Sozluk Sitesi
  O
 

oba i. aşiret, boy, çadır, göçebe, hısım, kabile, kan, kavim, kuşak, otağ, oymak, sop, sosyete, sülale
obje i. cisim, eşya, madde, nesne, özdek, şey, varlık karş. yaratık
objektif i. adeste, afaki, bağlantısız, kayırmasız, mercek, nesnel, nötr, tarafsız, yansız karş. subjektif
obruk i. ark, çöküntü, mağara
obur s. açgözlü, boğazlı, doymaz, haris, iştahlı, pisboğaz, yiyici dey. aç gözlü, boğazına düşkün/sabırsız, fil gibi, kursağına düşkün, midesine düşkün, pis boğaz karş. iştahsız ? aç gözlü
obüs i. füze, mermi
ocak i. aile, akraba, akrabalar, ateşlik, birlik, cemiyet, dernek, ev, fabrika, fırka, fırın, hısım, ızgara, imalathane, işletme, işlik, işyeri, kalorifer, kan, konut, kuşak, mağara, mangal, nesep, oda, soba, soy, sülale, tandır, yurt, yuva
od (ot) i. ateş, kor, köz
oda i. bölme, bölüm, dernek, göz, hücre, koğuş, ocak, salon
odabaşı i. odacı
odacı i. avadancı, hademe, hizmetli, kalfa, kapıcı, kavas, odabaşı, müşabir, tellak, tezgahtar, zangoç ? yazık
odak i. mihrak, yoğunlaşma noktası
odaklanma f. teksif olma, yoğunlaştırılma
odalık i. cariye, halayık, köle, kul, maşuka, metres, sevgili, tutsak
odun s. çiğ, düşüncesiz, kaba, kereste, patak, sopa, yontulmamış
odunluk i. bodrum, kömürlük, mahzen, zeminlik; anlayışsızlık, görgüsüzlük, kabalık, patavatsızlık karş. kibarlık
of! ü. ah! aman! amanın! ay! elaman! ıh! imdat! oh! öf! pöf! vay! ? yazık
ofis i. büro, daire, idare, kalem, makam, muayenehane, yazıhane
oflamak f. ıhlamak, inildemek, inlemek, mızıldanmak, sızlamak, sızlanmak, uflamak, yakınmak dey. ah çekmek, figan etmek, of çekmek, şikayette bulunmak, oflayıp puflamak, yanıp yakılmak karş. ferahlamak
oflaz s. enfes, gökçe, güzel, iyi, kusursuz, mükemmel, nefis, tam, yakışıklı karş. çirkin
oğan i. Allah, canan, Çalap, Hak, Hallâk, Huda, İlah, İlahe, Kibriya, mabud, mabude, Mevla, Rab, Tanrı, Tanrıça, yapı, Yaradan
oğlak i. keçi
oğlan i. çocuk, erkek
oğul i. çocuk, evlat, kızan, uşak, velet, zade
oğulcuk i. cenin, dölüt, düşüt, embriyon
oğuz s. hamiyetli, hayırsever, hazımlı, hüsniyetli, insan, iyiliksever, kadirbilir, kişilikli, lütufkar, özgeci, ezveren, özevirili, vicdanlı, yardımsever karş. gaddar
oh! ü. ah, of!, pöf!, uf
okazyon s. ehven, kelepir, ucuz
okka i. adet, meblağ, miktar, nicelik
okkalamak f. koltuklamak, pehpehlemek, pohpohlamak karş. aşağılamak
okkalı s. ağır, büyük, kilolu, yüklü
oklava i. çubuk
okşama i. okşantı, okşayış, sevme, sıvazlama
okşamak f. ellemek, ilişmek, sevmek, sıkmak, sıvazlamak, sıyırıp geçmek karş. dövmek, vurmak ? abanmak, değmek, düzmek, flört etmek, kendi kendini tatmin etmek, ovmak, sarkıntılık etmek
okşamalık i. mültefit, sevindirici karş. sinirlendirici
okşayıcı s. güzel, mültefit, övücü karş. öfkelendirici
okşayış i. okşama
okul i. akademi, akım, cereyan, dershane, doktrin, ekol, enstitü, fakülte, felsefe, ilkokul, kolej, konservatuvar, kuram, kurs, külliye, lise, medrese, mektep, mezhep, ortaokul, öğreti, rüştiye, sınıf, sistem, sultani, talimgah, talimhane, üniversite, yöntem ? eğitim, yuva
okullu s. öğrenci, talebe
okuma i. eğitim, inceleme, kıraat, mütalaa, revizyon
okumak f. araştırmak, araştırma yapmak, aydınlanmak, bellemek, bilgilenmek, çalışma yapmak, çalışmak, eğitilmek, incelemek, inceleme yapmak, konuşmak, mütalaa etmek, öğrenmek, tahsil etmek, tartmak, tetkik etmek dey. araştırma yapmak, bilgi edinmek, çalışma yapmak, ders almak/görmek, eğitim görmek, feyz almak, gazel okumak/söylemek, gözden geçirmek, kurs görmek, inceleme yapmak, malumat almak/edinmek, mütalaa etmek, okula gitmek, öğrenim görmek/yapmak, tahsil etmek, tahsilini yapmak, tetkik etmek
okumamış s. eğitimsiz
okumamışlık i. cehalet
okumasız s. bilgisiz, kör cahil
okumuş s. aydın, bilgili, eğitimli, tahsilli, tekinsiz dey. eğitim görmüş, görmüş geçirmiş, ilim irfan sahibi, iyi yetişmiş, mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış, öğrenim görmüş, tahsil terbiye görmüş karş. cahil
okur i. okuyan okuyucu
okuryazar s. bilgili
okuryazarlık i. bilgililik
okutma i. eğitim
okutmak f. belletmek, çalıştırmak, eğitmek, öğretmek, terbiye etmek, yetiştirmek dey. adam etmek, ders vermek, hocalık etmek, konferans vermek, mektebe başlatmak, terbiye etmek
okutman i. antrenör, eğitici, hoca, muallim, öğretmen
okuyucu i. hanende, muganniye, okur, şarkıcı, türkücü
okyanus i. ana deniz, Atlantik, Pasifik, umman karş. iç deniz
ola ki z. eğer, faraza, herhalde
olabildiğince z. alabildiğine, azami, sınırsız
olabilecek z. olacak
olabilen s. ihtimali, kabil, muhtemelen, muhtemelen, mümkün, olanaklı, olası
olabilir i. belki, caiz, herhalde, mali, mümkün, olacak, olanaklı, olasılı, olur, ümitli
olabilirlik i. fizibilite, ihtimal, olasılık
olacak s. alınyazısı, felek, fırsat, kabil, kader, kısmet, mukadderat, mümkün, olabilecek, olabilir, olası, sûr, şans, takdiri ilahi, talih, uğur, uygun, yazgı, yerinde karş. olmayacak
olagelen s. aktüalite, güncellik, olağan
olagelmek f. devam etmek, süregelmek, sürmek karş. bitmek
olağan s. âdet, adi, alelade, anane, basbayağı, basit, basmakalıp, bayağı, bermutat, beylik, bilinen, bulunmak, doğaca, doğal, döküntü, gelişigüzel, harcıalem, kişiliksiz, klişe, mutat, normal, olagelen, özelliksiz, özgünlüksüz, renksiz, rutin, sıradan, şahsiyetsiz, tabii dey. her zamanki, insan/insanlık hâli, mesele yok, ölüm var dirim var, su götürür, şüphe götürür karş. acayip, ender, ilginç, olağanüstü ? basit, gelişigüzel, orta
olağandışı s. acayip, alışılmadık, anormal, benzersiz, bilinmedik, doğaüstü, duyulmamış, eşsiz, fantazi, fevkalade, garip, gayri tabii, harikulade, ifrat, ilginç, inanılmaz, insanüstü, mucizevi, nadide, olağanüstü, olmadık, orijinal, sürpriz, şaşırtıcı, tuhaf karş. olağan
olağandışılık i. orijinallik, sapaklık
olağanlaşmak f. adileşmek, aleladeleşmek, alışılmak, bayağılaşmak, doğal olmak, harcıalem olmak, klişeleşmek, rutin olmak, sıradan olmak, tabii olmak
olağanlık i. aleladelik, amiyanelik, basmakalıplık, harcıalemlik, rutin olma, sıradanlık, tabiilik
olağanüstü s. acayip, anıtsal, anormal, aşırı, beklenmedik, benzersiz, büyülü, coşkun, çarpıcı, dizginsiz, düzgünsüz, eksantrik, emsalsiz, eşşiz, fahiş, fantastik, fevkalarde, fevkalbeşer, frapan, garip, gayri tabii, harika, harikulade, haşmetli, ilginç, inanılmaz, insanüstü, kontrolsüz, lüks, mucizevi, müfrit, olağandışı, olmadık, orijinal, ölçüsüz, sapak, sapık, sihirli, süslü, şahane, tabiatüstü, taşkın, tılsımlı dey. acayip işler tavuklar kişner, akıl almaz, aşırı taşırı, baş döndürücü, haddinden fazla karş. olağan ? acayip, ayrı, büyü, ender, ilginç, mucize, muhteşem
olağanüstülük i. orijinallik, sapaklık
olamaz i. gerçekleşemez, hâşâ, hayır, hayret!, imkansız, kabil değil, olanaksız, olmaz dey. devenin başı/nalı/pabucu, imkanı yok, mümkün değil, ne demek, yağma yok karş. olur
olanak i. aralık, elverişlilik, fırsat, imkan, piyango, şans, uygun koşul
olanaklı s. beklenir, ihtimalli, kabil, muhtemel, muhtemelen, mümkün, olabilen, olabilir, olası, olasılı, umulur, umutlu, ümit edilir, ümitli karş. olanaksız
olanaksız s. hayır, imkansız, muhal, mümkün değil, olamaz, olmaz, olanak dışı, olası değil, olmayacak karş. olası
olanca i. alabildiğine, azami, bütün, eksiksiz, hepsi, noksansız, sınırsız, tamamı, tümü, umum
olanlar i. gidişat, hadise, macera, olay, sergüzeşt, vukuat
olası i. beklenir, belki, belkili, herhalde, ihtimali, kabil, muhtemel, mümkün, olabilen, olacak, olanaklı, olur, umulur, umutlu, ümitli, varit karş. imkansız ? belki
olasılı s. beklenir, belkili, ihtimali var, kabil, muhtemel, mümkün, olabilir, olanaklı, umulur, umutlu, ümit edilir, ümitli karş. olanaksız
olasılık i. ihtimal, imkan, olabilirlik
olay i. ahval, aktüalite, fenomen, gidişat, hadise, kaza, macera, olanlar, olgu, olut, öykü, sergüzeşt, serüven, söylence, vaka, vakıa, vukuat, zuhurat
olaylar i. gidişat, vukuat
olaylı s. hadiseli, maceralı, serüvenli, vukuatlı, zuhuratlı karş. olaysız
olaysız s. hadisesiz, huzurlu, macerasız, sakin, serüvensiz, sütliman, vukuatsız, zuhuratlı karş. olaylı
oldu i. evet, hayhay, pekâlâ, peki, olur, tabii, tamam karş. olmaz
oldubitti i. çaresizlik, emrivaki, farz, geri dönülmez, kaçınılmazlık, mecburiyet, olupbitti, sorumluluk, zaruri, zorunluluk
oldubittiyle baskıyla, cebren, gönülsüzce, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, nazlanarak
oldukça z. bayağı, büyücek, çok, enikonu, epey, epeyce, hayli, pek, yeterince
oldurmak s. gerçekleştirmek, olgunlaştırmak, var etmek, yapmak, yaratmak
olgu i. gerçekleşmiş olan, fenomen, hadise, macera, olay, olmuş olan, oluş, vaka, vakıa
olgun s. ağırbaşlı, babayani, baliğ, ergen, ergin, erişkin, görgülü, kâmil, olmuş, rabıtalı, resmi, reşit, yenilebilir durumda, yetik, yetişkin, yetkin dey. ağır adam, baba adam, balık etinde, çifte kavrulmuş, durmuş oturmuş, eyyam görmüş/sürmüş, kaçın kur'ası, okumadan âlim, gezmeden seyyah karş. gelişmemiş, ham
olgunlaşmak f. ağırlaşmak, büyümek, ermek, olmak, özleşmek, serpilmek, tatlanmak, tekamül etmek, yetişmek dey. acıtmadan tüy yolmasını bilmek, adam olmak, adam tanımak, görmüş geçirmiş olmak, iç bağlamak/tutmak, kemal derecesine ulaşmak, kemale/kıvamına gelmek, yaşını başını almak, yaşlı başlı olmak
olgunlaşmamış s. görgüsüz, ilkel, olmamış
olgunlaşmış s. olmuş dey. tam pişmiş/ham fikir, feleğin sillesini yemek, sakal oynatmaz
olgunlaştırmak f. oldurmak, pişirmek
olgunluk i. erdem, erginlik, erişkinlik, gelişmişlik, kemal, olmuşluk, rüşt, yetişmişlik, yetkinlik karş. hamlık, toyluk
