Sozluk Sitesi
  Eyyubiler
 

 

EYYÜBİLER
Eyyübiler Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemen'de hüküm sürmüş bir hanedandır. Adını Salâhaddin Eyyubî'nin babası Eyyub bin Şadi'den alır. Eyyübîlerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubî'dir.
Eyyub ve kardeşi Şirkuh, önce 17. yy.da Ani'de hüküm süren Sadadât sülâlesinin hizmetinde iken sonradan Bağdat’a giderek Mücahiddin Behruz'un maiyetine girdiler. Kendilerine Tekrit kalesi muhafızlığı verilir. Ancak Bağdat Selçuklu ordusu, Musul atabeki Zengî'yi yenince, Eyyub, Zengi'nin kaçmasına yardım ettiğinden artık Tekrit'te oturmalarına imkân kalmamıştı. Bu sebeple Musul'da Zengî'nin hizmetine girdiler. Zengî'nin seferlerine katıldılar; Eyyub, Baalbek muhafızı oldu. Fakat Zengi'nin ölümü üzerine Börî'ler Baalbek'i geri alınca Eyyub da onların tarafına geçti, kısa zamanda kendini göstererek başkumandanlığa kadar yükseldi. Şirkuh ise Nureddin Mahmud bin Zengî'nin hizmetine girdi, onun emriyle, Şam'ı müdafaa eden kardeşi Eyyub üzerine yürüdü. iki kardeş anlaştılar, Şam Nureddin Mahmud bin Zengî'nin topraklarına katıldı. Nureddin tarafından Eyyub'a Şam valiliği, Şirkuh'a da, Humus verildi. Bundan sonra Nureddin, Mısır işlerine müdahale etmeyi kararlaştırınca, Şirkuh'u, Eyyub'un oğlu Salâhaddin ile beraber oraya gönderdi. Mısırlılar ve Kudüs kralı ile birçok mücadeleden sonra Şirkuh, Mısır'a hâkim oldu. Neticede Fatımî halifesi Azid, Şirkuh'u vezir tayin etti; Şirkuh'un ölümüyle de yerini Salâhaddin aldı. Salâlında Fatımî halifesinin hal edilmiş olduğunu açıklayarak hutbeyi abbasî halifesi adına okuttu. Bundan sonra kendi başına hareket etmeğe başlaması iizerine Nureddin ile araları açıldı.Fakat bir siire sonra Nureddin öliince Salâhaddin Mısır'ın tek hâkimi oldu. Daha önce de kacdeşi Turanşah'ı göndermek suretiyle Yemen'i işgal eden Salâhaddin kolaylıkla Suriye'yi elde etti ve hâkimiyetini Irak içlerine kadar ulaştırdı. Suriye ve Filistin kıyılarına yerleşmiş olan haçlı kuvvetleriyle mücadele hazırlıklarına girişti.Ön Asya'daki Türk boylarının da kendisine katılmasıyle 1187 yılında, Hittin muharebesinde Haçlıları büyük bir yenilgiye uğrattı, Kudüs ile birlikte diğer birçok kıyı şehirlerini eline geçirdi. Bunun üzerine Üçüncü Haçlı seferi düzenlendi (1189-1192). lngiltere kralı Arslan Yürekli Richard, Alman imparatoru Friedrich Barbarossa ve Fransız kralı Philippe-Auguste'nın kumandalarındaki haçlı ordusu Eyyubîlere karşı harekete geçtiler. Ingiliz ve Fransız kralları Salâhaddin'in savunduğu Akkâ kalesini kuşattılar. Philippe- Auguste'un kuşatmadan çekilmesi üzerine, Richard kuşatmaya bir buçuk yıl daha devam etti. Pakat hiç bir başarı elde edemeden üç yıllık barış imzalayarak ayrıldı. Salâhaddin daha ölmeden önce, Ortaçağ’da kurulan diğer Türk devletleri geleneklerine uyarak ülkesini oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırdı: oğuları EI-Efdal'e Şam [1260), El-Aziz'e Mısır (1252), EI-Zahir'e Halep, kardeşleri EIâdil'e El-Cezire, Tuğtekin'e de Yemen (1228)
 
