Sozluk Sitesi
  Guney Dogu Anadolu Bolgesi
 
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

COĞRAFİ KONUM   
Türkiye'nin güney doğusunda yer alır. Nüfus miktarı ve yüz ölçümü ile en küçük bölgemizdir.
Türkiye yüz ölçümünün % 7,5'ini kaplayarak bölgeler arasında yedinci sırada bulunur.  
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ  
 
         Bölge genel olarak ova ve platolarla kaplıdır. Yer şekilleri tarıma elverişlidir. Batıdan doğuya doğru ve güneyden kuzeye doğru gidildikçe yükseklik artar. Karacadağ volkan konisi (1919m) ile Mardin – Midyat Eşiği (1200-1300 m) yükseltinin fazla olduğu yörelerdir. Şanlı Urfa, Gazi Antep, Adıyaman platolarının ortalama yükseltisi 500 -1000 m arasındadır.
AKARSU ve GÖLLERİ  
Başlıca akarsuları kaynağını Doğu Anadolu Bölgesi’nden alan Dicle ve Fırat’tır.
Fırat'ın Nizip, Göksu kolları, Dicle'nin ise Botan, Garzan, Batman kolları bölgeye yayılmıştır. Bölgede tabii göl yoktur. Sadece Fırat ve Dicle üzerine kurulmuş baraj gölleri yer alır.  
İKLİM ve BİTKİ ÖRTÜSÜ
Özellikle bölgenin batısında Akdeniz ikliminin genel özellikleri görülür. Yazları kurak ve çok sıcaktır. Bunun başlıca nedeni güneyden esen sıcak ve kavurucu rüzgârlardır. Batıdan doğuya gidildikçe ve alçak yerlerden yükseklere çıkıldıkça Akdeniz ikliminin etkisi zayıflar, karasal iklimin etkisi daha belirginleşir.
Bölgede yağışın çoğu kış aylarında düşer. Yıllık yağış toplamı 500 - 600 mm'dir. İç Anadolu'ya oranla fazla ve Marmara kadar yağış almasına karşın bölgede yaz aylarında şiddetli bir kuraklık yaşanır. Çünkü yaz ayları çok sıcaktır. Buna bağlı olarak da buharlaşma fazladır.
Ülkemizin en yüksek sıcaklıkları Şanlı Urfa (46.5 ºC) ve Diyarbakır (46.2 ºC) da görülmüştür. Sıcaklığın bu kadar yüksek oluşu şiddetli buharlaşmaya neden olmuştur. Dolayısıyla yazın Türkiye'nin sulamaya en çok ihtiyaç duyulan bölgesidir. Kış ayları yüksek yerlerde soğuk geçer. Kar yağışı ve don olaylarına sıkça rastlanılır.
Doğal bitki örtüsü iklim özelliklerine göre yer yer değişiklikler gösterir. En çok bozkırlar görülür. Bozkırlar daha çok yüksek olmayan yerlerde yaygındır. Güneydoğu   Toroslar'ın eteklerinde ve Mardin -Midyat Eşiği'nde yüksekliğin artmasına bağlı olarak yağışlar artar. Meşe ormanlarına ve çalılıklara rastlanır. Akarsu boylarında söğüt ve kavak ağaçları yetişir. Orman oranı bakımından %3 ile sonuncudur.    
 
TARIM ve HAYVANCILIK
Bölge ekonomisinde tarım ve hayvancılık önemli bir yer tutar. Tarıma elverişli geniş düzlüklerin bulunması ve ayrıca toprağın verim gücünün fazla olması üretimi artırmaktadır. Ekili - dikili alanlar bakımından % 20 ile dördüncü sıradadır.
Şiddetli yaz kuraklığı bir çok ürünün yetişmesini engeller. Bu bölgeden daha fazla ürün elde edebilmek için sulamaya ihtiyaç vardır. Sulama imkânları geliştiği takdirde nadas yöntemi terk edilecek ve bir yılda birden fazla ürün elde edilecektir. Bölgenin doğal şartları tahıl ekimine elverişlidir. Bununla birlikte buğday, keten, pamuk, pirinç, nohut ve susam yaygındır. Antepfıstığı, zeytin ve üzüm Gazi Antep Plâtosu'nda oldukça gelişmiştir. Bölge, Antep fıstığı ve kırmızı mercimek üretiminde birinci sıradadır. Siirt'te menengiç (sakız) ağacının aşılanması ile antepfıstığı üretimi artmıştır. Dicle ve Fırat kenarlarında sulama ile sebze ve meyve   yetiştirilir.  
Güneydoğu Anadolu'da bozkırların geniş yer kaplaması küçükbaş hayvancılığı önemli hale getirmiştir. En çok koyun ve keçi beslenir. Güneydoğu Toroslar'ın eteklerinde ve Mardin - Midyat Eşiği'nde kıl ve tiftik keçisi beslenir. Bu bölgede küçükbaş hayvancılık ile birlikte yağ, peynir, yün gibi hayvansal ürünlerin de ticareti yapılmaktadır.
GAP PROJESİ  
 