olimpiyat i. karşılaşma, kupa, müsabaka, yarışma
olmadık s. alışılmadık, alışılmamış, anormal, beklenmedik, düzgüsüz, fevkalade, gereksiz, görülmedik, ifrat, ilginç, inanılmaz, insanüstü, müfrit, olağandışı, olağanüstü, ölçüsüz, sapak, sırasız, taşkın, yersiz karş. olağan, yerinde
olmak f. edinmek, gelişmek, gerçekleşmek, hasıl olmak, kapsamak, olgunlaşmak, uymak, yakışmak, yaklaşmak, yetişmek, yitirmek dey. adam sırasına geçmek/girmek, baş göstermek, cereyan etmek, elinde bulunmak, gelip çatmak, hasıl olmak, husul bulmak, husule gelmek, ileri gelmek, ilgili bulunmak, kıvamını bulmak, mensubu/mensup olmak, meydana gelmek, münasip görülmek, neşet etmek, nitelik kazanmak, oldu olacak/kırıldı nacak/daha ne olacak, ortaya çıkmak, sahip olmak, uygun düşmek, üyesi bulunmak, üzerine oturmak, varlık kazanmak, vuku bulmak, vukua gelmek, vücuda gelmek, vücut bulmak, yalancısı olmak, yer almak, yerinde görülmek, yerine gelmek, zamanı gelmek, zehir olmak, zuhur etmek, zuhura gelmek karş. ham kalmak, olmuş, uymamak ? doğmak
olmamış s. acemi, cahil, çolpa, çocuk, ham, gelişmemiş, olgunlaşmamış, tor, torlak, toy, yeni karş. olgun
olmasın! ü. sakın ha
olmayacak i. gerçekleşmeyecek, imkansız, olanaksız, taşkın, tatsız, ters, uygun olmayan, uygunsuz, yersiz, zamansız karş. olası, yerinde
olmaz! ü. asla!, hâşâ, hayır!, imkansız, olamaz, olanaksız, yok!, yoo! karş. olur
olmuş s. ergin, kâmil, olgun, olgunlaşmış, oluşmuş, reşit, vaki, yetişkin dey. kıvamına gelmiş, meydana gelmiş, ortaya çıkmış, vaki olmuş, vuku bulmuş, yer almış karş. ham, olmamış
olsa olsa z. azami, pek pek
olsun olsun z. azami, pek pek
olta i. ağ, iğne, kapan, olta takımı, pusu, tuzak, yem, zoka
oluk i. ark, boru, kanal, oyuk, su yolu, yol
olumlu s. artı, güzel, müspet, pozitif, uygun, zait, yapıcı, yararlı, yolunda dey. beklendiği/istendiği gibi, onaylayan, tasdik eden karş. olumsuz
olumsuz s. aksi, aykırı, eksi, fena, negatif, kötü, menfi, yararsız, yıkıcı, zararlı karş. olumlu
olumsuzluk i. aksilik, elverişsizlik, terslik
olup biten i. aktüalite, güncellik, macera
olupbitti i. çaresizlik, farz, kaçınılmazlık, mecburiyet, oldubitti, sorumluluk, zaruri, zorunluluk
olupbittiyle z. cebren, gönülsüzce, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, nazlanarak, zoraki
olur i. akım, amenna, caiz, evet, eyvallah, hayhay, mümkün, olabilir, olası, oldu, öyle, pekâlâ, peki, tamam
oluş i. mekanizma, olgu, oluşma, teşekkül, vuku
oluşma i. başkalaşım, belirme, oluş, oluşum, teşekkül, teşkil
oluşmak f. başkalaşmak, belirmek, doğmak, görünmek, hasıl olmak, inkılap etmek, istihale etmek, peydahlanmak, teşekkül etmek, türemek, varolmak dey. cereyan etmek, dolayısıyla olmak, ileri gelmek, meydana gelmek, ortaya çıkmak, teşekkül etme, vuku bulmak, vücuda gelmek, vücut bulmak, yer almak, zembille gökten inmek karş. yok olmak
oluşturma i. inşa, teşkil, yapı
oluşturmak f. açmak, inşa etmek, kurmak, salmak, tesis etmek, teşkil etmek, türetmek, yapmak, yaratmak dey. kendi kendini yaratmak, meydana getirmek, oluşmasını sağlamak, ortaya çıkarmak/oymak, tarihi yaratmak, teşekkül ettirmek, var etmek, vücuda getirmek, vücut vermek karş. yok etmek
oluşturulma i. teşekkül
oluşum i. biçimlenme, değişim, dönüşme, istihale, oluşma, teşekkül, yaratılma, yaratılış karş. yok olma
omnibüs i. araba, otobüs
omuz i. vuruş
omuzdaş i. arkadaş, nedim
omuzdaşlık i. beraberlik
omuzlamak f. dürtmek, itelemek, itip kakmak, itmek, sırtlanmak, yüklenmek, zorlamak dey. alıp götürmek, omuz atmak/vermek/vurmak, sırtlayıp kaçırmak
onama i. beğenme, benimseme, doğrulama, muvafakat, rıza, tasvip karş. yadsımak
onamak f. başını sallamak, beğenmek, benimsemek, doğrulamak, hak vermek, ikrar etmek, imzalamak, izin vermek, lütfetmek, muvafakat etmek, münasip görmek, müsaade etmek, rıza göstermek, tasvip etmek, uygun bulmak karş. yadsımak
onamamak f. protesto etmek
onarılmak f. aktarılmak, örülmek, yamalanmak, yapılmak dey. elden geçirilmek, kalafata çekilmek, restore/tamir edilmek karş. yıpratılmak
onarım i. aktarım, aktarma, bakım, ihya, restorasyon, tamir, tamirat
onarma i. bakım, ihya, restorasyon, tamir
onarmak f. aktarmak, düzeltmek, gidermek, ihya etmek, kalafat çekmek, kalafat etmek, kalafatlamak, örmek, restore etmek, tamir etmek, yamalamak, yamamak, yapmak dey. adam etmek, bakıma almak, dam aktarmak, delik kapamak, elden geçirmek, ihya etmek, kalafata geçmek, kalafat etmek, restore etmek, sakaldan kesip bıyığa eklemek/ulamak, tamir etmek karş. yıpratmak
onat i. adil, afif, ahlâklı, biçimli, doğru, doğrucu, dürüst, düzgün, emin, erdemli, faydalı, fazıl, faziletli, güvenilir, haktanır, iffetli, insicamlı, itinalı, iyi, mert, muntazam, namuslu, nezih, oğuz, özenli, rabıtalı, seciyeli, soylu, uygun, yararlı karş. ahlâksız, biçimsiz, yararsız
onay i. beğenme, kabul etme, tasdik, uygun bulma karş. reddetme
onaylama i. tasvip, tensip, teslim
onaylamak f. başeğmek, başını sallamak, beğenmek, cevaz vermek, damgalamak, damgayı basmak, desteklemek, destur vermek, doğru bulmak, doğrulamak, gerçeklemek, hak vermek, icazet vermek, imza etmek, imzalamak, izin vermek, kabul etmek, kabullenmek, kabulü olmak, kafa sallamak, mührü basmak, münasip bulmak/görmek, müsaade etmek, lehinde olmak, mühürlemek, müsaade etmek, oldu olacak demek, onamak, parmak kaldırmak, razı olmak, rıza göstermek, söz dinlemek, tasdik etmek, tasvip etmek, tensip etmek, teyit etmek, uygun bulmak/görmek, yerinde bulmak dey. başını sallamak, cevaz vermek, damgayı basmak, destur vermek, doğru bulmak, hakkı teslim etmek, hak vermek, he demek, ikrar vermek, icazet vermek, imza etmek, izin vermek, kabulü olmak, kafa sallamak, mührünü basmak, münasip bulmak, müsaade etmek, oldu olacak demek, parmak kaldırmak, tasdik etmek, uygun bulmak karş. reddetmek, yadsımak ? kabul etmek
onaylamama i. protesto, ret
onaylamamak f. çürütmek, inkar etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, protesto etmek, razı olmamak, rıza göstermemek, yadsımak, yanaşmamak, yokumsamak
onaylanmamış s. onaysız, tasdiksiz
onaylanmış s. onaylı, tasdikli
onaylı s. onaylanmış, tasdik edilmiş karş. onaysız
onaysız s. onaylanmamış, tasdik edilmemiş karş. onaylı
onca i. birçok, kendince, o denli, o kadar, ona göre, onun düşüncesince, onun gibi
ondalık i. haraç, resim, vergi
ondan i. aynı, bir, bir cinsten, denk, eş, eşit, keza, koşut, misil, onun gibi, öyle, özdeş, tıpkı karş. aykırı
ondurmak s. bakım yapmak, bakmak, diriltmek, iyileştirmek, otalamak, otamak, tedavi etmek karş. hasta etmek
ongun s. arma, aziz, bayındır, bereketli, bitek, bol, cömert, çok verimli, doğurgan, eksiksiz, feyizli, gelişmiş, güleç, kademli, kârlı, kaygısız, kıvançlı, kusursuz, kutlu, kutsal, memnun, mesut, mukaddes, mutlu, mübarek, mükemmel, neşeli, randımanlı, refah içinde, remiz, semereli, sevinçli, şad, şen, noksansız, tasasız, uğurlu, verimli, yararlı karş. kademsiz, kısır, üzüntülü
ongunluk i. beğenme, bereket, bolluk, feyiz, hoşnutluk, kıvanç, mutluluk, neşe, saadet, sevinç, şenlik karş. yokluk
onma i. felah, iflah
onmak f. açılmak, aldatmak, canlanmak, dinçleşmek, dirilmek, düzelmek, ferahlamak, geçirmek, gönenmek, güçlenmek, iyileşmek, rahatlamak, sağalmak, sevinmek, tedavi olmak, toparlanmak karş. hastalanmak, kederlenmek, keyfi kaçmak
onmaz s. iyileşmez, onulmaz, umutsuz karş. umutlu
onulmaz s. çaresiz, onmaz
onur i. abıru, ahlak, benlik, ciddiyet, erdem, gurur, haysiyet, ırz, izzetinefis, namus, prestij, saygınlık, şeref, töre, vakar, yüzsuyu dey. izzeti nefis, kendini bilirlik, öz saygısı, yüz aklığı/suyu ? ahlak, saygı
onur kırmak f. tahkir etmek
onurlandırma i. itibar, prestij, teşrif
onurlandırmak s. gelmek, şereflendirmek dey. baş tacı etmek, başında taşımak, başının üstünde taşımak, el üstünde gezdirmek, mutlu etmek, onur kazandırmak/vermek, şeref vermek, teşrif etmek
onurlanma i. şereflenme, teşerrüf
onurlanmak f. şeref duymak, şereflenmek dey. onur duymak, şeref duymak, teşerrüf etmek karş. aşağılanmak
onurlu s. adaletli, adil, ağır, ağırbaşlı, ahlaklı, âlicenap, aziz, ciddi, doğrucu, eşref, etkili, gururlu, güvenilir, hatırlı, haysiyetli, iffetli, itibarlı, izzetinefisli, karakterli, kibirli, kişilikli, muazzez, muhterem, muteber, namuslu, resmi, saygıdeğer, sayın, seciyeli, şerefli, vakarlı, vakur dey. ağır adam, ağır başlı, gönlü büyük, kendini bilen/bilir, şayanı hürmet karş. onursuz
onurluluk i. erdem
onursal s. açıktan, bedava, bedelsiz, caba, fahri, hasbi, karşılıksız, pir aşkına, şeref, ücretsiz
onursuz s. ahlaksız, alçak, arsız, aşağılık, bayağı, cibilliyetsiz, haysiyetsiz, iffetsiz, itibarsız, izzetinefissiz, karaktersiz, kepaze, kişiliksiz, namussuz, pespaye, rezil, seciyesiz, sefih, soysuz, şerefsiz, utanmaz, tıynetsiz karş. saygıdeğer
onursuzluk i. haysiyetsizlik, kahpelik, sefillik, şerefsizlik karş. izzetinefis
onuruna dokunma i. tahkir
opera i. güldürü, komedi, oyun, piyes, şarkı, tiyatro, türkü
operasyon i. ameliyat, ameliyeler, etkinlikler, faaliyetler, işlemler, işler, kılgılar
operatör i. cerrah, dizgici, doktor, hekim, işleten, kullanan, sürücü, teknisyen
operet i. güldürü, komedi, oyun, piyes, şarkı, tiyatro, türkü
oportünist i. bencil, çıkarcı, hodbin, maddeci, menfaatçi, mideci
optimist i. iyimser, nikbin, umutlu, ümitli
ora i. orası, o yer
orada olmak f. bulunmak
orak i. çekme, kılıç, tırpan
oran i. alâka, bağıntı, bağışlama, değginlik, ilgi, ilinti, irtibat, münasebet, nispet, orantı, rabıta, tahmin, tartı
