Sozluk Sitesi
  I
 

ı ıh! ü. hayır
ıh! ü. ah, of!, pöf!, uf
ıhlamak f. inildemek, inlemek, oflamak, uflamak dey. ah çekmek/etmek, ahuvah etmek, oh çekmek, şikayet etmek, uflayıp puflamak
ıhlamur i. içecek
ıkınmak f. uğraşmak, yırtınmak dey. bin güçlükle, darı darına, güç bela, ıklaya sıklaya, ucu ucuna, zor bela
ılgıt ılgıt z. aheste
ılıca i. artezyen, hamam, kaplıca, kaynak, pınar
ılıcak i. ılık, sıcacık, sıcak
ılık i. ılıcak, ılıkça, ılıman, ısınmış, serin, sıcakça
ılım i. ölçülülük, dengelilik, ölçülülük karş. aşırılık
ılıman s. ılık, mutedil, sıcacık, sıcak
ılımlı s. ağızsız, akıllı, aşırı değil, barışçı, dengeli, geniş, halim, hesaplı, heyecansız, hoşgörülü, insaflı, mazlum, merhametli, munis, mutedil, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, oranlı, orta, öfkesiz, ölçülü, sakin, serinkanlı, sinirsiz, tartılı, toleranslı, uyuşkan, vasat dey. ne şiş yansın ne kebap, orta şekerli, tatlı sert karş. aşırı, fanatik, hiddetli, ölçüsüz ? soğukkanlı, uysal
ılımlılık i. hoşgörü, tolerans
ılındırmak f. aşılamak
ıra i. haslet, hilkat, huy, karakter, maya, meşrep, mizaç, tabı, tabiat, tıynet, yaradılış
ırak i. ayrı, mesafeli, öte, ötede, uzak, uzakta dey. cehennemin bucağı/dibi, dünyanın bir ucu, dünyanın öbür ucu
ıraklaştırmak f. atmak
ıraklık i. ara, aralık, es, fırsat, uzaklık
ıraksamak f. sanmamak, ummamak, uzaksamak dey. ihtimal vermemek, imkan tanımamak, mümkün görmemek, olası görmemek, umudu/ümidi olmamak, ümitli olmamak
ırgalanmak f. bıngıldamak, çırpınmak, dalgalanmak, depreşmek, devinmek, irkilmek, kımıldanmak, kıpırdanmak, kıvranmak, oynamak, önemsemek, sallanmak, sarsılmak, sendelenmek, titremek, titreşmek, umursamak dey. rahatsız olmak, tedirgin olmak, umurunda olmak, yerinden oynamak karş. umursamamak
ırgat i. amele, ayakçı, çalışan, emekçi, işçi, köylü, proleter, rençber, yamak, yanaşma, ziraatçi
ırk i. cins, çeşit, familya, halk, kategori, nevi, nitelik, sınıf, sosyete, soy, sülale, tip, tür
ırkçı i. bağnaz, bozguncu, fanatik, faşist, gerici, konservatif, muhafazakar, mutaassıp, mürteci, tarikatçı, ticani, tutucu, yobaz karş. hoşgörülü, ilerici
ırkçılık i. irtica
ırmak i. akarca, akarsu, ayak, çay, dere, nehir, pınar, su
ırz i. ahlak, iffet, namus, onur dey. ırz namus tertemiz, ırza geçme/tecavüz/kırık/namusu yerinde/olma, ırzına geçme ? ahlak
ırz ehli s. adaletli
ısı i. hararet, kalori, sıcak, sıcaklık ? sıcak, soğuk
ısınamamak f. garipsemek, tuhaf bulmak, yadırgamak
ısınmak f. alışmak, beğenmek, benimsemek, hazlanmak, hazzetmek, hoşlanmak, hoşlaşmak, kabullenmek, kızışmak, pişmek, sahiplenmek, sıcaklaşmak, tutmak, üstlenmek, üşümemek, yakınlaşmak, yüklenmek dey. harareti artmak, kendine mal etmek, sahip çıkmak, sıcak duruma gelmek/hissetmek, sıcaklığı artmak, üşümesi geçmek karş. hoşlanmamak, soğumak
ısınmış s. hararetli, ılık, kaynar, kızgın, kızmış, sıcacık, sıcak, yakıcı karş. soğumuş
ısırmak f. çiğnemek, dalamak, dişlemek, gagalamak, gevelemek, gevmek, kapmak, kemirmek, koparmak, sokmak, yemek dey. diş geçirmek, ısırık almak/atmak/kapmak karş. öpmek ? yaralamak, yemek
ıskarta i. adi, aşağı, aşağılık, çöp, çurçur, değersiz, fena, fos, havacıva, hakir, hiçten, hor, kıymetsiz, kof, kötü, külüstür, moloz, naçiz, önemsiz, paçavra, seviyesiz, tapon, turfa karş. değerli
ıskonto i. ikram, indirim, kırı, tenzilat, ucuzluk karş. zam
ıskonto yapmak f. eksiltmek
ıskontolu s. iktisadi, indirimli
ıslah i. dönüşme
ıslah etmek f. düzeltmek, düzenlemek
ıslah etmek f. derlemek, düzenlemek, düzeltmek, geliştirmek, örgütlemek, planlamak, sistemleştirmek, tertiplemek, teşkilatlandırmak, uysallaştırmak, yetiştirmek karş. bozmak
ıslah olmak f. akıllanmak, durulmak, düzelmek, gelişmek, ilerlemek, kusursuzlaşmak, mükemmelleşmek, uslanmak, yatışmak, yetkinleşmek karş. azmak, gerilemek
ıslahat i. arıtma, değişiklik, değişim, devrim, ihtilal, inkılap, iyileştirme, reform, yenileşme, yenilik karş. bozma, gerileme, kötüleştirme
ıslahatçı i. devrimci, ilerici, inkılapçı, modern, reformcu
ıslahevi i. cezaevi, hapishane, tutuk evi
ıslahhane i. cezaevi, hapishane, mahpushane, tutuk evi
ıslak i. nemli, rutubetli, sırılsıklam (sırsıklam), yaş dey. ıslak tavuk, kalafatçı köpeği, sıçana dönmüş, su gibi, sucuk gibi, sudan çıkmış fare gibi, vıcık vıcık karş. kuru ? su
ıslaklık i. nem
ıslanmak f. sulanmak dey. ıslak kargaya dönmek, sıçana dönmek, su kapmak, sucuk gibi ıslanmak/olmak/kesilmek, sudan çıkmış sıçana dönmek
ıslatma i. sulama
ıslatmak f. dövmek, kutlamak, kutlulamak, nemlendirmek, rutubetlendirmek, pataklamak, sulamak karş. kurutmak, sevmek
ıslıklamak f. batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, hicvetmek, karamak, kınamak, kötülemek, kritik etmek, suçlamak, taşlamak, yermek, yuhalamak, yermek, zemmetmek dey. ıslığa tutmak, ıslık çalmak, yuf borusu çalmak/okumak, yuha çekmek, yuhaya tutmak, yerin dibine batırmak karş. alkışlamak
ısmarlamak f. ayırtmak, gıpta etmek, havale etmek, istemek, peylemek, rica etmek, rica etmek, sipariş etmek, söylemek, susamak, talep etmek, talip olmak, tembihlemek, tembih etmek dey. emanet etmek, emniyet etmek, sipariş almak/etmek/vermek karş. hazır almak ? emretmek, istemek
ısrar i. baskı, cebir, direnç, istibtad, iteleme, sıkıştırma, sıkıdüzen, üsteleme, zor, zorlama karş. özgür bırakma
ısrar etmek f. asılmak, baskılamak, direnmek, diretmek, tazelemek, tekrarlamak, tutturmak, üstelemek, yinelemek, zorlamak dey. ayak diremek, baltayı kapıya asmak, baskı yapmak, başının etini yemek, çarşambadır çarşamba demek, disipline sokmak, döne döne aramak, inat etmek, tekrar etmek
ısrarlı s. azimli, dimdik
ıssız s. bomboş, boş, dımdızlak, halvet, hücra, tenha, terk edilmiş, ücra, insansız, kimsesiz, kuytu, sahipsiz, sapa, şenliksiz, tamtakır, tekin, tenha, terkedilmiş, uzak, yaban, yalnız dey. Allahı çok insanı az, cinler cirit oynamak, dağ başı, ecinniler top oynuyor, el ayak çekilmiş, fare düşse başı yarılır, fareler cirit atıyor/oynuyor, ıssız eve it girer gibi, in cin top oynuyor/yok, karga sekmez, kuş uçmaz kervan geçmez, ortalıkta cinler cirit atmak/oynuyor, sıçan düşse başı yarılır, tamtakır kırmızı/kuru bakır karş. dolu, kalabalık ? kuytu, sessiz, uzak
ıssızlaşmak f. yalnızlaşmak dey. el ayak çekilmek, el etek çekilmek, ıssız kalmak, ıssızlık çökmek
ıssızlık i. yalnızlık
ıstırap i. acı, ağrı, azap, buru, buruntu, çile, dert, elem, esef, eza, eziklik, eziyet, gaile, gam, gariplik, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, işkence, kabus, kahır, kaygı, keder, ölüm, sancı, sıkıntı, sızı, üzüntü, yanma, yas, yazıklanma, yeis, zonklama karş. haz
ıstırap vermek f. acıtmak, ağrıtmak, incitmek, inletmek, mahvetmek, üzmek karş. haz vermek
ıstıraplı s. cefakar, çileli, sıkıntılı, tasalı, üzgün
ışık i. aydınlık, far, fener, fer, flaş, ışıldak, ışıltı, ışıma, ışın, kandil, lamba, mum, nur, parıltı, pırıltı, projektör, revnak, şavk, şimşek, yakamoz, ziya dey. akıl vermek/hocalığı yapmak, kılavuzluk etmek, nasihat etmek, rehberlik etmek, salık vermek, tavsiye etmek, telkin etmek, tembih etmek, yol göstermek karş. karanlık ? ateş, lamba
ışık saçma i. çakma
ışık verme i. çakma
ışıklandırmak f. aydınlatmak, donanmak, süslemek, süslenmek
ışıklanmak f. aydınlanmak
ışık tutmak f. aşılamak, öğütlemek, öğretmek, önermek
ışıklı s. aydın, aydınlık, cilalı, ışıltılı, nurani, nurlu, par par, parıl parıl, parıltılı, parlak, pırıl pırıl, rahşan, ziyadar dey. ayna gibi, çıldır çıldır, günlük güneşlik, ışığı bol, ışıl ışıl, par par, parıl parıl, pırıl pırıl, şıldır şıldır, şıkır şıkır, yalap yalap karş. sönük
ışıldak i. aydınlık, far, fener, ışık, lamba
ışıldama i. çakma, parıltı, parlaklık
ışıldamak f. parlamak, yanmak
ışıldatma i. perdah
ışıldatmak f. parlatmak
ışıldayış i. parlaklık
ışıltı i. aydınlık, cila, far, fener, ışık, nur, şavk, şimşek
ışıltılı s. ışıklı, nurani, nurlu, par par, parıl parıl, parlak, pırıl pırıl, rahşan, yaldırak dey. ayna gibi, çıldır çıldır, ışıl ışıl, parıl parıl, pırıl pırıl, şıldır şıldır
ışıltısız s. donuk
ışıma i. aydınlık, far, fener, ışık, nur, parıltı, revnak, şavk, şimşek, ziya
ışımak f. ağarmak, aydınlanmak
ışın i. aydınlık
ışın i. fener, ışık, nur, parıltı
ışın demeti i. huzme
ıtır i. koku
ıtriyat i. koku, kolonya, parfüm
ıtriyatçı i. parfümeri
ıvır zıvır i. boş, değersiz, hor, kof, öteberi
ızbandut gibi i. azman, balaban, büyük, cesametli, cüsseli, çaplı, irikıyım, iriyarı karş. ufak tefek
ızgara i. mangal, ocak, soba
ıztıraplı s. mustarip
iade etme i. teslim
iade etmek f. çevirmek, istememek, kaytarmak, ödemek, reddetmek, tepmek, vermek, yadsımak dey. geri çevirmek/göndermek/vermek, iadei afiyet etmek, iadeli taahhütlü göndermek, kabul etmemek, karşılık vermek, misillemede bulunmak, mukabele etmek, razı olmamak, veto etmek
iadeli s. cevaplı
iane i. bağış, fitre, katkı, teberru
iaşe etme i. besleme
iaşe etmek f. beslemek
ibadet i. ayin, din, dua, ilahi, kült, namaz, niyaz, oruç, tapınma, tapma
ibadethane i. mabet, tapınak
ibadullah i. birçok, bol, bunca, çok, dolgun, fazla, fazlasıyla, gür, hesapsız, kabarık, kesretli, külliyetli, mebzul, müteaddit, müzdat, nice, ölçüsüz, sayısız, sürüyle, tonla, yığınla, zengin, ziyade, ziyadesiyle dey. avuç avuç, az buz değil, bin bir, bir alay/dolu/hayli/nice/sürü/yığın, bol bol, dünya kadar, fazla fazla, fersah fersah, gani gani, hadsiz hesapsız/hudutsuz, hatırı sayılır, hayliden hayliye, hesaba gelmez, ıklım tıklım, kıyamet kadar, kum gibi, nice nice karş. kıt
ibare i. cümle, cümlecik, deyim, deyiş, ifade, laf, metin, özdeyiş, söz, tabir, terim, tümce, vecize, yazı
iblis i. cadı, cin, gulyabani, hortlak, ifrit, şeytan, uğursuz, zebani
ibra i. aklama karş. suçlama
ibraz i. gösterme dey. açığa çıkarma, gözler önüne serme, meydana çıkarma, ortaya çıkarmak, ortaya koymak
ibraz etmek f. açıklamak, göstermek dey. açığa çıkarmak, meydana çıkarmak, ortaya çıkarmak/koymak
ibre i. gösterge
ibret i. acaip, anlama, anlayış, belleme, bilgilenme, çirkin, ders, garip, kötü, öğrenme, sakil, tuhaf dey. bilgi edinme, ders alma, ibret alma, ibret dersi, ibret olma, ibret-i âlem için, ibretin kudreti, ibretin kuvveti, örnek olma
ibret almak f. akıllanmak, anlamak, öğrenmek, uslanmak dey. aklı başına gelmek, ders almak, gözü açılmak, hisse almak/kapmak, kıssadan hisse almak, kulağına küpe olmak, örnek almak ? anlamak, gözü açılmak, uslanmak
ibrik i. testi
icabet etmek f. bulunmak, itaat etmek, kabul etmek, muvafakat etmek, razı olmak
icabına bakmak f. çözümlemek, çözmek, halletmek, sonuçlandırmak dey. ortadan kaldırmak, gereğini yapmak/yerine getirmek, sorunu çözümlemek karş. çıkmaza sokmak
icap i. gerek, gereklilik, gerekseme, geriksinme, hacet, ihtiyaç, ister, lüzum, muhtaçlık, zorunluluk dey. itaat etmek, kabul etmek, muvafakat etmek, razı olmak
icat i. buluş, keşif, türetme, üretme, yaratma, yaratış
icat eden i. mucit
icat etmek f. keşfetmek
icaz i. kısaltma, özet
icazet i. cevaz, destur, imtiyaz, izin, karne, lisans, mezuniyet, müsaade, permi, ruhsat, yetki
icazet vermek f. onaylamak
icazetname i. belge, berat, diploma, ehliyet, ehliyetname, şahadetname, tasdikname, tezkere
icbar i. istibdat, zorlama
icmal i. kısaltma, özet
icra i. amel, ameliye, çalışma, edi, edim, eylem, faaliyet, fiil, fiiliyat, gerçekleştirme, hareket, harekât, icraat, ifa, infaz, iş, işlem, muamele, pratik, tatbik, tatbikat, uygulayım, uygulama, yapma, yürütme, yürütüm dey. eyleme geçirmek, faaliyete geçmek, harekete geçmek/başlatmak, icraat yapmak, icrayı faaliyet vermek, ifa etmek, infaz etmek, işlemi tamamlamak, tatbik etmek, tatbikata koymak, yerine getirmek, yürürlüğe koymak
icra etmek f. gerçekleştirmek, uygulamak, yapmak, yürütmek
icraat i. amel, ameliye, çalışma, eylem, faaliyet, harekat, icra, ifa, infaz, işlem, pratik, tatbikat, uygulama, yapma, yürütüm
icracı i. hanende, müzisyen, şarkıcı
iç i. akıl, can, dahil, dahili, derun, gönül, içeri, içerik, içerlek, içrek, içten, irade, istenç, kalp, karın, maneviyat, muhteva, öz, ruh, yürek karş. dış, hariç
iç darlığı i. bıkkınlık, daralma
iç sıkıntısı i. bıkkınlık, bunalım, bunalma
iç tırmalayan s. canhıraş
iç tüzük i. talimatname, tüzük
içbaşkalaşım i. değişim
içecek i. alkol, aperitif, ayran, boza, çay, dem, gazoz, ıhlamur, içki, işret, kahve, kakao, kola, limonata, mey, müsait, maden suyu, meşrubat, rızk, soda, süt, su, şerbet, şıra, şurup, tükenmez
içeri s. dahil, dahiliiç
içeri girmek f. borçlanmak, kaybetmek, ütülemek, yitirmek, yutulmak, züğürtlemek dey. açık vermek, gereğinden çok harcamak, zarara girmek/uğramak, zarar/ziyan etmek karş. kâr etmek
içerik i. anlam, deyiş, iç, ifade, mana, meal, metin, tema
içerilen s. dahil
içerlek s. iç, kuytu, sapa, siper
içerleme i. garaz, gazap, hınç, husumet, incinme, kin, kızma, nefret, nefsaniyet
içerlemek f. alınmak, bozulmak, bozuşmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, ihtilafa düşmek, incinmek, kırılmak, kin tutmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, soğumak dey. ağır gelmek, ağırına gitmek, arası açılmak/bozulmak, araya soğukluk girmek, boykot etmek, onuruna dokunmak, rencide olmak
içerlemiş s. kavgalı, kırgın, rencide, şekerrenk
içerme i. ihtiva
içermek f. almak, barındırmak, basmak, bastırmak, bulundurmak, çevrelemek, ihtiva etmek, kaplamak, kapsamak, kavramak, sarmak, sığdırmak, sıkıştırmak, taşımak dey. dahil etmek, havi olmak, içine almak, istila etmek, muhtevi olmak, şamil olmak karş. dışarda bırakmak
içgüdü i. dürtü, güdü, insiyak, önsezi, sezgi ? etken, yaradılış
içi geçmiş s. atıl, bezgin
içici s. sarhoş
içilebilen s. tatlı
içim i. anlatım
için i. ayrılmış, binaen, binaenaleyh, çünkü, dair, dayanarak, dolayı, dolayısıyla, düşüncesiyle, göre, has, hasebiyle, haysiyetiyle, mahsus, münhasır, naşi, nedeniyle, ötürü, öze, özgü, sebebiyle, yüzünden, zira
içinde i. boyu, boyunca, müddetle, orta, sırasınca, sırasında, süresince, süreyle, zarfında ? dönem, zaman
içine kapanık i. çekingen
içirmek f. çatlatmak, emdirmek, emzirmek, yedirmek, yutturmak
içirtme i. emdirme
içirtmek f. akıtmak, aktarmak, doldurmak, dökmek, şırınga etmek
içki i. alkol, aperitif, bade, dem, içecek, işret, mey, müsait ? içmek, rakı, sarhoş, sarhoş olmak
içkici i. akşamcı, alkolik, ayyaş, içkisever karş. yeşilaycı
içkili s. esri, esrek, körkandil, köskütük, küfelik, mahmur, mest, sarhoş, sermest, yüklü, zilzurna dey. akşamdan kalma, eski kulağı kesik, kafası/başı dumanlı, kafayı bulmuş, keyfi yerinde
içkisever s. ayyaş, içkici, sarhoş
içlendirici i. acıklı, yanık
içlendirmek f. etkilemek, hislendirmek, müteessir etmek
içlenme i. duygululuk, esef, ezinç, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, üzüntü, yeis
içlenmek f. acıklanmak, acılanmak, acımak, dertlenmek, duygulanmak, elemlenmek, etkilenmek, gamlanmak, garipsemek, hislenmek, hüzünlenmek, kahırlanmak, kahretmek, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, mahzunlaşmak, tasalanmak, üzülmek, paralanmak karş. sevinmek
içlenmiş s. acılı, dargın, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, şekerrenk
içli i. cefakar, çileli, duyar, duyarlı, duygulu, duygun, duygusal, hassas, hisli, ince, lirik, merhametli, rakik, romantik, sevecen, sıkıntılı, tasalı, üzgün karş. vurdumduymaz
içlidışlı i. canciğer, laubali, samimi, senlibenli, teklifsiz, yakın dey. aralarından su sızmaz, sıkı fıkı, yüz göz olmuş karş. teklifli
içlilik i. hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ihtisas, üzüntü
içme i. artezyen, ılıca, kaplıca, kaynak, pınar
içmek f. atıştırmak, atmak, çekmek, demlenmek, devirmek, dikmek, emmek, höpürdetmek, işret etmek, kaşıklamak, soğurmak, sorumak, tüttürmek, yakmak, yudumlamak, yutmak, yuvarlamak dey. alkol almak/kullanmak, başına dikmek, binlik devirmek, cila çekmek/vermek, cura çekmek, dem çekmek, dolu/doluyu çekmek, duman altı olmak, elinden içmek, esrar çekmek, fırt çekmek, fosur fosur içmek, gagayı ıslatmak, hararet söndürmek, içine çekmek, içki almak/içmek/kullanmak, içtikleri su ayrı gitmemek, işret kullanmak, kafa cilalamak, kafaya dikmek, kafayı bulmak/çekmek/tütsülemek, mideyi ateşlemek, nuş etmek, rakı çekmek, şişeyi dikmek, tek atmak, tezgah başı yapmak, yiyip içmek ? eğlenmek, emmek, içki, sarhoş, sarhoş olmak, yemek
içmeler i. kaplıca
içre z. müddetle, süresince, zarfında
içten s. açık kalple, açıksözlü, can, candan, deruni, doğal, doğru, duyarak, gönülden, hakikatli, harbi, hissederek, iç, kalbi, kalpten, muhlis, riyasız, sadık, samimi, samimiyetle, yalansız, yapmacıksız, yürekten dey. açık kalpli/sözlü/yürekli, canı gönülden, canla başla, gönlü açık, içten içe, kalpten gelen, katıla katıla karş. dıştan, görünüşte, ikiyüzlü, sahte, yalancı, yapmacıklı ? dürüst