HAÇLILAR
1071 Malazgirt zaferinden sonra büyük bir hızla hakimiyet altına aldıkları Anadolu'yu, Türkler'den temizleyerek Bizans'a geri vermek, mukaddes toprakları tekrar Hıristiyan alemine kazandırmak, Hıristiyan hacıların ve seyyahların Kudüs'e gidişlerindeki Selçuklu engelini kaldırmak ve Türklerin kontrolü altına girmiş olan ticaret yollarınıda tekrar eski Hıristiyan hakimiyetini sağlamak gibi çeşitli amaçlar güden ve Papa Urbanus II'nin 27 Kasım 1095 tarihinde Clermont Konsil'inde yaptığı çağrı üzerine organize edilen Haçlı Seferlerinin birincisinde, binlerce atlı ve piyadeden oluşan büyük bir haçlı ordusu, 1096 yazı ile 1097 sohbaharı arasında Anadolu'yu geçti.
           Haçlılar, 1097 yılı Ekim ayında Antakya Valisi Yağı Siyan'ın hakimiyet bölgesine girerek, 20 Ekim 1097'de Maraş ve Haleb'ten gelen yolların birleştiği  Asi Irmağı üzerinde iki muhteşem kule ile korunan Demir Köprü'yü ge çtiler. Ertesi gün, Haçlı liderlerinden Bohemond komutasındaki 4000 atlıdan oluşan öncü Haçlı birliği, 21 Ekim 1097'de Antakya surları önüne gelerek, St. Paul Kapısı karşısına yerleşti. Altın sarısı, yeşil, kırmızı ve diğer renkteki kalkanların erguvan ve altın sarısı bayrakları altında, çelik pulları parlayan zırhlar ve miğferler giymiş 300.000 silahlı olmak üzere, toplam olarak yaklaşık 600.000 kişiden oluşan muazzam ordu, 22 Ekim 1097'de Antakya surları önünde çadırlarını kurdular.
Ortalama 5 km. uzunlukta ve bir buçuk kilometre genişlikteki bir düzlüğü baştan başa kaplayan büyüklüğü içinde evleri, çarşıları, Silpius Dağı eteklerindeki zengin villaları ve sarayları ile Seleucoslar zamanında yapılıp Bizans döneminde onarılarak tahkim edilen ve tepelerin zirvelerini takip ederek Asi'ye kadar inen, 360 kule ile desteklenmiş 12 km. uzunluğunda bir zincir gibi kenti çepeçevre saran muazzam surları ile zaptedilmesi imkansız gibi görünen Doğunun  Kraliçesi Antakya, Haçlıların hayranlık ve saygı duydukları bir şehir olarak önlerinde durmakta idi. Kentin bu muhteşem görünümü, Haçlıların dini duygularını bir kez daha coşturdu. Hz. İsa'ya inananlara ilk kez Hıristiyan adının verildiği bu kent, Hıristiyanlığa hizmet etmiş çok sayıda şehit, aziz ve alemi bağrına basmış ve  bu inanç uğruna çok sayıda mucizeye sahne olmuştu.
Kentin ana giriş kapıları, Halep yönünde St. Paul Kapısı, Daphne (Harbiye) ve Lazkiye yönünde St. George Kapısı, İskenderun ve St. Simeon (Samandağ veya Süveydiye) yönünde Asi üzerindeki tahkim edilmiş bir köprüden sonra geçilen Köprü Kapısı idi. Köprü Kapısının kuzeydoğusunda yer alan Dük Kapısı ile bunun doğusundaki Köpek Kapısı, kente  açılan diğer kapılardı. Haçlılar, St. Paul Kapısı ile Dük ve Köpek kapılarının karşısına yenleşip, kenti önceleri sadece kuzey ve kuzeydoğu yönünden kuşatacak şekilde dağıldılar.
 
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 3 ziyaretçi (37 klik) kişi burdaydı!