Sozluk Sitesi
  G
 

gabi s. akılsız, aptal, beyinsiz, bön, budala, ilgisiz, kalın kafalı karş. zarif
gacırdama i. gacırtı
gacırtı i. gacırdama, gıcırdama, gıcırtı
gaddar s. acımasız, acımaz, amansız, canavar, delibalta, derebeyi, diktatör, dinsiz, domuz, düşkünezen, gavur, hain, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, insaniyetsiz, kafir, kalpsiz, kasap, kırıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, sadist, şefkatsiz, taşyürekli, tiran, vicdansız, zalim, zorba dey. alikıran baş kesen/baş koparan, Allah’tan korkmaz, aman vermez, ayağının bastığı yerde ot bitmez, canavar ruhlu, cellat gibi, ejderha gibi, eli sopalı, fena kalpli, gönül kırıcı, imanı yok, kan alıcı, kana susamış, kan dökücü, pek yürekli, yüreği pek karş. duygulu, insaflı, iyilikçi, sevecen ? alçak, cin, diktatör, ilgisiz, kaba, katil, kötü, yabani
gaddarlaşmak f. canavarlaşmak dey. voyvoda kesilmek
gaddarlık i. eza, kahır, kasavet, kıyım, kötülük, sertlik, zulüm
gadir i. cefa, işkence, kahır, kasavet, kıyım, kötülük
gadirlik i. işkence
gaf i. cürüm, fitne, gücur, kabahat, kusur, pot, suç, özür, taksir, taksirat, töhmet, vebal, yazık karş. yerinde söz
gaf yapmak f. karıştırmak, şaşırmak dey. baltayı taşa vurmak, beceriksizlik etmek, çam devirmek, dili kaymak/sürçmek, halt etmek, kaş yapayım derken göz çıkarmak, lafını bilmemek, münasebetsizlik etmek, patavatsızlık etmek, pot kırmak, uluorta konuşmak, zülfü yare dokunmak karş. taşı gediğine koymak
gafçı i. düşüncesiz, görgüsüz, incitici, incitici, kaba, nezaketsiz, patavatsız, sallapati, saygısız, zibidi
gafil s. ahmak, akılsız, alık, andavallı, aptal, aymaz, beceriksiz, beyinsiz, bilgisiz, bön, budala, dalgın, dangalak, ebleh, hebeneka, hımbıl, hırt, hırtapoz, hödük, kafasız, kaşkaval, kelek, kereste, keriz, kuş, mankafa, mantıksız, salak, sersem, şapşal, şaşkın, taşarabası, ukala karş. akıllı
gaflet i. aldırmazlık, aymazlık, basiretsizlik, cehalet, dalgınlık, dikkatsizlik, gafillik, ihtiyatsızlık, savrukluk, sersemlik, uyku karş. uyanıklık
gagalamak f. dişlemek, ısırmak
gaile i. acı, azap, bela, çile, dert, elem, esef, eza, eziklik, gam, gariplik, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, işkence, kahır, kaygı, kaza, keder, külfet, matem, sızı, teessür, üzgü, üzüntü, varta, yas, yazıklanma, yeis, zorluk karş. haz
gaileli s. acılı, cefakar, firaklı, kaygılı, kederli, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sıkkın, tasalı, üzgün
gailesiz s. gönenmiş, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, mutlu, neşeli, rahat, refah içinde, sevinçli, şen, tasasız, üzüntüsüz
gaip i. bilinmeyen, görünmeyen, görünmez alem, hazır bulunmayan, kayıp, namevcut, yitik, yok, zayi karş. hazır bulunan
gaiplik i. bulunmayış, yokluk
galat i. kusur, özür
galebe i. başarı, muvaffakiyet, rekor, zafer
galebe etmek f. yenmek
galeri i. balkon, geçit, koridor, lobi, sergi salonu, yeraltı yolu
galeta i. bisküvi, çörek, gevrek, kıtır, kraker, peksimet
galeyan i. asabiyet, coşku, coşkunluk, duygusallık, feveran, gazap, hararet, helecan, heyecan, hınç, hırs, hışım, hiddet, isteri, kaynama, kızgınlık, köpürme, öfkelenme, parlama, sinir, sinirlenme, taşkınlık, yangın karş. yatışma
galiba i. anlaşılan, belki, bir olasılıkla, ihtimal, sanılır ki, sanırım
galibiyet i. başarı, ergi, muvaffakiyet, rekor, utku, zafer
galip s. baskın, başat, egemen, fatih, mağlup eden, muzaffer, sindiren, utkulu, üstün, yenen dey. alt etmek, amansız tarafından yakalamak, çanına ot tıkamak, dize getirmek, galebe çalmak, hakkından gelmek, kündeden atmak, yerden yere vurmak
galip gelmek f. mağlup etmek
galiz s. âdi, cenabet, iğrenç, mekruh, tiksindirici
gam i. acı, azap, bıkkınlık, can sıkıntısı, çile, dert, elem, esef, eza, eziklik, ezinç, eziyet, gaile, gariplik, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, işkence, kahır, kasvet, kaygı, keder, matem, sızı, teessür, üzgü, üzüntü, yas, yazıklanma, yeis dey. acı çekmek/duymak, acısı yüreğine işlemek, bağrı yanmak, müteessir olmak, teessüf etmek, dünyayı gözü görmemek, keçi canı derdinde karş. haz
gamlandırmak f. etkilemek, hislendirmek, müteessir etmek, üzmek
gamlanmak f. acımak, acılanmak, dertlenmek, dövünmek, duygulanmak, elemlenmek, endişelenmek, eseflenmek, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, mahzunlaşmak, matem tutmak, müteessir olmak, sarsılmak, üzülmek karş. sevinmek
gamlı s. acılı, cefakar, çileli, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sıkıntılı, sıkkın, tasalı, üzgün
gammaz i. ajan, bozguncu, casus, curnalci, dedikoducu, fitleyici, fitneci, haberci, hafiye, hain, iftiracı, ihbarcı, ispiyon, ispiyoncu, jurnalcı, kovcu, muhbir, müzevir dey. ağzında bakla ıslanmaz, iki eli on parmağı kanda, on parmağında on kara, söz taşıyıcı karş. ketum, sır vermez ? bozguncu, düzenci, haberci, yalancı
gammazlama i. bildirme, ihbar
gammazlamak f. casuslamak, curnal etmek, fitlemek, fitnelemek, iftira etmek, ihbar etmek, ispiyonlamak, jurnal etmek, karalamak, konuşmak, müzevirlemek, müzevirlik etmek, rapor etmek, sır vermek, söylemek, töhmetlendirmek, yakalatmak, yetiştirmek dey.curnal etmek, çivi atmak/koymak, ele vermek, ihbar etmek, jurnal etmek, müzevirlik etmek, rapor etmek, sır vermek, şikayet etmek karş. sır vermemek
gamsız s. adamsendeci, alakasız, aldırışsız, aldırmaz, babayani, dalgacı, dalgın, duygusuz, geniş, hakikatsiz, havai, hevessiz, hissiz, ilgisiz, kaşarlanmış, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, kedersiz, kıvançlı, lakayıt, meraksız, mesuliyetsiz, mutlu, nemelazımcı, rahat, refah içinde, savruk, savsak, sevinçli, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vefasız, vurdumduymaz, yabancı, yeleme dey. karnı/yüreği bol/geniş, gam tutmaz, tasasız Raziye karş. duygulu
gangster i. aldatıcı, allak, batakçı, dalavareci, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, eşkiya, haraçcı, harami, haydut, hırsız, hilebaz, hileci, hilekar, kaçakçı, kapkaçcı, korsan, madrabaz, soyguncu, şaki, uğru, yağmacı, yankesici
gangsterlik i. hırsızlık, soygun, soygunculuk
gani s. bereketli, bol, çok, dolgun, dolu, dolu dolu, fazlasıyla, gür, hayli, hesapsız, kabarık, külliyetli, sayısız, semih, sürü sürü, verimli, yığınla, zengin karş. kıt
ganileşmek f. bollanmak
ganimet i. çapul, şikâr, talan, vurgun, yağma
gar i. durak, iskele, istasyon, konak, liman, otogar, terminal, tren istasyonu
garabet i. acayiplik, gariplik, tuhaflık
garaj i. barınak, durak, istasyon, otogar, otopark, terminal
garanti i. emniyet, güvence, inanca, korkuluk, sigorta, teminat
garanti verme i. kefalet, kefillik
garaz i. alerji, amaç, dava, duyarlılık, düşmanlık, emel, erek, gaye, gazap, güdek, hedef, hınç, hırs, hışım, hiddet, husumet, içerleme, ideal, infial, kasıt, kızgınlık, kızma, kin, köpürme, maksat, maksut, mefkure, meram, nefret, nefsaniyet, niyet, öfke, tepki, tiksinme, tiksinti, uğur, ülkü dey. intikam alma arzusu, kanlı gömlek, kastı olma, rahatsız olma karş. gönül borcu
garazsız z. açıktan, bedava, bedelsiz, caba, karşılıksız, pir aşkına
gard i. bakıcı, bekçi, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi
gardırop i. dolap
gardiyan i. devriye, inzibat, kullukçu, polis, zabıta
gardrop i. şifoniyer
garez i. düşmanlık, hınç
garezli s. kırgın
gariban s. abalı, garip, kimsesiz, yabancı, zavallı
garip s. acayip, alışılmadık, anormal, antika, aşırı, ayrı, ayrıksı, benzersiz, dışarlıklı, doğaüstü, değişik, eksantrik, el, elgin, eloğlu, ender, espritüel, eşsiz, fevkalade, gariban, görülmedik, gurbetçi, gülünç, harika, ibret, ilginç, inanılmaz, kepaze, komedyacı, komik, kuraldışı, mucizevi, müstehzi, olağandışı, olağanüstü, özel, özgün, sapak, sapık, soytarı, sürpriz, şaşılacak, şaşılası, tabiatüstü, tuhaf, yaban, yabancı, yabansı, yadırganacak dey. akıl almaz, bir hoş, el adamı/gün, gayri tabii, hilkat garibesi, ibretin kudreti/kuvveti, kalender meşrep, maymun gibi, surat düşkünü, tuhaf şey, umacı gibi, yüzüne bakılmaz karş. olağan
garipleşmek f. tuhaf olmak dey. bir hoş olmak, bir tuhaflığı olmak
gariplik i. azap, başkalık, çile, firkat, gaile, gam, garabet, hüsran, hüzün, ıstırap, sızı, üzüntü
garipseme i. hüsran, üzüntü
garipsemek f. alışamamak, duygulanmak, endişelenmek, ısınamamak, içlenmek, şaşmak, tuhaf bulmak, tuhaf olmak, uyamamak, üzülmek, yabansımak, yadırgamak dey. acayibine gitmek, acayip bulmak, acemilik çekmek, ayak uyduramamak, denizden çıkmış balığa dönmek, garibine gitmek, garip bulmak, uyum sağlayamamak, yabancılık çekmek karş. alışmak
gark olmak f. batmak, dalmak
garnitür i. aksesuar, ek, süs, tamamlayıcı
garnitürlü s. cafcaflı
garp i. batı, günindi
garson i. ahçı (aşçı), ahçıbaşı, ayvaz, barmen, bulaşıkçı, hostes, komi, metrdotel, muço, saki, şef, vekilharç ? emekçi, hizmetçi
gaseyan etmek f. kusmak
gasp i. soygun
gaspetme i. aşırma, çarpma, hırsızlama, zaptetme
gaspetmek f. aldatmak, aşırmak, atlatmak, avlamak, çalmak, çarpmak, çırpmak, dolandırmak, hırsızlık etmek, inandırmak, işletmek, kandırmak, satmak, sokmak, soygun yapmak, soymak, tavlamak, soymak, vurgun vurmak, vurmak, yağmalamak, yanıltmak, yutmak, yutturmak, yemek dey. alıp kaçmak, cebine indirmek, cebellezi etmek, çalıp çırpmak, dolma yutturmak, faka bastırmak, gangsterlik etmek, hakkını yemek, hak yemek, haraca bağlamak, haraç almak, haram yemek, hasır etmek, hile yapmak, iç etmek, ihanet etmek, ikna etmek, kaçakçılık yapmak, korsanlık yapmak, para sızdırmak, soygunculuk yapmak, soygun yapmak, talan etmek, vurgun yapmak, vurgunculuk yapmak, zimmetine geçirmek
gâvur i. acımasız, acımaz, Allahsız, amansız, ateist, beynamaz, biaman, binamaz, canavar, delibalta, dinsiz, domuz, düşkünezer, gaddar, hain, haşin, hınzır, hunhar, imansız, inansız, insafsız, insaniyetsiz, kafir, kalpsiz, kefere, kırıcı, kıyıcı, kitapsız, merhametsiz, mürüvvetsiz, müsamahasız, nemrut, sadist, şefkatsiz, taharetsiz, Tanrıtanımaz, tiran, vicdansız, zalim, zındık, zorba karş. dini bütün, insaflı
gaye i. amaç, arzu, dilek, dileme, eğilim, emel, erek, garaz, gönül, güdek, hedef, heves, ideal, istek, istem, isteme, istirham, iştah, itibar, kapris, kasıt, kösnü, libido, maksat, mefkûre, meram, meyil, murat, nefis, niyet, özenti, özlem, plan, rağbet, rica, sevgi, şehvet, şevk, talep, tasavvur, temenni, uğur, ülkü karş. isteksizlik
gayet z. adamakıllı, çok, güzelce, hayli, haylice, kıyasıya, oldukça çok, pek çok, sunturlu, yaman
gayetle z. adamakıllı, güzelce, hayli, kıyasıya, sunturlu
gayret i. amel, arzu, canlılık, çaba, çabalama, çalışma, didinme, dilek, efor, emek, enerji, gıpta, heves, himmet, imrenme, istek, iş, işçilik, mesai, mücadele, savaşım, say, şevk, uğraş, zahmet
gayret etmek f. didinmek, uğraşmak dey. çaba göstermek, çalışıp çabalamak, emek sarfetmek, emek vermek, iş edinmek, meram edinmek, ter dökmek, zahmet çekmek, zahmete girmek
gayret göstermek f. çabalamak, çalışmak, çırpınmak, didinmek, paralanmak, uğraşmak, yorulmak karş. kendini yormamak