oranla z. göre, görece, nazaran, nispeten
oranlama i. hesap, kıyas, ölçüm, tahmin
oranlamak f. hesaplamak, karşılaştırmak, kıyaslamak, mukayese etmek, nispetlemek, ölçmek dey. hesap etmek, hüküm vermek, tahmin etmek, yargıda bulunmak
oranlı s. biçimli, ılımlı, münasip, nispetli, nispi, orantılı, uygun, uyumlu karş. oransız
oransız s. biçimsiz, çarpık, eğik, fahiş, nispetsiz, orantısız, uyumsuz, yampiri, yamuk karş. oranlı
orantı i. bağıntı, nispet, oran, uygunluk, uyma
orantılı s. ahenkli, biçimli, çelimli, düzgün, endamlı, göreli, insicamlı, izafi, mevzun, mütenasip, nispetli, nizamlı, oranlı, rabıtalı, şekilli, uygun dey. derli toplu, fidan boylu, kalıp gibi, yerli yerinde karş. orantısız
orantısız s. çarpık, nispetsiz, oransız
orası z. ora
ordino i. belge
ordövr aş, erzak, yiyecek
ordu i. grup, güruh, kalabalık, kitle, küme, savunma, silahlı kuvvetler
orduevi i. gazino, otel
ordubozan i. bozguncu, bölücü, dönek, fesatçı, fesat çıkaran, mızıkçı, oyunbozan, sabotajcı, tahrikçi, tedhişçi karş. arabulucu
ordugâh i. karargâh
organ i. aygıt, aza, kuruluş, organizasyon, örgen, teşkilat, uzuv, uzviyet, üye
organik i. örgensel, somut, uzvi
organizasyon i. düzenleme, federasyon, holding, kuruluş, kurum, organ, örgüt, tertip, tertipleme, tertipleniş, teşekkül, teşkilat
organizatör i. düzenleyici, tertipçi, tertipleyen
organize etmek f. düzenlemek
organizma i. canlı varlık, uzviyet
orijin i. köken, menşe, töz
orijinal i. alışılmadık, asıl, aykırı, değişik, eksantrik, gerçek, hakiki, ilginç, olağandışı, olağanüstü, özgün, şaşırtıcı, taklit olmayan dey. ilgi çekici, kendine özgü, şayanı dikkat/hayret karş. olağan
orijinalite i. hususiyet, karakteristik, orijinallik, özellik
orijinallik i. alışılmadık olma, ilginçlik, olağandışılık, olağanüstülük, orijinalite, özgünlük, şaşırtıcılık dey. ilgi çekicilik, kendine özgülük, şayanı dikkat/hayret olma karş. aleladelik
orman i. ağaçlık, baltalık, bük, cengel, çalılık, fidanlık, funda, fundalık, koru, koruluk, maki, ormanlık, tropikal ormanlar karş. bozkır ? çalı, çayır
ormanlık i. fundalık, koru, orman
orta i. arasında, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, döküntü, eh, gelişigüzel, harcıalem, hoşgörülü, ılımlı, içinde, ikisi arasında, itidalli, mutedil, ortası, ortasında, ölçülü, renksiz, rutin, tutarlı, vasat, yarı, yarısı, zararsız karş. aşırı, bağnaz, kenar ? gelişigüzel, olağan, tanınmamış
ortada z. açık, açıkta, algılanır durumda, aşikar, ayan, aydınlık, bariz, belirgin, belirli, belli, duru, fasih, görünürde, kati, kesin, mahsus, malum, meydanda, muayyen, mutlak, net, saydam, vazıh, zahir dey. açık seçik, adı üstünde, göz önünde, göze görünen, gün gibi aşikar, mal meydanda karş. belirsiz
ortak i. aksiyoner, bileşik, eş, hissedar, hisse sahibi, karma, katışık, kuma, müşterek, ortakçı, partöner, paydaş, paylı, şerik, yarıcı
ortak bahis i. bahis
ortak olmak f. paylaşmak
ortakçı i. çiftçi, emekçi, hissedar, köylü, maraba, ortak, şerik, yarıcı, ziraatçi
ortaklaşa z. beraberce, birlikte, imeceyle, kolektif, müşterek, müştereken, paylaşarak karş. münferiden
ortaklaşma i. ortaklık
ortaklı i. idarehane
ortaklık i. iştirak, kumpanya, kuruluş, kurum, müessese, müştereken, ortaklaşma, şirket
ortalık i. beraberlik, çevre, etraf, hava, holding, işletme, kartel, koalisyon, kumpanya, kuruluş, muhit, ortam, paydaşlık, şirket, teşekkül
ortalama i. vasati
ortalık i. ortam
ortam i. alem, atmosfer, çevre, durum, etraf, evren, hava, koşul, mekan, muhit, ortalık, pozisyon, şart, şerait, vasat, yakın çevre ? durum
ortaokul i. mektep, okul, rüştiye
ortaoyunu i. eğlence, oyun, tiyatro, tuluat
ortası i. orta
ortasında z. orta
ortaya çıkarmak keşfetmek, peyda etmek, üretmek
ortaya çıkma belirme, neşet, tecelli
ortaya çıkmak peydahlanmak dey. açığa çıkmak, baş göstermek, baş vermek, belli olmak, meydana çıkmak, patlak vermek, peyda olmak, tecelli etmek, tecessüm etmek, yüz göstermek, zühur etmek
oruç i. açlık, ayin, diyet, dua, ibadet, imsak, kefaret, kür, perhiz, rejim
oruçlu s. niyetli
ot i. ağı, çare, çim, çimen, derman, deva, em, ilaç, merhem, panzehir, toksin, toksik madde, umar, zehir, zıkkım
otacı i. doktor, hekim, kökçü, otçu, tabip
otağ i. çadır, çerge, çergi, oba, otak
otalamak f. ağılamak, bakmak, ilaç içirmek, iyileştirmek, ondurmak, otamak, sağaltmak, zehirlemek karş. yaralamak
otamak f. bakmak, ilaç içirmek, iyileştirmek, ondurmak, otamak, sağaltmak karş. yaralamak
otçu i. hekim, kökçü, otacı
otel i. han, kamp, kervansaray, koğuş, konukluk, misafirhane, mokamp, motel, ordu evi, pansiyon, yatakhane, yurt ? durak, konut, yuva
otlak i. çayır, çayırlık, çimen, çimenlik, haymana, korungalık, mera, otluk, zalmalık, savana, yaylak, yaylım
otlakçı i. asalak, bedavacı
otlamak f. yemek, zıkkımlanmak
otlanmak f. çimlenmek, yemek
otlatmak f. beslemek, yedirmek
otluk i. çayır, otlak, yaylak
otoban i. ekspres yol, kara yolu, otoyol
otobüs i. kaptıkaçtı, minibüs, omnibüs, otokar, troleybüs ? araba
otogar i. durak, gar, garaj, istasyon, terminal
otokar i. otobüs
otokrasi i. saltçılık
otokrat i. derebeyi, diktatör, totaliter
otomobil i. dolmuş, taksi, taşıt ? araba
otonom i. özerk
otopark i. garaj, park yeri
otopsi i. ameliyat
otoray i. tren
otorite i. ağalık, atak, efendilik, erk, fors, güç, iktidar, izzet, kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, salahiyet, velayet, yetke karş. erksizlik
otorite sahibi i. atılgan, baskın, muktedir
otoriteler i. merci
otoriter s. acar, atak, atılgan, baskın, başat, dişli, erkli, enerjik, etkili, forslu, güçlü, hâkim, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, nüfuzlu, yetkeli, selahiyetli, totaliter, zorlu karş. pısırık
otoyol i. otoban, yol
otoyolu i. kara yolu
oturacak i. iskemle, sandalye
oturacak yer i. bank
oturak i. apteshane, dip, helâ, iskemle, kıç, sakat, tuvalet, yüznumara
oturaklı s. ağırbaşlı, ciddi, dayanıklı, efendiden, gösterişli, kellifelli, kıranta, kibar, kodaman, resmi, sağlam, saygın, şık, tirendaz dey. ağır başlı, efendiden (biri), giyimi kuşamı yerinde, göz dolduran, kalem efendisi, kılığı kıyafeti yerinde, okkalı kahve, saygı uyandıran, yerinde söylenen (söz)
oturaklılık i. ağırlık, ciddilik, ciddiyet, oturmuşluk, temkin, vakar
oturma i. ikamet
oturmadan z. ayaküstü
oturmak f. barınmak, çökmek, çömelmek, çöreklenmek, eğleşmek, göçmek, gurup etmek, ikamet etmek, inmek, istikrar bulmak, kalmak, köklenmek, kurulmak, sakin olmak, sığmak, tutunmak, uymak, yakışmak, yerleşmek, yığılmak, yıkılmak, yuvalanmak dey. bacaklarını uzatmak, bağdaş kurmak, başına geçirmek, cuk oturmak, diz çökmek, ikamet etmek, sakin olmak, sürekli kalmak, tembellik etmek, üzerine olmak/uymak, yerini bulmak, yurt tutmak; boş durmak/vakit geçirmek karş. ayağa kalkmak, kalkmak ? dinlenmek, kımıldamak
oturmuş s. ayarlı, benimsenmiş, güçlenmiş, kökleşmiş, köklü, sarsıntısız, yer etmiş, yerleşik, yerleşmiş karş. oturmamış
oturmuşluk i. oturaklılık
oturtmak f. raspalamak
oturum i. birleşim, brifing, celse, duruşma, içtima, miting, seminer, toplanma, toplantı
oturuşmak f. dinmek, limanlamak, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak
oturuvermek f. çökmek
ova i. açık alan, açıklık, alan, arazi, arena, düzlük, kır, meydan, plato, yayla, yazı
oval s. beyzi, çember, dairesel, dairevi, değirmi, elipsimsi, eliptik, halkavi, helezoni, küresel, kürevi, sarmal, yılankavi, yumurtamsı ? yuvarlak
ovalamak f. çiğnemek, çitilemek, kaşımak, keselemek, masaj yapmak, mıncıklamak, ovmak, ovuşturmak, sıvazlamak, yoğurmak
ovmak f. avuçlamak, çiğnemek, çitilemek, ilişmek, kaşımak, keselemek, masaj yapmak, mıncıklamak, ovalamak, ovuşturmak, paklamak, parlatmak, sıyırıp geçmek, taramak, yoğurmak ? değmek, okşamak
ovuşturmak f. çiğnemek, çitilemek, masaj yapmak, mıncıklamak, ovalamak, ovmak, sıvazlamak
oy i. düşünce, efkar, fikir, görüş, içtihat, mülahaza, mütalaa, rey, tahayyül, tefekkür, telakki, zihniyet
oya i. dantel
oy birliğiyle z. müttefiken
oyalama i. eğleme
oyalamak f. aldatmak, atlatmak, avundurmak, avutmak, eğlemek, eğlendirmek, geciktirmek, gevelemek, güçlük çıkartmak, ihmal etmek, oyalandırmak, önlemek, sallamak, savsaklamak, sermek, tavsatmak, teselli etmek, unutturmak, uyutmak, uzatmak dey. acısını unutturmak, ağır/ağırdan almak, derdini unutturmak, gönül oyalamak, hoşça vakit geçirtmek, ihmal etmek, ilgisini çekmek, lala paşa eğlendirmek, meşgul etmek, sürüncemede bırakmak, teselli etmek, vakit/zaman kazanmak, vaktini almak/yemek karş. acılandırmak, öne almak, sıkıntı vermek
oyalandırmak f. avutmak, eğlendirmek, oyalamak, teselli etmek, unutturmak
oyalanma i. şimdi, teselli
oyalanmadan z. ayaküstü, hemen, lahzada, serian, şimdi, tez
oyalanmak f. aksatmak, avunmak, beklemek, eğlenmek, kalmak, sallanmak, savsaklanmak, takılmak, teselli olmak dey. acısını unutmak, boşa/boşuna vakit geçirmek, gün doldurmak, hoşça vakit geçirmek, içi açılmak, teselli bulmak/olmak, vakit geçirmek, zaman öldürmek karş. acılanmak
oyalayıcı s. avutucu, eğlendirici dey. hoşça vakit geçirici, iç açıcı, ilgi çekici, meşgul edici
oybirliği ile z. ittifakla
oydurmak f. çukurlaştırmak, deldirmek, deştirmek, kazıtmak, oyulmasını sağlamak, yontturmak, yontulmasını sağlamak
oylamak f. oy vermek, rey vermek, seçim yapmak, seçmek
oylaşma i. münakaşa
oylaşmak f. münakaşa etmek, tartışmak
oylum i. büyüklük, ebat, gövde, hacim, ölçü, yapı
oylumlu s. büyük, cüsseli, çaplı, geniş, hacimli karş. dar
oymak i. aşiret, boy, delmek, halk, kabile, kavim, kazmak, klan, oba, sop, sosyete, soy sop,uruk, yontmak
