokluk, izdiham, sukut, yığılışma
yığılmak f. birikmek, çökmek, düşmek, kümelenmek, oturmak, öbeklenmek, sukut etmek, toplanmak, yığılışmak, yığılmak, yığışmak, yıkılmak, yuvarlanmak dey. kendini tutamayıp çökmek, leş gibi serilmek, öbek oluşturmak, yere yuvarlanmak
yığın i. blok, forma, grup, hizip, kitle, külçe, küm, kümbet, küme, kütle, kümek, kürtün, kütle, mecmu, öbek, parça, parti, takım, tayfa, topak, yığınak, yığıntı karş. çukur ? şiş, tepe
yığınak i. birikinti, çokluk, grup, izdiham, kalabalık, kesret, küme, kümelenme, kütle, mahşer, öbek, yığılışma, yığın, yığıntı, yığışma
yığınak yapmak derlemek
yığınla i. bol, çok, dolgun, dolu, fazlasıyla, gani, gür, hayli, hesapsız, ibadullah, kalabalık, kabarık, külliyetli, mebzul, müzdat, nice, ölçüsüz, sayısız, sürü sürü, sürüyle, tonla, vafir, zengin, ziyade dey. avuç avuç, bir araba/çok/hayli/nice/sürü/yığın, bol bol, çok çok, dolu dolu, dünya kadar, fersah fersah, gani gani
yığıntı i. birikinti, grup, kitle, küm, küme, kütle, öbek, tınaz, yığın, yığınak
yığışık i. dolu, hıncahınç, kalabalık, kümelenmiş, lebalep, mahşeri, meşbu, sıvama, silme, tepeleme, yığılmış dey. küme küme, pür sıvama, üst üste birikmiş
yığışmak f. birikmek, birleşmek, bitişmek, kümelenmek, toplanmak, yapışmak, yığılmak, yoğunlaşmak dey. bir araya gelmek, çok sayıda birikmek
yığmak f. biriktirmek, derlemek, istiflemek, koymak, kümelemek, stok etmek, yoğunlaştırmak dey. bir araya getirmek/toplamak, teksif etmek, üst üste koymak, yığınak yapmak, çok sayıda birikmek
yıkamak f. çalkalamak, çitilemek, durulamak, gasletmek, keselemek, paklamak, temizlemek, yumak dey. kirini akıtmak, pasını gidermek, sudan geçirmek, suya göstermek
yıkanmak f. arınmak, çalkalanmak, çimmek, keselenmek, silinmek, taharetlenmek, temizlenmek, yunmak dey. abdest almak/tazelemek, banyo almak/yapmak, bıcı bıcı yapmak, boy aptesti almak, dövenden dönmek, duş almak/yapmak, hamama gitmek, sıcağa gitmek, su dökünmek, suya girmek karş. kirlenmek
yıkı i. enkaz, harabe, kalıntı, yıkıntı
yıkıcı s. anarşist, berbat, bozguncu, bozuk, bölücü, çeteci, durmuş, fasit, fena, fesat, ihtilalci, isyancı, kışkırtıcı, kıyamcı, komplocu, kötü, kundakçı, münafık, nifakçı, olumsuz, sabotajcı, suikastçi, tahripçi, tahripkar, tedhişçi, terörist, yıkımcı, yıkmacı, yıpratıcı, zararlı dey. fitne fücür, kara çalı, şehir eşkiyası, yangın yeri karş. kirlenmek
yıkık i. bozuk, durmuş, eski, eskimiş, harap, köhne, kullanılmış, lime lime, viran, yıklmış olan, yıkkın
yıkılma i. bozgun, dağılım, yıkım, yıkıntı
yıkılmak f. çökmek, çökelmek, devrilmek, gitmek, göçmek, gurup etmek, inmek, kaymak, oturmak, yere yıkılmak, yığılmak dey. çıra gibi yanmak/tutuşmak, göğün direkleri alınmak, ortalığa/ortaya düşmek, ortaya düşmek, ölmeden ölmek, yerle bir olmak
yıkılmış s. harap, köhne, kullanılmış, lime lime
yıkım i. afet, badire, bela, cereme, dokunca, facia, felaket, facia, girdap, hasar, hüsran, kayıp, kaza, mahvolma, musibet, tahribat, telefat, trajedi, uçurum, vahamet, varta, yıkılma, yıkımlık, yıkıntı, yitim, zarar, zayi, zayiat, ziyan dey. yok olma nedeni, zarar ziyan
yıkımlık i. hasar, yıkım, zarar
yıkıntı i. enkaz, facia, göçük, harebe, harabezar, kalıntı, mahvolma, ören, virane, viranelik, yıkı, yıkılma, yıkım
yıkkın s. eskimiş, harap, köhne, lime lime, yıkık
yıkmak f. atmak, devirmek, düşürmek, indirmek dey. darbe indirmek, falakaya çekmek/yatırmak/yıkmak, gedik açmak, ocağına darı ekmek, ocağına incir/darı dikmek, oturduğu dalı kesmek, taş/taş üstünde bırakmamak/kalmamak, viraneye çevirmek, yakmak yıkmak, yaman vurmak, yerle bir etmek/hak ile yeksan etmek/olmak
yıl i. çağ, devir, dönem, sene, tarih, zaman
yılan s. ahlaksız, alçak, ejder, hınzır, kepaze, pespaye, rezil, yezit dey. buz gibi, çıyan gibi, kötü niyetli, soğuk neva, yüzü soğuk
yılan gibi i. antipatik, buzdağı, buzdolabı, donuk, hain, havasız, itici, ruhsuz, sevimsiz, soğuk karş. sevimli
yılancık i. sivilce
yılankavi i. dolambaçlı, helezon, oval, spiral
yıldırak i. şimşek, yıldırım
yıldırım i. barika, berk, çakım, revnak, şimşek, yıldırak dey. dolu dizgin, fırtına gibi, koşa koşa, koşar adımla, pupa yelken, rüzgar/şimşek gibi, tam yol, yellim yelalim
yıldırım gibi i. çabuk, çapan, hızlı, koşarak, seri, süratle, şimşek gibi, yollu, yürük karş. yavaş yavaş
yıldırımkıran i. güvence, paratoner, siperisaika, yıldırmlık, yıldırımsavar
yıldırımlık i. paratoner, yıldırımkıran
yıldırımsavar i. güvence, yıldırımkıran
yıldırma i. blöf, gözdağı, korkutma, şantaj, tehdit, terör
yıldırmak f. gözdağı vermek, korkutmak, sindirmek, şantaj yapmak, tehdit etmek, titretmek dey. doğduğuna pişman etmek, duman attırmak, gözdağı vermek, gözünü korkutmak/yıldırmak, pes dedirtmek, yılgınlığa sürüklemek/uğratmak
yıldız i. aktör, aktris, artist, baht, gezegen, kısmet, komedyen, oyuncu, star, şans, talih, yazgı
yılgı i. bozgun, çekingenlik, çekinme, çözümle, dehşet, fobi, haşyet, hezimet, içtinap, irkilme, korku, panik, perişanlık, perva, ürkme, ürkü, ürperiş, ürperti, yılma
yılgın i. cesaretsiz, dayanıksız, kansız, kılıbık, korkak, korkmuş, metanetsiz, ödlek, pusmuş, sinmiş, ürkmüş, yılmış, yüreksiz dey. dehşete kapılmış, dehşet içinde, gönlü paslanmış, gözü korkmuş/yılmış, korku içinde, panik içinde
yılgınlık i. bozgun, çözümle, dehşet, fobi, hezimet, korku, ödleklik, panik, perva
yılışık s. arsız, askıntı, balta, çamur, laubali, maya, musallat, paçavra, sırnaşık, sıvışık, tebelleş, yalaka, yapışkan, yılışkan dey. ahtapot gibi, at sineği gibi, çam sakızı, kapıdan kovsan bacadan düşer, kene gibi, sülük gibi, tutkal gibi karş. vakur
yılışkan s. sırnaşık, sıvışık, yapışkan, yılışık
yılışmak f. eteklemek, gülmek, köpeklenmek, sırnaşmak, yaltaklanmak, yaranmak dey. balta olmak, musallat olmak, müdahane etmek, müdara etmek, sululuk etmek/yapmak, yüz göz olmak/olmamak
yıllanmış i. bekletilmiş, durmuş, eski, eskimiş geçmiş, klasik
yıllık i. gazete, gelir, irat
yılma i. çekingenlik, dehşet, fobi, korku, perva, yılgı
yılmak f. çekinmek, korkmak, maneviyatı bozulmak, pusmak, sinmek, ürkmek dey. aklı başından gitmek/çıkmak, başından korkmak, cesaretini kaybetmek/yitirmek, dehşete düşmek/kapılmak, gözü korkmak/yılmak, maneviyatı bozulmak, ödü kopmak/patlamak, paniğe uğramak, şafak atmak, üç buçuk atmak, yüreği ağzına gelmek/çarpmak/hop demek/oynamak karş. yüreklenmek