gayrete getirmek f. azmettirmek, canlandırmak
gayretlendirmek f. azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtüklemek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, moral vermek, özendirmek, şevk vermek, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. gayret vermek, gayrete getirmek, moral vermek, moralini yükseltmek, teşvik etmek karş. moralini bozmak
gayretlenmek f. coşmak, kızışmak, şahlanmak
gayretli s. acar, atak, atılgan, çalışkan, enerjik, erkli, güçlü, hamarat, savaşımcı
gayretsiz s. alık, atıl, bezgin, cansız, hımbıl, kokmuş, mendebur, pasif, silik, sümsük, sünepe, tembel, tutuk, uyuntu, uyuşuk, üşengeç
gayrı z. acayip, artık, ayrı, başka, başkası, diğer, öteki
gayrıtabii s. sentetik
gayri ciddi cıvık, gülünç, müstehzi, önemsiz
gayzer i. ılıca, kaynak, memba
gaz i. buğu, buhar, töz, tütsü
gaza i. arbede, ayaklanma, cenk, cihat, çarpışma, çatışma, harekat, harp, kuşatma, muharebe, saldırı, savaş, sefer karş. barış
gazal i. ahu, antilop, ceren, ceylan, geyik, karaca, maral
gazap i. asabiyet, düşkünlük, düşmanlık, feveran, galeyan, garaz, hınç, hırs, hışım, hiddet, husumet, içerleme, kızgınlık, kızma, kin, köpürme, kudurma, nefret, nesaniyet, öfke, sinir karş. gönül borcu
gazaplı s. celalli, hiddetli, hırslı, kızgın, kızmış, öfkeli, sinirli, suratlı
gazel i. şarkı, türkü
gazelhan i. hanende, şarkıcı
gazete i. almanak, belleten, bülten, ceride, dergi, magazin, mecmua, salname, yıllık ? kitap
gazeteci i. muharrir, yazar
gazi i. alp, aslan, babayiğit, bahadır, batur, cilasun, dadaş, dilaver, efe, er, fedai, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, mert, serdengeçti, yiğit, yurtsever, yürekli karş. namert
gazino i. baloz, bar, birahane, çayhane, kafe, kahve, kahvehane, kantin, kıraathane, kulüp, lokal, meyhane, müzikhol, orduevi, pavyon, pub, taverna ? aşevi, kumarhane
gebe s. hamile, iki canlı, yüklü
gebermek f. ölmek, zıbarmak dey. boynu altında kalmak, cehennemi boylamak, gümleyip gitmek, kalıbı değiştirmek/dinlendirmek, nalları dikmek
gebertmek f. öldürmek dey. canını cehenneme göndermek
gebeş s. bön, şişman
gece i. akşam, akşamüstü, karanlık, sahur, tün, yatsı dey. alaca karanlık, el etek çekildikten sonra, gece yarısı, geç vakit, yarı gece karş. gündüz
gece kulübü i. pavyon
gecekondu i. konut
gecelemek f. akşamlamak, eğleşmek
gecikme i. aksama
gecikmeden z. acil, acilen, alelacele, anında, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, birden, birdenbire, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, erken, hemen, hemencek, hemencecik, ivedilikle, lahzada, serian, şimdi, şipşak, tez dey. tez elden, vakit geçirmeden, yarından tezi yok
gecikmiş s. geç
geciktirilmek f. savsaklanmak
geciktirilmiş s. tehirli
geciktirme i. eğleme, erteleme, sallama, savsaklama, uyutma, uzatma dey. ağır alma, ihmal etme, sürüncemede bırakmak karş. öne alma
geciktirmek f. aksatmak, alıkoymak, atmak, ihmal etmek, oyalamak, sallamak, savsaklamak, uzatmak dey. ağır almak, hasır altı etmek, rafa koymak, çayı çeltiğe tutmak, sonraya bırakmak, yaya kaldın tatar ağası
geç s. aksamış, ertelenmiş, erteli, eskimiş, gecikmiş, geri kalmış karş. erken
geçememek f. vazgeçememek
geçende i. biraz önce, demin, demincek, deminden, geçenlerde, kısa süre önce, önce
geçerli s. aktüel, anlamlı, değerli, etkili, gerekli, işe yarar, kullanılan, kullanışlı, makbul, muteber, tedavülde, uygun, varit, verimli, yararlı karş. geçersiz
geçerlilik i. fayda, hüküm, tedavül, yarar, yürürlük
geçersiz s. anlamsız, batıl, battal, beyhude, boş, boşuna, çürük,değersiz, faydasız, fuzuli, hayırsız, hükümsüz, işe yaramaz, kârsız, köksüz, kullanışsız, lüzumsuz, nafile, yaramaz, yararsız, yersiz dey. senin aradığın kantar Bursa’da kestane tartar karş. geçerli
geçici s. arızi, devamsız, eğreti, fani, mevsimlik, ölümlü, sonlu, süreksiz, zail dey. bugün var yarın yok, gelip geçici, o bir sağnak idi geldi geçti, ortadan kalkıveren, sürekli olmayan, yok olan karş. boyuna, daima, kalıcı, sonsuz, sürekli
geçilmez s. değerli, elzem, gerekli, kaçınılmaz, kıymetli, lazım, lüzumlu, mecburi, mukadder, pırlanta gibi, şart, vacip, vazgeçilmez, zorunlu
geçimsiz s. aksi, alıngan, antipatik, asabi, asi, boşboğaz, buzdağı, çifteli, damarlı, damarsız, darılgan, dırdırcı, didişken, dirliksiz, dövüşken, hassas, haşin, hırçın, hırıltıcı, hoşgörüsüz, huylu, huysuz, isyancı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, itici, itirazcı, kavgacı, kırıcı, küseğen, mızıkçı, münakaşacı, oyunbozan, öfkeci, renksiz, serkeş, sert, soğuk, sevimsiz, sinirli, somurtkan, şirret, tabiatsız, tatsız, ters, titiz, uyuşmaz, zilli dey. burnundan kıl aldırmaz!, çetin ceviz, dik kafalı, dokuz köyden kovulmuş, domuz gibi, erdiğine erer, ermediğine taş atar, kahrı çekilmez, kavga kaşağısı, kedi ile köpek, limoni tabiatlı, maksadı üzüm yemek değil de bekçi dövmek, mandıra köpeği, buluttan/leblebiden nem kapar!, vara yoğa karışır karş. iyi huylu, soğukkanlı ? afacan, bozguncu, çaçaron, dargın, inatçı, kızgın, sevimsiz
geçimsizlik i. anlaşmazlık, aykırılık, ayrılık, bağdaşmazlık, bozuşma, çatışma, dargınlık, ikilik, kırgınlık, nifak, şirretlik, uyuşmazlık, uzlaşmazlık, zırıltı, zıtlık karş. anlaşma
geçindirmek f. bakmak, beslemek, himmet etmek, yardım etmek
geçinmek f. anlaşmak, bağdaşmak, dayanışmak, istifade etmek, istismar etmek, işletmek, kaynaşmak, sebeplenmek, sömürmek, uyuşmak, yararlanmak, yardımlaşmak dey. ana baba eline bakmak, araları iyi olmak, aralarından su sızmamak, bir baltaya sap olmak/kazanda kaynamak, can ciğer olmak, çanak yalamak, ekmeğini tuza banmak/batırmak/yemek, ekmek parasını çıkarmak, eli ekmek tutmak, elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak, et tırnak olmak, gül gibi geçinmek/yaşamak, hali vakti yerinde olmak, hallenip küllenmek, içtikleri su ayrı gitmemek, kıt kanaat geçinmek, perileri/yıldızları barışmak, yolunu bulmak, yuvarlanıp gitmek karş. dövüşmek, geçinememek ? anlaşmak, arkadaş, teklifsiz
geçirmek f. aktarmak, atlatmak, bağlamak, bindirmek, canlanmak, düzelmek, geçiştirmek, gidermek, iliştirmek, iyileşmek, onmak, sağalmak, savmak, selametlemek, sıyrılmak, sızdırmak, takmak, tutturmak, uğurlamak, yok etmek dey. birbirine koymak, el sallamak, güle güle demek, kalıba vurmak, tarihe anlatmak, yakadan geçirmek, yola çıkarmak, yolcu etmek karş. karşılamak
geçişmek f. birleşmek, kaynamak, kaynaşmak, kenetlenmek
geçiştirmek f. atlatmak, geçirmek, kurtulmak, reha bulmak, safra atmak, sağ kalmak, savmak, savuşmak, savuşturmak, sıyrılmak dey. baştan savuşturmak, fırtınayı ucuz atlatmak, görünüşü/zevahiri kurtarmak, lâfa boğmak, şakaya getirmek, üstesinden gelmek, yakayı kurtarmak karş. yenik düşmek
geçit i. ağız, alay, ara, aralık, atlangıç, berzah, boğaz, boyun, cendere, derbent, fırsat, galeri, geçenek, hol, kanal, kanyon, kapı, kısık, kıstak, koridor, köprü, pasaj, sofa, tünel, vadi, viyadük, yol ? koridor, yol
geçkin s. ağırlaşmış, bayat, bozuk, bozulmuş, buruşuk, çağdışı, çökkün, çökmüş, durmuş, emektar, emekli, eski, eskimiş, harap, ihtiyar, kart, kocakarı, kocamış, kokmuş, köhne, kullanılmış, kurumuş, küflenmiş, lime lime, nine, pinpirik, pir, solmuş, tirit gibi, yaşlı dey. eski toprak, saçı sakalı ağarmış, tirit gibi, ununu eleyip eleğini asmış, yaşlı başlı, yaşını başını almış karş. genç, taptaze
geçmek f. akmak, aşmak, atlamak, atlatmak, basmak, bastırmak, başarmak, bitmek, bulaşmak, caymak, çürümek, dinmek, ihtiyarlamak, intikal etmek, işlemek, iyileşmek, kapanmak, kesilmek, kocamak, kokmak, limanlamak, nihayete ermek, nüfuz etmek, saçı ağarmak, sakinleşmek, savmak, sıçramak, sıvaşmak, sıvışmak, sızmak, sönmek, sükûn bulmak, sürünmek, uğramak, yermek dey. boydan aşmak, cereyan etmek, fark atmak, fersah fersah geçmek, nüfuz etmek, ötesine varmak, tur atlamak, yaya bırakmak, zamanı geçmek
geçmelik i. haraç, resim, vergi
geçmiş s. aşınmış, aşkın, aşmış, başlangıç, bozuk, çürük, durmuş, dün, eskimiş, fazla, kıdem, kokmuş, kurtlu, mazi, öncel, sabık, sabıka, tarih dey. devri sabık, eski defterler, eski dünya, eski zaman, nereden nereye karş. ati, gelecek ? eski, önce
gedik i. açık, ağız, alamet, arıza, ayrıcalık, belirti, boşluk, çatlak, çentik, çetele, çukur, defo, delik, dokunulmazlık, eksik, halel, hasar, im, imtiyaz, işaret, iz, kapitülasyon, kazıntı, kerte, kir, kovuk, mağara, muafiyet, nişan, noksan, oyuk, oyum, oyuntu, patlak, pürüz, simge, taviz, yarık karş. eksiksiz
gedikli i. asker, daimi, devamlı, durur, kalıcı, köklü, kronik, müdavim, müzmin, sonsuz, sürekli
gelecek i. ati, erte, ertesi, ferda, ilerdeki, ileri, ilerisi, istikbal, müstakbel, sonraki, yakın, yarın karş. geçmiş ? sonra, sonraki
gelecekte s. artık, ilerdeki, ileride
gelenek i. âdet, alışılan, alışılmış, alışkı, alışkanlık, anane, bildik, görenek, kural, örf, töre, usul, yordam, yöntem
geleneksel s. alışılagelmiş, ananevi, klasik, töresel karş. alışılmadık
gelgeç i. albeni, alım, başıboş, berduş, cazibe, çekicilik, değişken, dönek, fırdöndü, gösteriş, güzellik, havai, haylaz, hercai, hoppa, ikircikli, istikrarsız, işkilli, kararsız, kaypak, kopuk, maceracı, mesleksiz, oynak, sebatsız, serüvenci, sevim, tereddütlü, zarafet dey. daldan dala konan, fırıldak gibi, maymun iştahlı karş. inatçı, iticilik, sabırlı, sebatlı ? dağınık, kuşkulu, serseri
gelgelelim z. ama, ancak, fakat, gerçi, lakin, mamafih, oysa, yalnız
gelgelli s. gökçe, güzel, hoş, latif, renkli
gelin i. banu, eş, evli kadın, karı, refika, hanım, harem, hatun, helalli, helallik, kadın, nikahlı, zevce karş. damat
gelin etmek f. evlendirmek
gelin olmak f. evlenmek
gelinlik i. elbise, ergin
gelir i. arpalık, ayakteri, aylık, bütçe, faiz, gündelik, günlük, haftalık, harçlık, hasıla, hasılat, hisse, irat, kahyalık, kalfalık, kalıt, kâr, kazanç, kira, komisyon, maaş, miras, nafaka, navlun, nema, parsa, pay, rant, simsariye, tellallık, ulufe, ücret, varidat, verim, vizite, yarar, yevmiye, yıllık, yüzdelik dey. babalık fırın, ekmek parası, el emeği, hakkı huzur, huzur hakkı karş. gider, zarar ? hak, ödül, ödün, yarar
gelişigüzel s. adi, alelade, banal, basbayağı, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, bilinen, çırpıştırma, değme, dikkatsiz, dikkatsizce, doğal, döküntü, entipüften, harcıalem, herhangi bir, her zamanki, itinasız, kişiliksiz, klişe, normal, olağan, orta, özelliksiz, özensiz, plansız, rastgele, renksiz, rutin, sathi, sıradan, sudan, şahsiyetsiz, şişirme, şişirmece, şöyle bir, tabii, üstünkörü, veresi, veresiye, yalancıktan, yalandan, yüzeysel dey. ayırt etmeden, baştan savma, bir o yana bir bu yana, dereden tepeden (konuşmak), derme çatma, deve tımarı, gayri muntazam, herhangi bir, körü körüne, olur olmaz, önüne arkasına bakmadan/gelen, sağa sola, sıralı sırasız, suyuna tirit, şöyle bir, şundan bundan, yalan yanlış, yalap şap, yarım yamalak, zurnada peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına! karş. adamakılı, dikkatle, nadide, olağanüstü, özenle ? basit, çürük, karışık, kolay, olağan, orta