oynak s. canlı, cilveli, coşkun, çapkın, değişken, delişmen, devingen, diri, dönek, edalı, fettan, fıkır hafif, fıkırdak, fingirdek, gelgeç, hareketli, havai, hercai, hoppa, ikircikli, istikrarsız, işvebaz, işveli, kararsız, kaypak, kıpırdayan, kıpırdak, kırıtkan, kıvrak, koket, lastik gibi, nazlı, sebatsız, şivekar, şiveli, şuh, yosma karş. ağırbaşlı, durağan, kararlı
oynamak f. bale yapmak, çekişmek, çırpınmak, dansetmek, devinmek, didiklemek, ırgalanmak, karıştırmak, kımıldanmak, kıpırdamak, kıpırdanmak, kırınmak, kıvırmak, kurcalamak, maç yapmak, müsabaka yapmak, raksetmek, titremek, yarışmak dey. bale yapmak, bir iki dönmek, didik didik etmek, evcilik oynamak, film çevirmek, gerdan kırmak, göbek atmak/çalkalamak/çalkamak, halay çekmek, hareket etmek, hora tepmek, şakır şakır/şıkır şıkır oynamak, yerinden oynamak karş. ellememek, sabit durmak ? dans, dansçı, eğlenmek, kırıtmak
oynaş i. aşık, aşıktaş, belalı, dost, flört, maşuk, maşuka, sevgili, tokmakçı, yavuklu, yar
oynaşmak f. cilveleşmek, çıkmak, flört etmek, gezmek, kırıştırmak, konuşmak, kur yapmak, sevişmek dey. aşıktaşlık etmek, flört etmek, gezip tozmak, gönül eğlendirmek, işi pişirmek, kur yapmak, o duraktan iş almak
oynatmak f. bozmak, çatlatmak, çıldırmak, delirmek, fıttırmak, heyecanlandırmak, kaçırmak, kımıldatmak, kıpırdatmak, korkutmak, sapıtmak, sarsmak, tozutmak, yönetmek dey. aklını yitirmek, araç gereç kullanmak, burnuna hırızmayı takmak, deli olmak, divane olmak, düzenle oyalamak, hareket ettirmek, kafayı çatlatmak/üşütmek, mecnun olmak, oynamasını sağlamak, oyuna getirmek, zıvanadan çıkmak, zihnini oynatmak karş. oynatmamak, uslanmak
oynatmış s. deli, divane, meczup
oysa i. ama, amma, ancak, fakat, gelgelelim, gerçi, halbuki, ise de, lakin, mamafih, meğer, ne ki, oysaki, yalnız dey. bununla beraber/birlikte, her ne kadar, ne çare ki/var ki/yaparsın ki
oysa ki z. ancak, gerçi, halbuki, ise de, mamafih, meğer, oysa, şu halde, yalnız
oyuk s. ağız, boşluk, delik, çatlak, gedik, göz, imzalamak, in, kovuk, mağara, oluk, oyum, oyuntu, patlak, yarık
oyulmak f. çukurlaştırılmak, deşilmek, kazılmak, yontulmak
oyulmuş yer i. oyuntu
oyum i. gedik, imzalamak, mağara, oyuk, oyuntu
oyun1 i. al, aldatmaca, dalavere, desise, dram, dolan, dolap, düzen, eğlenti, entrika, hile, komedi, kurnazlık, sahtecilik, temaşa, tertip, tuzak, yolsuzluk, yutturmaca dey. el çabukluğu, fincan/kağıt oyunu/oyunu, köşe kapmaca, şans oyunu, şaşırtıcı hüner karş. dürüstlük
oyun2 s. boya, dialog, fasıl, gösteri, güldürü, kapan, karşılaşma, komedi, kupa, kurnazlık, maç, melodram, monolog, müsabaka, müsamere, müzikal, opera, operakomik, operet, ortaoyunu, piyes, raks, revü, rol, senaryo, skeç, suiistimal, şaşırtmaca, şeytanet, temaşa, temsil, tiyatro, trajedi, tuluat, vodvil, yarışma ? dans, oyuncu, yazı
oyun almak f. yenmek dey. galip gelmek, mağlup/mat/mars etmek, oyunda kazanmak karş. oyun vermek
oyun oynamak f. aldatmak, avlamak, inandırmak, işlemek, kandırmak, kazıklamak, tavlamak, yanıltmak, yutturmak dey. ağına düşürmek, al etmek, birine ihanet etmek, çaparize getirmek, dümen yapmak, filim çevirmek, göz boyamak, ikna etmek, kapana düşürmek, kül yutturmak, pabucunu ters giydirmek, suya götürüp susuz getirmek, tuzağa düşürmek karş. oyuna gelmek
oyunbaz s. cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenci, entrikacı, hırsız, hilebaz, hileci, hokkabaz, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci, soyguncu, yaldızcı, yankesici karş. dürüst
oyunbozan s. aksi, asi, bozguncu, darılgan, didişken, dirliksiz, dönek, geçimsiz, hırıltıcı, mızıkçı, mızmız, ordubozan, sabotajcı, sert, ters, uyuşmaz karş. uysal
oyunbozanlık etmek f. bırakmak, bozmak, caymak, çekilmek, denmek, mızıklanmak, nazetmek, terslenmek, vazgeçmek dey. boğuntuya getirmek, dalgaya getirmek, dirsek çevirmek, dolaba koymak, dolma yutturmak, döneklik etmek, faka bastırmak, hile yapmak, inkar etmek, kazık atmak, mızıkçılık etmek, numara yapmak, tongaya düşürmek, yarı yoldan dönmek karş. direnmek
oyuncak i. eğlence, işten değil, kolay, külfetsiz, meşakkatsiz, zahmetsiz
oyuncu i. aktör, aktris, artist, balerin, cambaz, çengi, dansçı, dansör, düzenci, figüran, kayışçı, kazıkçı, komedyen, köçek, politikacı, rakkas, rakkase, sahteci, star, şarlatan, tuluatçı, yıldız karş. doğrucu ? emekçi, meddah, oyun, soytarı
oyuntu i. çukur, gedik, kovuk, mağara, oyuk, oyulmuş yer, oyum karş. çıkıntı
oyunu kaybetmek f. bozulmak, çözülmek, dağılmak, kaybetmek, yenilmek dey. alt olmak, altta kalmak, amana gelmek, bahsi kaybetmek, baş eğmek, bozguna uğramak, diskalifiye olmak, mağlup olmak, mars/mat olmak, nakavt olmak, partiyi kaybetmek, pes etmek, teslim olmak, tuş olmak, yenilgiye uğramak karş. oyunu kazanmak
oy vermek f. ayıklamak, ayırmak, beğenmek, elemek, oylamak, seçmek
ozan i. aşık, muharrir, şair, yazar
ozan gibi şairane
öbek i. grup, kitle, küme, kütle, parti, takım, yığın, yığınak, yığıntı
öbeklenmek f. yığılmak
öbür i. başka, başkası, beriki, diğer, diğeri, öbürü, öbürkü, öteki, sair karş. aynı
öbürkü s. diğer, öbür, öbürü
öbürü z. beriki, diğeri, öbürkü, öteki
öbürüsü z. başkası, diğer
öcü s. cadı, cin, ecinni, gulyabani, hayalet, hortlak, kötücül ruh, peri, umacı, zebani
öç i. cevap, hınç, intikam, karşılık, misilleme, mukabele, ödetme, revanş, tepki
öç alma i. husumet, misilleme, mukabele, rövanş, tepki
öd i. karaciğerin salgıladığı sıvı, safra
ödeme i. tediye, verme dey. ceremesini çekme, para yatırma, tazminat verme, tazmin etmek, tevdi etmek, tutarını verme
ödemek f. iade etmek, razı olmamak, tazmin, tediye etmek, vermek, yatırmak dey. açığını kapatmak, bedelini karşılamak, beş beş saymak, borcunu kapatmak, borçtan kurtulmak, cepten vermek, ceremesini çekmek, eda etmek, elden gelmek, eli pek/sıkı olmak, hesabı kapatmak, hesabını temizlemek, işlemek, kaza etmek, kesenin ağzını açmak, masrafı çekmek, para saymak, tazminat ödemek, tazmin etmek, tediye etmek, tevdiatta bulunmak, tevdi etmek karş. tahsil etmek
ödenek i. bütçe, fon, kazanç, para, tahsisat
ödenti i. aidat, gider, harcama, harç, masraf, sarf, safiyat
ödeşme i. eşitlik
ödeşmek f. eşit olmak, hesaplaşmak, mahsup etmek, misillemede bulunmak, mukabele etmek, müsavi olmak, sayışmak, telafi etmek dey. acısını çıkarmak, alacak verecek kalmamak, berabere kalmak, eşit olmak, fit olmak, hesap görmek, mahsup etmek, müsavi olmak, takas tukas etmek, telafi etmek, yerine koymak karş. borçlanmak ? öç almak
ödetmek f. misillemede bulunmak, mukabele etmek dey. acısını çıkartmak/yanına koymamak, bedelini almak, birinden harcını almak, borcunu kapattırmak, burnundan fitil fitil getirmek, ceremesini çektirmek, intikam almak, kan aramak, misilleme yapmak, öç almak/çıkarmak, yanına kar bırakmamak, yanına bırakmamak/komamak
ödev i. fariza, fonksiyon, görev, hizmet, iş, işlev, makam, maslahat, meslek, mesuliyet, meşgale, mevki, rol, sıfat, sorum, sorumluluk, vazife, vecibe, zorunluluk
ödevlemek f. atamak, işe almak
ödevlendirmek f. görevlendirmek
ödevli s. vazifeli, yükümlü
ödlek s. cesaretsiz, kansız, kılıbık, korkak, namert, tabansız, ürkek, yılgın, yüreksiz dey. korkak karga, korkusundan kan işer, süngüsü düşük, tavşan yürekli
ödleklik i. cesaretsizlik, kansızık, korkaklık, namertlik, tabansızlık, ürkeklik, yılgınlık, yüreksizlik karş. cesaret
ödül i. amorti, andaç, bahşiş, caize, hediye, ihsan, ikramiye, kupa, madalya, mansiyon, muştuluk, mükafat, müjde, müjdeli, nişan, parsa, peşkeş, prim, rüşvet karş. ceza ? armağan, bağış, gelir, iyilik, ödün
ödüllendirmek f. armağanla değerlendirmek, mükafatlandırmak, taltif etmek
ödün i. ayrıcalık, diyet, dokunulmazlık, imtiyaz, kapitülasyon, kerem, muafiyet, öncelik, rüşvet, taviz, tazminat ? gelir, ödül
ödün vermek f. affetmek dey. anlayış göstermek, büyüklük göstermek, cevaz vermek, geniş olmak, göz yummak, hazımlılık göstermek, hoş görmek, insaf etmek, insaflı olmak, kusura bakmamak, mağfiret etmek, müsamaha/örtbas etmek, ses çıkarmamak, taviz vermek
ödünç i. ariyet, borç, eğreti, emanet, kredi, ödünç, ödünçleme
ödünç verme i. takıntı
ödünç vermek f. kredi vermek
ödünçleme i. ariyet, eğreti, emanet, ödünç
ödünsüz i. müsamahasız karş. ödünlü
öf! ü. ah, of!, pöf!, uf
öfke i. celal, feveran, garaz, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, kızgınlık, kızma, köpürme, nefret, nefsaniyet, parlama, sinir, şiddet karş. ferahlık ? coşku, hınç, kızmak
öfkeci i. geçimsiz, hoşgörüsüz, huysuz, itaatsiz, itirazcı, şirret
öfkelendirmek f. deli etmek, hiddetlendirmek, kaşınmak, kızdırmak, patlatmak, sataşmak, sinirlendirmek, sürtünmek dey. barutla oynamak, bela aramak, bir kaşık suda boğmak, çileden çıkarmak, damarına basmak, dikine tıraş yapmak, dinden imandan çıkarmak, gıcık vermek, gözleri/gözü fal taşı gibi açılmak, insanlıktan çıkarmak, kafasını/sinirlerini bozmak, şimşekleri üstüne/üzerine çekmek, yüreğini parçalamak karş. yatıştırmak
öfkelenme i. asabiyet, düşkünlük, feveran, galeyan, hiddet, hırs, hışım, kızgınlık, kızma, köpürme, kudurma, sinir