GAP 13 ayrı projenin birleşiminden meydana gelmiştir. Bu proje içinde 22 baraj, 19 hidroelektrik santral vardır.
Proje, G.Antep, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa, Diyarbakır, Batman ve Şırnak illerimizi kapsamaktadır.  
Sadece Atatürk barajından elde edilen elektrik üretimi ülke elektrik üretiminin 1/6'sına eşittir.
(1992) Bölge ekonomisini çok yönlü etkileyen kuraklık problemi GAP projesiyle halledildiği zaman bölgede sosyo - ekonomik yönde büyük değişiklikler görülecektir.  
 
GAP GERÇEKLEŞTİĞİNDE;
 
Sulamalı tarıma geçilecektir.
Bölgedeki nadas alanları azalacaktır.
Tarım ürünlerinin çeşitliliği artacaktır.
Tarım ürünlerinin verimi artacaktır.
Pamuk, pirinç, gibi tarım ürünlerinin ekim alanı genişleyecektir.
Güneydoğu Anadolu, Türkiye pamuk üretiminde birinci bölge olacaktır.
Kuru tarıma dayalı buğday, arpa, mercimek gibi tarım ürünlerinin ekim alanı azalacak   fakat üretimleri artacaktır.
Barajlar suni göl fonksiyonu göreceğinden bölgenin iklimi belirli oranda yumuşayacaktır.
Elektrik enerjisinde üretim artışı sağlanacaktır.
İçme suyu olarak kullanılacaktır.
Su ürünlerinin üretimi artacaktır.
Tarım ve tarıma bağlı sanayi gelişecektir.
Bölgede  iş olanakları arttığı için bölgeden diğer bölgelere göç duracaktır.Diğer bölgelerden Güneydoğu Anadolu'ya göç olacaktır.
Bölgenin nüfusu ve nüfus yoğunluğu artacaktır.
Türkiye'nin tarım ürünlerine dayalı ihracatı artacaktır.
Bölgede tarım alanları geniş düzlüklerden oluşur. Bu alanların sulanmasıyla tarım gelişecektir.  
Antepfıstığı, mercimek, üzüm, nohut ve tahıl üretiminin önemli bir kısmı bölgeden karşılanmaktadır. Harran Ovası, sulamanın gelişmesiyle özellikle pamuk ekiminin en fazla yapıldığı yerlerden biri olacaktır.  
GAP'ın tamamlanmasıyla mısır, pirinç ve ayçiçek gibi ürünlerin üretimindeki artışın daha fazla olması beklenmektedir. Çünkü bu ürünler bol su ve sıcaklık isteği olan ürünlerdir.
 
YERALTI ZENGİNLİKLERİ
Ekonomisi petrol çıkarımı ve tarıma dayanır. Hayvancılık ikinci sırada yer alır. Yeraltı zenginliği olarak başta petrol gelir.  
Petrol: Diyarbakır, Adıyaman, Siirt ve Batman dolaylarında bulunan yataklardan çıkartılır.
Türkiye petrol üretiminin çok büyük bir kısmı buradan elde edilir. Yıllık üretim 3 milyon tondur. Ancak bu Türkiye ihtiyacının 1/7'sini karşılayabilmektedir.
Cizre ve Silopi çevresinde linyit çıkarılır.
Fosfatın en fazla çıkarıldığı bölgemizdir. Fosfat, Mardin - Mazıdağı çevresinde çıkarılır.    
 
ENDÜSTRİ
Irak-Türkiye petrol boru hattı bu bölgeden geçer. Batman'da bulunan petrol rafinerisi hem yöre halkı için önemli bir iş alanı, hem de ülke ekonomisi için büyük bir endüstri kuruluşudur.
Bölgede çıkarılan petrol ve Batmandaki rafineri kara taşımacılığının önemli miktarda canlanmasına neden olmuştur.
TURİZM
Bölgedeki Nemrut Dağı (Adıyaman) ile Diyarbakır ve Şanlı Urfa şehrinde bulunan tarihi eserler bölgenin turizm potansiyellerini oluşturur.  
 