içtenlik i. açıkyüreklilik, samimilik, tabiilik
içtenlikle z. açıkça, arkadaşça, candan, kalben, kalpten, kardeşçe, muhlis, riyasız, samimiyetle, teklifsizce, yalansız, yapmacıksız, yürekten dey. açık açık, bin can ile, candan gönülden
içtenlikli s. açıksözlü, candan, samimi
içtenliksiz i. samimiyetsiz, yapmacık
içtensiz s. samimiyetsiz
içtepi i. arzu, dilek, gönül, heves, ilca, imren, irade, istek, istem, istirham, iştah, itibar, itki, meyil, murat, özenti, özlem, rağbet, şehvet, şevk, talep, temenni
içtihat i. ide, mütalaa, oy, rey
içtima i. birleşim, brifing, buluşma, celse, duruşma, kavuşum, konferans, konsültasyon, kurul, miting, oturum, panel, sempoziyum, toplanma, toplantı dey. açık oturum, açılış töreni, adi toplantı, karga derneği, yuvarlak masa toplantısı
içtimai i. sosyal, sosyolojik, toplumsal
içtüzük i. yönetmelik
içyüz i. asıl, aslı, doğrusu, gerçek, hakikat, kök, mahiyet, muamma, öz, özlük, sır, zamir
idadi i. medrese, mektep
idam i. cinayet, jenosit, kıyım, linç, öldürme, ölüm, recim, recm, soykırımı, taşlama dey. adam asma, baş kesme, cana kıyma, darağacına çekmek, elektrikli sandalyeye oturtma, giyotine götürme, kurşuna dizme, ölüm cezası, zehir içirme
idam etmek f. asmak,
idam olmak f. asılmak
idame i. dayanma, süregelme, süreklilik dey. devam edegelme/ettirme, kaim olma, sürgit olma
idamlık s. suçlu
idare i. artırma, disiplin, dümen, güdüm, holding, idarehane, işletme, işyeri, kumpanya, kuruluş, makam, müessese, ofis, teşekkül, tutum, tutumluluk, vakıf, yönetim, yönetme, yürütme dey. baş müdürlük, çekip çevirme, ekonomi yapma, harcamaları kısma, iktisat etme, kemerleri sıkma, masrafları kısma, tasarruf etme karş. savurganlık
idare etmek f. biriktirmek, çevirmek, çıkışmak, döndürmek, elvermek, hoş görmek, hükmetmek, karşılamak, kısınmak, yetişmek, yetirmek, yetmek, yönetmek dey. amirlik etmek, başkanlık etmek, çekip çevirmek, ekonomi yapmak, gözünü kapamak/yummak, iktisat etmek/yapmak, imsak etmek, kafi gelmek, kaptanlık etmek, kemerini/kemerlerini sıkmak, kifayet etmek, komuta etmek, kumanda etmek, masrafları kısmak, önderlik etmek, patronluk etmek, reislik etmek, riyaset etmek, tasarruf etmek/yapmak, tedvir etmek, tutumlu davranmak, tutum yapmak, yeterli olmak, yönetmenlik etmek karş. savurganlık etmek, yönetilmek
idareci i. amir, baş, başçı, başkan, dekan, direktör, elebaşı, kahya, kaptan, lider, müride, müdür, önder, patron, reis, rejisör, rektör, şef, usta, ustabaşı, yönetici, yönetmen
idarehane i. daire, idare, işletme, kumpanya, kuruluş, müessese, ortaklı, tesis, teşekkül, vakıf
idareli i. acar, anık, başarılı, becerikli, cimri, ekonomik, hasis, hesabi, hünerli, işgüzar, kabiliyetli, kifayetli, liyakatli, maharetli, mahir, marifetli, nekes, pinti, pratik, tasarruflu, tutumlu, uz, uzel, varyemez, yatkın, yetenekli karş. idaresiz
idaresiz i. başarısız, beceriksiz, cudam, değimsiz, dirayetsiz, hünersiz, kabiliyetsiz, kifayetsiz, liyakatsiz, marifetsiz, müsrif, sakar, savurgan, tutumsuz, yeteneksiz, yetersiz karş. idaareli, marifetli
idaresizlik s. müsriflik
iddia i. dava, dogma, düşünce, faraziye, görüş, hipotez, inanç, karşılaşma, konuşma, kupa, kuram, maç, müsabaka, nas, nazariyat, naziriye, öneri, önerme, plan, sav, tahmin, tasarı, tasarım, tasavvur, teklif, teorem, teori, tez, varsayım, varsayış, yarışma
iddia etmek f. dayatmak, direnmek, diretmek, inatlaşmak, önermek, sabretmek karş. üstelememek
iddiacı i. anut, direngen, diretici, harın, inatçı, keçi, musir, sebatkar, sebatlı karş. usal
iddialaşma i. bahis
iddialı i. benbenci, benci, böbürlenen, çalımlı, gösterişçi, hodpesent, kibirli, nispetçi, övüngeç, övüngen karş. alçakgönüllü
iddiasız i. alçakgönüllü, gösterişsiz, kalender, kibirsiz, kurumsuz, mütevazı, sade, yalın karş. iddialı
iddiasızlık i. sadelik
ide i. açı, düşünce, fikir, görüş, hesap, içtihat, idea, mülahaza, mütalaa, rey, tahayyül, zihniyet
ideal i. amaç, dava, dilek, düş, garaz, gaye, güdek, hedef, kasıt, maksat, mefkure, meram, niyet, rüya, uğur, ülkü
idealist i. ülkücü karş. gerçekçi
idealizm i. ülkücülük
identik i. tıpkı
idman i. alıştırma, antrenman, belleme, cimlastik, çalışma, egzersiz, eğitim, hazırlık, jimnastik, kültürfizik, manevra, spor, talim
idmanlı s. alışık, hazırlıklı
idrak i. akıl, algı, anlak, anlama, anlayış, anlık, bellek, beyin, bilinç, eseme, feraset, hafıza, havsala, irfan, izan, kafa, kavrayış, muhakeme, müdrike, müfekkire, sağduyu, şuur, us, varış, yargılama, zeka, zeyreklik, zihin dey. aklı almak, havsalası almak, havsalasına sığdırmak, intikal etmek, sırrına varmak, takdir etmek, vakıf olmak karş. idraksizlik
idrak etme i. algılama, bilgi
idrak etmek f. algılamak, anlamak, aydınlanmak, çıkarmak, görmek, kavramak, sezinlemek, sezmek, takdir etmek
idrar i. çiş, sidik
idrar yapmak f. işemek
ifa i. amel, ameliye, çalışma, edim, eylem, faaliyet, fiil, fiiliyat, gerçekleştirme, hareket, harekat, icra, icraat, infaz, iş, işlem, muamele, pratik, tatbik, tatbikat, uygulama, yapma, yürütüm
ifa etmek f. uygulamak
ifade i. anlam, anlatım, cümle, deyiş, ibare, içerik, kavram, mana, meal, mefhum, söz, tabir
ifade etmek f. demek, hikaye etmek
ifadeli i. anlamlı, anlaşılır, ihatalı, imalı, manalı, manidar, mantıklı
ifadesiz i. abes, anlamsız, anaşılmaz, güzaf, ipsiz sapsız, manasız, mantıksız, saçma, safsata
iffet i. ahlak, erdem, ırz, namus, perde, sililik karş. iffetsizlik
iffetli s. adaletli, adil, afif, ahlaklı, doğru, doğrucu, dürüst, emin, erdemli, fazıl, faziletli, güvenilir, hakkaniyetli, haksever, haktanır, haluk, harbi, helalzade, inak, inal, iyi, kibar, medeni, mert, mutemet, namuslu, nezih, oğuz, onat, onurlu, seciyeli, yüksek dey. alnı açık/ak, eteği temiz, eteğini göstermez, ırz ehli karş. iffetsiz
iffetsiz s. alçak, adi, ahlaksız, aşifte, bayağı, cibilliyetsiz, fahişe, faziletsiz, hafifmeşrep, hayasız, haysiyetsiz, kahpe, kokot, mahude, mal, namert, namussuz, onursuz, perdesiz, pespaye, rezil, rüsva, seciyesiz, sefih, soysuz, sürtük, şerefsiz, şıllık, şırfıntı, tıynetsiz, yezit, yollu dey. dışı iffetle badana olmuş, ellenmiş dillenmiş, hafif kadın, hafif kız, uçkuruna gevşek karş. ağırbışlı, iffetli
iffetsizlik i. fuhuş, kahpelik
iflah i. atlatma, ferahlama, iyileşme, kurtulma, onma, rahatlama dey. iflah olmak, iflahını kesmek, salah bulma, selamete erişme
iflah bulmak f. düzelmek
iflah olma i. düzelme
iflah olmak f. iyileşmek
iflah olmamak f. sürünmek
iflahını kesmek f. ezmek, haklamak, mahvetmek, tepelemek, zulmetmek dey. canını çıkarmak, canına ot tıkamak, darmadağın etmek, eziyet etmek, hezimete uğratmak, perişan etmek, soluğunu kesmek karş. arkalamak
iflas i. batma, mahvolma, züğürtleme
iflas etmek f. batmak dey. iflas bayrağını çekmek, kapıya kilit asmak, kepenkleri indirmek, sermayeyi kediye yüklemek, sıfırı tüketmek, top/topu atmak, varını yoğunu yitirmek, zarar etmek, ziyan etmek ? mahvolmak, sürünmek, yoksul, zarar etmek, züğürtlemek
iflas etmiş s. müflis
ifrat i. akut, anormal, aşırı, aşırılık, dizginsiz, düzgünsüz, fahiş, hâd, inanılmaz, kontrolsüz, müfrit, olağandışı, olmadık, ölçüsüz, sapak, sapık, taşkın dey. akıl almaz, aşırı taşırı, baş döndürücü, haddinden fazla karş. ölçülü
ifraz i. salgı
ifraz etmek f. ayırmak, bölmek, bölüşmek, bölüştürmek, dağıtmak, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, üleştirmek karş. derlemek
ifrazat i. salgı
ifrit i. cadı, cin, gulyabani, hayalet, heyula, hortlak, iblis, şeytan, zebani, zebella
ifrit kesilmek f. asabileşmek, alevlenmek, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, delilenmek, hırslanmak, hiddetlenmek, kızmak, köpürmek, öfkelenmek, parlamak, patlamak, sinirlenmek karş. yatışmak
ifşa etme bildirme
ifşa etmek f. açıklamak, bildirmek, bilgilendirmek, değinmek, duyurmak, iletmek, muştulamak, müjdelemek, yayınlamak, yaymak, yetiştirmek karş. gizlemek
ifşaat i. jurnal
iftar etmek yemek
iftar i. öğün
iftarlık i. az, erzak, yiyecek
iftihar i. kıvanç, kıvanma, övünç karş. ayıplama, kınama, takbih etme
iftihar etmek f. avurtlanmak, böbürlenmek, büyüklenmek, gururlanmak, horozlanmak, kabarmak, kasılmak, kıvanmak, kibirlenmek, kurulmak, kurumlanmak, övünmek, şişinmek dey. avurt etmek, göğsü kabarmak, övünç duymak karş. mahçup olmak
iftira i. atfetme, bühtan, çekiştirme, damga, damgalama, dedikodu, fiskos, gıybet, iğneleme, kov, lekeleme, rivayet, söylenti, şayia, yakıştırmaca, yergi, yerme, zem, zemmetme karş. övme
iftira etmek f. bühtan etmek, çamurlamak, çekiştirmek, damgalamak, dedikodu etmek, gammazlamak, gıybet etmek, isnat etmek, karalamak, kov etmek, kovlamak, laf etmek, lakırdı etmek, lekelemek, söz etmek, töhmetlendirmek, yakıştırmak, yamamak, yermek, yormak, yüklemek, zemmetmek dey. adını lekelemek, arkadan söylemek, atıp tutmak, ayağına ip takmak, bühtan etmek, çamur atmak/sıçratmak, dedikodu çıkarmak/etmek/yapmak, dil uzatmak, günahına girmek, günahını almak, iftira atmak, insan eti yemek, kara çalmak/sürmek, kulp takmak, kuru iftira, leke sürmek, üstüne atmak karş. iltifat etmek, övmek ? jurnal etmek, dedikodu, iğnelemek, yalan söylemek, yermek
iftiracı i. ajan, casus, curnalci, fitneci, gammaz, ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, muhbir, müzevir dey. iki eli on parmağı karada, karası elinde, on parmağında on kara
iğdiş i. buruk, burulmuş, burulu, doğurmaz, dölsüz, hadım, iktidarsız, kısır, steril
iğdiş etmek f. burmak, büzmek, kısırlaştırmak
iğfal i. aldatma, atlama, avlama, ayartma, inandırma, kandırma, kirletme karş. gözetme
iğfal etmek f. aldatmak
iğne i. gösterge, mücevher, olta
iğne yapmak f. tedavi etmek
iğneleme i. anıştırma, cinas, dokundurma, eğretileme, fevha, iftira, ima, inak, istiare, kinaye, lakırdı, mazmun, mecaz, serzeniş, sezdirme, sistem, sitem, tariz, taş, taşlama, telmih, temsil karş. övgü
iğnelemek f. dokundurmak, iliştirmek, raptetmek, sataşmak, serzeniş etmek, sitem etmek, sokmak, sokuşturmak, takılmak, takmak, tutturmak, tariz etmek, yakınmak, yermek dey. acı acı sokmak, balgam atmak/bırakmak, diliyle sokmak, eli kamçılı, iğne ipliğe dönmüş, kinayeli konuşmak, laf atmak, laf dokundurmak, söz dokundurmak, taş atmak, tatlı tatlı söyleyip, yılan dilli karş. iltifat etmek, övmke ? iftira etmek, kinaye, sataşmak, sezdirmek, yakınmak, yermek
iğneleyici s. batıcı
iğrenç s. alçak, bulandırıcı, cenabet, çirkef, çirkin, galiz, iğrendirici, ikrahlık, kerih, kirli, mekruh, menfur, pis, tiksinç, tiksindirici karş. güzel, iç açıcı ? çirkin, iğrenmek, kirli, pislik
iğrendirici s. bulandırıcı, cenabet, çirkin, iğrenç, mekruh, pis, tiksindirici
iğreniş i. iğrenme
iğrenme i. iğreniş, iğrenti, ikrah, nefret, tiksinme, tiksiniş, tiksinti karş. beğenme, hazzetme, hoşlanma, huylanma, sevme
iğrenmek f. hoşlanmamak, ikrah etmek, irkilmek, istikrah etmek, nefret etmek, sevmemek, tiksinmek dey. başı hoş olmamak, buz gibi soğumak, gönlü bulanmak/dönmek, içi almamak/bulanmak/kabarmak, iğrenç bulmak, ikrah etmek, ikrahlık getirmek, midesi bulanmak/kalkmak, nefret etmek, öğüreceği gelmek, öğürtü gelmek, safrası kabarmak, tiksinç bulmak, yüreği kabarmak karş. beğenmek, hazzetmek, hoşlanmak, imrenmek, istemek ? bıkmak, iğrenç, kusmak
iğrenti i. iğrenme
ihanet i. aldatma, dolan, düzen, entrika, günah, hainlik, hıyanet, hilekarlık, kötülük, sadakatsizlik, sahtekarlık karş. bağlılık, sadakat, sadık kalma, suç, zina
ihanet etmek f. aldatmak, avalamak, kandırmak, satmak, tavlamak, yanıltmak, yutturmak, zina etmek dey. ağına düşürmek, al etmek, arkadan vurmak, entrika çevirmek, gözünü çıkarmak, hile yapmak, koynunda yılan beslemek, oyuna getirmek, oyun etmek/oynamak,tuzağına düşürmek
ihata i. izan, kafa, kavrayış, zeyreklik, zihin
ihata etmek f. çevirmek, kapsamak, takdir etmek
ihatalı s. ifadeli, izanlı, makul, manalı
ihbar i. açıklama, bildiri, bildirim, bildirme, curnal, duyurma, duyuru, fitleme, fitneleme, gammazlama, jurnal, mesaj, tebliğ karş. sır vermeme
ihbar etmek f. casuslamak, curnal etmek, fitlemek, fitnelemek, gammazlamak, konuşmak, müzevirlik etmek, söylemek, tebliğ etmek, yakalatmak, yetiştirmek dey. curnal etmek, ele vermek, jurnal etmek, müzevirlik etmek, rapor vermek, sır vermek, şikayet etmek, tezvir etmek karş. sır vermemek
ihbarcı i. ajan, bühtancı, casus, curnalci, dedikoducu, fitneci, gammaz, gıybetçi, haberci, hafiye, iftiracı, jurnalcı, karacı, kovcu, muhbir, müfteri, müzevir, tezvirci karş. sır vermez
ihbarname i. bildiri, bildirim, mesaj, tebligat, tebliğ
ihdas etmek f. keşfetmek
ihlal etmek f. aksatmak, bağdamak, baltalamak, bozmak, karıştırmak, kirletmek, kösteklemek dey. allak bullak etmek, altüst etmek, berbat etmek, halel vermek, halt etmek, karmakarışık etmek, sekteye uğratmak, zarar vermek
ihmal i. boşlama, ilgisizlik, önemsememe, savsama, savsaklama, umursamama, vurdumduymazlık karş. önemseme
ihmal etmek f. aksatmak, eğlemek, geciktirmek, gevelemek, ilgilenmemek, oyalamak, önemsememek, sallamak, savsaklamak, süründürmek, tavsatmak, umursamamak, uyutmak, uzatmak dey. ağırdan almak, ağır davranmak, asıntıya bırakmak, askıda bırakmak, boş vermek, elinde eskitmek, hasıraltı etmek, önem vermemek, rafa kaldırmak, sürüncemede bırakmak, vurdumduymazca davranmak, yerinde saymak, yokuşa koşmak/sürmek, yüzüstü bırakmak, zorluk çıkarmak karş. önemsemek
ihmalci i. alık, bezgin, cansız, dağınık, dalgacı, hımbıl, kokmuş, pasif, savruk, savsak, sümsük, sünepe, şapşal, tembel, uyuşuk, üşengeç
ihmalcilik i. aldırmazlık, sorumsuzluk
ihmalkar s. dağınık, savruk, savsak, şapşal, uyuşuk
ihraç i. çıkarma, dışsatım, postalamak, satmak
ihraç etmek f. çıkarmak, göndermek, kovmak, salmak dey. dışarı atmak, dışarıya satmak, kapı dışarı etmek, piyasaya sürmek, sevk etmek
ihraz i. erişim, erişme, kazanma, ulaşma
ihraz etmek f. başarmak, bulmak, erişmek, ermek, kazanmak, ulaşmak, uzanmak, varmak, yanaşmak, yetişmek, yetmek
ihsan i. armağan, bağış, bağışlama, bahşiş, cemile, hayrat, hediye, ikram, ikramiye, inayet, iyilik, kayra, kerem, lutuf, nimet, nişan, ödül, sevap, şefaat, yardım, yarlık karş. kötülük
ihsan etmek f. anıştırmak, bağışlamak, bahşetmek, devretmek, lutfetmek, sezdirmek, sunmak, vermek dey. armağan etmek, bağışta bulunmak, eline tutuşturmak, feragatte bulunmak, ferağ etmek, hediye etmek, ikram etmek, iyilik etmek, iyilikte bulunmak, lutufta bulunmak, takdim etmek, teberruda bulunmak, teberru etmek, yardımda bulunmak, yardım etmek
ihtar i. alarm, anımsatma, çıkışma, hatırlatma, paylama, sinyal, tembihleme, uyarı, uyarma, zılgıt
ihtar etmek f. anımsatmak, hatırlatmak, öğütlemek, önermek, paylamak, uyandırmak, uyarmak dey. alarm vermek, dikkatini çekmek, ikaz etmek, irşat etmek, kulağını bükmek, nasihat etmek, öğüt vermek, telkin etmek, tembih etmek
ihtarname i. bildirge, bildiri, duyuru, genelge, ihbariye, mesaj, tebligat, tebliğ
ihtilaf i. anlaşmazlık, aykırılık, ayrılık, bağdaşmazlık, birleşmezlik, bozuşma, çatışma, çekişme, çelişki, çelişme, ikilik, karşıtlık, mutabakatsızılık, nifak, soğukluk, uymazlık, uyumsuzluk, uyuşmazlık, zıtlık dey. birbirine girme, el tutmama, bir kazanda kaynamak, dert anlatamama, ikisi bir kazanda kaynamama, mahkemelik olma, mahkemeye düşme karş. anlaşma, bağdaşım, denk gelme, itilaf, uyarlık
ihtilafa düşmek f. anlaşamamak, bozuşmak, çarpılmak, çatışmak, darılmak, gücenmek, içerlemek, münfail olmak, uyuşmamak, zıtlaşmak dey. anlaşmazlığa düşmek, çelişkiye düşmek, uyuşmazlığa düşmek karş. anlaşmaya varmak
ihtilal i. ayaklanma, darbe, devrim, değişim, ıslahat, inkılap, reform, yenilenme, yenilik dey. anlaşılıyor ki, ihtimal dahilinde/var, olabilir ki, ola ki karş. tutuculuk
ihtilalci s. anarşist, asi, ayartıcı, bozguncu, bölücü, fesat, fesatçı, isyancı, isyankar, kışkırtıcı, komplocu, muharrik, nifakçı, sabotajcı, tahrikçi, tedhişçi, terörist, yıkıcı karş. tutucu
ihtimal i. anlaşılan, belki, galiba, imkan, mümkün, olabilirlik, olası, olasılk
ihtimalen z. herhalde
ihtimali s. beklenir, belkili, muhtemel, mümkün, olabilen, olabilir, olanaklı, olası, olasılı, umulur, umutlu karş. olanaksız
ihtimalli s. muhtemel, muhtemelen, mümkün, olanaklı, olası, umulur
ihtimam i. bakım, dikkat, ilgi, itina, özen, özenme, tedbir, titizlik karş. hafifseme
ihtimam göstermek f. dikkatli davranmak, eğilmek, ilgilenmek, özenmek, titizlenmek dey. dikkatli davranmak, dikkat göstermek, ilgi göstermek, itina etmek/göstermek, itinalı davranmak, nezaret etmek, meşgul olmak, mukayyet olmak, özen göstermek, titizlik etmek/göstermek karş. hafifsemek