gelişim i. evrim, gelişme, ilerleme, inkılap, medeniyet, tekamül
gelişme i. açılma, atılım, büyüme, değişim, erginlik, evrim, gelişim, ilerleme, inkılap, medeniyet, nema, reform, seyir, tekamül, uygarlaşma karş. gerileme
gelişmek f. açılmak, açınmak, budaklanmak, büyümek, devleşmek, genişlemek, ıslah olmak, ilerlemek, kalkınmak, koçlanmak, köklenmek, olmak, parıldamak, serpilmek, şenelmek, şenlenmek, tekamül etmek, yayılmak, yetişmek, yetkinleşmek, yücelmek, yükselmek dey. çiçek gibi açılmak, dal budak salmak, evrim geçirmek, inkişaf etmek, kemale erişmek, kol atmak, serilip serpilmek/gelişmek, terakki etmek karş. çökmek, gerilemek ? büyümek
gelişmemiş s. azgelişmiş, ilkel, iptidai, medeniyetsiz, olmamış, sanayileşmemiş dey. çocuk gibi, geri kalmış, kalkınmakta olan karş. gelişmiş
gelişmiş s. bayındır, kalkınmış, medeni, ongun, sanayileşmiş, şenlikli, uygar, yetişmiş karş. yıkkın
gelişmişlik i. olgunluk, uygarlık
geliştirici s. yapıcı
geliştirme i. büyütme, ihya, reform
geliştirmek f. bilemek, büyütmek, düzenlemek, ihya etmek, ıslah etmek, işlemek, kalkındırmak, kayırmak, kurtarmak, lütufta bulunmak, salmak, sistemleştirmek, yetiştirmek dey. arka çıkmak/olmak, destek olmak, elinden tutmak, gelişmesini sağlamak, hamilik etmek, himmet etmek, hizmet etmek, imar etmek, inkişaf ettirmek, tekamül ettirmek, yararlı olmak, yardımcı olmak, yardım etmek, zahir olmak
gelmek f. basmak, bastırmak, başlamak, buyurmak, çıkagelmek, damlamak, erişmek, görünmek, gözükmek, onurlandırmak, sökün etmek, şereflendirmek, teşrif etmek, uğramak, ulaşmak, varmak, yaklaşmak dey. ayağı düşmek, çıka gelmek, ele girmek, eli boş gelmek/gitmek, elini kolunu sallaya sallaya gelmek/gezmek, eve kapağı atmak, gelip çatmak, girip çıkmak, kapıya dayanmak, mekik dokumak, söz gelmek, ziyaret etmek karş. gitmek, kaçmak ? dönmek, erişmek, gezmek, uğramak, yaklaşmak, yürümek
gem vurmak f. ket vurmak
gem vurulmaz s. azgın
gemi i. bot, çatana, denizaltı, destroyer, dretnot, feribot, fırkata, fırkateyn, galyon, kadırga, kalyon, kotra, kruvazör, muhrip, şilep, tekne, transatlantik, vapur, yat, yelkenli ? denizci, kayık, uçak
gemi tezgahı i. tersane
gemici i. denizci, kaptan, levent
gemilik i. tersane
gencecik i. kızan, yeniyetme
genç s. cahil, delikanlı, ergen, kızan, körpe, taze, toy, tüysüz, yeniyetme dey. abı hayat içmiş, bıyığı/bıyıkları terlemiş, çoluk çocuk, diskotek çocuğu, dünkü çocuk, filinta gibi, gelinlik kız, genç kız, piliç gibi, taze gelin, yaşı ne başı ne, yeni gelin, yumurtadan daha dün çıkmış
gene i. baştan, bis, böyle, esasen, gine, tekrar, yenibaştan, yeniden, yine dey. bir daha, böyle de olsa, böylesi de, bunun gibi, gene, gene de, sil baştan, yine de
gene de z. karşın, rağmen
genel i. bütün olarak, kamusal, kapsamlı, umumi
genel kurul i. divan
genel olarak z. umumiyetle
genelev i. randevuevi dey. birleşme/buluşma evi, genel ev, kırmızı fener, umumi ev, yaş deri ticarethanesi
genelge i. bildiri, ihtarname, tamim, tebliğ
genelleme i. tamim
genellemek i. tamim etmek
genelleşmek f. yayılmak
genelleşmiş s. yaygın
genellikle i. çoğu zaman, çoğun, çoğunca, çoğunlukla, çokluk, ekser, ekseri, ekseriya, ekseriyetle, sık sık, sıklıkla, umumiyetle, yaygınlıkla ? daima
general i. paşa
geniş s. açık, adamsendeci, ağızsız, alakasız, aldırışsız, aldırmaz, bol, büyük, çekkin, dalgacı, dalgın, duyarsız, duygusuz, duyumsamaz, engin, enli, ferah, gamsız, hakikatsiz, havai, hevessiz, hissiz, ılımlı, ilgisiz, insaflı, kalın, kaşarlanmış, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayt, meraksız, merhametli, mesuliyetsiz, mürüvvetli, müsamahakar, nemelazımcı, oylumlu, ölçülü, rahat, savsak, serinkanlı, soğukkanlı, sorumsuz, tartılı, tasasız, toleranslı, umursamaz, uyuşkan, vâsi, vefasız, vurdumduymaz, yabancı dey. barhana (barhane) gibi, bol bol, çanak gibi/kadar, çarşaf kadar, faraş gibi/kadar, fersah fersah, fincan gibi, gökten geniş, göz alabildiğine, hangar gibi, han gibi, içinde at koştur!, mangal yürekli, uçsuz bucaksız, yayla gibi karş. dar, ince, küçük ? büyük, muhteşem
geniş olmak f. bağışlamak, hazmetmek, hoş görmek, uzatmamak, üstelememek dey. anlayış göstermek, büyüklük göstermek, helal etmek, idare etmek, insaflı davranmak/olmak, müsamaha etmek, ödün vermek, örtbas etmek, sünger çekmek, taviz vermek karş. insafsızlık etmek
genişleme i. açılma, dallanma, evrim
genişlemek f. açılmak, büyümek, devleşmek, gelişmek, ilerlemek, kabarmak, köklenmek, şişmek, yayılmak
genişletme i. büyütme
genişletmek f. açmak, büyüksemek
genişlik i. açıklık, arz, boyut, büyüklük, cesamet, çap, en, enlilik, genlik, hacim, hoşgörü, kalınlık, ölçü, yaslılık, yayıklık karş. darlık
geniz i. boğaz, boyun, imik
genlik i. bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, genişlik, rahatlık, refah, zenginlik
gerçek i. aktüel, asıl, ciddi, doğru, esas, gerçeklik, hak, hakikat, hakiki, içyüz, kesin, mahiyet, orijinal, öz, realite, reel, sadık, sağlam, sahi, sahici, sahiden, sahih, tamam, tamamen, yalansız, yapmacıksız dey. boşa çıkmamak, işin doğrusu/iç yüzü, kırmızı gömlek, okka/her yerde dört yüz dirhem, yemin etsem başım ağrımaz karş. dedikodu, düş, kuruntu, sahte, sözde, yalan ? doğru, gerçekten
gerçekçi s. dürüst, realist
gerçekçilik i. realite
gerçekdışı s. fantastik
gerçeklemek f. doğrulamak, izin vermek, onaylamak, teyit etmek
gerçeklendirmek f. yürütmek
gerçekleşemez s. olamaz
gerçekleşmek f. doğrulanmak, olmak, sahileşmek, tutmak
gerçekleşmeyecek s. olmayacak
gerçekleştirilebilirlik i. uygulanabilirlik
gerçekleştirme i. amel, çalışma, harekat, icra, ifa, işlem, pratik, temin, uygulama, yapma
gerçekleştirmek i. başarmak, icra etmek, infaz etmek, kıvırmak, kotarmak, oldurmak, tatbik etmek, uygulamak, yapmak, yaptırmak
gerçekleştirmek f. tahakkuk ettirmek, uygulamak
gerçeklik i. doğruluk, gerçek, hakikat, sıhhat
gerçekte z. doğrusu, filhakika, zaten
gerçekten i. bilfiil, cidden, elbet, elbette, esasen, essahtan, filhakika, gerçi, hakçası, hakikaten, nitekim, özden, sahi, sahiden, şakasız dey. Allah için, doğrusu da budur ki, doğrusunu isterseniz, eğri oturup doğru konuşalım, kendi yok Allahı var karş. sözde ? elbet, gerçek, gerçi
gerçeküstü s. fantastik
gerçi i. ama, amma, ancak, aslında, doğrusu, esasen, fakat, filhakika, filvaki, gelgelelim, gerçekten, halbuki, ise de, lakin, mamafih, oysa, oysaki, vakıa, ya, yalnız, zaten, zati dey. aslına bakarsan, bununla beraber, bununla birlikte, her ne kadar, ise de, ne çare ki, ne ki, ne var ki, ne yaparsın ki ? ama, gerçekten
gerdan i. boyun, göğüs, kucak
gerdanlık i. kolye, mücevher
gerdek i. zifaf
gereç i. ağırlık, alet, araç, aygıt, cephane, cihaz, çeyiz, donatım, harç, levazım, makine, malzeme, materyal, mühimmat
gereği yapılmak f. düşünülmek
gereğince z. doğal, göre, hakkıyla, kararınca, layıkıyla, uyarınca, yeterince, yoluyla
gerek s. i. elzem, gerekli, gereklik, gerekseme, gereksinme, hacet, icap, ihtiyaç, ister, kaçınılmaz, lazım, lüzum, lüzumlu, muhtaçlık, naçar, şart, vacip, zaruri, zorunluluk karş. gereksiz ? eksik, gerekli, zorunluluk
gerekçe i. bahane, hikmet, mazeret, neden, özür, sebep
gerekçesiz s. mazeretsiz, nedensiz, özürsüz, sebepsiz karş. gerekçeli
gerekli s. caiz, cebri, çaresiz, elzem, geçilmez, gayri ihtiyari, geçerli, gerek, işe yarar, kaçınılmaz, lazım, lüzumlu, mecburi, mukadder, naçar, sebepli, şart, vacip, vazgeçilmez, zaruri, zorunlu karş. gereksiz, ihtiyari, sebepsiz, yararsız ? zoraki, yararlı, zorunluluk
gereklik i. gerek, gereksinme, ister, lüzum
gereklilik i. hacet, icap, ihtiyaç
gerekseme i. gerek, gereksinme, hacet, icap, ihtiyaç, ister, lüzum
gereksinme i. gerek, gereklik, gerekseme, hacet, icap, ihtiyaç, ister, lüzum, muhtaçlık
gereksinmeler i. levazım, malzeme
gereksiz s. abes, alakasız, avara, beyhude, boşuna, elverişsiz, faydasız, fuzuli, hükümsüz, isabetsiz, işe yaramaz, kârsız, lüzumsuz, mevsimsiz, münasebetsiz, nahak, nahak yere, nedensiz, olmadık, rabıtasız, sırasız, tutarsız, uygunsuz, vakitsiz, yakışıksız, yaramaz, yararsız, yaraşıksız, yaraşmayan, yersiz, zait, zamansız dey. abidik gubidik, abuk sabuk, afaki sözler, boş yere, boşu boşuna, durup dururken, fol yok yumurta yok, gayri münasip, gerekçesi olmadan, hiç yoktan, ıspanak mı dedin, incir çekirdeği doldurmaz/doldurmayan, kaynana dırıltısı, kuru kuruya, lüzumlu lüzumsuz, mahal kalmamak, minare gölgesi, davul tozu, ne fayda karş. yerinde
gerektiğince z. eksiksiz, kararınca
gergin s. akut, aşırı, düz, hâd, kritik, pürüzsüz, riskli, tehlikeli
gerginlik i. buhran, bunalım, bunalma, darlık, ikilik, kabus, kriz, tansiyon, tatsızlık
geri i. arka, art, baki, çağdışı, ilkel, iptidai, kıç, peş, sırt, sonuç, torba, ürün
gerici s. bağnaz, konservatif, muhafazakar, mutaassıp, tutucu, yobaz karş. ilerici, yenilikçi ? dindar
gerikalmış s. azgelişmiş
gerileme i. çekilme, iniş, ricat
gerilemek f. alçalmak, bozulmak, çekmek, çökmek, geri kalmak, gitmek, göç etmek, göçmek, inmek, laçkalaşmak, ricat etmek, soysuzlaşmak, sönmek, uzaklaşmak, yozlaşmak karş. gelişmek, ilerlemek ? batmak, çökmek, düşmek, yıpranmak
geriletmek i. döndürmek, kaçırmak
gerilim i. açlık, anlaşmazlık, eziklik, gerilme, huzursuzluk, sıkıntı, stres, tansiyon, tedirginlik
gerilimli s. riskli
gerilla i. çeteci, milis, muharip, mukavemetçi, partizan
gerilla savaşı i. cenk, çarpışma
gerilme i. gerilim, tansiyon
gerilmek f. kasılmak, şişmek
gerisi i. kalan, kalıntı
geriye bırakma i. tehir
geriye kalan baki
gerzek s. beyinsiz, bön, gafil, sersem
getirmek f. çekmek
gevelemek f. aksatmak, dişlemek, ihmal etmek, ısırmak, oyalamak, savsaklamak dey. dilinin altında/ağzında gevelemek, kem küm eylemek/etmek/hık mık etmek, laf/lakırdı/söz çiğnemek, lakırdısı ağzından dökülmek, sözü çiğnemek
geveze s. boşboğaz, cadı, carcar, cırcır, çaçaron, çenebaz, dırdırcı, edepsiz, farfara, gürültücü, konuşkan, lafazan, saldırgan, şamatacı, şirret, yaygaracı, zevzek dey. ağız ebesi, ağzı kalabalık, atıp tutmasına bakma elinden bir şey gelmez, beş para ver söylet, on para ver sustur!, bol ağız, cırcır böceği, çalçene, çenesi çürük/düşük, çenesi kuvvetli, çok sözlü, dil belası, dil ebesi, dil otu yemiş, dilli düdük, dudu kuşu, gevşek ağızlı, kahve bülbülü, konuşur babam konuşur, laf körüğü, laklaka perdaz, lapçın ağızlı, pabuç ağızlı, parasız tellâl karş. suskun
gevezelik i. boşboğazlık, konuşma dey. ağız kalabalığı, çene kavaflığı, geyik muhabbeti, sözü uzatma
gevezelik etmek f. yanşamak dey. bir ayak üstünde bin bir sözün belini bükmek, çene çalmak/satmak/yarıştırmak, çenesi durmamak/kuvvetli olmak, çok söylemek, dili çözülmek, dilinden kurtulamamak, gır kaynatmak, lafın/lakırdının/sözün belini bükmek, lakırdıya dalmak, ona buna dil uzatmak, söz tufanı/yetiştirmek, tıraş etmek/geçmek
gevrek i. bisküvi, çörek, galeta, kıtır, kraker, peksimet, pişkin