Balıklı Göl             Nemrut                 Harran             Hasankeyf          Kelaynak Kuşları
NÜFUS ve YERLEŞME  
Bölgenin toplam nüfusu 1997 yılına göre 5,7 milyondur. Bölgenin nüfus yoğunluğu 96 km2/kişi 'dir.
Alanının küçük olmasından dolayı Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi'nden daha fazla yoğundur. Nüfus batıda toplanmıştır. Bunun nedeni iklim ve toprak koşullarının burada daha elverişli olmasıdır.  
Güneydoğu   Toroslar'ın etekleri ve akarsu boyları, nüfus bakımından oldukça yoğundur. Bunun nedeni, bu kısımda yağışın fazla olması ve, sulama olanaklarının fazla olmasıdır.
Dicle ve Fırat ile bunlara karışan kolların düzlükler içine gömülerek oluşturduğu geniş vadi tabanları, yerleşmeye elverişlidir.
BÖLGENİN BÖLÜMLERİ  
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Karacadağ volkan konisi ile iki bölüme ayrılır. Karacadağ'ın doğusunda Dicle, batısında ise Orta Fırat Bölümü yer alır.  
 
1. Dİcle Bölümü       
 
Bu bölüm, yer şekilleri bakımından sade bir özellik gösterir. Bölümdeki başlıca yer şekilleri Diyarbakır Havzası, Karacadağ volkan kütlesi ve Mardin-Midyat   Eşiği'dir. Dicle nehri, kollarıyla birlikte geçtiği yerlerde plato ve ovalar meydana getirmiştir. Ova ve platolar 500-1000 m yükseltiler arasında yer alır.
Bölümde yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm'dir. Yüksek sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen şiddetli buharlaşma yaz mevsiminde kuraklığa neden olur. Bölümde karasal iklim tipi görülür. Bölümün tabii bitki örtüsü ise bozkırdır.  
 Başlıca tarım ürünleri ise tahıllar, mercimek ve pamuktur. Toroslar'a doğru ise meyve ve üzüm bağları yer alır.
Karacadağ volkan konisi bölgenin en yüksek dağıdır.Bu volkan konisinden çıkan ve akıcılık özelliğine sahip olan bazalt bölgeye yayılarak yayvan bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Karacadağ'ın tabanına sızan sular daha sonra taban suyu olarak yeryüzüne çıkar ve bölümün su ihtiyacını karşılar.
Yaz aylarında bölümde yaylacılık faaliyeti görülür.
Bölümdeki Mardin - Midyat Eşiği Diyarbakır havzası ile Suriye arasında yer alan yüksek bir düzlüktür(1200-1300 m). Burada yüksekliğe bağlı olarak yağışlar 700 mm'ye çıkar. Kireçli bir yapıya sahip olmasından dolayı tarım için yeterli su bulunmaz.
Dicle Bölümü'nde nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus, Diyarbakır Havzası ile Mardin - Midyat Eşiği'nde toplanmıştır. Bölümün en büyük ili Diyarbakır'dır.
Bölümün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.  
En önemli yeraltı zenginliği Diyarbakır, Siirt ve Batman'da çıkarılan petroldür. Yıllık üretimi 3 milyon tondur. Ayrıca Cizre ve Silopi'de linyit çıkarılır.
 
2. Orta Fırat Bölümü  
 
Bu bölümde Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları önemli yer kaplar. Fırat Nehri ve kolları platoları ikiye ayırır. Fırat Nehri plato içerisine 200 m gömülmüş olarak akar. Altınbaşak, Ceylanpınar, Suruç, Birecik ovalarında tahıl ekilir. Atatürk barajı ile yapımı son aşamaya gelen Şanlı Urfa tünelleri bölümün Türkiye ekonomisindeki yerini değiştirecektir. Platolarının ortalama yükseltisi 500 ile 1000 m'dir. Platolar, tortul ve volkanik taşlardan meydana gelmiştir.
 