öfkelenmek f. asabileşmek, alevlenmek, ateşlenmek, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, delilenmek, delirmek, hırslanmak, hiddetlenmek, huylanmak, ifrit kesilmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, parlamak, patlamak, sinirlenmek, tersinmek, titizlenmek dey. ağzını açıp gözünü yummak, babaları tutmak, üstünde olmak, bağırıp çağırmak, barut kesilmek, başı kızmak, beyni/tepesi atmak, burnundan solumak, bütün sinirleri yerinden oynamak, canı sıkılmak, canım dese canın çıksın diyor sanmak, cin ifrit kesilmek/olmak, cini tepesine çıkmak, cinleri ayağa kalkmak/ başına toplanmak/üşüşmek/çıkmak, çabuk parlamak, çakıp gürlemek, çat diye orta yerinden çatlamak, çiğ çiğ yemek, dişlerini gıcırdatmak, dumanı tepesinden çıkmak, eli ayağı zangır zangır titremek, fitil almak, gazaba gelmek, gönlü kalmak, gözleri dışarı fırlamak, gözleri evinden/yerinden fırlamak/uğramak, gözleri/gözü dönmek, gözlerinde şimşek/şimşekler çakmak, gözü dumanlanmak/görmemek/kızmak, gözü hiç bir şey görmemek, gözünü kan bürümek/kin bürümek, hırsından çatlamak, hiddetten çatlamak/köpürmek, hop kalkıp hop oturmak, ifrit kesilmek/olmak, kafası atmak/bozulmak/dönmek, kafasının tası atmak, kalkıp kalkıp oturmak, kan beynine fırlamak/tepesine çıkmak/sıçramak, kaşlarını çatmak, küplere binmek, nevri dönmek, sarası tutmuşa dönmek, sinir olmak, sinirden kudurmak, siniri tutmak, sinirleri alt üst olmak/ayağa kalkmak, tepesi atmak, tıkacı atmak, yerinde duramamak karş. yatışmak
öfkeli s. azgın, babalı, celalli, çatık, damarlı, gazaplı, hırçın, hırslı, hiddetli, isyankar, kırıcı, kızgın, kızmış, kudurgan, kudurmuş, mızıkçı, nemrut, sert, sinirli, somurtkan, somurtuk, suratlı dey. bir bit için yorgan yakar, burnundan ateş püskürür, burun göğüs körük gibi inip kalkar, çatık çehreli/kaş/yüz, dik bir nazar, dik dik bakar/süzer, gözlerini devirmiş, gözlerini/gözünü kan bürümüş, gözü dönmüş, gözünü duman bürümüş, hınç dolu, horoz herif, limoni tabiatlı adam, nefret dolu, pire için yorgan yakar, yüzünden düşen bir parça karş. öfkesiz
öfkesiz s. halim, hazımlı, hoşgörülü, ılımlı, munis, öfkelenmeyen, serinkanlı, soğukkanlı, uysal, uyuşkan dey. sağlam sinirli, sinirleri sağlam, yumuşak huylu karş. öfkeli
öğe i. eleman, madde, unsur
öğrenci i. havari, kursiyer, liseli, mektepli, mürit, okullu, stajyer, şakirt, talebe, üniversiteli ? çömez, öğrenmek
öğrenilmek f. anlaşılmak, işitilmek, sızmak
öğrenim i. eğitim, feyiz alma, kurs, öğretim, staj, tahsil, tedris, tedrisat, terbiye, yetiştirme
öğrenim yapmak f. öğrenmek
öğrenme i. aydınlanma, belleme, bilgilenme, eğitim, feyizleme, hazmetme, hıfzetme, ibret, kapma
öğrenmek f. aydınlanmak, bellemek, bilgilenmek, ezberlemek, feyizlenmek, hazmetmek, hıfzetmek, hisse kapmak, ibret almak, istihbar etmek, kapmak, kıraat etmek, okumak, öğrenim yapmak, pişirmek, sindirmek, tahsil etmek dey. ağızdan kapmak, antrenman yapmak, beceri kazanmak, bilgi almak/edinmek, çala çala ezgisini getirmek, ders almak, derse başlamak, dünyanın kaç bucak/köşe olduğunu anlamak/öğrenmek, düşüncesini almak, eğitim görmek, ezber etmek, feyz almak, ıcığını cıcığını sormak, ifadesini almak, kıraat etmek, kurs görmek, künyesini almak, malumat almak, merak salmak/sardırmak/sarmak, muttali olmak, okula gitmek, öğrenim görmek, sorguya çekmek, tahsil görmek/yapmak, vakıf olmak, vukuf hasıl etmek karş. unutmak ? anlamak, incelemek, öğrenci
öğreti i. doktrin, ekol, faraziye, felsefe, ilke, kaide, kural, mektep, mezhep, nizam, norm, okul, prensip, sistem ? kural, kuram, yöntem
öğretici i. ders, didaktik, eğitici
öğretim i. ders, eğitim, kurs, maarif, öğrenim, staj, tahsil, talim, tedris, tedrisat, terbiye, yetiştirme
öğretmek f. açıklamak, alıştırmak, anlatmak, antrenman yaptırmak, belletmek, bilgilendirmek, çalıştırmak, eğitmek, göstermek, ışık tutmak, irşat etmek, hocalık etmek, okutmak, talim yaptırmak, tedris etmek, terbiye etmek, vakfetmek dey. adam etmek, akıl vermek, aklına koymak, aklını çelmek, antrenman yaptırmak, beynini yıkamak, beceri kazandırmak, bilgi kazandırmak, ders göstermek/vermek, hocalık etmek, kafasına sokmak, konferans vermek, öğüt vermek, talim yaptırmak, tedris etmek, terbiye etmek, tereciye tere satmak, yol göstermek, yüzünü gözünü açmak ? açıklamak, bildirmek, kışkırtmak, öğüt vermek, yetiştirmek
öğretmen i. antrenör, asistan, atabey, baş öğretmen, dadı, danışman, doçent, eğitici, eğitimci, eğitmen, hoca, kalfa, konferansçı, lala, maarifçi, misyoner, monitör, muallim, muallime, müderris, mürebbi, mürebbiye, mürşit, müzakereci, okutman, pedagog, profesör, terbiyeci ? bilgili, dadı, emekçi, kılavuz, uzman
öğün i. defa, iftar, kahvaltı, kuşluk, sahur, sofra, şölen, taam, toy, yeme, yemek, ziyafet dey. akşam yemeği, çilingir sofrası, ikindi/öğle yemeği, saat beş çayı, sabah kahvaltısı ? aş, aşevi, eğlence, yemek
öğürmek f. istifrağ etmek, kusmak
öğürtü i. böğürme, öğürme, öğürüş
öğüt i. atasözü, ders, konuşma, müzakere, nasihat, tavsiye, telkin, tembih, tembihleme, uyarma, vaız
öğüt vermek f. aşılamak, nasihat etmek, öğütlemek, tavsiye etmek, telkin etmek, tembih etmek, tembihlemek, vaz'etmek dey. akıl vermek, delalet vermek, ışık göstermek/tutmak, irşat etmek, kulağa/kulağına küpe olmak, kulağına bir söz koymak, kulağını doldurmak, nasihat çekmek/vermek, salık vermek, talkın vermek, tavsiye etmek, tembihat vermek, tembih geçmek, yol göstermek ? açıklamak, bildirmek, kışkırtmak, konuşmak, öğretmek, önermek, uyarmak
öğütçü i. nasihatçı, vaiz
öğütleme i. tavsiye, telkin
öğütlemek f. aşılamak, ihtar etmek, ışık tutmak, öğüt vermek, salık vermek, sinyal vermek, tavsiye etmek, telkin etmek, tembihlemek,uyarmak
öğütmek f. çekmek, çiğnemek, dövmek, ezmek, kırmak, kıymak, parçalamak, ufalamak dey. adam etmek, toz haline getirmek, un ufak etmek
ökse i. kapan, tuzak
ökselemek f. enselemek, hapsetmek, kıstırmak, yakalamak, zindana atmak
ökselenmek f. tutuklanmak
öksürmek f. aksırmak, dürtmek, hapşırmak, işaret etmek, işmar etmek
öksüz s. anasız, babasız, çocuk, kimsesiz, sahipsiz, yetim
öküz i. çiğ, düşüncesiz, kaba, sığır
ölçek i. birim kabul edilen şeyin alabileceği miktar, kile, (fiz) kadran
ölçme i. değerlendirme
ölçmek f. değerlendirmek, hesaplamak, incelemek, karşılaştırmak, nispetlemek, oranlamak, sınav yapmak dey. ağız aramak, darasını almak, endazeye girmek/vurmak, iskandil etmek, kolaçan etmek, ölçü almak, ölçüp biçmek, yoklama çekmek
ölçü i. beğeni, boy, boyut, büyüklük, cesamet, cüsse, çap, damak, değer, derinlik, ebat, en, endaze, genişlik, hacim, had, irilik, itibar, kalınlık, kalibre, kıstas, kıta, kural, küçüklük, mizan, nizam, norm, numara, oylum, ölçüt, tabiat, tartı, uzunluk, vezin, zevk dey. aşırı olmama, dengeli olma, göz tahmini, ılımlı olma, uygun olma
ölçülü s. ağırbaşlı, akıllı, ciddi, dengeli, geniş, hesaplı, heyecansız, hoşgörülü, ılımlı, insaflı, itidalli, kararlı, merhametli, mutedil, muvazeneli, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, orta, ölçülmüş, planlı, rasyonel, resmi, serinkanlı, tartılı, toleranslı, ussal, vezinli
ölçülülük i. hoşgörü, ılım, ılım, temkin
ölçüm i. değer biçme, değerlendirme, hesaplama, muhakeme, oranlama, taktir
ölçümlemek f. düşünmek, kantarlamak, muhakeme etmek, mütalaa etmek, tasarlamak, teraziye vurmak
ölçüsüz s. anormal, aşırı, başıboş, biçimsiz, bol, çok, dengesiz, dolu, fahiş, hesapsız, ibadullah, ifrat, kontrolsüz, olağanüstü, olmadık, plansız, sayısız, sürüyle, şekilsiz, taşkın, yığınla dey. bol keseden, çekiye gelmez, dili uzamış, eli tartısız, endazesi bozuk, yarı deli
ölçüsüzlük i. sapaklık, taşkınlık
ölçüşmek f. çekişmek, kıyışmak, maç yapmak, müsabaka yapmak, rekabet etmek, tutuşmak, yarışmak dey. boy ölçüşmek, maç/müsabaka yapmak, rekabet etmek, yarış etmek/yapmak
ölçüştürmek f. karşılaştırmak, mukayese etmek, nispetlemek
ölçüt i. denektaşı, endaze, hacim, kıstas, kriter, mihenk, mikyas, miyar, norm, ölçü ? büyüklük
öldüren s. ölümcül
öldürme i. idam, katil, linç, telef
öldürmek f. ağırlamak, asmak, bıçaklamak, biçmek, bitirmek, boğazlamak, boğmak, gebertmek, gırtlaklamak, idam etmek, imha etmek, itlaf etmek, katletmek, kazıklamak, kesmek, kırmak, kıymak, kurşunlamak, linç etmek, mahvetmek, recmetmek, sallandırmak, sarkıtmak, suikast yapmak, şehit etmek, telef etmek, temizlemek, tenkil etmek, tepelemek, tırpanlamak, üzmek, vurmak, yok etmek, zehirlemek dey. adresini değiştirmek, Allahın binasını yıkmak, aman vermemek, bağırsağını deşmek, baş almak/kesmek, başını ezmek/kesmek/uçurmak/vurmak/yemek, biletini kesmek, boynunu vurmak, can almak/evinden vurmak/yakalamak, cana kasdetmek, cana/başa kıymak, candan etmek, canına ezan okumak/kast etmek/kıymak/üfürmek, canını almak/cehenneme göndermek, ciğerini sökmek/parçalamak, cinayet işlemek, çanına ot tıkamak, çarmıha germek, çenesini bağlamak, defterini dürmek, duasını okumak, elinden bir kaza çıkmak, elini kana bulamak/bulaştırmak, eşek cennetine göndermek, gereğini yapmak, haddini bildirmek, hesabını görmek, icabına bakmak, idam etmek, imha etmek, ipe çekmek, işini bitirmek, kafasını kesmek/uçurmak/vurmak, kan akıtmak/almak/dökmek, kana boğmak/boyamak/bulamak, kanına girmek, kanını içmek, kanla/kanlara boyamak, kanını sebil etmek, kârını tamam etmek, kaydını görmek/silmek, kazığa oturtmak, kellesini kesmek/ uçurmak/vurmak, kılıçtan geçirmek, kırıp geçirmek, kurban etmek, kurşuna dizmek, künyesini silmek, leş atlamak/yapmak, leşini (yere) sermek, linç etmek, lokmasını dökmek, namusunu temizlemek, ortadan kaldırmak, postuna saman doldurmak, ruhunu kabzetmek, sağ bırakmamak, satır atmak, sehpaya çekmek, suikast yapmak, şehit etmek, tahtalı köye yollamak, taşa bastırmak, telef etmek, temize havale etmek, ümüğünü sıkıvermek, vücudunu ortadan kaldırmak, yere vurmak, yok etmek karş. canlandırmak, yaşatmak ? mahvetmek, tüketmek, yok etmek
öldürtmek f. boğdurmak
öldürücü i. cellat, ölümcül