gevşek s. cıvık, ilgisiz, kayıtsız, laçka, mülayim, özensiz, porsuk, pörsük, pörsümüş, salpa, sarkık, sarkmış, sorumsuz, sölpük, sönük, yumuşak karş. sıkı, katı ? soluk
gevşeklik i. ağırlık, güçsüzlük, meskenet, rehavet
gevşemek f. buruşmak, cıvımak, çözülmek, kağşamak, laçkalaşmak, pelteleşmek, porsumak, pörsümek, salkımak, sarkmak, soğulmak, solmak, sönmek, sünmek, tavsamak, yumuşamak karş. donmak, gerilmek, kasılmak ? gevşek, soluk, yıpranmak
gevşemek f. dilenmek, erimek, esnemek, mayışmak, miskinleşmek, pineklemek, porsumak, pörsümek, rahatlamak, rehavet çökmek, sakinleşmek, sarkmak, soluklanmak, sönmek, sünepeleşmek, sünmek, yatışmak, yumuşamak dey. ağırlık çökmek/duymak, cıvataları gevşemek, eli ayağı gevşemek, gevşeklik duymak, kendini koyuvermek, kendini salıvermek miskinlik çökmek/duymak, rehavet basmak, uyku basmak, uyumak istemek, yorgunluk basmak/çökmek/duymak
gevşemeyen s. solmaz
gevşemiş s. porsuk, pörsük
gevşetmek f. çözmek
gevşeyip sarkmak f. porsumak, pörsümek
gevşeyip sarkmış s. porsuk, pörsük
geyik i. ahu, antilop, ceren, ceylan, gazal, karaca, maral
gezdirmek f. ağırlamak, bakmak, gezinmek
gezegen i. planet, seyyare, yıldız
gezgin i. gezici, gezmen, seferi, seyyah, turist, yolcu
gezginci i. bedevi, gezici, göçebe, yürük
gezi i. balayı, dinlence, dolaşım, dolaşma, gezinme, gezinti, göç, hicret, piknik, piyasa, promenat, sefer, seyahat, seyir, seyran, tur, turizm, turne, yolculuk, yürüyüş ? gelmek, gitmek, yol, yolcu
gezici s. bedevi, gezgin, gezginci, göçebe, seyyah, seyyar, yürük
gezinme i. dolaşma, gezi, seyahat, seyran, tur, yürüyüş
gezinmek f. aranmak, devretmek, dolaşmak, gezelemek, gezmek, incelemek, piyasa etmek, seyran etmek, sürtmek, tur atmak, yürümek dey. dönüp dolaşmak, geziye çıkmak, kafa gezdirmek, kolaçan etmek, promenat yapmak, seyahate çıkmak, seyahat etmek, tur atmak, üç aşağı beş yukarı dolaşmak, yolculuğa çıkmak, yolculuk yapmak, yollara düşmek, yürüyüşe çıkmak
gezinti i. dolaşma, gezi, koridor, seyahat, seyir, seyran, tur, yürüyüş
gezlemek f. istikamet vermek, nişan almak, yöneltmek
gezmek f. dolaşmak, flört etmek, gezinmek, incelemek, konuşmak, kur yapmak, oynaşmak, sevişmek, seyran etmek, sürtmek, tetkik etmek, tur atmak dey. aşıktaşlık etmek, aşna fişne olmak, biriyle düşüp kalkmak, cilveleşmek, çarşıyı boylamak, dışarı çıkmak, dokuz dolanmak/dolaşmak, flört etmek, gezip tozmak, gönül eğlendirmek, kaldırım çiğnemek, kapı aramak, kırk kapının ipini çekmek, lam elif çevirmek/çizmek, leyleği havada/ayakta görmek, o kapı senin bu kapı benim dolaşmak, orası sizin, burası bizim dolaşmak, pabuç eskitmek/paralamak, seksen kapıya doksan değnek çalmak, tebdil gezmek
gezmen i. gezgin, turist, yolcu
gıcırdama i. gacırtı
gıcırtı i. gacırtı
gıda i. aş, aşlık, azık, besin, erzak, katık, kumanya, nevale, yemek, yiyecek
gıda pazarı i. bakkal
gıdalı s. besleyici, doyurucu, faydalı
gıdasızlık i. açlık, besinsizlik, kıtlık, yokluk karş. tokluk
gıdıklamak f. bağırmak, isteklendirmek
gına i. bezme, bıkma, sıkılma, sıkıntı, usanç, usanma, zenginlik
gına gelmek f. doymak
gına getirme i. bezginlik
gına getirmiş s. bezgin
gına getirtmek f. bezdirmek
gıpta i. arzu, dilek, gayret, gönül, heves, imrenme, imrenti, istek, istem, iştah, murat, özenme, talep, yapınma, yutkunma karş. tiksinme
gıpta etmek f. arzulamak, dilemek, heveslenmek, ısmarlamak, imrenmek, istemek, kösnülemek, özlemek, susamak, yakarmak, yalvarmak dey. arzu duymak/etmek, arzuya kapılmak, can atmak, canı çekmek/istemek, göz dikmek/koymak, gözü olmak, heves etmek, içi gitmek, içinden gelmek, içi titremek, ihtirasa kapılmak, ihtiras duymak, isteğe kapılmak, şehvete kapılmak, talip olmak, tamah etmek, temenni etmek karş. istememek
gırgır i. ağ, alay, latife, matrak, muziplik, takılma
gırla s. adamakıllı, alabildiğine, bol, bol bol, boyuna, fazlasıyla
gırtlak i. boğaz, boyun, imik, ümük
gırtlaklamak f. boğmak, öldürmek
gırtlaklaşma i. arbede, anlaşmazlık, atışma, aykırılık, boğuşma, çatışma, çekişme, dalaş, didişme, dövüşmek, hırgür, hırıltı, hırlaşma, kapışma, mücadele, münakaşa, tartışma, tatsızlık, tepişme, vuruşma, yumruklaşmak, zıtlaşma, zıtlık karş. dirlik
gıyaben z. şahsen
gıyap i. adem, azlık, boşluk, darlık, eksik, hiçlik, kıtlık, noksan, noksanlık, ölüm, yitim, yokluk, zeval karş. varlık
gıybet i. iftira, kınama, kıtlık, lakırdı, yokluk
gıybet etmek f. iftira etmek
gıybetçi i. ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, muhbir, müzevir
gibi z. âdeta, andıran, anımsatan, aynı, benzer, kadar, misil, nazir, takım, üzere, yakın
gider i. aidat, cari, harcama, harç, masraf, ödenti, sarf, sarfiyat, tahsisat, yatırım karş. gelir ? zarar
giderek z. anbean, azar azar, gittikçe, tedricen, yavaş yavaş dey. adım adım, alıştıra alıştıra, azar azar, derece derece, günden güne, kademe kademe, kerte kerte, yavaş yavaş, yedire yedire karş. aniden
gidermek f. bastırmak, dindirmek, düzeltmek, geçirmek, iyileştirmek, izale etmek, onarmak, önlemek, silmek, telafi etmek, temizlemek, yok etmek dey. acısını almak, gedik/gedikleri tıkamak, iptal etmek, israf etmek, ortadan kaldırmak, tamir etmek, yok etmek
gidiş i. akım, davranış, durum, ezgi, gidişat, gitme, hâl, hareket, ilerleme, ilerleyiş, karşılayış, konum, koşul, mevki, muamele, politika, pozisyon, seyir, tempo, tutum, varış, varma, vaziyet, yöneliş, yönelme
gidiş yönü i. mecra, rota
gidişat i. ahval, aktüalite, davranışlar, durum, durumlar, gidiş, güncellik, halet, keyfiyet, kondisyon, konum, konuş, mevki, olanlar, olgular, olay, olaylar, pozisyon, serüvenler, tavırlar, vaziyetler, vukuat, zuhurat dey. genel görünüş, hal ve gidiş, hal ve keyfiyet, hali duman olmak, lisan-i hal, ne alâ memleket, ne sularda?
gine z. gene, yine
girdap i. anafor, burgaç, çevri, çevrinti, eğirim (eğrim), facia
girdi i. aidat, harcama, masraf
girgin s. adamcıl, aktif, atak, atılgan, girişken, insancıl, müteşebbis, sokulgan, toplumcu, yalpak, yırtık karş. çekingen, utangaç, yabanıl ? cesur, sevimli
girift s. ahenksiz, altüst, belirsiz, çapraşık, çepreşik, dandini, dağınık, darmadağın, darmadağınık, dikkatsiz, dolambaçlı, dolaşık, düzensiz, girişik, intizamsız, karışık, karmakarışık, komplike, özensiz, pasaklı, savruk, savsak, sırasız, sistemsiz, tarumar, tertipsiz dey. allak bullak, arapsaçı gibi, harman çorman, karman çorman karş. düzenli
giriftleşmek f. çapraşmak, düğümlenmek, müşkülleşmek, sarpa sarmak, zorlaşmak
girinti i. ark, çöküntü, çukur, hendek, koy, koyak, körfez, krater
giriş i. açılış, açış, ağız, aralık, aşama, atılım, basamak, başlama, başlangıç, başlayış, eşik, girişlik, hamle, hol, ilk başta, ilk bölüm, ilk dönem, ilkin, ilk koridor, lobi, önce, önsöz, peşrev, prelüd, üvertür karş. bitiş
girişik s. ahenksiz, altüst, çapraşık, dandini, dağınık, darmadağın, darmadağınık, dikkatsiz, dolambaçlı, dolaşık, düzensiz, girift, girişik, insicamsız, intizamsız, karışık, karmakarışık, komplike, özensiz, pasaklı, savruk, savsak, sırasız, sistemsiz, tarumar, tertipsiz karş. düzenli
girişim i. atılım, faaliyet, kampanya, teşebbüs
girişimci i. müteşebbis
girişken s. atılgan, canlı, girgin, insancıl, müteşebbis, ruhlu, yabani, yırtık
girişlik i. başlangıç, başlayış, eşik, giriş, girizgah, ilk bölüm, önsöz, peşrev, prelüd, sunuş, takdim, üvertür karş. bitiş
girişme i. mücadele, teşebbüs
girişmek f. atılmak, başlamak, başvurmak, bulaşmak, çarpışmak, danışmak, davranmak, dövüşmek, düzülmek, girmek, hareket etmek, harekete geçmek, infaz etmek, itişmek, kalkışmak, kalkmak, koyulmak, mücadele etmek, müracaat etmek, özenmek, saldırmak, sarılmak, seferber olmak, sıvanmak, siftah etmek, soyunmak, takışmak, teşebbüs etmek, tutmak, tutturmak, tutuşmak, yeltenmek, yumulmak dey. adım atmak, balıklama atlamak/dalmak, baş vurmak, bir işe el atmak, bismillah çekmek/demek, cesaret etmek, çarığı çekmek/giymek, el atmak, ele almak, eyleme/faaliyete/harekete geçmek, heves etmek, iş tutmak, işe koşulmak, kaldıramayacağı işi sırtlamağa çalışmak, kapıyı açmak, kolları sıvamak, paçaları/paçayı sıvamak, pençe atmak, seferber etmek, seferber olmak, temel atmak, teşebbüse geçmek, üzerine almak karş. bitirmek, çekinmek, vazgeçmek ? girmek, gitmek, uygulamak
girizgah i. başlayış, girişlik
girmek f. aralarına katılmak, batmak, bulaşmak, dahil edilmek, dahil olmak, dalmak, davranmak, dolmak, girişmek, göçmek, gömülmek, gurup etmek, harekete geçmek, inmek, iştirak etmek, kabul edilmek, kaçmak, kalkışmak, katılmak, koyulmak, nüfuz etmek, saplanmak, sızmak, sokulmak, soyunmak, süzülmek, tıkılmak, tıkışmak, tutturmak, yazmak, yer almak dey. ayak atmak, cumbadak dalmak, çirkefe bulaşmak, gırtlağına kadar batmak, içeri dalmak, içine işlemek, parantez açmak, sözü bir ucundan tutmak karş. çıkmak ? girişmek, kapılanmak, sıvaşmak
git! ü. yallah dey. cehennem ol git!, çek arabanı!, çek kuyruğunu!, çöz bakalım!, yaylan da enseni görelim
gitgide z. gittikçe, tedricen, yavaş yavaş dey. gün geçtikçe günden güne, gün günden
gitmek f. açılmak, ayrılmak, boylamak, bulunmak, çıkmak, defolmak, gerilemek, göç etmek, göçmek, ilerlemek, inmek, kafi gelmek, pırlamak, sarkmak, seyretmek, sürmek, süzülmek, taşınmak, toz olmak, uymak, uzaklaşmak, uzanmak, yapmak, yaramak, yetmek, yıkılmak, yollanmak, ziyaret etmek dey. açıktan almak, alarga etmek, Allah selamet versin, Allah utandırmasın, arabayı çekmek, ardından sapan taşı yetişmemek, basıp gitmek, bir yere ayağı/yolu düşmek, caddeyi tutmak, cehennem olmak, cehennemin dibine gitmek, çekip gitmek, demir almak, dere tepe düz gitmek, dolaşıp durmak, dümeni kırmak, ecel yastığına baş koymak, gaza basmak, gerideki köprüleri yıkmak, kıçın kıçın gitmek, krişi kırmak, gözden uzaklaşmak, ipi/teli kırmak, kapısını aşındırmak, (kendini bir yere) dar atmak, komşu kapısına çevirmek, nokta olmak, palamarı çözmek, postayı kesmek, siya siya gitmek, soluğu almak, tası tarağı toplamak, toz olmak, uçup gitmek, voltasını almak, yabana gitmek, yol almak/etmek/gitmek/görünmek/yürümek, yol almak, yola çıkmak, yola düşmek/çıkmak/düşmek/düzülmek/kapanmak/koyulmak, yola revan olmak, yollara dökülmek/düşmek, yolu tutmak, yoluyla gitmek karş. abanmak, birleşmek, dönmek, gelmek, yaklaşmak ? ayrılmak, çıkmak, dönmek, erişmek, gezi, girişmek, kaçmak, uğramak, yitmek, yürümek
gittikçe i. anbean, azar azar, giderek, gitgide, tedricen, yavaş yavaş dey. adım adım, alıştıra alıştıra, azar azar, derece derece, günden güne, kademe kademe, kerte kerte, yavaş yavaş, yedire yedire ? usulcacık
giydirmek f. paylamak, sövmek
giyecek i. çamaşır, çul, elbise, esvap, giyimlik, giyinti, giysi, kılık, kıyafet, kisve, kuşantı, ruba, urba dey. dış yüz düşkün kılıklı, giyim kuşam, giyinti kuşantı, kalıp kıyafet, kılık kıyafet, şekil şemail, üst baş
giyim i. elbise, forma, urba
giyim kuşam i. form, kılık
giyimlik i. giyecek
giyiniş i. endam, form, kılık, kıyafet
giyinmek f. taşımak dey. giyinip kuşanmak, üste başa/üstüne başına yapmak
