Sozluk Sitesi
  V
 

vaat etmek söz vermek dey. Kaf dağından kar bağışlamak
vacip s. elzem, geçilmez, gerek, gerekli, kaçınılmaz, lazım, mecburi, şart, vazgeçilmez, zaruri karş. keyfi
vade i. dönem, mehil, miad, müddet, mühlet, periyod, süre
vadeli s. müddetli
vadesiz s. müddetsiz
vadetmek f. adamak
vadi i. çukur, geçit, koyak, yar
vah! vah vah, yazık
vah vah ü. çok yazık! eyvah! vah! yazık! zavallı!
vahamet i. badire, bela, facia, kaza, musibet, tehlike, uçurum, varta, yıkım
vahametli s. belalı, kötü, kritik, riskli, tabu, tehlikeli
vahim i. ağır, belalı, ciddi, çok tehlikeli, hayati, korkulu, kötü, kritik, nazik, önemli, riskli, tabu, tehlikeli, umutsuz karş. önemsiz
vahit s. bir, bir tek, yegane, yek, yekta
vahşet i. barbarlık, ehlileşmemişlik, ilkellik, incelmemişlik, vahşilik, yabanıllık, yabanilik
vahşi s. barbar, çekingen, ehlileşmemiş, evcilleşmemiş, medeniyetsiz, ürkek, yabanıl, yabani, yamyam, yırtıcı
vahşileşmek f. canavarlaşmak
vahşilik i. barbarlık, vahşet
vahvahlanmak f. acınmak, hayıflanmak, teessür duymak, üzülmek, yakınmak, yazıklanmak
vaiz i. danışman, din adamı, eğitici, hafız, hatip, hitabe, hoca, imam, müezzin, öğütçü, şeyhülislam, vaizci
vaizci i. hoca, imam, vaiz
vaka i. hadise, olay, olgu, vakıa, vukuat, zuhurat
vakaa i. aslında, doğrusu, esasen, filvaki, gerçi, ise de, zaten, zati
vakalar i. vukuat
vakar i. ağırbaşlılık, benlik, ciddiyet, gurur, haysiyet, izzetinefis, onur, oturaklılık, saygınlık, şeref, temkinlilik, yüzsuyu karş. yüzsüzlük
vakarlı s. ağır, ağırbaşlı, ciddi, efendi, haysiyetli, izzetinefisli, onurlu, şerefli, temkinli, vakur
vakfetmek f. adamak, bilgilendirmek, hasretmek, nezretmek, öğretmek, vakıf durumuna getirmek dey. feda etmek, kendini birşeye vermek, tümünü yararlanılmak üzere vermek, vakıf durumuna getirmek, yoluna baş koymak
vakıa i. hadise, olay, olgu, sergüzeşt, vaka
vakıf i. idare, işletme, kuruluş, müessese, tesis, teşekkül
vakıf i. agah, alim, aydın, bilge, bilgili, danişment, derya, düşünceli, eğitimli, entellektüel, haberli, hâkim, holding, idarehane, işletme, kuruluş, kültürlü, malumatlı, mütefekkir, vukuflu
vâkıf olmak algılamak, anlamak
vaki s. gerçekleşmiş olan, koruyucu, olmuş
vakit i. aralık, çağ, dem, devir, devran, dönem, esna, fırsat, mevsim, saat, sıra, süre, zaman dey. arada bir, ara sıra, bazı bazı, zaman zaman, vakit öldürmek
vakitli s. elverişli, isabetli, mevsiminde, sıralı, sırasında, zamanlı dey. saat ayarı, uygun zamanda, vaktinde yapılan, zamanında yapılan karş. vakitsiz
vakitlice z. erken
vakitsiz i. ahenksiz, altüst, düzensiz, elverişsiz, gereksiz, ilgisiz, insicamsız, isabetsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, sırasız, sistemsiz, uygunsuz, yakışıksız, yersiz, zamansız dey. uygun düşmeyen karş. vakitli
vaktinde z. caiz, isabetli, mutabık, münasip, saatinde, sırasında, uygun, yerinde, zamanında dey. sıcağı sıcağına
vakum i. boşluk, hiçlik
vakur s. ağır, ağırbaşlı, ciddi, efendi, haysiyetli, izzetinefisli, onurlu, rabıtalı, resmi, şerefli, temkinli, vakarlı dey. ağır başlı, kendini bilir karş. serseri
valide i. ana, anne, kayınvalide, kaynana
valilik i. belde, bucak, eyalet, il, ilçe, kaza, kent, mutasarrıflık, sancak, şehir, vilayet
valiz i. bavul, çanta, portföy
vampir i. kan emici, hortlak, yarasa
vantrelog i. palyaço, soytarı, şovmen
var i. bulunabilien, bulunan, mevcut
var etmek f. oldurmak, üretmek yapmak, yaratmak, yetiştirmek karş. yok etmek
var ol! ü. aferin!, bravo!