yılmaz i. atak, atılgan, azimli, babayiğit, bahadır, batur, cesaretli, cesur, cüretkar, cüretli, çalışkan, deliduman, dimdik, fedai, ihtiyatsız, kahraman, korkusuz, mert, pekgözlü, pervasız, sakıntısız, sebatkâr, tedbirsiz, yiğit, yürekli dey. gözü kara/pek, gözünü budaktan esirgemez/daldan esirgemez, gözü pek karş. ürkek
yılmazlık i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cüret, cüretkarlık, çekinmelik, çekinmezlik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, korkusuzluk, maneviyat, mertlik, metanet, moral, pervasızlık, şecaat, yiğitlik, yürek, yüreklilik dey. destan yaratmak, gözünü budaktan sakınma, gözü peklik karş. ürkeklik
yıpranma i. aşınma, dağılım, erime, sarsılma, tahriş
yıpranmak f. akmak, aşınmak, bozulmak, çatlamak, dağılmak, dökülmek, erimek, eskimek, fenalaşmak, haraplaşmak, harap olmak, hırpalamak, hurdahaş olmak, kaçmak, karıncalanmak, kesilmek, kırılmak, kırışmak, kötüleşmek, lime lime olmak, örselenmek, parçalanmak, paslanmak, pejmürdeleşmek, saçaklanmak, sararmak, sarsılmak, sökülmek, sürmenaj olmak, tahrip olmak, telef olmak, tiftiklenmek, tiftikleşmek, ufalanmak, üzülmek, viranlaşmak, viran olmak, yenmek, yırtılmak, yorulmak, zedelenmek dey. buruş buruş olmak, canı çıkmak, hurdası çıkmak, ıskartaya çıkmak, iler tutar yeri kalmamak/olmamak, işe yaramamak, kalbura dönmek, kendini paralamak, kırış kırış olmak, lime lime olmak, parça parça olmak, pas tutmak, pestili çıkmak, rengi atmak/solmak, tiftik tiftik olmak, viraneye dönmek, zevale yüz tutmak ? çökmek, çürümek, eskimiş, gerilemek, gevşemek, kocamak, soluk, yıkıntı
yıpranmamış s. bakımlı, bakir, körpe, taze
yıpranmış s. bozuk, durmuş, eskimiş, ezik, harap, köhne, lime lime, ölgün, paramparça, partal, porsuk, pörsük, solgun, soluk, yoz
yıpratıcı s. ezici, kundakçı, sarsıcı, yıkıcı
yıpratmak f. aşındırmak, bozmak, eskitmek, haraplaştırmak, hırpalamak, kırmak, örselemek, paralamak, parçalamak, sakatlamak, sarsmak, sopa atmak, tahripetmek, ufalamak, yırtmak, yormak, zedelemek dey. belini çökertmek, canını çıkarmak/pazarda bulmak, harap etmek, hurdahaş etmek, lime lime etmek, parça parça etmek karş. yenileştirmek
yır i. ezgi, name, şarkı, şiir, türkü
yırlamak f. cıvıldamak, ötmek, şakımak, şakramak, ünlemek, üveymek
yırtıcı i. barbar, ehlileşmemiş, evcilleşmemiş, hırçın, kan dökmekten hoşlanan, vahşi, yaban, yabanıl, yabani, yamyam dey. kan dökmekten hoşlanan karş. ehlileşmiş
yırtık i. adamcıl, alınlı, arlanmaz, arsız, cırlak, çekinmez, delik, densiz, eskimiş, girgin, girişken, hayasız, insancıl, kaltaban, kepaze, keskin, küstah, paramparça, patlak, perdesiz, pişkin, sıkılmaz, sıyrık, sokulgan, terbiyesiz, tiz, utanmaz, yalpak yüzsüz dey. ardamarı çatlamış, çekinmesi yok, dayak düşmanı, kulak paralıcı, perdesi sıyrık/yırtık karş. izzetinefis sahibi, yabanıl
yırtılmak s. açılmak, bozulmak, çatlamak, eskimek, kırılmak, kötüleşmek, lime lime olmak, parçalanmak, patlamak, saçaklanmak, yıpranmak, zedelenmek dey. çekinmesi kalmamak, delik deşik olmak, lime lime olmak, param parça olmak, parça parça olmak, rahat davranmak, utanması kalmamak, yüzü gözü açılmak
yırtılmış s. harap, köhne, lime lime
yırtınmak s. bağırmak, boğuşmak, carlamak, ciyaklamak, çabalamak, çırpınmak, didinmek, haykırmak, ıkınmak, paralamak, paralanmak, uğraşmak, zorlanmak dey. feryat etmek, emek vermek, gayret etmek/göstermek, kursağı patlamak, mücadele etmek, paralanırcısına bağırmak, ter dökmek, uğraş vermek, zahmete girmek, zorluk çekmek
yırtmak s. delmek, paralamak, parçalamak, yaralamak, yıpratmak, zedelemek, zorlamak dey. bin beladan arta kalmak, çekip ayırmak, kanatacak kadar derin çizmek, parçalara ayırmak
yiğit s. alp, aslan, babayiğit, bahadır, batır, belalı, cesaretli, dadaş, dilaver, efe, er, erkek, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, koçak, korkusuz, külhanbeyi, mert, milliyetperver, pervasız, serdengeçti, şahbaz, şeci, yılmaz, yürekli dey. açık sözlü, aslan yürekli, gözü pek, koç yiğit, levend gibi, sözünü sakınmayan karş. korkak, ödlek ? cesur, iyikçi, yurtsever
yiğitçe s. adamca, cesaretle, efendice, erkekçe, fedakarca, kahramanca, mertçe, mertlikle, özveriyle, yiğitlikle, yüreklilikle karş. korkakça
yiğitlendirmek f. azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtüklemek, gayretlendirmek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, moral vermek, özendirmek, parmaklamak, yüreklendirmek dey. cesaret vermek, gayrete getirmek, teşvik etmek
yiğitlenmek f. ağalanmak, başkaldırmak, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, efelenmek, horozlanmak, kabadayılık taslamak, kabarmak, koçlanmak, sertlenmek, terslenmek, yavuzlaşmak, yüreklenmek dey. cesarete gelmek, kabadayılık taslamak, kafa tutmak, karşı çıkmak/gelmek/koymak, meydan okumak
yiğitlik i. ataklık, cesaret, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, şecaat, yılmazlık, yürek, yüreklilik
yiğitlikle z. adamca, efendice, yiğitçe
yine i. baştan, bis, gene, gine, tekrar, mükerreren, yeniden dey. bir daha/kez, sil baştan, yeni baştan
yine de bğ. ama, rağmen
yineleme i. tecdit, tekerrür
yinelemek f. ısrar etmek, ikilemek, tazelemek, tazelenmek, tekrarlamak, tutturmak, üstelemek dey. başının etini yemek, dilinde tüy bitmek, diline dolamak, ısrar etmek, kaseti sarmak, tekrar etmek, tespih etmek, üstüne düşmek, üzerine düşmek
yitik f. eksik, gaip, güdük, kayıp, yitim, yok, zayi dey. kaybedilmiş nesne, yitirilmiş nesne, yok olan, zayi edilen
yitim i. boşluk, cereme, çarçur, dokunca, eksiklik, gıyap, gıybet, hasar, hüsran, kaybolma, kayıp, kıtlık, ölüm, yıkım, yitik, yitme, yokluk, zail, zarar, zayi, zıya, ziyan
yitirmek f. aldırmak, bitirmek, çaldırmak, düşürmek, fevt etmek, içeri girmek, kalmak, kaptırmak, kaybetmek, olmak, uçurmak, yok etmek, zayi etmek, zayiat vermek dey. baş aşağı gelmek/gitmek, baştan düşmek, bet bereket kalmamak, bir şeyden olmak, bir şeysiz kalmak, boku yemek, çıra gibi yanmak/tutuşmak, çuldan çuvaldan olmak, danduna gitmek, Dimyat'a/Payas'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, elden kaçırmak, emeği hebaya gitmek, emeğini yele vermek, fatiha okumak, feleği şaşmak, gecesi gündüzü belli olmamak, iflas bayrağını çekmek, iflas etmek, üstüne bir bardak soğuk su içmek, yapıştığı dal eline gelmek, yoksun kalmak, zayi vermek, zayiat vermek, zeval vermek karş. bulmak. elde etmek ? tüketmek, yok etmek