Orta Fırat Bölümü'nde yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı olan Akdeniz iklimi görülür.  
Bölümün en gelişmiş ili Gazi Antep'tir. Adıyaman, Nizip, Birecik, Şanlıurfa, Harran, Suruç, Ceylanpınar, Siverek, Viranşehir bölümün diğer önemli il ve ilçe merkezleridir.
Halkın geçimi, tarım ve hayvancılıktan sağlanır. Tarım ürünü olarak tahıl, mercimek, antep fıstığı yetiştirilir. Ayrıca bağlar, bahçeler ve zeytinlikler yer alır. Bunun yanısıra pamuk, çeltik ve susam da ekilir.
Adıyaman ve Kâhta'da petrol çıkarılmaktadır.

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
Genel özellikler:
Bu bölgemiz, Güneydoğu Toroslar'ın etekleri ile Suriye sının arasında yer alır. Kuzey kenarı, dağların uzanışını izleyerek âdeta bir yay çizer. Alanı ve nüfus sayısı bakımından coğrafî bölgelerimizin en küçüğüdür. Yurdumuzun ancak yüzde 8'e yakın bir kısmını kaplar.
Yerşekillerinin sadeliği ile dikkati çeken bir bölgedir. Burada en geniş yeri platolar kaplar. Bununla beraber, Güneydoğu Anadolu'nun batı ve doğu kısımları arasında bazı farklar vardır. Bölgenin batı yarısında kuzeydeki dağların  eteklerinden Suriye düzlüklerine doğru alçalan Gaziantep – Urfa platoları uzanır. Denizden 800 – 500 metre yükseklikte olan bu plato, Fırat ırmağı ve bu Irmağın kollan ile yarılmıştır. Bölgenin doğu yarısı biraz dara engebeli ve yerşekilleri bakımından daha çeşitlidir. Bu kısmın ortasında, geniş bir çanak şeklindeki Diyarbakır havzası yer alır. Kuzeydeki Hazar gölünden kaynağı alan Dicle ve Toroslardan inen birçok kollan (Ambar, Batman, Garzan ırmakları) bu havzaya yönelir. Diyarbakır havzası kuzeyden, Toroslar'ın eteklerindeki tepelikler, güneyden de Mardin eşiği adı altında tanınan bir yüksek alan çevirir. Batısında ise, Karacadağ yükselir. Güneydoğu Anadolu'nun en yüksek noktası olan Karacadağ genç, fakat sönmüş, bir volkandır. Bu dağdan çıkan lav akıntıları binlerce kilometre karelik bir alana yayılmıştır.
Bölgede ik1im, genel çizgileri ile Akdeniz ikliminin özelliklerini gösterir. Burada a kışlar en yağışlı, yazlar en kurak mevsimdir. Fakat Güneydoğu Anadolu deniz etkilerinden uzaktır. Bu sebeple burada Akdeniz ikliminin, sıcaklık bakımından çok karasal bir çeşidi ile karşılaşılır. Yurdumuzun en güney kısımlarında yer almasına rağmen, kışın sıcaklık oldukça düşüktür. Don ve kar yağışı olağandır. Bu, karasal karakterin birli sonucudur. Gene karasallık sebebiyle, Türkiye'de yazın sıcaklığın en faz-a la yükseldiği bölge Güneydoğu Anadolu'dur. Bütün Türkiye'de en yüksek sıcaklıklar da bu bölgede ölçülmüştür (Diyarbakır 46,2; Urfa 46,5).
 
Başlıca ürünler ve coğrafî dağılışları:
Tahıllar (buğday, arpa, mısır, pirinç) : Tahıl iki sebeple tarım hayatımızın en önemli ürünüdür: Halkımızın beslenmesinde baş yeri alır; ekili topraklarımızın (3/4'ü) ve kırsal bölgelerdeki işgücünün en büyük bö­lümünü toplar.
Buğday: Halkımızın en önemli besin maddesi ve ihraç malı olan buğday üzerinde durarak, son 47 yıllık süre içinde, tarımının gidisini iz­lemek; ekili alan, üretim ve verim durumlarını belirlemek yerinde olur :
 
1934-1938 ortalaması 3.4 milyon ton
1939-1945 ortalaması 3.5 milyon ton
1946-1950 ortalaması 3.6 milyon ton
1961 -1979 ortalaması 12.3 milyon ton                    
 