var olma i. mevcudiyet, varoluş
var yok z. âdeta
varak i. ince yaprak, kat, plak, tabaka, varaka, yaprak, yazılı kağıt
varaklamak f. süslemek, yaldızlamak
vardırma i. erdirme, eriştirme
vardiya i. dönüşümlü çalışma, nöbetleşe çalışma, parti parti, posta
vareste olmak f. kurtulmak
vargı i. ahkam, fetva, hasılat, hudut, hüküm, kanaat, kanı, karar, mahsul, ürün, varılan sonuç, vargı, yapıt, yargı
varış i. akıl, algı, algılama, anlayış, bellek, bilgi, bilinç, feraset, gidiş, havsala, idrak, irfan, izan, kafa, kavrayış, mantık, muhakeme, müdrike, sezgi, seziş, us, zeka, zeyreklik, zihin dey. çabuk anlama/kavrayış, güçlü seziş
varışlı s. akıllı, akil, anlayışlı, arif, düşünceli, ferasetli, izanlı, kafalı, makul, mantıklı, sağduyulu, zeki, zeyrek dey. aklıselim sahibi, sağduyu sahibi karş. kafasız
varışlılık i. algılama, bilgi, irfan
varidat i. akar, dünyalık, ecir, gelir, gelirler, harçlık, irat, kâr, kazanç, mal, matah, nema, rant, ücret
varil i. bidon, fıçı, küp, tank, testi
varis i. kalıtçı, mirasçı
variyet i. dünyalık, mal, mülk, para, servet, varlık, zenginlik dey. mal mülk/varlığı karş. yoksulluk
variyetli s. kapitalist, milyarder, müreffeh, rantiye, varlıklı, varsıl, zengin dey. hali vakti yerinde, mal mülk sahibi karş. yoksul
varlık i. akar, bayındırlık, baysallık, bereket, birey, bolluk, değer, dirlik, dünyalık, hayat, kıymet, konfor, mal, matah, mevcudiyet, obje, para, rahat, rahatlık, refah, sermaye, servet, şey, variyet, varoluş, varsıllık, yaşam, yaşama, zenginlik dey. in cin, mal mülk, nesi var nesi yok, önemli şey, yararlı şey karş. yokluk
varlıklı s. burjuva, gönençli, kapitalist, karun, milyarder, müreffeh, paralı, rantiye, refah içinde, sermayedar, tuzukuru, variyetli, varsıl, yağız, zengin dey. ensesi kalın, hali vakti yerinde, karun gibi, kırk anahtarlı, servet sahibi, sırtı pek, tuzu kuru, vakti hali yerinde, yağlı kapı karş. yoksul
varlıklılık i. bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, gönenç, varsıllık, zenginlik
varma i. gidiş
varmak f. erişmek, ermek, evlenmek, gelmek, ihraz etmek, izdivaç yapmak, kavuşmak, nikahlanmak, tutmak, ulaşmak, vasıl olmak, yaklaşmak, yanaşmak dey. ayak basmak, baş göz olmak, başı bağlanmak, bir yere ayağı/yolu düşmek, eşiğine çıkmak, izdivaç yapmak, kendini atmak/dar atmak, nikah kıymak, tadına varmak, yolun sonuna gelmek, yumruğu derisine varmak
varolmak f. kalmak, oluşmak, teşekkül etmek
varoluş i. mevcudiyet, var olma, varlık, yaşama
varsayalım ki z. faraza
varsayım i. dogma, faraziye, hipotez, iddia, kuram, nazariye, tahmin, tasarım, tasavvur, teori, varsayış
varsayış i. faraziye, hipotez, iddia, kuram, nazariyat, nazariye, tasarım, varsayım