öldürülmek f. defnedilmek, merhum olmak, ölmek, rahmetli olmak, telef olmak, zehirlenmek dey. canına kıyılmak, canına susamak, canından olmak, cinayete defteri dürülmek, deriyi tuzlamak, eceli gelmek, kurban gitmek, post elden gitmek rahmetli olmak, suikaste kurban gitmek, şehit olmak, telef olmak, vefat etmek, vücudu ortadan kaldırılmak, yok edilmek
ölen i. kurban, maktul
ölet i. kıran, salgın
ölgün s. cansız, dingin, durağan, durgun, fersiz, güçsüzleşmiş, halsiz, hareketsiz, kımıltısız, ölmüş, ölü, ölük, pörsümüş, renksiz, ruhsuz, silik, soluk, sönük, yıpranmış, yorgun, zayıflamış karş. canlı, güçlü, kanlı canlı
ölgünleşmek f. pembeleşmek
ölmek f. boğdurulmak, boğulmak, canvermek, çatlamak, defnedilmek, donmak, gebermek, göçmek, göçünmek, gömülmek, gürlemek, harakiri yapmak, intihar etmek, katledilmek, katlolmak, kurban olmak, kurşunlanmak, kurumak, merhum olmak, öldürülmek, pembeleşmek, rahmetli olmak, şehit olmak, telef olmak, üzülmek, vefat etmek, yolunmak, yuvarlanmak, zehirlenmek, zıbarmak dey. adres değiştirmek, ahrete gitmek, ahreti boylamak, ak sadeler giyinmek, Allah'ın emri olmak, aramızdan ayrılmak, baş vermek, başını vermek, bıçağa düşmek, bir avuç toprak olmak, bir hal olmak, bok yoluna gitmek, caddeyi tutmak, can baş vermek/koymak, can çekişmek/evinden vurulmak, can feda etmek/vermek, candan baştan geçmek, candan el çekmek, candan geçmek/gitmek/olmak, canı çıkmak, canı hulkuna gelmek, canı vücudundan çekilmek, canı yerinden kopmak, canı/candan vurulmak, canından geçmek/olmak, canını feda etmek/vermek, canıyla ödemek, cansız düşmek/kalmak, cartayı/cavlağı/zartayı çekmek, cavlağı çekmek, cehennemi boylamak, cihandan geçmek, çenesi kitlenmek, çukur doldurmak, damla inmek, dördüncü gün toprak, dört kolluya binmek, duası okunmak, duvağına doymamak, dünyası değişmek, dünyasına doymamak, dünyasını değiştirmek, dünyaya göz yummak/kapamak/kapatmak, dünyaya gözlerini yummak, dünyaya veda etmek, ecel şerbeti/şerbetini içmek, ecel yastığına baş koymak, eceli erişmek/gelmek, eceliyle ölmek, ecelsiz gömülmek/ölmek, eli iki yanına gelmek, emri hak vaki olmak, eşek cennetini boylamak, fena bulmak, göç etmek/eylemek, göçüp gitmek, gönlü kalmak, gözleri açık gitmek, gözlerini kapamak/yummak, gözü açık gitmek, gözü kapanmak, gözü toprağa bakmak, gözünde kalmak, gözünü kapamak, gözünü yummak, gözünü/gözlerini kapamak, güme gitmek, gürleyip gitmek, gürültüye gitmek, Hak’kın rahmetine kavuşmak, harakiri yapmak, hayata gözlerini kapatmak/yummak, hayatından olmak, hayatını kaybetmek, idam edilmek, ifadesi tamam olmak, iki eli yanına gelmek, iki seksen uzanmak, ikisini bir tahtada alıp gitmek, intihar etmek, imamın dört çiftesine/kayığına binmek, imansız gitmek, intihar etmek, irtihali darı beka eylemek, kalbi durmak, kalıbı değiştirmek/dinlendirmek, kalıbını değiştirmek, kan boğmak/dökmek, kana/alkanlara boyanmak, kandilin yağı tükenmek, kanıyla ödemek, kara yere girmek, kelleyi vermek, kendi canına kıymak, kendini öldürmek, kim vurduya gitmek, kurban edilmek/gitmek/olmak, kurda kuşa yem olmak, kurşuna dizilmek, kuş gibi uçup gitmek, kuyruğu titremek, maktul düşmek, Mevlâsına kavuşmak, mortiyi çekmek, morto olmak, mortoyu çekmek, nabzı durmak, nalları atmak/dikmek, nefesi durmak, Niyazi olmak, öbür/öteki dünyayı boylamak, ölmüşlerine kavuşmak, ömrü tükenmek, ömrü vefa etmemek, post elden gitmek, postu deldirmek/kaptırmak/vermek, rahmeti Rahman’a kavuşmak, rahmetle anılmak, rahmetli olmak, rahmetlik olmak, ruhunu teslim etmek, sabaha çıkmamak, sıfırı tüketmek, sizlere ömür olmak, son nefesini vermek, şehit düşmek/olmak, tabuta girmek, tahtalı/taşlı köyü boylamak, Tanrı'nın rahmetine kavuşmak Tanrı'ya en yakın bir yola sapmak, taşlı köye dana yaymağa gitmek, taşlı köyü boylamak, teline duvağına doymamak, teneşire gelmek, tıngırdamak, top/topu atmak, toprağa düşmek/verilmek, toprağı çekmek, toprak çekmek/olmak, üç ayaklıya binmek, vadesi yetmek, vefat etmek, vücudu ortadan kalkmak, yaşamını yitirmek, yatağında ölmek, yatıp dinlenmek, yere serilmek/yapışmak, yüreğine inmek, zartayı çekmek karş. doğmak, yaşamak ? bayılmak, mahvolmak, öldürmek, öleyazmak, ölü, ölüm, yitmek
ölmez s. bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, dayanımlı, durur, ebedi, evladiyelik, ezeli, götürümlü, güçlü, kalıcı, kalımlı, köklü, kronik, kunt, mukavemetli, müzmin, nihayetsiz, ölümsüz, ölümlü, payidar, sağlam, sonsuz, sönümsüz, süreğen, sürer, temelli, tükenmez, zeval karş. çürük, ölümlü
ölmezlik i. bitimsizlik, ebedilik, ebediyet, kalıcılık, ölümsüzlük karş. gelip geçicilik
ölmezlik suyu i. abıhayat
ölmezoğlu s. dirençli, ölmez, pek, sağlam
ölmüş s. cansız, merhum, ölen, ölü karş. yaşayan
ölsem! ü. asla, dünyada, katiyen, zinhar
ölü i., s. cenaze, ceset, fosil, iskelet, kadavra, kalıntı, kalıp, leş, mevta, mumya, naaş, şehit, ölmüş; cansız, fersiz, geberik, güçsüz, hareketsiz, kayıp, merhum, ölgün, ölük, rahmetlik, soluk, sönük, yaşamayan karş. canlı, diri, güçlü ? cin, gövde, mezar, öldürmek, ölmek, ölüm
ölüm i. adem, akıbet, azap, azrail, boğulma, boşluk, cefa, çile, düşük, ecel, eksiklik, emrihak, eziyet, gıyap, göçme, göçüş, harakiri, ıstırap, idam, intihar, irtihal, kayıp, kıtlık, şahadet, şehitlik, vefat, yitme, yitim, zahmet, zaiyat, zıya dey. ahıret yolculuğu, burnuna helva kokma, can borcu, ebedi akşam, ecel uykusu, ecelsiz ölüm, günü yetmek, iki ayağı çukurda olma/iki elim yanına gelme, ortadan kalkma, son nefes, son yolculuk, tahtalı/taşlı köy, yok olma karş. doğum, yaşam, zevk ? öldürmek, ölmek, ölü, yokluk
ölüm meleği i. azrail
ölümcül s. komada, öldüren, öldürücü, ölümsek karş. hafif, önemsiz, sağlıklı
ölümlü s. bitimli, devamsız, eğreti, fani, geçici, kalımsız, mevsimlik, muvakkat, ölmez, sonlu, süreksiz, zail karş. ölümsüz
ölümsüz s. baki, bengi, berdevam, bitimsiz, bitmez, daim, daimi, durur, ebedi, kalıcı, kalımlı, müebbet, nihayetsiz, ölmez, ömürlü, payidar, sonsuz, sönümsüz, süreğen, sürekli, temelli, tükenmez karş. ölümlü
ölümsüzlük i. bengilik, ebedilik, ebediyet, kalıcılık, ölmezlik karş. geçicilik
ömür i. can, dirim, hayat, yaşam, yaşama
ömür boyu i. müebbet
ömürlü s. bitimsiz, dayanıklı, dirençli, durur, evladiyelik, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölümsüz, pek, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
ömürsüz s. fani, yararsız karş. ömürlü
ön i. baş, başlangıç, ilk, karşı, karşıda, önce, önde, önden karş. arka
ön ödeme i. avans
önce z. arifeden, başta, başlangıç, başlangıçta, demin, demincek, deminden, erken, eskiden, evvel, evvela, evvelce, evvelemirde, geçende, geçenlerde, ileri, ilkin, ilkönce, iptida, ön, önceden, önceleri, önden, peşin dey. biraz evvel/önce, en başta, evvel be evvel/emirde, ilk adımda/ağızdan/başta/elden/etapta/evvel/nefeste karş. sonra ? başlangıç, geçmiş, önceki
önceden z. başlangıçta, başlarken, başta, evvela, evvelce, evveli, ilkin, önce, peşin, peşinen karş. sonradan
önceki i. eski, evvelki, evvelsi, geçen, ileri, ilk, öncel, sabık karş. ardıl, sonra ? başlangıç, önce
öncel i. evvelki, geçmiş, mukaddem, önceki, sabık, selef karş. ardıl
önceleri z. başlangıç, evvela, iptida, önce
öncelik i. ayrıcalık, dokunulmazlık, imtiyaz, kapitülasyon, muafiyet, ödün, prestij, takaddüm, taviz karş. sonralık
öncelikle s. bilhassa, özellikle dey. en başta/önde/önde, evvel emirde, ilk ağızda/elden/etapta/iş olarak/partide/seferde
öncesiz s. bitimsiz, durur, ezeli, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, sonsuz, süregelen, temelli, zeval
öncü i. alemdar, danışman, izci, kılavuz, komutan, lider, mihmandar, mürşit, önder, rehber karş. artçı
öncülük i. önderlik
önde s. ileri, ileride, ön
önde gelen birinci, favori, gözbebeği, güzide
öndeki s. birinci
öndelik i. avans
önden z. ön, önce, peşin, peşinen
önder s. alemdar, amir, baş, başkan, danışman, elebaşı, idareci, kılavuz, lider, komutan, kumanda, mürşit, öncü, reis, şef, yönetici ? başkan, komuta, kılavuz, yönetici
önderlik i. kılavuzluk, liderlik, öncülük, rehberlik dey. bayrak açma, ön ayak olma, önde gelme, öne düşme
öndersiz s. başsız
önem i. boyut, değer, değerlilik, ehemniyet, kadir, kıymet karş. önemsizlik
önem kazanmak f. ciddileşmek
önem vermeme i. boşlama
önemini anlamak f. takdir etmek
önemini kavrama i. takdir
önemli s. baş, başlıca, belalı, ciddi, değerli, ehemmiyetli, eşref, etkili, favori, gözbebeği, gözde, hassaten, hayati, korkulu, kötü, kritik, mühim, nazik, sayılı, seçkin, seviyeli, vahim dey. acil durum/vaka, başımın üstünde yeri var, belli başlı, boru değil! boru mu bu! bulunmaz Bursa/Hint kumaşı mı, can alacak nokta/yer, can damarı, değme adam, dile kolay, dişe dokunur, hatırı sayılır, hayat memat meselesi, işin başı, kalbur üstü, kayda değer, laf değil, ölüm dirim/kalım meselesi/savaşı, önemli olan, püf noktası, şayanı dikkat/hayret, zurnanın zırt dediği yer karş. değersiz, önemsiz ? başlıca, değerli
önemseme i. abartı, eğilim, umur