yitmek f. çalınmak, düşmek, erimek, ezilmek, fevt olmak, hiç olmak, kalmamak, kaybolmak, kül olmak, uçmak, yoğaltmak, yok olmak, zail olmak, zayi olmak dey. elden çıkmak/gitmek, fevt olmak, gaybubet etmek, görünmez olmak, gözden kaybolmak, hiç olmak, içe oynamak, izi belirsiz olmak/silinmek, kalk gidelim olmak, kayıplara karışmak, kırklara karışmak, kül olmak, namı nişanı kalmamak, ortadan kalkmak/kaybolmak, sır olmak, sırra kadem basmak, tarihe karışmak, tarih olmak, uçup gitmek, yenge olmak, yere batmak, yerinde yeller esmek, yer yarılıp içine girmek, yok olmak, zail olmak, zayi olmak karş. bulunmak, ele geçmek ? bitmek, silinmek, ölmek, tükenmek, ziyan olmak
yiyecek i. aş, aşlık, azık, besin, çerez, doygu, ekmek, erzak, et, gıda, iftarlık, kahvaltılık, karavana, katık, kumanya, mama, meze, meyve, nevale, ordövr, rızk, sebze, soğukluk, taam, yem, yemek, yemiş, yiyecek, yiyinti, yolluk, zerzavat dey. abur cubur, adak aşı
yiyici s. boğazlı, obur, kazıkçı, mürtekip, mürtesi, pisboğaz dey. çok yiyen, pis boğaz, övünü tayını bellisiz, rüşvet alan kimse
yobaz i. bağnaz, faşist, gerici, ırkçı, kaba, sofu, muhafazakar, mutaassıp, mürteci, sağcı, softa, sofu, şeratçı, takunyalı, tarikatçi, ticani, tutucu dey. eski kafalı, geri kafalı, kara kuvvet, örümcek kafalı, peygamber tavuğu karş. yenilikçi
yobazlık i. fanatiklik, irtica, taassup
yoğalmak f. erimek, kalmamak, tükenmek
yoğaltım i. sarfiyat, tüketim
yoğaltmak f. azalmak, bulunmamak, erimek, harcamak, harcanmak, kalmamak, kıtlaşmak, kullanılmak, kurumak, sarfetmek, tükenmek, tüketilmek, tüketmek, yitmek dey. dibi görünmek, dibine inmek, istihlak edilmek, kıtlığına kıran girmek, sarf edilmek/olmak, suyunu çekmek karş. üretilmek
yoğaltıcı i. müstahsik, tüketen, tüketici karş. üretim
yoğrulmak f. çarpılmak, eğilmek, yamulmak dey. deneyim kazanmak/sahibi olmak, deneyimli olmak, tecrübe kazanmak/sahibi olmak, tecrübeli olmak karş. acemi olmak
yoğun s. ağdalı, ağır, artmış, bol, bollaşmış, çoğalmış, çok, derişik, dolu, helmeli, kalın, katılaşmış, kesif, kıvamlı, konsantre, koyu, mütekasif, özlü, pıhtılaşmış, sık, sıkı, sıkışık, tıkız, yüklü dey. artmış bir durumda, bardaktan boşanırcasına, baştan aşmak, çoğalmış bir durumda, karınca yuvası gibi karş. seyrek
yoğunlaşmak f. artmak, billurlaşmak, bollanmak, bollaşmak, çoğalmak, fazlalaşmak, kesifleşmek, kızışmak, koyulaşmak, nemalanmak, özleşmek, sıklaştırmak, üremek, yığışmak dey. kesif olmak, teksif olmak, yoğun duruma gelmek karş. seyrelmek
yoğunlaştırmak f. derlemek, koyulaştırmak, sıklaştırmak, toplamak, yığmak dey. teksif etmek, yoğun duruma getirmek karş. seyreltmek
yoğurmak f. avuçlamak, masaj yapmak, mıncıklamak, ovalamak, ovmak, ovalamak
yok i. çorak, eksik, gaip, hayır, kayıp, namevcut, nerede, noksan, olmaz, yitik, yitirilmiş, zayi, zail dey. ara ki bulasın, gitti gider, hak getire, ismi var, cismi yok, koydunsa bul, ne arar, ne arasın, ne cehenneme gitti?, ne gezer, ne var ne yok, tut kelin sol perçeminden, yerinde yeller esiyor, yok ananın örekesi, yok canım, yok deve/devenin başı/nalı, yok oğlu yok, yok yere karş. var, var etmek ? israf etmek, öldürmek, tüketmek, yitirmek
yok etmek f. bastırmak, geçirmek, gidermek, imha etmek, iptal etmek, izale etmek, kaldırmak, mahvetmek, neticelendirmek, öldürmek, temizlemek, tüketmek, yitirmek dey. amana getirmek, darmadağın etmek, dostluğu kırmak, fena etmek, hezimete uğratmak, ifa etmek, imha etmek, iptal etmek, işini bitirmek, izale etmek, kökünden kazımak/kesip atmak, köküne kibrit suyu dökmek, kökünü kazımak/kurutmak, kül etmek, külünü savurmak, mum dikmek, ocağını söndürmek, ortadan kaldırmak, perişan etmek, tahrip etmek, tarumar etmek, yele vermek, yıkıntı olmak, yuvasını yapmak/yıkmak, zarar vermek, zarara sokmak karş. var etmek ? israf etmek, öldürmek, tüketmek, yitirmek
yok olmak f. bitmek, bozulmak, çalınmak, düşmek, ezilmek, mahvolmak, uçmak, yitmek dey. ayvayı yemek, babayı yemek, deve edilmek/olmak/yapılmak, duman olmak, elden çıkmak, görünmez olmak, gözden kaybolmak, güme gitmek, hiç olmak, izi silinmek, kalk gidelim olmak, kayıplara karışmak, kırklara karışmak, kökü kazınmak, kül olmak, ortadan kalkmak/kaybolmak, perişan olmak, sır olmak, sırra kadem basmak, tahrip etmek, tarihe karışmak, tarih olmak, uçup gitmek, yere batmak, yerinde yeller esmek, yer yarılıp içine girmek, yenge olmak, yok olmak, zail olmak, zayi olmak
yoklama i. deneme, denetlemek, dokunma, imtihan, sınav, soru, sözlü, sual, test, yazılı
yoklama yapmak f. denemek, denetlemek
yoklamak f. aramak, araştırmak, bakınmak, bakmak, değmek, denemek, denetlemek, dokunmak, eğilmek, ilgilenmek, ilişmek, imtihan etmek, kontrol etmek, prova etmek, sınamak, sınav yapmak, sıyırıp geçmek, sökülmek, sökün etmek, sürtünmek, taramak, test etmek, test yapmak dey. ağız aramak, alakadar olmak, alâka göstermek, arayıp sormak/taramak, dikkat etmek, eski defterleri yoklamak, göz kulak olmak, hal hatır sormak, hatır sormak, ilgi göstermek, imtihan etmek, iskandil etmek, kolaçan etmek, kontrol etmek, kontrol ekmek, meşgul olmak, mihenge vurmak, mukayyet olmak, nezaret etmek, murakabe etmek, nabzına girme, sınav yapmak, sondaj yapmak, tahkikat yapmak, tahkik etmek, tedbir almak, teftiş yapmak, üstünü aramak, yoklama çekmek, yoklama yapmak, ziyaret etmek
yokluk i. adem, açlık, azlık, boşluk, çökme, darlık, eksik, eksiklik, fevt, gaiplik, gaybubet, gıdasızlık, gıyap, gıybet, hiçlik, kıtlık, nedret, noksan, noksanlık, sefalet, sıkıntı, uyuzluk, yıtım, yoksulluk, zaruret, zeval dey. darda olma, fakru zaruret, varlık içinde darlık, yokluk çekmek/içinde karş. varlık, bolluk ? ölüm, sıkıntı, yok