varsayma i. nazariyat, nazariye
varsaymak f. düşünmek, farzetmek, saymak dey. olacak saymak, olmuş saymak
varsıl s. gönençli, paralı, rantiye, sermayedar, müreffeh, varlıklı, zengin dey. hali vakti yerinde, refah içinde, servet sahibi, tuzu kuru karş. yoksul
varsıllık i. gönenç, refah, varlık, varlıklılık, zenginlik dey. cebi/eli para görme, cebini doldurma karş. yoksulluk
varta i. badire, bela, facia, felaket, gaile, güçlük, musibet, panik, tehlike, trajedi, uçurum, vahamet, yıkım dey. korkulu durum, kritik durum
varyasyon i. çeşitleme, değişim, değişme, farklılaşma
varyemez s. cimri, elisıkı, hasis, hesabi, hesapçı, idareli, nekes, paragöz, pinti, tutumlu dey. günahını koklatmaz!, kirli çıkı karş. vergili
varyete i. eğlence, gösteri, konser, revü, şov
varyoz i. balyoz
vasat i. ahval, alelâde, atmosfer, çevre, durum, hava, ılımlı, konum, koşul, muhit, mutedil, orta, ortam, şart, şerait, vaziyet dey. eh işte, iyi kötü, kör topal, ne iyi ne kötü, orta halli/karar/şekerli, şöyle böyle
vasati s. alelade, orta, ortalama, sıradan dey. hiç bir özelliği olmayan, şöyle böyle karş. fevkalade
vasıf i. evsaf, hassa, kalite, karakteristik, keyfiyet, mahiyet, nitelik, özellik, özlük, sıfat
vasıflandırma i. teşhis
vasıflandırmak f. adlandırmak, belirlemek, belirtmek, betimlemek, isimlendirmek, nitelemek, tanımlamak, tanıtlamak, teşhis koymak
vasıflı s. deneyimli, kalifiye, nitelikli karş. vasıfsız
vasıfsız s. acemi, cahil dey. acemi çaylak, ağzı süt kokan, bacak kadar, çiçeği burnunda, dün başlayan hafız, eli yatkın olmayan, gözü küllü, ormandaki bebek, süt kuzusu
vasıl olmak f. erişmek, kavuşmak, tutmak, ulaşmak, varmak, yaklaşmak
vasıta i. araba, aracı, araç, çare, kabzımal, komisyoncu, maşa, medyum, mümessil, ricacı, simsar, şefaatçi, taşıt, temsilci, vesait
vasıta olan s. şefaatçi
vasıta olma i. şefaat
vasıta olmak f. karışmak, şefaat etmek
vasıtalı i. araçlı, dolaylı
vasıtalık i. aracılık
vasıtasıyla i. aracılığıyla, eliyle, yoluyla
vasıtasız s. araçsız, doğrudan, dolaysız dey. doğrudan doğruya karş. vasıtalı
vasi i. gözetici, hami, koruyucu, savunan, vekil, veli
vâsi s. açık, ergin, geniş
vasiyetname i. belge
vatan i. aile, anavatan, anayurt, diyar, memleket, sıla, toprak, ülke, yurt
vatandaş i. halk, memleketli, sosyete, uyruk, yurttaş
vatandaşlık i. tabiiyet
vatanperver s. milliyetperver, ulussever, vatansever, yurtsever
vatansever s. milliyetperver, ulussever, vatanperver, yurtsever
vatansız s. yurtsuz
vatman i. sürücü
vaveyla i. bağırma, böğürtü, çağırtı, çığlık, feryat, haykırış, haykırma, haykırtı, nara, nida, yaygara
vay! ü. ah!, aman!, amanın!, ay!, bre, aman!, hay, Allah!, of! pöf!, uf, vık!, yandım anam!
