Sozluk Sitesi
  T
 

taahhüt i. angajman, sözleşme, üstlenme dey. deruhte etmek, üstüne almak
taahhüt etmek f. angajmana girmek, üstlenmek, yüklenmek
taahhütname i. belge
taalluk i. aidiyet, alaka, bağ, bağıntı, bağlantı, değginlik, ilgi, ilinti, ilişki, irtibat, mensubiyet, münasebet, rabıt, rabıta, takıntı
taam i. aş, öğün, yemek, yiyecek
taam etmek f. yemek
taammüden s. bilerek, iradeli, iradi, isteyerek, kasıtlı, kasti, kasten, mahsus, taammüt karş. kazara
taammüt i. irade, sebat, taammüden
taarruz i. akın, atak, atılım, baskın, çıkarma, fetih, hamle, hücum, istila, saldırı, saldırım, saldırış, saldırma, tecavüz, üşüşme dey. üstüne gelme, üstüne yürüme
taarruz etmek f. saldırmak
taassup i. bağnazlık, muhafazakarlık, tutuculuk, yobazlık karş. ilericilik
tab i. bası, basım, topografya
taba i. kırmızımsı, kahverengi
tabak i. kase, kap, sini, tabla, tepsi
tabak gibi s. basık, çotur, dümdüz, düz, sallı, yassı, yayık, yayvan
tabaka i. bölüm, forma, hücre, kat, katman, kutu, parça, plak, sınıf, takım, varak, yaprak
tabaklık i. dolap, raf
taban i. alt, ayak, dayanak, destek, dip, kaide, kök, mesnet, parlak, payanda, temel, zemin karş. tavan
tabanca i. revolver, tüfek
tabansız s. cesaretsiz, kansız, kılıbık kılıbık, korkak, ödlek, ürkek, yüreksiz
tabansızlık i. ödleklik
tabela i. afiş, levha, pankart, pano, plaka, tablo, yafta
tabetmek i. basmak, çıkarmak, neşretmek, yayımlamak
tabı i. huy, ıra, karakter, mizaç, tabiat, tıynet, yaradılış
tâbi s. bağımlı, bağlı, vabeste karş. bağımsız
tabiat i. beğeni, benlik, bünye, cibilliyet, damak, doğa, fıtrat, hamur, haslet, hilkat, huy, ıra, karakter, kişilik, maya, meşrep, mizaç, nefis, ölçü, seciye,şahsiyet, tabı, tıynet, yaradılış, zevk dey. Allah vergisi, huy hulk, huy hus, huyu suyu, tabiat harikası, tabiat sahibi, tabiatın kıştan uyanışı karş. tabiatsızlık
tabiatça z. doğuştan
tabiatıyla z. alimallah, behemhal, çaresiz, elbet, elbette, eminim, emrivakiyle, haliyle, isteksizce, katiyetle, kendiliğinden, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, nazlanarak, mecburen, şüphesiz dey. doğal olarak, ister istemez, işin gereği olarak, kaçınılmaz olarak, tabii bir biçimde, tabii olarak karş. fevkaladeden
tabiatsız s. aksi, asabi, beğenisiz, cibilliyetsiz, dırdırcı, geçimsiz, hırçın, huysuz, midesiz, ters, uyuşmaz, zevksiz karş. beğenili, uysal
tabiatüstü s. acayip, benzersiz, doğaüstü, fevkalade, garip, inanılmaz, insanüstü, mucizevi, olağanüstü, sihirli karş. olağan
tabii s. acayip, alelâde, alışılmış, alimallah, basbayağı, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, bildik, bilinen, doğal, elbet, gelişigüzel, harcıalem, katiyetle, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutat, mutlaka, normal, olağan, oldu, özelliksiz, renksiz, rutin, sıradan, şüphesiz, yüzde yüz dey. her zamanki karş. gayri tabii
tabii ki z. alimallah, kesinlikle, muhakkak, mutlaka, şüphesiz
tabiilik i. doğallık, içtenlik, olağanlık, yalınlık
tabiiyet i. bağımlılık, bağlılık, dayanma, uyrukluk, vatandaşlık
tabiiyetli s. uyruklu
tabip i. doktor, hekim
tabir i. anlatım, cümle, deyi, deyim, deyiş, ibare, ifade, laf, söz, terim
tabiyatıyla z. ille
tabiyetli s. tebaa
tabla i. altlık, bandırma, karavana, kutu, küllük, sini, sofra, tabak, tepsi
tabldot i. aş, aşevi
tablo i. afiş, bordro, cetvel, çizelge, döküm, indeks, katalog, levha, liste, manzara, panaroma, pano, resim, tabela, tasvir, tarife, yafta
tabu s. afsunlu, büyülü, haram, mekruh, memnu, menedilmiş, tekinsiz, tılsımlı, uğursuz, vahametli, vahim, yasaklanmış
tabur i. grup
taburcu s. sağlıklı
taburcu etmek f. salıvermek
tabure i. iskemle, puf, sandalye, sehpa
tabut i. sanduka dey. dört kollu (tahtırevan), imam sandalı/kayığı
taciz i. rahatsız etme, sıkıntı verme, tedirgin etme, usanç verme, usandırma dey. canını sıkma, musallat olma, rahatsız etme, sıkıntı verme, tebelleş olma, tedirgin etme, usanç verme
taciz etmek asılmak dey. can sıkmak, canını sıkmak, musallat olmak, rahatını kaçırmak
tacizlik i. sızlanma, yakınma
tacizlik vermek f. can sıkmak, canını sıkmak, musallat olmak, rahatını kaçırmak, rahatsız etmek, sıkıntı vermek, sıkmak, tebelleş olmak, tedirgin etmek, usanç vermek, usandırmak
taç i. başlık, çelenk
tadı kaçmak f. piç olmak
tadil i. değişiklik, değişim, değişme, dönüşme, istihale, tadilat
tadil etmek f. değiştirmek
tadilat i. değişim, istihale, tadil
tadilat yapmak f. değiştirmek
tadımlık i. çeşni
tafra i. afurtafur, azamet, böbürlenme, büyüklenme, caka, çalım, fantazi, fiyaka, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kibir, kurum, nispet, övünme, poz, şişinme, tavır, yakıştırmaca, yordam karş. alçakgönüllülük
tafracı s. atıcı, blöfçü, böbürlenen, gururlanan, kibirli, mübalağacı, övüngen, palavracı, şişinen, uydurukçu, yüksekten atan
tafsilat i. ayrıntı, ayrıntılar, detay, izahat, müfredat, teferruat dey. ayrıntılarıyla anlatmak, etraflıca açıklamak, tafsil etmek, uzun uzadıya anlatmak
tafsilat vermek f. ayrıntılarıyla anlatmak karş. özetlemek
tafsilatlı s. ayrıntılı, uzun
tafta i. ipekli
taganni i. terane, terennüm
tahakkuk i. gerçekleşme, infaz, uygulama
tahakkuk etmek f. uygulamak
tahakkuk ettirmek f. gerçekleştirmek, uygulamak, yürütmek
tahakküm i. baskı, despotluk, hükmetme, istibdat, müstebitlik, tagallüp, zorbalık karş. ılımlılık
tahammül i. sabır
tahammül edememek f. bıkmak, dayanamamak, usanmak, yorulmak
tahammül etmek f. çekmek, dayanmak, direnmek, kaldırmak, sabretmek dey. ayak diremek, bağrına taş basmak, bildiğinden şaşmamak, bizar olmak, çile doldurmak, dişini sıkmak, gık dememek, göğüs germek, inat etmek, karşı çıkmak/durmak/gelmek/koymak, mukavemet etmek, pes etmemek, sebat etmek karş. dayanamamak
tahammülsüz s. çürük
taharetlenmek f. arınmak, çimmek, paklanmak, temizlenmek, yıkanmak
taharetsiz s. dinsiz, gâvur, imansız, kafir
taharriyat i. anket
tahayyül i. ide, mütalaa, oy
tahayyül etmek düşünmek
tahdidat i. kısıntılar, kısıtlamalar, sınırlamalar, tahditler
tahdit i. ambargo, had, limit
tahdit i. çevreleme, çevresini daraltma, kısıntı, kısıtlama, sınırlama
tahdit etmek çerçevelemek
tahıl i. aş, ekin, hububat, zahire
tahkik i. anket, araştırma, inceleme, mütalaa, revizyon, sorgulama, sormaca, soruşturma, teftiş, tetkik etme
tahkik etmek denetlemek, deşelemek, mütalaa etmek, teftiş etmek
tahkikat i. anket, araştırma, bilgi toplama, inceleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, sorgulama, soruşturma, tetkik etme dey. bilgi toplama, tetkik etme
tahkikat yapmak f. denetlemek, mütalaa etmek
tahkim i. güçlendirme, kuvvetlendirme, sağlamlaştırma, takviye
tahkim etmek f. güçlendirmek, kuvvetlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, takviye etmek karş. güçsüzleştirmek
tahkimat i. hisar, kale, sığınak, şato
tahkir i. aşağılama, aşağılatma, çıkışma, hakaret etme, hor görme, onur kırma, onuruna dokunma, paylama
tahkir etmek f. aşağılatmak, azarlamak, hakaret etmek, onur kırmak karş. taltif etmek
tahlil i. analiz, çözümleme
tahlil etmek f. çözmek, halletmek
tahlil yapmak f. halletmek
tahlilli s. analitik
tahlis etmek yardım etmek
tahliye i. boşaltma, salıverme, serbest bırakma
tahliye edilmek f. kurtulmak
tahliye etmek f. boşaltmak, salıvermek, serbest bırakmak
tahliye olmak f. kurtulmak
tahmil i. yükleme
tahmin i. değerlendirme, hesap, iddia, kuram, nazariyat, nispet, oran, oranlama, tasarım, varsayım dey. değer/fiyat biçmek, el terazi/mizan, göz mizan/terazi, fikir yürütmek, göz terazisi, var yok
tahmin etmek f. beklemek, bellemek, kestirmek, sanmak
tahminen s. âdeta, civarında, hemen hemen, kabataslak, neredeyse, sularında, tahmini, takriben, yaklaşık dey. aşağı yukarı, hemen hemen, üç aşağı beş yukarı, yaklaşık olarak, yuvarlak hesap
tahmini z. âdeta, civarında, kabataslak, kararlama, neredeyse, soyut, sularında, takriben, tahminen, takriben, yaklaşık dey. aşağı yukarı, hemen hemen, oranlamaya göre, yaklaşık olarak
tahribat i. cereme, çarçur, dokunca, hasar, hırpalama, mahvetme, yıkım, zarar, zayiat, zedeleme, ziyan dey. viran duruma getirme, zarar verme, ziyan verme karş. onarım
tahrif etmek f. bozmak, değiştirmek
tahrifat i. dönüştürme
tahrifat yapmak f. değiştirmek
tahrik etmek f. aşılamak, ayarmak, azdırmak, azmettirmek, coşturmak, çalıştırmak, dürtmek, fitillemek, gayretlendirmek, isteklendirmek, işlemek, işletmek, kamçılamak, kıpırdatmak, kışkırtmak, kızıştırmak, komutlamak, körüklemek, özendirmek, yüreklendirmek, zehirlemek dey. aklını çelmek, asabını bozmak, ateşle oynamak, ayağa kaldırmak, bam teline basmak, barutla oynamak, bela çıkarmak/kesilmek, belasını aramak/istemek, cinsel isteği artırmak, çanak tutmak, çileden çıkarmak, dalına basmak, damarına basmak, deli etmek, deli divane etmek, deliye döndürmek, duyguları güçlendirmek, duyguları uyarmak, fesat çıkarmak, gayrete getirmek, hareket ettirmek, harekete geçirmek, ifrit etmek, iş çıkarmak, kafasını kızdırmak, kanına susamak, kamış atmak, kavga aramak/çıkarmak, mesele çıkarmak, sinir oynatmak, tepesini attırmak, tepesinin tasını attırmak, teşvik etmek, uyuyan yılanın kuyruğuna basmak, yola çıkartmak, zemzem kuyusuna işemek karş. frenlemek
tahrikçi i. anarşist, arabozan, bozguncu, bölücü, çeteci, fesat, ihtilalci, isyancı, kışkırtıcı, komplocu, münafık, nifakçı, ordubozan, terörist
tahrikçilik i. terörizm
tahrip i. bozma, hırpalama, mahvetme, yıkma, zedeleme karş. onarma
tahrip etmek f. devirmek, mahvetmek, yıpratmak dey. harap etmek, hasar vermek, kırıp dökmek, perişan etmek, yıkıma neden olmak, yıkıp bozmak/yakmak, zarar/ziyan vermek
tahrip olma i. aşınma
tahrip olmak f. bitmek, bozulmak, çökmek, haraplaşmak, hırpalanmak, mahvolmak, viranlaşmak, yıpranmak dey. altüst olmak, berbat olmak, harap duruma gelmek/olmak, hasar görmek, kırılıp dökülmek, perişan olmak, tahribata uğramak, viran olmak, viraneye dönmek, yakılıp yıkılmak, yok olmak karş. onarılmak
tahripçi i. bozguncu, kundakçı, sabotajcı, terörist, yıkıcı
tahripçilik i. terörizm
tahripkar i. berbat, bozguncu, bozuk, durmuş, hırpalayan, kötü, kundakçı, mahveden, yıkıcı, yıkan, zararlı, zedeleyen dey. harap eden, hasar veren, kırıp döken, perişan eden, yıkıp bozan, zarar/ziyan veren karş. yapıcı
tahrir i. kitabet, kompozisyon, yazma
tahriş i. tırmalama, tırmalanma, yakarak kaşındırma, yıpranma, zedelenme
tahriş etmek f. azdırmak
tahsil i. eğitim, öğrenim, öğretim, para alma, para toplama, tedris, terbiye, yetişme, yetiştirilme dey. öğrenim görmek, öğrenim yapmak, para almak, para toplamak, talim ve terbiye görmek
tahsil etmek f. okumak, öğrenmek, yetişmek, yetiştirilmek
tahsildar i. vergici
tahsilli s. bilgili, okumuş, öğrenimli dey. iyi yetişmiş/yetiştirilmiş/talim ve terbiye görmüş karş. cahil
tahsis i. ayırma, hasretme, özgüleme, verme
tahsis etmek f. açmak, ayırmak, hasretmek
tahsisat i. aidat, gider, harcama, masraf, ödenek
taht i. hükümdarlık, iskemle, koltuk
tahtırevan i. el arabası
tahvil i. çevirme, değişim, değiştirme, döndürme, dönüştürme, dönüştürüm, istihale, makbuz, senet, yazılı senet
tahvil etmek f. çevirmek, değiştirmek, dönüştürmek
taka i. kıyı gemisi, tekne, yelkenli
takanak i. ek, ilave
takas i. alışveriş, kliring, mübadele
takas etmek f. alışveriş etmek, değiştirmek, mübadele etmek, teati etmek, ticaret yapmak dey. değiş tokuş yapmak
takat i. derman, enerji, fors, güç, hâl, hayatiyet, imkan, izzet, kapasite, kudret, kuvvet, mecal, performans dey. bitap düşmek, bitkin düşmek, dermanı kalmamak, gücü kalmamak, gücü tükenmek, helak olmak, hali kalmamak, kuvveti kalmamak, kuvveti tükenmek, kuvvetten düşmek, mecali kalmamak, yorgun düşmek
takat sınırı performans, yeğinlik
takati kalmamak f. tükenmek, yorulmak karş. güç kazanmak
takatli s. acar, atak, atılgan, baskın, dayanıklı, dirençli, dişli, enerjik, erkli, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, selahiyetli, uzun nefesli, uzun ömürlü, yeğin, zorlu dey. uzun nefesli/ömürlü karş. takatsiz
takatsiz s. bitkin, çökkün, dermansız, erksiz, güçsüz, güdük, hali kalmamış, halsiz, iktidarsız, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, mecalsiz, yorgun dey. hali kalmamış, kuvveti kalmamış, mecalden düşmüş karş. takatli
takatuka i. çığırışma, gümbürtü, gürültü, patırtı, hengame, patırtı, şamata karş. sükunet
takdim i. armağan etme/verme, arz, girişlik, öne alma, önceleme, sunma, tanıştırma, tanıtma karş. tehir
takdimci i. spiker, sunucu, tanıtmacı
takdime i. armağan, hediye, peşkeş
takdir i. alınyazısı, beğenme, değer biçme, değer verme, değerini anlama, değerlendirme, felek, fırsat, hayranlık duyma, kader, kısmet, mukadderat, önemini kavrama, sûr, şans, talih, tecelli, yazgı
takdir etmek f. anlamak, beğenmek, değer vermek, değerini anlamak, gerekliliğini kabul etmek, hayran olmak, haz zetmek, hoşlanmak, idrak etmek, intikal etmek, kavramak, meftun olmak, önemini anlamak, sevmek, tutmak dey. değer vermek, değerini anlamak, gerekliliğini kabul etmek, hayranlık duymak, hayran olmak, haz almak, idrak etmek, rağbet etmek, önemini anlamak, vakıf olmak karş. anlamamak
takdir uyandırmak f. alkışlanmak, beğenilmek, zevk vermek, büyülemek, cezbetmek, etkilemek, zevklendirmek dey. başarı kazanmak, etkili olmak, göz doldurmak/kamaştırmak, gözüne girmek, hayran etmek, hoşuna gitmek, iyi etki uyandırmak, iyi tesir uyandırmak, iyi izlenim yaratmak, kendini beğendirmek, kendini sevdirmek, memnun/mest/mutlu etmek, ram etmek, sükse yapmak, tatmin etmek, tesir etmek, zevk vermek karş. beğenilmemek
takdiri ilahi i. baht, felek, fırsat, kader, kısmet, mukadderat, olacak, sur, şans, taksirat, talih, tecelli, uğur, yazgı, yazı, yom dey. alın yazısı, Allah yazısı
takdis i. kutsal sayma, kutsama
takı i. aksesuar, andaç, armağan, , ek, hediye, ilave, katkı, kolye, mücevher, peşkeş, süs, süs eşyası, takıntı, ulama, yama, yüzük, ziynet, ziynet eşyası
takılgan s. espritüel, gülünç, komik, latifeci, maskara, muzip, müstehzi, nükteci, nüktedan, şakacı, taklitçi, yaramaz
takılma i. aksama, alay, azizlik, çakışma, espri, gırgır, istihza, latife, matrak, şaka, yutturmaca
takılmak f. aksamak, alay etmek, asılmak, eğlenmek, eğleşmek, iğnelemek, iliştirilmek, istihza etmek, işletmek, kalmak, kepaze etmek, muziplik, nanik yapmak, oyalanmak, yapmak, rezil etmek, sarkıntı olmak, sitem etmek, sokuşturmak, şaka etmek, şaka yapmak, şakalaşmak, tariz etmek
takım i. alay, andıran, araç, aygıt, benzer, birlik, bölük, bölüm, cephe, cihaz, civar, çeşit, çete, denli, dizi, ekip, elbise, fasıl, gibi, grup, hizip, hücre, kadro, kıta, klan, kol, kumpanya, küme, misil, mürettebat, öbek, örgüt, parti, posta, pusat, sınıf, tayfa, tertip, tim, topluluk, ünite, yığın, zümre
takıntı i. açık, alacak, alâka, armağan, bağ, bağıntı, bağlantı, borç, değginlik, ek, emanet, hesap, idare, ikaz, ilave, ilgi, ilinti, ilişik, ilişki, irtibat, katkı, kredi, mücevher, münasebet, ödünç verme, rabıt, rabıta, taalluk, takı, ulama, ulantı, verecek, veresiye, yama, zimmet, ziynet eşyası
takıntısız s. ilişkisiz, rabıtasız
takır tukur z. rutubetsiz
takırdama i. takırtı
takırtı i. gürültü, patırtı, takırdama, tıkırtı, tokurtu
takışma i. kavga
takışmak f. atışmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çatışmak, çekişmek, dalaşmak, dırlaşmak, didişmek, dövüşmek, girişmek, hırlaşmak, kapışmak, kavga etmek, tartışmak, zıtlaşmak dey. ağız dalaşı/kavgası yapmak, anlaşılmazlığa düşmek, birbirine düşmek/girmek/takılmak, kontra gitmek
takıştırmak f. çimlenmek
takibat i. anket, araştırma, inceleme, kovuşturma, mütalaa, sorgulama, soruşturma, takip, tetkik
takibat yapmak mütalaa etmek
takiben z. müteakiben, sonra, sonradan
takip i. anket, inceleme, izinden gitme, izlem, izleme, kovalama, kovuşturma, kovuşturulma, mütalaa, peşinden gitme, soruşturma, takibat, uyma dey. peşi sıra gitme
takip etmek f. algılamak, anlamak, araştırmak, ardından gitmek, dinlemek, izinden gitmek, incelemek, izlemek, kovalamak, kovuşturmak, peşinden gitmek, soruşturmak, yakalamaya çalışmak dey. ardından gitmek, dikkatle dinlemek, izinden gitmek, peşinden gitmek, yakalamaya çalışmak
takke i. başlık, bere
takla i. devrilip yuvarlanma, dönme, parende, taklak, yuvarlanma dey. parmağının ucunda oynatmak/çevirmek
taklak i. perende, takla
taklit i. düzme, imitasyon, kalp, kopya etme, kopya, sahte, sentetik, suni, uydurma, yalancı, yapay, yapma
taklit olmayan s. orijinal
taklitçi s. alaycı, espritüel, gülünç, komik, kopyacı, latifeci, maskara, mukallit, muzip, nükteci, nüktedan, soytarı, şakacı, şaklaban, şovmen, takılgan karş. ağırbaşlı, özgün
takma s. düzme, eğreti, protez, sahte, sentetik, suni, uydurma, yalancı, yapma karş. gerçek
takmak f. asmak, bağlamak, çakmak, çivilemek, dikmek, döşemek, geçirmek, iğnelemek, iliştirmek, mıhlamak, monte etmek, önemsemek, raptetmek, raptiyelemek, tespit etmek, teyellemek, tutturmak, vidalamak, yapıştırmak karş. çıkarmak, sökmek ? eklemek, koymak, saplamak
takmamak f. aldırmamak, boşlamak, çiğnemek, dinlememek, küçümsemek, önemsememek, umursamamak
takriben s. âdeta, arası, bayağı, civarında, dolaylarında, enikonu, hemen hemen, kabataslak, kadar, neredeyse, sularında, tahminen, tahmini, takribi, yaklaşık, yaklaştırmaca dey. aşağı yukarı, hemen hemen, şöyle böyle, toparlak hesap, üç aşağı beş yukarı, yaklaşık olarak, yuvarlak hesap, var yok