önemsemek f. abartmak, aldırış etmek, aldırmak, bakmak, dinlemek, düşünülmek, hayran olmak, ırgalanmak, ilgilenmek, meftun olmak, meyletmek, mübalağa etmek, mühimsemek, özenmek, paye vermek, saygı duymak, takmak, titizlenmek, umur etmek, umursamak dey. adam sırasında saymak/yerine koymak, adamdan saymak, adını ağzına aptestle almak, aldırış etmek, başı üstünde yeri olmak, burun bükmek, canla başla yapmak, ciddiye almak, değer vermek, dikkate almak, ehemmiyet vermek, el bağlamak/tutmak, el üstünde tutmak/gezdirmek, elini öpüp başına koymak, göz önünde bulundurmak, göz önünde tutmak/önüne almak, gözünde büyütmek, hesaba katmak, hevesle sarılmak, istekle yapmak, işe dört elle sarılmak, işin alayında olmak, kadrini bilmek, kâale almak, kıymet bilmek, lafı yabana atmamak, nazarı dikkate almak/itibara almak, önem vermek, önemli saymak, paye vermek, payını vermek, piyasaya almak, sıkı tutmak, şan vermek, umrunda olmak, umur etmek, umurunda olmamak, üstün bulmak/görmek, üzerinde durmak, yere göğe koyamamak/koymamak karş. küçümsemek, önemsememek ? abartmak, ilgilenmek, özenmek, saymak
önemsememe i. boşlama, ihmal, saymazlık
önemsememek f. aksatmak, aldırmamak, aşağısamak, azımsamak, bakmamak, dinlememek, fütur etmemek, hafifsemek, hor görmek, ihmal etmek, istifini bozmamak, itibar etmemek, küçümsemek, mühimsememek, rağbet etmemek, saymamak, takmamak, tınmamak, umursamamak dey. adam yerine koymamak, alayında olmak, aldırış etmemek, bana mısın dememek, boş geçmek/koymak/vermek, bozuk para gibi harcamak, burun bükmek, ciddiye almamak, çiğneyip geçmek, değer vermemek, dikkate almamak, dudak bükmek, dünyayı hiçe satmak, fütur etmemek, gam yememek, gözün üstünde kaşın var dememek, gülüp geçmek, hafife almak, hakir görmek, hiçe saymak, işi alaya almak/vurmak, işin alayında olmak, itibar etmemek, kızartılacak başka balığı olmak, kim ipler/takar yalova kaymakamını, küçük görmek, meskut geçmek, oralarda/oralı olmamak, önem vermemek, pas geçmek, rafa koymak/kaldırmak, rağbet etmemek, sırt çevirmek, sözünü yabana atmak, şakaya almak, ucuz pahalı, umurunda olmamak, üzerinde durmamak, vız gelmek, yabana atmak karş. önemsemek
önemsemez s. fütursuz
önemsenen s. favori, gözbebeği, gözde
önemsenmek f. dinlenmek dey. adam sırasına geçmek/gitmek, baş üstünde yeri olmak, el üstünde gezmek
önemsenmeyen s. hatırsız
önemseyerek z. adamakıllı, güzelce
önemsiz s. az, boş, değersiz, ehemmiyetsiz, fasarya, fos, gayri ciddi, hafif, hakir, hatırsız, havai, hiçten, ikincil, ıskarta, kıymetsiz, kötü, naçiz, naçizane, pestenkerani, sudan, tali, tesirsiz dey. adam sen de, adı var kendi yok, ateş olsa cürmü kadar/oylumunca yer yakar, bacak kadar boyu var, bostan korkuluğu, boş gürültü, canın sağ olsun, ceviz kabuğunu doldurmaz, cirmi kadar yer yakar, çalı dibinde tavşan yuvası, çingene borcu, çocuk işi, daraya atmak/çıkarmak, değeri yok, derme çatma, deve yürekli, devede kulak, dipsiz kile/kiler boş ambar, dişe değmez, el kiri, falan filan, fark etmez, fındık kabuğunu doldurmaz, filan falan, gelirse hane boş, gelmezse daha hoş, gerisi Aydın havası, ıvır sıvır, ikinci derece, incir çekirdeği doldurmaz/doldurmayan, ismi var cismi yok, kaba saba, kaç para eder, kıçımın kenarı, kıvır zıvır, lafı mı/sözü mü olur, lakırdısı mı olur, o kadar kusur kadı kızında da bulunur, önemli olmayan, sıfır selamet, ucuz pahalı demeden, ziyanı yok, zurnanın son deliği karş. başlıca, değerli, önemli ? az, değersiz, küçük, tanınmamış
önerge i. dilekçe, takrir
öneri i. iddia, sav, teklif, tez
önerme i. iddia, sav, tez
önermek f. iddia etmek, ihtar etmek, ikaz etmek, irşat etmek, ışık tutmak, öngörmek, salık vermek, sinyal vermek, teklif etmek, tezkiye etmek dey. aday göstermek, adaylığını koymak, fikir yürütmek, iddia etmek, ileri sürmek, ileri/öne sürmek, namzet göstermek, namzetliğini koymak, ortaya atmak/koymak, oya koymak, öne doğru yürütmek, öne sürmek, önerge vermek, önerilerde bulunmak, salık vermek, takrir vermek ? öğüt vermek
öngören s. basiretli
öngörmek f. önermek dey. akıldan geçirmek, göz önünde bulundurmak/tutmak, ilerisi için kararlaştırmak
öngörülü s. entellektüel, tedbirli
öngörüş i. akıl
önlem i. çare, hazırlık, seferberlik, sigorta, tedbir, temkin, tılsım
önleme i. engelleme
önlemek f. aksatmak, alıkoymak, baltalamak, bastırmak, çelmelemek, çelmek, darbelemek, direnmek, dizginlemek, döndürmek, durdurmak, engellemek, engel olmak, frenlemek, gidermek, göğüslemek, güçleştirmek, karşılamak, kesmek, ket vurmak, kösteklemek, kösteklenmek, köstek olmak, mani olmak, menetmek, meşgul etmek, mızıklamak, muhalefet etmek, mukavemet etmek, oyalamak, suikast yapmak, yasak etmek, yasaklamak, zaptetmek, zorlaştırmak dey. adım attırmamak, araya girmek, ayağına bağ vurmak, ayağını bağlamak, ayak bağı olmak, başından kesmek, belini bükmek, cehennemine perde olmak, çelme takmak, el kesmek, eli kırılmak, elini kesmek, elini kolunu bağlamak, engel olmak, gedik/gedikleri tıkamak, gem vurmak, gölge etmek, işini bozmak, karşı çıkmak, ket vurmak, kısmetini bağlamak, köstek olmak, lafa tutmak, oyunbozanlık etmek, öfkesini yenmek, önüne geçmek, önünü almak/kesmek, planını bozmak, sekteye uğratmak, set çekmek, suyu başından kesmek, takoz koymak, taş koymak, tedbir almak, yasak etmek, yolunu kesmek, zorluk çıkarmak karş. kolaylaştırmak ? baltalamak, savsaklamak, tebelleş olmak, yadsımak
önlük i. elbise, göğüslük, peştemal, tulum
önoluş i. fırsat, kader
önoluşum i. fırsat, kader, yazgı
önsel i. ilkin
önsezgi i. duygu
önsezi i. içgüdü
önsöz i. başlangıç, giriş, girişlik, mukaddeme, mukaddime karş. ısırmak ? emmek, selamlamak
öntasar i. karalama, kroki, layiha, maket, müsvedde, tasarı
önümüzdeki s. ertesi, ilerdeki, müstakbel, sonraki
önüne gelen s. dikkatsiz, herhangi
önünü almak f. ket vurmak
önünü kesmek f. ket vurmak
öpme i. öpücük
öpücük i. buse, öpme
ördürmek f. dokutmak, onartmak, yamalatmak, yamatmak
ören i. harabe, kalıntı, virane, yıkıntı
örf i. adet, alışkanlık, alışkı, anane, gelenek, görenek, töre, yapılageliş
örgen i. organ, üye
örgenlemek s. düzenlemek, planlamak
örgensel i. organik
örgü i. perçem
örgüt i. birlik, cümle, dizge, ekip, federasyon, holding, konfederasyon, kuruluş, kurum, lonca, manzume, organisazyon, parti, sendika, sistem, şebeke, takım, teşkilat, teşekkül ? dernek, grup, işletme
örgütçü i. kurucu, teşkilatçı
örgütleme i. düzenleme, teşkil
örgütlemek f. düzenlemek, ıslah etmek, planlamak, sistemleştirmek, tanzim etmek, teşkilatlandırmak
örgütlü s. teşkilatlı karş. örgütsüz
örmek f. dokumak, onarmak, tamir etmek, yamamak
örneğin i. açıkçası, doğrusu, hakçası, hasılı, mesela, sözgelimi, sözgelişi, temsil, velhasıl, yani dey. aslına bakarsan, başka bir değişle, diyelim ki, en hafif tabiriyle, farz edelim ki, hasılı velkelam, sayalım ki, senin anlayacağın, söz gelimi/elişi/temsili, sözün kısası, tabiri caizse
örnek i. biçim, emsal, eşantiyon, fason, formül, göstermelik, kalıp, kip, kopya, manken, misal, model, mostra, mostralık, numune, numunelik, örneklik, patron, prototip, suret, tıpkı, tıpkısı, timsal, tip ? tasarı
örneklik i. numune, örnek, patron
örnekseme i. analoji, karşılaştırma, kıyas
örneksemek f. karşılaştırmak, kıyas etmek, mukayese etmek
örselemek f. bozmak, dövmek, eskitmek, halsizleştirmek, hırpalamak, sarsmak, sopa atmak, tepelemek, yıpratmak, zedelemek dey. canlılığını azaltmak, güçten düşürmek karş. canlandırmak, onarmak
örselenmek f. aşınmak, bozulmak, çatlamak, dağılmak, dökülmek, erimek, eskimek, hırpalanmak, kırılmak, kötüleşmek, pejmürdeleşmek, yıpranmak, zedelenmek karş. yenilenmek
örselenmiş s. eskimiş, harap, köhne, kullanılmış, lime lime, paramparça, partal
örtbas etmek affetmek, gizlemek, hoş görmek, perdelemek
örtenek i. deri, kıl, kürk, pul, tüy, zar
örtme i. alalama, istila, kamuflaj
örtmek f. alalamak, almak, basmak, bastırmak, boğmak, bürümek, çökmek, gizlemek, istila etmek, kamufle etmek, kapamak, kaplamak, kapatmak, maskelemek, peçelemek, perdelemek, saklamak, sarsmak, tutmak, yayılmak, yaymak dey. açığını örtmek, belli etmemek, gizli tutmak, istila etmek, kamuflaj yapmak, kamufle/örtbas etmek, perde çekmek, saklı tutmak, üstüne çekmek karş. belli etmek, yok olmak
örtü i. ambalaj, başörtüsü, cicim, duvak, gömlek, halı, kap, kılıf, kilim, kın, mahfaza, maske, sadak, perde, yaygı, zarf
örtük s. gizli, kapalı, meçhul, örtülü, örtülmüş, saklı, zımni
örtülmek f. perdelenmek, yumulmak
örtülmemiş s. açık
örtülmüş s. kapanık, örtük
örtülü s. belirsiz, gizli, hafi, imalı, kapalı, mahrem, maskeli, meçhul, müphem, örtük, peçeli, saklı, zımni karş. açık
örtünmek f. gizlenmek, kapanmak, perdelenmek, pusmak, saklanmak, siperlenmek, yaşmaklanmak karş. açılmak
örtüsüz s. açık, boş, cascavlak, cavlak, çıplak
örülmek f. onarılmak
örümcek kafalı kaba sofu
öte i. aşağı, aşkın, diğer, fazla, ırak, ileri, ileride, kıç, mesafeli, ötede, uzak karş. yakın
öteberi i. ıvır zıvır, şey
ötede s. fazla, ileri, ileride, ırak, öte
ötedeki s. beriki, dış
öteden s. aşkın
öteki s. aynılık, beriki, diğer, gayrı, öbür, öbürü, yekdiğeri
ötekisi i. başkası
ötme i. terennüm
ötmek f. cıvıldamak, kukuruklamak, sayramak, serenat yapmak, şakımak, şakramak, ünlemek, üveymek, yırlamak dey. dal dal ötüşmek, dem çekmek, kulaklarında çınlamak, makara çekmek, şarkı söylemek, türkü çağırmak/söylemek ? bağırmak, şarkıcı
ötürü i. çünkü, dolayı, haysiyetiyle, için, nedeniyle, sayesinde, sebebiyle, yüzünden
öveç i. koyun
övgü i. ağıt, alkış, alkışlama, eleştiri, meth, methiye, naat, övme, sena karş. yergi
övme i. alkışlama, eleştiri, meth, övgü
övmek f. alkışlamak, ballandırmak, lehinde olmak, methetmek, sena etmek, tebcil etmek, ululamak, yüceltmek dey. alkış tutmak, ayyuka çıkarmak, göklere çıkarmak/uçurmak, hoş tutmak, iltifatta bulunmak, iyi konuşmak/söylemek, lehinde bulunmak, lehine konuşmak, methü sena eylemek, öve öve göklere çıkarmak, sırtını sıvazlamak, sitayişle bahsetmek, türküsünü söylemek, yağlayıp ballamak karş. azarlamak, sövmek, yermek ? iltifat etmek, eleştirmek, yaltaklanmak, yalvarmak