giyinti i. giyecek, kıyafet
giymek f. atmak, taşımak
giyotin i. satır
giysi i. elbise, esvap, fistan, giyecek, kıyafet, urba
giz i. bilmece, gizem, sır, şifre
gizem i. bilmece, esrar, giz, gizemlilik, gizlilik, ketumluk, mahremiyet, muamma, sır, şifre karş. aleniyet
gizemli s. belgisiz, belirsiz, belirsiz, bilinmez, bulanık, esrarlı, kaçamaklı, kapalı, kuşkulu, muammalı, muğlak, şüpheli
gizleme i. alalama, kamuflaj
gizlemeden z. açıkça
gizlemek f. boğmak, kamuflaj yapmak, kamufle etmek, kapamak,kapatmak, kilitlemek, maskelemek, örtbas etmek, örtmek, peçelemek, perdelemek, saklamak, sinmek, sükut etmek dey. canında saklamak, gizli saklı yapmak/tutmak, işe kapak vurmak, kısa yanını vermemek, kir götürmek/kaldırmak, mahrem tutmak, parmağının ucunu bile göstermemek, saklı tutmak, oda söyler dostuna, üstüne perde çekmek karş. açığa çıkarmak, açıklamak, bildirmek, curnal etmek ? gizlenmek, gizli, gizlice, korumak
gizlenmek f. açıklanmamak, barınmak, bildirilmemek, iltica etmek, kapanmak, örtünmek, perdelenmek, pusmak, pusuya yatmak, saklanmak, sığınmak, sinmek, siperlenmek, yaşmaklanmak dey. araziye uymak, bucak bucak kaçmak, kapağı atmak, kuyruğa girmek, örtbas edilmek, peçe takmak, pusuda sinmek, pusuya yatmak, tam siper olmak, tebdil gezmek karş. açıklanmak, ortaya çıkmak, tanınmak ? gizlemek
gizlenmiş s. kapalı, kapanık, maskeli
gizli s. esrarengiz, kapalı, kuşkulu, mahrem, maskeli, meçhul, örtük, örtülü, peçeli, saklı, sırlı, şifreli, şüpheli, zımni dey. bilmece gibi, dil altında söz almak, kenarda/kıyıda köşede, perde arkasından, söz aramızda karş. açık, açıkta, belirgin, belli ? belirsiz, gizlemek, kuytu, sır
gizlice s. çaktırmadan, derinden, gizliden, hırsızlama, sessizce, sezdirmeden, sinsice, sükûnetle, usulca, usulcacık dey. açığa vurmadan, ağır ağır, alttan alta, arkadan arkaya, derinden derine, el altından, gizli kapaklı, gizliden gizliye, gizli gizli, için için, içten içe, hırsız gibi, kıyıda bucakta/köşede/kenarda köşede, laf aramızda, perde arkasında/arkasından, sakin sakin, sessiz sedasız/sessiz, sinsi sinsi, tebdili kıyafetle, usul usul, yavaş yavaş karş. açıkça, açıktan açığa ? gizlemek, usulcacık
gizlice bildirme i. bildirme
gizliden z. gizlice
gizlilik i. gizem, muamma, sır
gizlisiz s. açıkça dey. açık açık, açıktan açığa, adlı adıyla, ayan beyan, dobra dobra, göz göre göre, olduğu gibi, ulu orta, yüzüne karşı
gladyatör i. savaşçı
gocuk i. palto, üstlük
gocunma i. darılma, incinme, kuruntu
gocunmak f. alınmak, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, çekinmek, darılmak, gücenmek, içerlemek, incinmek, kırılmak, küsmek, soğumak dey. ağır gelmek, ağırına gitmek, arası açılmak/bozulmak, araya soğukluk girmek, boykot etmek, gönlü kırılmak, onuruna dokunmak, rencide olmak
gondol i. kayık, sandal
gong i. çan, kampana, zil
goygoycu i. çığırtkan, yoksul
göbek i. batın, nesil, şiş
göbeklenmek f. şişmanlamak
göbekli s. şişman, tombalak, tombul
göç i. gezi, göçüm, göçüş, hicret, nakil, nakletme, sürgün, taşınma
göç etmek f. açılmak, çıkmak, gerilemek, gitmek, göçmek, ilerlemek, sarkmak, seyretmek, süzülmek, taşınmak, uzaklaşmak, uzanmak, yollanmak dey. arayı açmak, azimet etmek, çekip gitmek karş. yakınlaşmak
göçebe i. bedevi, gezginci, gezici, göçer, göçeri, göçerkonar, oba, seyyar, yürük karş. yerleşik ? göçmen, yolcu
göçer i. bedevi, göçebe, yürük
göçerkonar i. bedevi, göçebe, yürük
göçermek f. devretmek, havale etmek
göçkün s. eskimiş, partal, ruhsuz, viran
göçme i. ecel, ölüm, vefat
göçmek f. alçalmak, batmak, çökmek, dalmak, defnedilmek, düşmek, gerilemek, girmek, gitmek, göç etmek, gömülmek, gurup etmek, inmek, kaymak, merhum olmak, oturmak, ölmek, rahmetli olmak, saplanmak, taşınmak, uzaklaşmak, yıkılmak dey. adres değiştirmek, cavlağı çekmek, dibe inmek, dibi boylamak, gark olmak, pırtıyı kaldırmak karş. çıkmak, yükselmek
göçmen i. gurbetçi, muhacır, mülteci, sığınık, sürgün ? göçebe, yolcu
göçmüş s. kadavra gib, merhum
göçük i. harabe, virane, yıkıntı
göçüm i. göç
göçünmek f. ölmek, rahmetli olmak
göçüp gitmiş s. merhum
göçürmek f. çimlenmek, yemek, zıkkımlanmak
göçüş i. ecel, göç, ölüm, vefat
göğüs i. bağır, döş, gerdan, koyun, kucak, meme, sine dey. göğüs bağır, iç bağır/organlar, iman tahtas
göğüslemek f. direnmek, karşılamak, önlemek
göğüslük i. önlük
gök i. arş, asuman, atmosfer, ayyuk, feza, gökyüzü, hava, mekan, sema, sonsuzluk, uzay
gökçe s. albenili, alımlı, büyüleyici, cazibeli, çarpıcı, çekici, enfes, gelgelli, güzel, havalı, hoş, huri gibi, latif, nefis, oflaz, parlak, semavi, yahşi, yakışıklı, yakşi, yosma, zarif karş. itici
gökkuşağı i. alaimisema, alkım, ebekuşağı, ebelerkuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, yağmurkuşağı
göksel s. semavi, soyut, ulviyet
gökyüzü i. acun, arş, atmosfer, ayyuk, boşluk, felek, feza, gök, hava, mekan, sema, sonsuzluk, uzay
göl i. baraj, birikinti, gölet, havuz, hendek
gölet i. göl, havuz
gölge i. düş, hayal, hayalet, karaltı, karanlık, kayırıcı, loş, saye
gölgelik i. loş, saye
gömlek i. ambalaj, aşama, basamak, batın, bluz, düzey, frenk gömleği, kademe, kap, kılıf, mahfaza, merhale, mertebe, mintan, örtü, paket, sadak, safha, saklantı, seviye, sıra, tişört, zarf ? elbise
gömülmek f. batmak, boğulmak, çökmek, dalmak, defnedilmek, girmek, göçmek, gurup etmek, merhum olmak, ölmek, rahmetli olmak, inmek, saplanmak dey. boy vermek, dibe inmek, dibi boylamak, gark olmak, toprağa girmek/verilmek karş. çıkmak
gömülü s. mahrem, meçhul, saklı
gömüt i. gömütlük, kabir, lahit, makber, mezar, şehitlik, türbe
gömütlük i. anıtkabir, gömüt, höyük, kabir, kabristan, lahit, makber, mezar, mezarlık, mozole, piramit, şehitlik, türbe, yatır
gön i. deri, karun
gönder i. çubuk, direk, sırık
gönderi i. posta
gönderilmek f. salınmak, yollanmak
göndermek f. atmak, azatlamak, azletmek, bindirmek, çıkarmak, defetmek, deflemek, eriştirmek, havale etmek, ihraç etmek, iletmek, irsal etmek, işten atmak, kovalamak, kovmak, mezun etmek, nakletmek, postalamak, salıvermek, salmak, savmak, sevketmek, sınırdışı etmek, sürmek, uğratmak, ulaştırmak, uzaklaştırmak, uzatmak, yetiştirmek, yollamak dey. başından/baştan atmak, açığa çıkartmak, ayağını kaydırmak, ayağını kesmek, engine salmak, ihraç etmek, işine son vermek, işten çıkarmak, posta etmek, postaya atmak/vermek, sürgün etmek, tart etmek, teskeresini eline vermek, yakadan atmak, yakasından tutup atmak, yola koymak/salmak/vurmak karş. karşılamak, yanına çağırmak ? kovmak, uğurlamak
gönenç i. afiyet, bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, canlılık, dinçlik, dirilik, dirlik, esenlik, ferahlık, güçlülük, huzur, iyilik, keyif, konfor, memnuniyet, rahat, rahatlık, refah, sağlamlık, sağlık, selamet, sultanlık, sükûn, varlıklılık, zenginlik karş. dirliksizlik
gönençli s. kapitalist, karun, milyarder, müreffeh, rantiye, varlıklı, varsıl, varsıllık, zengin
gönendirmek f. sevindirmek
gönenmek f. canlanmak, düzelmek, keyiflenmek, kıvanmak, mutlanmak, mutlu olmak, neşelenmek, onmak, rahatlamak, sağalmak, sağlığına kavuşmak, sevinmek, şad olmak, şenlenmek dey. ağzı kulaklarına varmak, bastığı yeri bilmemek, başı göğe ermek, bayram etmek, çalmadan oynamak, göklere uçmak, havalara uçmak, hoşnutluk getirmek, içi açılmak, keyif almak/çatmak, keyfe gelmek, keyfi gelmek, kıvanç duymak, mutlu olmak, şad olmak karş. üzülmek
gönenmiş s. acısız, bahtiyar, dertsiz, emeksiz, ferah, gailesiz, hoşnut, huzurlu, kaygısız, keyifli, kıvançlı, memnun, mesut, mutlu, neşeli, refah içinde, sevinçli, tasasız
gönlünce i. doyasıya, keyfi, keyfince, nedensiz, rasgele, sebepsiz, zevkince
gönül i. can, dil, dilek, dileme, eğilim, gaye, gıpta, hatır, hedef, heves, iç, içtepi, imren, istek, istem, isteme, itibar, kalp, kapris, kösnü, libido, meyil, murat, nefis, özenti, özlem, rağbet, rica, sevgi, sine, şehvet, şevk, talep, temenni, yürek
gönülden z. candan, içten, kalpten, kardeşçe, muhlis, yalansız, yürekten
gönüldeş s. arkadaş, ayaktaş, dadaş, dost, duygudaş, hemdert, kafadar, koldaş, mahrem, meslektaş, nedim, refik, sağdıç, sırdaş, yoldaş karş. düşman
gönüllü s. açıktan, arzulu, aşık, bayılan, bedava, bedelsiz, büyüklenmiş, caba, düşkün, fahri, hasbi, hayran, hevesli, ilgili, istekli, karşılıksız, meftun, meraklı, pir aşkına, razı, semih, şeref, şevk duyan, talip, ücretsiz dey. aklına estiği gibi, beğenisine göre, canı nasıl isterse, gönlüne göre, heves ettiğince, (kendi) isteğine göre, keyfine göre karş. gönülsüz
gönülsüz s. arzusuz, sezgin, bıkkın, çekimser, çekingen, doygun, havai, hevessiz, ilgisiz, isteksiz, iştahsız, meraksız, nanemolla, nazenin, nazlı, rağbetsiz, şımarık, tutuk, uyuşuk, üşengeç, üşengen, üşenik, veresiye dey. def-i bela kabilinden, lakırdı ağzından dökülerek, yan çizerek, yarım ağızla karş. gönüllü
gönülsüzce z. bilmeyerek, çaresiz, çarnaçar, dalgınlıkla, emrivakiyle, eskaza, hevessizce, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, kazara, kerhen, mecburen, nazlanarak, oldubittiyle, olupbittiyle, rastlantıyla, tesadüfen, yanlışlıkla, zoraki, zorla, zorlukla dey. arzu etmeyerek, gönlü olmadan, ister istemez, istemeye istemeye, yarım ağızla karş. isteyerek
göre i. bakarak, bakılırsa, gereğince, için, karşılaştırıldığında, kıyaslandığında, nazaran, nispeten, oranla, uyarınca
görece i. bağıl, bağıntılı, göreli, izafi, nispi, oranla, rölatif
göreli s. bağıl, bağıntılı, görece, izafi, nispi, orantılı, rölatif ? ait
görenek i. âdet, alışkanlık, alışkı, anane, gelenek, olagelen davranış, örf, töre, yapılageliş
görev i. fariza, fonksiyon, hizmet, iş, işlev, koltuk, makam, maslahat, memuriyet, merci, meslek, mesuliyet, meşgale, meşguliyet, mevki, misyon, ödev, rol, sorumluluk, uğraş, uhte, vazife, vecibe, zanaat dey. altın bilezik, boynuna borç, iş güç ? zorunluluk
görevden alınma i. azil, azlolunma, kovulma dey. açıkta bırakılma/kalma, istifası kabul edilme, işinden çıkarılma/olma, işini kaybetme karş. atanma
görevden alma i. azil, azletme, kovma, uzaklaştırma dey. açığa alma, açıkta bırakma, görevden affetme karş. atama
görevlendirme i. tayin
görevlendirmek f. atamak, işe almak, nasbetmek, ödevlendirmek, tayin etmek, vazifelendirmek dey. göreve getirmek, görev vermek, işe almak, iş göstermek/vermek, işe koşmak, ödevli kılmak, tayin etmek, üstüne havale etmek
görevli i. adam, eleman, hizmetli, kapıcı, kolcu, korucu, koruyucu, memur, muhafız, nöbetçi, savunucu, solak, türbedar
görevliler i. kadro, mürettebat, müstahdem, personel, tayfa
görgü i. adabımuaşeret, adap, bilgi, edep, eğitim, ekin, etiket, hikmet, incelik, irfan, kültür, malumat, protokol, saygı, tecrübe, terbiye, teşrifat, töre, vukuf, yetenek, zarafet dey. edep dairesi, edep erkan, yol erkan, yol yordam ? adet, yöntem
görgü kuralları i. etiket, adabı muaşeret
görgülü s. aydın, beyefendi, bilgili, centilmen, çelebi, ince, kibar, kurt, medeni, narin, nazik, nazlı, olgun, saygılı, tecrübeli, terbiyeli, uygar, zarif dey. adam evladı, görmüş geçirmiş, gün görmüş/görüp eyyam sürümüş, oya gibi karş. kaba