takribi z. âdeta, civarında, hemen hemen, kabataslak, neredeyse, sularında, takriben, yaklaşık
takrir i. anlatım, anlatış, anlatma, ders okutma, ders verme, konuşma, önerge, yerleştirilme, yerleştirme,
taksim i. başlangıç, bölme, bölüştürme, parçalama, paylaştırma, üleştirme
taksim etmek f. ayırmak, bölmek, bölüşmek, bölüştürmek, dağıtmak, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, üleştirmek
taksir i. gaf, günah, kabahat, töhmet
taksirat i. alınyazısı, ayıp, eksiklikler, felek, fırsat, gaf, günah, hatalar, kabahat, kabahatler, kader, kusurlar, mukadderat, noksanlar, suç, suçlar, sûr, şans, takdiri ilahi, talih, töhmet, uğur, yanılgılar, yanlışlıklar, yazgı
taktik i. davranış, strateji
takunya i. ayakkabı, nalın
takunyalı s. bağnaz, faşist, mutaassıp, tutucu, yobaz
takviye i. dayanak, destek, güçlendirme, kuvvetlendirme, mesnet, pekiştirme, sağlamlaştırma, tahkim
takviye etme i. destek
takviye etmek f. beslemek, desteklemek, güçlendirmek, kuvvetlendirmek, pekiştirmek, pekleştirmek, sağlamlaştırmak, tahkim etmek, yardım etmek karş. güçsüzleştirmek
talan i. çapul, ganimet, hırsızlık, soygun, soygunculuk, yağma
talan etmek f. çapullamak, soymak, uğrulamak, vurmak, yağmalamak dey. soygun yapmak, soyup soğana çevirmek, vurgun vurmak, yağma etmek
talancı i. çapulcu
talaz i. bora, boran, dalga, fırtına, hortum, kasırga, kiklon, tayfun, tornado
talebe i. kursiyer, liseli, mektepli, okullu, öğrenci, üniversiteli
talep i. arzu, dilek, gaye, gıpta, gönül, içtepi, irade, istek, istem, iştah, kapris, libido, meyil, murat, nefis, özenti, rağbet, rica, şevk
talep etmek f. ısmarlamak, istemek
tali s. ikinci derecede, ikincil, önemsiz
talih i. alınyazısı, baht, devran, felek, fırsat, karayazı, kader, kısmet, kut, meymenet, mukadderat, nasip, olacak, piyango, rastlantı, sur, sûr, şans, takdir, takdiri ilahi, taksirat, tecelli, uğur, yazgı, yazı, yıldız dey. alın yazısı, Allah yazısı, baht işi, devlet kuşu, devlet tacı, feleğin işine bak, kısmet bolluğu, talih kuşu
talih kuşu i. piyango
talihli s. bahtiyar, bahtlı, iyi, kısmetli, meymenetli, mübarek, nasipli, şanslı, tekin, uğurlu dey. ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz, anası kadir gecesi doğurmuş, aşığı cuk oturmuş, bahtı açık karş. talihsiz ? mutlu, uğurlu
talihlilik i. mutluluk
talihsiz s. bahtsız, bedbaht, hayırsız, kara, karayazılı, kısmetsiz, meret, mutsuz, nasipsiz, şanssız, şom, tekinsiz, uğursuz dey. bahtı kara, kısmeti bağlı, kısmeti kapalı, kısmeti yok, şansı yok, talihi kapalı/yok, talihim olsaydı anamdan kız/oğlan doğardım, yıldızı düşkün karş. talihli ? uığursuz, üzgün, zavallı
talihsizlik i. bela, kambur
talim i. alıştırma, antrenman, belleme, çalışma, deneme, deney, egzersiz, hazırlık, idman, istihzar, jimnastik, manevra, öğretim, prova, seferberlik, staj, tatbikat, tecrübe, temrin, uygulama ? cimnastik, eğitim
talim etmek f. alıştırmak, bilgi kazandırmak, eğitmek, öğretmek, yetiştirmek
talimat i. buyruk, buyrultu, dikta, direktif, emir, emirname, ferman, irade, komut, kumanda, yönerge dey. buyruk vermek, direktif vermek, emir vermek, ferman buyurmak, iş buyurmak, irade etmek, komut vermek, kumanda vermek, tembih etmek, yol göstermek
talimat vermek f. buyurmak, emretmek, tembihlemek, yöneltmek
talimatname i. iç tüzük, nizamname, talimname, tüzük, yönetmelik
talimgah i. okul
talimhane i. okul, talim alanı, talim yapılan yer
talimli s. alışık, alışkın, deneyimli, eğitilmiş, eli yatkın, talim görmüş
talimname i. talimatname, tüzük, yönetmelik
talip i. alıcı, gönüllü, hevesli, istekli, isteyen, razı, talep eden, talepte bulunan
talip olmak f. arzulamak, ısmarlamak, istemek dey. arzu duymak, can atmak, canı çekmek/istemek, gıpta etmek, gönlü olmak, göz dikmek/koymak, içi gitmek, isteğe kapılmak, istek duymak, istemde bulunmak, rağbet etmek, sipariş etmek/vermek, talepte bulunmak
talipli olmak f. istemek
taltif etmek f. iltifat etmek, koltuklamak, ödüllendirmek, pehpehlemek, pohpohlamak, yüceltmek dey. arkasını sıvamak, gönül almak/okşamak, iltifat etmek, iyi davranmak, madalya vermek, mültefit davranmak, nişan takmak/vermek, tatlı davranmak, teveccüh göstermek, yağlayıp ballamak, yüze gülmek
tam s. aynen, bilcümle, bilumum, cümleten, harfiyen, hep, hepsi, hepten, her, herkes, kamilen, komple, külli, külliyen, tamamen, tamamı, tamamıyla, tıpatıp, toptan, topu, tümü dey. A’dan Z’ye kadar, başa baş, baştan aşağı/ayağa/başa/sona, bir defada, bir kalemde, bir seferde, bir tahtada, boydan boya, bütün bütün, cem’an yekun, cümbür cemaat, cümle alem, dipten doruğa, eksiği yok gediği yok, eksiksiz fazlasız, elifi elifine, harf beharf, harfi harfine, hep birden, hepsi birden, kapı kapamaca, kelime kelime, kelimesi kelimesine, ne varsa, noktası noktasına, tamamı tamamına, tepeden tırnağa kadar, tıpı tıpına, top yekün ? aynı, birlikte, bütün, tüm
tam yol z. aynen, bütün, cümleten, doğru, doludizgin, dörtnala, eksiksiz, harika, hep, hızlı, katıksız, koşarak, kusursuz, kül, mükemmel, noksansız, oflaz, pırıl pırıl, seri, süratli, tekmil, tüm, yollu dey. fırtına gibi, koşa koşa, koşar adım, pupa yelken, rüzgar gibi, şimşek gibi, yıldırım gibi karş. yavaş yavaş
tamah i. düşkünlük, hırs, ihtiras, ihtimak, iptila, köpürme, kudurma, saplantı, tutku dey. aç gözlülük, fikri sabit, sabit fikir karş. kanaatkarlık
tamah etmek f. istemek dey. aç gözlü davranmak, çok beğenip istemek, düşkünlük göstermek
tamahkar s. açgözlü, camgöz, doymaz, ekti, haris, hırslı, ihtiraslı, muhteris dey. doymak bilmez, gözü aç, gözü doymaz karş. kanaatkar
tamam s., z., ü. bütün, doğru, eksiksiz, evet, gerçek, hakikat, hatasız, kesintisiz, noksansız, olanca, oldu, olur, öyle, pekâlâ, peki, tamamen, tekmil, toplu, tüm, umum dey. bir şeyin yüzde yüzü, hay hay, yanlış olmayan, yalan olmayan karş. eksik
tamamen z. adamakıllı, aynen, bilfiil, büsbütün, bütünüyle, cümleten, eksiksiz, gerçek, güzelce, hep, hepten, heyetiyle, katıksız, kesintisiz, kusursuz, külliyen, mecmu, mükemmel, noksansız, sırf, tam, tamam, tekmil, tıpatıp, tıpkı, toptan, tüm, tümden, tümüyle, umum
tamamı i. aynen, cümleten, hep, hepsi, her, kül, olanca, tam, toptan, tümden, tümü, umumi
tamamiyle z. baştanaşağı, hepsi, hepten, tam, tıpkı, toptan, tümden, tümü
tamamlama i. ikmal
tamamlamak f. başarmak, bitirmek, bütünlemek, doldurmak, eksiğini gidermek, eksiksiz duruma getirmek, hatmetmek, ikmal etmek, kotarmak, neticelendirmek, sonuçlamak, sonuçlandırmak, tamam duruma getirmek, tekmillemek, tümlemek, yetirmek dey. açığını kapatmak, eksiğini düzeltmek, eksik doldurmak, eksiklerini gidermek/tamamlamak, gününü doldurmak, ikmal etmek, işi pişirmek, noksanlarını gidermek, tamam olmak, tekemmül etmek ? bitmek
tamamlanma i. bitim, final
tamamlanmak f. bitmek, bitirilmek, doldurulmak, neticelenmek, nihayete ermek, son bulmak, sonuçlandırılmak dey. eksiksiz duruma getirilmek, sonuca götürülmek, tamam duruma getirilmek
tamamlanmamış s. eksik, natamam
tamamlayıcı s. garnitür
tambur i. tambura
tambura i. bağlama, bozuk, cura, çöğür, ikitelli, kopuz, onikitelli, saz, tambur, yongar ? çalgı
tamburin i. davul
tamim i. bildiri, genelleme, genelge, genelleştirme, mesaj, muhtıra, sirküler, tebligat, tebliğ, ültimatom
tamim etmek f. bildirmek, genellemek, malumat vermek, varlıklar ya da olaylar arasındaki benzerlik bağıntılarını bir düşüncede toplamak
tamir i. kalafatlama, onarım, onarma, restorasyon, tamirat, yapılan bir kusuru bir yanlışı düzeltmeye çalışma
tamir edilmek f. yamanmak
tamir etme i. restorasyon
tamir etmek f. aktarmak, düzeltmek, onarmak, örmek, restore etmek, yamalamak, yamamak, yapmak, yenilemek dey. elden geçirmek, kalafata çekmek
tamirat i. onarım, restorasyon, tamir
tamirci i. tesisatçı
tamirhane i. atölye, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri
tamlama i. tertip
tamlık i. külliyet
tampon i. amortisör, kapak, kapakcık, mantar, supap, tapa, tıpa, tıkaç
tamtakır i. boş, halvet, hücra, insansız, ıssız, terk edilmiş dey. tamtakır kuru bakır
tamtam i. davul
tandır i. ateşlik, cehennemlik, fırın, gril, korluk, küre, mangal, ocak, soba
tane i. adet, baş, kelle, meblağ, miktar, nicelik, pare, rakam, sayı dey. açık açık/seçik, teker teker, üstüne basa basa
tane tane z. tek tek
tanı i. saptama, tanılama, teşhis
tanıdık s. ahbap, arkadaş, aşina, bildik, dost, görülmüş, komşu, tanınmış, tanış, yar karş. yabancı
tanık i. delil, kanıt, müşahit, şahit
tanık olma i. tanıklık
tanık olmak f. duymak, görmek, şahit olmak
tanıklamak f. belgelemek, ispat etmek, ispatlamak, kanıtlamak, tanıtlamak
tanıklık i. şahadet etme, şahitlik, tanık olma
tanıklık etmek f. müşahade etmek, şahadet etmek, şahadette bulunmak, şahit olmak
tanılamak f. isimlendirmek, teşhis koymak
tanım i. betim, eşkal, nitelendirme, nitelik, tarif, tasvir, tavsif
tanımak f. anımsamak, başeğmek, ikrar etmek, itaat etmek, kabul etmek, razı olmak, riayet etmek, rıza göstermek, saygı göstermek, saymak, seçmek, söz dinlemek, uymak dey. adam/insan sarrafı olmak, adı gibi bilmek, aşina olmak, ayırt etmek, bilip ayırmak, bilmek daha önce görmüş olmak, boyun eğmek, dünyayı anlamak, eline doğmak, girintisini çıkıntısını bilmek, gözü ısırmak, ilişkisi bulunmak, itaat etmek, kabul etmek, karış karış bilmek, kim olduğunu bilmek, kulağını küçükken kesmek, mesul tutmak, ne çiçek olduğunu bilmek, ne mal olduğu anlaşılmak, rıza göstermek, sorumlu bilmek, tefrik etmek, varlığını kabul etmek, yargısına uymak, yol iz bilmek karş. bilmemek, saymamak, tanımamak
tanımama i. protesto
tanımamak f. protesto etmek, razı olmamak, reddetmek, rıza göstermemek
tanımazlık i. saymama, tanımazlık, yadsıma karş. kabul etmek
tanımlama i. açıklama, belirtme, betimleme, nitelendirme, tarif, tasvir
tanımlamak f. açıklamak, adlandırmak, belgelemek, belirlemek, belirtmek, betimlemek, isimlendirmek, karakterize etmek, nitelemek, tanıtmak, tarif etmek, tasvir etmek, tavsif etmek, teşhis etmek/koymak, vasıflandırmak dey. ad koymak/takmak/vermek, adını koymak, eşkal bildirmek, isim koymak/takmak/vermek, karakterize etmek, özelliklerini sıralamak, tarif/tasvir/tavsif etmek, teşhis etmek, teşhis koymak ? açıklamak, tanıtlamak, tedavi etmek, yazmak
tanınmak f. belli olmak, bilinmek, meşhur olmak, teşhis edilmek, tutulmak, yakalanmak dey. açık vermek, ad almak/bırakmak, adam/insan sarrafı olmak, adı dillere destan olmak, adı kulağına değmek, adı sanı olmak, adı yayılmak, adı/namı okunmak, adıyle anılmak, afişe olmak, cihan âlem bilmek, deşifre olmak, ele vermek, ele geçmek, ellerde gezmek, foyası meydana çıkmak, halt karıştırmak, ipliği pazara çıkmak, keli görünmek, kendi ağzıyla tutulmak, kendini ele vermek, kokusu çıkmak, maskesi düşmek, nam almak/salmak/vermek, nam/ün vermek/salmak, namı dillere destan olmak, ne mal olduğu anlaşılmak, piyastos olmak, renk vermek, sesi dünyayı tutmak, ün almak, yakayı ele vermek karş. gizlenmek ? bildirmek, doğmak, mahvolmak, rezil olmak
tanınmamış s. adsız, bilinmeyen, isimsiz, meçhul, namsız, şansız, şöhretsiz, ünsüz dey. adı belirsiz/sanı belirsiz, esrar kumkuması/kutusu/küpü, ne idüğü belirsiz, sarı çizmeli Mehmet Ağa, soyu sopu belirsiz, Yalova kaymakamı karş. ünlü, tanınmış ? orta, önemsiz, yabancı
tanınmayan s. isimsiz
tanınmış s. maruf, meşhur, namdar, namlı, sanlı, şanlı, şöhret, şöhretli, tanıdık, ünlü karş. tanınmamış
tanınmışlık i. şöhret
tanış i. arkadaş, bildik, dost, tanıdık
tanışmadan z. şahsen
tanıştırılmak f. sunulmak
tanıştırma i. takdim
tanıştırmak f. sunmak, tanıtmak
tanıt i. alamet, araz, belirti, bulgu, burhan, dayanak, delil, ipucu, ispat, kanıt, semptom, sendrom, tezahür
tanıtıcı i. propagandacı, propagandist
tanıtılmak f. sunulmak
tanıtlama i. belirleme, ispat
tanıtlamak i. belgelemek, belgitlemek, ispat etmek, ispatlamak, kanıtlamak, tanıklamak, tayin etmek, tespit etmek, vasıflandırmak ? açıklamak, tanımlamak
tanıtma i. propaganda, takdim
tanıtmak f. açıklamak, ilan etmek, sağalmak, sunmak, tanımlamak, tanıştırmak dey. reklam etmek, takdim etmek
tank i. ambar, bidon, hazne, varil
tanksavar i. tüfek
tanlamak f. şaşakalmak, şaşırmak, şaşmak, tanmak
Tanrı i. Allah, Çalap, Hak, Hâkim, Halik, Hallak, Huda, ilah, ilahe, mabude, mabut, Mevla, Oğan, Rab, Rabbena, Rahman, Tanrıça, Yaradan dey. düşmez kalkmaz bir Allah, Hak Teala, Kadir Mevla
tanrısal s. aziz, ilahi, kutsal, mukaddes, rahmani
Tanrısız s. Allahsız, ateist, tanrıtanımaz
Tanrısızlık i. ateizm
tanrıtanımaz s. Allahsız, ateist, beynamaz, gâvur, imansız, inansız, kafir, tanrısız, zındık
Tanrıtanımazlık i. ateizm
tansık i. harika, kâhinlik, kehanet, mucizevi, mucizevi
tansılamak i. beğenmek, eğinmek
tansımak f. beğenmek, eğinmek
tansiyon i. gergin hava, gerginlik, gerginleşme, gerilim, gerilme, kan basıncı, tumturak
tantana i. görkem, gösteriş, haşmet, ihtişam, şaşaa, şatafat karş. sadelik
tantanalı s. anıtsal, azametli, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, muhteşem, mükellef, saltanatlı, süslü, şahane, şaşaalı, şatafatlı, tumturaklı karş. sade
tanzim etme i. düzenleme
tanzim etmek f. derlemek, devşirmek, dizmek, düzeltmek, düzenlemek, örgütlemek, planlamak, programlamak, sıralamak, sistemleştirmek, tertiplemek, vermek, yerleştirmek karş. karıştırmak
tapa i. kapak, mantar, tampon, tıkaç, tıpa
tape etmek f. yazmak
tapınak i. ibadethane, mabet
tapıncak i. fetiş, put
tapınış i. ubudiyet
tapınma i. aşk, ayin, dua, düşkünlük, ibadet, karasevda, meftunluk, meyil, perestiş, sevda, sevgi, sevi, vurgunluk
tapınmak f. beğenmek, sevmek, tapmak
tapma i. aşk, ayin, dua, düşkünlük, ibadet, karasevda, meftunluk, meyil, perestiş, sevda, sevi, vurgunluk
tapmak f. beğenmek, tapınmak dey. aşkla sevmek, ibadet etmek, kulluk etmek, Tanrı diye tanımak, tutku ile bağlanmak, tutku ile sevmek
tapon s. adi, aşağı, bayağı, cibilliyetsiz, çarçur, çürük, değersiz, entipüften, eski, fos, hakir, hor, ıskarta, kalitesiz, kırılgan, kıymetsiz, kof, külüstür, naçiz, niteliksiz, paçavra, rezil, sefil, seviyesiz, soysuz, tıynetsiz, uydurma, yalınkat, zelil
taptaze s. bozulmamış, körpe, taravetli, yepyeni dey. bütün tazeliği ile, çamuru karnında, çiçeği burnunda, çil çil, çok taze, değerinden bir şey yitirmeyerek, gıcır gıcır
taraça i. balkon, cumba, seki, sofa, tahta, boş, teras, veranda
taraf i. bölge, bölüm, cenah, cephe, cihet, doğrultu, istikamet, kanat, kısım, kıyı, mıntıka, parça, veçhe, yan, yer, yön, yöre
tarafgir s. kayıran, taraflı, taraftar, tutan, yandaş, yanlı karş. tarafsız
tarafgirlik etmek f. desteklemek, kayırmak, kollamak karş. tarafsızca davranmak
taraflı s. tarafgir
tarafsız s. âfaki, bağlantısız, bitaraf, doğrucu, kayırmasız, nesnel, nötr, objektif, yansız dey. ne alandan ne satandan (ne bir akça katandan) tarafa karş. tarafgir, taraflı, yanlı ? dürüst
tarafsızlık i. adak, dürüstlük
taraftar s. destekleyen, sempatizan, tarafgir, yandaş dey. arka çıkan, bir tarafı destekleyen, yan tutan karş. tarafsız, muhalif
taraklamak f. temizlemek
taramak f. aramak, ayıklamak, bakmak, didiklemek, ovmak, süzmek, temizlemek, yoklamak dey. dikkatle bakmak, sıkı bir biçimde aramak, tarakla düzeltmek
tarazlanmak f. eskimek
tardetmek f. azletmek
tarımcı i. çiftçi, ziraatçı
tarif i. açıklama, tanım, tanımlama, teşhis
tarif etmek tanımlamak
tarife i. broşür, çizelge, fiyat, fiyat listesi, liste, klavuz, prospektüs, tablo, tanıtmalık
tarih i. ay, çağ, geçmiş, gün, mazi, yıl, zaman
tarihçe i. mazi
tarik i. yol, yörünge
tarikat i. din
tarikatçı i. aşırı, bağnaz, faşist, ırkçı, mutaassıp, tutucu, yobaz
tarikatçılık i. irtica
tarımcı i. çiftçi, köylü, ziraatçi
tariz i. anıştırma, iğneleme, ima, kinaye, mecaz, taş, telmih
tariz etmek f. dokundurmak, iğnelemek, sataşmak, takılmak, taşlamak
tarla i. arazi, bostan, toprak
tart etmek f. kovmak, sınırdışı etmek
tartaklamak f. dövmek, hırpalamak, iteklemek, kamçılamak, marizlemek, pataklamak, sopa atmak, tepelemek, ufalamak dey. darp etmek, dokunu dokunu vermek, haddini bildirmek, itip kakmak, mariz atmak, marize kaymak, mariz uçlanmak, okşayı okşayı vermek
tartı i. ağırlık, baskül, çeker, denge, kantar, kapan, karar, kilo, mizan, muvazene, oran, ölçü, terazi, vezin
tartılı s. dengeli, geniş, hoşgörülü, ılımlı, insaflı, itidalli, mutedil, muvazeneli, ölçülü, tartılmış, vezinli dey. ağırlığı belli, hoş görülü, tartısı belli
tartımlı s. ritmik, ritmli
tartısız s. vezinsiz
tartışma i. anlaşmazlık, atışma, boğuşma, çekişme, dalaş, gırtlaklaşma, görüşme, hırgür, kavga, konferans, konuşma, maraza, muharebe, münakaşa, münazara, müzakere, panel, polemik, zırıltı dey. açık mektup, ağız dalaşı, ağış kavgası, eşek davası
tartışmak f. atışmak, çekişmek, dilleşmek, münakaşa etmek, münazara yapmak, oylaşmak takışmak dey. ağız dalaşı yapmak, ağız kavgası yapmak, kılıç şakırdatmak, polemiğe girmek, şaka iken kaka olmak/kakaya çevirmek ? danışmak, dövüşmek, konuşmak, sohbet etmek, uğraşmak
tartışmalı s. belirsiz, münakaşalı, müphem dey. belli olmayan, kesinlik kazanmamış karş. tartışmasız
tartma i. değerlendirme, deneme, imtihan, tetkik