övücü s. okşayıcı
övülmek f. yüceltilmek
övünç i. iftihar, kıvanç, övünce, övünme, şeref, tefahür karş. utanç
övünçlü s. kıvançlı
övüngeç s. iddialı, övüngen
övüngen s. benci, çalımlı, fodul, gösterişçi, gururlu, iddialı, kasıntı, kibirli, kurumlu, nispetçi, mağrur, övüngeç, tafracı dey. ağzı büyük, şeyhin kerameti, kendinden menkul, yüksekten atıcı karş. alçak gönüllü ? bencil, çalım, kibirli, yalancı
övünme i. afurtafur, böbürlenme, büyüklenme, caka, çalım, gösteriş, kabarma, kibir, kurum, nispet, övünç, şişinme, tafra, tavır
övünmek f. büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kasılmak, kibirlenmek, kurulmak, kurumlanmak, şişinmek dey. bol paçadan atmak, büyük söylemek/söz söylemek, büyüklük taslamak, çalım/caka/fiyaka satmak, deliye dönmek, hindi gibi kabarmak, kıvanç duymak, övünmek gibi olmasın
övüş i. alkışlama, eleştiri
övvelce z. evvela
öykü i. anlatı, destan, efsane, epope, esatir, fabl, fıkra, hikaye, kıssa, lejant, masal, menkıbe, mesel, mit, olay, öykünce, roman, söylence
öykücü i. muharrir, yazar
öyküleme i. anlatı, hikayeleme,
öyle i. adamakıllı, aynı, bilinen, evet, güzelce, kıyasıya, malum, olur, ondan, öylece, öylesi, peki, pir, sunturlu, tamam, tıpkı, yaman dey. o biçimde/denli/derece/kadar/tarzda/olda, ona benzer, onun aynı/benzeri/eşi/gibi
öylece z. böylece, öyle
öylecene z. böylece
öylelikle z. böylece
öylemesine z. adamakıllı, güzelce, kıyasıya, sunturlu, yaman
öylesi s., z. öyle
öylesine s. adamakıllı, aşırılık, çok, güzelce, kıyasıya, pir, sunturlu, yaman
öyleyse z. şu halde
öz i. asıl, arı, arık, can, cevher, çekirdek, damıtık, doğrusu, esans, esas, gerçek, halis, hamur, has, hilesiz, iç, içyüz, iskelet, katıksız, katkısız, kaynak, kendi, kök, köken, maya, menşe, mesnet, nefis, nüve, ruh, sade, saf, safi, som, temel, töz, yalın, yalınç, zat ? arı, gerçek, özet
öz saygı i. ciddiyet, haysiyet, şeref
öz varlık anamal
öz yapı maya, meşrep, mizaç
özdekçi i. maddeci
özden z. gerçekten
özdeş i. aynı, bir, denk, denkteş, eş, eşit, farksız, haldeş, hemdal, keza, kopyası, koşut, misil, muvazi, müsavi, ondan, tıpkı karş. ayrı
özdeşlik i. aynılık, benzerlik, denge, denklik, koşutluk, paralellik
özdeyiş i. atasözü, cümle, ibare, slogan, söz, vecize
öze i. has, için, münhasır, özgü
özel i. ayrı, ayrıcalıklı, ayrık, bağlantısız, benzersiz, değişik, eşref, garip, has, hususi, istisnai, münhasır, müstakil, kişisel, mahrem, şahsi, özgü, şahsi, zat, zati karş. genel, umumi ? özgü
özellik i. ayrılık, başkalık, benlik, çeşni, hassa, hassas, hususiyet, kalite, karakter, karakteristik, keyfiyet, kişilik, mahiyet, nefis, özellik, özgünlük, şar, vasıf ? nitelik, anlayış
özellikle i. bilhassa, hassaten, hele, hem, ille, münhasıran, öncelikle
özelliksiz s. basit, basmakalıp, bayağı, beylik, döküntü, gelişigüzel, harcıalem, kişiliksiz, klişe, olağan, renksiz, rutin, sıradan, tabii
özen i. ağırlama, bakım, dikkat, dikkatli davranmak, ihtimam, itina, temkin, titizlik karş. dikkatsizlik
özendirici s. kışkırtıcı
özendirme i. alkışlama, teşvik
özendirmek f. alevlendirmek, aşılamak, ayaklandırmak, ayartmak, azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtmek, dürtüklemek, gayretlendirmek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, işlemek, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, körüklemek, moral vermek, parmaklamak, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. aklına koymak, aklını çelmek, ballandıra ballandıra anlatmak, moral vermek, tahrik etmek, teşvik etmek karş. vazgeçirmek
özengen i. amatör, heveskar, meraklı
özenle z. adamakıllı, güzelce, titizlikle
özenli s. dakik, derli toplu, dikkatli, intizamlı, meraklı, mızmız, muntazam, müşkülpesent, onat, titiz dey. iki dirhem bir çekirdek
özenlilik i. dikkat, titizlik
özenme i. ağırlama, dikkat, gıpta, ihtimam, itina, titizlik
özenmeden z. veresiye
özenmek f. başlamak, çatlamak, dikkat etmek, dikkatli davranmak, girişmek, ihtimam göstermek, ihtiyatlı olmak, ilgilenmek, imrenmek, iştahlanmak, itina etmek, kıskanmak, önemsemek, sıvanmak, soyunmak, tedbirli olmak, titizlenmek, titizlik etmek, uğraşmak, yapınmak, yutkunmak dey. adımını denk almak, arzu etmek, ayağını denk/ tek/ tetik almak, canı istemek, çöp atlamamak, çuval ağzı açmak, dikkat göstermek/kesilmek, dikkatini vermek, dikkatli davranmak, eğilimi olmak, emek çekmek/vermek/sarfetmek, gıpta etmek, göz nuru dökmek, gözünü açmak/dört açmak, güderi eldivenle muamele etmek, heves etmek, içi çekmek, ihtimam göstermek, ihtiyatı elden bırakmak, ihtiyatlı davranmak, ince eğirip sık dokumak/eleyip sık dokumak, istek duymak, itina göstermek, kendini vermek, kılı kırk yarmak, kibarlık taslamak, kulaklarını dikmek, özenip bezenmek, taklit etmek, tedarikli bulunmak, tedbiri elden bırakmamak, tedbirli olmak, titizlik etmek/göstermek, uyanık bulunmak, üstünde durmak karş. tiksinmek, umursamamak ? önemsemek, titiz, uğraşmak
özenmemek f. salmak
özensiz s. çapraşık, dağınık, dalgacı, dikkatsiz, entipüften, fütursuz, gelişigüzel, gevşek, girift, girişik, ihtimamsız, intizamsız, itinasız, kaba saba, karışık, layettayin, pasaklı, paspal, rabıtasız, rasgele, savruk, savsak, sudan, şapşal, şişirmece, tertipsiz, veresiye, yalandan, yüzeysel dey. baştan savma, derme çatma, kavaf işi, körü körüne, önüne arkasına bakmadan, önüne gelen, üstünkörü, yalan yanlış, yalap şap, yarım yamalak karş. özenli
özensizce z. şöyle bir
özensizlik i. aldırmazlık, dikkatsizlik, sorumsuzluk
özenti i. arzu, dilek, gaye, gönül, içtepi, istek, istem, iştah, talep
özentili s. düzmece, pırıl pırıl, sahte, uydurma, yapmacık, yapmacıklı, zahiri
özentisiz s. alelâde, basit
özerk i. azade, azatlı, bağımsız, bağlantısız, erkin, hür, muaf, muhtar, müstakil, otonom, özgür karş. bağımlı
özerkli s. özgür
özerklik i. bağımsızlık, hürriyet, istiklal, muhtariyet, serbestlik
özet i. fezkele, hülasa, icaz, icmal, ihtisar, kısaltma, not, vecize, yazı ? arı, öz
özetle z. hâsılı, velhasıl, yani
özge s. ayrı, bambaşka, başka, diğer, has, münhasır
özgeci s. fedakar, hamiyetli, hüsniniyetli, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, oğuz
özgecil s. esirgemez, özverili
özgecilik i. esirgemezlik, özveri
özgelik i. ayrılık, ayrım, fark
özgü i. ait, bilhassa, diğer, has, için, mahsus, muhtas, münhasır, öze, özel ? ait, özel
özgül s. cins, çeşit, nevi, tür
özgüleme i. tahsis
özgülemek f. hasretmek
özgülük i. hassa, hususiyet
özgün i. asıl, asli, bambaşka, eksantrik, fevkalade, garip, hakiki, ilginç, mümtaz, orijinal, tipik karş. kopya
özgünlük i. ayrılık, bekâret, karakteristik, orijinallik, özellik
özgür s. azade, azat, azatlı, bağımsız, bağsız, bağlantısız, başıboş, erkin, hür, kayıtsız, koşulsuz, muaf, muhtar, münhasır, müstakil, özerk, özerkli, serazat, serbest, tutuksuz dey. başıboş dolaşma, başına buyruk, başlı başına buyruk, hiçbir koşula bağlı değil, karışanı görüşeni yok, nerde akşam orda sabah, sere serpe karş. bağımlı, tutsak, tutuklu
özgürlük i. bağımsızlık, erkinlik, hürriyet, istiklal, karakteristik, muhtariyet, serbesti, serbestlik karş. tutsaklık
özlem i. arzu, dilek, gaye, gönül, hasret, içtepi, istek, istem, iştah, iştiyak, nostalji, özleme, özleyiş ? dilek, özlemek
özleme i. özlem, özleyiş
özlemek f. aramak, gıpta etmek, hasret çekmek, imrenmek, iple çekmek, istemek, sayıklamak, susamak dey. burnunda tütmek, burnunun direği sızlamak, dört gözle beklemek, göreceği gelmek, göresi gelmek, gözleri yollarda/gözü yolda kalmak, gözünde tütmek, gurbet çekmek, günleri saymak, hacı bekler gibi beklemek, hasret çekmek/kalmak, iple çekmek, iştiyak duymak, mis gibi burnunda tütmek, özlem çekmek/ duymak, rahmet okutmak, yolunu beklemek/gözlemek ? beklemek, istemek, imrenmek, özlem, ummak
özlenti i. özleyiş
özleşmek f. arılaşmak, arınmak, olgunlaşmak, yoğunlaşmak karş. yozlaşmak
özleyiş i. hasret, özlem, özleme, özlenti, tahassür
özlü s. cevherli, hilesiz, koyu, veciz, yoğun
özlük i. evsaf, içyüz, kalite, keyfiyet, kişi, mahiyet, nitelik, renk, şahsi, vasıf, zamir, zat
öznel i. kişisel, sübjektif karş. nesnel
öznelcilik i. birelselcilik
özümleme i. hazım
özümsemek f. benimsemek
özünden z. kendiliğinden
özür i. aksaklık, arıza, ayıp, bahane, bozukluk, çaparız, çürüklük, defo, eksiklik, elverişsizlik, falso, gaf, galat, gerekçe, halel, hata, hikmet, illet, kabahat, kir, kötülük, kulp, kusur, mazeret, nakısa, neden, noksan, noksanlık, pot, sakatlık, sebep, şaibe, vesile karş. kusursuzluk, mazeretsiz
özür dilemek f. bağışlatmak, itizar etmek dey. af dilemek, gönlünü almak, günah çıkartmak, mağfiret dilemek, mazeret beyan etmek, sözünü geri almak, tarziye vermek, tövbe istiğfar etmek ? pişman olmak, uslanmak
özürlü s. bozuk, defolu, eksik, illetli, kusurlu, mazur, noksan, sakat, suçlu, şaibeli karş. özürsüz
özürsüz s. eksiksiz, gerekçesiz, kusursuz, mazeretsiz, mükemmel, nedensiz, sebepsiz karş. özürlü
özürü olan s. mazur
özvarlık i. kapital, resülmal
özveren s. esirgemez, fedakar, hamiyetli, hayırsever, hüsniniyetli, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, özverili
özveri i. diğerkamlık, esirgemezlik, fedakarlık, feragat, özgecilik karş. bencillik
özverili s. esirgemeyen, esirgemez, fedakar, hamiyetli, hüsniniyetli, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, özgecil, özveren, vicdanlı karş. bencil, çıkarcı
özveriyle z. cansiperane, yiğitçe
özyapıca z. doğuştan






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 112 ziyaretçi (213 klik) kişi burdaydı!