yoksul s. aç, çıplak, dilenci, donsuz, düşkün, eksikli, fakir, fukara, goygoycu, ıskatçı, kılkuyruk, kuskunsuz, mahrum, meteliksiz, muhtaç, müflis, parasız, pulsuz, sefil, sersefil, yetersiz, yoksul, yoksun, züğürt dey. abası kırk yamalı/yanık, acından nefesi kokmak, aç biilaç/ve çıplak, adı büyük cebi kovuk, avuçta yok, başı darda bir hırka bir külah, bir pulu olmamak, cebi delik, dar gelirli, devlet düşkünü, dım dızlak, dikili ağacı olmamak, elde yok/avuçta yok, eli dar, eli darda, eli sıkışık/yufka, evi sırtında, fakir fukara, fare düşse başı yarılır, fülüsü ahmere muhtaç, garip çingenenin nesine gerek gümüşlü zurna, ihtiyaç içinde, ikbal düşkünü, iki hırtı bir pırtı, kuru tahtada kalmak, kuskunu düşük, ne od var ne ocak, od yok ocak yok, on paraya on taklak atar, odsuz ocaksız, parasız pulsuz, sefalet içinde, yiğit hoş, yokluk içinde, zaruret içinde karş. zengin ? güçsüz, iflas etmiş, kılıksız, serseri, sürünmek, zavallı, zayıf, züğürt
yoksullaşmak f. fakirleşmek, rızkı kesilmek, sıkışmak, züğürtlemek dey. acından nefesi kokmak, acından ölmek, acze düşmek, aç gezmek/kalmak/susuz kalmak, bir bacası tütmez olmak, baş soğanla geçinmek, başı sıkışmak, beş parasız kalmak, bir donu var kırmızı, bol bol yiyip bel bel bakmak, cascavlak kalmak, dara düşmek, darda kalmak, dikili ağacı olmamak, dümensiz yelkensiz gemiye dönmek, eleğini boğaza geçirmek, evinde elek dönmemek, fakir düşmek, gırtlağına kadar borcu olmak, kah anası giyer kah kızı, kuru tahtada kalmak, kül olmak, nanpareye muhtaç olmak, para suyunu çekmek, parasız pulsuz kalmak, pulu olmamak, rızkı kesilmek, sıkıntıya düşmek, tencerede pişirip kapağında yemek, uçan kuşa borcu olmak, yarı aç yarı tok yaşamak, yokluk içine düşmek, yoksul düşmek, zarar etmek karş. zenginleşmek
yoksulluk i. açlık, darlık, fakirlik, fukaralık, kıtlık, mahrumiyet, parasızlık, sefalet, sefillik, sıkıntı, yokluk, yoksunluk, zaruret, züğürtlük karş. varlık
yoksun s. fukara, mahrum, muhtaç, sersefil, yoksul
yoksunluk i. fakirlik, fukaralık, mahrumiyet, meskenet, meteliksizlik, parasızlık, sefalet, sıkıntı, yoksulluk, zaruret, züğürtlük karş. zenginlik
yokumsamak f. bilmezlenmek, çürütmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, onaylamamak, protesto etmek, razı olmamak, reddetmek, rıza göstermemek, tepmek, veto etmek, yadsımak, yalanlamak, yanaşmamak karş. kabul etmek
yokuş i. akıntı, bayır, çıkış, eğim, iniş, meyil, seğirdim, sırt, şev, tepe, tırmanış, yamaç
yol1 i. asfalt, bulvar, cadde, çığır, demiryolu, denizyolu, doğrultu, ekspres yol, erkan, geçit, güzergah, hat, havayolu, hava koridoru, iz, kanal, kaide, kaldırım, karayolu, keçi yolu, kör sokak, kural, mahrek, oluk, otoban, otostrad, otoyol, patika, ray, rota, su yolu, sokak, şekil, şose, toprak yol, toprak yol dey. adap erkan, edep erkan, yol iz, yol yordam ? geçit, gezi, yolcu
yol2 i. çare, formül, ilke, kat, metot, minval, nizam, norm, nöbet, politika, prensip, prosedür, racon, reçete, sistem, stil, suret, tarz, tarik, tempo, tutum, usul, üslup, uygulayım, vecih, yordam, yörünge, yöntem
yol3 âdet, defa, kere, kez, sefer
yol yordam adap, norm, politika, prensip, prosedür, racon
yolcu i. gezgin, gezmen, hasta, sağlığı bozuk, seferi, seyyah, sıhhatsiz, turist dey. abbas yolcu, leyleği havada görmüş, turist Ömer ? gezi, göçebe, göçmen, konuk, yol
yolcu etmek f. uğurlamak
yolculuk i. gezi, sefer, seyahat, seyir, tur
yoldaş i. arkadaş, ayakdaş, dadaş, dost, duygudaş, emektaş, gönüldeş, kafadar, koldaş, mahrem, meslekdaş, nedim dey. ahret kardeşi, aynı yolun yolcusu, can dostu/yoldaşı, kafa dengi, kapı yoldaşı, yol arkadaşı
yoldaşlık i. beraberlik
yollamak f. çıkarmak, eriştirmek, göndermek, havale etmek, iletmek, irsal etmek, nakletmek, postalamak, salmak, ulaştırmak, uzatmak, yetiştirmek dey. havale etmek, ihraç etmek, postaya atmak/vermek, sevk etmek, yola koymak/vurmak
yollanmak f. gitmek, göç etmek, gönderilmek, iletilmek, postalanmak, salınmak, sevkedilmek, uzaklaşmak, yönelmek dey. havale edilmek, irsal edilmek, posta olmak, yola çıkarılmak, yola çıkmak, yola düzülmek, yola koyulmak, yola revan olmak, yol almak, yol gitmek, yol yürümek
yollu i. acele, ahlaksız, çizgili, çubuklu, fahişe, hızlı, iffetsiz, nizami, seri, süratli, yıldırım gibi, yürük
yolluk i. aş, azık, cicim, erzak, halı, harcırah, yol masrafı, azık, kumanya, nevale, halı, kilim, seccade, yaygı, yiyecek
yolmak f. aldatmak, didiklemek, kopartmak, çarpmak, dolandırmak, yortmak dey. cebine indirmek, çekip yerinden çıkartmak, dibinden koparmak/sökmek, haraca bağlamak/kesmek, haracını yemek, haraç almak, para sızdırmak, soyup soğana çevirmek
yolsuz i. adaletsiz, düzensiz, haksız, illegal, kaçak, kanun dışı, kanunsuz, korsan, nizamsız, süratsiz, usulsüz, uygunsuz, yasadışı, yavaş dey. cebine indirmek, gayri caiz gayri hukuki gayri kanuni gayri meşru gayri nizami, kanun dışı, kurallara aykırı karş. yasal, yollu
yolsuzluk i. al, aldatmaca, dalavere, dolandırıcılık, düzen, düzenbazlık, hırsızlık, hile, hilebaz, hilekarlık, kaçakçılık, kalpazanlık, kapan, karaborsa, kurnazlık, manevra, nizamsızlık, oyun, rüşvet, sahtekarlık, soygun, soygunculuk, suiistimal, yutturmaca, zimmet dey. alavere dalavere kürt mehmet nöbete, alicengiz oyunu, danışıklı döğüş, el çabukluğu, fakru zaruretin oğlu hinlik, kara borsa, ne sihir ne keramet el çabukluğu marifet, yalan dolan, yaldızlı hap, zaruret belası karş. dürüstlük
yolunda z. ahenkli, dengeli, düzenli, hizada, insicamlı, istikrarlı, iyi, nizamlı, olumlu, saat gibi, sıralı, tutarlı, uyumlu dey yerli yerinde dey. tütünü doğru çıkma, usulüne göre, yerli yerinde karş. istikrarsız
yolunmak f. acılanmak, acımak, dertlenmek, dövünmek, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, ölmek, paralanmak, tasalanmak, üzülmek dey. kafasını taştan taşa vurmak, matem etmek, saçını başını yolmak, yas tutmak, yasa gömülmek, yeise kapılmak karş. sevinmek
yoluyla z. aracılığıyla, eliyle, gereğince, kanalıyla, vasıtasıyla, yöntemiyle dey. usulüne uygun olarak, yolu yordamıyla, yolundan geçerek
yolvermek f. azletmek
yonga i. forma, kırpıntı, parça
yontmak f. biçmek, kazımak, kesmek, oymak, raspalamak, tıraş etmek, tıraşlamak, törpülemek, zımparalamak dey. haraca bağlamak/kesmek, haraç almak, keskin bir araçla biçmek, kimseden azar azar para çekmek