tartmak f. denetlemek, deşelemek, hesaplamak, imtihan etmek, incelemek, kantarlamak, kontrol etmek, okumak okumak, tetkik etmek dey. düşünüp taşınmak, hesap etmek, inceden inceye değerlendirmek, iyice ölçüp biçmek, sözü tartmak, teraziye vurmak
tarumar s. çapraşık, dağınık, darmadağın, darmadağınık, düzensiz, girift, girişik, intizamsız, karışık, karmakarışık, perişan, tertipsiz dey. alan talan, allak bullak, didik didik, karman çorman, salkım saçak karş. derli toplu
tarumar etmek f. dağıtmak, karıştırmak dey. allak bullak etmek, altını üstüne getirmek, bozguna uğratmak, perişan etmek, yok etmek karş. tarumar olmak
tarumar olmak f. dağılmak, karışmak, mahvolmak dey. allak bullak olmak, altüst olmak, bozguna uğramak, darmadağın olmak, perişan olmak karş. dağıtmak
tarz i. akım, anlatım, biçim, cereyan, eda, erkan, esas, ezgi, fantazi, hareket, hava, jest, kural, metot, mezhep, model, muamele, politika, racon, sistem, stil, suret, şekil, teknik, tempo, tutum, usul, uygulayım,üslup, vaziyet, vecih, yaklaşım, yol, yordam, yöntem dey. yol yordam
tas i. bardak, kadeh
tasa i. acı, bunalım, dert, düşünce, efkâr, endişe, huzursuzluk, hüsran, kasavet, kaygı, korku, kuruntu, merak, sıkıntı, terdirginlik, telaş, üzgü, üzüntü, vehim dey. geleceğin kaygusu, tasamın on beşi karş. kıvanç
tasa etmek f. kaygılanmak
tasalandırıcı s. elim, koygun, üzücü
tasalandırma i. zulüm
tasalandırmak f. etkilemek, müteessir etmek
tasalanma i. endişe, huzursuzluk
tasalanmak f. acılanmak, acımak, dertlenmek, duygulanmak, düşünmek, efkarlanmak, endişelenmek, evhamlanmak, içlenmek, kahırlanmak, kasavetlenmek, kaygılanmak, keder etmek, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak, telaş etmek, yolunmak dey. arpacı kumrusu gibi düşünmek, dert etmek, dokuz doğurmak, ecel teri dökmek, efkar basmak, endişe etmek, gam çekmek, gözüne uyku girmemek, içi erimek, içine dert olmak, içine kurt düşmek, içinin yağı erimek, iki eli şakağında düşünmek, kaygı duymak, keder etmek, kötü kötü düşünmek, kukumav kuşu gibi düşünmek, kuruntuya düşmek, kuruntuya kapılmak karş. ferahlamak
tasalı s. acılı, acıklı, bezgin, bıkkın, cefakar, cefakeş, çilekeş, çileli, dertli, durgun, düşünceli, elemli, endişeli, ezik, firaklı, gaileli, gamlı, hicranlı, huzursuz, hüzünlü, ıstıraplı, içli, kahırlı, kasavetli, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, meraklı, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, problemli, sıkıntılı, sıkkın, sorunlu, üzgün, üzüntülü, telaşlı, yaralı, yaslı dey. bağrı yanık, başı dertte, boynu bükük, canı sıkkın, dünyasından bıkmış, yüreği yanık karş. sevinçli
tasar i. düzenek, karalama, kroki, laiyha, müsvedde, plan, program, proje, tasarı
tasarı i. düzenek, eskiz, iddia, izlence, karalama, kroki, layiha, maket, model, müsvedde, plan, program, proje, şema, tasarım, taslak ? örnek, yazı
tasarım i. amaç, dogma, düşünce, düzenek, faraziye, göz önüne getirme, hipotez, iddia, izlence, karalama, kuram, maket, maksat, mefhum, müsvedde, nazariyat, nazariye, niyet, plan, program, proje, tahmin, tasarı, tasarımlama, tasavvur, teori, varsayım, varsayış
tasarımlamak tasavvur, tasavvur etmek
tasarlamak f. düşlemek, düşünmek, hesaplamak, imgelemek, kılıklandırmak, kurmak, muhakeme etmek, ölçümlemek, planlamak, programlamak, tasımlamak dey. ağ örmek, düş kurmak, düşünüp taşınmak, farz etmek, göz önüne getirmek, gözünde canlandırmak, hayal etmek, hesap etmek, iyilik düşünmek, kafasından geçirmek, niyet etmek, plan kurmak, tahayyül etmek, tasavvur etmek, usa vurmak, zihninde canlandırmak, zihninde şeytanlıklar yaratmak
tasarlanmış s. planlı, programlı
tasarruf i. artırım, artırma, biriktirim, biriktirme, iktisat, kullanım, tutum, tutumluluk dey. dikkatli kullanma, dilediğince kullanma yetisi, ekonomi yapma, hesaplı tüketme, idareli kullanma, iktisat yapma, para biriktirme, tutumlu davranma
tasarruf etmek f. artırmak, biriktirmek, kısmak, yetinmek, yetirmek dey. dişinden tırnağından arttırmak, ekonomi yapmak, gırtlağından kesmek, idare etmek, iktisat etmek/yapmak, imsak etmek, israftan kaçınmak, kemerleri sıkmak, masrafları kısmak, perhiz etmek, tasarruf yapmak, tutumlu davranmak, tutumlu olmak, tutumluluk göstermek, tutum yapmak karş. savurganlık etmek
tasarruflu s. ehven, ekonomik, hesaplı, idareli, iktisadi, iktisatlı, indirimli, tutumlu dey. az masraflı, hesabını bilen karş. pahalı, savurgan
tasasız s. adamsendeci, aldırışsız, aldırmaz, bahtiyar, dalgacı, dalgın, dertsiz, duygusuz, ferah, gailesiz, gamsız, geniş, gönenmiş, güleç, havai, hissiz, huzurlu, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, kedersiz, keyifli, kıvançlı, lakayt, memnun, meraksız, mesut, mutlu, nemelazımcı, neşeli, ongun, rahat, refah içinde, savruk, savsak, sevinçli, sorumsuz, sorunsuz, şad, şakrak, şen, umursamaz, vurdumduymaz, yabancı dey. başı dinç, geniş karınlı, ona göre hava hoş karş. sorumluluk sahibi, tasalı
tasasızlık i. aldırmazlık, esenlik, ferahlık, huzur, keyif, konfor, memnuniyet, sükûn
tasavvur i. amaç, düşünce, faraziye, gaye, iddia, kılıklandırma, kuram, maksat, nazariyat, niyet, plan, proje, tasarım, tasarımlamak, tasmim, varsayım dey. gözünün önüne getirme, hayalinde canlandırma, zihinde canlandırma
tasavvur etmek f. düşünmek, imgelemek, kılıklandırmak, tasarımlamak, tasımlamak dey. göz önüne getirmek, hayal etmek, zihinde canlandırmak
tasdik etmek f. doğrulamak, onaylamak
tasdik edilmemiş s. onaysız
tasdik edilmiş s. onaylı
tasdik etmek f. onaylamak
tasdikli s. doğrulanmış, onaylanmış, onaylı
tasdikname i. belge, icazetname
tasdiksiz s. doğrulanmamış, onaylanmamış, onaysız
tasfiye i. arıtım, arıtma, ayıklama, işten çıkarma, likidasyon, rafinaj, rafine etme, saflaştırma, temizleme
tasfiye etmek f. arıtmak, dağıtmak, feshetmek, kapatmak, rafine etmek, saflaştırmak, tatil etmek, temizlemek
tasfiye etmek f. temizlemek
tasfiyehane i. rafineri
tashih etme i. düzeltme
tashih etmek f. doğrulamak, düzeltmek, düzenlemek, hatalarını gidermek
tasımlamak f. düşünmek, imgelemek, kurmak, muhakeme etmek, tasarlamak, tasavvur etmek
taslak i. desen, düzenek, eskiz, izlence, karalama, kroki, maket, müsvedde, ön çalışma, plan, proje, şema, tasarı
tasnif i. bölümleme
tasnif etmek f. ayıklamak, ayırmak, bölümlemek, düzenlemek, sınıflamak, sıralamak dey. derleyip toparlamak, tanzim etmek
tastamam i. aynen, birebir, bütün, harfiyen, kusursuz, mükemmel, tıpatıp dey. baştan ayağa, çok uygun, milimi milimine, tam anlamıyla
tasvip i. onama, onaylama karş. karşı çıkma, yadsımak
tasvip etmek f. doğrulamak, katılmak, muvafakat etmek, onamak, onaylamak, tutmak karş. yadsımak
tasvir i. betim, betimleme, portre, resim, tablo, tanım, tanımlama, yazıyazı
tasvir etmek f. tanımlamak
taş i. anıştırma, cinas, dokundurma, eğretileme, iğneleme, ima, işaret, kinaye, mecaz, mücevher, serzeniş, sezdirme, sitem, tariz, telmih
taş gibi s. eğilmez, güçlü, katı, kuru, pek, sağlam, sert, sıkı
taşıma i. nakil, transfer
taşımacılık i. nakliyat, nakliyecilik, transport
taşımak f. aktarmak, beslemek, çekmek, duymak, giyinmek, giymek, götürmek, hissetmek, içermek, kaldırmak, katlanmak, kuşanmak, nakletmek, sırtlanmak, üstlenmek, yüklenmek dey. ağırlığını çekmek/yüklemek, omuza almak, üstünde bulundurmak, yanında bulundurmak
taşınabilir mal i. menkul
taşınır mal i. menkul
taşınır perde i. paravana
taşınma i. göç, nakil, transfer
taşınmak f. aktarılmak, ayrılmak, gitmek, göç etmek, göçmek, götürülmek, ilişkiyi kesmek, nakledilmek, uzaklaşmak dey. gönüle danışmak, pılı/pılıyı pırtıyı toplamak
taşınmaz s. sabit
taşınmış s. menkul
taşıt i. araba nakliye aracı, otomobil, taşıma aracı, vasıta
taşıyıcı i. ajan, hamal, portör, yükçü
taşkın s. acar, aşırı, ateşli, atılgan, azgın, coşkun, dizginsiz, fahiş, fevkalade, hararetli, heyecanlı, ifrat, kontrolsüz, müfrit, olağanüstü, olmadık, olmayacak, ölçüsüz, sel, seylap, su baskını dey. aşırı taşırı, haddinden fazla
taşkınlık i. aşırılık, coşku, coşkunluk, duygusallık, galeyan, hararet, heyecan, isteri, ölçüsüzlük, sapaklık, sarhoşluk, şiddet, yangın
taşlama i. alay, anıştırma, hakaret, hiciv, idam, iğneleme, ima, istihza, lakırdı, mecaz, sitem, yergi, yerme, zemmetme
taşlamacı i. müstehzi, yergici
taşlamak f. ayıklamak, batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, eğelemek, ıslıklamak, kınamak, kritik etmek, rendelemek, suçlamak, tariz etmek, temizlemek, yermek, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek, zımparalamak
taşmak f. aşmak, azmak, büyümek, coşmak, hislenmek, kabarmak, köpürmek, sel oluşturmak
taşra i. dışarlık
taşrada s. hariçte
taşyürekli s. gaddar, kasap, tiran, vicdansız
tat i. beğeni, çeşni, haz, lezzet, nefaset, tatlılık, zevk karş. tatsızlık ? sevinç
tat almak f. bayılmak, beğenmek, doyamamak, hazlanmak, haz etmek, hoşlanmak, hoşlaşmak, zevklenmek
tatar i. haberci, kurye, muhabir, ulak
tatbik i. amel, ameliye, çalışma, harekat, icra, ifa, infaz, işlem, pratik, tatbikat, uygulama, yapma, yürütüm
tatbik etmek f. gerçekleştirmek, karşılaştırmak, uygulamak, yürütmek
tatbikat i. alıştırma, amel, ameliye, antrenman, çalışma, eylem, harekat, hazırlık, icra, icraat, ifa, infaz, istihzar, işlem, manevra, pratik, prova, seferberlik, staj, talim, tatbik, uygulama, yapma, yürütüm
tatbiki s. ameli, uygulamalı
tatil i. ara verme, dinlence, dinlenme, istirahat, izin, mola, soluklanma, teneffüs dey. kafa dinleme, nefes alma
tatil etmek f. ara vermek, kapatmak, paydos etmek
tatil etmek f. tasfiye etmek
tatil yapma i. teneffüs
tatil yapmak f. dinlenmek
tatile çıkmak f. dinlenmek, soluklanmak dey. ara vermek, başını dinlemek, dinlenceye gitmek, istirahat etmek, izin almak, izne çıkmak, izne gitmek, izin yapmak, nefes almak, soluk almak, tatil yapmak, tatile gitmek
tatlanmak f. olgunlaşmak dey. kıvamına gelmek, lezzeti gelmek, lezzet kazanmak, tadı gelmek, tat kazanmak karş. tatsızlaşmak
tatlı1 i. dondurma, güllaç, helva, hoşaf, komposto, leziz, pasta karş. itici ? aş, çörek, pekmez, pelte, şekerleme
tatlı2 s. cici, çekici, hoş, içilebilen, keyifli, leziz, lezzetli, reçel, sevimli, sıcakkanlı, şeker, şeker, şekerli, şirin, tonton, yenilebilir, zevkli dey. bal gibi, dilinden şeker akan, iştah açan/veren, sıcak yüzlü, tadı tuzu yerinde, tatlı bela/can/dil, tatlı dilli, (güler yüzlü), tatlı sert
tatlıcı i. baklavacı, lokanta, muhallebici, pastacı, pastahane, şekerci
tatlılaştırmak f. ballandırmak
tatlılık i. cana yakınlık, hoşluk, sevimlilik, şekerlilik, şirinlik, tat dey. cana yakınlık karş. soğukluk
tatlılıkla z. anlayışla, güzellikle, iyilikle, kibarlıkla, nezaketle, yumuşaklıkla dey. tatlı dille, tolerans göstererek karş. sertlikle
tatlım ü. cancağızım, canım, hayatım, kuzum, ruhum, sevdiceğim
tatma i. deneme
tatmak f. algılamak, anlamak, denemek, denetlemek, duymak, geçirmek, hissetmek, imtihan etmek, kontrol etmek, sevmek, test etmek, test yapmak, yararlanmak, yaşamak, yemek dey. başından geçmek, tadına bakmak, tadını almak
tatmin i. doygunluk, doyum, doyurma dey. gönül doygunluğu
tatmin etmek f. doyurmak, hayran etmek, yetmek dey. göz doldurmak, güven vermek, kafi gelmek, yeterli bulunmak/olmak karş. yeterli olmamak
tatmin olmuş s. doygun
tatminkar s. doyurucu, kafi, tatmin eden, tatmin edici, yeterli
tatsız s. antipatik, beğenilmeyen, donuk, geçimsiz, havasız, itici, lezzetsiz, olmayacak, saman gibi, ruhsuz, sevimsiz, sıkıcı, soğuk, yavan, zevksiz dey. can sıkıcı, Çapanoğlu'nun aptes suyu gibi, hoşa gitmeyen, iç karartıcı, imanı yok, keyif kaçıran, nargile suyu, ne tadı var ne tuzu, ot gibi, saman gibi, tadı tuzu yok, tatsız tuzsuz karş. keyiflendirici, lezzetli, sevimli
tatsızlık i. boğuşma, çekişme, gerginlik, gırtlaklaşma, huzursuzluk, kavga, maraza, muharebe, stres, zırıltı dey. hır gür
tatsızlık etmek f. yanşamak
tav i. kıvam, semizlik
tavan i. çatı, dam, kubbe, kümbet karş. taban, zemin
tavassut i. müdahale
tavassut eden s. şefaatçi
tavassut etme i. şefaat
tavassut etmek f. karışmak, şefaat etmek
tavcı s. düzenbaz, düzenci, aldatıcı
taverna i. gazino, lokal, meyhane, müzikhol, pub
tavır i. afurtafur, azamet, böbürlenme, büyüklenme, burun, caka, çalım, davranış, durum, eda, fantazi, gösteriş, gurur, hâl, hareket, hava, jest, kabarma, karşılayış, kibir, konum, koşul, kurum, muamele, nispet, nümayiş, övünme, poz, pozisyon,şişinme, tafra, tekebbür, tutum, üslup, vaziyet, yaklaşım, yordam
taviz i. ayrıcalık, diyet, dokunulmazlık, imtiyaz, kapitülasyon, muafiyet, ödün, ödünleme, öncelik, tazminat dey. kan akçeşi/pahası, zarar ziyan
taviz vermek f. affetmek, bağışlamak, hazmetmek, hoş görmek, şımartmak, yargılamak dey. anlayış göstermek, büyüklük göstermek, geniş olmak, görmezlikten gelmek, göz yummak, hoş görmek, hoş görülü davranmak, idare etmek, insaflı olmak, kusura bakmamak, mazur görmek, mesele çıkarmamak, muaf kılmak/tutmak, müsamaha etmek, ödün vermek, örtbas etmek, özel muamele yapmak, ses çıkarmamak/etmemek, suçundan geçmek, suyuna gitmek, sünger çekmek, tolerans göstermek, yüz vermek
tavizci i. toleranslı, uyuşkan
tavla i. ahır
tavlama i. aldatma, ayartma, hıyanet
tavlamak f. aldatmak, ayartmak, gaspetmek, ihanet etmek, inandırmak, kandırmak, kazıklamak, kirletmek, oyun oynamak, tuzağa düşürmek, yanıltmak, yutturmak
tavlanmak f. şişmanlamak, yutturulmak
tavlanmış s. tavlı
tavlı s. besili, etli, semirgin, semiz, sırılsıklam, şişko, şişman, toplu, tavlanmış, tombul, karş. zayıf
tavsamak f. gevşemek, mayışmak, uzatmak
tavsatmak f. güçlük çıkartmak, ihmal etmek, oyalamak, savsaklamak, sermek
tavsif i. tanım, tanımlama
tavsif etmek f. tanımlamak
tavsiye i. akıl, konuşma, nasihat, öğüt, öğütleme, referans, tembihlemek dey. salık verme
tavsiye etmek f. aşılamak, öğüt vermek, öğütlemek, tembihlemek dey. akıl vermek, delalet etmek, ışık göstermek/tutmak, nasihat etmek/geçmek/vermek, öğüt vermek, salık vermek, telkin etmek, tembih etmek, vaaz etmek, yol göstermek
tavuk i. civciv, ferik, horoz, piliç
tayf i. görüntü, hayalet, kırmızı-turuncu-sarı-yeşil-mavi-lacivert-mor, ruh, spektrum
tavukçu i. aşevi, restoran
tay i. at, beygir
tayfa i. çalışanlar, denizci, ekip, eleman, görevliler, grup, kadro, kol, kumpanya, küme, mürettebat, müstahdem, personel, takım, tim, ünite, yığın, zümre
tayfun i. bora, boran, fırtına, hortum, kasırga, talaz, tornado, urağan
tayin i. atama, belirleme, görevlendirme, gösterme, kararlaştırma, ödevlendirme, ödevli kılma, saptama, vazifelendirme karş. azletme
tayin etmek f. atamak, belirlemek, belirtmek, görevlendirmek, nasbetmek, saptamak, tanıtlamak, vazifelendirmek dey. işe almak, iş göstermek, iş vermek, vazifeli kılmak
tayyareci i. pilot, sürücü
tayyör i. elbise, kostüm
taze s. bayatlamamış, bozulmamış, dinamik, dinç, diri, erden, genç, güncel, körpe, son, yeni, yıpranmamış, yorulmamış dey. çiçeği burnunda (çamuru karnında), dalından yeni kopmuş gibi, dumanı üstünde, tap taze, taze gelin karş. bayat, bozuk, soluk ? yeni, yeniyetme
tazelemek f. ikilemek, ısrar etmek, tekrarlamak, tutturmak, üstelemek, yenilemek, yinelemek dey. delik deşik etmek, derdini deşmek/depreştirmek, ısrar etmek, lakırdı yakası açmak, yarasını deşmek, yeni baştan yapmak, tekrar etmek, uzun etmek
tazı gibi s. çok zayıf ve ince kemikli kimse
tazim i. ihtiram, itibar, tazimat, ululama, yüceltme
tazimat i. ikram, itibar, tazim
tazip i. işkence, kahır, kasavet, kıyım, zulüm
taziyane i. kamçı, kırbaç
tazmin i. bedelini ödeme, karşılığını ödeme, karşılığını verme, zararı karşılama, zararı ödeme
tazmin etmek f. ödemek, vermek dey. bedelini ödemek, ceremesini çekmek, karşılığını ödemek, karşılığını vermek, zararını ödemek, zarar ziyanı karşılamak
tazminat i. diyet, kefaret, ödün, prim, taviz dey. zarar ziyan parası
tazyik i. basınç, boyunduruk, cebir, istibdat, pres, zorlama dey. manevi baskı, mecbur etme, zarara sokma
tazyik etmek f. basmak dey. baskı yapmak, emrivaki yapmak, icbar etmek, iki ayağını bir pabuca sokmak, mecbur etmek, oldubittiye getirmek, sıkboğaz etmek, zapturapt altına almak, zarara sokmak, zorunda bırakmak
tazyik yapmak f. baskılamak, cebretmek, sıkıştırmak, terletmek, yüklenmek, zorlamak
teamül i. âdet, töre
teati i. alıp verme, değiş tokuş, mübadele
teati etmek f. takas etmek
tebaa s. bağımlı, tabiyetli, uyruk, uyruklu, yurttaş
tebarüz etmek f. belirmek, çıkmak, doğmak, duyulmak, görünmek, gözükmek, kopmak, patlamak
tebdil i. değiştirme, farklılaştırma
tebdil etmek f. değiştirmek
tebelleş i. sırnaşık, sıvışık, yapışkan, yılışık
tebelleş olmak f. asılmak, tacizlik vermek
teber i. nacak, satır
teberru i. bağış, bağışlama, fitre, hibe, iane, katkı, sadaka, yardım, zekat
teberru etmek f. vermek
tebessüm i. gülücük, gülümseme, gülüş
tebessüm etmek f. gülmek, gülücük yapmak, gülümsemek dey. gülücük yapmak, gülücükler dağıtmak
tebeşir i. kalem
tebligat i. bildiri, bildirim, duyuru, ihbarname, ihtarname, mesaj, muhtıra, tamim, tebliğ, ültimatom
tebligat yapmak f. bildirmek
tebligatta bulunmak f. tebliğ etmek
tebliğ i. bildiri, bildirim, bülten, duyuru, genelge, haber, ihbar, ihbarname, ihtarname, mesaj, muhtıra, sirküler, tamim, tebligat, ültimatom
tebliğ etmek f. bildirmek, duyurmak, haber vermek, ihbar etmek, ihbarname göndermek, ihtarname göndermek, tebligatta bulunmak
tebrik etme f. alkışlama