1) 1934'den 1950'ye kadar süren onbeş yıl içinde Türkiye buğday üretiminin 3.5 milyon tonda âdeta durağan kaldığını görüyoruz.
Aynı yıllarda buğday ekili topraklar da yine 4 milyon hektar dolaylarında durağan kalmıştır. Bu dönemde üretim hemen tamamen iklim koşullarına bağlı idi. Bu koşulların iyi veya kötü olmasıyla yıldan yıla değişiyordu. Örneğin 1948 yılı 4.8.1949 yılı ise 2.5 milyon tonla en yük­sek ve en düşük rekolte (elde edilen toplam ürün) yıllarıdır ve görüldüğü gibi arasında iki kat fark vardır. Oysa aynı dönemde Türkiye’nin nü­fusu 16 milyondan 21 milyona yükselmiş, 5 milyona yakın artmıştır. Böy­lece tohumluk dahil, kişi başına yılda düşen buğday miktarı 218 kg'dan 172 kg'a inmiştir.
2) 1950 -1963 arası, buğday tarımı bakımından dikkat çekicidir. Bu dönemde gerek ekili alanlar, gerekse üretim bir "sıçrama" göstermiş, eki­li alan iki kata yakın genişlerken, üretim de 5 milyon tondan 10 milyona ulaşmıştır.
Uzun süre ortalama 3.5 milyon tonda kalan buğday üretiminin böy­lece iki kata çıkması ülkemiz ekonomisi için kuşkusuz sevindirici bir olay­dır. Fakat bu artığın nedeni, tarım tekniğinde iyileştirmeği gerçekleşti­rerek verimin artırılmış olmasına bağlanamaz. Burada rol oynayan et­ken, çok sayıda traktör kullanmak ve tarla alanlarını mera, çayır hatta yer yer ormanlar zararına da olsa artmış olmaktır. Bu ise, yararları yanında sakıncaları da olan bir yoldur.
3) 1963'den günümüze kadar uzanan döneme gelince: Buğday üre­timi 1963'ü izleyen ilk yıllarda yeniden duraklamış, hatta bazı yıllar 1963 düzeyinin de altına inmiştir. Çünkü yeni tarım alanları açmaya dayanan yol artık ülke yararına ters düşmüştür. Fakat, şu gerçek de artık gün ışığına çıkmıştır : "Türkiye, giderek büyüyen buğday gereksinimini an­cak verimi artırmakta karşılayabilir". Bunun için de uygulanan tarım po­litikasını değiştirerek, yeni makineler kullanmak, sulamayı ve özellikle gübre tüketimini artırarak üretimi doğal koşulların etkisinden mümkün olduğu kadar kurtarmak gereği anlaşılmıştır. Bu yoldaki girişimler so­nunda, buğday üretimimiz, bu kez daha çok verimin artmasına bağlı olarak yeniden büyümeğe başlamıştır. Meselâ 1969'dan beri üretim hiç bir yıl 10 milyon tonun altına düşmediği gibi, son yıllarda 14 -17.5 mil­yon tona kadar ulaşmıştır. Çünkü eskiden hektar başına 10-12 kental olan verim yükselmiş ve bazı yıllar 18 kentale kadar çıkmıştır.
Türkiye’de buğday üretiminin dağılış (ortalama üretime göre)
 
Haritada buğday tarımının coğrafî dağılışını görüyoruz. Anadolu ve Trakya'nın iç kesimlerini kaplayan bozkırlar Türkiye'nin en önemli tahıl üretimi alanlarıdır. Buna karşılık kıyılar, özellikle çok yağışlı ve yazın oldukça serin olan Karadeniz kıyıları, dağlık alanlarla, arpa, çavdar gibi tahıllara daha elverişli olan Doğu Anadolu'nun yüksek ovalan buğdayın az yetiştiği yörelerdir. Zaten Türkiye üretiminin ortalama % 40'ını îç Anadolu bölgesi (başta Konya ili olmak üzere) karşılamaktadır.
Arpa, mısır ve pirinç: Arpa. tahıllar arasında ekim alanının genişliği ve üretimi bakımından ikinci sırayı alır. Coğrafî dağılışı hemen tamamen buğday gibidir; İç Anadolu bölgesi yine başta gelir ve Türkiye üretiminin ortalama üçte birini sağlar.
Arpa, bira endüstrisinin bir sayılı hammaddesidir. Ortalama 3.5-5.3 milyon ton yıllık üretimle Türkiye başlıca üretici ülkeler arasında yer alır.
Türkiye’de mısır üretiminin dağılışı (ortalama üretime göre)
 