yontulmamış s. anlayışsız, avanak, ayı, çiğ, dağlı, densiz, düşüncesiz, görmemiş, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, hoyrat, hödük, izansız, kaba, kalas, küstah, nezaketsiz, nezaketsiz, odun, patavatsız, sallapati, saygısız, sert, terbiyesiz, zarafetsiz dey. sözünü bilmez karş. ince
yordam i. âdet, afurtafur, alışkanlık, anane, atiklik, beceri, beceriklilik, böbürlenme, büyüklenme, çabukluk, çalım, caka, cevher, dirayet, ehliyet, esas, fantazi, gelenek, gösteriş, hüner, ihtisas, istidat, jest, kabiliyet, kılavuz, kibir, kurum, maharet, marifet, meleke, metot, mihmandar, nispet, poz, rehber, sanat, stil, şişinme, tafra, tarz, tavır, ulvan, ustalık, usul, üslup, yardımcı, yatkınlık, yetenek, yeti, yol
yordamlı s. alışkın, becerikli, hünerli, kabiliyetli, mahir, marifetli, yatkın, yetenekli dey. eli alışık, elinden iş gelir, eli yatkın karş. yordamsız
yordamsız s. beceriksiz, kabiliyetsiz, sakar, salak, sünepe, şapşal, uyuşuk karş yordamlı
yorgun s. argın, bitap, bitik, bitkin, bitmiş, dingin, durağan, durgun, hâlsiz, harap, hareketsiz, katılaşmış, kımıltısız, ölgün, soluk, takatsiz, tükenmiş dey. aygın baygın, canı boğazına/burnundan gelmek/burnunda olmak, hamur gibi, hoşaf gibi, iki büklüm/kat, kan ter içinde, külçe gibi, nefes nefese, soluk soluğa, tirit gibi, turşu gibi, yorgun argın/sallantı karş. dinç, dinlenmiş, zinde ? cansı, güçsüz, uyuşuk, yorulmak
yorgunluk i. ağırlık, baygınlık, bezginlik, bıkkınlık bitkinlik, can sıkıntısı, güçsüzlük, külfet, melal, mesele, meşakkat, sıkıntı, usanç, zahmet dey. bitap/bitkin düşme, çaptah düşme, yorgunluğunu almak/çıkarmak, yorgunluk gidermek, zahmet çekme, zorluk çekme karş. zindelik
yormak f. atfetmek, çatlatmak, hamletmek, hırpalamak, iftira etmek, kötülemek, lakırdı etmek, sopa atmak, üzmek, yakıştırmak, yamamak, yıpratmak, yorumlamak, yüklemek dey. başında akıl bırakmamak/kazan kaynatmak, başını ağrıtmak, beyin patlatmak, bir anlam vermek/işaret saymak/şeye bağlamak, bitkin düşürmek, canını çıkarmak/pazarda bulmak, cıcığını çıkarmak, dara boğmak, dermansız bırakmak, enerjisini tüketmek, eziyet etmek, gücsüz bırakmak, gücünü tüketmesine neden olmak, halsiz bırakmak/düşürmek, helak etmek, iflahını kesmek, imanını gevretmek, isnat etmek, kol kesmek, üstüne atmak, yorgun duruma getirmek, yüreğini tüketmek, zahmete sokmak karş. dinlendirmek, keyiflendirmek
yorucu s. ağır, belalı, bezdirici, bıktırıcı, çetin, eziyetli, güç, külfetli, meşakkatli, müşkül, sarp, sarsıcı, sıkıcı, sıkıntılı, üzücü, yalçın, zahmetli, zor dey. bezginlik verici, ömür törpüleyici şey/törpüsü, yorgunluk veren karş. kolay
yorulmak f. bezmek, bıkmak, bitmek, didinmek, dökülmek, felfellemek, gayret göstermek, helak olmak, hırpalanmak, kafi gelmek, kanıksamak, kanmak, katılmak, kederlenmek, kesilmek, köpeklemek, matem tutmak, müteessir olmak, sarsılmak, sürmenaj olmak, şişmek, tahammül edememek, takati kalmamak, terlemek, tıkanmak, tükenmek, usanmak, yıpranmak, zahmet etmek dey. ağır gelmek, ağız burun birbirine karışmak, akla karayı seçmek, aklı kalmamak, anası ağlamak, ayağına/ayaklarına kara su/sular inmek, bacakları kopmak, baş beyin kalmamak, başı çatlamak, başı/kafası kazan gibi olmak, beli bükülmek, beyni karıncalanmak, bir hal olmak, bitap düşmek, bitkin düşmek, can kalmamak, canı burnunda olmak/çıkmak, canına tak demek/yetmek, canından bezmek/bıkmak/usanmak, cıcığı çıkmak, cıllığı çıkmak, çaptan düşmek, dama demek, dayanacak gücü kalmamak, dermanı kalmamak/kesilmek/tükenmek, dermansız kalmak, dili bir karış dışarı çıkmak/sarkmak, dizleri kesilmek, dizlerine kan oturmak/kara su inmek, eziyet içinde yaşamak, gına gelmek, göbeği çatlamak/düşmek, gözleri kapanmak, gücü kalmamak/tükenmek, güçten düşmek, hali kalmamak, halsiz düşmek, helak olmak, hışırı çıkmak, hurdası çıkmak, iflahı kesilmek, iğne yutmuş maymuna dönmek, illallah demek, imanı gevremek/ağlamak, kafa kalmamak, kafası durmak/kazan gibi olmak/şişmek, kan ter içinde kalmak, kırılıp dökülmek, kolları kopmak, kuvveti kalmamak, kuvvetten düşmek, külçe gibi oturmak, mecali kalmamak/tükenmek, nefes nefese kalmak, nefesi kesilmek/tutulmak/tükenmek, omuzları çökmek, pala çalmak/sallamak, parça parça olmak, patırdıdan bunalmak, pestil gibi olmak, pestili çıkmak, pili bitmek, rehavet basmak/çökmek, sabrı kalmamak, sıfırı tüketmek, sıkıntı vermek, soluğu kesilmek, soluk soluğu kalmak, sürmenaj olmak, taban tepmek/patlatmak, tabanları parlamak, takati tükenmek, ter dökmek, turşu gibi olmak, turşusu çıkmak, tüfeği duvara dayamak, usanç duymak/getirmek, uykusu gelmek, yaka silkmek, yığılıp kalmak, yorgun düşmek, yorgunluk duymak, yüreği tükenmek, yüreğini tüketmek, yürek tüketmek, zahmet çekmek/etmek, zahmete girmek/katlanmak karş. dinlenmek, istirahat etmek ? mahvolmak, uğraşmak, yorgun, zayıflamak, zorlanmak
yorum i. bilgi, bir olayı belirli bir görüşe göre açıklama, davranış, değerlendirme, düşünüş, felsefe, hayali bir şeyden anlam çıkarma, izahat, makale, mezhep, mütalaa, tefsir, tenkit, yaklaşım, yazı, yorumlama, yöntem
yorumcu i. muharrir, yazar
yorumlama i. falcılık, şerh, tefsir, telakki, tenkit, yorum
yorumlamak f. açıklamak, anlamlandırmak, aydınlatmak, çözmek, çözümlemek, halletmek, hikaye etmek, izahat vermek, tefsir etmek, tenkit etmek, yormak dey. analiz etmek, düş yormak, izah etmek, mana/anlam çıkarmak, mana/anlam vermek, pay biçmek, yorum getirmek
yosma i. cilveli, edalı, fettan, gökçe, güzel, havalı, hoppa, hoş, işveli, koket, latif, nazlı, oynak, şen, şık, şuh, zarif dey. modaya düşkün, süsüne düşkün, süslü püslü, şen şakrak
yosmalık i. albeni, sevimlilik, şirinlik
yoz i. adi, aşağılık, bayağı, bozulmuş, dejenere, doğadaki durumunu, işlenmemiş olan, koruyan, kaba, kısır, soysuz, soysuzlaşmış, yıpranmış, yozlaşmış
yozlaşmak f. alçalmak, bozulmak, çökmek, gerilemek, laçkalaşmak, soysuzlaşmak, sönmek dey. geri kalmak
yozlaşmış s. soysuz, yoz
yön i. canip, cenah, cenap, cephe, cihet, doğrultu, istikamet, kanat, taraf, veçhe, yan
yöneliş i. davranış, eğilim, gidiş
yönelme i. eğilim, gidiş, teşvik
yönelmek f. döndürmek, dönmek, istikamet vermek, yollanmak
yöneltmek f. atfetmek, çevirmek, doğrultmak, döndermek, gezlemek, nişan almak, nişanlamak, sevketmek, talimat vermek, teşvik etmek, tevcih etmek, uzatmak, vermek dey. nişan almak