tebrik etmek f. aferin demek, alkışlamak, bayramlaşmak, ıslatmak, kutlamak dey. gözaydına gitmek
tecavüz i. akın, atak, atılış, baskın, çıkarma, çıkış, hamle, hücum, saldırı, saldırış, saldırma, taarruz
tecavüz etmek f. saldırmak, salmak, sarkmak, sataşmak
tecelli i. alınyazısı, baht, belirme, felek, fırsat, görünme, kader, kısmet, meydana çıkma, mukadderat, ortaya çıkma, şans, takdir, takdiri ilahi, talih, uğur, yazgı, yazı, yom dey. alın yazısı, takdiri ilah
tecelli etmek f. belirmek, çıkmak, doğmak, görünmek
tecessüs i. kaygı, merak, tasa
tecil etmek f. bırakmak, ertelemek dey. ara vermek, arkaya bırakmak, geri bırakmak, kazaya bırakmak, sonraya bırakmak, tehir etmek karş. öne almak
tecim i. alışveriş
tecimci i. bezirgan, dükkan, firma, ticarethane
tecrit i. ayırma, ayrı tutma, izolasyon, soyutlama, yalıtım, yalıtma dey. bir kenara koymak, herkesten/herşeyden ayırmak, izole etmek
tecrit edici i. yalıtkat
tecrit etmek f. ayırmak, izole etmek, soyutlamak, yalıtmak
tecrit kampı i. cezaevi
tecrübe i. alıştırma, antrenman, deneme, deney, deneyim, görgü, hazırlık, istihzar, manevra, prova, sınama, staj, talim, test etme, yaşantı
tecrübe etme i. deney
tecrübe etmek f. denemek, denetlemek, incelemek, prova etmek, sınamak dey. pala sürtmek, bin renge boyanmak
tecrübe yapmak f. prova etmek
tecrübeli s. deneyimli, duayen, görgülü, kıdemli, kurt, pir, pişkin dey. çifte kavrulmuş, deniz kurdu, eski kurt, eski kulağı kesiklerden, eski memur, eyyam görmüş, feleğin çemberinden geçmiş, görmüş geçirmiş, gün geçirmiş, gün görmüş, kaçın kur’ası, saç sakal ağartmış, sen giderken ben dönüyordum karş. acemi, çolpa, deneyimsiz,tecrübesiz ? becerikli, bilgili, ergin, yaşlı
tecrübesiz s. acemi, başlayıcı, cahil, çırak, çolpa, deneyimsiz, kıdemsiz, kuş, müptedi, torlak, toy, yeni başlayan dey. acemi çaylak, daha çelik çomak oynuyor, dünkü çocuk, yaşı ne başı ne karş. tecrübeli
tecrübesizlik i. cahillik, cehalet
teçhiz etmek pusatlandırmak
teçhizat i. araç gerek, aygıt, cihaz, donatı, donatım
tedarik i. araştırıp bulma, elde etme, ele geçirme, ihtiyat, sağlama
tedarik etmek f. almak, bulmak, elde etmek, ele geçirmek, peydahlamak, sağlamak, tedariklemek dey. bulup buluşturmak, teçhiz etmek, temin etmek
tedariklemek f. tedarik etmek
tedarikli s. hazır, hazırlıklı, ihtiyatlı, sakıngan, tedbirli, temkinli karş. hazırlıksız
tedariklikli s. hazırlıklı
tedariklilik i. sakınganlık
tedariksiz s. tedbirsiz
tedavi i. ilaç, iyi etme, iyileştirme, sağaltma, terapi karş. sağlığını bozma
tedavi etmek f. ameliyat etmek, bakım yapmak, bakmak, deva olmak, dikmek, düzeltmek, emlemek, enjeksiyon yapmak, hacamat etmek, ilaçlamak, iğne yapmak, iyi etmek, iyileştirmek, lavman yapmak, ondurmak, pansuman yapmak, sağaltmak, sarmak dey. alçıya almak, ameliyat etmek, bakım yapmak, derdine deva bulmak, dikiş atmak, hava vermek, iğne yapmak, ilaç içirmek, ilaç sürmek, ilaç vermek, iyi etmek, kan almak/aktarmak/vermek, kanını değiştirmek, lavman yapmak, pansuman yapmak, reçete yazmak, su almak, sülük vurmak, şişe çekmek, tımar etmek, vantuz çekmek/vurmak, yakı vurmak, yarasına merhem olmak, yarasını sarmak ? tanımlamak
tedavi ettirmek f. baktırmak
tedavi olmak f. iyileşmek, onmak dey. bakım yaptırmak, derdine deva bulmak, hastalığı atlatmak/geçiştirmek, iyi olmak, sağlığına kavuşmak, şifa bulmak, yarasını sarmak
tedavül i. dolanım, dolaşma, geçerlik, rağbet, revaç, sirkülasyon, sürüm
tedavülde s. geçerli
tedbir i. basiret, dikkat, hazırlık, ihtiyat, ihtiyatlılık, itina, önlem, sakınma, temkin karş. tedbirsizlik
tedbir almak f. dikkat etmek, dikkat göstermek, dikkatli davranmak, hazırlanmak, ihtimam dey. adımını denk atmak, bastığı yeri görmek, bin ölçüp bir biçmek, bir dalda dokuz ceviz görmeyince taş atmamak, dikkat etmek, dikkat göstermek, dikkatli davranmak, hazırlık yapmak, ihtiyatlı davranmak, kafasını su üstünde tutmasını bilmek, ne olur, ne olmaz demek, ne şeytanı gör, ölçülü davranmak, önlem almak, önünü ardını bilmek, sağa sola bakmamak, tedarikli bulunmak, tedbiri elden bırakmamak, tedbirli davranmak, tedbiri elden bırakmamak karş. tedbirsizlik etmek
tedbirli s. akıllıca, dikkatli, hazır, hazırlıklı, hesaplı, ihtiyatlı, sağlamcı, sakıngan, tedarikli, temkinli karş. tedbirsiz
tedbirli olmak f. özenmek
tedbirlilik i. basiret, sakınganlık
tedbirsiz s. ahmak, akılsız, cesur, hazırlıksız, hesapsız, ihtiyatsız, mankafa, salak, sersem, tedariksiz, temkinsiz, yılmaz karş. tedbirli
tedbirsizlik i. cehalet, temkinsizlik
tedhiş i. dehşet verme, kıyım, korku verme, terör dey. dehşet salma/verme, korku saçma
tedhişçi i. anarşist, asi, bozguncu, isyancı, komplocu, sabotajcı, terörist
tedhişçilik i. anarşi, asilik, bozgunculuk, dehşet saçma, dehşet verme, korku salma, terörizm
tedip i. adam etme, eğitme, terbiye etme, uslandırma, tekdir
tedirgin s. dirliksiz, endişeli, huzursuz, işkilli, kaygılı, keyifsiz, kurtlu, kuşkucu, meraklı, neşesiz, rahatsız, sıkıntılı, şüpheci karş. huzurlu, mutlu, rahat ? karamsar, kuşkulu, üzgün
tedirgin etmek f. huzursuz etmek, huzurunu kaçırmak dey. huzursuz etmek, huzurunu kaçırmak, musallat olmak
tedirginlik i. endişe, eziyet, gerilim, huylanma, huzursuzluk, kaygı, rahatsızlık dey. burnunu sıksan canı çıkar, canı sıkkın, diken üstünde, iğne üstünde, rahatı bozuk
tediye i. ödeme
tediye etmek f. ödemek, vermek, yatırmak
tedricen z. giderek, gitgide, gittikçe, zamanla karş. aniden
tedrici z. alıştıra alıştıra, azar azar, derece derece, kademe kademe, yavaş yavaş, yedire yedire karş. hızla
tedris i. kurs, öğrenim, öğretim, tahsil, tedrisat, terbiye
tedris etmek f. öğretmek
tedrisat i. eğitim, öğrenim, öğretim, tedris, terbiye, yetiştirme
teessüf i. acı, acınma, dert, dertlenme, esef, hayıflanma, kahır, keder, matem, üzgü, üzülme, üzüntü, yeis dey. alacağın olsun!, yazıklar olsun! karş. sevinme
teessüf duyan s. pişman
teessüf eden s. pişman
teessüf etmek f. acımak, acınmak, dertlenmek, hayıflanmak, üzülmek, yazıklanmak, yerinmek dey. dert etmek, esef etmek, sözlerinden/tavrından alınmak karş. kıvanmak
teessür i. acı, azap, çile, dert, elem, esef, eseflenme, gaile, gam, hicran, hüsran, hüzün, kahır, keder, matem, sızı, üzüntü, yeis karş. sevinç
teessür duymak f. vahvahlanmak
teessüs etmek f. yerleşmek
tef i. davul
tefe koymak f. rezil etmek
tefeci i. bankacı, banker, düzenci, faizci, hırsız, soyguncu
tefekkür i. düşünce, düşünüş, efkar, fikir, mütalaa, oy
teferruat i. ayrıntı, ayrıntılar, cafcaf, detay, detaylar, incelik, incelikler, müfredat, tafsilat
teferruatlı s. ayrıntılı, uzun
tefrika i. makale, yazı
tefsir i. açıklama, açma, anlamlandırma, yorum, yorumlama
tefsir etmek f. açıklamak, açmak, yorumlamak
teftiş i. deneme, denet, denetim, denetleme, kolaçan, kontrol, nezaret, sınama, tahkik, tetkik
teftiş etmek f. araştırmak, bakmak, denetlemek, kolaçan etmek, kontrol etmek, nezaret etmek, sınamak, tahkik etmek, tetkik etmek
teftiş ettirmek f. baktırmak
tehdit i. gözdağı, sindirme, şantaj, yıldırma dey. dehşet saçma/salma, Demokles'in kılıcı, göz dağı, gözünü korkutma
tehdit etmek f. korkutmak, şantaj yapmak, sindirmek, yıldırmak dey. alnını karışlamak, dehşet saçmak/salmak, gözdağı vermek, gözünü korkutmak, korku salmak/vermek, meydan okumak, şantaj yapmak, tehdit savurmak, zılgıt vermek
tehir i. arkaya bırakma, erteleme, geciktirme, geriye/sonraya bırakma
tehir etmek f. ertelemek
tehirli s. ertelenmiş, geciktirilmiş, geriye bırakılmış, rötarlı
tehlike i. afet, badire, bela, çekince, girdap, güçlük, musibet, risk, riziko, sakınca, trajedi, uçurum, vahamet, varta dey. acil durum, afet gibi, ne dost belli ne düşman, o ki düştün bu harka ya kurt yiyecek ya karga, topun ağzına gelmek, topun ağzında , yokladığı çakmak taşı çıkmak
tehlikeli s. ağır, azılı, cehennemi, ciddi, çekinceli, feci, gergin, hayırsız, kazalı, korkulu, kritik, meret, muhataralı, nazik, riskli, rizikolu, sakıncalı, tekinsiz, vahametli, vahim karş. emin, tehlikesiz ? korkunç, kötü, uğursuz, zor
tehlikesiz s. emin, selim
tek s. ancak, ayrı, ayrıca, bağlantısız, bambaşka, benzersiz, bir, biricik, bir tek, bulunmaz, değişik, emsalsiz, eşsiz, eşi olmayan, hareketsiz, münferit, münhasıran, müstakil, müstesna, sade, sakin, salt, sessiz, sırf, uslu, uysal, yalnız, yalnızca, yek, yekta dey. tek kollu
tek tek z. ayrı ayrı, bir bir, birer birer, tane tane, teker teker karş. yaramaz
tek başına z. bağlantısız, başlıbaşına, müstakil
tek düze s. monoton
tek katlı s. yalınkat
tek tek z. ayrı ayrı, bir bir, birer birer, tane tane, teker teker
tek tük s. az, birkaç, ender, seyrek dey. arada sırada, bazı bazı, kırk yılda bir karş. bol bol, sık sık
tekabül i. karşılama, karşılık
tekamül i. evrim, gelişim, gelişme, ilerleme, olgunlaşma, terakki, yükselme
tekamül etmek f. gelişmek, ilerlemek, olgunlaşmak
tekbiçim s. alınabilen, standart
tekdir i. azarlama, çıkışma, darılma, kınama, muaheze, papara, paylama, sitem, tedip, tersleme, zılgıt
tekdir etmek f. azarlamak, çıkışmak, darılmak, kınamak, paylamak, veriştirmek karş. taltif etmek
tekdüze s. monoton, muttarip, yeknesak
tekdüzelik i. monotonluk, yeknesaklık karş. çeşitlilik
tekebbür i. kabarma, kibir, tavır
tekel i. ayrıcalık, imtiyaz, inhisar, kapitülasyon, monopol, muafiyet, tröst
tekelci s. bencil, fırsatçı, hodbin, menfaatçi, mideci, tröst
teker i. çember, daire, silindir, tekerlek, top, yuvarlak
teker teker z. ayrı ayrı, birer birer, tane tane, tek tek
tekerlek i. çember, daire, halka, silindir, teker, top, yuvarlak
tekerlemek f. yuvarlamak
tekerlenmek f. düşmek, kösteklenmek, sarsılmak, sendelenmek, sürçmek, tökezlenmek, yalpalamak, yuvarlanmak dey. ayağı sürçmek
tekerrür i. tekrar etme, tekrarlama, yalnız, yineleme
tekil i. bir, münferit karş. çoğul
tekin s. hayırlı, ıssız, insansız, kademli, kutlu, meymenetli, şanslı, talihli, uğurlu karş. kalabalık, tekinsiz
tekinsiz s. afsunlu, büyülü, hayırsız, kademsiz, kutsuz, meret, meşum, meymenetsiz, okunmuş, riskli, sihirli, şom, tabu, talihsiz, tehlikeli, tılsımlı, uğursuz, yomsuz
tekir s. kır
tekke büyüğü baba
teklemek f. aksamak, topallamak
tekleşmek f. ayrılaşmak
teklif i. iddia, öneri, sav, tez
teklif etmek önermek
teklifli s. mesafeli, resmi, soğuk, uzak karş. teklifsiz
teklifli olma mesafe
teklifsiz s. canciğer, içlidışlı, laubali, samimi, sıkı fıkı, sulu, yakın karş. teklifli ? arkadaş
teklifsizce z. içtenlikle, laubalice, rahatça
teklifsizlik i. samimilik
tekme i. şut, tepme, vuruş
tekme atmak f. çarpmak
tekmelemek f. çarpmak, dövmek, hırpalamak, sopa atmak
tekmeleşmek f. dövüşmek, itişmek
tekmil i. bitirme, bütün, bütünleme, eksiksiz, noksansız, tamam, tamamen, tüm, umum, umumi
tekmilen s. toptan
tekmilleme i. ikmal
tekmillemek f. bitirmek, bütünlemek, hatmetmek, ikmal etmek, kotarmak, neticelendirmek, sonuçlandırmak, tamamlamak, tümlemek
tekmillenme i. bitim, final
tekmillenmek f. neticelenmek, son bulmak
tekne i. çukur, gemi, havza, küvet, lavabo, leğen, mavna, sandık, taka
teknik i. beceri, biçim, bilgelik, bilgi, bilim, erkan, esas, fen, ilim, malumat, metot, politika, pratik, sistem, stil, suret, tarz, usul, uygulayım, üslup, yol, yöntem
teknikçi i. tekniker, uygulayımcı
tekniker i. teknikçi, teknisyen, uygulayımcı
teknisyen i. operatör, tekniker, tesisatçı, uygulayımcı
teknokrat i. uygulayımcı
teknoloji i. bilgelik, bilim, fen, ilim, malumat, uygulayımbilim
tekrar i. baştan, gene, tekrarlama, yeniden, yine dey. yeni baştan yapılan
tekrar etme i. tekerrür
tekrar tekrar z. müteaddit
tekrarlama i. baştan, tekerrür, tekrar dey. tekrar etme, yeni baştan yapma, yeniden yapma
tekrarlamak f. ikilemek, ısrar etmek, tazelemek, tutturmak, üstelemek, yinelemek dey. dilinde tüy bitmek/düşmemek, dilinden düşürmemek, diline dolamak/takılmak/virt etmek, ısıtıp ısıtıp önüne koymak, malumu ilan etmek, papağan gibi ezberlemek, tekrar etmek, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak/öne sürmek, temcit pilavı gibi önüne koymak, yeni baştan yapmak, yeniden yapmak
tekrarlanan s. tekrarlı
tekrarlı s. mükerrer, tekrarlanan, yenilenen, yinelemeli, yinelenen
teksesli s. monoton
teksif i. koyulaştırma, sıklaştırma, toplama, yoğunlaştırma
teksif etmek f. derlemek
teksif olma i. odaklanma
teksir i. çoğaltma, kopyasını çıkarma
teksir etmek f. yayımlamak
tekst i. metin
tekstil dokuma
tekvin yapım
tekvin etmek f. üretmek
tekzip i. cevap, geri çevirme, inkar, itiraz, misilleme, protesto, reddetme, tepki, yadsıma, yanıt, yanıtlama
tekzip etmek f. inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, karşı çıkmak, yadsımak karş. kabullenme
tel i. ip, iplik
tela i. bez
telaffuz i. aksan, dil
telaffuz etmek f. konuşmak
telafi i. giderme, karşılama
telafi etmek f. gidermek, karşılamak, ödeşmek
telakki i. anlayış, düşünce, düşünüş, fikir, görüş,mütalaa, sayma, oy, yaklaşım, yorumlama dey. bakış açısı, görüş açısı
telaş i. acele, acelecilik, çekingenlik, dehşet, endişe, fobi, helecan, ivecenlik, ivedilik, kaygı, korku, merak, müstaceliyet, panik, sıkıntı, tasa, tezlik dey. bir telaş bir kıyamet, bir kıyamettir gitmek/kopmak, yel yepelek/yeperek yelken kürek
telaş etmek f. dayanamamak, endişelenmek, ivmek, kaygılanmak, sabırsızlanmak, sabredememek, sıkışmak, tasalanmak, telaşlanmak, tezlenmek karş. ferahlamak
telaşçı i. aceleci, evecen, farfara, telaşlı dey. canı tez, eli çabuk, eline çabuk, gönlü tez, tez canlı, yüreği dar
telaşlanmak f. acele etmek, dayanamamak, ivedilik göstermek, meraklanmak, sabırsızlanmak, sabredememek, sıkışmak, tahammül edememek, telaş etmek, tezlenmek, ürkmek dey. acele etmek, ateş bacayı sarmak, ayakları dolaşmak, can başa çıkmak/sıçramak, canı canına/içine sığmamak, canına ateş düşürmek, canının derdine düşmek, çabuk davranmak, çarşafa dolaşmak, çılgına dönmek, dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek, dokuz doğurmak, dört dönmek, eli ayağı birbirine karışmak, elini çabuk tutmak, elleri titremek, endişe etmek, eteği ayağına dolaşmak, etek/eteği/etekleri tutuşmak, fır dönmek, fitili almak, heyecana kapılmak, hop kalkıp hop oturmak, iki ayağı bir pabuca girmek, itidalini kaybetmek, ivedilik göstermek, keder etmek, ortalığı velveleye vermek, paçaları tutuşmak, panik yaratmak, patırtıya vurmak, sabrı taşmak, sabrı tükenmek, soğukkanlılığını yitirmek, şafak atmak, tahammül edememek, tahammülü kalmamak, teb demeden tebarekeye çıkmak, telaş göstermek, telaşa düşmek/gelmek/kapılmak, tetiğini bozmamak, tez canlılık etmek, yeri göğü birbirine katmak karş. hamaratlaşmak, ugraşmak ? kaçınmak, savsaklamak, uyumak
telaşlanmamak f. sabretmek
telaşlı s. aceleci, endişeli, evecen, helecanlı, heyecanlı, ivecen, kaygılı, kederli, meraklı, sabırsız, sıkıntılı, tasalı, telaşçı dey bir telaş bir kıyamet, canı/gönlü tez, içi dar/tez, tez canlı, yüreği karş. içi ferah, soğukkanlı
telaşsız s. acele etmeden, heyecanlanmadan, heyecansız, itidalle, sabırla, sabırlı, sakin, serinkanlı, sinirlenmeden, sinirleri güçlü, soğukkanlı dey. acele etmeden, ağır ağır, ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, aheste aheste, geniş yürekli, sakin sakin, sinirleri çelikten, yavaş yavaş karş. heyecanlı telaşla, telaşlı
telef i. itlaf, kıyım, mahvetme, öldürme dey. can kaybı, ortadan kaldırma, perişan etme, tarumar etme, yok etme karş. ihya etme
telef etmek f. israf etmek, mahvetmek, öldürmek
telef olmak f. can kaybına uğramak, defnedilmek, katledilmek, kesilmek, kırılmak, mahvolmak, ölmek, öldürülmek, piç olmak, vurulmak, yıpranmak dey. başını vermek, berhava olmak, boşa gitmek, boş yere harcanmak, can vermek, havaya savrulmak, heba olmak, imha olmak, itlaf olmak, kılıçtan geçirilmek, kıyıma uğramak, ortadan kaldırılmak, perişan olmak, şehit olmak, yok olmak, ziyan olmak karş. ihya olmak
telefat i. can kaybı, çarçur, dokunca, eksik, hasar, kayıp, kayıplar, kurban, maktul, yıkım, zarar, zayiat, ziyan
telif i. bağdaştırma, uzlaştırma
telif etmek f. yazmak
telin i. beddua, lanet
tel'in etmek f. beddua etmek, ilenmek
telkin i. aşılama, benimsetme, delalet, falcılık, ipnotizma, konuşma, manyetizma, nasihat, öğüt, öğütleme, tembih, tembihleme
telkin etmek i. aşılamak, belletmek, benimsetmek, öğüt vermek, öğütlemek, tembihlemek dey. delalet etmek, nasihat/öğüt vermek, tembih etmek, yol göstermek
tellal i. aracı, çığırtkan, komisyoncu
tellallık i. gelir
tellemek f. bildirmek, paklamak, süslemek, temizlemek
tellendirmek f. fosurdamak, tüttürmek
telmih i. cinas, dokundurma, eğretileme, iğneleme, ima, intak, istiare, kinaye, mecaz, serzeniş, sitem, tariz, taş, temsil
telmih etmek sezdirmek
telve i. çöp, posa
tem i. bahis, mevzu
tema i. bahis, husus, içerik, izlek, konu, mevzu, muhteva
temas i. bağlantı, bahsetme, değinme, değme, dokunma, dokunuş, ilişki, irtibat, münasebet, ulaşım, zikretme
temas etmek f. değinmek, değmek, sürtünmek dey. buluşup görüşmek, gidip gelmek, ilişki kurmak, konuşup görüşmek, sözünü etmek
temaşa i. gösteri, izleme, izlence, oyun, piyes, program, seyretme, şov, temsil, tiyatro, tuluat
temayül i. alâka, eğilim, ilgilenme, merak, meyil, meyletme, yönseme