ihtimamla z. adamakıllı, güzelce, titizlikle
ihtimamsız s. özensiz
ihtiram i. ikram, saygı, tazim, ululama
ihtiram etmek f. saymak
ihtiras i. açgözlülük, arzu, düşkünlük, feveran, hırs, iptila, kapılma, köpürme, kudurma, mani, manya, saplantı, tamah, tutku dey. ihtirasa kapılma, şehvete kapılma, kendini kaptırma karş. ilgilsizlik
ihtiraslı i. açgözlü, düşkün, hırslı, müptela, saplantılı, tamahkar, tutkulu, tutun karş. kanık
ihtisas i. beceri, beceriklilik, cevher, dirayet, duygu, duygulanma, duygunluk, duyarlılık, ehliyet, eksperlik, hassasiyet, hislilik, hüner, içlilik, incelik, kabiliyet, kifayet, liyakat, maharet, marifet, meleke, meslek, mütehassıslık, rikkat, sevecenlik, şefkat, şefkatlilik, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yordam karş. duygusuzluk
ihtişam i. azamet, büyüklük, görkem, gösterişli, haşmet, heybet, revnak, saltanat, şan, şaşaa, şatafat, şevket, tantana, tumturak, ululuk, ulviyet, yücelik karş. sadelik
ihtişamlı i. anıtsal, azametli, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, lüks, mutantan, mükellef, pırıl pırıl, saltanatlı, süslü, şahane, şaşaalı, şatafatlı, şevketli, tantanalı, tumturaklı, ulu, ulvi yüce karş. basit
ihtiva i. içerme, kaplama, kapsama dey. dahil etmek, havi olmak, içine almak, ihata etmek, kapsamına almak, şamil olmak, şumülüne almak
ihtiva etmek f. almak, basmak, bulundurmak, çevrelemek, içermek, kaplamak, kapsamak, kavramak, sarmak, sığdırmak karş. dışında bırakmak
ihtiyaç i. elzem, gerek, gereklilik, gerekseme, gereksinme, hacet, icap, iltizam, ister, lüzum, muhtaçlık, vücup, zorunluluk
ihtiyaçlar i. ağırlık, levazım, malzeme
ihtiyar s. aksakal, buruşuk, çökkün, çökmüş, emekli, emektar, geçkin, kart, kartaloş, kocakarı, kocamış, moruk, nine, pinpon, pinpirik, pir, yaşlı dey. eski toprak, saçı sakalı ağarmış, tirit gibi, ununu eleyip eleğini asmış, yaşlı başlı, yaşını başını almış karş. genç
ihtiyar etmek f. dayanmak, direnmek, katlanmak, seçmek, yeğlemek
ihtiyarlamak f. çökmek, geçmek, karımak, kartlaşmak, kocamak, tiritleşmek, yaşlanma dey. elden ayaktan düşmek/kesilme/kalmak, gençliğini geride bırakmak, gönlü çökmek, kıçının kılı/kılları ağarmak, iki büklüm olmak, yaşı ilerlemek, yaşını başını almak karş. gençleşmek
ihtiyarlamış s. kart
ihtiyarlık i. sakınganlık
ihtiyat i. hazırlık, sakınganlık, sakınma, tedarik, tedbir, temkin dey. ölçülü davranma, önlem alma
ihtiyati i. rezerv, saklanan, yedek
ihtiyatkar s. ihtiyatlı
ihtiyatlı s. çekingen, dikkatli, hazırlıklı, hesaplı, ihtiyatkar, sağlamcı, sakıngan, sakıntılı, tedarikli, tedbirli, temkinli karş. tedbirsiz ? ağırbaşlı, akıllı, hazır, korkak, soğukkanlı
ihtiyatlı olmak f. özenmek
ihtiyatlılık i. tedbir
ihtiyatsız i. atak, atılgan, cüretkar, korkusuz, pervasız, sakıntısız, tedbirsiz, temkinsiz, yılmaz, yürekli karş. ihtiyatlı
ihtiyatsız s. cesur, korkusuz, pervasız, tedbirsiz, yılmaz, yürekli
ihtiyatsızlık i. gaflet, temkinsizlik
ihya etmek f. berkitmek, canlandırmak, coşturmak, dinçleştirmek, diriltmek, düzeltme, ferahlatmak, geliştirmek, güçlendirmek, güzelleştirmek, iyileştirmek, onarmak, pekitmek, rahatlamak, sağlamlaştırmak karş. yıpratmak
ihya i. aktarma, berkitme, canlandırma, diriltme, düzültme, geliştirme, güçlendirme, güzelleştirme, iyileştirme, onarım, onarma, sağlamlaştırma
ihya etmek f. onarmak
ikame i. yerine koyma, yerine kullanma
ikamet i. eğleşme, oturma, yerleşme
ikamet etmek f. köklenmek, kökleşmek, mıhmanmak, oturmak, yerleşmek, yurtlanma, yuvalanmak dey. kök salmak/tutmak, sakin olmak, temel atmak/tutmak, yurt edinmek, yuva edinmek
ikâmetgah i. adres, barınak, ev, hane, konak, konut, köşk, lojman, mekan, mesken, villa, yalı, yazlık, yuva
ikaz i. alarm, çıkışma, hatırlatma, konuşma, paylama, takıntı, tembih, uyandırma, uyarı, uyarma, zılgıt
ikaz etmek f. anımsatmak, hatırlatmak, önermek, uyandırmak, uyarmak dey. akıl vermek, alarm ermek, dikkatini çekmek, gözünü açmak, ışık tutmak, ihtar etmek, işaret etmek, kulağını bükmek, öğüt vermek, tembih etmek
ikilem i. açmaz, problem
ikilemek f. pekiştirmek, tazelemek, tekrarlamak, üstelemek, yinelemek
ikilik i. anlaşmazlık, aykırılık, bağdaşmazlık, birleşmezlik, çekişme, çelişki, çelişme, dargınlık, geçimsizlik, gerginlik, ihtilaf, kırgınlık, mutabakatsızlık, nifak, uymazlık, uyumsuzluk, uyuşmazlık, zıtlık karş. imtizaç
ikinci derecede z. tali
ikinci şans i. rövanş
ikincil i. önemsiz, tali karş. asal
ikindi i. akşam, akşamüstü, akşamüzeri, tün karş. sabah
ikindi vakti akşamüstü
ikircik i. tereddüt
ikirciklenmek f. kurtlanmak, kuşkulanmak, meraklanmak, pirelenmek, şüphelenmek, vehmetmek
ikircikli i. değişken, dönek, gelgeç, duruksun, firdöndü, havai, hercai, hoppa, istikrarsız, işkilli, kararsız, kaypak, kuşkucu, kuşkulu, kuruntulu, mütehavvil, oynak, sebatsız, tereddütlü, vesveseli, yeltek karş. azimli, kararlı
ikiyüzlü s. alabık, allak, bukalemun, dönek, gayrisamimi, güvenilmez, mürai, riyacı, riyakâr, samimiyetsiz, sinsi dey. acem kılıcı gibi iki tarafa da çalar!, gelen ağam giden paşam!, gülerken ısırır!, gündüz külahlı gece silahlı!, içinden pazarlıklı, iki dirhem bir çekirdek, ipiyle kuyuya inilmez!, nabza göre şerbet verir, saman altından su yürütür, yere bakar yürek yakar!, yüze gülen karş. dürüst, içten, yalın ? alçak, düzenci, yalancı
ikiyüzlülük i. döneklik, murailik, riya, riyakarlık, samimiyetsizlik, sinsilik, yalancılık karş. içten, yalınlık
iklim i. belde, diyar, hava, ülke, klima, meteoroloji
ikmal i. bitirme, bütünmelem, tamamlama, tekmilleme
ikmal etmek f. bitirmek, bütünlemek, tamamlamak, tekmillemek
ikna olmak f. güvenmek, inanmak, kanmak dey. aklı yatmak, emniyet etmek, güveni olmak, iman etmek, itikat etmek, itimadı olmak, kabul etmek, kanaat getirmek, kani olmamak, önem vermek karş. yadsımak
ikrah i. iğrenme, tiksinme
ikrah etmek f. hoşlanmak, iğrenmek, tiksinmek dey. içi almamak/bulanmak, iğrenç bulmak, nefret etmek, tiksinç bulmak karş. hazzetmek
ikrahlık i. iğrenç
ikram i. ağırlama, eğlendirme, ihsan, ihtiram, indirim, iskonto, itibar, izzet, mükafat, saygı, sunma, sunu, tazimat, tenzil, tenzilat, ucuzlatma, ucuzluk, ululama, yüceltme karş. aşağılama, fiyat yükseltme
ikram etmek f. ağırlamak, sunmak, ucuzlatmak, vermek dey. fiyat indirmek/kırmak, indirim yapmak, iskonto yapmak, itibar etmek, konuk etmek, misafir etmek, saygı göstermek, tenzil etmek, tenzilat yapmak, ucuzluk yapmak karş. zam yapmak
ikram yapmak f. eksiltmek
ikramcı i. bonkör, cömert, eliaçık, hesapsız, hovarda, kerim, konuksever, misafirperver, mirasyedi, müsrif, savurgan, selek, semih, vergili, yedirici dey. sofrası açık karş. cimri
ikramiye i. bahşiş, caize, ihsan, mükafat, ödül, parsa, prim, rüşvet karş. ceza
ikramlı s. tenzilatlı
ikrar etmek f. benimsemek, bildirmek, duyurmak, kabul etmek, kabullenmek, onamak, tanımak karş. örtbas etmek, yadsımak
ikrar vermek f. ant vermek, kabul etmek, söz vermek, temin etmek, vaad etmek
ikraz i. kredi
ikraz etmek f. kredi vermek
iksir i. ilaç
iktibas i. alıntı, eğretileme, istiare
iktibas etmek f. alıntılamak, eğretilemek
iktidar i. derman, devlet, enerji, erk, erke, fors, güç, hayatiyet, imkan, izzet, kudret, kuvvet, liyakat, mecal, nüfuz otorite, post, satvet, sulta, takar, velayet, yeğinlik, yeterlik, yeti, yetke, yetki karş. güçsüzülük
iktidarlı i. acar, atak, atılgan, baskın, dişli, enerjik, erkli, forslu, güçlü, kadir, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, nüfuzlu, otoriter, selahiyetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, zağlı, zorlu karş. güçsüz
iktidarsız i. aciz, akim, aslık, bitap, burulmuş, burulu, çökkün, dermansız, doğurmaz, dölsüz, enek, erksiz, güçsüz, güdük, hadım, halsiz, iğdiş, kısır, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, liyakatsiz, mecalsiz, takatsiz, yetersiz karş. güçlü, verimli
iktidarsızlık i. dermansızlık, güçsüzlük, zafiyet
iktifa etmek f. yetinmek
iktisadi i. bereketli, ehven, ekonomik, harcıalem, hesaplı idareli, ıskontolu, iktisatlı, indirimli, iskonto, tasarruflu, kelepir, tenzilatlı, ucuz karş. pahalı
iktisat i. artırım, biriktirme, ekonomik, esirgeme, tasarruf, tutum karş. boşuna harcama, israf, müsriflik, savurganlık, tutumsuzluk
iktisat etmek f. artırmak, biriktirmek, kısınmak karş. savurganlık etmek
iktisatlı s. iktisadi, tasarruflu, ucuz
il i. belde, bucak, el, eyalet, ilçe, kariye, kasaba, kaymakamlık, kaza, kent, köy, liva, mahalle, mutasarrıflık, nahiye, sancak, şar, şehir, valilik, vilayet ? ülke
ilaç i. çare, çözüm, derman, deva, em, iksir, katkı, krem, medet, merhem, ot, panzehir, pomat, şifa, tedavi, umar, yardım
ilaç içirmek f. otalamak, otamak
ilaçlamak f. tedavi etmek
ilah i. Allah, canan, Hak, ilahe, mabude, mabut, put, Tanrı, tanrıça, tapı
ilahe i. Canan, Hak, İlah, Oğan, Tanrı
ilahi1 i. kutsal, mukaddes, ruhsal, tanrısal karş. insanca, insani, insansal
ilahi2 ayin, aziz, dua, ibadet, şarkı, türkü
ilahi3 hayret!
ilahlaşmak f. tanrılaşmak, ululaşmak, yücelmek
ilan i. afiş, broşür, duyuru, eşantiyon, poster, promosyon, propaganda, prospektüs, reklam, ? bildiri, levha
ilan etmek f. bildirmek, neşretmek, tanıtmak, yayımlamak, yaymak
ilave i. cafcaf, çıkma, derkenar, dipnot, ek, eklenti, hamiş, hasiye, katkı, katış, katma, takanak, takı, takıntı, ulama, ulantı, yama, zam, zelil
ilave etmek f. eklemek
ilave olmak f. katılmak
ilaveli s. cafcaflı
ilçe i. il, kent, valilik
ile ed. birlikte, dahil
ilelebet i. daima, ebediyen, hep, ilanihaye, müebbeden, süresiz, sürgit, temelli, yaşadıkça dey. cihan durdukça, dünya durdukça, her daim, her zaman, kıyamete kadar, ömrü billah, sonsuza değin/dek/kadar karş. gelip geçici
ilenme i. ah, beddua, lanet
ilenmek f. beddua etmek, intizar etmek, kahretmek, kargılamak, kargış etmek, kargışlamak, lanet etmek, lanetlemek, sövmek, tel'in etmek karş. dua etmek, iyiliğini dilemek ? sövmek, yermek
ilerde z. aşkın, fazla
ilerdeki i. ahir, devrisi, ertesi, ferdası, gelecek, gelecekte, mustakbel, müteakip, önümüzdeki, sonraki karş. geçmişteki
ileri i. aşkın, ati, beri, erte, fazla, ferda, gelecek, ilerisi, istikbal, medeni, modern, önce, önceki, önde, öte, ötede, reformcu, uygar karş. geçmiş, geri
ileri gelen s. favori, güzide
ileri gelme i. neşet
ilerici s. asri, çağdaş, devrimci, ıslahatçı, inkılapçı, medeni, modern, müceddit, reformcu, reformist, solcu, terakkiperver, yenilikçi karş. gerici
ileride i. artık, aşmış, gelecekte, istikbalde, önde, öte, ötede, yakında dey. önümüzdeki günlerde/yıllarda/zamanda, yakın bir gelecekte karş. geçmişte, geride
ilerideki z. sonraki
ilerisi i. ati, gelecek, ileri, istikbal
ilerleme i. açılma, açınma, atılım, büyüme, evrim, değerlenme, devrim, gidiş, gelişim, gelişme, inkılap, inkişaf, iyileşme, kalkınma, medeniyet, tekamül, terakki, terfi, uygarlık, üstünleşme, yayılma, yetkinleşme, yücelme, yükselme karş. gerileme
ilerlemek f. açılmak, açınmak, budaklanmak, büyümek, genişlemek, gelişmek, gitmek, göç etmek, ıslah olmak, iyileşmek, kalkınmak, köklenmek, parıldamak, seyretmek, şenlenmek, tekamül etmek, terfi etmek, uzaklaşmak, yayılmak, yetkinleşmek, yücelmek, yükselmek dey. alıp yürümek, Allah yürü ya kulum dedi, atılım yapmak, çağ atlamak, dal budak salmak, dev adımlarla ilerlemek, fark yapmak, fersah fersah geçmek, gelecek zamanda, öne geçmek, gelişme göstermek, inkişaf etmek, mesafe almak, tekamül etmek, terakki etmek, uçarak yükselmek, yıldızı parlamak, yol almak/gitmek karş. geri gitmek, gerilemek, mevkiini kaybetmek, şiddeti azalmak
ilerlememe i. aksama
ilerlemiş s. aşkın, uygar
ilerletmek f. işlemek, kalkındırmak, kayırmak, kurtarmak, lütufta bulunmak
ilerleyiş i. gidiş, seyir, tempo
ileti i. mesaj
iletilmek f. aksetmek, intikal etmek, nakledilmek, yollanmak
iletişim i. haberleşme, muhabere
iletme i. duyurma, nakil
iletmek f. aşırmak, bildirmek, duyurmak, göndermek, götürmek, havale etmek, ifşa etmek, irsal etmek, itiraf etmek, malumat vermek, muştulamak, müjdelemek, postalamak, sevketmek, söylemek, ulaştırmak, yetiştirmek, yollamak dey. bilgi vermek, eline geçmesini sağlamak, haberdar etmek, haber göndermek/salmak/uçurmak/ulaştırmak/vermek karş. gizlemek
ilgi i. ağırlama, aidiyet, alaka, alışveriş, bağ, bağıntı, bağlantı, değginlik, dikkat, düşkünlük, eğilim, heves, himmet, ihtimam, ilinti, ilişik, ilişki, itina, mensubiyet, merak, meyil, münasebet, nispet, oran, rabıta, taalluk, takıntı karş. aldırmazlık, ilgisizlik
ilgi çekici s. heyecanlı
ilgi göstermek f. dikkatli davranmak
ilgi uyandıran s. sürükleyici
ilgi uyandırmak f. cezbetmek
ilgileniş i. himaye
ilgilenme i. eğilim, himaye, himmet, iltifat, temayül
ilgilenmek f. ağırlamak, alâkadar olmak, aramak, bakmak, dikkat etmek, dikkatli davranmak, eğilmek, esirgemek, himmet etmek, hislenmek, ihtimam etmek, ihtimam göstermek, iltifat etmek, iştigal etmek, itina etmek, karışmak, kollamak, korumak, meşgul olmak, methetmek, mukayet olmak, müdafaa etmek, nezaret etmek, önemsemek, özenmek, saymak, uğraşmak, yanaşmak, yoklamak, ziyaret etmek dey. adam yerine koymak, alâka göstermek, alakadar olmak, arayıp sormak, aşinalık göstermek, derdine koşmak, dikkat etmek, düşkünlük göstermek, el koymak, elden kovuşturmak, eli olmak, elini uzatmak, gönlü kaymak/takılmak/ilişmek/takılmak, göz kulak olmak, gözüne bakmak, gözünün içine bakmak, güler yüz göstermek, (hal) hatır sormak, iltifat etmek, ihtimam göstermek, ilgi göstermek, iltifatta bulunmak, işin başında durmak, itibar etmek, kapısını çalmak, kulağından pamuğu atmak, kulak kesilmek, kur yapmak, meraklı olmak, meşgale edinmek, meşgul olmak, mukayyet olmak, nezaket göstermek, önem vermek, özen göstermek, parmak basmak, rağbet etmek, sevgi göstermek, şefkat göstermek, tasası düşmek, umura gelmek, umurunda olmak, üstüne gitmek/pervane olmak/titremek, üzerinde durmak, yakınlık göstermek, yardım etmek, yüz vermek, ziyaret etmek karş. ilgilenmemek ? iltifat etmek, korumak, önemsemek, saymak, selamlamak, yardım etmek, yetiştirmek
ilgilenmeme i. bırakma, terk
ilgilenmemek f. aksatmak, dışlamak, ihmal etmek, salmak dey. açık kapı bırakmamak, başını kanadına çekmek, başka bir havayı çalmak, ben bunda yokum demek, bıyığını silmek, bir köşeye atmak, boş vermek, bulutlarda yaşamak, bundan ötesine karışmamak, çapağını silmek, dört ucunu suya vermek, dünya gözünde olmamak, dünya (yıkılsa) umurunda olmamak, el etek çekmek, elden bırakmak/koymak, elden düşürmek, elini eteğini çekmek, elini yıkamak, ensesini çevirmek, etken yiyip kemikken atmak, etliye sütlüye karışmamak, gözü hiç bir şey görmemek, kabuğuna/kozasına çekilmek, kayıtsız kalmak, kenara çekilmek, kendi haline bırakmak, kendini bırakmak, kılını kıpırdatmamak, kulak asmamak, ne alıp ne vereceği olmak, o tarakta bezi olmamak, oluruna bağlamak/bırakmak, omuz kaldırmak, ortada bırakmak, oş köpek dememek, parmak bile oynatmamak, sırt çevirmek, yüz çevirmek, sofrayı kim kurdu ise o kaldırsın, umurunda olmamak, uzak durmak, uzaktan bakmak, seyirci kalmak, üstüne düşmek, yanından bile geçmemek, ne benden selam ne senden kelâm, ne bilirim ne gördüm, deveyi yeden ölsün, ne çaldın yüzüme ne çalayım yüzüne, ne çöreğin karnıma ne osuruğum burnuna, ne dağda bağım var ne çakalda/tilkide davam, ne Şam'ın şekeri ne Arab'ın yüzü, ne üstüme lazım, neme gerek
ilgili s. ait, alakadar, alakalı, amatör, bağlantılı, dair, değgin, düşkün, gönüllü, hakkında, hevesli, hisli, hususunda, ilintili, ilişik, ilişkili, ilişkin, ince, istekli, mensup, meraklı, münasebetli, müteallik, mütedair, razı, tiryaki, üstüne, üzerine dey. ayaklı kütüphane, vazifesi mi karş. ilgisiz
ilginç s. acayip, benzersiz, cazip, değişik, doğaüstü, eksantrik, ender, enteresan, farklı, fevkalade, garip, harikulade, heyecanlı, inanılmaz, insanüstü, meraklı, olağandışı, olağanüstü, olmadık, orijinal, özgün, sürükleyici, tip, tuhaf dey. alâka çekici, calibi dikkat, ilgi çekici, kendine özgü, merak uyandırıcı, nev'i şahsına münhasır, şayanı dikkat, şayanı hayret karş. alelade, olağan ? acayip, ender, olağanüstü