yönerge i. buyruk, direktif, emir, emirname, ferman, irade, komut, kumanda, talimat, yarlığ
yönetici i. amir, baş, başçı, başkan, çeribaşı, dekan, direktör, elebaşı, halife, idareci, kahya, kaptan, kethüda, kolbaşı, komutan, kumanda, lider, müdire, müdür, önder, papa, patron, reis, rejisör, rektör, sergerde, şef, şehislam, şeyh, usta, ustabaşı, yönetmen dey. çuhadar ağa, el başı/elebaşı, genel direktör, genel müdür, umum müdür ? bakan, başkan, diktatör, komutan, önder, vali, yönetmek
yönetim i. devlet, dümen, erk, güdüm, idare
yönetmek f. çevirmek, döndürmek, hükmetmek, hüküm sürmek, idare etmek, komuta etmek, kumanda etmek, oynatmak, patronluk etmek, reislik etmek, yöneticilik yapmak dey. amirlik etmek, başa geçmek, başında olmak, başkanlık etmek, buyruğu yürümek, cundaya binmek, çekip çevirmek, dizgini elde tutmak/dizginleri elinde tutmak, dizgini/dizginleri ele almak, dümen kullanmak, eline almak, ensesine binmek, hüküm sürmek/hükümran olmak, hükümet sürmek, idare etmek, komuta etmek, kumanda etmek, nüfuzu altında tutmak, patentasının altına almak, patentinin altına almak, patronluk etmek, riyaset etmek, sürüp gitmek, tesiri devam etmek, teşebbüsü ele almak, üç başa geçmek, yaygın olmak, yöneticilik yapmak ? emretmek, yönetici
yönetmelik i. içtüzük, kanun, kararname, nizamname, talimatname, talimname, tüzük ? kural, yasa
yönetmen i. idareci, kaptan, komutan, kumanda, yönetici
yönlendirme i. güdü, güdüm
yönlendirmek f. döndürmek, ipucu vermek, sevketmek dey. kulağını doldurmak, yelkeni çevirmek
yöntem i. adap, alışkanlık, anane, biçim, davranış, doktrin, erkan, esas, formül, gelenek, hareket, hava, ilke, kaide, kural, metot, minval, muamele, nizam, norm, okul, politika, pratik, prensip, prosedür, racon, reçete, reviş, sistem, stil, suret, şekil, tarz, teknik, tempo, uygulayım, üslup, usul, üslup, vecih, yorum, yol ? adet, düzen, görgü, kural, öğreti, strateji, tutum
yöre i. bölge, cephe, civar, çevre, dolay, etraf, havali, havza, hinterland, kesim, köşe, kuşak, mahal, mahalle, mıntıka, muhit, nahiye, semt, taraf, yer
yöresel i. bölgesel, çevresel, lokal, mahalli, mevzii, yerel, yerli
yörük i. bedevi, yürük
yörünge i. doğrultu, mahrek, rota, tarik, yol
yufka s. çürük, yalınkat
yuhalamak f. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, hicvetmek, ıslıklamak, karamak, kınamak, kötülemek, kötümsemek, kritik etmek, suçlamak, taşlamak, yermek, yüzlemek, zemmetmek dey. yuf borusu çalmak, yuha çekmek, yuhaya tutmak, yüzüne çarpmak/vurmak karş. alkışlamak
yukarı i. fevk, fevkinde, üst, üstüne, üst bölümü, üst tarafa, üst taraf, yukarıya, yükseğe, yüksek
yular i. ip, kordon, sırım
yumak i. çile, top, yuvarlak biçimde sarılmış, yuvarlak; çıkın, iplik, paket, paklamak, temizlemek, yıkamak,
yumru i. boğum, çıkıntı, kabarcık, kabarık, kabartı, kambur, pürtük, şiş, şişkinlik, şişlik, tümbek, tümsek, tümör, ur
yumruk i. çarpma, darbe, direkt, el, kroşe, tepme, sadme, sille, vuruş
yumruk atmak f. akşetmek, çalmak, çarpmak, indirmek, kütletmek, patlatmak, sallamak, savurmak dey. sille atmak/vurmak/yapıştırmak, yumruk sallamak/savurmak/indirmek/patlatmak/vurmak/yapıştırmak
yumruklamak f. çarpmak, dövmek, hırpalamak, sopa atmak, vurmak dey. yumruğuna güvenmek, yumruk atmak/göstermek/hakkı/kadar/mezesi/savurmak/yumruğa gelmek
yumruklaşma i. arbede, atışma, boğazlaşma, boğuşma, çarpışma, çekişme, didişme, dövüş, dövüşme, hırgür, kapışma, kavga, mücadele, vuruşma
yumruklaşmak f. atışmak, becelleşmek, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, çatışmak, çekişmek, dalaşmak, debelleşmek, didişmek, dövüşmek, gırtlaklaşmak, itişmek, kapışmak, kavga etmek, mücadele etmek, vuruşmak dey. gırtlak gırtlağa gelmek, yumruk yumruğa gelmek
yumulmak f. abanmak, atılmak, başlamak, çimlenmek, davranmak, girişmek, istinat etmek, kalkışmak, kapanmak, kapmak, kısılmak, koparmak, koyulmak, örtülmek, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutturmak, ziftlenmek, zıkkımlanmak dey. dört elle sarılmak
yumurcak i. afacan, haşarı, haylaz, kerata, köftehor, piç, ufaklık, yaramaz dey. cin yavrusu, ele avuca sığmaz, en küçüğü, kan kırmızı, şeytan çekici, şeytanın art ayağı, yaramaz küçük çocuk
yumurtamsı i. beyzi, elipsimsi, eliptik, halkavi, helezonu, oval, söbe
yumurtlamak f. atmak, bilirlenmek, doğurmak, kıvırmak, uydurmak, üremek, söylemek, yalan söylemek, yavrulamak, yuvarlama dey. ağzından kaçırmak, anne olmak, atıp tutmak, blöf yapmak, civciv çıkarmak, gaf yapmak, patavatsızlık etmek
yumuş i. işlev, makam, maslahat, meşgale, mevki, vazife
yumuşacık s. ipek gibi, laçka, yumuşak
yumuşak i. ağızsız, barışçı, cıvık, elastiki, esnek, gevşek, halim, hoşgörülü, insaflı, merhametli, munis, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, pörsümüş, sinirsiz, sulhçu, toleranslı, uysal, uyuşkan, yumuşacık, yumuşak başlı dey. güler yüz/yüzlü, ilgi çekici, ilik gibi, ipek gibi, iştah açıcı, lapa gibi, pamuk gibi, pelte gibi, pufla gibi, tereyağı gibi, yumuşak ağızlı/başlı/huylu/yüzlü/yüzü yumuşak karş. katı
yumuşak başlı s. dilsiz, mazlum, yumuşak dey. kendi halinde, yumuşak huylu/yüzlü
yumuşaklıkla z. güzellikle, iyilikle, tatlılıkla
yumuşama i. ateşkes, barış, mütareke, silahsızlanma, sulh, uyuşma, vifak karş. çatışma
yumuşamak f. buruşmak, cıvımak, çözülmek, dinmek, durulmak, erimek, gevşemek, kağşamak, insafa gelmek, mayışmak, merhamet etmek, pelteleşmek, porsumak, pörsümek, sakinleşmek, salkımak, soğulmak, solmak, sakinleşmek, sönmek, yatışmak dey. ilikleri gevşemek, kendini koyvermek, öfkesi geçmek teskin olmak, turşu olmak, vidaları gevşemek, yelkenleri suya indirmek karş. sertleşmek, şiddetlenmek
yumuşatma i. arabuluculuk, eritme
yumuşatmak f. anlaştırmak, barıştırmak, dindirmek, dizginlemek, sakinleştirmek, teskin etmek, uzlaştırmak, yatıştırmak dey. ara bulmak, barış sağlamak, durulmasını sağlamak, sessizliği sağlamak, sulhu sağlamak, sükuneti sağlamak, teskin etmek karş. kızıştırmak
yurt i. aile, anavatan, anayurt, arazi, barınak, birlik, cemiyet, dernek, diyar, el, han, kıta, koğuş, kurum, mekan, memleket, merkez, mesken, ocak, otel, pansiyon, sıla, toprak, ülke, vatan, yuva dey. baba bucağı/ocağı/yurdu, bakım yurdu, el kapısı, yurt edinmek/tutmak