vazetmek f. komak, öğüt vermek,
vazgeçememek f. geçememek
vazgeçilmez i. elzem, geçilmez, gerekli, kaçınılmaz, mecburi, mukadder, mübrem, mücbir, şart, vacip, zaruri, zorunlu karş. önemsiz
vazgeçilmez s. gerekli, kaçınılmaz, lazım, lüzumlu, mecburi, mukadder, naçar, şart, vacip, zorunlu
vazgeçilmezlik i. farz
vazgeçirici i. gözdağı
vazgeçirmek f. döndürmek
vazgeçme i. bırakma, ricat
vazgeçmek f. bırakmak, bozmak, caymak, çekilmek, döneklik etmek, dönmek, feshetmek, mızıklanmak, nakzetmek, oyunbozanlık etmek, ricat etmek, tersinmek dey. bahaneler bulmak, bom atmak, cilve dökmek/yapmak, dikine tıraş etmek, dürüp bükmek, eğip zorlamak, fazla viraj almak, güm atmak, hık mık demek/etmek, kantin atmak, kırılıp dökülmek, kuyruk sallamak, küllüm yutturmak, madik atmak, mantar atmak, martaval atmak/okumak, masal/maval okumak, numara yapmak, pencidü atmak, pestil atmak, piyaz doğramak, tıraş etmek, ustura çalıştırmak karş. direnmek, sözünde durmak
vazıh s. açık, aşikar, ayan, aydınlık, belli, duru, net, ortada, peyda
vazıh olarak z. aşikare
vazife i. fonksiyon, görev, hizmet, iş, işlev, koltuk, makam, maslahat, memuriyet, meslek, mesuliyet, meşgale, meşguliyet, mevki, ödev, rol, sorumluluk, uğraş
vazifelendirme i. tayin
vazifelendirmek f. atamak, görevlendirmek, işe almak, nasbetmek, tayin etmek
vazifeli s. ödevli
vaziyet i. ahval, davranış, durum, eda, gidiş, hâl, hareket, karşılayış, keyfiyet, kondisyon, konum, koşul, mevki, muamele, politika, pozisyon, radde, siyasa, siyaset, tavır, tarz, tutum, vasat, yaklaşım
vaziyetler i. gidişat
v.b. i. falan, falanca, filan, filanca, vesaire
ve benzeri i. şu bu
ve saire i. şu bu
vebal i. gaf, günah, kabahat, pot, suç, töhmet
vecde gelme i. heyecan
vecibe i. görev, kaçınılmazlık, mecburiyet, mükellefiyet, ödev, sorumluluk, yükümlülük, zaruret, zorunluluk
vecih i. metot, sima, stil, surat, tarz, uygulayım, üslup, yol, yöntem, yüz
vecit i. sarhoşluk, yangın
veciz s. kısa özlü
vecize i. atasözü, cümle, hikmet, ibare, kelamıkibar, kısaltma, özdeyiş, özet, slogan, söz
veçhe i. taraf, yan, yön
veçhile z. böyle
veda i. ayrılık, ayrılma, esenleşme, vedalaşma dey. ayağını kesmek, bağları koparmak, başını alıp gitmek, bırakıp gitmek, esenlik dilemek, hesabı kesmek, ilişkiyi kesmek, vedaya gitmek
veda etmek f. ayrılmak, esenleşmek
vedalaşma i. veda
vedalaşmak f. ayrılmak, ilişkiyi kesmek
vefa i. sadakat dey. idare etmek
vefa etmek f. çıkışmak, elvermek, yetmek, yetişmek karş. yetmemek
vefakar s. dürüst, hakikatli, hatırşinas, kadirbilir, sadık, vefalı
vefakarlık i. değişmezlik, sadakat
vefalı s. bağlı, değerbilir, hakikatli, hatırşinas, hayırlı, kadirbilir, kadirşinas, sadakatli, sadık, vefakar dey. karagün dostu karş. hayırsız, nankör, vefasız ? arkadaş, iyilikçi, kibar, sevecen
vefalılık i. sadakat