tembel s. alık, atıl, bezgin, bıkkın, cansız, dalgacı, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, hareketsiz, haylaz, hımbıl, ihmalci, kokmuş, kopuk, külkedisi, lapacı, mendebur, mıymıntı, mızmız, miskin, nanemolla, pasif, püsür, ruhsuz, savsak, silik, sümsük, sünepe, tutuk, usanmış, uykucu, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşengeç dey. ağır adam, ağır canlı/kanlı, benim oğlum bina okur, döner döner yine okur, bezden bebek, canı tatlı, doğduğuna pişman, dümen neferi, eteği düşük, içi geçmiş, köşe kadısı, kül kedisi, mangal kedisi, on birden sonra dükkân açar, rahatına düşkün, sultanî tembel karş. çalışkan
tembellik i. atalet, rehavet
tembih i. anımsatma, ikaz, konuşma, nasihat, öğüt, rica, salık, tavsiye, telkin, uyarı, uyarma, vaaz
tembih etmek f. emretmek, ısmarlamak, öğüt vermek, uyarmak
tembihleme i. ihtar, öğüt, sinyal, telkin
tembihlemek f. anımsatmak, emretmek, ısmarlamak, irşat etmek, öğüt vermek, öğütlemek, talimat vermek, tavsiye etmek, telkin etmek, uyarmak dey. ısrarla belirtmek, ısrarla söylemek, ikaz etmek, tembih etmek
tembihli s. anımsatılmış, ikaz edilmiş, uyarılmış dey. kulağı bükülmüş
temel i. ana, asıl, asli, baş, başlıca, dayanak, destek, dip, esas, iskelet, kök, mesnet, öz, taban, töz, zemin
temel tutmak f. temelleşmek
temelinden z. esasen
temelini atmak f. tesis etmek
temellenmek f. sakin olmak, tutunmak, yerleşmek, yuvalanmak
temelleşmek f. kökleşmek, kök tutmak, temel tutmak, tutunmak, yer etmek, yerleşmek
temelli s. asaleten, bitimsiz, daimi, devamlı, durur, hep, ilelebet, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, öncesiz, payidar, radikal, sınırsız, sonsuz, süregelen, sürekli, zeval karş. gelip geçici
temelsiz s. asılsız, batıl, boş, çürük, dayanaksız, esassız, gerçek olmayan, isnatsız, kalitesiz, kırılgan, köksüz, safsata, yanlış karş. gerçek
temenni i. arzu, dilek, dinleme, gaye, gönül, hacet, içtepi, istek, istem, isteme, iştah, murat
temenni etmek f. arzu etmek, dilemek, istemek, murat etmek
temettü i. kâr, kazanç, rant
temin i. gerçekleştirme, inandırma, sağlamlaştırma
temin etmek almak, ikrar vermek, peydahlamak dey. elde etmek, garanti vermek, güven vermek, güvence vermek, ikna etmek, korkusunu gidermek, tedarik etmek, teminat vermek, yerine getirmek
teminat i. emniyet, garanti, güvence, inanç, kapora, korkuluk, pey, sigorta
temiz s. ahlaklı, ak, aptesli, arı, aydınlık, doğrucu, duru, erden, halis, harbi, has, hilesiz, masum, nezih, nurani, pak, saf, suçsuz, şerif dey. bal dök de yala, billur gibi, çiçek gibi, elmas gibi, gıcır gıcır, ipek gibi, kadı kızından ak, süt gibi, temiz pak, temiz süt emmiş, temiz yürekli, temize çekmek, temize havale etmek, yunmuş arınmış, zemzemle yıkanmış karş. alçak, kirlenmiş, pis ? ak, arı, temiz
temizlemek f. almak, arılamak, arıtmak, ayıklamak, çalkalamak, çırpmak, çimlenmek, çitilemek, damıtmak, dezenfekte etmek, durulamak, elemek, eritmek, fırçalamak, gidermek, harcamak, kalburlamak, kaynatmak, keselemek, kırklamak, ovmak, öldürmek, paklamak, pastörize etmek, pirüpak etmek, sabunlamak, sarfetmek, silkelemek, silmek, sterilize etmek, süpürmek, süzmek, şartlamak, taraklamak, taramak, tasfiye etmek, taşlamak, taktir etmek, tellemek, temizlik yapmak, tıraş etmek, tüketmek, yıkamak, yok etmek, yumak, zıkkımlanmak dey. altından girip üstünden çıkmak, cennete çevirmek, elden geçirmek, imbikten geçirmek, imbikten geçmek, kabasını almak, kalburdan geçirmek, kirini gidermek, kirini pasını gidermek, lekelerini çıkarmak, sarf etmek, silip süpürmek, suya göstermek, temiz yapmak, temize çıkarmak, toz almak yerleri süpürmek
temizlenmek f. arınmak, paklanmak, silinmek, taharetlenmek, yıkanmak dey. aptes almak, aptes tazelemek, banyo almak, banyo yapmak, duş almak/yapmak, gusül aptesti almak, gusül etmek, hamama gitmek, saunaya gitmek, sıcağa gitmek, silinip süpürülmek, su dökünmek, suya girmek, su dökünmek, tertemiz olmak, temize çıkmak karş. kirlenmek
temizleşmek f. berraklaşmak
temizleyici s. arıtıcı, imbik
temizlik i. arılık, nezafet, nezahat, paklık, saffet, saflık karş. karışıklık, kirlilik
temizlik yapmak f. temizlemek
temizlikçi i. hizmetçi
temkin i. ağırbaşlılık, basiret, dikkat, ihtiyat, oturaklılık, ölçülülük, önlem, özen, sakınganlık, tedbir karş. temkinsizlik
temkinli s. ağırbaşlı, ciddi, hazırlıklı, hesaplı, ihtiyatlı, resmi, sağlamcı, sakıngan, sakıntılı, tedarikli, tedbirli, vakarlı, vakur karş. temkinsiz
temkinlilik i. basiret, ciddiyet, vakar
temkinsiz s. ihtiyatsız, tedbirsiz
temkinsizlik i. atılganlık, cüretkarlık, dikkatsizlik, düşüncesizlik, ihtiyatsızlık, tedbirsizlik karş. temkinlilik
tempo i. ezgi, gidiş, ilerleyiş, metot, tarz, usul, yol, yöntem
temrin i. alıştırma, antrenman, çalışma, egzersiz, hazırlık, istihzar, manevra, talim, uygulama
temsil i. benzetme, dokundurma, eğlence, gösteri, iğneleme, ima, kinaye, mecaz, müsamere, oyun, örneğin, piyes, simgeleme, sitem, sözgelimi, sözgelişi, telmih, temaşa, tiyatro
temsilci i. acenta, ajan, aracı, delege, elçi, komisyoncu, maşa, murahhas, mümessil, vasıta, vekil
temsilcilik i. dal, şube, vekalet, vekillik
temsili s. sözgelimi, sözgelişi
ten i. beden, cilt, deri, gövde, madde, vücut
tenakuz i. karşıtlık, paradoks, tezat
teneffüs i. ara, ara verme, dinlenme, durma, fasıla, istirahat, kesinti, mola, nefes alıp verme, paydos etme, soluklanma, solunum, soluk alma, tatil, tatil yapma
teneffüs yapmak dinlenmek, mola vermek, paydos etmek
teneke i. kova, kutu,
tenezzül i. alçakgönüllülük, alçalma
tenha s. hali, halvet, hücra, ıssız, insansız, kenar, kimsesiz, köşe, kuytu, metruk, şenliksiz, terk edilmiş, ücra, yaban dey. in yok cin yok karş. kalabalık
tenhalaşmak f. yalnızlaşmak dey. el ayak/etek çekilmek, ıssız kalmak, itsiz köy gibi tenha
tenhalık i. boş yer, ıssız yer, insansız yer, kuytu yer, metruk yer, sapa yer dey. ıssız yer, insansız yer, kimsenin bulunmadığı yer, kuytu yer, metruk yer karş. yol üstü
tenkit i. eleştiri, eleştirme, kritik, makale, yazı, yorum, yorumlama
tenkit etmek f. eleştirmek, fikir yürütmek, görüş bildirmek, kınamak, kritik etmek, yorum getirmek, yorumlamak, yorum yapmak dey. fikir yürütmek, görüş bildirmek, kritik etmek, yorum getirmek, yorum yapmak
tenkitçi i. eleştirici, eleştirmen, kritik, muharrir, münekkit, yazar
tenor i. şarkıcı
tensip i. doğru bulma, onaylama, uygun bulma, uygun görme, yakıştırma, yaraştırma karş. yadsıma
tensip etmek f. doğru bulmak, onaylamak, uygun bulmak, uygun görmek, yakıştırmak, yaraştırmak karş. yadsımak
tente i. çadır
tenzil i. ikram, indirim, ucuzluk
tenzil etmek f. azaltmak, eksiltmek
tenzilat i. fiyat indirimi, ikram, indirim, iskonto karş. zam
tenzilat yapmak f. eksiltmek
tenzilatlı s. ehven, hesaplı, ikramlı, iktisadi, indirimli, iskontolu, kelepir, ucuz karş. zamlı
teorem i. iddia, tez
teori i. faraziye, hipotez, iddia, kuram, nazariye, tasarım, tez, varsayım karş. tatbikat
teorik s. kuramsal, nazari karş. pratik
tepe i. cebel, dağ, dikmen, doruk, göbel, höyük, kıran, kurgan, kümbet, meyil, sıradağ, şahika, tür, tümsek, üst, yokuş, zirve karş. çukur ? eğim, şiş, üst, yığın
tepecik i. tümsek
tepeleme s. dolu, hıncahınç, kalabalık, sıvama, silme, yığışık
tepelemek f. benzetmek, cezalandırmak, dövmek, ezmek, göstermek, haklamak, hırpalamak, iflahını kesmek, kamçılamak, katletmek, kıymak, mahvetmek, öldürmek, örselemek, pataklamak, sermek, sopa atmak, sopalamak, tartaklamak, tokatlamak, ufalamak dey. aman vermemek, ayağının altına almak, belini bükmek, canını çıkarmak, dayak atmak, dokunu dokunuvermek, fena yapmak, haddini bildirmek, kılıçtan geçirmek, mariz atmak, marizine kaymak, mariz uçlanmak, perişan etmek, sopa atmak, yuvasını yapmak, zarara sormak, zarar vermek
tepinmek f. atlamak, gürültü etmek, hoplamak, istememek, sekmek, sıçramak, zıplamak dey. ayaklarını vurarak gürültü etmek, hora tepmek, inat etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, karşı çıkmak/durmak/koymak/olmak, protesto etmek, rıza göstermemek, veto etmek karş. tasvip etmek
tepişme i. atışma, boğuşma, çekişme, dalaş, dalaşma, didişme, dövüşme, gırtlaklaşma, hırgür, hırlaşma, kapışma, kavga, maraza, muharebe, vuruşma, zırıltı, zıtlık karş. anlaşma
tepişmek f. atışmak, boğuşmak, çekişmek, dalaşmak, didişmek, dövüşmek, hırlaşmak, itişmek, kapışmak, vuruşmak, zıtlaşmak dey. itişip kakışmak karş. uyuşmak
tepke i. reaksiyon, tepki, tepkime
tepki i. akis, aksiseda, aksülamel, alerji, cevap, eko, garaz, karşı etki, karşılık, misilleme, mukabele, öç, reaksiyon, refleks, tepke, tepkime, tepme, yanıt, yankı, yansı, yansıma dey. aksi tesir, geri tepme, karşı etki karş. etki, tesir ? cevap
tepkime i. reaksiyon, tepke, tepki, yansı
tepme i. çarpış, çarpma, çifte, darbe, fiske, kesme, kroşe, protesto, reaksiyon, sadme, sille, şut, tekme, tepki, tos, vuruş, vurma, yumruk
tepmek f. atmak, çarpmak, çürütmek, iade etmek, indirmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, patlatmak, protesto etmek, razı olmamak, reddetmek, sallamak, vurmak, yadsımak, yanaşmamak, yokumsamak dey. değerini anlamak, geri çevirmek, iade etmek, kabul etmemek karş. kabul etmek
tepsi i. karavana, lenger, sini, sofra, tabak, tabla
terakki i. açılma, gelişme, ilerleme, inkılap, inkişaf, kalkınma, tekamül, yükselme karş. gerileme
terakkiperver s. devrimci, ilerici, inkılapçı, modern
teralelli s. zırdeli
terane i. ahenk, ezgi, hava, makam, melodi, nağme, taganni
terapi i. iyileştirme, sağaltım, tedavi
teras i. balkon, cihannüma, seki, taraça, veranda
terazi i. baskül, çeker, kantar, kapan, mizan, tartı
teraziye vurmak f. hesaplamak, ölçümlemek
terbiye i. adabımuaşeret, adap, ahlak, antrenman, disiplin, edep, eğitim, etiket, görgü, gütme, öğrenim, öğretim, pedagoji, protokol, tahsil, tedris, tedrisat, teşrifat, yetiştirim, yetiştirme dey. edep dairesi, edep erkan, yol erkan, yol yordam
terbiye etmek f. alıştırmak, anlatmak, belletmek, çalıştırmak, eğitmek, okutmak dey. adam etmek, alışkanlık kazandırmak, antrenman yaptırmak, ders göstermek, ders vermek, hocalık etmek, nefsini köreltmek, nefis körletmek, nefsini öldürmek, nefsini yenmek, nefsiyle mücadele etmek, talim yaptırmak, tedris etmek, yüzünü gözünü açmak
terbiyeci i. antrenör, dadı, eğitici, hoca, muallim, mürebbiye, öğretmen, pedagog
terbiyeli s. beyefendi, centilmen, çelebi, edepli, edip, efendi, görgülü, haluk, hanımefendi, ince, kibar, medeni, mültefit, nazik, paşa, saygılı, uslu, uygar, uysal, zarif dey. adam evladı, adam gibi, akıllı uslu, başı önünde, durmuş oturmuş, efendiden bir adam, eline eteğine doğru, melek gibi, mum gibi, paşa paşa karş. haşarı, terbiyesiz
terbiyesiz s. âdi, ahlaksız, alçak, arlanmaz, arsız, çiğ, densiz, düşüncesiz, edepsiz, görgüsüz, görmemiş, ham, hayasız, hoyrat, hürmetsiz, incitici, kaba, kereste, küfürbaz, küstah, münasebetsiz, nezaketsiz, nobran, patavatsız, perdesiz, pişkin, sallapati, saygısız, sert, sıkılmaz, sıyrık, ters, utanmaz, yırtık, yontulmamış, yüzsüz, zarafetsiz dey. açık baş, açık saçık, balta ile yontulmuş, çingene çengesi, çingene haraççısına benzer, dayak düşmanı, dayak yoksulu, dili uzun/zifir, elifi yüzünde, ekmeği dizinde, iri kıyım/yarı/yapı, Kasımpaşa karısı gibi eli bayraklı, mahalle karısı, perdesi düşük, şenlik görmemiş karş. terbiyeli
terbiyesizleşmek f. şımarmak
terbiyesizlik etmek f. şımarmak dey. dilini bozmak, edepsizliği ele almak
terbiyesizlik i. saygısızlık
tercih i. alternatif, oy, rey, seçim, seçme, yeğleme, yeğ tutma dey. kırk katır mı kırk satır mı, yeğ tutma
tercih edilmek f. beğendirmek
tercih etmek f. ayırmak, seçmek, yeğlemek dey. ehven bulmak, gözüne kestirmek, ihtiyar etmek, ilzam etmek, seçim yapmak, yeğ tutmak
tercüman i. çevirmen, dilmaç, mütercim
tercüman olmak f. açıklamak
tercüme i. çeviri, çevirme, nakil
tereddüt i. bocalama, duraklama, duraksama, endişe, ikircik, kararsızlık
tereddüt etmek f. kuşkulanmak
tereddütlü s. değişken, duraksamalı, duraksayan, gelgeç, havai, ikircikli, kararsız, mütereddit karş. kararsız, tereddütlü
tereddütsüz s. duraksamasız, duraksamadan, kararlılıkla, kararlı olarak, kesinlikle, kuşkusuz dey. gözünü kırpmadan, gürül gürül, patır kütür karş. kararsız, tereddütlü
tereke i. ırs, kalıtım, veraset
terelelli s. anormal, deli, delişmen, manyak
terennüm i. anlatma, ifade etme, mırıldanma, ötme, şakıma, taganni
terennüm etmek f. ötmek, şakımak
terfi i. ilerleme, yükselme, yükseltme
terfi etmek f. ilerlemek, yükselmek
terhis etmek salıvermek
terhis olmak kurtulmak
terim i. cümle, deyim, ıstılah, ibare, söz, tabir, terminoloji
terk i. ayrılma, bakmama, bırakma, ihmal etme, ilgilenmeme
terk etme i. boşanma
terk edilmiş s. boş, dımdızlak, halvet, hücra, ıssız, insansız, kimsesiz, metruk, sahipsiz, şenliksiz, tamtakır, tenha dey. el ayak çekilmiş, ilgisiz kalınmış, üstü açık köy karş. kalabalık
terketmek f. ayrılmak, bırakmak, ilişkiyi kesmek, taşınmak dey. ayağını kesmek, bağları koparmak, bırakıp gitmek, hesabı kesmek, ilişkiyi kesmek, ipi/teli kırmak, istifa etmek, istifasını vermek, kadını/karıyı bırakmak, koyup gitmek, yakasından inmek, yarı yolda bırakmak, yüz üstü bırakmak
terkip i. alaşım, grup, harman, karışımkarışım, sentez
terlemek f. bitmek, didinmek, dökülmek, sürmenaj olmak, tıkanmak, tükenmek, yorulmak, yüklenmek, zorlanmak dey. başı pişmek, bitap düşmek, buram buram terlemek, emek harcamak, emek vermek, helak olmak, su içinde kalmak, ter basmak/boşanmak/çıkarmak/dökmek, yorgun düşmek
terletmek f. abanmak, baskılamak, pişirmek, tazyik yapmak, zorlamak dey. baskı yapmak, çokça yormak, sıkboğaz etmek, sıkıntıya düşürmek, zora koşmak
terlik i. ayakkabı, başlık, başmak, mest, pantufla, takke, tokyo
terminal i. durak, gar, garaj, iskele, havaalanı, havalimanı, istasyon, konak, otogar, uğrak,
terminoloji i. lügat, söz, terim
termos i. matara, testi
terör i. anarşi, ayaklanma, dehşet saçma, isyan, kıyım, korkutma, sindirme, tedhiş, ürkütme, yıldırma dey. dehşet salma, gözdağı verme, korku salma
terörist s. anarşist, bozguncu, bölücü, çeteci, eşkiya, ihtilalci, isyancı, kışkırtıcı, komplocu, kundakçı, nifakçı, sabotajcı, suikastçi, şaki, tahrikçi, tahripçi, tedhişçi, yıkıcı
terörizm i. komploculuk, kundakçılık, sabotajcılık, suikast, suikastçilik, tahrikçilik, tahripçilik, tedhişçilik, yıkıcılık
ters s. aksi, aykırı, çatışık, çelişik, damarlı, darılgan, dışkı, elverişsiz, geçimsiz, haşin, hırçın, hilaf, hoşgörüsüz, huysuz, isyankar, itaatsiz, itirazcı, karşıt, kavgacı, kırıcı, kızmış, kontra, lanet, mızıkçı, olmayacak, muhalif, münasebetsiz, mütenakız, oyunbozan, serkeş, sert, somurtkan, suratsız, şirret, tabiatsız, terbiyesiz, uygunsuz, uyuşmaz, yakışıksız, zıt, zorba dey. acayip işler tavuklar kişner, deve kuşu gibi (yüke gelince kuş, uçmaya gelince deve), pireye kızıp yorgan yakar karş. uygun
tersane i. atölye, fabrika, gemilik, gemi tezgahı, imalathane, işletme, işlik, işyeri
tersaneli i. denizci, levent
tersi s. bilakis, dış
tersine z. aksine, bilakis dey. hiç de değil, tam aksi, tam tersine
tersinmek f. aksilenmek, asabileşmek, caymak, çekilmek, dırdırlanmak, döneklik etmek, dönmek, el çekmek, feshetmek, hırçınlaşmak, hiddetlenmek, homurdanmak, huysuzlanmak, öfkelenmek, ricat etmek, terslenmek, vazgeçmek, vırıldamak, zırıldamak, zırlamak dey. adımını geri almak, ağız değiştirmek, aksilik etmek, asabilik göstermek, döneklik etmek, sözünden dönmek, sözünü geri almak, sözünü tutmamak
tersleme i. azarlama, çıkışma, hakaret, papara, paylama, tekdir, zılgıt
terslemek f. aşağılamak, azarlamak, bağırmak, çıkışmak, darılmak, dışarı çıkmak, haşlamak, küçüklemek, küçümsemek, paylamak, sinirlenmek, söylenmek, süslemek dey. ağzının payını vermek, bağırıp çağırmak, diskur çekmek/geçmek, haddini bildirmek, harcını vermek, kafasına çalmak, karşılık vermek, lâkırdıyı ağzına tıkamak, ters yüz döndürmek, yüz çevirmek, yüzünü ekşitmek
terslenme i. hakaret, hiddet, hışım, sinir
terslenmek f. aksilenmek, asabileşmek, aşağılanmak, başkaldırmak, celallenmek, cesaretlenmek, cinlenmek, cüretlenmek, deli olmak, dırdırlanmak, dikleşmek, hırçınlanmak, hiddetlenmek, homurdanmak, huysuzlanmak, konuşmak, köpürmek, kudurmak, oyunbozanlık etmek, söylenmek,tersinmek, vırıldamak, zırlamak dey. aksilik etmek, atıp tutmak, dırıltı etmek, ileri geri konuşmak
terslik i. aksaklık, aksilik, elverişsizlik, hırçınlık, hışım, huysuzluk, inatçılık, muhalefet, noksanlık, olumsuzluk, sakatlık, sertlik, uygunsuzluk dey. pire için/pireye kızıp yorgan yakma, sabahtan sonra akşamlar hayrolsun karş. elverişlilik
tertemiz s. dürüst, pak, parlak, pirüpak, sakız gibi, yepyeni dey. açık alınla, ak pak, çil çil, çok temiz, her yanı temiz, gelin odası gibi, gıcır gıcır, gökten zembille inmiş, nur yüzlü, pırıl pırıl, sakız gibi, temiz pak, yağ dök yala karş. kirli
tertibat i. ahenk, çekidüzen, manzume, mutabakat, nizam, sistem, uyum
tertibe koymak yerleştirmek, yerleştirmek
tertip i. al, ahenk, alaşım, bağdaşım, bileşim, birleşim, çekidüzen, disiplin, düzen, düzenleme, harman, hazırlama, insicam, intizam, karışım, küme, manzume, mutabakat, nizam, organizasyon, parti, sıralama, sistem, takım, tamlama, tim, uyum; aldatmaca, dalavere, entrika, hile, kaçakçılık, kapan, kurnazlık, oyun, rüşvet, suiistimal
tertip etmek düzenlemek, yerleştirmek