ilgisiz s. adamsendeci, âfaki, ahenksiz, alakasız, aldırışsız, aldırmaz, alık, altüst, atıl, bağlantısız, bezgin, bihaber, cansız, çekkin, dalgacı, dalgın, duygusuz, düzensiz, elverişsiz, gabi, gamsız, geniş, gevşek, gönülsüz, hakikatsiz, havai, hevessiz, hımbıl, hissiz, ilişkisiz, insicamsız, isabetsiz, kalender, kaşarlanmış, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, kokmuş, kör cahil, lakayt, mahalsiz, meraksız, mesuliyetsiz, mevsimsiz, mübalalatsız, münzevi, nemelazımcı, nesnel, rabıtasız, rahat, savruk, sırasız, sistemsiz, sorumsuz, sümsük, sünepe, tasasız, tevekkel, umursamaz, uygunsuz, vakitsiz, vefasız, vurdumduymaz, yabancı, yakışıksız dey. aladağdan serin, bir kenara çekilmiş, dam üstünde saksağan vur beline kazmayı, dünyadan habersiz, eli aşta/işte gönül oynaşta, içe dönük, içine kapanık, karnı geniş, katı yürekli, ne alacak ne verecek, ne balını isterim ne belasını, ne kokar ne bulaşır!, ne münasebet, suyunun suyu, yanından bile geçmemiş!, yüreği geniş karş. alakadar, alâkalı, duygulu, ilgilenen, ilgili, meraklı, sevecen, tez canlı, vefalı ? bencil, dağınık, gaddar, iyimser, kaba, kalender, soğukkanlı, uyuşuk
ilgisizlik i. aldırmazlık, boşlama, dalgınlık, duygusuzluk, ihmal, sorumsuzluk dey. bana ne, bundan ötesine karışmam, neme/ne üstüme lazım/gerek, omuz çekmek, tasası sana/bana mı düştü
ilham i. duygu, esin
ilhan i. başkan, han, hükümdar, kağan, kral, sultan
ilik gibi i. helmeli, lezzetli, leziz, nefis
ilim i. akliyat, bilgelik, bilgi, bili, bilim, ekin, fen, feyiz, hars, hikmet, irfan, inceleme, kültür, malumat, teknik, teknoloji, veri, vukuf, yakın
ilinti i. alaka, bağıntı, değginlik, ilgi, irtibat, münasebet, nispet, oran, rabıta, taalluk, takıntı
ilintili s. ait, alâkalı, bağlantılı, bağlı, değgin, ilgili, ilişik, ilişkin, ilişikli, kapılanmış, mensup, münasebetli, üstüne, üzerine, yamanmış
ilintisiz s. ilişkisiz, rabıtasız
ilişik z. ait, alaka, alakalı, bağıntı, bağlantılı, bağlı, dair, değgin, değginlik, hususunda, ilgi, ilgili, ilintili, irtibat, münasebetli, rabıtalı, takıntılı, üstüne, üzerine
ilişikli z. ait, ilintili, mensup
ilişiksiz z. ilişkisiz, rabıtasız
ilişki i. alâka, alışveriş, bağıntı, bağışlama, değginlik, ilgi, münasebet, taalluk, takıntı, temas, zina dey. içe dönük, içine kapanık, ilişiği kalmamak
ilişki kurmak f. irtibat kurmak
ilişkide bulunmak f. zina etmek
ilişkili z. alâkalı, bağlantılı, dair, değgin, hususunda, ilgili, münasebetli, üstüne, üzerine
ilişkin z. ait, alâkalı, bağlantılı, dair, değgin, hakkında, hususunda, ilgili, ilintili, mensup, münasebetli, üstüne, üzerine
ilişkisiz s. alakasız, ayrı, bağıntısız, bağlantısız, değişik, farklı, ilgisiz, ilintisiz, ilişiksiz, irtibatsız, münasebetsiz, rabıtasız, takıntısız karş. ilgili
ilişkisiz s. rabıtasız
ilişkiye geçmek f. irtibat kurmak
ilişkiyi kesmek f. ayrılmak, bırakmak, boşanmak, taşınmak, terketmek, vedalaşmak dey. alâkayı kesmek, bağları koparmak, başından atıp gitmek, bırakıp gitmek, istifa etmek, istifasını vermek, veda etmek karş. ilişki kurmak
ilişme i. dokunma
ilişmek f. abanmak, değmek, ellemek, dokunmak, ilmek, kucaklamak, okşamak, ovmak, sıyırıp geçmek, sıyırmak, sürmek, sürtmek, sürtünmek, sürünmek, tutmak, yapışmak, yoklamak dey. el değdirmek/sürmek, gözü ilişmek, sıyırıp geçmek, temas etmek
iliştirilmek f. takılmak
iliştirmek f. asmak, ataşlamak, bağlamak, birleştirmek, çakmak, çivilemek, eklemek, geçirmek, iğnelemek, koymak, mıhlamak, raptetmek, raptiyelemek, saplamak, takmak, tespit etmek, teyellemek, tutturmak, vidalamak, yapıştırmak
ilk i. akdem, başlangıç, birinci, evvel, evvelki, ön, önceki
ilk başta z. başlangıçta, girişte, peşinen
ilk bölüm i. başlangıç, giriş, girişlik
ilk dönem i. başlangıç, giriş
ilk önce i. başlangıç, giriş, peşin
ilke i. düstur, düşünce, düzgü, esas, görüş, inanç, kaide, kural, nizam, norm, öğreti, prensip, umde, unsur, usul, yasa, yol, yöntem
ilkel s. gayrı medeni, gelişmemiş, geri, ham, iptidai, medeniyetsiz, naif, olgunlaşmamış, primitif, uygarlaşmamış, yabanıl, yabani, yamyam dey. az gelişmiş, gelişmekte olan, geri kalmış, ilk çağlardan kalma, geri kalmış, medeniyetten/uygarlıktan uzak karş. gelişmiş, ileri, medeni, son çağlara ait, uygar, yeni ? eski, yabani
ilkellik i. barbarlık, vahşet
ilkin z. başlangıçta, bidayette, evvela, ilkten, iptida, önce, önceden, önsel, peşin dey. başlangıç olarak, en başta, en önce, ilk ağızda, ilk başta, ilk etapta, ilk evvel, ilk önce, ilk peşin karş. sonra
ilkokul i. mektep, okul
ilkönce z. evvela, önce
ilkten z. ilkin
illa z. alimallah, elbet, haliyle, hassaten, hele, ille, katiyetle, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, şüphesiz
illallah demek f. bezmek, bıkmak, dayanamamak, kanıksamak, kanmak, sıkılmak, usanmak
ille i. alimallah, behemhal, elbet, elbette, eminim, haliyle, hassaten, hele, illa, katiyen, katiyetle, kesenkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, özellikle, şüphesiz, tabiyatıyla dey. doğaldır ki, doğal olarak, emin ol(un), eninde sonunda, er geç, evvel Allah, hangi koşullarda olursa olsun, her halde, ne olursa olsun, tabii ki karş. asla
ille ve lakin bğ. ama
illegal s. adaletsiz, haksız, kaçak, kanun dışı, kanunsuz, korsan, usulsüz, yolsuz
illet i. aksa, aksaklık, arıza, ayıp, beis, bela, bozukluk, çaparız, çürüklük, damga, dezavantaj, defo, eksik, eksiklik, engel, epidemik, falso, halel, handikap, hastalık, hata, kıran, kötülük, kulp, kusur, leke, mahzur, mani, maraz, maraza, noksan, noksanlık, özür, rahatsızlık, sağlıksızlık, sakatlık, sayrılık, sebep, sıhhatsizlik, şaibe, vesile karş. marifet, sağlamlık
illetli s. bozuk, hasta, kusurlu, malul, marazlı, özürlü, sağlığı bozuk, sıhhatsiz, suçlu
illüzyon i. düş, marifet, gözbağı, hayal, kabus, sihir, yanılgı, yanılma, yanılsama
illüzyonist i. hokkabaz, sihirbaz
ilmühaber i. belge
iltica i. barınma, gizlenme, pusma, saklanma, sığınma
iltica eden s. muhacir
iltica etmek f. barınmak, gizlenmek, pusmak, saklanmak, sığınmak, sınmak, sinmek
iltifat i. ağırlama, ilgilenme, koltuklama, meth karş. aşağılama
iltifat etme i. alkışlama
iltifat etmek f. ilgilenmek, koltuklamak, kompliman yapmak, pehpehlemek, piyazlamak, pohpohlamak, taltif etmek dey. arkasını sıvazlamak, etrafında pervane olmak, hatırını almak/yapmak, diller dökmek, gönül almak/okşamak, güler yüz göstermek, gönül almak/okşamak, (hal) hatır sormak, iyi davranmak, kompliman yapmak, mültefit davranmak, tatlı davranmak, taltif etmek, teveccüh göstermek, yüze gülmek karş. aşağılamak, azarlamak, iğnelemek ? övmek, yaltaklanmak
iltihak etmek f. katılmak
iltihap i. yangı
iltihaplı s. yangılı
iltimas eden s. destekleyen
iltimas etmek f. esirgemek, kalkındırmak, kayırmak, kollamak, korumak, tutmak, yardım etmek dey. arka çıkmak/olmak/vermek, ayrıcalık tanımak, dayanak olmak, elinden tutmak, gözünü kapamak/yummak karş. baltalamak
iltimasçı s. arka, destekleyici, esirgeyici, hami, kayırıcı, koruyucu, müdafi, müzahir, torpil, veli, velinimet, yardımcı, zahir karş. baltalayıcı
iltimaslı s. arkası pek
iltimassız s. bitaraf, kayırmasız
iltizam etmek f. yeğlemek
iltizam i. ihtiyaç, ister
im i. arma, belirti, çentik, çetele, damga, eser, gedik, hususiyet, imge, ipucu, işaret iz, kalıntı, kazıntı, kerte, kod, marka, nişan, nokta, remiz, sembol, simge yer, şiar
ima i. anıştırma, cinas, dokundurma, duyurma, iğneleme, imleme, intak, işaret, kinaye, mecaz, serzeniş, sezdirme, sitem, tariz, taş, taşlama, telmih, temsil dey. batıcı söz etme, belli etme, dokunaklı söz, fark ettirme, gibisine getirmek, göz ucu, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla/işit/dinle, kinaye atma, taş atma karş. doğrudan doğruya aktarma
ima etmek f. anıştırmak, çıtlaşmak, sezdirmek
imaj i. görüntü, hayalet, imge
imal i. imalat, inşa, istihsal, türetim, türetme, üretim, üretme, yapım, yapma, yetiştirim, yetiştirme
imal etmek f. çıkartmak, çoğaltmak, dikmek, ekmek, türetmek, üretmek, yapmak, yetiştirmek dey. elde etmek, istihsal etmek, ortaya koymak, var etmek karş. tüketmek
imalat i. endüstri, imal, inşa, istihsal, sanayi, türetim, türetme, ürün, üretim, üretme, yapım, yapma, yütiştirim, yetiştirme
imalatçı i. besici, esnaf, inşaatçı, işleyen, işleyici, mucit, müstahsil, sanatçı, sanayici, türetici, üreten, üretici, yapımcı, yetiştirici, zanaatkar karş. tüketici
imalathane i. atölye, daphane, demirhane, dökümhane, fabrika, işlik, kombina, laboratuar, ocak, plato, sahne, set, stüdyo, şantiye, tamirhane, tersane, tezgah, yapımevi
imalı s. anlamlı, belirsiz, bulanık, ifadeli, kaçamaklı, kapalı, manalı, muammalı, muğlak, örtülü karş. açık, direkt, doğrudan doğruya, sarih
imam i. hafız, hoca, mevlithan, meyzin, müezzin, müftü, şeyhülislam, vaızcı, vaiz
iman i. akide, düşünce, din, görüş, güven, inan, inanç, inanış, itikat, itimat, kanaat, kanı, yargı
iman etmek f. güvenmek, inanmak, kanıkmak, kanmak dey. emniyet etmek, güveni olmak, ikna olmak, inancı olmak, itikat etmek, itimadı olmak, itimat etmek, kanaat getirmek, kabul etmek, kani olmak karş. yadsımak
imanlı s. dindar, dinibütün, inanan, inançlı, inanlı, itikatlı, mutekit, mümin, mütedeyyin, sofu, zahit dey. beş vakit namazında, namazında niyazında karş. imansız
imansız s. acımasız, allahsız, amansız, ateist, beynamaz, canavar, dinsiz, dönek, gaddar, gâvur, hınzır, hunhar, imansız, inançsız, inansız, insafsız, itikatsız, kafir, kalpsiz, kasap, kıblesiz, merhametsiz, mürüvvetsiz, namazsız, nemrut, şefkatsiz, taharetsiz, tanrıtanımaz, tiran, vicdansız, zındık dey. din iman hak getire, dini imanı yok, imansız peynir, ömründe Rahmana secde etmemiş karş. imanlı
imaret i. lokanta, restoran
imbat i. esinti, rüzgar
imbik i. arıtıcı, damıtıcı, temizleyici
imdat! ü. ah, kerem, lütuf, medet, merhem, of!, pöf! dey. can kurtaran yok mu
imece i. dayanışma, elbirliği, işbirliği, yardımlaşma
imeceyle z. müştereken, ortaklaşa
imge i. alamet, belirti, biçim, çentik, desen, düş, emare, form, görüntü, görünüş, hayal, hayalet, im, imaj, işaret, iz, karaltı, karartı, marka, nişan, silüet, simge, şekil karş. gerçek, hakikat
imgelemek f. düşünmek, hayallenmek, kılıklandırmak, kurmak, tasarlamak, tasavvur etmek, tasımlamak
imgesel s. düşsel, hayali
imha i. cinayet, genosit, jenosit, katil, katliam, kıya, kıyım, linç, recim, recm, soykırım, suikast karş. geliştirme
imha etmek f. katletmek, kırmak, öldürmek, recmetmek, yok etmek dey. itlaf etmek, izini silmek, kıyıma uğratmak, kökünü kazımak/kurutmak, ortadan kaldırmak, şehit etmek, telef etmek, yok etmek
imik i. boğaz, boyun, geniz, gırtlak, hançere, ümük, yutak
imitasyon i. kalp, sahte, suni, taklit, uydurma, yapay, yapma
imkan i. derman, fırsat, fors, güç, ihtimal, iktidar, istidat, kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, olanak, olasılık, piyango, takat, yetke, yetki
imkan dahilinde z. muhtemelen, mümkün
imkanı var ü. muhtemelen, mümkün
imkanı yok ü. hayır
imkansız s. asla, gayrikabil, gayrimümkün, muhal, mümkünsüz, olamaz, olanaksız, olmayacak, olmaz dey. çıkarı yok, çıkmaz ayın son çarşambası, dil ile tarif olunmaz, dünya bir araya gelse, ihtimali yok, imkanı yok, meydan yok, mümkün değil, müslüman mahallesinde salyangoz satmak, olacak gibi değil, olası değil, olasılığı yok, öyle şey yok/yağma yok karş. olası ? asla, hayır
imleme i. ima
imlemek f. anıştırmak, çıtlaşmak, duyurmak, işaretlemek, markalamak, mimlemek dey. işaret koymak, mim koymak, nişan koymak
imparator i. başkan, hükümdar, kağan, kral, padişah, sultan
imparatoriçe i. başkan, çariçe, ece, hükümdar, melike, sultan
imren i. gönül, içtepi, istek, istem, iştah, rağbet
imrendirmek f. ayartmak, ballandırmak, isteklendirmek dey. ballandıra ballandıra anlatmak, iştah açmak
imrenme i. arzu, gayret, gıpta, hasret, heves
imrenmek f. aşermek, çatlamak, çekememek, gıpta etmek, istemek, iştahlanmak, kıskanmak, özenmek, özlemek, susamak, yapınmak, yutkunmak dey. ağzının suyu akmak, ağzı sulanmak, canı çekmek, gıpta etmek, gönlü çekmek, göz koymak, gözle yemek, gözü büyümek/kalmak, haset etmek, iç çekmek, içi gitmek, kebapçı kedisi gibi yutkunmak, kedi ciğere bakar gibi bakmak, tükürüğünü yutmak karş. iğrenmek ? acıkmak, istemek, kıskanmak, özlemek
imsak i. diyet, kür, oruç, perhiz, rejim, riyazet karş. oburluk
imsakiye i. liste
imtihan i. çekişme, deneme, denetleme, inceleme, sınav, tartma, test, yarışma, yoklama
imtihan etmek f. denemek, denetlemek, incelemek, sınamak, tatmak, tartmak, yoklamak dey. boy ölçüşmek, imtihana çekmek, kolaçan etmek, kontrol etmek, murakabe etmek, ölçüp biçmek, sınav yapmak, sorguya çekmek, tahkikat yapmak, tahkik etmek, tecrübe etmek, teftiş etmek, test etmek/yapmak, yoklama yapmak
imtiyaz i. ayrıcalık, cevaz, destur, dokunulmazlık, gedik, icazet, inhisar, izin, kapitülasyon, lisans, masuniyet, mezuniyet, muafiyet, müsaade, ödün, öncelik, permi, ruhsat, taviz, tekel karş. kısıt
imtiyazlı s. muaf
imtizaç i. antlaşma, işbirliği, uyma
imtizaçsız s. isyankar, itaatsiz, itirazcı, kavgacı, mızıkçı
imtizaçsızlık i. aykırılık, nifak
imza i. amblem, damga, marka, mühür, paraf, sembol, simge, timsal, tuğra, tura
imza etmek f. onaylamak
imzalamak f. damgalamak, doğrulamak, mühürlemek, onamak, onaylamak
in i. barınak, delik, izbe, konut, kovuk, mağara, oyuk, oyum, oyuntu
inan i. din, iman, inanç, itikat, kanaat
inanan s. emin, imanlı, inançlı, inanlı, mümin, sofu
inanç i. akide, din, emniyet, faraziye, görüş, güven, iddia, ilke, iman, inan, inanış, itikat, itimat, kanaat, kanı, kanış, prensip, teminat, yargı ? düşünce, güven, kuram, yargı
inançlı s. emin, imanlı, inanan, inanlı, itikatlı, mutekit, mümin, mütedeyyin, sofu dey. beş vakit namazında, imanı bütün, namazında niyazında karş. inançsız
inançsız s. Allahsız, ateist, beynamaz, imansız, inansız
inandırıcı s. doyurucu
inandırılmak f. yutturulmak
inandırma i. ayartma, iğfal
inandırmak f. aldatmak, atlatmak, avlamak, ayartmak, benimsetmek, gaspetmek, kandırmak, kazıklamak, oyun oynamak, söylemek, tavlamak, temin etmek, tuzağa düşürmek, yanıltmak, yutturmak dey. aklının yatmasını sağlamak, dalgaya getirmek, dil dökmek, dolaba koymak, dolma yutturmak, emniyet vermek, garanti etmek, güvenini kazanmak, ikna etmek, imana getirmek, inanç vermek, kafakola almak, oyuna getirmek, tanıklık etmek, tava getirmek, temin etmek, tuzağa düşürmek, yola getirmek karş. inandıramamak
inanılır s. ciddi, emin
inanılmaz s. acayip, anormal, aşırı, benzersiz, doğaüstü, düzgüsüz, eksantrik, emsalsiz, ender, eşsiz, fahiş, fantastik, fevkalade, fevkalbeşer, garip, harika, harikulade, ifrat, ilginç, insanüstü, kuraldışı, mucizevi, olağandışı, olağanüstü, olmadık, sapak, sapık, sihirli, tabiatüstü dey. akıl almaz, akıllara durgunluk veren, bin şahit ister, devenin başı/nalı/pabucu, dışı hoca, içi baca, dışı kalaylı içi alaylı, gayri tabii, neler işitiyorum!, olur şey değil karş. olağan
inanılmazlık i. sapaklık
inanış i. iman, inanç, itikat, kanaat
inanlı s. dindar, dinibütün, imanlı, inanan, inançlı, itikatlı, mutekit, mümin, mütedeyyin, zahit
inanma i. aldanma, emniyet, güven
inanmak f. aldanmak, emniyet etmek, güveni olmak, güvenmek, ikna olmak, iman etmek, itikat etmek, itimadı olmak, itimat etmek, kani olmak, kanmak, kapılmak, razı olmak, rıza göstermek, söz dinlemek, tuzağa düşmek, yanılmak, yutmak dey. aklı almak, aklı kesmek, aklı yatmak, bel bağlamak, ciddiye almak, doğru diye bakmak, dolma yutmak, emniyet etmek, emniyet hasıl etmek, güven beslemek/duymak, güveni olmak, ikna olmak, iman etmek/getirmek, itimadı olmak, itimat etmek, kabul etmek, kanaat getirmek, tava girmek karş. yadsımak ? aldanmak, kabul etmek
inansız s. Allahsız, ateist, beynamaz, dinsiz, farmason, gâvur, imansız, inançsız, kafir, kıblesiz, kitapsız, tanrıtanımaz, zındık karş. imanlı
inat etmek f. dayatmak, direnmek, direşmek, diretmek, katlanmak, keçileşmek, sabretmek dey. ayak diremek, iddia etmek, karşı çıkmak/koymak, mukavemet etmek, pes etmemek, sebat etmek, tahammül etmek
inatçı s. azimli, direngen, eşek, hırçın, huysuz, iddiacı, kararlı, karşı aksi, katır, keçi, kırıcı, mızıkçı, sebatkar, sebatlı, sert dey. ayak direme, başı pek, dediği/dediğim dedik (çaldığı/çaldığım) düdük, dik kafalı/sözlü, firavun inadı, gavur inadı, inadı inat, kadı yoran, kart gavur, Nuh der peygamber demez, pek başlı, sarı çıyan, sivri başlı, tuttuğunu koparır karş. gelgeç, munis, uysal ? direnmek, geçimsiz, kızgın
inatçılık i. aksilik, terslik
inatlaşmak f. iddia etmek dey. dikine gitmek, gavurluğu tutmak/etmek, iş inada binmek, keçiliği tutmak/keçileşmek, kontra gitmek, ters davranmak
inayet i. hayrat, ihsan, iyilik, mükafat, sevap
ince s. beyefendi, centilmen, çelebi, çelimsiz, değerbilir, duyar, duyarlı, duygulu, duygun, edip, efendi, erdemli, görgülü, hafif, haluk, hanımefendi, hassas, hatırşinas, hisli, hürmetli, içli, ilgili, ipek gibi, ipince, kadirbilir, kibar, lirik, medeni, minyon, müeddep, mültefit, narin, nazik, nezaketli, nezih, rafine, rakik, rikkatli, romantik, saygılı, sevecen, sıska, soylu, süzgün, terbiyeli, uygar, yağsız, zarif, zayıf dey. cıgara kağıdı gibi, çöp gibi, dal gibi, fare kuyruğu gibi bıyık, fidan boylu, filinta gibi, ince ince, kıl gibi, narin yapılı, oya gibi, tığ gibi karş. hantal, kaba, zarif