vefasız s. adamsendeci, dönek, duygusuz, gamsız, geniş, hakikatsiz, hayırsız, hissiz, ilgisiz, kadirbilmez, lakayt, nankör, nemelazımcı, sadakatsiz, sorumsuz, vurdumduymaz dey. iyilik bilmez karş. vefalı
vefasızlık i. aldatma, hıyanet, nankörlük
vefat i. adem, akıbet, düşük, ecel, emrihak, fena, göçme, göçüş, idam, intihar, irtihal, kayıp, mevt, ölüm, şahadet, şehitlik, zayiat, zıya karş. doğum
vefat etmek f. defnedilmek, ölmek, zıbarmak
vehim i. evham, güvensizlik, hulya, huylanma, işkil, işkillenme, kurgu, kuruntu, kuşku, şüphe, tasa, vahime, vehmetme, vesvese, zan, zannetme
vehimli s. evhamlı, işkilli, kuşkulu
vehmetmek f. evhamlanmak, huylanmak, ikirciklenmek, işkillenmek, kaygılanmak, kurtlanmak, kuruntu etmek, kuşkulanmak, meraklanmak, pirelenmek, şüphelenmek
vekalet i. bakanlık, mümessillik, naiplik, temsilcilik, vekillik
vekil i. acenta, ajan, avukat, bakan, delege, elçi, murahhas, mümessil, naip, nazır, sadrazam, temsilci, vasi, vezir
vekillik i. bakanlık, delegelik, mümessillik, naiplik, nazırlık, sadrazamlık, temsilcilik, vekalet
velayet i. erk, güç, iktidar, izzet, kudret, kuvvet, nüfuz, otorite, salahiyet, takat, velilik, yeti, yetki karş. yetkisizlik
velet i. çocuk, evlat, oğul, uşak
velhasıl z. hâsılı, kısacası, örneğin, özetle, yani
veli i. aziz, azize, ebeveyn, eren, ermiş, esirgeyici, evliya, hami, iltimasçı, kayırıcı, koruyucu, torpil, vasi, yardımcı, yatır
veliaht i. arşidük, arşidüşes, efendi, grandük, prens, prenses, şehzade
velilik i. velayet
velinimet i. arka, destekleyici, esirgeyici, hami, iltimascı, kayırıcı, kollayıcı, koruyucu, müdafi, müzahir, torpil, yardımcı, zahir dey. siyanet meleği
velut s. bitek, kârlı, randımanlı, verimli
velvele i. anarşi, ayaklanma, bağırma, bağrışma, curcuna, çığrışma, gürültü, hayhuy, hengâ, hengame, isyan, kaos, karambol, kargaşa, keşmekeş, kıyamet, patırtı, şamata, uğultu, vırıltı
velveleci s. çaçaron, gürültücü, patırtıcı, şamatacı, yaygaracı
velveleli s. patırtılı
veranda i. balkon, cihannüma, camlı taraça, cumba, teras
veraset i. ırs, irsiyet, kalıt, kalıtım, miras, soyaçekim, soyaçekme, tereke
verecek i. açık, borç, kredi, minnettarlık, takıntı, zimmet dey. borç harç, minnet borcu, namus borcu, ödenecek borç karş. alacak
verecekli s. borçlu, medyum karş. alacaklı
veresiye s. borç, eğreti, gelişigüzel, gönülsüz, itinasız, kredi, özenmeden, özensiz, şişirmece, takıntı dey. önem vermeden, özen göstermeden
veresiye vermek f. kredi vermek
verev s. eğik
vergi i. aşar, cizye, geçitlik, geçmelik, gümrük, haraç, harç, kantariye, kaydiye, ondalık, öşür, resim, salgın, salma, şerefiye, toprakbastı dey. ayak bastı parası, iskele parası, palamar parası, tarik parası, toprakbastı parası, varlık vergisi, vasıtalı/vasıtasız vergi, yol parası
vergici i. alımlı, tahsildar
