Sozluk Sitesi
  ES ANLAMLILAR SOZLUGU A
 

aba i. çuha, çul, kebe, keçe, şayak ? bez
aba i. fötr
abajur i. lamba
abaküs i. sayı boncuğu
abalı i. gariban
abandone olmak f. çekilmek, yenilmek dey. pes etmek, havlu atmak, yenilgiyi kabul etmek, yenik düşmek karş. alt etmek
abanma i. istinat
abanmak f. baskılamak, baskı yapmak, çullanmak, dayanmak, ilişmek, istinat etmek, itelemek, itip kakmak, mecbur etmek, sıyırıp geçmek, terletmek, yaslanmak, yumulmak, yüklenmek, zorlamak dey. sıkboğaz etmek, üstüne çökmek/çullanmak/kapanmak karş. geri çekilmek, gerilemek, gitmek ? değmek, itmek, gerilemek, kucaklamak, okşamak, saldırmak
abartı i. abartma, aşırılık, büyükseme, büyütme, izam etme, mübalağa, önemseme, palavra dey. afur tafur, bire bin katma, bol keseden atma karş. küçümseme
abartıcı i. atıcı, atmasyoncu, blöfçü, mavalcı, mübalağacı, palavracı, şarlatan, uydurmasyoncu, uydurukçu, yalancı, yapmacıklı dey. atıp tutan, bire bin katan, pireyi deve yapan karş. doğrucu
abartılı s. mübalağalı, yapmacık, yapmacıklı
abartma i. abartı, büyükseme, büyütme, mübalağa, palavra, yalan
abartmacı i. mübalağacı, palavracı, uydurukçu, yalancı
abartmak f. ballandırmak, büyüksemek, büyütmek, izam etmek, mübalağa etmek/yapmak, önemsemek, palavra atmak, şişirmek dey. atıp tutmak, bir bardak suda fırtına koparmak, bire bin katmak, bol keseden atmak, çoban kulübesinde padişah düşü görmek, gözünde büyümek, habbeyi kubbe yapmak, mübalağalı konuşmak, öküzü bacaya çıkarmak, palavra atmak/savurmak/sıkmak/yuvarlamak, pireyi deve yapmak, vur deyince öldürmek, yükseklerde dolaşmak, yüksekten atmak, ufak at da civcivler yesin, vur dedikse/dedimse öldür demedik/demedim ya, yok devenin başı karş. küçümsemek ? atmak, önemsemek, yalan söylemek
abasızlık dikkatsizlik
abdal i. derviş
abes s. akıldışı, anlamsız, anlaşılmaz, beyhude, boş, boşuna, gereksiz, güzaf, hava, havai, herze, hezeyan, ifadesiz, inzibat, ipsiz sapsız, lüzumsuz, manasız, mantıksız, saçma, saçma sapan, safsata, vahi, yersiz, zırva dey. abuk sabuk, sap yer saman savurur karş. doğru, hikmetli, makul, mantıklı
abıhayat i. bengisu, hayat suyu, ölmezlik suyu, su
abıru i. vakar, yüzsuyu
abi i. erkek kardeş
abidevi s. anıtsal, büyük, görkemli, heybetli
abit i. insan, köle, kul
abla i. kızkardeş, kardeş
abluka i. muhasara
abluka etmek f. çevirmek
abone ü. aza
aboo!/abov!/abuu! ü. hayret!
abstre s. soyut
abuk sabuk s. boş
abus s. celalli, çatık, nemrut, somurtkan, suratsız
acaip s. acayip, ibret, ucube, yabansı
acar s. atak, atılgan, baskın, başarılı, becerikli, canlı, cesur, cevherli, çevrimli, dahi, delişmen, dirayetli, diri, dişli, enerjik, erkli, forslu, gayretli, güçlü, hareketli, hünerli, idareli, iktidarlı, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, kadir, keskin, kıpırdak, kudretli, kullanılmamış, kuvvetli, maharetli, mahir, marifetli, mezun, muktedir, muvaffak, nüfuzlu, otoriter, salahiyetli, sanatkar, selahiyetli, şahbaz, taşkın, takatli, usta, uz, uzel, yatkın, yavuz, yeğin, yeni, yetenekli, yeterli, yetkili, zorlu karş. beceriksiz, durgun, güçsüz, sakin, yeteneksiz
acayip s. acaip, acibe, acip, alelacayip, alışılmadık, anormal, antika, aşırı, ayrı, ayrıksı, benzersiz, cins, değişik, doğaüstü, duyulmamış, eksantrik, eksotik, emsalsiz, ender, eşsiz, garip, gülünç, fahiş, fevkalade, fevkalbeşer, garibe, garip, gayri, tabii, görülmedik, görülmemiş, harika, hayret!, ilginç, inanılmaz, işitilmemiş, kepaze, komedyacı, komik, kuraldışı, mucizevi, müzelik, olağandışı, olağanüstü, sapık, soytarı, şaşılacak, şaşılası, tabiatüstü, tuhaf, ucube, yadırganacak dey. acayip işler, tavuklar kişner, bir hoş, ibretin kudreti, neler de neler, maydanozlu köfteler, Washington tipi karş. doğal, normal, olağan ? anormal, ayrı, azman, gülünç, ilginç, olağanüstü