incecik z. ipek gibi, ipince, iskelet gibi
inceleme i. anket, araştırma, bilgelik, bilim, çalışma, deneme, dikkat, eleştiri, etüt, ilim, imtihan, irdeleme, iskandil, kovuşturma, makale, malumat, mütalaa, okuma, revizyon, sorgu, sorgulama, soruşturma, tahkik, tahkikat, takip, takibat, tetkik, tetkikat ? incelemek, sormak
inceleme yapmak deşelemek, incelemek, mütalaa etmek, okumak, soruşturmak, yazı
incelemeci i. araştırmacı, soruşturmacı
incelemek f. aramak, araştırma yapmak, araştırmak, bakınmak, çalışma yapmak, denemek, deşelemek, didiklemek, gezinmek, gezmek, imtihan etmek, inceleme yapmak, irdelemek, izlemek, koğuşturmak, kontrol etmek, kovuşturma yapmak, kurcalamak, muayene etmek, mütalaa etmek, okumak, ölçmek, sondaj yapmak, soruşturmak, takip etmek, tartmak, tecrübe etmek, tecrübe etmek, tetkik etmek dey. alıcı gözüyle bakmak, araştırma yapmak, can gözüyle bakmak/tetkik etmek, cıcığını çıkarmak, çalışma yapmak, derinine inmek, didik didik etmek, düşüne taşına hareket etmek, düşünüp taşınmak, el komak, ele almak, elekten geçirmek, etüt etmek, evirip/evirmek çevirmek, fetvayı anlatışa göre vermek, gözden geçirmek, haddeden çekmek/cığını cıcığını/iciğini ciciğini çıkarmak, ilerisine gitmek, inceleme yapmak, iskandil etmek, iyice kovuşturmak, kantara vurmak, konsültasyon yapmak, kovuşturma yapmak, muayene etmek, muhakeme etmek, muhasebesini yapmak, mütalaa etmek, ölçüp biçmek, sondaj yapmak, sorgu sual etmek, tahkik etmek, tahkikat yapmak, takibat yapmak, takip etmek, tepeden tırnağa süzmek, tetkik etmek, tetkikat yapmak karş. ilgilenmemek ? aramak, bakmak, denetlemek, eleştirmek, inceleme, kurcalamak, öğrenmek, sormak
inceletmek f. baktırmak
incelik i. adap, albeni, alımlılık, asalet, ayrıntı, cazibe, çekicilik, detay, dikkat, efendilik, görgü, güzellik, ihtisas, kibarlık, letafet, müfredat, nefaset, nezaket, protokol, rikkat, tafsiyat, teferruat, zarafet, zerafet karş. kabarık
incelmek f. aşınmak, cılızlaşmak, erimek, kurumak, süzülmek, zayıflamak dey. bir deri bir kemik kalmak, eriyip eriyip hilâle dönmek, iğne ipliğe dönmek, iğne deliğine sığmak, kaburgaları çıkmak, kilo vermek karş. toplamak
incelmemiş s. çiğ, düşüncesiz, yabani
incelmemişlik i. barbarlık, vahşet
incinme i. alınma, berelenme, bozulma, burkma, burkulma, çarpılma, çıkma, darılma, dönme, gocunma, gücenme, içerleme, kırılma, küsme, sakatlanma, travma, yaralanma, zedelenme karş. yatışma
incinmek f. alınmak, batmak, bertilmek, bertmek, burkmak, burkulmak, çıkmak, darılmak, dönmek, gocunmak, gücenmek, içerlemek, incitmek, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, sakatlanmak, soğumak, yaralanmak karş. iyileşmek ? hastalanmak
incinmiş s. kırık, rencide
incitici i. acı, ahmak, akılsız, anlayışsız, avanak, çiğ, densiz, dürüst, düşüncesiz, ebleh, edepsiz, gafçı, görgüsüz, edepsiz, gafçı, görgüsüz, görmemiş, ham, hamhalat, hırçın, hoyrat, hödük, izansız, kaba, kırıcı, küstah, münasebetsiz, nadan, nezaketsiz, nobran, patavatsız, saygısız, sersem, sert, terbiyesiz, yontumamış karş. ince
incitilmek f. burkulmak, burulmak, çatlatılmak, darıltılmak, gücendirilmek, kırılmak, sakatlanmak, soğutulmak, üzülmek, zedelenmek karş. gönlü alınmak
incitmek f. acıtmak, berelemek, burkmak, hırpalamak, incinmek, inletmek, ıstırap vermek, işkence etmek, kahretmek, kırmak, rencide etmek, sakatlamak, zedelemek dey. acı söz söylemek, baltayı taşa vurmak, başına kakmak, diliyle sokmak, elinden gelse bir kaşık suda boğmak, gönlünü/kalbini kırmak, ileri geri konuşmak/söylemek/laflar etmek, lafını bilmemek, namusuna dokunmak, onuruna dokunmak karş. iyileştirmek
indeks i. cetvel, çizelge, dizi, dizin, döküm, fihrist, liste, seri, sıra, tablo, zincir
indirgemek f. basitleştirmek, kolaylaştırmak, sadeleştirmek, yalınlaştırmak
indirim i. iskonto, ikram, ıskonto, kırı, tenzil, tenzilat, ucuzluk
indirim yapmak f. eksiltmek
indirimli s. ehven, ekonomik, hesaplı, iktisadi, ıskontolu, kelepir, tasarruflu, tenzilatlı, ucuzlatılmış karş. zamlı
indirmek f. alçaltmak, azaltmak, çökertmek, devirmek, düşürmek, ekleştirmek, eksiltmek, kırmak, mahvetmek, şaplatmak, yapıştırmak, yıkmak, yuvarlamak dey. alaşağı etmek, altüst etmek, aşağıya almak/getirmek/indirmek, fiyat kırmak, harap etmek, ikram etmek, indirim yapmak, indirip bindirmek, iskonto yapmak, tahrip etmek, tenzilat yapmak, yere indirmek karş. kaldırmak, onarmak, zam yapmak
infaz i. amel, ameliye, çalışma, edim, eylem, faaliyet, fiil, fiiliyat, geçirme, hareket, harekat, icra, icraat, ifa, iş, işlem, muamele, pratik, tahakkuk, tatbik, tatbikat, uygulayım, uygulama, yapma, yürütme, yürütüm karş. kuram
infaz etmek f. gerçekleştirmek, girişmek, uygulamak, yapmak, yürütmek dey. eyleme dönüştürmek, icra etmek, icraata dönüştürmek, ifa etmek, realize etmek, tahakkuk ettirmek, tatbik etmek, tatbikata koymak, uygulamaya koymak, yerine getirmek, yürürlüğe koymak karş. tasarıda bırakmak
infial i. asabiyet, düşkünlük, garaz, kin, kızgınlık, kızma, kudurma
infilak i. gürültü, patlama
infilak etme i. patlama
infilak etmek f. çatlamak, gümbürdemek, gürlemek, patlamak dey. havaya uçma, berhava olmak, havaya uçmak, ortaya çıkmak, patlak vermek
inhisar i. dokunulmazlık, imtiyaz, tekel
inildemek f. ıhlamak, inlemek, kıvranmak, mızıldanmak, oflamak, sızlanmak, uflamak, yakınmak dey. ah çekmek/etmek, ahüvah etmek, figan etmek, of çekmek, şikayet etmek, uflayıp puflamak, yanıp yakılmak karş. neşelenmek
inilti i. avaz, bağırış, bağırma, bağırtı, böğürme, böğürtü, çağırtı, çığlık, feryat, figan, haykırış, haykırma, nale, ünlem, yaygara
iniş i. akıntı, alçalma, batış, batma, bayır, çökme, çöküş, düşme, düşüş, eğim, gerileme, gerileyiş, meyil, sırt, soysuzlaşma, sönme, sönüş, yamaç, yokuş, yozlaşma dey. inişli yokuşlu, yokuş aşağı karş. tepe, yükseliş
inkar i. cayma, çürütme, kabullenmeme, karşı çıkma, reddetme, tekzip, yadsıma, yalanlama, yokumsama karş. kabul etme
inkar etmek f. caymak, çürütmek, olmazlanmak, onaylamamk, reddetmek, tekzip etmek, tepmek, yadsımak, yalanlamak, yanaşmamak, yokumsamak dey. inkardan gelmek, geri çevirmek, itiraz etmek, kabul etmemek, karşı çıkmak/gelmek/ koymak, muhalefet etmek, protesto etmek, rıza olmamak/göstermemek, veto etmek karş. kabul etmek
inkılap i. ayaklanma, devrim, gelişim, gelişme, ıslahat, ihtilal, ilerleme, reform, terakki, yenilik
inkılap etmek f. başkalaşmak, değşimek, dönüşmek, oluşmak, yenileşmek karş. gerilemek
inkılapçı s. çağdaş, devrimci, ıslahatçı, ilerici, modern, müceddit, reformcu, reformist, terakkiperver, yenilikçi karş. tutucu
inkıta i. kesinti, mola, soluklanma
inkişaf i. ilerleme, medeniyet, tekamül, terakki
inleme i. çığırtı
inlemek f. ah etmek, ağlamak, çırpınmak, ıhlamak, inildemek, kıvranmak, mızıldanmak, oflamak, sızlanmak, sinlemek, uflamak, yakınmak dey. ah çekmek/demek, ahüvah etmek, figan etmek, inim inim inlemek, of çekmek, perişan olmak, sıkıntıda olmak, şikayet etmek, uflayıp puflamak, yanıp yakılmak karş. neşelenmek ? ağlamak, bağırmak, üzülmek, yakınmak
inletmek f. acıtmak, ağrıtmak, batmak, ıstırap vermek, incitmek, mahvetmek, sızlamak, üzmek, zonklamak dey. acı vermek, ağrı vermek, canını yakmak, eziyet etmek/vermek, ıstırap vermek, işkence yapmak, rahatsız etmek karş. rahatlatmak
inme i. alçalma, damla, felç, nüzul, poliyomiyelit, salkı, sarkı, sekte, vurgun ? hasta, sakat
inmek f. alçalmak, azaltmak, batmak, çökmek, çömek, dalmak, düşmek, eksiltmek, gerilemek, girmek, gitmek, göçmek, gömülmek, gurup etmek, irtifa kaybetmek, kaymak, konmak, oturmak, saplanmak, yağmak, yıkılmak dey. baş aşağı gelmek/aşağı gitmek, baştan düşmek, dağdan gelmek, dibe inmek, dibi boylamak, yere yuvarlanmak karş. çıkmak, yükselmek
inmeli s. kötürüm, malul, sakat
insaf i. acıma, adalet, alicenaplık, bağışlama, doğruluk, dürüstlük, Hak, hakkaniyet, hakseverlik, haktanırlık, hoşgörü, insaniyet, insanlık, iyilik, merhamet, vicdan, vicdanlılık dey. insaflı davranmak, insanlık göstermek, merhamet etmek/duymak, merhamete gelmek karş. insafsızlık
insaf etmek f. acımak, merhamet etmek
insafa gelmek f. acımak, affetmek, bağışlamak, hazımlı olmak, hoşgörmek, rahmetmek, rahmeylemek, tığlamak, yazıklanmak, yumuşamak karş. sertleşmek
insaflı s. adil, âlicenap, aşırı değil, bağışlayıcı, dengeli, geniş, haksever, haktanır, hazımlı, hoşgörücü, hoşgörülü, hüsniniyetli, ılımlı, insan, insaniyetli, itidalli, iyi, iyiliksever, merhametli, mutedil, mülayim, müsamahakar, müşfik, ölçülü, rahim, rikkatli, sevecen, şefik, şefkatli, tartılı, toleranslı, uysal, uyumlu, vicdanlı, yumuşak karş. insafsız
insaflı olmak f. hoş görmek
insaflılık i. Hak, hakkaniyet, hoşgörü, müsamaha
insafsız s. acımasız, acımaz, Allahsız, amansız, barbar, biaman, canavar, cebbar, cezzar, delibalta, derebeyi, dinsiz, domuz, düşkünezer, gaddar, gavur, hain, haşin, hınzır, hoşgörüsüz, hunhar, imansız, insaniyetsiz, kalpsiz, kasap, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, müsamahasız, nemrut, sadist, şefkatsiz, tiran, toleranssız, vicdansız, zalim, zorba dey. din iman hak getire, imanı yok, taş yürekli karş. insaflı
insan i. adam, adem, ademoğlu, alicenap, beni adem, beşer, birey, biri, can, çocuk, değerbilir, değerkam, erkek, fedakar, fert, fukaraperver, hamiyetli, hamiyetsever, hayırsever, hoşgörücü, hoşgörülü, hüsnüniyetli, insaflı, insancıl, insaniyetli, insanoğlu, iyi, iyi kalpli, iyilikçi, iyiliksever, kadın, kadirbilir, kimse, kişi, kişilikli, kul, lütufkar, merhametli, mert, mutedil, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, mûtedil, mülayim, mürüvvetli, müsamahakar, müşfik, oğuz, özgeci, özveren, özverili, rahim, rikkatli, sevecen, sima, şahıs, şefik, şefkatli, toleranslı, vicdanlı, yardımsever dey. adem evladı, can bülbülü/kuşu, eşrefi mahlukat, insan evladı, iyi niyetli ? çocuk, erkek, kadın, kişi, yaratık, yaşlı, yeniyetme
insanca z. adamca, beşeri, efendice
insancıl s. adamcıl, alışık, atılgan, evcil, girgin, girişken, hümanist, insan, insaniyetli, munis, sevecen, sevimli, sokulgan, yalpak, yırtık dey. cana yakın, dost canlısı, ehli dil/gönül ehli karş. çekingen
insani s. beşeri
insaniyet i. adalet, alicenaplık, amme, bağışlama, büyüklük, cemaat, cemiyet, doğruluk, dürüstlük, hak, hakkaniyet, hakseverlik, haktanırlık, hakyemezlik, hoşgörü, insaf, insanlık, iyilik, kamu, merhamet, toplum, vicdan, vicdanlılık karş. kalpsizlik
insaniyetli s. fedakar, hamiyetli, hayırsever, hoşgörülü, hüsniniyetli, insaflı, insan, insancıl, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, vicdanlı
insaniyetsiz s. acımasız, canavar, gaddar, gâvur, hınzır, hunhar, insafsız, kalpsiz, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, vicdansız
insanlık i. adak, ahali, amme, camia, cemaat, cemiyet, cumhur, dürüstlük, ehil, el, halk, hoşgörü, insaf, insaniyet, kamu, kavim, mahşer, millet, nas, sosyete, toplum, topluluk, ümmet, vicdan karş. birey
insanlık alemi i. ahali, halk, millet
insanlıkla z. adamca, efendice
insanoğlu i. âdemoğlu, âdem, insan
insansız s. bomboş, boş, dımdızlık, hali, halvet, hücra, ıssız, izbe, kenar, kimsesiz, kuytu, metruk, sahipsiz, şenliksiz, tamtakır, tekin, tenha, terk edilmiş, ucra, ücra, yaban dey. Allahı çok insanı az, gayri meskun karş. kalabalık
insansız yer i. tenhalık
insansızlık i. yalnızlık
insanüstü s. alışılmadık, anormal, aşırı, benzersiz, büyüleyici, doğaüstü, emsalsiz, eşsiz, fevkalade, harika, harikulade, ilginç, inanılmaz, mucizevi, muhteşem, olağandışı, olağanüstü, olmadık, sıradışı, sihirli, tabiatüstü, tılsımlı dey. akıl almaz, baş döndürücü, kendini aşan karş. sıradan
insicam i. ahenk, akort, armoni, aşayiş, ayar, bağdaşım, çekidüzen, denge, dirlik, disiplin, düzen, düzence, intizam, istikrar, kararlılık, mutabakat, nizam, tertip, tutarlık, uyum, tutarlılık, uyuşma karş. çelişki
insicamlı s. ahenkli, ayarlı, bakışık, biçimli, dengeli, devşirimli, düzenli, düzgün, initizamlı, istikrarlı, kaideli, kurallı, nispetli, muntazam, mütenasip, nizamlı, onat, orantılı, rabıtalı, tertipli, toplu, tutarlı, uyarlı, uyumlu, yolunda karş. insicamsız
insicamsız s. ahenksiz, akortsuz, ayarsız, aykırı, çapraşık, çelişik, çelişkili, çepreşik, düzensiz, falsolu, girift, girişik, ilgisiz, isabetsiz, karışık, mevsimsiz, münasebetsiz, namüsait, rabıtasız, sırasız, tutarsız, uyarsız, uygunsuz, uymayan, uyumsuz, vakitsiz, yersiz, zamansız karş. insicamlı
insiyak i. içgüdü
inşa i. düzyazı, imal, imalat, inşaat, istihsal, kurma, nesir, oluşturma, türetim, türetme, üretim, üretme, yapım, yapma
inşa etmek f. kurmak, oluşturmak, türetmek, üretmek, yapmak, yaratmak, yazmak, yetiştirmek
inşaat i. bina, inşa, yapı, yapım
inşaatçı i. imalatçı
intiba i. duygu, izlenim
intibak i. alışma, kaynaşma, uyuşma dey. adım uydurmak, aşinalık kespetmek, aşina olmak, hallihamur olmak, öğür (övür) olmak karş. uyuşamama
intibak etmek f. alışmak, kaynaşmak, uymak, uyuşmak, uzlaşmak, yakışmak, yaraşmak
intihar i. boğuntu, ölüm, vefat dey. canını alma, canına kıyma, hayatına son verme, kendini öldürme, yaşamına son verme
intihar etmek ölmek, kendini kuyuya atmak, kendini öldürmek, dey. canını almak, harakiri yapmak, hayatına son vermek, canına kıymak, canını almak, kendine kıymak, yaşamına son vermek
intikal etmek f. aktarılmak, algılamak, anlamak, devredilmek, geçmek, iletilmek, kalıtım yoluyla geçmek, kavramak, miras kalmak, nakledilmek dey. el değiştirmek, idrak etmek, ihata etmek, yer değiştirmek
intikal ettirmek f. bırakmak
intikam i. cevap, öç, rövanş
intikam almak f. öç almak dey. acısını çıkarmak/koymamak, altında kalmamak, burnundan fitil fitil getirmek, hıncını almak/çıkarmak, intikam almak, kan aramak, misilleme yapmak, öç almak/çıkarmak, yanına bırakmamak/koymamak karş. bağışlamak
intişar etmek f. yayılmak
intizam i. ahenk, akort, ayar, bağdaşım, çekidüzen, disiplin, düzen, düzenlilik, düzgünlük, insicam, istikrar, manzume, mutabakat, nizam, sıra, sistem, tertip, tertiplilik, titizlik, uyum dey. çekidüzen vermek, derleyip toplamak, düzene sokmak, istif etmek, nizama sokmak, tanzim etmek, tasnif etmek, tertip etmek karş. intizamsızlık
intizama sokmak f. derlemek, düzenlemek, tertiplemek
intizamlı s. ahenkli, biçimli, dakik, derli toplu, dikkatli, düzenli, düzgün, insicamlı, istikrarlı, muntazam, nizamlı, özenli, sıralı, titiz, toplu, uyumlu dey. derli toplu karş. intizamsız
intizamlılık i. titizlik
intizamsız s. çapraşık, dağınık, darmadağın, damadağınık, dikkatsiz, düzensiz, girift, girişik, karışık, karmakarışık, özensiz, pasaklı, paspal, savruk, savsak, şapşal, tarumar, tertipsiz karş. intizamlı
intizar etmek f. ilenmek
inzibat i. abes, bekçi, bostancı, dedektif, devriye, gardiyan, hafiye, jandarma, kollukçu, korucu, kullukçu, polis, zabıta, zaptiye
inzibati s. kısıtlayıcı, polisiye, sınırlandırıcı
ip i. bağ, bağcık, halat, kaytan, kement, kınnap, kiriş, kolon, kordon, kurdele, sırım, sicim, şerit, tel, urgan, yular ? halat, iplik
ipek i. iplik
ipekli s. atlas, bürümcük, krep, saten, şifon, tafta
ipince s. ince, incecik, incerek, kostak, naif, narin, zarif, zayıf
iplik i. çile, floş, ipek, lepiska, makara, masura, tel, tire, yumak
ipnotize olmak f. uyumak
ipnotizma i. etkileme, hipnotizma, sihir, telkin, uyutma
ipotek i. borç, rehin, terhin, tutu
ipsizleşmek f. çapkınlaşmak
ipsizlik i. çapkınlık
iptal etmek f. yok etmek
iptida i. başlama, başlangıç, başlantı, ilkin, önce, önceleri
iptidai s. gelişmemiş, geri, ilkel, işlenmemiş, medenileşmemiş, medeniyetsiz, uygarlaşmamış karş. gelişmiş, uygar
iptila i. alışkanlık, alışkı, arzu, dadanma, düşkünlük, hırs, ihtiras, itiyat, kapılma, kendini kaptırma, köpürme, kudurma, mani, saplantı, tamah, tutku
ipucu i. alamet, belirti, bilgi, delil, emare, im, ispat, işaret, iz, kanıt, tanıt, tezahür
irade i. arzu, bilinç, buyruk, buyrultu, dikta, dilek, direktif, emirname, ferman, iç, içtepi, ihtiyar, istek, isteme, istenç, karar, kararlılık, kasıt, komut, sebat, taammüt, talep, talimat, yönerge
irade etmek f. emretmek
iradeli s., z. azimli, bilerek, dileyerek, ihtiyari, istençli, isteyerek, kararlı, kararlılıkla, kasten, taammüden dey. bile bile, elinde olarak, nefsini tutmak karş. kazara
iradelilik i. kararlılık
iradesizlik i. dermansızlık, güçsüzlük, zafiyet
iradi s. bilerek, kasıtla, mahsus, taammüden
irat i. aylık, bütçe, ecir, faiz, gelir, gündelik, haftalık, harçlık, hasıla, hasılat, hisse, kalıt, kâr, kazanç, kira, komisyon, maaş, miras, nafaka, navlun, nema, pay, rant, ücret, varidat, yevmiye, yıllık, yüzdelik