tertipçi i. aldatıcı, batakçı, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, entrikacı, hırsız, hilebaz, hokkabaz, kaçakçı, kayışçı, kazıkçı, korsan, madrabaz, organizatör, politikacı, sahteci, soyguncu, suistimalci, şaki, şarlatan, tuzakçı, uğru, yaldızcı, yankesici dey. orucu hileli, tertip eden kimse, üç kağıtçı
tertipleme i. düzenleme, organizasyon
tertiplemek f. derlenmek, dizilmek, düzeltilmek, düzenlenmek, hazırlanmak, ıslah etmek, intizama sokmak, organize edilmek, sıralanmak, sistemleştirmek, tanzim etmek, toparlamak, toplanmak, toparlanmak, yerleştirmek dey. organize edilmek, çekidüzen verilmek, derlenip toparlanmak, düzene koyulmak, intizama koyulmak, intizama sokmak, istif edilmek, kaldırıp koymak, nizama sokulmak, organize edilmek, sıraya koyulmak karş. dağıtılmak
tertipleyici i. düzenleyen, hazırlayan, organize eden
tertipli s. ahenkli, biçimli, düzgün, düzenli, insicamlı, intizamlı, nizamlı, rabıtalı, sıralı, sistemli, toplu dey. derli toplu, kadın kadıncık, kalıp gibi, yerli yerinde karş. tertipsiz
tertipsiz s. çapraşık, darmadağın, dağınık, düzensiz, girift, girişik, intizamsız, karışık, karmakarışık, kuskunsuz, özensiz, pasaklı, perişan, rabıtasız, savsak, savruk, sırasız, şapşal, tarumar, tutarsız
terzihane i. dikimevi, dikim atölyesi, konfeksiyon atölyesi, terzi dükkanı
tesadüf i. kazara, rast, rastlama, rastlantı dey. kaza eseri, rast gelme, şans eseri, talihe bağlı karş. kasten
tesadüfen z. ezkaza, gönülsüzce, hasbelkader, istemeyerek, kasıtsız, kazara, kazayla, keyfi, rasgele, raslantıyla, tesadüfi, yanlışlıkla dey. el yordamı ile, ez kaza, gayri ihtiyari, rast gelerek, rastlantı sonucu , şans eseri, talihin cilvesi, tesadüf eseri karş. planlayarak
tesadüfi z. hasbelkader, kasıtsız, kazara, rasgele, rastlantıyla, şans eseri, tesadüfen, yanlışlıkla
tesanüt i. işbirliği, ittifak, uyuşma
tescilli s. kaydedilmiş, kütüğe geçirilmiş, resmileştirilmiş
teselli i. avuntu, oyalanma dey. baş sağlığı, derdini unutma, gönül avutmak
teselli etmek f. avutmak, eğlendirmek, oyalamak, oyalandırmak, unutturmak dey. acısını hafifletmek/unutturmak, derdine deva olmak/merhem olmak, derdini hafifletmek/unutturmak, ferahlık olmak, merhem olmak, meşgul etmek
teselli olmak f. avunmak, ferahlamak, oyalanmak dey. acısını unutmak, derdini unutturmak, gönlü açılmak, içi açılmak, teselli bulmak karş. avunamamak
teshir i. büyüleme, tılsım
teshir etmek f. büyülemek
tesir i. etken, etki, etkileme, güdü, izlenim, saik dey. etkili olmak, etki yapmak, müessir olmak
tesir etmek bağlamak, etkilenmek, hayran etmek, tutmak
tesirli s. dokunaklı, etkili, etkin, hislendirici, keskin, müessir, yararlı, zarplı karş. tesirsiz
tesirli olmak f. tutmak
tesirsiz s. anlamsız, boş, değersiz, etkisiz, önemsiz, yararsız dey. anlamsız, boş, değersiz, etkisiz, önemsiz, yararsız karş. tesirli
tesis i. atölye, başlatma, fabrika, holding, idarehane, işletme, işyeri, kurma, kuruluş, kurum, müessese, teşekkül, tröst, vakıf, yapma
tesis etmek f. başlatmak, düzenlemek, kurmak, oluşturmak, yapmak dey. meydana getirmek, meydana koymak, ortaya çıkarmak, ortaya koymak, temelini atmak
tesisat i. döşem, döşenen, araçlar
tesisatçı i. döşemeci, tamirci, teknisyen,
teskere i. el arabası, sedye, tahtaravalli
teskin etmek f. dindirmek, hafifletmek, sakinleştirmek, yatıştırmak, yumuşatmak
teskin olmak f. sükûn bulmak dey. ele geçirmek, el koymak, işgal etmek
teslim i. bırakma, devretme, doğrulama, emanet etme, haklı bulma, hak verme, iade etme, kabul etme, onaylama, razı olma, yatırma karş. karşı çıkma
teslim almak f. fethetmek, zaptetmek
teslim etmek f. devretmek, doğrulamak, onay vermek, vermek, yatırmak dey. hak vermek, razı olmak, sahibine vermek, teyit etmek karş. karşı çıkmak
teslim olmak f. kaybetmek, mağlup olmak, sinmek, yenilmek dey. alt olmak, amana gelmek, baş eğmek, beyaz bayrak çekmek, boyun eğmek, bozguna uğramak, diz çökmek, haksız çıkmak, hezimete uğramak, mağlup olmak, mat olmak, pes etmek, sırtı yere gelmek, yenilgiye uğramak
teslimiyet i. emniyet, güven, itimat, kabullenme dey. baş eğme, boyun eğme, ikna olma, itaat etme, kendini verme, razı olma, rıza gösterme, teslim olma karş. baş kaldırı
tespit i. teşhis dey. yerinden oynayamaz duruma getirmek
tespit etmek f. belirlemek, biçmek, çakmak, çivilemek, iliştirmek, mıhlamak, raptetmek, saptamak, takmak, tanıtlamak, tutturmak, yapıştırmak, yazmak
test i. deneme, deney, imtihan, kontrol, sınav, sözlü, yazılı, yoklama dey. tadına bakmak, tecrübe etmek/yapmak
test etmek f. denemek, denetlemek, prova etmek, sınamak, tatmak, yoklamak
test yapmak f. denemek, denetlemek, prova etmek, sınamak, tatmak, yoklamak
testere i. bıçkı, hazar, hızar ? bıçak, makas, orak, satır, ustura
testi i. bidon, çaydanlık, damacana, demlik, güğüm, hasırlı, ibrik, kırba, küp, matara, sürahi, şişe, termos, tuluk, tulum, varil ? ambar, bardak, kova
tesviye etme i. düzeltme
teşbih i. benzeti, benzetme, kıyas dey. kıyas etmek, mukayese etmek, pay biçmek, teşbih yapmak
teşbih etmek f. karşılaştırmak
teşebbüs i. başlama, davranma, girişim, girişme dey. el atmak, eyleme geçmek, faaliyete geçmek, girişimde bulunmak, harekete geçmek, iş tutmak, kolları sıvamak, paçaları sıvamak, siftah etmek, temel atmak
teşebbüs etmek f. girişmek, harekete geçmek
teşebbüse geçmek f. atılmak, başlamak, bulaşmak, davranmak, kalkışmak, kalkmak, koyulmak, tutmak, tutturmak, tutuşmak, yeltenmek, yumulmak
teşekkül i. atölye, federasyon, holding, idare, idarehane, işletme, işyeri, kartel, kurulma, kuruluş, müessese, oluş, oluşma, oluşturulma, oluşum, organizasyon, organize edilme, ortaklık, örgüt, şirket, tesis, tröst, vakıf dey. belli bir biçimde almak/varlık kazanmak, meydana çıkmak/gelmek, ortaya çıkmak/koyulmak
teşekkül etmek f. belirmek, kazanmak, kurulmak, oluşmak, varolmak, yapılmak, yaratılmak
teşekkür ederim ü. sağ ol!
teşekkürler sağ ol! dey. ömrüne bereket, sağ ol, sağ ol var ol, su gibi aziz ol, var ol
teşerrüf i. onur duyma, onurlanma, şeref duyma, şereflenme
teşhir etmek f. göstermek, sergilemek, yaymak dey. dile düşürmek, herkese duyurmak, ilan etmek, ortaya çıkarmak/koymak
teşhirlik i. göstermelik
teşhis i. anlama, belirleme, saptama, seçme, tanı, tanılama, tarif, tespit, vasıflandırma
teşhis edilmek f. tanınmak
teşhis etmek tanımlamak dey. ad koymak/akmak/vermek, eşkal vermek, isim vermek, tarif etmek
teşhis koymak f. belirlemek, belirtmek, betimlemek, ıralamak, isimlendirmek, nitelemek, tanılamak, tanımlamak, vasıflandırmak
teşkil i. kurma, oluşum, oluşma, oluşturma, örgütleme
teşkil etmek f. düzenlemek, kurmak, oluşturmak, yapmak, yaratmak dey. inşa etmek, meydana çıkarmak, meydana getirmek, ortaya çıkarmak, ortaya koymak
teşkilat i. federasyon, kuruluş, kurum, lonca, organ, organisazyon, örgüt, şebeke
teşkilatçı i. örgütçü
teşkilatlandırılmamış s. plansız
teşkilatlandırma i. düzenleme
teşkilatlandırmak f. düzenlemek, ıslah etmek, kurmak, örgütlemek, planlamak, sistemleştirmek dey. düzene koymak, organize etmek, tanzim etmek, tesis etmek
teşkilatlı s. örgütlü
teşrif i. gelme, onurlandırma, şereflendirme
teşrif etmek f. gelmek
teşrifat i. adabımuaşeret, adap, edap, edep, etiket, formalite, görgü, protokol, terbiye dey. adap erkan, davranış bilgisi, davranış töresi, edep dairesi, yol erkan/yordam
teşrih i. ameliyat, iskelet
teşvik i. ayarma, doldurma, dürtme, gayretlendirme, isteklendirme, işleme, kamçılama, kandırma, kışkırtma, körükleme, kurma, özendirme, prim, yönelme, yüreklendirme dey. aklını çelmek, tahrik etmek karş. caydırma
teşvik etme i. alkışlama
teşvik etmek f. aşılamak, ayartmak, azdırmak, azmettirmek, doldurmak, dürtmek, gayretlendirmek, heveslendirmek, isteklendirmek, kandırmak, kışkırtmak, körüklemek, kurmak, özendirmek, yöneltmek, yüreklendirmek
teşvikçi i. anarşist, bozguncu, bölücü, çeteci, kışkırtıcı, komplocu, nifakçı
tetik i. atik, atletik, bilir, çalak, çevik, dikkatli, hazır, hazırlıklı, kıpırdak, uyanık dey. çabuk davranan, eline ayağına çabuk karş. uyuşuk
tetikte z. amade, anık, dikkatli, hazır, hazırlıklı, kıvrak, lastik gibi, seferber, uyanık dey. eli kulağında
tetkik i. anket, araştırma, deneme, dikkat, inceleme, muayene, mütalaa, revizyon, soruşturma, takibat, tartma, teftiş
tetkik etme i. tahkik, tahkikat
tetkik etmek f. bakmak, araştırma yapmak, deşelemek, gezmek, incelemek, irdelemek, mütalaa etmek, okumak, tartmak, teftiş etmek
tetkikat i. anket, inceleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, sorgulama, soruşturma
tevatür i. dedikodu, rivayet, söylenti
tevazu i. alçakgönüllülük, gösterişsizlik, sadelik, yalınlık dey. alçak gönüllülük, yine aynı ölçüde şapkayı giyme karş. büyüklenme
tevbih etmek f. azarlamak
tevcih etmek f. yöneltmek
tevdi etmek f. vermek
tevdiatta bulunmak f. kredi vermek
teveccüh i. düşkünlük, eğilim, hayranlık, hoşlanma, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevda, sevgi, vurgunluk, zaaf
tevekkeli i. beyhude, boşuna, herhangi bir nedeni olmaksızın, rastgele
tevkif i. durdurma, hapsetme, tutuklama, yakalama
tevkif etmek f. yakalamak
tevkifhane i. cezaevi, hapishane
tevzi edilmek f. dağıtılmak
tevzi etmek f. ayırmak, bölmek, bölüştürmek, dağıtmak, parçalamak, paylaştırmak, üleştirmek, yaymak
tevziat i. dağıtmalar, paylaştırmalar, üleştirmeler
teyellemek f. iliştirmek, takmak
teyit i. doğrulama, gerçekleme
teyit etmek f. doğrulamak, gerçeklemek, onaylamak
teyze i. bibi, hala, yenge ? kadın
tez s. acele, acil, acilen, anında, çabuk, çabucak, çarçabuk, derhal, evgin, gecikmeden, hemen, hemencecik, hızla, hızlı, ivedi, ivedilikle, kolayca, kolaylıkla, oyalanmadan, seri, süratli karş. yavaş ? acele
tez i. acil, alelacele, aniden, birden, çabuk, dava, derhal, gecikmeden, hemen, hızlı,iddia, kuram, lahzada, öneri, önerme, sav, serian, şimdi, şıp diye, şipşak, teklif, teorem, teori
tez elden z. alelacele, birden, şimdi, şipşak
tezahür i. alamet, araz, belirti, bürhan, delil, emare, hüccet, ipucu, ispat, kanıt, semptom, sendrom, tanıt, tutamak
tezahürat i. belirtiler, emareler, gösteri, miting, nümayiş, semptomlar, tanıtlar, yürüyüş
tezat i. aykırılık, çatışma, çelişki, çelişme, karşıtlık, kontrast, paradoks, tenakuz, tutarsızlık, tutmazlık, uymazlık, zıddiyet, zıtlık
tezatlı s. çatışık
tezek i. dışkı, fışkı, pislik
tezelden z. ivedilikle
tezgah i. aygıt, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri, makine, masa, mekanizma, yapımevi
tezgahtar i. satıcı
tezkere i. belge, icazetname, mektup, name, not, pusula, resmi kağıt
tezkereci i. katip, sekreter, yazman
tezkiye etmek f. önermek
tezlenmek f. ivedilik göstermek, sıkışmak, telaş etmek, telaşlanmak
tezleşmek f. çabuklaşmak
tezlik i. acele, çabukluk, istical, ivecenlik, müstaceliyet, sabırsızlık, telaş
tezvir i. kınama, rüşvet
tezvirci i. ihbarcı, muhbir, müzevir
tıkaç i. kapacık, kapak, kapakcık, mantar, supap, tampon, tapa, tıpa
tıkalı s. engellenmiş, kapalı, kapanmış, kapatılmış, tıkanmış
tıkamak f. kapatmak, koymak
tıkanmak f. engellenmek, kapanmak, kapatılmak, katılmak, kesilmek, pekişmek, sürmenaj olmak, şişmek, tükenmek, yorulmak dey. halsiz kalmak, helak olmak, iflahı kesilmek, soluğu kesilmek, soluk almamak, yorgun düşmek
tıkılmak f. girmek, kapatılmak, sıkışmak, sokulmak, sokuşturmak, tıkıştırmak, zorla sokulmak karş. salıverilmek
tıkınmak f. atıştırmak, çimlenmek, yemek, zıkkımlanmak
tıkırdatmak f. vurmak
tıkırtı i. gürültü, patırtı, takırtı
tıkıştırmak f. doldurmak, itmek, koymak, sığdırmak, sıkıştırmak, tıkılmak, tıkmak, yemek, zıkkımlanmak dey. gelişigüzel koymak, özensizce doldurmak, tıka basa koymak
tıkız s. dolgun, kalın, katı, pek, sıkı, susuz, şişman, tıknaz, tombalak, yağlı, yoğun, yoğunluğu çok karş. cılız
tıklatmak f. vurmak
tıkmak f. itmek, koymak, sıkıştırmak, sokmak, tıkıştırmak
tıknaz s. boysuz, semiz, şişman, tıkız, tombalak, tombul, toplu, tosun gibi karş. incecik
tıksırmak f. aksırmak, hapşırmak
tılsım i. afsun, bağı, büyü, çare, çözüm, deva, efsun, füsun, gözbağı, güç, güvence, korkuluk, manyetizma, muska, nefes, önlem, sihir, teshir, tütsü, üfürük
tılsımlı s. büyüleyici, büyülü, efsunlu, harikulade, insanüstü, olağanüstü, sihirli, tabu, tekinsiz, uğramış
tımarhane i. akıl hastanesi ? hastane
tımarhanelik i. anormal, çatlak, deli, divane, manyak, mecnun, psikopat, zırdeli, zıvanasız
tınaz i. kütle, yığıntı
tıngıltı i. gürültü
tıngırdamak f. defnedilmek
tınmamak f. aldırmamak, aşağısamak, azımsamak, bakmamak, dinlememek, hafifsemek, horlamak, küçümsemek, mühimsememek, önemsememek, savsamak, saymamak, susmak, umursamamak yeğnisemek dey. alayında olmak, aldırış etmemek, ciddiye almamak, değer vermemek, dikkate almamak, fütur etmemek, itibar etmemek, rağbet etmemek karş. tınmak
tıpa i. kapacık, kapak, kapakcık, kapı, kepenk, mantar, supap, tampon, tapa, tıkaç
tıpatıp s. eksiksiz, hepten, tam, tamamen, tastamam, tıpkı, uygun, upuygun
tıpırtı i. gürültü
tıpkı i. aynen, aynı, bir, denk, eş, eşbiçim, eşdeğer, eşit, farksız, hakeza, harfiyen, identik, keza, kezalık, koşut, misil, mütevazi, nazir, ondan, örnek, öyle, özdeş, şundan, şöyle, tamamen, tamamıya, tıpatıp
tıpkı basım i. misal, kitap, kopya
tıpkısı i. örnek
tır i. kamyon
tırabzan i. güvence, parmaklık
tıraş i. yalan
tıraş etmek f. kazımak, perdahlamak, raspalamak, rendelemek, sıyırmak, temizlemek, tıraşlamak, yonmak, yontmak, zımparalamak
tıraşçı i. konuşkan
tıraşlamak f. atmak, düzeltmek, kazımak, kısaltmak, seyreltmek, tıraş etmek, yontmak dey. atıp tutmak, bom atmak, dikine traş etmek, kıtır atmak, küllüm yutturmak, madik atmak, mangalda kül bırakmamak, martaval atmak, masal okumak, maval okumak, numara yapmak, pestil atmak, piyaz doğramak, sinek kaydı trış etmek, viraj almak
tırıl i. çıplak, nü, üryan
tırlamak f. defnedilmek
tırmalama i. tahriş
tırmalamak f. azdırmak,pençelemek, tırmıklamak, tırnaklamak, tırnaklayarak çizmek, yaralamak
tırmalanma i. tahriş
tırmanış i. meyil, yokuş
tırmanmak f. çıkmak, yükselmek karş. inmek
tırmık i. kazma
tırmıklamak f. tırmalamak
tırnak işareti i. parantez
tırnakçı i. dalavereci
tırnaklamak f. tırmalamak
tırpan i. orak
tırpanlamak f. öldürmek
tırtık i. iz, kazıntı
tırtıkçı i. zarfçı
tırtıl i. dantel
tıynet i. ahlak, benlik, bünye, cibilliyet, damar, haslet, hilkat, hulk, huy, ıra, karakter, kişilik, maya, meşrep, mizaç, nefis, seciye, şahsiyet, tabı, tabiat, yaradılış
tıynetli s. karakterli, kişilikli, şerif
tıynetsiz s. ahlaksız, alçak, bayağı, cibilliyetsiz, faziletsiz, hayasız, haysiyetsiz, hor, karaktersiz, kepaze, kişiliksiz, namert, namussuz, onursuz, pespaye, rezil, seciyesiz, sefih, soysuz, şahsiyetsiz, tapon dey. mayası bozuk, sütü bozuk karş. cibilliye
tıynetsizlik i. sefillik
ticaret i. alışveriş
ticaret yapmak takas etmek
ticaretgah i. çarşı
ticarethane i. büro, çarşı, dükkan, firma, işyeri, mağaza, tecimevi, ticaret işlerinin yönetildiği yer
tiftiklenmek f. erimek, eskimek, hırpalanmak, saçaklanmak, yıpranmak dey. lime lime olmak, tiftik tiftik olmak
tiftiklenmiş s. eskimiş, paramparça, partal
tiftikleşmek f. yıpranmak
tiksinç s. bulandırıcı, cenabet, çirkin, iğrenç, mekruh, pis, tiksindirici
tiksindirici s. bulandırıcı, cenabet, çirkin, galiz, iğrenç, iğrendirici, kerih, mekruh, menfur, mide bulandırıcı, pis, tiksinç dey. mide bulandırıcı
tiksiniş i. iğrenme
tiksinme i. alerji, garaz, husumet, huylanma, iğrenme, ikrah, istikrah, nefret, tiksinti
tiksinmek f. hoşlanmamak, iğrenmek, ikrah etmek, irkilmek, sevmemek dey. başı hoş olmamak, buz gibi soğumak, gönlü bulanmak, içi almamak/bulanmak/kabarmak/ kabul etmemek, iğrenç bulmak, ikrah etmek, ikrahlık getirmek, istikrah etmek, midesi almamak/götürmemek/ kabul etmemek/kaldırmamak/bozulmak/bulanmak/kalkmak, nefret etmek, safrası ayağa kalkmak, tiksinti duymak, yüreği kabarmak
tiksinti i. alerji, garaz, hınç, husumet, huylanma, iğrenme, kin, tiksinme
tilki i. açıkgöz, cin, cingöz, kurnaz, şeytan
tim i. ekip, grup, kadro, kol, küme, mürettebat, müstahdem, parti, posta, takım, tayfa, tertip, trup
timsal i. alamet, belirti, çentik, imza, işaret, iz, marka, nişan, örnek, remiz, sembol, simge, tuğra, tura
tinsel s. içlek, manevi, mücerret, platonik, ruhani, ruhi, ruhsal, sanal, soyut karş. somut
tip i. biçim, cins, çeşit, değişik, desen, eksantrik, enteresan, eşkal, fizyonomi, form, ırk, ilginç, kategori, model, motif, nevi, nitelik, örnek, sınıf, sima, sistem, şekil, tür
tipi i. fırtına, kar, rahmet, yağmur
tipilemek f. yağmak
tipografi f. basım
tipik s. karakteristik, özgün
tiran i. acımasız, acımaz, amansız, canavar, derebeyi, despot, diktatör, düşkün, gaddar, gâvur, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, kalpsiz, kasap, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, sadist, şefkatsiz, taşyürekli, vicdansız, zalim, zorba karş. sevecen
tirendaz s. kodaman, oturaklı, yetenekli
tirfillenmek f. örselenmek
tirit gibi s. çökkün, geçkin, güçsüz, ihtiyar, kocamış, yaşlı karş. enerjik
tiritleşmek f. ihtiyarlamak
tiryaki s. alışık, alışkın, alışmış, düşkün, eğilimli, esir, heveskar, ilgili, meraklı, müptela, tutkun, tutulmuş dey. dudak tiryakisi karş. başı hoş değil
tiryakilik i. alışkanlık, arzu, dadanma, düşkün, huy, iptila, itiyat
tişört i. gömlek, mintan