yurtlandırmak f. iskan etmek, yerleştirmek, yer yurt sağlamak
yurtlanmak f. sakin olmak, tutunmak, yerleşmek, yuvalanmak
yurtluk i. kağşane, köşk, malikane, nostalji
yurtsever s. alp, babayiğit, bahadır, gazi, kahraman, koç, koçyiğit, mert, milliyetperver, patriot, ulussever, vatanperver, vatansever ? yiğit
yurtsuz i. vatansız, yersiz dey. aç açık, barınacak yeri olmayan, evi omuzunda/sırtında, evsiz barksız, kalacak yeri olmayan, sokakta kalan, yeri olmayan, yurdu olmayan
yurttaş i. memleketli, tebaa, uyruk, vatandaş
yusyuvarlak s. şişko, tostoparak
yutkunmak f. çatlamak, çekememek, duraksamak, imrenmek, iştahlanmak, özenmek,
yutmak f. çimlenmek, gaspetmek, hata etmek, içmek, inanmak, kanmak, kapılmak, yemek, zıkkımlanmak dey. Agop'un kazı gibi yutmak, dayanıp ses çıkarmamak, dilini yutmak, dişini sıkmak, eksiksiz öğrenmek, el koymak, gık dememek, göğüs germek, haksız olarak kendine mal etmek, iyice bellemek, laf ağzında kalmak, mantar yemek, mideye indirmek
yutturma i. aldatma, hıyanet
yutturmaca i. al, alay, aldatmaca, dalavere, düzenbazlık, kalpazanlık, kurnazlık, manevra, matrak, oyun, şaşırtmaca, suiistimal, takılma, yolsuzluk
yutturmak f. aldatmak, atlatmak, avlamak, ayartmak, çaktırmak, gaspetmek, içirmek, ihanet etmek, inandırmak, işletmek, kandırmak, kazıklamak, oyun oynamak, tavlamak, tuzağa düşürmek, yanıltmak, yedirmek dey. açmaz yapmak, açmaz vermek, ayak yapmak, boğuntuya getirmek, çaparize getirmek, dümen yapmak, faka bastırmak, filim çevirmek, hile yapmak, ikna etmek, kargayı bülbül diye satmak, kayışa aşırmak, kerize etmek, kötüye boğmak, kulpa oynamak, madik atmak, mandepsiye getirmek, morfin koymak, yutma işini yaptırmak, yutmasını sağlamak
yutturulmak f. aldatılmak, inandırılmak, işletilmek, kandırılmak, tavlanmak, yanıltılmak
yutulmak f. içeri girmek, zarar etmek, ziyan etmek
yuva i. aile, barınak, cemiyet, dernek, darüleytam, ev, ev bark, hane, ikametgah, kat, konut, kreş, kurum, nesep, ocak, yetimhane, yurt ? okul, otel
yuvalanmak f. eğleşmek, ikamet etmek, köklenmek, kökleşmek, oturmak, sakin olmak, temellenmek, tutunmak, yerleşmek, yurtlanmak
yuvar s. çember, daire, halka, küresel, silindir, top, toparlak
yuvarlak s. çember, daire, halka, helezon, helis, kurs, küre, küresel, silindir, teker, tekerlek, top, topak, toparlak, yumak, yusyumru, yuvak karş. sivri ? oval, şişman
yuvarlamak f. atmak, çevirmek, devirmek, döndürmek, düşürmek, içmek, indirmek, tekerlemek, yalan söylemek dey. hızla düşürmek
yuvarlanmak f. dönmek, düşmek, ölmek, sukut etmek, tekerlenmek, ziftlenmek dey. tepe taklak gitmek, yere devrilmek
yüce i. ala, ali, azametli, büyük, ekber, eşref, kocakoca, mübeccel, saygıdeğer, şanlı, şevketli, ulu, ulvi, üstün, yüksek
yücelik i. azamet, büyüklük, görkem, heybet, ihtişam, soyluluk, şevket, ululuk, ulviyet, üstünlük
yücelme i. ilerleme, ululaşma, yücelim, yüceliş
yücelmek f. gelişmek, ilahlaşmak, ilerlemek, kalkınmak, parıldamak, yükselmek
yüceltilmek f. alkışlanmak, büyütülmek, koltuklanmak, methedilmek, övülmek, ululaştırmak dey. göklere çıkarılmak, teveccüh gösterilmek karş. yerilmek
yüceltme i. hürmet, ikram, itibar, meth, prestij, saygı, tazim
yüceltmek f. ağırlamak, alkışlamak, büyütmek, itibar etmek, koltuklamak, konuklamak, methetmek, övmek, taltif etmek, ululamak, sığdıramamak dey. başında gezdirmek/taşımak, başının üstünde taşımak, bokunda boncuk bulmak/inci aramak, diller dökmek, etek tutmak, etrafında dönmek/pervane kesilmek, göklere çıkarmak, iltifat etmek, kompliman yapmak, lehinde bulunmak, yere göğe sığdıramamak
yüğrük i. atik, çalışkan, çevik, güçlü, hamarat
yük i. ağırlık, ambar, argarya, basınç, depo, engel, eşya, kiler, köstek, porte, problem, sorun, yük, yüklük, yük odası
yükçü i. hamal, taşıyıcı,
yükleme i. biriktirme, doldurma, şarj, tahmil
yüklemek f. atfetmek, doldurmak, hamletmek, iftira etmek, kötülemek, lakırdı etmek, şarj etmek, töhmetlendirmek, yakıştırmak, yamamak, yormak dey. alçaltıp yükseltmek, başına yıkmak, iftira etmek, indirip bindirmek, işe koşmak, kabahat atmak/yüklemek, kov etmek, sorumlu tutmak, suç yüklemek, taşınması için taşıta eşya koymak, tıka basa doldurmak, üstüne atmak, üzerine atmak, üstüne/üzerine yıkmak, yükümlülük altına sokmak, yükünü vurmak
yüklenmek f. abanmak, adamak, basırmak, baskılamak, benimsemek, çullanmak, dayanmak, feda etmek, götürmek, ısınmak, istinat etmek, kabullenmek, omuzlamak, sıkıştırmak, taahhüt etmek, taşımak, tazyik yapmak, terlemek, üstlenmek, zorlamak dey. baskı yapmak, bütün ağırlığını bir şeye vermek, el koymak, gayret dayıya düşmek, icbar etmek, iş başa düşmek, mecbur etmek, omuzuna binmek/çökmek/vurmak/yüklenmek, salla sırt etmek, sıkboğaz etmek, sırtına almak, üste almak, üstüne çullanmak/almak/düşmek, üzerine almak, vebal altında kalmak, vebali/günahı boynuna olmak, yük altına girmek
yüklü i. ağır, çetin, çok fazla, dolu, kesif, okkalı, sıkı, sıkışık, yoğun; gebe, hamile dey. bulut gibi, çok çalışmayı gerektiren, çok fazla, dut gibi, fitil gibi, hadsiz hesapsız, hatırı sayılır, küp gibi, tekel bayii, pek çok karş. züğürt
yüklük i. ambar, dolap, erzak dolabı, kiler, yük, yük odası
yüksek s. ali, aşırı, bol, çok, doğuşlu, faik, fazla, fazıl, faziletli, etkili, güçlü, iffetli, kuvvetli, mert, sert, soylu, süper, şiddetli, ulu, ulvi, yukarı, yüce dey. başı dumanlı, daha öte/şiddetli/üstte/üstün/yoğun/yukarıda, göklerin yedinci katı karş. alçak, aşağı ? boylu, ulu, üst
yükseklik i. boy, düzen, hacim, irtifa, kabarıklık, rakım, seviye, üstünlük, yükselti ? büyüklük
yüksekokul i. fakülte, kolej, mektep, üniversite
yükselme i. ilerleme, kabarma, tekamül, terakki, terfi
yükselmek f. açılmak, açınmak, çıkmak, doğmak, fırlamak, gelişmek, görünmek, güçlenmek, ilerlemek, kabarmak, kalkınmak, köklenmek, köpürmek, kusursuzlaşmak, mükemmelleşmek, parıldamak, sivrilmek, terfi etmek, tırmanmak, türemek, yetkinleşmek, yücelmek dey. dal budak salmak, göğe ser çekmek/uçmak, göklere çıkmak/ermek, kol atmak, tekamül etmek, terakki etmek
yükselti i. boy, irtifa, kabarıklık, rakım, seviye, yükseklik