irat etmek f. konuşmak
irdeleme i. anket, deneme, inceleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, sorgulama, soruşturma
irdelemek f. aramak, araştırmak, deşelemek, incelemek, izlemek, kovuşturmak, kurcalamak, muayene etmek, mütalaa etmek, sondaj yapmak, soruşturmak, tetkik etmek dey. araştırma yapmak, derinlere dalmak, inceleme yapmak, iskandil etmek, kafası takılmak, kovuşturma yapmak, mütalaa etmek, tahkik etmek, tahkikat yapmak, takip etmek, takibat yapmak
irfan i. akıl, algılama, anlama, anlayış, bellek, bilgelik, bilgi, bilim, bilinç, biliş, bilme, ekin, feraset, görgü, hars, havsala, hikmet, idrak, ilim, izan, kafa, kavrayış, kültür, malumat, mantık, muhakeme, sezgi, seziş, varış, varışlılık, vukuf, zeka, zeyreklik karş. bilgisizlik
iri s. alamet, balaban, büyücek, büyük, cesametli, cesim, cüsseli, çaplı, devasa, gövdeli, heybetli, heyula gibi, hürmetli, koca, kocaman, muazzam, müheykel, sarman, toraman dey. adam azmanı, ağır gövde, ayı boğan, ayı gibi, bakla kadar, canavar gibi, çam yarması, dağ gibi, dağ parçası (gibi), dağlar anası, dev anası, dev gibi, deve dişi, enine boyuna, fil gibi, fincan gibi, gaga burun, gözleri fincan gibi, heyula gibi, iri boy, iri kıyım/yarı/yapı, irili ufaklı, irisini ipe ufağını çöpe dizmek, kapı gibi, lop lop, patlıcan burunlu, toraman gibi, tosun gibi, yarma gibi karş. ufak
irikıyım s. heyula gibi, iriyarı, ızbandut gibi, pehlivan, toraman
irileşmek f. büyümek, devleşmek, serpilmek, yetişmek
irilik i. büyüklük, cesamet, hacim, kalınlık, ölçü, şişkinlik, uzunluk karş. minyonluk, ufaklık, ufak tefeklik
iriyarı s. büyük, cüsseli, çelimli, gövdeli, heybetli, heyula gibi, hürmetli, ızbandut gibi, irikıyım, koca, kocaman, muazzam, pehlivan, toraman, vücutlu, yapılı karş. ufak tefek
irkilme i. çekingenlik, fobi, huylanma, korku, yılgı
irkilmek f. çırpınmak, dalgalanmak, duraklamak, hoplamak, huylanmak, ırgalanmak, iğrenmek, kıpırdanmak, korkmak, savulmak, şaşırmak, tiksinmek, titremek, ürkmek, ürpermek dey. Azrail yoklamak, içi almamak, iğrenç bulmak, ikrah etmek, kafası tavana vurmak, şaşırıp kalmak, tiksinç bulmak, tüyleri diken diken olmak karş. hoşlanmak ? atlamak, kımıldamak, korkmak, titremek
irsaliye makbuz, senet
irsi s. doğuştan, kalıtımsal, kalıtsal
irsiyet i. ırk, kalıtım, miras, soya çekim, veraset
irşat etmek f. öğretmek, önermek, tembihlemek, uyandırmak, uyarmak dey. akıl vermek, dikkatini çekmek, gözünü açmak, ışık göstermek/tutmak, ihtar etmek, ikaz etmek, nasihat vermek, öğüt vermek, salık vermek, tembih etmek, yol göstermek
irtibat i. aidiyet, alâka, alışveriş, bağ, bağıntı, bağlantı, değginlik, ilinti, ilişik, mensubiyet, münasebet, nispet, oran, rabıta, taallük, takıntı, temas dey. alâka kurmak, bağlantı kurmak/sağlamak, ilişki kurmak, ilişkiye geçmek, münasebete geçmek, rabıta kurmak karş. ilgisizlik
irtibat kurmak f. alâka kurmak, bağlantı kurmak, bağlantı sağlamak, ilişki kurmak, ilişkiye geçmek, münasebete geçmek, rabıta kurmak
irtibatsız s. ilişkisiz, rabıtasız
irtica i. bağnazlık, faşizm, gericilik, ırkçılık, muhafazakarlık, softalık, tutuculuk, yobazlık karş. ilericilik
irtifa i. boy, düzey, rakım, seviye, yükseklik, yükselti
irtifa kaybetmek f. alçalmak, düşmek, inmek karş. yükselmek
irtihal i. ölüm, vefat
is i. buğu, buhar, duman, kurum, pus, sis, sürme, tütsü
isabet i. Allahtan, değme dey. çok güzel, iyi ki, şansım(ız) varmış ki
isabet almak f. vurulmak, yaralanmak
isabet etme s. çıkma, kazanma, vurma dey. hedefe varma, hedefi bulma, hedefi vurma, yerine ulaşma, yerini bulma
isabet etmek f. bulaşmak, çatmak, çıkmak, düşmek, elvermek, karşılaşmak, rastlamak, vurmak, yüzleşmek dey. karşı karşıya gelmek, rast gelmek, tesadüf etmek
isabetli s. caiz, elverişli, mahal, mutabık, münasip, sıralı, sırasında, uyar, uygun, uz, vakitli, vaktinde, yakışır, yararlı, yaraşır, yerinde, zamanında karş. isabetsiz
isabetsiz s. ahenksiz, alâkasız, altüst, düzensiz, elverişsiz, gereksiz, ilgisiz, insicamsız, mahalsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, rabıtasız, sırasız, sistemsiz, tutarsız, uygunsuz, uymayan, vakitsiz, yakışıksız, yersiz, zamansız karş. isabetli
ise de z. ama, ancak, aslında, doğrusu, esasen, filvaki, gerçi, oysa, oysa ki, vakaa, yalnız, zaten, zati
ishal i. amel, diyare, liynet, sürgün dey. bağırsak bozukluğu, bulgur çıkarmak, dibi tutmamak karş. kabız
isilik i. iz, kurdeşen, yara
isim i. ad, lakap, nam, san, soyadı, şöhret, şan, ün, unvan dey. göbek adı, namı diğer, takma ad
isimlendirmek f. nitelemek, nitelendirmek, tanılamak, tanımlamak, teşhis koymak, tasvir etmek, vasıflandırmak dey. ad koymak/takmak/vermek, isim koymak/takmak/vermek, karakterize etmek, tarif etmek, teşhis etmek
isimsiz s. adsız, bilinmeyen, duyulmamış, işitilmemiş, şöhretsiz, tanınmamış, tanınmayan, ünlenmemiş, ünsüz dey. adı belirsiz/bilinmeyen, adı sanı belirsiz, adı sanı yok karş. ünlü
iskan etmek f. yurtlandırmak
iskandil i. araştırma, inceleme, irdeleme, kovuşturma, mütalaa, sorgu, sorgulama, soruşturma, tahkikat, tetkikat
iskarpin i. ayakkabı, durak, gar, istasyon, kundura, liman, menzil, pabuç, rıhtım, sahil, sendelet, sandalet (sandal), terminal, uğrak
iskarpinci i. kunduracı
iskelet i. ceset, çatı, esas, kadavra, kalıntı, karkas, kemikler, naaş, ölü, öz, temel, teşrih
iskemle i. bank, banket, banko, divan, kanape, kerevet, koltuk, kürsü, markiz, oturacak, oturak, puf, sandalye, sedir, sehpa, seki, sekmen, sıra, şezlong, tabure, taht ? karyola, şilte
iskontolu i. ehven, ekonomik, hesaplı, ikram, iktisadi, indirim, indirimli, kelepir, tenzilat, tenzilatlı, ucuz, ucuzlatılmış karş. zamlı
islim i. buhar, sis
isnat etmek atfetmek, iftira etmek
isnatsız s. temelsiz
ispat i. belgit, delil, hüccet, ipucu, kanıt, tanıt, tanıtlama, tezahür
ispat etmek f. belgelemek, belgitlemek, ispatlamak, kanıtlamak, tanıklamak, tanıtlamak dey. delilleriyle açıklamak, meydana çıkarmak/koymak, ortaya çıkarmak/koymak, tespit etmek, tevsik etmek, tutumu doğru çıkmak, yalancı çıkarmak
ispatlamak f. belgelemek, ispat etmek, kanıtlamak, meydana çıkarmak, sağalmak, tanıklamak, tanıtlamak
ispatlanmak f. doğrulanmak
ispiyon i. ajan, bühtancı, casus, dedikoducu, fitleyici, gammaz, gıybetçi, hafiye, iftiracı, karacı, kovcu, muhbir, müfteri, müzevir, tezirci
ispiyoncu i. gammaz
ispiyonlamak f. casuslamak, fitlemek, fitnelemek, gammazlamak, konuşmak, müzevirlemek, söylemek, yakalatmak, yetiştirmek dey. curnal etmek, ele vermek, gıybet etmek, ihbar etmek, rapor etmek, sır vermek, sır vermemek, şikayet etmek
ispritizma i. büyü, hipnotizma
israf i. hacıağalık, müsriflik, savurganlık, tutumsuzluk
israf etmek f. çarçur etmek, kullanamamak, savurmak, sebil etmek, telef etmek, tutumsuzluk etmek, tüketmek dey. bol doğramak, bol keseden harcamak, boşa harcamak, çarçur etmek, dünyayı yemek, gırla para harcamak, har vurup harman savurmak, hacıağalık etmek, havaya savurmak, idaresiz kullanmak, israfa kaçmak, iyi değerlendirmemek, kapıyı büyük açmak, kaşıkla düşürüp/toplayıp kepçe ile dağıtmak, müsriflik etmek, olursa yedi çıra yakar, olmazsa karanlıkta yatar, para dökmek/açmak/tutmamak/yemek, parasını su gibi dökmek/harcamak, parasını/parayı sokağa atmak, parayı savurmak/saçmak, saçıp savurmak, sokağa atmak, suya salmak, tüketip bitirmek, yele vermek, yok etmek, ziyan etmek karş. artırmak ? cömert, tüketmek, yok etmek, ziyan olmak
istasyon i. durak, gar, garaj, havalimanı, iskele, konak, liman, menzil, otogar, terminal, uğrak
istatistik i. sayımbilim, sayımlama
istek i. açlık, amaç, arzu, dilek, dilekçe, dileme, eğilim, emel, gayret, gaye, gıpta, gönül, hacet, hatır, hedef, heves, içtepi, irade, istem, isteme, istirham, itibar, kam, kapris, kösnü, libido, meram, meyil, murat, nefis, niyaz, özenti, özlem, rağbet, rıza, rica, sebat, sevgi, şehvet, şevk, talep, temenni, umut, ümit dey. aç kurt gibi, can baş üstünde/üstüne, can ve baş ile, can/canı/canü gönülden karş. isteksizlik
isteklendirmek f. alevlendirmek, aşılamak, ayaklandırmak, ayartmak, azdırmak, azmettirmek, cesaretlendirmek, cezbelendirmek, coşturmak, dürtüklemek, gayretlendirmek, gıdıklamak, hararetlendirmek, heyecanlandırmak, imrendirmek, işlemek, iştahlandırmak, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, körüklendirmek, moral vermek, özendirmek, şevk vermek, şevke getirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. aklına koymak, aklını çelmek, ayağa kaldırmak, cesaret vermek, gayret vermek, gayrete getirmek, günaha sokmak, iştah açmak, tahrik etmek, teşvik etmek karş. caydırmak
istekli s. arzulu, azimli, ciddi, düşkün, eğilimli, gönüllü, haris, hevesli, ilgili, iştahlı, meraklı, meyilli, meyyal, niyetli, razı, talip, yatkın karş. isteksiz
isteksiz s. arzusuz, boğazsız, çekimser, çekingen, doygun, gönülsüz, hevessiz, kanık, iştahsız, meraksız, mızmız, nazlı, nanemolla, nazenin, rağbetsiz, şımarık, tok, uyuşuk dey. ağır canlı/kanlı, ağır elli, dünden ölmüş, gönlü paslanmış karş. istekli
isteksizce z. çaresiz, çarnaçar, emrivakiyle, gönülsüzce, hevessizce, istemeyerek, iştahsızca, kazara, mecburen, nazlanarak, oldubittiyle, olupbittiyle, tabiatıyla, zoraki, zorla, zorlukla dey. ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, def-i bela kabilinden, deve kuşu gibi (yüke gelince kuş, uçmaya gelince deve), gönlü olmadan, ister istemez, nazlana nazlana, yarım ağızla karş. isteyerek
istem i. açlık, amaç, arzu, dilek, dileme, eğilim, gaye, gıpta, heves, gönül, içtepi, ilca, imren, istek, isteme, istirham, iştah, itibar, kapris, kösnü, libido, meyil, murat, nefis, özenti, özlem, rağbet, rica, sevgi, şehvet, şevk, talep, temenni karş. isteksizlik
isteme i. arzu, gaye, gönül, irade, istek, istem, iştah, rica, rıza, sebat, sipariş, temenni
istemeden z. rastlantıyla, yanlışlıkla, zorla
istemek f. arzulamak, dilemek, gıpta etmek, heveslenmek, ısmarlamak, imrenmek, kastetmek, kösnülemek, kösnümek, özlemek, rağbet etmek, razı olmak, rica etmek, sipariş etmek, susamak, talep etmek, talip olmak, talipli olmak, talip olmak, tamah etmek, temenni etmek, yakarmak, yalvarmak dey. arzu duymak/etmek, arzuya kapılmak, can atmak/çekmek, cana minnet bilmek, canı çekilmek, canı çekmek/istemek, canı/gönlü çekmek, canında tütmek, canını vermek, çifte/kıç atmak, çingene evinde/cergesinde/çadırında musandıra aramak, damağına kokmak, damarları şaha kalkmak, dil ucunda dolaşmak, olmayacak duaya amin demek, olmayacak duaya el kaldırmak, eli yakasında olmak, gıpta etmek, gönlü razı olmak, gönlünden doğmak, göz dikmek, gördüğünden göz kirası istemek, göz dikmek/koymak, gözü olmak, heves etmek, hırs duymak, içi gitmek, içine doğmak, içinden gelmek, içi titremek, ihtirasa kapılmak, ihtiras duymak, istediği gibi at koşturmak/oynatmak, isteğe kapılmak, istek duymak, istemem yan cebime koy, istirham etmek, meram etmek, mumla aramak, rica etmek, şehvete kapılmak, yalvarıp yakarmak, yürek çekmek, yüz suyu dökmek karş. bıkmak, iğrenmek, istememek, nazlanmak ? dilek, ısmarlamak, imrenmek, özlemek, yalvarmak
istememek f. çekinmek, iade etmek, razı olmamak, reddetmek dey. eli varmamak/gitmemek, feda etmek, geçinmeye gönlü olmamak, gönlü razı olmamak, gözünde olmamak, yasak savmak, istemeye istemeye, kimseden bir lokma beklememek, senden gelecek hayır Allah'tan gelsin, senden gelen çıraya puf, şeytan görsün yüzünü
istemeyerek z. bilmeyerek, çaresiz, çarnaçar, dalgılıkla, emriakiyle, ezkaza, gönülsüzce, hasbelkader, hevessizce, isteksizce, iştahsızca, kasıtsız, kazara, kerhen, mecburen, nazlanarak, oldubittiyle, olupbittiyle, raslantıyla, şans eseri, tesadüfen, yanlışlıkla, zoraki, zorla, zorlukla dey. arzu etmeyerek, gayri ihtiyari, gönlü olmadan, ister istemez, istemeye istemeye, şans eseri, yarım ağızla karş. isteyerek
ister i. gerek, gereklik, gerekseme, gereksinme, hacet, icap, ihtiyaç, iktiza, iltizam, lüzum, muhtaçlık, vucup, zaruret, zorunluluk
isteri i. asabiyet, bunalım, cezbe, coşku, coşkunluk, çarpıntı, esrime, galeyan, hararet, helecan, heyecan, sarhoşluk, taşkınlık karş. sükûnet
isteyerek z. arzuyla, bilerek, bilinçli, dileyerek, hevesle, iradeli, kasıtla, kasten, maal, mahsus, memnuniyetle, severek, taammüden dey. bile bile, canla başla, gönül hoşluğu ile/rızasıyla/hoşluğuyla, gönüllü olarak, gönül rızasıyla, güle oynaya, kendi isteğiyle/rızasıyla, mal bulmuş Mağribi gibi, oynaya oynaya, seve seve, şehitliği göze alarak, şevk ile karş. bilmeden, istemeden, istemeyerek, kazara, zoraki ? bilerek
istiap etmek f. kapsamak
istiare i. iğneleme, iktibas, kinaye, mecaz, sitem, telmih
istibdat i. baskı, boyunduruk, cebir, disiplin, feodalite, ısrar, icbar, işkence, sıkıştırma, sıkıdüzen, sıkıyönetim, tahakküm, tazyik, üsteleme, zor, zorlama, zorunda, bırakma karş. serbest bırakma
istical i. ivecenlik, tezlik
istida i. arzuhal, dilekçe
istidat i. beceri, beceriklilik, cevher, deha, dirayet, eğilim, ehliyet, eksperlik, hüner, imkan, kabiliyet, kifayet, kompetans, liyakat, maharet, meleke, marifet, merak, mütehassıslık, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yeti, yetiklik, yordam
istidatlı s. acar, başarılı, becerikli, cevherli, çevrimli, dahi, değimli, dirayetli, güçlü, hünerli, hünerver, işgüzar, kabiliyetli, kifayetli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, şahbaz, uz, uzel, yatkın, yetenekli, yeterli, yetkin karş. yeteneksiz
istidatsız s. başarısız, beceriksiz, değimsiz, dirayetsiz, hünersiz, kabiliyetsiz, kaltaban, kifayetsiz, liyakatsiz, marifetsiz, sakar, yeteneksiz, yetersiz karş. istidatlı
istif etmek f. derlemek, dizmek, düzenlemek, koymak
istifa i. ayrılma, çekilme, ricat dey. görevden ayrılmak, görevi bırakmak, istifayı basmak, işi bırakmak, işten ayrılmak
istifa etmek f. ayrılmak, bırakmak, caymak, çekilmek
istifade i. avantaj, çıkar, fayda, hayır, intifa, kar, kazanç, menfaat, nefi, nimet, yarar dey. ele alınır, eyere de gelir semere de
istifade etmek f. faydalanmak, geçinmek, işletmek, kullanmak, sebeplenmek, sömürmek, yararlanmak dey. anafora konmak, atlama taşı yapmak, avanta etmek, basamak yapmak, beleşe konmak, çıkar sağlamak, fayda sağlamak, haraç yemek, has işletmek, gelir sağlamak, istismar etmek, kâr etmek, lüpe konmak, menfaat sağlamak, müstefit olmak, rampa etmek, tadını çıkarmak, yarar sağlamak karş. zarara uğramak
istifadeli s. işe yarar, yararlı
istifçi s. karaborsacı, koleksiyoncu, spekülatör, spekülasyoncu, stokçu, vurguncu
istifçilik i. karaborsa
istifini bozmamak f. aldırmamak, aşağısamak, bakmamak, dinlememek, hafifsemek, horlamak, küçümsemek, önemsememek, saymamak, umursamamak karş. itibar etmek
istiflemek f. depolamak, derlemek, dermek, koymak, stok etmek, toparlamak, toplamak, yerleştirmek, yığmak dey. depo etmek, istif etmek/yapmak, koleksiyon yapmak, stok etmek/yapmak, tasnif etmek
istifrağ etmek f. çıkarmak, kusmak, öğürmek dey. gaseyan etmek, kay etmek, midesi bulanmak/kaldırmamak, öğürtü gelmek
istiğfar etmek f. eseflenmek, hayıflanmak, üzülmek karş. hamdetmek
istiğna i. doygunluk, kanıklık, nazlanma karş. iştah
istihale i. başkalaşım, başkalaşma, değişim, değişme, dönüşme, dönüşüm, oluşum, tadil, tadilat, tahvil, yenileşme
istihbar etmek f. duymak, işitmek, öğrenmek
istihbar i. bilgi alma, bilgi edinme, bilgi toplama, haber alma, haber toplama
istihbarat i. bilgilenme dey. bilgi alma, bilgi edinme, bilgi toplama, haber alma
istihkam i. kale, sığınak, sur
istihlak etmek tüketmek
istihlak olmak tükenmek
istihlak i. sarfiyat, tüketim
istihsal i. imal, imalat, inşa, üretim, yapım
istihsal etmek f. üretmek
istihza i. alay, azizlik, espri, hande, hiciv, hicviye, latife, muziplik, nükte, şaka, takılma, taşlama, yergi, yutturmaca, zevklenme
istihza etmek f. alay etmek, takılmak, yermek, zevklenmek
istihzar i. alıştırma, anımsama, anımsatma, çalışma, egzersiz, hazırlama, hazırlanma, hazırlık, manevra, prova, talim, tatbikat, tecrübe, temrin, uygulama
istikamet i. canip, cenap, cephe, cihet, doğrultu, kanat, taraf, veche, yan, yön
istikamet vermek f. çevirmek, doğrultmak, döndürmek, gezlemek, nişanlamak, yönelmek
istikbal i. ati, ferda, gelecek, ileri, ilerisi, sonra, sonraki, yakın
istikbal etmek f. karşılamak
istikbalde z. ileride
istiklal i. bağımsızlık, erkinlik, hürriyet, muhtariyet, muhtarlık, müstakillik, özerklik, özgürlük, serbesti, serbestlik karş. bağımlılık
istikrah etmek iğrenmek
istikrah i. tiksinme
istikrar i. ahenk, bağdaşım, çekidüzen, değişmezlik, denge, durulma, düzen, düzenlilik, insicam, intizam, kararlılık, manzume, mutabakat, nizam, süreklilik, uyum, yerleşme, yerleşmişlik karş. çalkantı