görgüsüz s. ahmak, akılsız, anlayışsız, avanak, bilgisiz, cahil, çiğ, dağlı, densiz, düşüncesiz, ebleh, edepsiz, gafçı, görmemiş, ham, hırçın, hoyrat, hödük, hürmetsiz, incitici, izansız, kaba, kaba saba, kereste, kof, kırıcı, kültürsüz, küstah, mankafa, münasebetsiz, nezaketsiz, olgunlaşmamış, patavatsız, sallapati, saygısız, sersem, sert, terbiyesiz, toy, vukufsuz, yabani, yontulmamış dey. ciğeri görmüş bayılmış, eti görse ne yapar, çingene pilici, dağ ayısı, dağda büyümüş, görmediğini gördü, bayıldı öldü, görmemişin oğlu, hıyar ağa/ağası, kaba adam/saba, katmerli hıyar, kenarın dilberi, kibarlık budalası, mahalle çocuğu, meşe odunu, ne oldum delisi, yabanın ayısı, yol iz bilmez karş. ince düşünceli
görgüsüzlük i. ayılık, cahillik, cehalet, çiğlik, odunluk
görkem i. azamet, biçim, büyüklük, çalım, görünüş, gösteriş, haşmet, heybet, ihtişam, kalıp, revnak, suret, şaşaa, şatafat, şekil, tantana, ululuk, yücelik, zevahir
görkemli s. abidevi, anıtsal, azametli, büyük, çarpıcı, debdebeli, frapan, güzel, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, muhteşem, mükellef, saltanatlı, süslü, şahane, şaşaalı, şatafatlı, şevketli, tantanalı, tumturaklı dey. boylu boslu, göz alıcı/kamaştırıcı, parıl pırıl, pırıl pırıl karş. sade
görme i. görü, görüm, görüş, göz, seçme
görmek f. algılamak, anlamak, ayırt etmek, bakmak, çıkarmak, düşünmek, fark etmek, gözlemlemek, idrak etmek, izlemek, kavramak, müşahede etmek, nüfuz etmek, saymak, seçmek, sezinlemek, sezmek, sırrına varmak, tanık olmak, yapmak dey. acısını görmek, aklı almak, Allah göstermesin, can gözünü açmak, dokuz dolanmak/dolaşmak, doyunca görmek, ektiğini biçmek, evirip çevirmek, göz atmak/göze gelmek, gözden geçirmek, gözü gitmek/ilişmek/takılmak, gözü/gözleri açılmak, gözüm görmesin, gözünden kaçmamak, gözüne/göze ilişmek, gözüne batmak/çarpmak/ilişmek, gözüyle görmek, havsalası almak, havsalasına sığdırmak, sırrına varmak, sözüne gelmek, şeşi beş görmek, takdir etmek, vakıf olmak karş. görmemek, gözden kaçırmak ? bakmak
görmemiş s. bilgisiz, cahil, çiğ, düşüncesiz, görgüsüz, incitici, kaba, kereste, kof, kültürsüz, sallapati, terbiyesiz, vukufsuz, yabani, yontulmamış
görülmedik s. acayip, alelacayip, alışılmadık, bulunmaz, cins, değişik, duyulmamış, eksantrik, ender, garip, işsiz, fevkalade, harikulade, nadide, nadir, olmadık, şaşılacak, şaşırtıcı, tuhaf, yabansı, yepyeni karş. olağan
görülmemiş s. acayip, bulunmaz, ender, nadir
görünmek f. azarlamak, bağırmak, belirmek, benzemek, çıkmak, doğmak, farkedilmek, gelmek, gözükmek, kopmak, meydana çıkmak, oluşmak, patlamak, tebaruz etmek, tecelli etmek, türemek, üremek, yaratılmak, yükselmek dey. cee demek, görücüye çıkmak, meydana/ortaya çıkmak karş. yok olmak
görünmeyen s. gaip
görüntü i. biçim, düş, fon, hayal, hayalet, imaj, imge, karaltı, karartı, sahne, serap, siluet, tayf ? biçim, düş
görünüm i. biçim, endam, eşkal, form, görünüş, kalıp, kılık, kisve, kıyafet, manzara, panorama, sahne, sıfat, suret, şekil, zevahir
görünürde f. açıkta, belirgin, belirli, belli, görünüşte, güya, kati, kesin, malum, meydanda, muayyen, mutlak, ortada, sözde, sözde, sözümona, yalandan, zahiren
görünüş i. biçim, çalım, çehre, dış görünüş, dış yüz, duruş, endam, eşkal, form, görkem, görünüm, gösteriş, heybet, imge, kalıp, kılık, kisve, kıyafet, manzara, panorama, suret, şekil, zevahir dey. kılık kıyafet, şekil şemail ? biçim, çalım, gövde
görünüşte s. düzmece, görünürde, görünüşe göre, güya, hariçte, sanki, sahte, sözde, sözümona, şeklen, uydurma, yalandan, yapmacık, yapmacıklı, zahiren, zahiri
görüş i. düşünce, düşünüş, felsefe, fikir, görme, göz, hüküm, iddia, ide, ilke, iman, inanç, kanaat, mezhep, mütalaa, nazar, noktainazar, oy, prensip, rey, telakki, ufuk, yargı, zaviye dey. başbaşa vermek, diyalog kurmak, kulis yapmak, sacayak olmak, temasa geçmek, yüz yüze bakmak/gelmek
görüş açısı i. düşünüş, noktainazar
görüşme i. buluşma, hasbıhal, hoşbeş, konuşma, mülakat, münazara, müzakere, panel, röportaj, sohbet, söyleşi, tartışma, ülfet, ziyaret
görüşmeci i. konuk, misafir, ziyaretçi
görüşmek f. danışmak, dertleşmek, laflamak, muhabbet etmek, müzakere etmek, sohbet etmek
gösterge i. alamet, belirti, çentik, ibre, iğne, iz, endikatör, işaret, nişan, ok, saat, simge
gösteri i. akrobasi, atraksiyon, cambazlık, defile, eğlence, festival, konser, miting, monolog, numara, nümayiş, oyun, pandomim, piyes, revü, sergi, seyirlik, skeç, şov, temaşa, temsil, tezahürat, tiyatro, tören, tuluat, varyete, vodvil, yürüyüş, zevk dey. fener alayı, gösteri yürüyüşü, gövde gösterisi ? tören
gösteriş i. afi, afurtafur, albeni, azamet, biçim, böbürlenme, büyüklenme, cafcaf, caka, cila, çalım, endam, fantazi, fasarya, fiyaka, form, gelgeç, görkem, görünüş, gurur, heybet, jest, kabarma, kasılma, kasıntı, kılık, kibir, kisve, kıyafet, kurum, manzara, nispet, nümayiş, övünme, poz, racon, suret, şan, şaşaa, şatafat, şekil, şişinme, tafra, tantana, tavır, tumturak, yordam, zevahir dey. afra tafra, afur tafur, bu ne çalım, caf caf, dostlar alış verişte görsün!, kel başa şimşir tarak, kelle kulak yerinde karş. alçakgönüllülük
gösterişçi i. iddialı, nispetçi, övüngen
gösterişli s. ağır, anıtsal, azametli, bakımlı, boyalı, cafcaflı, cakacı, çarpıcı, fantazi, frapan, güzel, haşmetli, havalı, heybetli, ihtişamlı, lüks, oturaklı, pırıl pırıl, renkli, saltanatlı, süslü, şaşaalı, şatafatlı, tantanalı, tumturaklı dey. boy pos yerinde, boylu boslu, caf caflı, gemi aslanı, iri yarı, kelle kulak yerinde, kelli felli, konak gibi, servi (selvi) boylu
gösterişlilik i. azamet, büyüklük, ihtişam, şan
gösterişsiz s. alçakgönüllü, basit, iddiasız, kaba saba, kalender, kanık, kibirsiz, kurumsuz, mütevazi, sade, saltanatsız, süssüz, şansız, şatafatsız, yalın karş. iddialı
göstermek f. açıklamak, anlatmak, belirtmek, ibraz etmek, kanıtlamak, mahvetmek, öğretmek, sergilemek, tepelemek, teşhir etmek, toz etmek, vurgulamak, zulmetmek dey. baş/yüz göstermek, dile gelmek, göze sokmak, gözüne sokmak, işaret etmek, ispat etmek, maskesini/maskeyi atmak, ortaya atmak/koymak, sahneye çıkmak, teşhir etmek, yanlışını çıkarmak, yol göstermek, yüz göstermek karş. saklamak
göstermelik i. eşantiyon, kopya, misal, mostra, mostralık, numune, numunelik, örnek, teşhirlik dey. adet yerini bulsun diye, tırabzan babası
göşterişli s. yakışıklı
götürme i. nakil, transfer
götürmek f. aktarmak, aparmak, aşırmak, atmak, çevirmek, değirmek, döndürmek, iletmek, izale etmek, kaldırmak, nakletmek, sevketmek, sırtlanmak, sökmek, sürüklemek, taşımak, ulaştırmak, yüklenmek dey. kedi yavrusunu taşır gibi taşımak, kenara çekmek, terkisine almak karş. getirmek
götürülmek f. nakledilmek, taşınmak
götürümlü s. dayanıklı, dirençli, evladiyelik, ölmez, pek, sağlam
götürümsüz s. çürük
gövde i. beden, biçim, bünye, bütün, cisim, cüsse, çelim, endam, fizik, kadavra, madde, naaş, oylum, ten, topluluk, vücut, yapı ? biçim, görünüş, ölü
gövdeli s. balaban, büyücek, büyük, cesametli, cüsseli, çaplı, devasa, hantal, heybetli, hürmetli, iri, iriyarı, koca, kocaman, muazzam karş. ufak
göynük s. acılı, firaklı, kaygılı, kederli, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, üzgün, yanık
göyünmek f. kavrulmak, parlamak, yanmak
göz1 i. artezyen, bakış, bakma, bölüm, büyü, çekmece, görme, görüş, göze, hücre, kaynak, loca, memba, nazar, oda, pınar, raf, sihir, yaklaşım
göz2 i. boşluk, bölme, çekme, çekmece, delik, hücre, kutu, nazar, oyuk,
göz kamaştırma i. azamet
göz korkutucu s. gözdağı
göz önünde z. meydanda
gözalıcı s. azametli, albenili, alımlı, büyüleyici, cazibeli, cazip, çarpıcı, çekici, frapan, sevimli, şirin karş. alımsız
gözaltı i. alıkoyma, hapsetme, kısıtlama, nezaret, tutma, tutuklama karş. salıverme
gözaltında s. çevrilmiş, hükümlü, kalebent, köle, kuşatılmış, mahkum, mahpus, suçlu, sürgün, tutuklu, tutulu dey. abluka altında, çember içinde, pranga mahkumu karş. özgür
gözbağcı i. hokkabaz, sihirbaz
gözbağı i. boya, büyü, efsun, füsun, hile, hipnotizma, illüzyon, keramet, kurşun dökme, muska, nazar, sihir, tılsım, uğur
gözbebeği i. başlıca, çok değerli, çok sevgili, favori, gözde, önde gelen, metres, önemli, önemsenen, seçkin, sevgili, üzerine titrenen karş. önemsenmeyen
gözcü i. baltacı, bakıcı, bekçi, bekleyen, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi
gözdağı i. aldatma, blöf, çekingenlik yaratıcı, caydırma, göz korkutucu, kararından döndürücü, kurusıkı, şantaj, tehdit, ürkütücü, vazgeçirici, yanıltma, yıldırma dey. aba altından değnek/sopa gösterme, posta koymak/atmak karş. özendirici, yalınlık
gözdağı vermek f. korkutmak, sindirmek, yıldırmak dey. aba altından değnek/sopa göstermek, gözünü korkutmak, gözünü yıldırmak, pes dedirtmek, yılgınlığa sürüklemek, yılgınlığa uğratmak, yılmasına neden olmak
gözde i. başlıca, canan, ciğerpare, çok sevilen, dildar, favori, flört, gözbebeği, maşuka, metres, önemli, önemsenen, seçkin, sevgili, yâr karş. gözden düşmüş
gözden geçirme i. bakım
gözden geçirmek f. denemek
göze i. artezyen, göz, hücre, kaynak, kaynarca, memba, pınar, su kaynağı
gözemek f. restore etmek, yamalamak
gözenlik i. alım
gözeten s. destekleyen, esirgeyen, hami, kollayan, sahip, zahir, yardımcı dey. arka çıkan, himaye eden, iltimas eden, yardım eden
gözetici i. bakıcı, bakımcı, bekleyici, dadı, hastabakıcı, hemşire, koruyucu, kapıcı, kolcu, korucu, koruyucu, muhafız, nöbetçi, savunucu, türbedar
gözetim i. nezaret
gözetlemek f. bakmak, baktırmak, beklemek, nezaret etmek, nöbet tutmak dey. dikiz etmek/geçmek, dikize çekmek, göz hapsine almak/kulak olmak, izine basmak, kola çıkmak, kolaçan etmek, kolaçana çıkmak, nöbet beklemek/tutmak
gözetme i. dikkat, himaye, müdafaa, saye
gözetmek f. ayırmak, ayırt etmek, beklemek, hıfzetmek, himmet etmek, korumak, müdafaa etmek, nöbet tutmak, sakınmak, savunmak, sıyanet etmek dey. bağrına basmak, eline sıkıştırmak/tutuşturmak, himayesine almak, kanat germek, sahip çıkmak
gözlem i. dikkat
gözlem yapmak f. muayene etmek
gözleme i. börek
gözlemek f. bakmak, beklemek, izlemek, kollamak, kovuşturmak, kurcalamak, muayene etmek, seyretmek dey. ağız aramak, gözcülük yapmak, iskandil etmek, ront atmak/çekmek/geçmek, tedbir almak, zaman kollamak
gözler önünde s. belirli, malum
gözleri kamaşmak f. kesilmek
gözlerini boyamak f. makyaj yapmak
gözlük i. büyüteç
gözü açılmak f. ayılmak, fark etmek, uyanmak dey. ayağı suya ermek, boyunun ölçüsünü almak, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak, dünyayı anlamak, Hanya'yı Konya'yı anlamak, kafasına dank etmek karş. aldanmak ? ibret almak, pişman olmak, uslanmak
gözü kesmemek f. kaytarmak
gözüaçık s. akıllı
gözükmek f. gelmek, görünmek, sökülmek, sökün etmek, tebaruz etmek
gözümün bebeği ü. cancağızım
gözümün nuru ü. cancağızım
gözünü seveyim! ü. rica ederim!