yükseltmek f. kaldırmak, kalkındırmak, kayırmak, kurtarmak, lütufta bulunmak
yüksünmek f. çekimsenmek, gücümsemek, kaçımsamak, kaçınmak, kaçmak, mızmızlanmak, üşenmek dey. baştan sağmak, bin dereden su getirmek, el çekmek, geri durmak, gözünde büyütmek, miskinlik etmek, tembellik etmek
yüküm i. çaresizlik, farz, kaçınılmazlık, mecburiyet, mükellefiyet, sorumluluk, zaruri, zorunluluk
yükümlü s. ağır, borçlu, mecbur, mükellef, ödevli
yükümlülük i. farz, kaçınılmazlık, mecburiyet, mesuliyet, mükellefiyet, sorumluluk, uhte, vecibe, zaruret, zaruri, zorunluluk dey. boyun borcu, vicdan borcu
yükünmek f. eteklemek, selamlamak
yürek i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, can, cesaret, cesurluk, cüret, cüretkarlık, çekinmezlik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gönül, hamaset, iç, kahramanlık, kalp, korkusuzluk, mertlik, metanet, pervasızlık, sine, şecaat, şehamet, yararlık, yılmazlık, yiğitlik, yüreklilik
yüreklendirme i. alkışlama, teşvik
yüreklendirmek f. azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtmek, dürdüklemek, dürtüşlemek, gayretlendirmek, heveslendirmek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, özendirmek, parmaklamak, şevk vermek, şevke getirmek, şevke getirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek dey. cesaret vermek, cesaretini artırmak, gayrete getirmek, kamış atmak, tahrik etmek, teşvik etmek karş. sindirmek
yüreklenmek f. ağalanmak, başkaldırmak, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, efelenmek, horozlanmak, kabadayılık taslamak, kabarmak, koçlanmak, sertelmek, sertlenmek, yavuzlaşmak, yiğitlenmek dey. afi kesmek, caka satmak, cesaret almak/bulmak/göstermek, cesarete gelmek, gayret almak, höt demek, ibiğini kaldırmak, kabadayılık taslamak, kafa tutmak, karşı çıkmak, karşı gelmek, karşı koymak, meydan okumak, posta koymak karş. sinmek
yürekli s. alp, babayiğit, bahadır, belalı, cesaretli, cesur, cüretkar, cüretli, dayanıklı, deliduman, gazi, ihtiyatsız, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, korkusuz, külhanbeyi, mert, pervasız, sakıntısız, serbaz, serdengeçti, şahbaz, şeci, yılmaz, yiğit dey. gözü kara/pek, gözünü budaktan sakınmaz/daldan esirgemez, pek gözlü karş. yüreksiz
yüreklilik i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, besalet, cladet, cesaret, cesurluk, cüret, cüretkarlık, çekinmelik, çekinmezlik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, hamaset, kahramanlık, korkusuzluk, maneviyat, mertlik, metanet, moral, pervasızlık, şecaat, şehamet, şövalyelik, yararlık, yılmazlık, yiğitlik, yürek dey. göz pekliği, gözünü budaktan sakınmama/daldan esirgememe, pek gözlülük karş. yüreksizlik
yüreklilikle z. adamca, efendice, mertçe, yiğitçe
yüreksiz s. cesaretsiz, dayanıksız, kansız, kasap, kılıbık, korkak, metanetsiz, namert, ödlek, tabansız, ürkek, yılgın dey. gölgesinden korkar, süngüsü düşük, tavşan yürekli karş. yürekli
yüreksizlik i. namertlik, ödleklik
yürekten z. candan, gönülden, içten, içtenlikle, kalben, kalpten, muhlis, samimi, samimiyetle, yalansız dey. açık kalplilikle/sözlülükle/yüreklilikte, candan ciğerden, için için, içten gelen, içten gelme karş. yapmacık, yalandan
yürrü! ü. defol!, yallah!
yürük i. acele, bedevi, çabuk, çapan, doludizgin, dörtnala, eşkinli, gezginci, hızlı, gezici, göçebe, göçer, göçeri, göçerkonar, koşarak, seri, seyyar, yıldırım gibi, yollu, yörük karş. yavaş
yürümek f. adımlamak, arşınlamak, basmak, emeklemek, gezinmek, saldırmak, sıralamak, tavuşmak dey. adım atmak, adımlarını açmak/sıklaştırmak, arşını açmak, caddeyi tutmak, çarka etmek, dere tepe dememek, deve gibi lök lökü yürümek, gösteri yürüyüşü, keklik gibi sekmek, miting yapmak, nümayiş yapmak, pergelleri açmak, protesto etmek, tabana kuvvet gitmek, taban atmak, tabanları yağlamak, taban tepmek, tabanvayla gitmek, volta atmak, yaya gitmek, yayan yapıldak gitmek, yol tepmek, yola düzülmek/koyulmak, yürüyüş düzenlemek ? dolaşmak, gelmek, gitmek, kımıldamak, koşmak
yürürlük i. geçerlilik, meriyet, uygulama alanında olma, yürürlükte olma
yürütme i. ameliye, çalışma, harekat, icra, idare, infaz, işlem, uygulama, yürütüm
yürütmek f. aşırmak, gerçeklendirmek, icra etmek, infaz etmek, itmek, tahakkuk ettirmek, tatbik etmek, uygulamak
yürütüm i. ameliye, çalışma, edim, eylem, harekat, hareket, icra, icraat, ifa, infaz, işlem, kılgı, muamele, pratik, tatbik, tatbikat, uygulama, yapma, yürütme karş. kuram
yürüyüş i. anarşi, ayaklanma, dolanma, dolaşma, gezi, gezinme, gezinti, gösteri, isyan, miting, nümayiş, piyasa, protesto, promenat, seyir, tezahürat
yüz i. ar, arlanma, beniz, bet, çehre, fizyonomi, haya, lika, hicap, kanat, kıç, sıfat, sıkılganlık, sıkılma, sima, surat, utanç, utanma, vecih, yüzsuyu karş. yüzsüzlük
yüzde yüz i. elbet, elbette, katiyetle, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, şüphesiz, tabii
yüzdelik i. gelir, irat, kazanç, komisyon, yüzde
yüzeysel i. gelişigüzel, hariçte, itinasız, özensiz, rastgele, sudan, şişirme, üstünkörü, yalandan, yalınkat
yüzkarası i. ayıp, bozukluk, hata, şaibe, kötülük
yüzlemek f. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, kınamak, kötülemek, suçlamak, taşlamak, utandırmak, yermek, yuhalamak, zemmetmek
yüzleşmek f. isabet etmek, karşılaşmak dey. yüzyüze gelmek
yüznumara i. apteshane, aralık, ayakyolu, hacet yeri, hela, kabine, kademhane, kenef, lazımlık, memişhane, oturak, sıfır sıfr, tuvalet, wc dey. hacet yeri, sıfır sıfır
yüzsuyu i. abıru, benlik, guru, haysiyet, haya, izzetisnefis, onur, şeref, vakar, yüz dey. öz saygısı, yüz aklığı karş. yüzsüzlük
yüzsüz i. alıntı, arsız, densiz, hayasız, kepaze, küstah, perdesiz, pişkin, sıkılmaz, sıyrık, soysuz, terbiyesiz, utanmaz, yırtık dey. damarı çatlak, eli bayraklı, yüzü pek karş. vakur
yüzsüzce i. aralanmadan, arsızca, hayasızca, sıkılmadan, utanmadan, yüzü kızarmadan dey. yüzü kızarmadan
yüzük i. alyans, çember, halka, mücevher, takı
yüzünden i. binaenaleyh, çünkü, dolayı, dolayısıyla, hasebiyle, haysiyetiyle, için, nedeniyle, ötürü, sebebiyle, zira
yüzyıl i. çağ, devir, dönem, zaman
 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 112 ziyaretçi (170 klik) kişi burdaydı!