istikrar bulmak f. dengelenmek, durulmak, kararlı, oturmak
istikrarlı s. ahenkli, dengeli, derli toplu, düzenli, insicamlı, intizamlı, kaideli, kararlı, kurallı, muntazam, muntazaman, nizamlı, rabıtalı, saat gibi, sarsıntısız, sıralı, sistemli, sürekli, yerleşmiş, yolunda
istikrarsız s. çapraşık, değişken, düzensiz, gelgeç, ikircikli, işkilli, kararsız, karışık, oynak, rabıtasız, sebatsız, uyumsuz
istikrarsızlık i. dalgalanma, tutmazlık
istila i. akın, basma, bürüme, kaplama, örtme, saldırı, sarma, taarruz, yayılma
istila etmek f. almak, atılmak, basmak, bastırmak, bürümek, fethetmek, kaplamak, kapsamak, örtmek, saldırmak, sarmak, tutmak, yayılmak
istim i. buhar, duman, sis, tütsü
istinai s. benzersiz
istinat i. abanma, dayanma, güvenme, kök, mesnet, yaslanma, yüklenme
istinat etmek f. abanmak, dayandırmak, dayanmak, güvenmek, yaslanmak, yumulmak, yüklenmek
istirahat i. antrakt, ara, dinlenme, duraklama, durgu, durma, fasıla, kesilme, kesinti, mola, sekte, soluklanma, tatil, teneffüs, vakfe
istirahat etmek f. dinlenmek, gaye, içtepi, istek, istem, rica, soluklanmak, uyumak karş. yorulmak
istirham i. arzu, dilek, dilenme, yakarı, yakarış, yakarma, yalvarma
istirham etmek f. yalvarmak
istismar i. sarf, kullanma
istismar etmek f. faydalanmak, geçinmek, işletmek, kullanmak, sebeplenmek, sömürmek, yararlanmak dey. atlama taşı yapmak, basamak yapmak, çıkar sağlamak, fayda sağlamak, gelir sağlamak, kâr etmek, menfaat sağlamak, sırtını dayamak, yarar görmek/sağlamak karş. zarara uğramak
istismarcı i. sömürücü
istisna i. ayrıcalık
istisnai s. ayrı, ayrık, ayrıcalı, ayrıcalıklı, benzersiz, değişik, emsalsiz, hususi, kuraldışı, müstesna, özel
istisnasız s. ayrıcasız, ayrıcalıksız, bilaistisna
istişare etmek f. danışmak
isyan i. anarşi, ayaklanma, boykot, erksizlik, eylem, hercümerç, kargaşa, kargaşalık, karışıklık, keşmekeş, kıyam, terör, velvele, yürüyüş
isyan etmek f. ayaklanmak, başkaldırmak dey. baş eğmemek, baş kaldırmak, bayrak açmak, boykot etmek, dağa çıkmak, isyan bayrağını açmak/çekmek/edecek olmak, itaat etmemek, itaatsizlik etmek, kafa tutmak, kargaşa çıkarmak, karşı koymak, kazan kaldırmak, patırtı gürültü, protesto etmek, yıkıcı davranışlarda bulunmak, yürüyüş yapmak
isyancı s. anarşist, asi, ayartıcı, bozguncu, bölücü, çeteci, fesatçı, geçimsiz, hırçın, ihtilalci, isyankar, itaatsiz, kavgacı, kışkırtıcı, komplocu, nifakçı, sabotajcı, serkeş, sert, suikastçı, tahrikçi, tedhişçi, terörist, yıkıcı
isyankar s. aksi, anarşist, asi, bozguncu, bölücü, çeteci, dirliksiz, dövüşken, geçimsiz, hırçın, hoşgörüsüz, huysuz, ihtilalci, itaatsiz, itirazcı, isyancı, kavgacı, kışkırtıcı, komplocu, mızıkçı, nifakçı, öfkeli, serkeş, sert, sinirli, ters, uyuşmaz karş. uysal
iş i. açmaz, amel, ameliye, çaba, çalışma, çıkmaz, dava, didinme, efor, emek, etkinlik, faaliyet, fonksiyon, gayret, görev, hacet, himmet, hizmet, icra, ifa, ikdam, infaz, işçilik, işlem, işlev, kariyer, koltuk, külfet, makam, maslahat, memuriyet, mesai, mesele, meslek, mesuliyet, meşgale, meşguliyet, mevki, misyon, mücadele, müşkülat, ödev, problem, rol, sanat, sandalye, say, servis, sorun, sorumluluk, uğraş, uhte, ustalık, uygulama, vazife, yapma, zanaat, zahmet, zorluk
iş arkadaşı i. partöner
iş bilmez s. dirayetsiz
iş güç i. meşgale, mevki
iş yapmak f. çalışmak, meşgul olmak
iş yeri i. firma, han
işadamı i. sanayici, tüccar, usta, üretimci, yatırımcı karş. beceriksiz
işaret i. alamet, amblem, arma, belirti, çentik, çetele, çizinti, eser, dağlama, damga, emare, gedik, gösterge, hususiyet, ima, imge, ipucu, im, iz, kalıntı, kazıntı, kerte, kinaye, kod, marka, mecaz, mühür, nişan, nokta, remiz, sembol, sim, simge, sitem, şiar, taş, timsal, tuğra, tura, yer
işaret etmek f. dürtmek, işaretleşmek, öksürmek, uyarmak dey. ayağına basmak, dikkatini çekmek, dirsek atmak, el etmek, göz etmek/kırpmak, işaret çakmak/vermek, kaş göz etmek, sinyal vermek, uyarıda bulunmak ? uyarmak
işaretlemek f. düğümlemek, imlemek, markalamak, mimlemek dey. balmumu yapıştırmak, damga vurmak, işaret koymak, mendilin ucunu düğümlemek, mim koymak, mum yapıştırmak, nişan koymak, parmağına iplik bağlamak
işaretleşmek f. dürtmek, işaret etmek, işmar etmek
işbilir s. becerikli, dirayetli
işbirliği i. anlaşma, antant, antlaşma, bağdaşma, bağıt, bağlaşma, dayanışma, imece, ittifak, ittihat, kavilleşme, misak, muahede, pakt, sözbirliği, tesanüt, uyuşma, uzlaşma karş. anlaşmazlık
işçi i. amele, aylakçı, emekçi, hizmetli, ırgat, müstahdem, proleter, rençber, ücretli ? emekçi
işçilik i. çaba, çalışma, didinme, efor, emek, etkinlik, faaliyet, gayret, himmet, ikdam, iş, işlev, mesai, mücadele, say, uğraş, ustalık, zahmet
işe almak f. atamak, görevlendirmek, ödevlemek, vazifelendirmek dey. bordroya almak, görev vermek, görevli kılmak, iş göstermek/vermek, ödevli kılmak, ödev vermek, sözleşmeli olarak tayin etmek, vazifeli kılmak, vazife vermek karş. işten çıkarmak
işe yaramaz s. abes, anlamsız, battal, beyhude, boş, boşuna, değersiz, faydasız, fuzuli, geçersiz, gereksiz, hayırsız, hükümsüz, kârsız, kazançsız, kıraç, kötü, kullanışsız, lüzumsuz, muattal, nafile, vahi, verimsiz, yaramaz, yararsız, zait dey. hacet yok, hayır yok, ıvır zıvır, kıvır zıvır, kuru gürültü
işe yarar s. besleyici, değerli, etkili, faydalı, geçerli, gerekli, hasiyetli, hayırlı, istifadeli, iyi, kullanışlı, müfit, salih, uygun, verimli, yarar, yararlı karş. yararsız
işe yarayan s. elverişli, makbul
işemek f. altına etmek, çiş etmek, çiş yapmak, dışarı çıkmak, idrar yapmak, siğmek, sulamak dey. abdest bozmak, altını ıslatmak, defi hacet etmek, hacet görmek, küçük aptesini yapmak, küçük su dökmek, motorun suyunu değiştirmek, nargilenin suyunu değiştirmek, papaza borcunu ödemek/ödemeye gitmek, radyatörü boşaltmak/su kaynatmak, su dökmek, tel çekmek, telefon etmek ? çiş, dışarı çıkmak
işgal i. akın, saldırı, zapt
işgal etmek f. açmak, almak, fethetmek, saldırmak, yenmek, zaptetmek dey. ele geçirmek, el koymak, ilhak etmek, istila etmek, teslim almak
işgüzar s. acar, başarılı, becerikli, cevherli, çalışkan, dahi, değimli, dirayetli, güçlü, hünerli, idareli, istidatlı, kabiliyetli, kifayetli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, uz, uzman, yatkın, yetenekli, yeterli, yetkin dey. değirmende unu yok nöbet diye baş yarar, dillere düşmek, elinden iş gelir, eli yatkın, faka takmaya ekini yok at değirmeninde nöbet sorar, işinin ehli/eri, öküz/öküzün altında buzağı arar, raspa ile arka kaşır karş. beceriksiz
işgüzarlık i. çalışkanlık
işitilmedik s. duyulmamış
işitilmek i. büyümek, duyulmak, meşhur olmak, öğrenilmek, patlak vermek, sızmak, yayılmak dey. açığa çıkmak, ağızlarda sakız olmak, belli olmak, bilgi edinilmek/sağlanmak, dal budak salmak, dallanıp budaklanmak, dile düşmek, dillere sakız olmak, duymayan kalmamak, haber alınmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, şayi olmak, şüyu bulmak
işitilmemiş f. acayip, isimsiz
işitmek f. dinlemek, duymak, eslemek, istihbar etmek dey. ağzının içine bakmak, can kulağıyla dinlemek, işitmeze vurmak, işitmezliğe/işitmezlikten gelmek, kulağa çalınmak, kulağı kirişte olmak, kulağına çalınmak/gelmek, kulağını açmak, kulak kabartmak/kesilmek/misafiri olmak/tutmak/vermek, kulaklarını dikmek, uzun kulaktan haber almak
işkence i. azap, baskı, bela, cebir, cefa, çarmıh, çile, eza, eziyet, gadir, gadirlik, gaile, gam, haksızlık, ıstırap, istibdat, kahır, kasavet, kıygı, kıyım, kötülük, mezalim, pres, sıkıntı, sızı, tazip, üzgü, üzüntü, zulüm dey. acı vermek, canını yakmak, eziyet etmek/vermek, ıstırap vermek, derisini yüzmek karş. iyilik ? baskı, bela, sıkıntı, üzüntü
işkence etmek f. acıtmak, ağrıtmak, batmak, incitmek, mahvetmek, sızlamak, üzmek, zonklamak karş. rahatlatmak
işkil i. evham, huylanma, kuruntu, kuşku, şüphe, vehim
işkillenmek f. duraklamak, endişelenmek, huylanmak, kaygılanmak, kuruntu etmek, kuşkulanmak, şüphelenmek, vehmetmek, vesveselenmek dey. aklı karışmak, buluttan/kıldan/havadan nem kapmak/almak, fitili almak, gönlü bulanmak, içi bulanmak, içine kurt düşmek, kuşku duymak, kuşkuya düşmek, kuruntuya kapılmak, şüphe etmek, tereddüt etmek karş. içi rahatlamak
işkilli s. evhamlı, gelgeç, güvensiz, ikircikli, ikircimli, istikrarsız, kurunlutu, kuruntucu, kuşkucu, meraklı şüpheci, şüpheli, tedirgin, vehimli, vesveseli karş. güvenli
işkillendirmek f. pirelendirmek
işkillenme f. huylanma, kuruntu, kuşku, şüphe, vehim
işkillenmek s. kurtlanmak, kuşkulanmak, meraklanmak, şüphe etmek, şüphelenmek, vehmetmek
işlek s. açık, akıcı, aktif, atak, ayakaltı, canlı, cevval, civcivli, coşkun, delişmen, diri, etkin, faal, hareketli, kalabalık, kıpırdak dey. cıvıl cıvıl, fıkır fıkır, harıl harıl, işlek yazı, karınca yuvası gibi, kımıl kımıl, kıpır kıpır karş. tenha
işlem i. amel, ameliye, çalışma, edim, eylem, faaliyet, fiil, fiiliyat, formalite, formül, gerçekleştirme, hareket, harekat, icra, icraat, ifa, infaz, iş, muamele, pratik, prosedür, tatbik, tatbikat, uygulayım, uygulama, yapma, yürütme, yürütüm karş. tasarlama
işleme i. dantel, fisto, nakış, teşvik
işlemek f. aşılamak, azmettirmek, çalışmak, dürtmek, etkilemek, geçmek, geliştirmek, heyecanlandırmak, ilerletmek, isteklendirmek, kalkındırmak, kışkırtmak, kullanmak, oyun oynamak, özendirmek, sıvaşmak, tahrik etmek, yapmak, zehirlemek dey. aklına koymak, aklını çelmek, çarkı dönmek, etkin olmak, faal olmak, içine girmek/işlemek, inkişaf ettirmek, işlediğimiz elek kalburdan seyrek, işlek olmak, işleyen değirmenin boğazına durmak, iyi çalışmak, iş yapmak, nüfuz etmek, tekamül ettirmek, tekemmül ettirmek, terakki ettirmek, tesir etmek, verimliliğini artırmak karş. etkilememek, ilgilenmemek, işlememek
işlemeli s. bezemeli, dantelli, fantezi, işli, nakışlı, oymalı, süslü, yaldızlı
işletme i. atölye, darphane, demirhane, dökümhane, fabrika, firma, holding, idare, idarehane, işyeri, kartel, konsorsiyum, kooperatif, kumpanya, kuruluş, laboratuvar, müessese, ocak, ortaklık, şirket, tamirhane, tersane, tesis, teşekkül, tezgah, tröst, vakıf, yazıhane ? dernek, işlik, örgüt
işletmek f. aldatmak, ayartmak, çalıştırmak, faydalanmak, gaspetmek, geçinmek, istifade etmek, istismar etmek, kandırmak, kazıklamak, kullanmak, sebeplenmek, sömürmek, tahrik etmek, takılmak, tuzağa düşürmek, yanıltmak, yararlanmak, yutturmak dey. akıl etmek, aklını kullanmak, düşünceye varmak, düşünüp taşınmak, fikir yormak, hesap etmek, inceden inceye düşünmek, kafasını çalıştırmak/patlatmak, kafa yormak, muhakeme etmek, mütalaa etmek, usa vurmak
işlev i. fonksiyon, görev, hizmet, iş, güç, kariyer, koltuk, makam, maslahat, memuriyet, meslek, mesuliyet, meşgale, meşguliyet, mevki, misyon, ödev, rol, sanat, sandalye, sorum, sorumluluk, uğraş, vazife, yumuş, zanaat
işlik i. atelye, darphane, demirhane, dökümhane, fabrika, imalathane, işletme, işyeri, kılıçhane, laboratuar, ocak, plato, sahne, set, stüdyo, şantiye, tamirhane, tersane, tezgah, yazıhane ? büro, çarşı, hastane, işletme
işmar etmek f. dürtmek, işaretleşmek, öksürmek, uyarmak
işporta i. bedesten, bonmarşe, çarşı, pazar, sergi, seri
işret i. ahenk, alkol, içecek, içki, mey, müsait, sefa, zevk
işsiz s. açıkta, atıl, avare, ayaktakımı, aylak, boş, boşta, mazul, sürtük dey. açıklar livası, baldırı çıplak, boş gezenin boş kalfası, boş gezenler başı, boş kalmak, boşta gezen, boşta kalan, boşta oturan, boy beyi gibi, dalgacı Mahmut, eli boş/koynunda, iki dinden avare, işsiz güçsüz, kaldırım mühendisi, miskinler tekkesi, sokak süpürgesi karş. iş güç sahibi, meşgul ? serseri
iştah i. açlık, arzu, dilek, dileme, eğilim, gaye, gıpta, heves, içtepi, istem, isteme, itibar, kapris, kösnü, libido, meyil, murat, nefis, özenti, özlem, rağbet, sevgi, şehvet, şevk, talep, temenni karş. iştahsızlık
iştahlandırmak f. isteklendirmek
iştahlanmak f. aşermek, çatlamak, çekememek, imrenmek, kıskanmak, özenmek, yapınmak, yutkunmak dey. ağzının suyu akmak, ağzı sulanmak, aklı kalmak, canı çekmek, gıpta etmek, gönlü çekmek, göz dikmek, gözü kalmak, iç çekmek, içi gitmek
iştahlı s. açgözlü, boğazlı, istekli, obur, pisboğaz, razı dey. ağzının tadını bilir, boğazına düşkün/sabırsız, iyi yiyen, kıtlıktan çıkmış gibi, kursağına/midesine/düşkün karş. iştahsız
iştahsız s. boğazsız, doygun, gönülsüz, hevessiz, isteksiz, kanaatkar, kanık, mutmain, müstağni, nazenin, nazlı, tok dey. feragat sahibi, gönlü gani/tok, gözü tok, tok gözlü karş. iştahlı
iştahsızca z. çaresiz, çarnaçar, emrivakiyle, gönülsüzce, hevessizce, isteksizce, istemeyerek, kazara, kerhen, mecburen, oldubittiyle, olupbittiyle, zoraki, zorla, zorlukla dey. gönlü olmadan, ister istemez, istemeye istemeye, nazlana nazlana, yarım ağızla, zorunlu olarak karş. isteyerek
işten atmak f. azletmek, defetmek, göndermek, kovmak, nefyetmek, savmak, sepetlemek, sürmek, uzaklaştırmak dey. açığa çıkarmak, görevden almak, görevine son vermek, ihraç etmek, işine son vermek, işten çıkarmak, kapı dışarı etmek, kapıyı göstermek, yol vermek karş. işe almak
işten çıkarma i. azletme
işten değil s. basit, eziyetsiz, hafif, kolay, oyuncak, rahat, zahmetsiz karş. çetin ceviz
iştigal etmek f. başkaldıramamak, becelleşmek, boğuşmak, cebelleşmek, çalışmak, çırpınmak, debelenmek, didinmek, ıkınmak, ilgilenmek, paralanmak, savaşmak karş. ilgilenmemek
iştirak i. ortaklık, paydaşlık
iştirak etmek f. birleşmek, girmek, kapılanmak, karışmak, katılmak, katışmak, kaydolmak, yazılmak karş. ayrılmak
iştiyak i. istek, iştah, nostalji, özlem
işve i. cilve, eda, fettanlık, fıkırdama, hoppalık, kırıtma, naz, şive, şuhluk
işvebaz s. cilveli, hafif, işveli, nazlı, oynak, şuh
işveli s. canlı, cilveli, civelek, davetkar, edalı, erkekcil, fettan, fıkır fıkır, fıkırdak, fındıkçı, fingirdek, hafif, hoppa, işvebaz, kırıtkan, koket, nazenin, nazlı, oynak, şivekar, şiveli, şuh, yosma karş. ağırbaşlı
işyeri i. atölye, büro, daire, darphane, demirhane, dökümhane, fabrika, holding, idare, işletme, işlik, kombina, laboratuvar, ocak, plato, sahne, set, stüdyo, şantiye, tamirhane, tersane, tesis, teşekkül, tezgah, ticarethane,yapımevi, yayınevi, yazıhane
it s. aşağılık, çomar, encek, enik, hayta, hergele, kelp, köpek, külhanbeyi, küstah, serseri
itaat etmek f. dinlemek, icabet etmek, kabul etmek, tanımak, uymak karş. isyan etmek
itaat etmemek f. başkaldırmak
itaatkar s. ağızsız, barışçı, barışsever, eslek, halim, mazlum, munis, muti, mülayim, riayetsiz, sadık, sessiz, sinirsiz, sulhçu, uysal dey. buyruğa uyar, halim selim, söz dinleyen, terbiyeli maymun gibi, yumuşak başlı/huylu karş. itaatsiz
itaatli s. uysal karş. boyun eğmez, dik başlı, itaatsiz, söz dinlemez
itaatsiz s. aksi, asi, bozguncu, damarlı, didişken, dirliksiz, dövüşken, eslemez, geçimsiz, hırçın, huysuz, imtizaçsız, isyancı, isyankar, itirazcı, kavgacı, kırıcı, mızıkçı, öfkeci, serkeş, sert, sinirli, ters, uyuşmaz karş. uysal
itekleme i. zorlama
iteklemek f. tartaklamak
iteleme i. istibdat
itelemek f. abanmak, dürtmek, dürtüştürmek, itip kakmak, itmek, itiştirmek, kakalamak, kakıştırmak, kakmak, omuzlamak, sevketmek, sıkıştırmak, sürmek, zorlamak, zorlanmak dey. itip kakmak, omuz atmak/vermek/vurmak karş. rahat bırakmak
ithaf i. armağan etme, sunma
ithal i. dışalım, ithalat
itham etmek f. çirkinsemek, kınamak, suçlamak, yermek karş. aklamak
itibar i. hürmet, izzet, onurlandırma, prestij, rağbet, saygı, saygınlık, sayma, tazim, tazimat, ululama, yüceltme dey. kredisi olma, saygı görme/gösterme, yenice eleğim seni nerelere asayım karş. aşağılama
itibar etmek f. büyüklemek, hayran olmak, hazzetmek, meftun olmak, saymak, ululamak, yüceltmek dey. baş tacı etmek, hatır/hürmet etmek, hürmetli olmak, itibar göstermek, saygı göstermek, saygılı/saygısı olmak karş. aşağılamak
itibar etmemek f. aldırmamak, aşağısama, azımsamak, hafifsemek, horlamak, küçümsemek, önemsememek, umursamamak, saymamak, yeğnisemek dey. aldırış etmemek, bana mısın dememek, burun kıvırmak, hor bakmak/tutmak, rağbet etmemek karş. önemsemek
itibar etmeyen s. rağbetsiz
itibar gören s. rağbetli
itibar görmeyen s. rağbetsiz
itibar sahibi i. aziz
itibari s. saymaca
itibarlı s. ağırbaşlı, aziz, etkili, hatırlı, izzetli, muazzez, muhterem, muteber, mükerrem, onurlu, saygıdeğer, saygın, sayın, seciyeli, şerefli dey. fors yapmak, hatırı sayılır, itibar sahibi, küçük gölcüğün büyük kurbağası, nüfuzlu bir mevki, prestij sahibi, raconu kıran, sözü geçen, şayanı hürmet karş. itibarsız
itibarsız s. alçak, onursuz, şerefsiz dey. bir paralık, forsu kalmamış, itin kuyruğunda, kulağı düşük, kuskunu düşmüş, küçük düşmüş, sakalı kaydırmış, sanatı iki paralık olmuş