titiz s. aksi, asabi, ciddi, dakik, darılgan, derli toplu, dikkatli, düzenli, geçimsiz, hasta, hassas, hırçın, hoşgörüsüz, huysuz, intizamlı, kırıcı, meraklı, mızıkçı, mızmız, muntazam, müşkülpesent, özenli, sert, sıkı, sinirli, toleranssız dey. çıt kırıldım, çöp atlamaz, güç beğenir, zor beğenir karş. dağınık, derbeder, kalender, yumuşak huylu ? özenmek
titizce z. adamakıllı, güzelce
titizlenmek f. asabileşmek, dikkat etmek, dikkat göstermek, dikkatli davranmak, dikkatini vermek, dikkatli davranmak, huysuzlanmak, ihtimam göstermek, itina etmek, öfkelenmek, önemsemek, özenmek, sinirlenmek dey. adımını denk almak/atmak, bir pire için yorgan yakmak, dikkat etmek/göstermek, dikkatini vermek, dikkatli davranmak, hassasiyet göstermek, ihtimam etmek/göstermek, ihtiyatlı davranmak, ince eğirip/eleyip sık dokumak, itina göstermek, kılı kırk yarmak, müskülpesentlik etmek, özen göstermek, özenip bezenmek, özenli davranmak, üzerinde durmak, üzümün çöpü armudun sapı var demek
titizlik i. dakiklik, dikkat, düzenlilik, ihtimam, intizam, intizamlılık, itina, özen, özenlilik, özenme; müşkülpesentlik
titizlik etmek/göstermek f. dikkatli davranmak, özenmek
titizlikle z. adamakıllı, güzelce, ihtimamla, itinayla, özenle, karş. önemsemeden
titreme i. kıpırtı, nöbet, sarsılma, titreşim, zangırtı
titremek f. çırpınmak, dalgalanmak, dingildemek, donmak, duraklamak, ırgalanmak, irkilmek, kıkırdamak, kıpırdanmak, kıvranmak, oynamak, sallanmak, sarsılmak, seğirmek, silkelemek, silkinmek, titreşmek, ürpermek, zangırdamak, zıngırdamak dey. buz kesilmek, çeneleri birbirine vurmak, çenesi atmak, dişleri takırdamak, ıspazmoz tutmak, içi üşümek, kıpır kıpır etmek, pır pır etmek, sıtma tutmak, şafi köpeği gibi titremek, tir tir titremek ? irkilmek, kımıldamak, korkmak, titreşim, üşümek
titreşim i. çarpıntı, çırpınış, çırpınma, çırpıntı, dalga, dalgalanma, kıpırdanma, kıpırtı, nöbet, sarsılma, sarsıntı, ses, sıtma, silkinme, silkinti, titreme, ürperiş, ürperme, ürperti, vibrasyon, zangırdama, zangırtı, zıngırtı ? deprem, titremek
titreşmek f. çırpınmak, dalgalanmak, ırgalanmak, kıpırdanmak, kıvranmak, titremek, zıngıldamak
titretmek f. korkutmak, sarsmak, sindirmek, ürkütmek, yıldırmak karş. teksin etmek
titreyiş i. sarsılma
tiyatro i. dram, eğlence, fars, fasıl, gösteri, güldürü, komedi, melodram, müsamere, müzikal, opera, operet, ortaoyunu, oyun, piyes, revü, skeç, temaşa, temsil, trajedi, tuluat
tiz s. ince ses, keskin ses, yüksek perdeden ses
tohum i. bel, çekirdek, döl, kuşak, meni, nesil, sperma, soy, soy sop, sülale dey. bel suyu, er suyu, kafa yağı
tok s. boğazsız, doygun, isteksiz, iştahsız, kanaatkâr, kanık dey. gönlü gani/tok, gözü tok
tok gözlü i. boğazsız, doygun, eliaçık, kanaatkar, kanık, yetingen karş. aç gözlü
tokat i. dalavere, darbe, dayak, düzenbazlık, köstek, kötek, sille, şamar, şaplak dey. beş kardeş/kardeşler, beş pençe yeri
tokat atmak f. dövmek dey. sille atmak/vurmak, suratına çarpmak, şaplak aşk etmek/atmak/şaplatmak/patlatmak/vurmak/yapıştırmak, şamar aşk etmek/atmak/patlatmak/vurmak/yapıştırmak, tokat aşk etmek/ çalmak/çarpmak/indirmek/kütletmek/patlatmak/sallamak/savurmak/ yapıştırmak/yerleştirmek/zarp etmek
tokat savurmak/yapıştırmak çarpmak
tokatçı i. cambaz, dalavereci, dolandırıcı, zarfçı
tokatlamak f. çarpmak, dolandırmak, dövmek, hırpalamak, pataklamak, sopa atmak, tepelemek
toklu i. koyun
tokluk i. doygunluk
tokmak f. balyoz, çekiç, döveç, havaneli, tokaç
tokmakçı i. jigolo, oynaş
toksik i., s. toksin, zehir, zehirli, zıkkım
toksik madde i. haşhaş
toksin i. ağı, toksik, madde, ot, zakkum, zıkkım
toksit i. zehir
tokurtu i. gürültü, patırtı, takırtı, uğultu
tokuşmak f. çarpmak, kütlemek, toslamak
tokyo i. ayakkabı, nalın, terlik
tolerans i. hazımlılık, hoşgörü, ılımlılık, müsamaha, özür payı karş. hoş görüsüzlük
tolerans göstermek f. affetmek, anlayış göstermek, anlayışlı davranmak, bağışlamak, yargılamak karş. katı davranmak
toleranslı s. anlayışlı, bağışlayıcı, dengeli, geniş, hazımlı, hoşgörülü, ılımlı, insaflı, insan, itidalli, merhametli, mutedil, muvazeneli, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, müsmahalı, ölçülü, tavizci, uyuşkan, yumuşak
toleranssız s. anlayışsız, hoş görüsüz, insafsız, itidalsiz,katı, müsamahasız, sert, titiz karş. toleranslı
tolga i. başlık, miğfer
tomar i. çıkın, demet, deste, huzme, paket, top
tombala i. lotarya, piyango
tombalak s. besili, dolgun, etli, göbekli, gürbüz, kilolu, semirgin, semiz, şişko, şişman, tıkız, tıknaz, tombul dey. top gibi, toplu tosun gibi, yarım dünya karş. sıska
tombul s. dolgun, etli, göbekli, kilolu, semiz, şişko, şişman, tavlı, tıknaz, tombalak, toplu, toraman, tulum gibi dey. eti budu yerinde/etli butlu, kar topu/gibi, teleme peyniri gibi, top gibi, topuz gibi, tosun gibi, tulum gibi, yumuk yumuk karş. zayıf
tombullaşmak f. şişmanlamak
tomruk i. cezaevi, tutuk evi
tonla z. birçok, bol, çok, dolu, fazla, gür, haylı, hesapsız, ibadullah, kalabalık, kabarık, kesretli, külliyetli, mebzul, müteaddit, sayısız, sürüyle, yığınla, ziyade, ziyadesiyle karş. azrak
tonton s. babacan, güleç, güzel, hoş, mültefit, sempatik, sevimli, sıcakkanlı, şeker, şirin, tatlı, uyuşkan dey. cana yakın, kanı sıcak, yüzü sıcak karş. nemrut
top i. bağ, çember, çıkın, demet, denk, elips, kurs, küre, paket, silindir, teker, tekerlek, tomar, topak, toparlak, tortop, yumak, yuvar, yuvarlak dey. bütün bütün, hep birden, toplu olarak, topun ağzında olmak
top gibi s. toparlak
top yekûn s. eksiksiz, noksansız
topa tutma i. bombardıman
topaç i. küfe, zembil
topak i. bardak, forma, kadeh, kitle, külçe, küme, kütle, parça, silindir, top, yığın, yuvarlak
topal s. malul, sakat dey. ayağı dolaşmak/sürçmek/takılmak
topallama i. aksama
topallamak f. aksamak, bozulmak, ezilmek, salınmak, sallanmak, sarsılmak, sekmek, sendelenmek, sürçmek, teklemek, tökezlemek, yalpalamak karş. aksamamak
toparlacık s. toparlak
toparlak s. daire, halka, küre, küresel, silindir, top, top gibi, toparlacık, tostoparak, yuvar, yuvarlak dey. aşağı yukarı, hemen hemen, üç aşağı beş yukarı, yaklaşık olarak, yuvarlak hesap
toparlak hesap i. neredeyse
toparlama i. düzenleme
toparlamak f. derlemek, düzeltmek, düzenlemek, istiflemek, stok etmek, tertiplemek, yerleştirmek dey. bir araya getirmek, çekidüzen vermek, düzene koymak, düzene sokmak, hale yola koymak, intizama sokmak, nizama koymak/sokmak, sarıp sarmalamak, sıraya koymak, tertibe sokmak, yoluna sokmak
toparlanmak f. açılmak, atlatmak, canlanmak, dinçleşmek, düzelmek, ferahlamak, güçlenmek, hazırlanmak, iyileşmek, onmak, rahatlamak,sağalmak, tertiplemek dey. can baş gelmek, eli genişlemek, eteğini devşirmek, gözü açılmak, hastalığı geçirmek/geçmek/hafiflemek, hazır duruma gelmek, iflah olmak, kendini bulmak, keyfi yerine gelmek, pılısını pırtısını almak, rahatsızlığı geçmek, refaha kavuşmak, sağlığa kavuşmak, salaha kavuşmak, salah bulmak, şifa bulmak, tedavi olmak, vaziyetini düzeltmek karş. ağırlaşmak, eli daralmak
topla dövme i. bombardıman
toplam i. mecmu, total, tutar, yekun ? nicelik, sonuç
toplam tutar i. total
toplama i. teksif
toplama kampı i. cezaevi
toplamak f. almak, derlemek, devşirmek, düzeltmek, düzenlemek, istiflemek, kaldırmak, sağalmak, stok etmek, şişmanlamak, toplanmak, yoğunlaştırmak, zammetmek dey. artırıp biriktirmek, bağ bozumu, bir araya getirmek, bir yere getirmek, dertop etmek, bulup buluşturmak, derleyip toplamak, devşirip kaldırmak, düzene sokmak, göğüs kavuşturmak, kilo almak
toplanma i. birikim, birleşim, celse, duruşma, içtima, miting, oturum, toplantı, yığılışma
toplanmak f. birleşmek, buluşmak, iyileşmek, şişmanlamak, tertiplemek, toplamak, yapışmak, yığılmak, yığışmak dey. adama dönmek/benzemek, bir araya gelmek, bir olmak, birlik olmak, çevresini düzenlemek, kendine çekidüzen vermek, kilo almak, tası tarağı toplamak, ufağını tefeğini toplamak, yek vücut olmak
toplanmış s. derişik, toplu
toplantı i. birleşim, brifing, celse, davet, duruşma, içtima, konferans, kongre, konsültasyon, konvansiyon, miting, oturum, panel, sempozyum, toplanma dey. açık oturum, açılış töreni, adi toplantı, karga derneği, yuvarlak masa toplantısı ? eğlence, grup, kurul
toplar damar damar
toplayan s. kapsayan, koleksiyoncu
toplayıcı s. koleksiyoncu
toplu s. ahenkli, biçimli, bir arada, bütün, derli toplu, düzenlenmiş, düzenli, düzgün, insicamlı, intizamlı, muntazam, nizamlı, rabıtalı, şişman, tamam, tavlı, tertipli, tıknaz, tombul, toplanmış, topluca, umum dey. cümbür cemaat, eti budu yerinde/etli butlu, hep bir arada, topunu içine alan, tümünü kapsayan karş. düzensiz
toplu sözleşme i. anlaşma
topluca z. beraber, bütün, müştereken, toplu, topyekün
topluluk i. ahali, amme, camia, cemaat, cemiyet, dernek, ehil, ekip, gövde, grup, halk, hizip, insanlık, kabile, kadro, kamu, kavim, klan, küme, millet, mürettebat, müstahdem, parti, sosyete, takım, toplum, zümre
toplum i. ahali, amme, avam, budun, camia, cemaat, cemiyet, cumhur, ehil, el, halk, insaniyet, insanlık, kamu, kavim, koloni, mahşer, millet, sosyete, topluluk, ümmet dey. etnik grup, insanlık alemi, yetmiş iki millet ? boy, grup, kurul
toplum polisi i. devriye
topluma ilişkin i. toplumsal
toplumcu s. girgin
toplumlararası s. milletlerarası, uluslararası
toplumla ilgili toplumsal
toplumsal s. içtimai, sosyal
toprak i. arazi, diyar, kara, kıta, memleket, tarla, ülke, vatan, yurt
toprak yol yol
toprakbastı i. vergi
toptan s. bütün, bütünüyle, hepsi, hepten, heyetiyle, kamilen, komple, külliyen, tam, tamamen, tamamı, tamamıyla, tekmilen, topu, topyekün, tümden, tümü, tümüyle dey. baştan aşağı/başa/sona, bir defada, bir kalemde, bir seferde, boydan boya, bütün bütün, dipten doruğa, hep birden, hepsi birden, topu birden, top yekün, tümü birden
toptancı s. aracı
topu i. tam, toptan
topuz i. balyoz, çekiç, perçem
topyekün z. bütün, bütünüyle, eksiksiz, hepten, heyetiyle, müştereken, toptan, topluca, tümden, tümüyle
tor s. acemi, cahil, colpa, çırak, kıdemsiz, olmamış, toy
toraman s. besili, gürbüz, iri, irikıyım, iriyarı, tombul, tosun gibi dey. genç irisi, iri yapılı, tosun gibi
torba i. ambalaj, bohça, çuval, dağar, dağarcık, file, geri, harar, heybe, hurç, kese, kesekağıdı, külah, telis, tuluk, tulum, zembil ? çanta, çıkın, sepet
torlak s. acemi, başlayıcı, cahil, colpa, çırak, deneyimsiz, kıdemsiz, olmamış, tecrübesiz, toy, yeni karş. usta
tornado i. fırtına, talaz, tayfun
torpil i. arka, arkalayan, destekleyici, esirgeyici, fişek, füze, hami, iltimasçı, kayırıcı, mayın, mermi, roket, saçma, şarapnel, veli, velinimet, yardımcı
torpillemek f. bombalamak
tortop i. daire, küresel, silindir, top
tortu i. çökelek, çökelti, posa
tortulu s. kıvamlı, konsantre, koyu, pıhtılaşmış
tos i. tepme, vuruş
toslamak f. bindirmek, çarpışmak, çarpmak, kütlemek, tokuşmak, vurmak
toslaşmak f. karşılaşmak
tost i. çörek, sandviç
tostoparlak s. küresel, toparlak, tulum gibi, yusyuvarlak
tosun i. sığır
tosun gibi s. güçlü, gürbüz, sağlıklı, şişman, tıknaz, toraman karş. cılız
tosuncuk i. çocuk
tosunum ü. cancağızım, canım, hayatım
total i. bütünsel, toplam tutar, yekun
totaliter s. bütüncül, derebeyi, despot, diktatör, otokrat, otoriter
totem i. fetiş
toy s. acemi, başlayıcı, bilgisiz, cahil, çırak, çocuk, görgüsüz, kıdemsiz, stajyer, tecrübesiz, tor, torlak, yeni
toy i. çaylak, davet, delikanlı, genç, ham, kuş, olmamış, öğün, resepsiyon, şölen, yemekli eğlence, ziyafet
toyluk i. cahillik, cehalet
toz i. çerçöp, çöp, döküntü, esrar, kir, kül, süprüntü, tozan, zerre
toz etmek f. benzetmek, ezmek, göstermek, haklamak, mahvetmek, zulmetmek karş. kalkındırmak
toz ol! ü. defol
toz olmak f. defolmak, gitmek, kaçmak, sıvışmak, tüymek, uzaklaşmak
toz pembe pembe
toz toprak süprüntü
tozamak f. kaçmak
tozan i. toz
tozarma i. firar
tozarmak f. savuşmak
tozlu s. berbat, bulaşık, çamurlu, kirli, mezbele, murdar, pis dey. kir pas içinde, toz içinde, toz toprak içinde karş. tertemiz
tozutmak f. bozmak, çatlatmak, çıldırmak, delirmek, fıttırmak, kaçırmak, oynatmak, sapıtmak
tozutmuş s. anormal, çatlak, çılgın, deli, divane, kaçık, manyak, mecnun, psikopat, zırdeli, zıvanasız
töhmet i. cürüm, gaf, günah, itham etme, kabahat, kusur, suç, suçlama, taksir, taksirat, vebal
töhmetlendirmek f. atfetmek, çamurlamak, çekiştirmek, gammazlamak, iftira etmek, karalamak, lakırdı etmek, lekelemek, suçlamak, yüklemek karş. aklamak
töhmetli s. günahkar, kabahatli, kusurlu, sanık, suçlu, şaibeli, zanlı
tökezleme i. aksama
tökezlemek f. aksamak, düşeyazmak, köteklemek, sarsılmak, sendelenmek, sekmek, sendelemek, sürçmek, tekerlenmek, topallamak, yalpalamak
tökezlenmek f. kösteklenmek, sürçmek, tekerlenmek dey. ayağı dolaşmak, ayağı sürçmek, ayağı takılmak, çukura düşmek, dengesi bozulmak, dengesini bulamamak, dengesini kaybetmek, yalpa vurmak
töre i. adap, âdet, ahlak, alışkanlık, anane, edep, erdem, fazilet, gelenek, görenek, görgü, namus, onur, örf, protokol, teamül
tören i. alay, bayram, gösteri, merasim, resepsiyon, seremoni dey. açılış töreni, geçit resmi, kabul resmi, resmi geçit/kabul ? gösteri
töresel s. geleneksel
törpü i. eğe, raspa, rende, sistire, süngertaşı dey. bileği çarkı/taşı, dişli rende, emeçli rende, raspa taşı, sistire makinesi, zımpara kağıdı
törpülemek f. bilemek, çıkarmak, eğelemek, kazımak, kürelemek, küremek, perdahlamak, raspalamak, rendelemek, sıyırmak, sistirelemek, yonmak, yontmak, zımparalamak dey. perdah çekmek/geçmek, raspa etmek, rende geçmek, sistire yapmak
tövbe etmek f. akıllanmak, düzelmek, tövbelenmek, uslanmak dey. adam olmak, ağzı yanmak, aklı başına gelmek, aklını başına almak, aklını başına devşirmek, aklını başına toplamak, başını (taştan) taşa vurmak, burnundan fitil fitil gelmek, doğru durmak, doğru oturmak, günahlarından soyunmak, ıslah olmak, imana gelmek, mum (gibi) olmak, nadim olmak, nedamet getirmek, pişmanlık duymak, pişman olmak, rahat durmak, tek durmak, tövbekar olmak, tövbe vermek, uslu durmak, vicdan azabı çekmek/duymak, vicdanı sızlamak, yola gelmek, yola yatmak, yüze inmek
töz i. asıl, cevher, çekirdek, çıkış, esas, hulasa, kaynak, kök, köken, mahreç, maya, menşe, nüve, öz, ruh, soy, temel
trajedi i. badire, bela, cehennem, ceza, dram, facia, fecaat, felaket, melodram, musibet, nikbet, oyun, panik, piyes, tehlike, tiyatro, tragedya, uçurum, varta, yıkım
trajik i. acı, acıklı, dokunaklı, dramatik, elim, feci, hazin, hüzünlü, koygun, üzücü, üzüntülü dey. içe işleyen, içler acısı, ömür törpüsü, yürekler acısı, yürek paralayıcı
trampa i. alışveriş, değiş, takas
trampa etmek takas etmek
transfer i. devretme, götürme, sunma, taşıma, taşınma dey. hibe etmek
transport i. nakliyat, taşımacılık
travma i. bunalım, incinme, stres, yaralanma, zedelenme
tren i. ekspres, furgon, katar, kordon, kuşetli, kuyruk, lokomotif, marşandiz, metro, mototren, otoray, posta, şimendifer, tramvay, yataklı
trençkot i. manto, üstlük
tribün i. kürsü, platform, podyum
tröst i. holding, işletme, kartel, kuruluş, müessese, tekel, tekelci, tesis, teşekkül
trup i. ekip, grup, heyet, kadro, küme, parti, takım, tim
tufacı s. cambaz, dalavereci
tufalamak f. dolandırmak
tufan i. fırtına, sağanak, yağmur
tufeyli i. asalak, bedavacı, lüpçü, parazit
tuğra i. alamet, amblem, damga, imza, işaret, marka, mühür, nişan, remiz, sembol, simge, timsal, tura
tuhaf s. acayip, alışılmadık, alışılmamış, antika, ayrı, bambaşka, başka, benzersiz, cins, değişik, eksantrik, eşsiz, farklı, fevkalade, garip, görülmedik, gülünç, ibret, ilginç, komedyacı, komik, müstesna, olağandışı, seçik, sürpriz, şaşırtıcı, şey hayret!, utanmaz kepaze, yabansı dey. acaibine gitmek, acaip bulmak, acemilik çekmek, ayak uydurmamak, denizden çıkmış balığa dönmek, garibine gitmek, garip bulmak, tuhafına gitmek, yabancılık çekmek
tuhaf bulmak f. alışamamak, garipsemek, ısınamamak, şaşalamak, şaşırmak, uyamamak, yabansımak, yadırgamak
tuhaf olmak f. garipleşmek, garipsemek, şaşakalmak, şaşırmak dey. bir garip olmak, bir hoş olmak, donup kalmak, feleğini şaşırmak, hayrete düşmek, hayret etmek, hayrette kalmak, kafası karışmak, şaşkına dönmek, yıldırımla vurulmuşa dönmek
tuhaflık i. başkalık, garabet
tuluat i. doğaçlama, gösteri, ortaoyunu, oyun, piyes, temaşa, tiyatro
tuluk i. testi, torba, tulum
tulum i. elbise, gayda, kayık, matara, önlük, pantolon, testi, torba, tuluk, tüp dey. davul gibi, her yanı şiş
tulum gibi s. şişman, tombul, tostoparlak
tulumbacı i. belalı, bıçkın, çapkın, dayı, efe, fedai, haraççı, hovarda, kabadayı, külhan, külhanbeyi, serkeş
tumturak i. debdebe, gösteriş, ihtişam, şaşaa, şatafat, tantana
tumturaklı s. ağdalı, belirsiz, debdebeli, dolambaçlı, görkemli, gösterişli, ihtişamlı, şaşaalı, şatafatlı, tantanalı
tumturaklı (söz) akıcı, anıtsal, belirsiz, çarpıcı, frapan, haşmetli, lüks, süslü, şatafatlı, tantanalı
tun i. gizli yer, köşe bucak, kuytu yer
tundra i. bozkır, kıraç, kuru, step
tur i. dolaşma, gezi, gezinme, gezinti, piyasa, sefer, seyir, seyran, turizm, yolculuk
tur atmak f. devretmek, dolaşmak, gezinmek, gezmek, harmanlamak, yortmak
tura i. alamet, amblem, arma, damga, imza, işaret, marka, mühür, nişan, remiz, sembol, simge, timsal, tuğra
tura çıkmak f. piyasa etmek