Mısır tarımının coğrafî dağılışı öteki tahıllara uymaz. Bir yaz bitki­sidir; kıştan sonra ekilir, yaz sonlarında hasat edilir. Bu sebeple ilkbahar ve özellikle yaz mevsiminin yağışlı olması veya Aşağı Sakarya havzasında olduğu gibi, toprağın nemli, yeraltı su örtüsünün yüzeye yakın bu­lunması gerekir. Haritada görüldüğü gibi, daha çok kıyı bölgelerimizde, özellikle Karadeniz kıyılarında yetiştirilir. Bu kıyılarda öteden beri buğ­dayın yerini alan bir besin olarak tüketilir.
Mısır üretimimiz son yıllarda l milyon tonu aşmışsa da, dünya ül­keleri arasındaki yerimiz önemsizdir (A.B. Devletleri 140 -180, Arjan­tin 10, Brezilya 15, hattâ Romanya ve Yugoslavya 8'er milyon ton).
Pirinç: Aslında Muson Asyası ülkelerinin ürünü olan pirinç, bazı Akdeniz ve Orta Doğu ülkeleriyle birlikte memleketimizde de yetiştin lir. Tanırımın coğrafî dağılışı hiç bir toprak ürününe benzemez. Eğer pi­rinç yetiştirilen yerler büyük ölçekli bir haritada işaret edilirse, bazı akarsularımızın vadileri boyunca uzanan dar şeritler meydana getirdiği görülecektir. Çünkü pirinç akarsu vadilerinden uzaklaşamaz; yetişme dönemi­nin bir bölümünü "çeltiklik" denilen, özel surette hazırlanmış ve su ile Ceylanpınar 47,6 derece). Yaz aylarının ortalama sıcaklığı bile 35 - 40 derece arasındadır. Bu yüzden buharlaşma çok fazladır. Oysa bu sırada hemen hiç yağış düşmez. Bu durumda, uzun yaz mevsimi boyunca bütün bölgede çok şiddetli bir kuraklık hüküm sürer. Zaten yıllık yağış tutar­ları da pek fazla değildir. Bölgeye ortalama 500 milimetre dolayında ya­ğış düşer. Bu miktar, İç Anadolu'dan biraz daha fazladır. Fakat, sıcaklık yüksek olduğu için Güneydoğu Anadolu Türkiye'nin başlıca yarıkurak alanlarından biridir. Bazı yıllarda yağışlar, ortalamanın da çok altına iner. Bu gibi yıllarda bölge âdeta yarı çöle dönüşür. Yapılan incelemele­re göre, ortalama 10 yılda bir bölge böyle şiddetli bir kuraklığın etkisi altına girer.
Bitki örtüsü bakımından Güneydoğu Anadolu, yurdumuzun en  fakir bölgelerinden biridir. Ormanla kaplı alanların oranı %3 kadardır. Bölgenin ancak biraz daha fazla yağış alan bazı yüksek kısımlarında (Torosların eteklerinde ve Mardin eşiğinde), genellikle meşelerden oluşan sey­rek ormanlara rastlanır. Bunun dışındaki yerler steplerle kaplı, hatta bazı yerlerde çölümsü step görülmektedir. Özellikle Urfa dolaylarındaki platolar bölgenin en çıplak, orman bakımından en fakir kısımlarıdır. Buralarda orman alanları, arazinin yüzde birini bile bulmaz. Güneydoğu Anadolu'nun orman bakımından bu fakirliği, yarıkurak iklimi île, kuşkusuz, ilgilidir. Fakat bunda, ormanların binlerce yıldan beri çeşitli sebeplerle tahrip edilmiş olması da önemli bir rol oynamıştır. Ormanların çok daralması, zaten yarıkurak olan bu iklim alanında yazın kendini gös­teren su kıtlığını daha da şiddetlendirmiştir.
Bölgeden Fırat, Dicle ve bunların kolları geçer. Fırat ve Dicle yur­dumuzun en çok su geçiren büyük akarsularıdır. İlkbaharda yağmurlar ve eriyen karlarla beslenerek kabarırlar. Fakat, şiddetli buharlaşma ile çok su kaybettikleri ve karla beslenmeleri azaldığı için yaz sonunda sevi­yeleri çok alçalır. Dicle'yi, Güneydoğu Toroslar'dan inen birçok ırmak besler. Bunlardan bazıları Dicle'den de çok su geçirir. Şiddetli bir yaz kuraklığının etkisinde olan bu bölgede bütün bu ırmaklar, tarım, yer­leşme gibi bakımlardan çok büyük bir önem taşırlar. Bunlardan içme su­yu ve sulama için yararlanılır. Fakat çoğu yerde bu ırmaklar platolar içine gömülmüş, derin vadiler içinde akarlar. Bu sebeple bunlardan, ka­nallar açarak sulama bakımından kolayca faydalanmak ve böylece ku­rak iklimin olumsuz etkilerini gidermek imkânı yoktur. Çünkü, vadi tabanlarındaki sınırlı ekim alanları, özellikle bostanlar ve sebze bahçeleri dışında, başlıca tarım alanları platoların yüzeyinde, akarsu yatağından daha yüksektedir. Bu yüzden, bölgedeki su sorununun çözümlenmesi an­cak büyük para ve emek sarfederek kurulacak tesislerin yapımına bağ­lıdır.