itibarsızlık i. şerefsizlik
itici s. alımsız, antipatik, beğenilmeyen, bulandırıcı, buz, buzdağı, buzdolabı, cenabet, çirkin, donuk, geçimsiz, havasız, hoyrat, kaba, kırıcı, nobran, nursuz, pis, renksiz, ruhsuz, sallapati, sevimsiz, soğuk, tatsız, ukala, yılan gibi, zevksiz dey. buz gibi, çıyan gibi, eşek şakası, kanı ağır, kılkuyruk (herif), yılan gibi karş. çekici
itidalli s. aşırı değil, heyecansız, insaflı, mutedil, mürüvvetli, müsamahakar, orta, ölçülü, serinkanlı, soğukkanlı, tartılı, toleranslı, uyuşkan
itidalsiz s. toleranssız
itikat i. akide, din, görüş iman, inan, inanç, inanış, kanaat, kanı, kanış, tutum, yaklaşım, yargı karş. itikatsızlık
itikat etmek f. inanmak, kanmak karş. inanmamak
itikatlı s. imanlı, inançlı, inanlı, sofu
itikatsız s. imansız
itilaf i. anlaşma, bağdaşma, ittifak, misak, mukavale, pakt, uyuşma
itimadı olmak i. güvenmek, inanmak karş. itimat etmemek
itimat i. emniyet, güven, iman, inanç, kanaat, kanı, kanış, kuşkusuzluk, teslimiyet karş. kuşku
itimat etmek f. güvenmek, inanmak, kanmak karş. inanmamak
itina i. ağırlama, ayrıca, bakım, dikkat, ihtimam, ilgi, özen, özenme, tedbir, titizlik dey. dikkat gösterme, dikkatli davranma, itina gösterme karş. hafifseme
itina etmek f. dikkatli davranmak, eğilmek, ilgilenmek, özenmek, titizlenmek dey. dikkat etmek/göstermek, dikkatli davranmak, ihtimam göstermek, ilgi göstermek, itina göstermek, itinalı davranmak, nezaret etmek, meşgul olmak, mukayyet olmak, özen göstermek, titizlik etmek/göstermek karş. hafifsemek
itina göstermek f. dikkatli davranmak
itinalı s. müşkülpesent, onat
itinalı davranmak f. dikkatli davranmak
itinasız s. çırpıştırma, dikkatsiz, entipüften, fütursuz, gelişigüzel, harragürrü, özensiz, paspal, rasgele, sathi, sudan, şişirme, şişirmece, üstünkörü, veresiye, yalandan, yüzeysel dey. baştan savma, derme çatma, körü körüne, olur olmaz, önüne gelen, sağına soluna bakmadan, yalan yanlış, yalap şap, yarım yamalak karş. titiz
itinayla z. adamakıllı, güzelce, titizlikle
itip kakmak f. abanmak, doğrulamak, dürtmek, dürtüştürmek, itelemek, itmek, itiştirmek, kabul etmek, kakalamak, kakıştırmak, kakmak, omuzlamak, sıkıştırmak, sürmek, zorlamak karş. hoş tutmak
itiraf etmek f. açıklamak, bildirmek, casuslamak, duyurmak, iletmek dey. açığa vurmak, açık açık söylemek, arz etmek, beyanda bulunmak, beyan etmek, bilgi vermek, casusluk etmek, curnal etmek, haber göndermek/salmak/vermek, ifşa etmek, ikrar etmek, izhar etmek, kabul etmek, meydana çıkarmak/vurmak, malumat vermek, ortaya çıkarmak, sır vermek
itiraz i. direnme, protesto, reddetme, tekzip, yadsıma dey. geri çevirme, inkar etme, kabul etmeme, karşı çıkma/durma/gelme/koyma/söyleme, muhalefet etme karş. kabullenme, onama, onaylama, tasvip, uygun bulma
itiraz etmek f. direnmek, onaylamamak, reddetmek, tekzip etmek, tepmek, yadsımak, yalanlamak, yanaşmamak, yokumsamak dey. anlamazlıktan gelmek, ayak diremek, bildiğinden şaşmamak, boyun eğmemek, geri çevirmek, gözdağı vermek, inkar etmek, kabul etmemek, karşı çıkmak/gelmek/koymak, meydan okumak, muhalefet etmek, protesto etmek, razı olmamak, veto etmek karş. onaylamak
itirazcı s. aksi, asi, bozguncu, damarlı, didişken, dirliksiz, dövüşken, eslemez, geçimsiz, hırçın, huysuz, imtizaçsız, isyancı, isyankar, itaatsiz, kavgacı, kırıcı, mızıkçı, öfkeci, serkeş, sert, sinirli, ters, uyuşmaz karş. baş eğen, eslek, söz dinler, uysal, uyumlu
itişmek f. becelleşmek, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, çekişmek, dalaşmak, didişmek, dövüşmek, girişmek, hesaplaşmak, hırgür, hırlaşmak, kapışmak, mücadele etmek, pençeleşmek, savaşmak, tepişmek, tekmeleşmek, vuruşmak, yumruklaşmak dey. arbede etmek, birbirine düşmek, boğaz boğaza gelmek, itişip kakışmak karş. sevişmek
itiştirmek f. dürtmek, itelemek, itip kakmak, itmek, zorlanmak
itiyat i. adet, alışkanlık, alışkı, dadanma, düşkünlük, huy, iptila, tiryakilik
itiyat edinmek dadanmak
itizar etmek özür dilemek
itlâf i. cinayet, jenosit, katil, katliam, kıyım, recm, soykırımı, telef
itlaf etmek f. mahvetmek, öldürmek
itme i. basınç, baskı, zorlama
itmek f. atmak, bastırmak, dayanmak, dayatmak, dokunmak, dürtmek, dürtüşlemeke, dürtüştürmek, itelemek, itiştirmek, itip kakalamak, kakıştırmak, kakmak, küremek, küreklemek, omuzlamak, savurmak, sevketmek, sıkılamak, sıkıştırmak, sürmek, süpürmek, tıkıştırmak, tıkmak, üfürmek, yürütmek, zorlamak dey. başı açmak, etken yiyip kemikken atmak, itip kakmak, itiş kakış, itişip kakışmak, omuz atmak/vermek/vurmak, pistonu olmak, yardan atmak karş. çekmek, kucaklamak ? abanmak, dövmek
ittifak i. anlaşma, bağdaşma, dayanışma, işbirliği, itilaf, kontrat, misak, mukavale, mutabakat, pakt, tesanüt, uyum, uyuşma, uzlaşma karş. ihtilaf
ittifak etmek f. anlaşmak
ittifak içinde s. müttefik
ittifakla z. bir ağızdan, hep birlikte, müttefiken, oybirliği ile
ittihak i. uzlaşma
ittihat i. antlaşma, dayanışma, güçbirliği, işbirliği, kavil, kavilleşme, misak, mukavale, pakt, sözleşme, uyuşma
ivecen s. acele, aceleci, acul, akut, coşkun, evecen, iveğen, telaşlı karş. soğukkanlı
ivecenlik i. acele, acelecilik, hızlı, ivedilik, sabırsızlık, telaş, tezlik karş. sükunet
ivedi i. acele, acil, evgin, hızlı, ivedili, müstacel, tez
ivedilenmek f. ivedilik göstermek, sabırsızlanmak, telaş etmek
ivedileşmek f. çabuklaşmak
ivedilik i. acele, hızlı, ivecenlik, telaş
ivedilik göstermek f. dayanamamak, ivedilenmek, ivmek, sabredememek, sıkışmak, telaşlanmak, tezlenmek karş. yavaş davranmak
ivedilikle z. acil, alelacele, aniden, birden, çabuk, çarçabuk, derhal, gecikmeden, hemen, hemencecik, lahzada, serian, şıp diye, şipşak, tez, tezelden
ivmek f. ivedilik göstermek, telaş etmek
iyi s. adamakıllı, adil, ahlâklı, âlâ, aliyulala, bereketli, birinci, bol, cici, çok, dinç, diri, doğru, doğrucu, dürüst, ehven, eksiksiz, ekstra, emin, erdemli, esaslı, esen, evla, fazıl, faziletli, fedakar, güçlü, güvenilir, güzel, hallice, harbi, hasiyetli, hayırlı, helal, hüsniniyetli, iffetli, insaflı, insan, işe yarar, iştah açıcı, iyi kalpli, kademli, kalite, kaliteli, kârlı, kazançlı, lütufkar, makbul, makul, merhametli, mert, mutena, mutlu, müfit, mükemmel, mümtaz, mürüvvetli, müsamahakar, müşvik, oflaz, onat, sağ, sağlıklı, salim, seçkin, seçme, sevecen, sıhhatli, süper, şefkatli, talihli, tıkırında, turp gibi, uğurlu, usturuplu, vicdanlı, yahşi, yararlı, yavuz, yeğ, yetkin, yolunda, zararsız, ziyansız dey. adam gibi, ballı börek, bıldırcın gibi, çöpsüz üzüm, dört başı mamur, ekstra ekstra, ele alınır, en kabadayısı, fıstık gibi, geçer akçe, gül gibi, güllük gülistanlık, gün görmüş, sıfır numara, üzerine yok karş. berbat, eksik, fena, gaddar, hasta, kötü, sağlıksız, uğursuz, zararlı ? güzel, iyilikçi, lezzetli, yararlı
iyi akşamlar! ü. Allahaısmarladık, tünaydın
iyi etmek tedavi etmek
iyi geceler! Allahaısmarladık, tünaydın
iyi günler! Allahaısmarladık
iyi haber erim, müjde
iyi kalpli alicenap, cennetlik, civanmert, fedakar, hamiyetli, hamiyetperver, hayırsever, insan, insaniyetli, iyi, iyiliksever, kollayan, koruyan, özgeci, özveren, özverili, şefkatli, yardımsever karş. kötü kalpli
iyi ki i. Allahtan, elhamdülillah, hamdolsun, şükürler olsun dey. Allaha şükür, bereket ki/versin, çok şükür ki, neyse ki, şükürler olsun ki karş. ne yazık ki
iyice z. adamakıllı, alabildiğine, çok, enikonu, esaslı, güzelce, hakkıyla, kıyasıya, layıkıyla, pek, pir, sıkı, sınırsız, sunturlu, yaman
iyicene z. adamakıllı, çok, esaslı, kıyasıya, layıkıyla, pek, pir, sunturlu, yaman
iyiden z. adamakıllı
iyiden iyiye z. alabildiğine, pir
iyileşme i. düzelme, felah, iflah, ilerleme
iyileşmek f. açılmak, atlatmak, ayılmak, berkilmek, canlanmak, dincelmek, dinçleşmek, dirilmek, düzelmek, ferahlamak, ferahlanmak, geçirmek, geçmek, dönenmek, güçlenmek, hafiflemek, hafifleşmek, iflah olmak, ilerlemek, kapanmak, kuvvetlenmek, onmak, rahatlamak, sağalmak, sağlığa kavuşmak, savuşmak, şifayap olmak. tedavi olmak, toparlanmak, toplanmak dey. afiyet bulmak, ayağa kalkmak, benzine kan gelmek, bir şeyciği kalmamak, biti kanlanmak, çulu düzeltmek/düzmek, et bağlamak, felah bulmak, gazap/kahır yüzünden rahmet bulmak, geniş bir nefes almak, görmemişe dönmek, gözü gönlü açılmak, hastalığı atlatmak, iflah bulmak, iyi etmek, iyileşmeye yüz tutmak, kefeni yırtmak, kendine gelmek, kendini toparlamak/toplamak, komadan çıkmak/kurtulmak, sağlığına kavuşmak, sıhhatine kavuşmak, şifa bulmak, taburcu olmak, yara kapanmak, yüzüne kan gelmek karş. fenalaşmak, hastalanmak, incinmek, ölmek, öleyazmak ? avunmak, dinmek, kurtulmak
iyileşmez s. çaresiz, onmaz
iyileştirme i. düzeltme, ihya, ıslahat, reform, tedavi, terapi
iyileştirmek f. bakmak, diriltmek, düzeltmek, gidermek, ihya etmek, iyi etmek, ondurmak, sağaltmak, tedavi etmek dey. bakım yapmak, can bulmak, canını yerine getirmek, derdine deva bulmak/olmak, ilaç içirmek/vermek, iyi etmek, kademi yaramak, taburcu etmek, tedavi etmek, yarasına merhem olmak karş. sağlığını bozmak
iyilik i. adak, afiyet, cemile, dinçlik, dürüstlük, esenlik, gönenç, hayır, hayrat, himmet, hizmet, ihsan, inayet, insaf, insaniyet, kerem, lütuf, meymenet, mükafat, nimet, sağlık, selamet, sevap, sıhhat, şefaat, yardım, zindelik karş. kötülük ? adalet, bağış, ödül, yarar, yardım etmek
iyilikçi s. alicenap, cennetlik, cennetmekan, civanmert, değerbilir, diğerkam, fedakar, fukaraperver, hamiyetli, hamiyetperver, hayırhah, hayırperver, hayırsever, hazımlı, hoşgörücü, hüsnüniyetli, insan, insaniyetli, iyiliksever, kadirbilir, kadirşinas, kişilikli, lütufkar, mürüvvetli, müsamahakar, oğuz, özgeci, özveren, özverili, vicdanlı, yardımsever dey. adam evladı, art eteğinde namaz kıl!, feragat sahibi, fukara babası, geniş gönüllü, helal süt emmiş, insan evladı, iyi kalpli/niyetli/yürekli, kişi oğlu, melek gibi, öksüzler anası/babası karş. alçak, bencil, cimri, düzenci, gaddar, kötü ? cömert, iyi, kibar, sayın, sevecen, vefalı, yiğit
iyilikle z. güzellikle, hoşgörülü, tatlılıkla, yumuşaklıkla karş. sertlikle
iyiliksever s. babacan, cennetlik, cömert, fedakar, hamiyetli, hayırsever, hüsniniyetli, insaflı, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, merhametli, müsamahakar, oğuz, vicdanlı
iyimser s. akımsar, güleç, nikbin, optimist, umutlu, ümitli karş. bedbin, karamsar ? ilgisiz, mutlu
iyişim i. afiyet, bakım, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirilik, dirlik, esenlik, güçlülük, ifakat, keyif, menfaat, sağlamlık, sağlık, selamet, sıhhat, yarar, zindelik karş. sağlıksızlık
iz i. anı, bel, belirti, benek, çalık, çentik, çetele, çığır, çizgi, çizinti, çürük, dağlama, damga, emare, eser, etki, gedik, gösterge, hat, ısırgın, ısırık, im, imge, ipucu, isilik, işaret, izlenim, kalıntı, kanıt, kazıntı, kerte, kerti, kertik, leke, marka, morartı, mühür, nişan, nişane, nokta, pişik, silinti, sim, simge, tırtık, timsal, yanık, yatkı, yer, yol ? benek, çizgi, delil, simge, yara
izaç i. bunaltma, sıkma karş. rahatlatma
izafe i. atfetme, bağlama, dayandırma, yakıştırma, yamama
izafi s. bağıl, bağıntılı, görece, göreceli, göreli, nispi, orantılı, rölatif karş. sabit
izah etmek açıklamak, hikaye etmek dey. açığa çıkarmak/ vermek/vurmak, açık etmek/konuşmak, adını koymak, afişe etmek, ağzından baklayı çıkarmak/kaçırmak, ayrıntılarını vermek, baklayı ağzından çıkarmak, belli etmek, beyanat vermek, beyan etmek, dertlerini dökmek, dile getirmek/vermek, fikir açmak, foya vermek, gizlisi kapaklısı olmamak, gönlünün perdelerini açmak, hesaba dökmek, hesap vermek, ilan etmek, ipucu vermek, izahat vermek, meydana dökmek/vurmak, ortaya dökmek, oyunları meydana vurmak/oyunu açığa çıkarmak, reyini söylemek, sayıp dökmek, sır vermek, şerh etmek, tafsilat vermek, tefsir etmek, yol göstermek, yüreğin inancını göğe duyurmak, yüze vurmak
izahat i. açıklama, bilgi, tafsilat, yorum
izahat vermek f. açıklamak, açmak, açımlamak, anlamlandırmak, anlatmak, aydınlatmak, yorumlamak karş. gizlemek
izale etmek f. bertaraf etmek, gidermek, götürmek, kaldırmak karş. başlatmak, ikame, koymak, yapmak, yok etmek
izam etmek abartmak, büyüksemek, mübalağa etmek
izan i. akıl, algı, anlak, anlayış, anlık, bellek, beyin, bilinç, eseme, fetanet, feraset, hafıza, havsala, huş, idrak, ihata, irfan, kafa, kavrayış, mantık, muhakeme, müdrike, müfekkire, sağduyu, şuur, us, varış, yargılama, zeka, zekavet, zeyreklik, zihin karş. izansızlık
izanlı s. akil, anlaklı, anlayışlı, arif, basiretli, düşünceli, ihatalı, kafalı, makul, mantıklı, müdrik, sağduyulu, sağgörülü, varışlı, zeki, zeyrek karş. delişmen
izansız s. bilgisiz, boş, bön, cahil, densiz, düşüncesiz, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, incitici, kaba, kırıcı, küstah, nezaketsiz, patavatsız, yontulmamış, zarafetsiz karş. izanlı
izbe s. barınak, basık, boş, havasız, insansız, konut, kovuk, kuytu, loş, masun, nemli, rutubetli, sapa, şenliksiz, ücra karş. ayakaltı, havadar
izci i. keşşaf, kılavuz, lider, mihmandar, mürşit, öncü, rehber, sağdıç
izdiham i. çokluk, kalabalık, kesret, mahşer, sıkışıklık, sıkışma, üşüşme, vefret, yığılışma, yığılma, yığınak karş. tenhalık
izdivaç yapmak f. evlenmek, nikahlanmak, varmak karş. boşanmak
izdüşüm i. projeksiyon
izi silinmek f. bitmek
izin i. cevaz, destur, dokunulmazlık, erkinlik, fetva, icazet, imtiyaz, lisans, mezuniyet, müsaade, patent, permi, ruhsat, selahiyet, tatil, yetki karş. yasak ? belge
izin belgesi i. ruhsat
izin verme i. bırakma
izin vermek f. doğrulamak, gerçeklemek, onamak, onaylamak dey. cevaz vermek, destur vermek, haklı bulmak, hak vermek, he demek, izni olmak, kerem buyurmak, kabul etmek, kafa sallamak, kalıbını basmak, mesaj vermek, münasip bulmak, müsaade etmek/vermek, tasvip etmek, tensip etmek, uygun bulmak; yerinde bulmak, yeşil ışık yakmak, yol açmak
izin vermemek f. menetmek
izinden gitmek f. izlemek, kovalamak, takip etmek dey. ardına düşmek/takılmak, ardından gitmek/koşmak, ardı sıra gitmek, çömezi olmak, iz sürmek, izinde olmak, izinden yürümek, izini bırakmamak, peşi sıra gitmek, peşini bırakmamak, takip etmek, yolunda gitmek/yürümek
izini silmek f. mahvetmek, yok etmek
izinli s. mezun
izinname i. belge, karne, patent
izlek i. tema
izlem i. takip
izleme i. takip, temaşa
izlemek f. araştırmak, bakmak, görmek, gözlemek, güdelemek, gütmek, incelemek, irdelemek, izinden gitmek, kollamak, kovalamak, kovuşturmak, sehretmek, seyir, seyretmek, soruşturmak, sürmek, takip etmek dey. ardına düşmek/takılmak, ardından gitmek/koşmak, ardısıra gitmek, arkasına düşmek/takılmak, arkasından gitmek/koşmak, arkasıra gitmek, can gözüyle bakmak/tetkik etmek, çarığının ipini sürümek, çömezi olmak, dümen suyundan gitmek, gölge gibi izlemek, gözlem yapmak, gözünden kaçırmamak, iskandil etmek, iz sürmek, izinde olmak, izinden gitmek/yürümek, izine basmak, mütalaa etmek, ökçesine basmak, önüne katmak, peşe/peşine düşmek, peşinde/peşine dolaşmak/gezmek, peşine düşmek/takılmak, peşinde/peşine koşmak, peşinde dolaşmak, peşinden gelmek/gitmek/koşmak, peşine düşmek/takılmak, peşini bırakmamak, peşisıra gitmek, seyirci kalmak, sorgu sual etmek, şahit olmak, tabanın/tabanının altına takılmak, tahkik etmek, tahkikat yapmak, takibat yaptırmak, takip etmek, tanık olmak, tetkik etmek, tatkikat yapmak, topuğuna basmak karş. önce gelmek, peşini bırakmak, vazgeçmek
izlence i. düzenek, plan, program, proje, tasarı, tasarım, taslak, temaşa
izlenim i. anı, duygu, etki, intiba, iz, tesir
izleyerek z. ardınca, müteakiben
izleyici i. seyirci
izmarit i. sigara
izninizle z. müsaadenizle, pardon
izolasyon i. tecrit
izolatör i. yalıtkat
izole etmek tecrit etmek, yalıtmak
izzet i. ağırlama, erk, erke, fors, güç, hürmet, ikram, kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, otorite, prestij, saygı, sulta, takat, ululama, ululuk, ulviyet, velayet, yeti, yetke, yetki dey. hatırı sayılır, itibar sahibi, prestij sahibi, şayanı hürmet karş. güçsüzlük
izzet ikram i. ağırlama
izzetinefis i. ar, ciddiyet, değer, ertem, gurur, haysiyet, huysiyet, onur, saygınlık, şeref, vakar, yüzsuyu
izzetinefisli s. ağır, ağırbaşlı, ciddi, karakterli, kişilikli, onurlu, resmi, şerefli, vakarlı, vakur
izzetinefissiz z. karaktersiz, kişiliksiz, onursuz, şerefsiz
izzetli s. aziz, değerli, etkili, faziletli, gururlu, hatırlı, itibarlı, kıymetli, muazzez, muhterem, muteber, mükerrem, meziyetli, onurlu, saygıdeğer, saygın, sayın, seciyeli, şerefli






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 112 ziyaretçi (176 klik) kişi burdaydı!