vergili s. bonkör, cömert, doğuştan, hovarda, ikramcı, koçak, konukçul, konuksever, mirasyedi, misafirperver, mükrim, müsrif, savurgan, semih, tutumsuz, yedirici karş. varyemez
veri i. bilgelik, bilgi, bilim, hikmet, ilim, malumat
verim i. gelir, hasılat, mahsul, meyve, randıman, semere, ürün
verimli s. artımlı, bereketli, bitek, bol, cömert, doğurgan, dolgun, fazlalaşan, fazlasıyla, feyizli, feyyaz, gani, geçerli, gür, işe yarar, kârlı, kazançlı, mahsuldar, mübarek, mümbit, ongun, randımanlı, semeredar, semereli, sürü sürü, üretken, yağız, zengin dey. betli bereketli, bire bin verir karş. kıraç, kısır, verimsiz ? yararlı
verimlilik i. bereket, bolluk, cömertlik, feyiz, meymenet
verimsiz s. bereketsiz, biteksiz, çorak, işe yaramaz, kıraç, kısır, kuru, sıfır, step, yararsız dey. işimiz boru, keçi boynuzu gibi karş. verimli
veriştirme i. hakaret
veriştirmek f. azarlamak, bağırmak, çıkışmak, haşlamak, küçüklemek, paylamak, tekdir etmek
verme i. ödeme, tahsis, tazmin
vermek f. adamak, aktarmak, armağan etmek, arz etmek, bağışlamak, bahşetmek, dayamak, devretmek, evlendirmek, ferağ etmek, hediye etmek, hibe etmek, iade etmek, ihsan etmek, ikram etmek, kaybetmek, lutfetmek, lütfetmek, ödemek, satmak, sunmak, taktim etmek, tanzim etmek, tediye etmek, teslim etmek, tutmak, uzatmak, yatırmak, yöneltmek, zarar etmek dey. armağan etmek, arz etmek, boş döndürmemek, boş göndermemek, elden gelmek, eline sıkıştırmak/tutuşturmak, elini cebe atmak, ferağ etmek, iade etmek, peşkeş çekmek, sahip kılmak, söz alıp vermek, takdim etmek, tanzim etmek, teberru etmek, teslim etmek, tevdiatta bulunmak, tevdi etmek, toka etmek, üste vermek karş. almak, esirgemek ? dağıtmak, yardım etmek
vermezlemek f. çoksamak, çoksunmak, esirgemek, kıyamamak, sakınmak karş. ikram etmek
vermezlenme i. esirgeme
vermezlenmek f. esirgemek, kıskanmak, kısmak, kıyamamak
vernik i. cila, parlatıcı
vesaire v.b. dey. falan filan, filan falan, şu bu
vesait i. araba, araç, belge, vasıta
vesika i. belge, evrak, fiş, kağıt, karne, kayıt, lisans, ruhsat, sertifika
vesikalanmak f. belgelenmek
vesile i. bahane, çare, dolayı, hikmet, illet, kulp, mazeret, münasebet, neden, özür, sebep dey. esbabı mucibe, hikmeti vücut, nedeni niçini
vesilesiyle z. aracılığıyla, münasebetiyle
vesvese i. evham, hulya, huylanma, kuruntu, kuşku, şüphe, vehim
vesveselendirmek f. pirelendirmek
vesveselenmek f. işkillenmek, kurtlanmak, kuşkulanmak
vesveseli s. evhamlı, huylu, ikircikli, işkilli, kuruntucu, kuruntulu, kuşkucu, kuşkulu, meraklı, pireli, şüpheci
veto etmek f. reddetmek, yadsımak, yalanlamak, yanaşmamak dey. geri çevirmek, kabul etmemek, karşı çıkmak/olmak/koymak, protesto etmek, razı olmamak, tekzip etmek
veya bğ. veyahut, ya da, yahut
veyahut f. veya
vezin i. ölçü, tartı
vezinli s. ölçülü, tartılı
vezinsiz s. ölçüsü olmayan, tartısız
vezir i. bakan, delege, nazır, vekil
veziri azam i. sadrazam
vık! ü. pöf!, vay!