gözüpek s. cesur
gözüpeklik i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cesurluk, cüret, cüretkarlık, efelik, kahramanlık, korkusuzluk, mertlik, pervasızlık, yararlık, yılmazlık, yiğitlik, yüreklilik dey. deli fişek, gözünü budaktan sakınmama, kefenini boynuna, şehitliği göze almak, kendini ateşe atmak karş. ödleklik
grandük i. prens, şehzade, veliaht
grandüşes i. soylu
grev i. anlaşmazlık
gri s. kır
gril i. soba, tandır
grup i. alay, batarya, birlik, bölük, camia, çete, ekip, fırka, filo, fraksiyon, güruh, hergele, heyet, hizip, hücre, kabile, kadro, kafile, kalabalık, kategori, kavim, kıta, klan, kol, komita, konvoy, kumpanya, küme, mal, manga, meclis, müfreze, mürettebat, müstahdem, nevi, nitelik, ordu, öbek, öğür, parti, posta, sınıf, sop, sürü, tabur, takım, tayfa, terkip, tim, topluluk, trup, tümen, ulam, ünite, yığın, yığınak, yığıntı, zümre ? boy, çeşit, kervan, kurul, örgüt, toplantı, toplum
gudubet s. çirkin, ucube, umacı gibi
gulyabani i. cadı, cin, hortlak, iblis, ifrit, öcü, umacı
gurbetçi i. ecnebi, el, elgin, eloğlu, garip, gariban, göçmen, yaban, yabancı, yad
gurultu i. gürültü, uğultu
gurup i. batış, batma, çökme, çöküş, dağılma karş. yükseliş
gurup etmek f. alçalmak, batmak, çökmek, dalmak, düşmek, gerilemek, girmek, göçmek, gömülmek, inmek, kaymak, oturmak, saplanmak, yıkılmak karş. çıkmak, yükselmek
gurup vakti z. akşam, tün
guruplamak f. bölümlemek
gurur i. afurtafur, böbürlenme, büyüklenme, caka, ciddiyet, gösteriş, haysiyet, izzetinefis, kabarma, kibir, kıvanç, kurum, nispet, onur, poz, şeref, şişinme, tafra, tavır, vakar
gururlanan s. kıvançlı, tafracı
gururlanma i. kıvanç
gururlanmak f. avurt etmek, avurtlamak, böbürlenmek, büyüklenmek, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kıvanmak, kibir etmek, kibirlenmek, kurulmak, kurumlanmak, övünmek, şişinmek dey. afi kesmek, ağız atmak/satmak, avurt satmak/zavurt etmek, azamet satmak, baba hindi gibi kabarmak, boy satmak, burnu büyümek/havada olmak/kabarmak/ Kafdağı'nda olmak, burnunu şişirmek, burnunun yeli harman/saman savurmak, burun şişirmek/taslamak, büyük görmek, büyüklük satmak/taslamak, büyük söylemek/söz söylemek, caka satmak, çalım atmak, çalımından geçilmemek, derisine sığmamak, düğün pilavıyla dost ağırlamak, dümen yapmak, fart furt etmek, fasulye gibi kendini nimetten saymak, fiyaka satmak/yapmak, filim çevirmek, gerin gerin gerilmek, göğsü kabarmak, göğsünü kabartmak, göğüs kabartmak, gösteriş yapmak, gurur gelmek/getirmek, hava basmak, havalara girmek, hindi gibi kabarmak, kendini beğenmek/bir şey sanmak, kendini dev aynasında görmek, kendini övmek, koltukları kabarmak, küçük dağları ben yarattım demek, ne oldum delisi olmak, numara yapmak, polim yapmak, racon kesmek, sonradan görmek, yeri göğü ben yarattım demek, yüksekten atmak karş. alçakgönüllülük etmek ? çalım, horozlanmak, kibirli, küçümsemek
gururlu s. avurtlu, azametli, cakalı, çalımlı, fiyakacı, fiyakalı, izzetli, kasıntı, kibirli, kurumlu, mağrur, onurlu, övüngen, saygıdeğer, sayın, şerefli dey. başı havada, başı yukarda, burnu büyük, eğilmez baş, ekin iti, gönlü büyük, kendini beğenmiş, kimseye eyvallah/minnet etmeyen, ne oldum delisi karş. alçakgönüllü
gurursuz s. şerefsiz
gusto i. beğeni, tabiat
gübre i. fışkı, pislik
gücendirilmek f. incitilmek
gücendirmek f. darıltmak, hırpalamak, kahretmek, kırmak, küstürmek, müteessir etmek, rencide etmek, üzmek, yaralamak dey. acı söz söylemek, candan soğutmak, gönlünü kırmak/yaralamak, gönül kırmak/yıkmak, kalbini/gönlünü/hatırını kırmak, kalp/gönül/hatır kırmak/yıkmak, rencide etmek karş. gönlü alınmak
gücenik i. dargın, kavgalı, kırgın, kırık, küs, şekerrenk
güceniklik i. anlaşmazlık
gücenme i. anlaşmazlık, darılma, incinme
gücenmek f. alınmak, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, içerlemek, ihtilafa düşmek, incinmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, soğumak, yaralanmak dey. ağır gelmek, ağrına gitmek, arası açılmak, arası bozulmak, araya soğukluk girmek, bir daha yüzüne bakmamak, boykot etmek, buluttan nem kapmak, fenasına gitmek, gönlü kalmak, gönlü/hatırı kalmak, gönül koymak/komak, gözünün üstünde kaşı olmak, kalbi kırılmak, kalp kırmak, onuruna dokunmak, pirinci su kaldırmamak, rencide olmak, sıdkı sıyrılmak, sözlerini üstüne almak, yüzüne bakmamak, zoruna gitmek
gücenmiş s. kavgalı, kırgın, rencide
gücü olmak f. kadir olmak
gücü yetmek f. kadir olmak
güç1 s. ağdalı, ağır, belalı, cebir, çapraşık, çetin, eziyetli, külfetli, meşakkatli, müşkül, sorunlu, yalçın, yorucu, zahmetli, zor karş. zahmetsiz ? emek, güçlü
güç2 i. can, canlılık, derman, emek, enerji, erk, erke, fors, hayatiyet, iktidar, imkan, işlev, izzet, kapasite,kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, otorite, salahiyet, sarp, şiddet, takat, tılsım, velayet, yeğinlik, yeti, yetke, yetki
güç beğenen s. müşkülpesent
güç beğenir s. dikkatli, mızmız
güç bulunan s. bulunmaz
güçbela z. zorlukla
güçlendirici s. canlandırıcı, diriltici
güçlendirme i. ihya, tahkim, takviye
güçlendirmek f. bilemek, ihya etmek, pekiştirmek, perçinlemek, sağlamlaştırmak, tahkim etmek, takviye etmek
güçlenme i. canlanma, dirilme
güçlenmek f. canlanmak, düzelmek, ferahlamak, iyileşmek, kavileşmek, kızışmak, koçlanmak, onmak, pekişmek, pekleşmek, sağalmak, şiddetlenmek, toparlanmak, yükselmek dey. belini doğrultmak, dağ devirmek, derman bulmak, dizine derman gelmek, muafiyet kazanmak
güçlenmiş s. oturmuş
güçleşme i. dallanma
güçleşmek f. ağırlaşmak, çatallaşmak, çetinleşmek, düğümlenmek, müşkülleşmek, sarpa sarmak, zorlaşmak dey. sarpa sarmak, iş çatallanmak/çatallaşmak, kararsızlığa düşmek
güçleştirilmek f. kösteklenmek
güçleştirmek f. baltalamak, engellemek, frenlemek, kesmek, ket vurmak, kösteklemek, mani olmak, önlemek, suikast yapmak, zorlaştırmak dey. düğüm üstüne düğüm atmak/vurmak, fesat karıştırmak/sokmak, güçlük çıkarmak, işi karıştırmak, işi üç nalla bir ata kaldı/kalmak, mercimeği yan yuvarlamak, zora koşmak
güçlü s. acar, atak, atılgan, baskın, başarılı, başat, becerikli, cevherli, çetin, dahi, dayanıklı, değimli, dirayetli, dişli, enerjik, erkli, esen, etkili, evladiyelik, forslu, gayretli, gürbüz, hâkim, harlı, hünerli, iktidarlı, istidatlı, işgüzar, iyi, kabiliyetli, kadir, kale gibi, kavi, keskin, kudretli, kuvvetli, maharetli, mahir, marifetli, nüfuzlu, otoriter, ölmez, pehlivan, pençeli, selahiyetli, sıkı, şedit, şevketli, şiddetli, takatli, taş gibi, tosun gibi, yaman, yatkın, yavuz, yeğin, yetenekli, yeterli, yetkili, yüğrük, yüksek, zorlu dey. arkası pek, aslan gibi, bin canı var, boğa gibi, dağ kadar, dağlar tepeler aşmak, demir bilekli, dişi keskin, dişli tırnaklı, eğilmez baş, eli ağır, ensesi kalın, eyersiz aslan, koç gibi, kolu bükülmez, kolu uzun, manda yürekli, meşe büken, paçası sıkı, pehlivan yapılı, taşı sıksa suyunu çıkarır, tunç bilekli, yağmur/dolu yağsa yaş değmez/görmez, kavga olsa taş değmez/görmez karş. çürük, güçsüz, iktidarsız, yeteneksiz, yorgun ? egemen, etkili, güç, sağlam, sağlıklı
güçlü kuvvetli s. kavi, muktedir
güçlü olmak f. kadir olmak dey. taşı sıksa suyunu çıkarmak
güçlük i. ağırlık, bunalım, çapraşıklık, çatallaşma, çetinlik, çetrefillik, darlık, dolaşma, düğümlenme, engel, eziyet, karışıklık, kördüğüm, kösteklenme, külfet, labirent, mesele, meşakkat, müşkülat, pürüz, sakınca, sarp, selamet, sıkıntı, sıkışıklık, sorun, tehlike, varta, zahmet, zorluk karş. kolaylık
güçlük çekmek f. bocalamak, zorlanmak dey. akıntıya kürek çekmek, akla karayı seçmek, altından zor kalkmak, anasından emdiği süt burnundan gelmek, başını kaşıyacak vakti olmamak, baş almamak, canı burnundan gelmek/çıkmak, dara gelmek, deveye hendek atlatmak, düşe kalka ilerlemek, eziyet çekmek, güçlükle karşılaşmak, göbeği çatlamak, imanı gevremek, kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamamak, kan yutmak, kök sökmek, kuyruğu sıkışmak, kök sökmek, meşakkat çekmek, müşkülat çekmek, ölüp ölüp dirilmek, sıkıntı çekmek, sıkıya gelmek, yumurta kapıya dayanmak/gelmek, zahmet çekmek, zora gelmek, zorluk çekmek karş. kolaylıkla yapmak
güçlük çıkartmak f. oyalamak, sallamak, savsaklamak, süründürmek, tavsatmak, uyutmak, uzatmak, zorlaştırmak dey. ağırdan almak, estek köstek etmek, evelemek gevelemek, hasıraltı etmek, ihmal etmek, müşkülat çıkarmak, sürüncemede bırakmak, yokuşa sürmek, zorluk çıkartmak karş. yardımcı olmak
güçlükle z. cebren, dar, meşakkatle, müşkülatla, zorlukla dey. bata çıka, bin güçlükle, binbir güçlükle, çala paça, çatır çatır, dala çıka, dar darına, darı darına, demir asa demir çarık, dürtüklüye dürtüklüye, düşe kalka, gücü gücüne, güç bela/hale, ıkına sıkıla, ıklaya sıklaya, ite kaka, kıtı kıtına, kıt kanaat, yaka paça, zor bela, zoru zoruna, zar zor, zor zar karş. kolayca
güçlülük i. afiyet, canlılık, dayanıklılık, dinçlik, dirilik, gönenç, metanet, peklik, sağlık, sıhhat, şiddet, zindelik
güçsüz s. aceze, aciz, ayaktakımı, beceriksiz, biçare, cılız, çelimsiz, çökkün, dayanıksız, dermansız, dingin, durağan, durgun, düşkün, erksiz, güdük, hâlsiz, hareketsiz, hünersiz, iktidarsız, kımıltısız, kısır, kötürüm, kudretsiz, kuvvetsiz, maharetsiz, mecalsiz, metanetsiz, nanemolla, ölü, sakat, savunmasız, sönük, takatsiz, yeteneksiz, yetersiz, zayıf, zebun dey. baldırı çıplak, başına/kafasına vur ekmeğini elinden/lokmasını ağzından al, bir torba kemik, bostan korkuluğu, cılız çamın kozalağı, çöpten çatı/duvar, boktan sıva, çöpten çelebi, dermanı kalmamış/kesilmiş, dili kısa, dizinin/dizlerinin bağı çözülmüş, el ermez güç yetmez, eli ayağı bağlı/ermez/kısa, gemi aslanı, gözlerinde fer kalmamış, gücü yetmez, hoşaf gibi, iğne iplik, iki büklüm/kat, kaldırım kasırgası, eti ne budu ne?, kırılıp dökülmüş, kuş kadar canı var, kuvvet yok, kuyruksuz aslan, mezar kaçkını, pamuk ipliğine bağlı karş. güçlü, sağlam ? beceriksiz, cansız, çürük, kıraç, kısır, yaşlı, yoksul, yorgun, zavallı, zayıf
güçsüzleşmek f. hamlamak, tükenmek dey. acze düşmek, anasından emdiği süt burnundan gelmek, bitap düşmek, bitkin düşmek, bitmek tükenmek, canı çıkmak, dermanı kalmamak/kesilmek/tükenmek, dizleri kesilmek/tutmak, erim erim erimek, helak olmak, iflahı kesilmek, imanı gevremek, kan ter içinde kalmak, kuvvetten düşmek, kuvveti kalmamak, nefesi kesilmek, nefes nefese kalmak, sürmenaj olmak, tüfeği duvara dayamak, vücuttan düşmek
güçsüzleşmiş s. ölgün, soluk
güçsüzlük i. acizlik, başarısızlık, beceriksizlik, bitkinlik, dayanıksızlık, dermansızlık, dirençsizlik, eksiklik, eksinme, etkisizlik, gevşeklik, halsizlik, iktidarsızlık, iradesizlik, istençsizlik, kofluk, kudretsizlik, lapacılık, miskinlik, yorgunluk, zaaf, zafiyet, zayıflamak karş. güçlülük
güdelemek f. izlemek