Güneydoğu Anadolu, nüfusu en az olan bölgemizdir. Türkiye nüfu­sunun ancak yüzde 6 kadarı burada yaşar. Fakat yüzölçümü küçük ol­duğundan nüfus yoğunluğu, Doğu Anadolu'dakinden daha yüksek, hemen hemen İç Anadolu'daki kadardır (kilometre kareye ortalama 30 kişi do­layında). Nüfus dağılışı, her şeyden önce iklim şartlarına, su teminindeki kolaylığa ve bunlara bağlı olan tarım imkânlarına bağlıdır. Bu sebeplerle nüfus, bölgenin daha nemli olan batı kısmı ile, Mardin eşiği ve Toros eteklerinde kümelenmiştir. Buralarda yoğunluk Türkiye ortalamasına yaklaşır, hatta bazı yörelerde geçer. Buna karşılık, Fırat ve Dicle arasın­daki kurak stepler Türkiye'nin en tenha alanlarındadır.
Beşerî coğrafya bakımından, bölgenin başlıca özelliklerinden biri der çok eski bir yerleşme ve uygarlık alanı olmasıdır. Güneydoğu Anadolu tarihteki ünlü "Verimli Hilâl" in orta kısmını meydana getirir. Amanos, Güneydoğu Toros ve Zagros dağlarının çizdikleri yayın önünde, Akdeniz kıyılarından İran körfezine doğru âdeta bir hilâl gelelinde uzandığı için bu isimle anılan bu alanın, uygarlık evriminde çok büyük rolü vardır.
'Zamanımızdan 8-9 bin yıl kadar önce, insanların bazı yabanî bitkileri ve hayvanları ilk defa olarak evcilleştirdikleri, avcılık ve toplayıcılıktan tarım ekonomisi basamağına yükseldikleri bölge burasıdır. Bu, uygarlık evriminde gök önemli bir aşamadır. Evcilleştirilmiş tahıllardan ve hayvanlardan bazıları bu bölgede hâlâ daha yabanî olarak da görülür. Daha sonraki çağlarda da bu bölge birçok uygarlıklara sahne olmuş, kültür ve tarım tekniği ile ilgili birçok bilgiler buradan öteki bölgelere yayılmıştır.
Ekonomik bakımdan Güneydoğu Anadolu, her şeyden önce, tarım ve hayvancılık gelirlerinin yüksek olduğu bir bölgemiz olarak göze çarpar. Ekili - dikili topraklarının oranı Türkiye ortalamasının üstündedir. Bu oran, kuzey komşusu Doğu Anadolu'dakinden iki kat daha fazladır. Bu ilhakımdan Akdeniz bölgemizi de geçer. Fakat tarıma ayrılan topraklar, bölge içinde batıdan doğuya gidildikçe genel olarak azalır. Yarıkurak iklimine ve zaman zaman bölgeyi etkileyen şiddetli kuraklıklara rağmen, ekili - dikili toprakların bu kadar yüksek bir orana erişmesi ilk bakışta yadırganabilir. Fakat bu durum, bölgenin yerşekilleriyle ilgili bir sonuçtur. Gerçekten de Güneydoğu Anadolu'da tarım yapılabilecek düzlükler çok yaygındır. Toprakları da genellikle verimlidir sulandığı takdirde çok yüksek verim sağlar. Bununla beraber, yarıkurak iklim yüzünden, nadasa ayrılan toprakların oranı da çoktur. Bu bakımdan bölge, başka bir yarı-kurak bölgemiz olan İç Anadolu'ya benzer. Sıcaklık şartları elverişli olduğu için, toprak ürünleri çok çeşitlidir. Bununla beraber en çok, buğday, arpa, darı ve pirinç gibi tahıllarla, bazı baklagiller (özellikle mercimek) ve ayrıca batı kısmında büyük ölçüde bazı meyveler yetiştirilir.
Güneydoğu Anadolu'da hayvancılık, en az tarım kadar önemlidir, hatta bazı yörelerinde önemi, tarla iğlerinden de fazladır. En çok koyun Eve keçi gibi yarıkurak şartlara daha kolay uyan küçükbaş hayvan beslenir. Hayvancılıkla geçinen bir kısım halk göçebedir. Bunlar yazın yüksek yerlere, Karacadağa ve Toroslara sürüleri ile çıkarlar. Kışı da, bölgenin daha sıcak olan düzlüklerinde, havzalarında geçirirler. Canlı hayvan satışı ile, yapağı, tiftik, kıl, deri ve yağ gibi hayvan ürünleri bölgenin önemli gelirleri arasındadır. Nüfus sayısı az olduğundan, Güneydoğu Anadolu tarım ye hayvan ürünlerinin fazlasını öteki bölgelerimize yollar.
Bölgenin en büyük yeraltı zenginliği, doğu yarısında, Diyarbakır ve Siirt çevresindeki petrol yataklarıdır. Türkiye'de üretilen petrolün hemen tamamı buradan çıkarılır. Adıyaman çevresinde de az miktarda petrol elde edilir. Krom, manganez, demir, asfaltit ve fosfat yatakları, bölgenin çeşitli yerlerinde rastlanan, fakat henüz değerlendirilemeyen diğer yeraltı kaynaklarıdır.
 