vırıldamak f. dırdırlanmak, hırçınlanmak, hırlanmak, huysuzlanmak, mırıldanmak, somurdanmak, söylenmek, terslenmek, vızıldamak, zırıldamak, zırlamak
vırıltı i. bağırışma, curcuna, gürültü, patırtı, velvele
vırlamak f. söylenmek
vırvırcı s. boşboğaz
vızıldamak f. vırıldamak
vızıldanmak f. ağlaşmak, sızıldanmak, sızlanmak, yakınmak, zırıldamak
vızıltı s. gürültü
vızırdanmak f. dırdırlanmak
vızlamak f. söylenmek
vibrasyon i. kıpırtı, titreşim, zangırtı
vicdan i. adalet, alicenaplık, doğruluk, dürüstlük, Hak, hakkaniyet, hakseverlik, haktanırlık, hakyemezlik, insaf, insaniyet, insanlık
vicdan azabı i. nedamet
vicdanlı s. adil, alicenap, değerbilir, fedakar, hamiyetli, hayırsever, hazımlı, hoşgörülü, hüsniniyetli, insaflı, insan, insaniyetli, iyi, iyilikçi, iyiliksever, kadirbilir, lütufkar, oğuz, özverili, yardımsever dey. alnı açık/ak, yasalara uygun karş. vicdansız
vicdanlılık i. adak, dürüstlük, hakkaniyet, insaf, insaniyet
vicdansız s. acımasız, acımaz, amansız, cebbar, düşkünezer, gaddar, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, insaniyetsiz, kalpsiz, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, sadist, şefkatsiz, taşyürekli, zalim, zorba dey. canavar ruhlu, imanı yok karş. müşfik
vidalamak f. asmak, bağlamak, birleştirmek, çakmak, çivilemek, iliştirmek, mıhlamak, raptetmek, saptamak, takmak, tutturmak
vicdansız s. acımasız, Allahsız, amansız, canavar, gaddar, gâvur, hınzır, hunhar, insafsız, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, şefkatsiz, tiran
vida i. çive
vidala i. deri
vidalamak f. iliştirmek, takmak, tutturmak
vikont i. kont
vikontes s. soylu
vilayet i. il, kent, şehir, valilik
villa i. ikametgah, konak, konut, köşk, mesken, sayfiye, yalı, yazlık
vimlemek f. temizlemek
vira z. boyuna
virajlı s. dolambaçlı
viran s. bozuk, durmuş, eski, eskimiş, göçkün, harap, hurda, kopuk, köhne, kullanılmış, lime lime, partal, yanık, yıkık
viran olmak yıpranmak
virane s. enkaz, göçük, harabe, kalıntı, ören, viranelik, yıkıntı
viranelik i. enkaz, harabe, kalıntı, virane, yıkıntı
viranlaşmak f. eskimek, tahrip olmak, yıpranmak
virt etmek üstelemek
virtüöz i. çalgıcı
vişne çürüğü al, kızıl, şarabi
vitray i. pencere
vitrin i. cam, camekan, dolap, pencere
viyadük i. geçit
viyaklamak f. ağlamak, bağırmak, cıyaklamak, çağrışmak
vizite i. gelir
vodvil i. gösteri, güldürü, komedi, oyun, piyes
volkan i. dağ
volta atmak dolaşmak
voltalamak f. dolaşmak
vukuat i. aktüalite, gidişat, hadise, kaza, kurban, maceralar, maktul, olanlar, olay, olaylar, sergüzeşt, serüvenler, vaka, vakalar, zuhuratlar
vukuatlı s. olaylı
vukuatsız s. olaysız
vukuf i. algılama, anlama, bilgelik, bilim, bilme, bilgi, biliş, görgü, hikmet, ilim, irfan, kavrama, kavrayış, kültür, malumat, veri karş. gaflet
vukuflu s. alim, aydın, bilge, bilgili, bilgin, danişment, derya, düşünür, haberdar, haberli, hakim, kültürlü, malumatlı, mütefekkir, vakıf
vukufsuz s. alaylı, beceriksiz, bihaber, bilgisiz, bilmez, boş, cahil, görgüsüz, görmemiş, habersiz, kültürsüz, malumatsız, ümmi
vurdumduymaz s. adamsendeci, aldırışsız, aldırmaz, anlayışsız, bigane, dalgacı, duygusuz, gamsız, geniş, havai, hevessiz, hissiz, hürmetsiz, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayt, meraksız, mesuliyetsiz, nemelazımcı, rahat, savruk, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vefasız dey. dünya yansa içinde bir kalbur samanı yanmaz, neme lazımcı, vurdumduymaz karş. duyarlı
vurdumduymazlık i. boşlama, ihmal
vurdurmak f. attırmak, çarptırmak, saplattırmak