turfa s. değersiz, değimsiz, eski, fos, hakir, hor, ıskarta, kaçak, kanun dışı, kanunsuz, kıymetsiz, kof, naçiz, paçavra, pestenkerani, seviyesiz, tapon, yasaklanmış, zelil
turfanda s. çağdaş, modern, yeni
turist i. gezgin, gezmen, konuk, misafir, seyyah, yolcu, ziyaretçi
turizm i. gezi, seyahat, tur
turlamak f. sürtmek
turne i. gezi, seyahat
turnuva i. karşılaşma, kupa, maç, müsabaka, yarışma
turp gibi s. bakımlı, dinç, esen, iyi, sağlıklı, salim, sıhhatli
tuş etmek f. mağlup etmek, mahvetmek, yenmek, mağlup olmak
tuş olmak f. yenilmek
tuşa getirmek f. mağlup etmek
tutak i. dipçik, el, kabza, kol, kulp, rehin, rehine, sap, tutamak, tutsak
tutalım ki bğ. faraza
tutam s. az, azıcık, bir az, birazcık, çok az, parti
tutamaç i. kabza, mandal, sap, tutak, tutamak
tutamak i. dayanacak şey, dayanak, delil, dipçik, el, güvence, güvenecek şey, kabza, kol, kulp, kundak, mandal, sap, tezahür, tutamakç
tutan i. sempatizan, tarafgir
tutanak i. kanıt, mazbata, rapor, zabıt, zabıtname ? belge
tutar i. fiyat, rayiç, toplam
tutarlı s. ahenkli, düzenli, insicamlı, kaideli, kurallı, nizamlı, orta, rabıtalı, saat gibi, sıralı, uyumlu, yolunda dey. durmuş oturmuş, eli ağzına uyan, sözünü bilen
tutarlık i. ahenk, bağdaşım, çekidüzen, insicam, manzume, mutabakat, nizam, uyum
tutarlılık i. bağdaşım, insicam, rabıta
tutarsız s. ahenksiz, altüst, dağınık, düzensiz, elverişsiz, gereksiz, insicamsız, isabetsiz, muhtelif, münasebetsiz, rabıtasız, savruk, sırasız, sistemsiz, şapşal, tertipsiz, uygunsuz, uyumsuz, yakışıksız, yersiz dey. saati saatine uymamak, birbirini tutmaz, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı, deli bozuk, deli saçması, delidir ne yapsa yeridir, gevşek adam, gönlünün dümeni bozuk, ipi sapı yok, mezhebi meşrebine uymaz, yamalı bohça
tutarsızlık i. aykırılık, bağdaşmazlık, çelişki, karşıtlık, tezat, tutmazlık, zıddiyet, zıtlık
tutku i. açgözlülük, arzu, dadanma, düşkünlük, fanatiklik, feveran, hırs, ihtiras, iptila, köpürme, kudurma, mani, sabit fikir, saplantı, şehvet, tamah ? alışkanlık, dilek, sevgi
tutkulu s. ihtiraslı, şehvetli
tutkun s. aşık, baygın, bayılan, bitik, büyüklenmiş, dadanmış, esir, hayran, heveskar, mecnun, meftun, meraklı, müptela, perestişkar, sevdalı, tiryaki, vurgun, yangın
tutkunluk i. aşk, düşkünlük, karasevda, meftunluk, meyil, sevda, sevgi, sevi, vurgunluk
tutma i. dokunma, gözaltı, kabız, rağbet, zapt
tutmak f. ağrımak, alıkoymak, avlamak, ayırmak, basmak, bastırmak, başlamak, bayılmak, beğenmek, benimsemek, bürümek, davranmak, değmek, desteklemek, dokunmak, edinmek, eğinmek, enselemek, erişmek, gerçekleşmek, girişmek, harekete geçmek, hayran olmak, hazzetmek, hıfzetmek, himmet etmek, hoşlanmak, ilişmek, iltimas etmek, ısınmak, istila etmek, kalkışmak, kalmak, kaplamak, kıstırmak, kolaylık göstermek, korumak, koyulmak, lehinde olmak, lezzet almak, meftun olmak, meyletmek, musallat olmak, örtmek, patlamak, peyda etmek, rağbet etmek, sağlamak, sancımak, savunmak, sempati duymak, sevmek, sıvanmak, sıyırıp geçmek, soyunmak, sürmek, sürtünmek, takdir etmek, tasvip etmek, tesir etmek, tesirli olmak, teşebbüse geçmek, uğraşmak, ulaşmak, uymak, vakit almak, varmak, vasıl olmak, vermek, yakalamak, yaklaşmak, yanaşmak, yandaşı olmak, yapışmak, yapmak, yaramak, yardım etmek, yerine gelmek, zahir olmak, zaman almak, zaptetmek, zindana atmak dey. arka çıkmak, (birinden) yana çıkmak, (beddua) etkisini göstermek, bir tarafından yapışmak, (birinden yana) çal yaka etmek, elden koymamak, elinden düşürmemek, etkisini göstermek, fena yakalamak, içine girmek, lehine olmak, sempati duymak, taraftarı olmak, tasvip etmek, tesir etmek, tesirli olmak, vakit almak, vasıl olmak, yandaşı olmak, yerine gelmek, yüz tutmak zaman almak
tutmamak f. sevmemek
tutmayan s. rağbetsiz
tutmaz s. çatışık
tutmazlık i. aykırılık, bağdaşmazlık, çelişki, çelişme, istikrarsızlık, karşıtlık, tezat, tutarsızlık, uyarsızlık, uygunsuzluk, uymazlık, zıddiyet, zıtlık karş. tutarlılık
tutsak s. azatsız, bende, cariye, esir, forsa, halayık, köle, kölemen, kul, memluk, odalık, parya, rehine, tutak, tutuklu
tutsaklık i. esaret, kölelik, kulluk
tutturmak f. asmak, atılmak, bağlamak, başlamak, değdirmek, birleştirmek, çakmak, çivilemek, davranmak, dikmek, düzülmek, geçirmek, girişmek, girmek, ısrar etmek, iğnelemek, iliştirmek, kalkmak, koyulmak, mıhlamak, raptetmek, raptiyelemek, rastlatmak, takmak, tazelemek, tekrarlamak, tespit etmek, teşebbüse geçmek, üstelemek, vidalamak, yapıştırmak, yeltenmek, yinelemek, yumulmak dey. aklına koyup direnmek, başının etini yemek, diline dolamak, hedefe vardırmak, isabet ettirmek, hareket etmek, ısrar etmek, iş tutmak, paçaları sıvamak, tam üstüne basmak, tekrar etmek, tespit etmek, üstüne/üzerine düşmek, yakasını bırakmamak, yakasına yapışmak karş. boş vermek
tutu i. ipotek, rehin
tutucu s. bağnaz, faşist, gerici, ırkçı, muhafazakar, mutaassıp, softa, sofu, şeriatçı, takunyalı, tarikatçı, yobaz dey. eski kafalı, geri kafalı, kaba sofu, örümcek kafalı
tutuculuk i. değişmezlik, fanatiklik, irtica, taassup
tutuk s. alık, atıl, bezgin, bıkkın, cansız, çekingen, durgun, gayretsiz, gevşek, gönülsüz, hevessiz, hımbıl, kasılmış, kekeme, kesik, kokmuş, mahçup, mendebur, miskin, mıymıntı, pasif, pepeme, pısırık, rahat konuşamayan, sakıngan, sıkılgan, silik, süklüm püklüm, sümsük, sünepe, tembel, tutulmuş, utangaç, uyuntu, uyuşuk, uyuz dey. süklüm püklüm karş. enerjik, girişken, hoşsohbet
tutukevi i. cezaevi, hapis, hapishane, ıslahevi, ıslahhane, mahpushane, tomruk, zindan dey. it deliği, toplama kampı
tutuklama i. gözaltı, tevkif
tutuklamak f. enselemek, hapsetmek, kıstırmak, yakalamak, zindana atmak dey. deliğe tıkmak, ele geçirmek, göz altına almak, hapse atmak, içeri almak/atmak/tıkmak, kodese atmak/tıkmak, pençesine geçirmek, tevkifhaneye atmak, tutuk evine atmak, yakasına yapışmak
tutuklanmak f. avlanmak, hapsedilmek, kıstırılmak, ökselenmek, tutulmak, yakalanmak dey. cezaevine atılmak, içeri düşmek/içeriyi boylamak, içeriyi boylamak, kodesi boylamak, yakayı ele vermek karş. serbest bırakılmak
tutuklu i. esir, gözaltında, hapis, hükümlü, kalebent, mahkûm, mahpus, mevkuf, sürgün, tutsak, tutulu, yargılı arg. kışçı dey. gözaltında, kürek mahkumu karş. özgür ? köle, suçlu
tutukluk i. kekemelik, pepemelik
tutukluluk i. kölelik, kulluk
tutuksuz s. azade, azat, azatlı, bağımsız, başıboş, hür, kayıtsız, kasıtsız, müstakil, özgür, serbest
tutulan s. popüler, rağbetli, sempatik, yaygın
tutulmak f. anlaşılmak, aşık olmak, beğenilmemek, benimsenmek, büyülenmek, dadanmak, darılmak, hayran olmak, hayret etmek, kapılmak, karıncalanmak, karıştırmak, meftun olmak, meyletmek, sersemlemek, sevdalanmak, sevmek, sunulmak, şaşırmak, tanınmak, tutuklanmak, yakalanmak dey. abayı yakmak, açık vermek, aşka düşmek, aşık olmak, belli etmek/olmak, gönlü kaymak, gönlünü kaptırmak, gönül bağlamak/vermek, kendini kaptırmak, candan sevmek, cazibesine kapılmak, deşifre olmak, ele geçirilmek/geçmek, feryadı vermek, foyası meydana çıkmak, gönül kaptırmak, kendine bir yer edinmek/bir yer sağlamak, kendini ele vermek/kabul ettirmek, kerem gibi yanmak, kuyruğu kapana kısılmak/sıkışmak, maskesi düşmek, nara/narına yanmak, sevdaya düşmek/tutulmak karş. azat edilmek, kurtulmak, tutulmamak
tutulmuş s. bitik, tiryaki, tutuk
tutulu s. gözaltında, hükümlü, kalebent, mahkûm, mahpus, tutuklu
tutum i. artırım, davranış, düşünüş, eda, ezgi, fantazi, gidiş, hal, harekat, hareket, hava, idare, itikat, jest, karşılayış, mezhep, muamele, mütalaa, noktainazar, politika, rey, siyasa, stil, tarz, tavır, tutulan yol, üslup, vaziyet, yaklaşım, yol; idare, iktisat, tasarruf, ekonomi, hesaplılık, ? strateji, yöntem
tutum yapmak f. artırmak, biriktirmek, ekonomi yapmak, kısınmak
tutumlu s. cimri, ekonomik, hasis, hesabi, hesaplı, hesabi, idareli, nekes, pinti, tasarruflu, varyemez karş. tutumsuz
tutumluluk i. artırma, idare, sıkılık, tasarruf
tutumsuz s. bonkör, cömert, eliaçık, hesapsız, müsrif, savurgan karş. tutumlu
tutumsuzluk i. israf, müsriflik, savurganlık
tutumsuzluk etmek f. israf etmek dey. bol doğramak, çarçur etmek, har vurup harman savurmak, havaya savurmak, israf etmek, parayı sokağa atmak, saçıp savurmak, sebil etmek, suya salmak, telef etmek, yele vermek
tutunmak f. asılmak, dayanmak, direnmek, köklenmek, oturmak, sinmek, temellenmek, temelleşmek, yerleşmek, yurtlanmak, yuvalanmak dey. demir atmak, ikamet etmek, karar kılmak, kazık kakmak, kök salmak/tutmak, mesken tutmak, sakin olmak, temel atmak/kakmak/tutmak, yer etmek, yurt edinmek/tutmak, yuva yapmak karş. tutunamamak
tutuşmak f. alazlanmak, alevlenmek, çekişmek, didişmek, girişmek, karşılaşmak, ölçüşmek, parlamak, rekabet etmek, teşebbüse geçmek, yanmak, yarışmak dey. alev almak, aşık atmak, boy ölçüşmek, rekabet etmek, yangın çıkmak, yanmaya başlamak, yarış yapmak
tutuşturmak f. alevlendirmek, ateşlemek, coşturmak, dağlamak, fitillemek, harlatmak, kundaklamak, uyandırmak, ütmek, yakmak, yangın çıkarmak dey. ateşe göstermek/tutmak/vermek, çok heyecanlandırmak, fayrap etmek, kundak sokmak karş. sündürmek
tuvalet i. apteshane, helâ, kabine, kenef, lazımlık, memişhane, oturak, WC, yüznumara dey. ayak yolu, hacet yeri, memişhane, sıfır sıfır WC, yüznumara
tuzağa düşmek f. aldanmak, atlamak, avlanmak, basmak, inanmak, kanmak, kapılmak, yanılmak dey. açmaza gelmek, çürük tahtaya basmak, dolaba girmek, dolma yutmak, faka basmak, hata etmek, hataya düşmek, hata yapmak, kazık yemek, küllüm yutmak, kül yemek/yutmak, mandepsiye düşmek, mantara basmak, oyuna gelmek, ökseye basmak, pehpehe gelmek, tongaya basmak/düşmek, tora düşmek, yan basmak, yanılgıya düşmek, yanlış yapmak, yaş tahtaya basmak, zokayı yutmak karş. uyanık davranmak
tuzağa düşürmek f. aldatmak, avlamak, inandırmak, işletmek, kandırmak, satmak, tavlamak, yanıltmak, yutturmak dey. açmaz yapmak, ağına düşürmek, aklını çelmek, ayağını kaydırmak, ayak yapmak, çaparize getirmek, dalgaya getirmek, dolma yutturmak, dolaba koymak, entrika çevirmek, faka bastırmak, filim çevirmek, göz boyamak, gözünü bağlamak, hile yapmak, ikna etmek, kayışa atmak, kazık atmak, külahını ters giydirmek, madik atmak/oynamak, mandepsiye bastırmak/düşürmek, mantara bastırmak, numara yapmak, oyun oynamak, pabucunu ters giydirmek, suya götürüp susuz getirmek, takla attırmak, tavına getirmek, tongaya bastırmak/düşürmek, yem dökmek, zokayı yutturmak karş. uyandırmak
tuzak i. entrika, fak, kapan, ökse, olta, oyun, pusu, suikast, tonga, yem, zoka dey. kurt kuyusu, ökse çubuğu, vurgun planı ? ağ, bela, dalavere
tuzakçı i. aldatıcı, batakçı, cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, eşkiya, hırsız, hileci, hilekar, hokkabaz, kafesçi, külahçı, madrabaz, oyunbaz, politikacı, sahteci, soyguncu, şarlatan, tertipçi, uğru, yağmacı, yaldızcı, yankesici
tuzlu s. fiyatlı, masraflı, pahalı
tuzukuru s. müreffeh, paralı, varlıklı
tüccar i. bezirgan, burjuva, esnaf, işadamı, tacir
tüfek i. çifte, filinta, karabina, martin, mavzer, mitralyöz, piştov, revolver, silah, tabanca, tanksavar, uçaksavar ? fişek
tüfekçi i. koruyucu, müdafi
tükenik s. bitmiş, tükenmiş
tükenme i. bitim, erime, final, sarsılma
tükenmek f. azalmak, bitkinleşmek, bitmek, bulunmamak, erimek, güçsüzleşmek, harcanmak, istihlak olmak, kalmamak, kesilmek, kıtlaşmak, sarf olmak, sürmenaj olmak, takati kalmamak, tıkanmak, yoğalmak, yorulmak dey. artık kalmamak, bir atımlık barutu kalmak/olmak, can kalmamak, çaptan düşmek, dağlar dayanmamak, dibi görünmek, dibine inmek, elde avuçta kalmamak, en son ocak sönmek, eseri kalmamak, kıtlığına kıran girmek, kökü kurumak, köküne kıran girmek, mecali kalmamak, ocağı batmak/kör/kül olmak/sönmek, pili bitmek, sarf edilmek, sarf olunmak, sen sağ ben selamet, suyunu çekmek, vakti dolmak karş. artmak, dinçleşmek ? bitmek, mahvolmak, yitmek, ziyan olmak
tükenmeme i. devam
tükenmeyen s. tükenmez
tükenmez s. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, durur, ebedi, ezeli, hudutsuz, içecek, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, köklü, kronik, limitsiz, müebbed, mütemadi, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, ömürlü, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sönümsüz, süregelen, süreğen, sürer, tükenmeyen dey. bitmez tükenmez, sonu gelmeyen
tükenmiş s. bitik, bitkin, bitmiş, dingin, hâlsiz, harap, helak, mecalsiz, tükenik, yorgun dey. dibi kazınmış, hamur gibi, helak olmuş, hoşaf gibi, kan ter içinde, külçe gibi, nefes nefese, sen sağ ben selamet, soluk soluğa, sona ermiş, sonu gelmiş, turşu gibi, yorgun argın karş. enerji dolu
tüketen s. yoğaltıcı
tüketici s. bitiren, harcayan, harap eden, kullanan, mahveden, yararlanan, yoğaltıcı karş. üretici
tüketilenler i. sarfiyat
tüketilmek f. erimek, yoğaltmak
tüketim i. harcama, istihlak, kullanma, yoğaltım, yoğaltma karş. üretim
tüketme i. eritme, sarf
tüketmek f. bitirmek, eritmek, haklamak, harcamak, harcetmek, israf etmek, istihlak etmek, kullanmak, neticelendirmek, sarf etmek, sıyırmak, sünnetlemek, süpürmek, temizlemek, yoğaltmak, yok etmek dey. altından girip üstünden çıkmak, çarçur etmek, dibine darı ekmek, dibini bulmak, elde avuçta bir şey kalmamak, kanını/iliğini kurutmak, mangiz eritmek, ocağına incir dikmek, sarf etmek, sıfıra indirmek, silip süpürmek, ucunu bulmak, yiyip bitirmek karş. artırmak, üretmek ? içmek, israf etmek, mahvetmek, öldürmek, yemek, yitirmek, yok etmek
tül i. bez, duvak
tüm s. bilcümle, bütün, bütünüyle, cümleten, eksiksiz, hep, hepsi, hepten, her, heyetiyle, kamilen, komple, kül, noksansız, olanca, tam, tamam, tamamen, tekmil, umum ? bütün
tümbek i. kabarcık, kambur, şiş, yumru
tümce i. cümle, ibare, söz
tümden i. adamakıllı, aynen, bilcümle, bütünüyle, cümleten, eksiksiz, esasen, güzelce, hep, hepten, katıksız, noksansız, sırf, tamamen, tamamı, tamamıyla, toptan, topyekün, tümüyle dey. bütün bütün, tamamı tamamına, tamı tamına, top yekün
tümen i. fırka, grup
tümlemek f. bütünlemek, tamamlamak, tekmillemek
tümsek i. arıza, ark, çöküntü, girinti, hendek, höyük, kabarcık, kabarıklık, şişkinlik, şişlik, tepe, tepecik, yumru
tümü i. aynen, bilcümle, cümleten, eksiksiz, hep, hepsi, hepten, her, heyetiyle, noksansız, olanca, tam, tamamı, tamamıyla, toptan dey. baştan aşağı/başa/sona, boydan boya, hep birden, hepsi birden, ne varsa, tamı tamına, tamamı tamamına
tümüyle z. aynen, baştanaşağı, cümleten, hep, hepsi, hepten, heyetiyle, sırf, tamamen, tamamiyle, toptan, topyekün, tümden dey. baştan aşağı/başa/sona, boydan boya, bütün bütün, hep birden, hepsi birden, tam tamına, tümü birden
tün i. akşam, akşamüstü, akşamüzeri, gece, geç vakit, gurup vakti, ikindi, yatsı
tünaydın i. bonsuar, iyi akşamlar, iyi geceler, merhaba!, selam
tünel i. geçit, kovuk, metro
tüp i. boru, tulum
tür i. cins, çeşit, ırk, kalem, kategori, nevi, nitelik, sınıf, soy, sülale, tip, türlü, zümre
türbe i. anıtkabir, ehram, gömüt, gömütlük, kabir, kabristan, lahit, mezar, mezarlık, mozole, piramit, sin, sinlik, şehitlik, makber, yatır
türbedar i. bakıcı, bekçi, görevli, gözetici, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi
türdeş s. akraba, aynı, mütecanis, soydaş
türe i. adak, dürüstlük
türedi i. sonradan görme, zıpçıktı dey. aslı nesli belirsiz, harp zengini, ne oldum delisi, sonradan görme, yeni zengin karş. soylu
türemek f. çıkmak, doğmak, görünmek, kopmak, oluşmak, patlamak, üremek, yaratılmak, yükselmek dey. meydana çıkmak/gelmek, ortaya çıkmak/konmak, peyda olmak, şayi olmak, tebarüz etmek, tecelli etmek, yer almak, zuhur etmek karş. yok olmak
türetici i. amil, fabrikatör, imalatçı, mucit, müstahsil, prodüktör, sanayici, üretici, üretmen, yapımcı, yaratıcı, yetiştirici
türetim i. imal, imalat, inşa
türetme f. buluş, icat, imal, imalat, inşa, keşif
türetmek f. bulmak, çıkarmak, imal etmek, inşa etmek, keşfetmek, kurmak, oluşturmak, yapmak, yaratmak dey. meydana çıkarmak/getirmek, ortaya çıkarmak/koymak, var etmek
türkü i. arya, arietta, balad, bozlak, gazel, gına, hoyrat, ilahi, kantat, kanto, kayabaşı, koçaklama, koro, koşma, marş, maya, nakış, opera, operet, oratoryo, semai, serenat, şan, şanson, şansonet, şarkı, varsağı, yır, yiğitleme ? ağıt, bando, çalgı, ezgi
türkücü i. okuyucu, şarkıcı
türlü s. ayrışık, çeşit, çeşitli, değişik, muhtelif, mütenevvi, nevi, nitelik, tür dey. cins cins, çeşit çeşit, envai çeşit, envai türlü, tür tür, türlü türlü ? çeşit
türlü türlü s. değişik
tütsü i. buğu, buhar, bulut, büyü, duman, gaz, is, istim, muska, pus, sihir, sis, tılsım, yakılan kokulu madde
tüttürmek f. fosurdatmak, içmek, tellendirmek, yakmak dey. baca gibi tütmek, duman çıkarmak, esrar çekmek, fosur fosur içmek, nargileyi fokurdatmak, nefes çekmek, ot yemek pipo içmek, puro içmek, sigara içmek, uç uca eklemek ? sigara, yakmak
tütün i. sigara
tüy i. kıl, örtenek
tüydürmek f. dolandırmak
tüymek f. toz olmak dey. cızlamı/cızdamı çekmek/kırmak, ipi/kirişi kırmak, kaçıp gitmek, kuyruğu omuzlamak, savuşup gitmek, voltayı almak
tüysüz s. cascavlak, cavlak, çıplak, çocuk, delikanlı, genç
tüze i. adalet, dürüstlük, Hak






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 3 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!