güdü i. amaç, dürtü, etken, etki, etmen, fail, faktör, içgüdü, motivasyon, neden, sebep, tesir, yönlendirme karş. edilginlik
güdük s. aciz, bacaksız, badik, beceriksiz, bodur, boysuz, bücür, cüce, çökkün, dermansız, eksik, endamsız, erksiz, güçsüz, halsiz, iktidarsız, kısa, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, mecalsiz, natamam, noksan, takatsiz, ufak, ufaklık, yarım, yetersiz, yitik dey. ağzı kulaklarına varmak karş. iriyarı
güdülemek f. sevketmek
güdüm i. ayarlama, denetim, düzenleme, güdüleme, gütme, idare, kontrol, komuta, kumanda, motivasyon, sevk, yönetim, yönlendirme karş. karışmama
güğüm i. küp, testi
güldürmek f. neşelendirmek, sevindirmek dey. altı karış, bacak kadar, bastıbacak, boy fukarası, çayır cücesi, fındık kurdu, işe yaramaz, kısa boylu, parmak kadar, şamama gibi, ufak tefek, yer cücesi, yerden bitme, yerden yapma
güldürü i. eğlence, komedi, komedya, opera, komik, operet, oyun, piyes, skeç, tiyatro, vodvil
güldürücü s. espritüel, gülünç, kepaze, komedyacı, komik, mizahi, müstehzi, soytarı, şaklaban
güle oynaya z. bilerek
güleç s. ferah, gülümser, gülümseyen, gülen, iyimser, kaygısız, keyifli, kıvançlı, memnun, mesut, mutlu, mütebessim, neşeli, ongun, rahat, sevinçli, sıkıntısız, şad, şatır, şen, tasasız, tonton dey. ağzı kulaklarında, aydınlık yüzlü, güler yüzlü, tebessüm eden karş. somurtkan
gülle i. fişek, füze, mermi
gülmek f. fıkırdamak, gülümsemek, sırıtmak, tebessüm etmek, yılışmak dey. ağzı kulaklarına varmak, çeneleri birbirine vurmak, çenesi atmak, dişleri takırdamak, eğlence olmak, evrek gevrek gülmek, gülmekten katılmak/kırılmak/ölmek, kahkahayı atmak/basmak/koparmak/koyvermek/patlatmak/salıvermek, kahkahayla gülmek, kasıklarını tuta tuta gülmek, katıla katıla gülmek, kıkır kıkır gülmek, kırıp geçirmek, makaraları koyvermek/salıvermek, maskaralık yapmak, otuz iki dişini göstermek, zembereği boşalmak karş. acımak, ağlamak, inlemek, kızmak, somurtmak, surat asmak, üzülmek ? alay etmek, kırıtmak, sevinmek
gülmemek f. somurtmak
gülmemiş s. cefakar
gülücük i. tebessüm
gülücük yapmak f. tebessüm etmek
gülümseme i. tebessüm
gülümsemek f. gülmek, tebessüm etmek
gülümser s. güleç
gülümseyen s. güleç
gülünç s. acayip, alaycı, espritüel, gayri ciddi, garip, güldürücü, gülümlü, gülünçlü, kepaze, komedyen, komik, latifeci, komedyacı, maskara, mizahi, müstehzi, nükteci, nüktedan, rezil, soytarı, şaklaban, takılgan, taklitçi, tuhaf dey. gülünç duruma düşüş, ibiş gibi, içinden gülmek, maskarasını çıkarmak, maymun gibi, maymun suratlı, ölüyü güldürür, rezil olmuş karş. acıklı ? acayip, alay, soytarı, şakacı
gülünç olmak f. itibarını kaybetmek, rezil olmak
gülüş i. tebessüm
gümbedek z. ansızın, pattadak, şappadak, zıngadak
gümbürdeme i. patlama
gümbürdemek f. defnedilmek, infilak etmek, patlamak
gümbürtü i. cayırtı, gürültü, patırtı, şangırtı, takatuka
gümleme i. patlama
gümlemek f. defnedilmek, patlamak
gümrük i. haraç, resim, vergi
gümüş i. yaldız
gümüşi s. kır
gün i. dönem, tarih, zaman
günah i. cürüm, haram, hata, hıyanet, ihanet, kabahat, kusur, menedilmiş, suç, suçluluk, taksir, taksirat, töhmet, vebal, yazık, ziyan karş. sevap
günahkar s. âdi, cehennemlik, kabahatli, kusurlu, sanık, suçlu, töhmetli, yazıklı, zanlı dey. boyunca günaha girmiş, cehennem kütüğü, yatacak yeri yok, yer kabul etmez karş. masum
günahlı s. suçlu
günahsız s. cennetlik, masum, suçsuz dey. gökten zembille inmiş, gözü kapalı, melek gibi (adam)
günaydın ü. selam, merhaba! dey. sabah şerifleriniz/sabahlar hayır olsun
günce i. yazı
güncel s. aktüel, bugünkü, çağcıl, gündemde, günümüzdeki, günün konusu, şimdiki, taze
güncellik i. ahval, aktüalite, durum, gidişat, hal, olagelen, olan biten, olup biten, son olaylar
gündelik i. gelir, irat, kazanç, yevmiye
gündelikçi i. amele, emekçi, hizmetçi, rençper
gündelikli i. emekçi
gündem i. liste, program, sıra
gündemde s. güncel
günden güne z. azar azar
gündoğusu i. doğu
güneşlik i. siperlik
günlük i. gelir, yazı
günümüzde z. asrımızda, bugün, çağımızda, derhal, hemen, şimdi, zamanımızda
günümüzdeki s. güncel
gür s. artık, bereketli, bitek, bol, bol bol, çok, dolgun, dolu, dolu dolu, fazlasıyla, gani, hayli, hesapsız, ibadullah, kabarık, külliyetli, sayısız, sürü sürü, tonla, verimli, yığınla, zengin dey. balta değmemiş/girmemiş/görmemiş, deli orman, dünya kadar, sel gibi, sıtma görmemiş (ses) karş. kıt
gürbüz s. güçlü, şişman, tombalak, toraman, tosun gibi
gürbüzleşmek f. dinçleşmek
güreşçi i. pehlivan
güreşmek f. yarışmak
gürlemek f. infilak etmek, ölmek, patlamak, rahmetli olmak dey. gümbürtüler koparmak, sel gibi coşmak
güruh i. grup, hizip, ordu
gürüldemek f. çağıldamak
gürüldeyerek z. çağıldayarak, çağıltılı, çağıltıyla, çağlayarak, şarıldayarak, şarıltılı, şarıltıyla
gürültü i. alkış, bağırışma, bağırma, cayırtı, cıyırtı, cızırtı, curcuna, çakıltı, çatırtı, çığıltı, çıtırtı, çığrışma, dağdağa, dırıltı, gurultu, gümbürtü, hayhuy, hengame, hışıltı, horultu, infilak, keşmekeş, kıyamet, parazit, patırtı, patlama, salvo, şaklama, şamata, şangırtı, şapırtı, şarıltı, şıkırtı, şıngırtı, şırıltı, takatuka, takırtı, tıkırtı, tıngıltı, tıpırtı, tokurtu, uğultu, velvele, vırıltı, vızıltı, zımbırtı, zıngırtı dey. ayak sesi, gök gürültüsü, gürültü patırtı, kadınlar hamamı, kaynana zırıltısı, kızılca kıyamet, kulak belası, mahalle kavgası, patırtı gürültü karş. dirlik ? çığlık, ses
gürültü patırtı i. keşmekeş,
gürültücü s. boşboğaz, carcar, çaçaron, farfara, geveze, patırtıcı, şamatacı, şirret, velveleci, yaygaracı dey. çatlak zurna
gürültücülük i. şirretlik
gürültülü s. fırtınalı, patırtılı
gürültüsüz s. sakin, sedasız, sessiz, sütliman
gürültüsüzlük i. sessizlik
gürültüye gitmek piç olmak
gürünüş i. kalıp
gürz i. balyoz, çekiç
gütme i. güdüm, terbiye
gütmek f. izlemek
güven i. cesaret, emniyet, iman, inanç, inanma, itimat, kanaat, kanı, kanış, kredi, kuşkusuzluk, teslimiyet dey. inanç kaynağı karş. güvensizlik ? inanç
güvence i. aşı, bağışıklık, emniyet, garanti, kaparo, kilit, korkuluk, muska, nazarlık, nöbetçi, paratöner, parmaklık, prezervatif, sigorta, spiral, sürgü, teminat, tılsım, tırabzan, tutamak, yıldırımkıran, yıldırımsavar dey. bekaret kemeri, doğum kontrol hapı, mavi boncuk karş. riziko ? kale
güvenen s. emin
güveni olmak f. inanmak
güvenilir s. adaletli, adil, ahlaklı, babacan, ciddi, dakik, doğru, doğrucu, dürüst, emin, erdemli, faziletli, hakkaniyetli, haksever, haktanır, haluk, harbi, helalzade, iffetli, iyi, karakterli, kişilikli, mert, muhlis, namuslu, nezih, oğuz, onat, onurlu, sağlam, seciyeli dey. alnı açık/ak, diline sağlam olmak, doğru sözlü, er oğlu er, sağ kazık, sağlam adam/ayakkabı olmak, sözünün eri/ eri olmak, şayanı itimat karş. adaletsiz
güvenilirlik i. namus
güvenilmez s. ikiyüzlü, kahpe, komedyacı, şüpheli, zayıf dey. ciğeri beş/bir para etmez, gözden düşmüş, kalıbının adamı değil, ipiyle kuyuya inilmez, önünde ardında gidilmez, öperken ısırır, sağ/sağlam ayakkabı değil, sicili bozuk, suyuna pirinç salınmaz/haşlanmaz, tam dört yüz dirhem (bir adam), tekin değil, tezkıyesi bozuk, uğursuz kaypakçı, yarı yolda bırakır
güvenirlilik i. doğruluk, kredi, saygınlık
güvenli s. emin, sarsıntısız, şüphesiz
güvenlik i. emniyet
güvenme i. emniyet, istinat
güvenmek f. ikna olmak, iman etmek, inanmak, istinat etmek, itimadı olmak, itimat etmek, kanmak, sığınmak dey. abdestinden kuşkusu/şüphesi olmamak, adamını bulmak, ağzına bakmak, aklı almak/kesmek/yatmak, bel bağlamak, borazancı başı olmak, emniyet etmek, gözü kesmek, gözü tutmak, güven beslemek/duymak, güveni olmak, güven kazanmak, ikna olmak, iman etmek, itimadı olmak, itimat telkin etmek, kanaat getirmek, kani olmak kuvvet almak, sırtını (sağlam duvara) dayamak, yüreğini pek tutmak karş. güvenmemek
güvensiz s. işkilli dey. sözü ameline uymaz
güvensizlik i. huylanma, kuruntu, kuşku, şüphe, vehim dey. çürük dava
güvercinlik i. ahır
güvey i. damat
güvez s. kırmızı, kızıl
güya i. adeta, görünürde, görünüşe göre, görünüşte, sanki, sözde, sözümona, sureta, şeklen, yalandan, zahiren
güz i. bağbozumu, hazan, sonbahar, yaprak dökümü
güzaf s. abes, anlamsız, anlaşılmaz, havacıva, herze, hezeyan, ifadesiz, ipsiz sapsız, manasız, mantıksız, saçma, safsata karş. anlamlı
güzel s. afet, afili, ahu, albenili, alımlı, biçimli, cazibeli, cazip, cemal, cici, çekici, dilber, edalı, enfes, estetik, fiyakalı, gökçe, gökçen, görkemli, gösterişli, haraşo, havalı, hoş, huri gibi, ipek gibi, iştah açıcı, iyi, latif, lezzetli, leziz, melih, meliha, nefaset, nefis, oflaz, okşayıcı, olumlu, parlak, piliç gibi, sempatik, sevimli, şahane, şaheser, şık, şirin, tonton, uygun, uyumlu, yahşi, yakışıklı, yavuz, yosma, zarif dey. afet gibi, afeti can, ağzı burnu yerinde, ahu bakışlı/gibi/gözlü, akça pakça, akı ak karası kara, Allah övmüş de yaratmış, anlı sanlı, artist gibi, ay parçası, ayın on dördü gibi, badem gözlü, ballı börek, bebek gibi, beşik ardında görmeli, bıldırcın gibi, bir içim su, cami yıkılmış ama mihrabı yerinde, canıma layık, canlı bebek, cennet misali, ceylan bakışlı, cici bici, çelik gibi, çiçek gibi, dalyan gibi, dünya cenneti/güzeli, eli yüzü düzgün/düz, endam aynası cici bebek, fıstık gibi, filiz gibi, gül bahçesi/gibi/yüzlü, gün yüzlü, güzellik âşığı/kraliçesi, hokka gibi ağızlı, huri gibi, iki dirhem bir çekirdek, ilah gibi, ilik gibi, iştah açıcı, kaşlı gözlü, kız gibi, kiraz dudaklı, kraliçe gibi, Lokman Hekimin ye dediği, lokum gibi, melek gibi, nur topu (gibi), oya gibi, övmüş/özenmiş de yaratmış, peri gibi, resim gibi, sazına bülbül konmuş, sırma saçlı, sülün gibi, şehirler padişahı, tabiat harikası, tasvir gibi, taş bebek (gibi), yeme de yanında yat, yüzüne bakılır/bakılacak gibi/bakmaya kıyılmaz karş. alımsız, çirkin, olumsuz, sevimsiz ? albenili, biçimli, cazibeli, iyi, lezzetli, muhteşem, sevimli, zarif
güzelce s. adamakıllı, alabildiğine, büsbütün, dikkatle, enikonu, gayet, gayetle, hakkıyla, ihtimamla, itinayla, iyice, kıyasıya, layıkıyla, önemseyerek, öyle, öylemesine, öylesine, özenle, pir, sunturlu, tamamen, titizce, titizlikle, tümden, yaman, ziyadesiyle dey. bal gibi, bir güzel, bütün bütün, ince eleyip sık dokuyarak, itina göstererek, iyiden iyiye, kılı kırk yararakkarş. gelişigüzel, önemsizce
güzelleştirici s. açıcı, dekoratif
güzelleştirme i. ihya
güzelleştirmek f. donatmak, ihya etmek
güzellik i. albeni, alımlılık, cazibe, çekicilik, gelgeç, incelik, kibarlık, letafet, nefaset, sevimlilik, zarafet, zariflik karş. çirkinlik
güzellikle i. barış yoluyla, iyi davranışla, iyilikle, tatlılıkla, yumuşaklıkla karş. sertlikle
güzergah i. hat, rota, yol
güzide s. elit, ileri gelen, önde gelen, seçkin, seçilmiş, seçme, üstün karş. adi






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 112 ziyaretçi (171 klik) kişi burdaydı!