vurgu i. aksan, dil, şive
vurgulamak f. göstermek
vurgun s. al, aldatmaca, aşık, bağlanmış, baskın, bayılan, bitik, büyüklenmiş çapul, dadanmış, dalavere, düşkün, eğinik, felç, ganimet, hayran, hile, hırsızlık, inme, kurnazlık, mecnun, meftun, müptela, perestişkar, sevdalı, soygun, suiistimal, tutkun, vurulmuş, yangın, yanık dey. gönlünü kaptırmış, gönül vermiş
vurgun olmak f. hayran olmak
vurgun vurmak f. dolandırmak, gaspetmek, hırsızlamak, soymak, vurmak dey. soygun yapmak, talan etmek, voli vurmak, yağma etmek, yol kesmek
vurguncu i. bedavacı, çapulcu, haraçcı, harp zengini, istifçi, korsan, spekülasyoncu, spekülatör, stokçu, şaki, yağmacı, yankesici
vurgunculuk i. dalavere , hırsızlık, soygunculuk, suiistimal
vurgunluk i. aşk, düşkünlük, eğilim, hayranlık, karasevda, meftuniyet, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevda, sevgi, tapınma, tapma, teveccüh, tutkunluk, zaaf
vurguncu s. istifçi, spekülasyon, spekülatör dey. deveyi hamudu ile yutan, harp zengini, kara borsacı, savaş zengini ? dağıtmak, yardım etmek
vurma i. atış, dayak, isabet etme, kötek, tepme
vurmak f. aşketmek, atmak, bombalamak, çalmak, çarpmak, çekmek, dolandırmak, ekleştirmek, fiskelemek, gaspetmek, hırsızlık etmek, indirmek, isabet etmek, kakmak, karşılaşmak, kurşunlamak, kütletmek, öldürmek, patlatmak, sallamak, savurmak, sokmak, soygun yapmak, soymak, süsmek, şaplatmak, talan etmek, tepmek, tıkırdatmak, tıklatmak, toslamak, vurgun vurmak, yapıştırmak, yaralamak, yerleştirmek, yumruklamak, zarp etmek dey. başa geçirmek, çenesini dağıtmak, çifte atmak, darbe indirmek, el kaldırmak, falakaya çekmek/yatırmak/yıkmak, fena yerinden vurmak/yerine vurmak, fiske vurmak, göğüs boşluğuna bindirmek, kadeh tokuşturmak, kafa atmak, sille atmak/vurmak, şamar atmak/vurmak, şaplak atmak/vurmak, şut çekmek, tekme atmak/savurmak/vurmak, tokat atmak/vurmak, tos vurmak, voliyi vurmak, yumruk atmak/savurmak/vurmak ? dayak, dövmek, kımıldamak, sille, vuruş, yaralamak
vurulmak f. aşık olmak, defnedilmek, hayran olmak, isabet almak, kapılmak, meftun olmak, merhum olmak, meyletmek, rahmetli olmak, telef olmak, yaralanmak dey. aşka düşmek, aşık olmak, kendini kaptırmak, feryadı vermek
vurulmuş s. mecnun, müptela, vurgun
vuruş f. atış, çarpma, çifte, darbe, dayak, değme, direkt, dirsek, fiske, kesme, kötek, kroşe, omuz, sadme, şut, tekme, tepme, tos, yumruk ? dayak, dövmek, sille, vuruş, yaralamak
vuruşkan s. dövüşken, mücadeleci, savaşkan
vuruşma i. boğuşma, çekişme, düello, gırtlaklaşma, hırgür, kavga, maraza, muharebe, savaş, tepişme, yumruklaşma
vuruşmak f. cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, dalaşmak, dövüşmek, itişmek, kapışmak, kavga etmek, savaşmak, tepişmek, yumruklaşmak
vuzuha ermiş s. açık
vuzuhsuz i. kaçamaklı, kapalı, muammalı, muğlak
vücup i. ihtiyaç
vücut i. arka, beden, cüsse, eğin, endam, gövde, lüzum, ten, yapı
vücutlu s. büyük, cesametli, cüsseli, heyula gibi, iriyarı, zebella
WC i. apteshane, helâ, tuvalet, yüznumara





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Pharme319, 05.09.2013, 09:15 (UTC):
Very nice site!

Yorumu gönderen: Pharme450, 05.09.2013, 09:14 (UTC):
Hello! fkceffe interesting fkceffe site! I'm really like it! Very, very fkceffe good!

Yorumu gönderen: Pharmb557, 05.09.2013, 09:13 (UTC):
Hello! eeeegfd interesting eeeegfd site! I'm really like it! Very, very eeeegfd good!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 4 ziyaretçi (51 klik) kişi burdaydı!