Bölgenin Türkiye Ekonomisindeki Yeri : 
Güneydoğu Anadolu'nun tarım olanakları büyüktür. Hava şartları bakımından elverişli geçen yıllarda büyük miktarda ürün alınır. Türki­ye tahıl üretiminin ortalama yüzde 7 kadarını, mercimek üretiminin yarıdan çoğunu bu küçük bölge sağlar. Hayvan sayısı ve hayvansal ürünleri de fazladır. Oysa nüfus azdır. Bu nedenle Güneydoğu Anadolu, bazı toprak ve hayvan ürünlerinin ihtiyaçtan fazla üretildiği bir bolluk bölgesi olarak ekonomimize katkıda bulunur. Bununla beraber bu katkı, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin katkıları kadar büyük değildir. Fakat sulama olanakları sağlandığı, mevcut sulama tesisleri genişletildiği,   tarım çalışmalarında gerekli düzenlemeler yapıldığı takdirde, bölgenin tarım ürünleri bakımından Türkiye ekonomisinde bugünkünden çok daha önemli bir yer alacağı kuşkusuzdur. Bu amaçla Fırat ve kolları üzerin­de çok büyük barajlar yapımına girişilmiştir. Bunlar işletmeye açılarak büyük ölçüde elektrik üretildiği ve geniş alanlarda sulu tarım yapıldığı zaman,   Güneydoğu   Anadolu'nun görünümü   temelinden değişecektir.
Bugün için Güneydoğu Anadolu, her şeyden önce, petrol yataklarıyla yurt ekonomisinde özel bir yer işgal eder. Türkiye'de her yıl üretilen 3 milyon ton dolayındaki petrolün tamamı buradan elde edilir. Petrol tüke­timimiz yılda 15 milyon tonu aştığına göre, demek ki bu çok önemli ve pahalı maddeye olan ihtiyacımızın 1/4 kadarını Güneydoğu Anadolu : karşılar. Türkiye'nin petrol rezervinin ne kadar olduğu henüz tam olarak bilinmiyor. Bununla beraber, bu rezervin en büyük kısmı da, büyük bir olasılıkla, gene Güneydoğu Anadolu'dadır.
Bu bölgemizin petrol ekonomisi bakımından önemi, Irak petrol üre­tim alanlarını (Kerkük yatakları) Güneydoğu Anadolu üzerinden Akde­niz kıyılarına (Yumurtalık limanı) bağlayan petrol borusunun (pipe-line) işletmeye açılması ile daha da artmıştır. Uzunluğu 900 kilometre kadar olan bu boru hattı yılda 25 milyon ton kadar Irak petrolünü Akdeniz kı­yısına taşıyabilir. Bu sayede Türkiye, petrolün topraklarımızdan geçiş hakkı olarak, gelir elde ettiği gibi, Irak'tan satın aldığı petrolü de en ucuz şekilde yurda ithal eder.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: isa kök, 21.11.2013, 12:04 (UTC):
aradığımı bulamadım :-



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 3 ziyaretçi (36 klik) kişi burdaydı!