acayiplik i. başkalık, garabet
acele s. acele acele, acil, alelacele, apartopar, bekletilemez, bir an önce, bugün yarın, çabuk, doludizgin, dörtnala, hemen, hızla, hızlı, ivecen, ivecenlik, ivedilik, koşarak, sabırsızca, sabırsızlık, seri, süratli, telaş, tez, yollu, yürük karş. yavaş ? ansızın, evecen, hemen, hızlı, tez
acele acele z. aacele, aceleyle
acele etmek f. çabuklaştırmak, tez davranmak, hareket etmek, telaşlanmak dey. acelesi olmak, ateş almağa gelmek, dün bir bugün iki dememek, elini çabuk tutmak, emrivaki yapmak, gaza basmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, kelle koşturmak, koşar adımlarla gitmek, mescit yapılmadan körler dizilmek, oldu bittiye getirmek, ökçelerini çekmek, paniğe kapılmak, telaş etmek, yerinde duramamak, doğmamış çocuğa/oğlana don biçmek, eşeğe binmeden ayaklarını sallamak, ölüsü dirisine binmek, paniğe kapılmak, suyu/dereyi görmeden paçaları sıvamak, telaş etmek, yerinde duramamak ? hızlanmak, telaş etmek
aceleci s. acul, atılgan, düşüncesiz, evecen, ivecen, sabırsız, telaşçı, telaşlı dey. canı tez, dar yürekli, eli çabuk, eline çabuk, içi tez, tez canlı, yüreği dar, tabakhaneye bok mu götürüyorsun/yetiştiriyorsun? karş. ağır, sabırlı, uyuşuk, yavaş ? acele, acele etmek, sabırsız
acelecilik i. aculluk, ivecenlik, telaş
acemi s. alışmamış, başlayıcı, beceriksiz, bilgisiz, cahil, çaylak, çırak, çolpa, çömez, deneyimsiz, ham, kıdemsiz, olmamış, tecrübesiz, tor, torlak, toy, vasıfsız, yabancı, yeni dey. acemi çaylak, ağzı süt kokan, bacak kadar, bıyığı/bıyıkları yeni terlemiş, çiçeği burnunda, çoluk çocuk, dün başlayan hafız, dün cin olmuş, bugün adam çarpıyor, dünkü çocuk, eli yatkın değil, gözü küllü, muhallebi çocuğu ormandaki bebek, süt kuzusu karş. deneyimli, tecrübeli, usta, yetişkin
acenta i. dal, delege, kol, şube, temsilci, vekil
aceze i. acizler, çaresizler, düşkünler, güçsüz, güçsüzler, sefiller, yoksullar karş. güçlü olanlar
acı s. acılı, acımsı, acımtırak
acı i. acıklı, ağrı, ağrıma, azap, batma, canhıraş, cefa, çorak, çile, dağdağa, dert, dert, elem, elim, esef, eza, eziklik, ezinç, gaile, gam, hayıf, hayıflanma, hicran, hüsran, hüzün, ıstırap, kabus, kahır, kasavet, kaygı, kıygı, keder, keskin, koyuntu, matem, nedamet, sancı, sancıma, sızlanma, tasa, teessüf, teessür, trajik, üzüntü, üzünç, yas, yazıklanma, yeis, zonklama; s. apacı, baharatlı, baharlı, biberli, buruk, dokunaklı, elemli, hazin, incitici, kederli, kırıcı, korkunç, melal, sert, şiddetli, tesirli, üzücü dey. acılı gicili, acısı bol, acıya çalan, biberi bol, biber gibi, bu acıya dağlar dayanmaz, can acısı, ciğergah yarası, dağlar dayanmaz, dil yarası, elim ve vahim, gönül yarası, kinin gibi, yürek paralayıcı, yürekler acısı, zehir gibi, zehir zakkum/zıkkım, zehir zemberek, zıkkım gibi, zift gibi karş. lezzetli, neşe, neşeli, sevindirici, sevinç, sevinçli, tatlı ? acı çekmek, ağı, ağrı, ekşi, lezzetsiz
acı çeken s. acıklı, cefakar, çilekeş, dertli, kederli, mahzun ? acı, acı çekmek, acıklı
acı çekmek f. ah demek, eziyet çektirmek/vermek, kıvranmak dey. ah demek/etmek, ciğeri paralanmak/parçalanmak, eziyet çekmek kıvranmak, içi sızlamak/yanmak, içi/kalbi kan ağlamak, kan tükürmek, Marmara çırası gibi yanmak/tutuşmak, yeri göğü tırmalamak, yüreği cız etmek, yüreğine dağ açılmak, yüreği dayanmamak ? çırpınmak
acıklanmak f. duygulanmak, içlenmek, matem tutmak, üzülmek
acıklı s. acı, acındırıcı, ağlatıcı, cefakar, çileli, dokunaklı, dramatik, duygulandırıcı, elim, etkileyici, feci, firaklı, işleyici, içlendirici, hazin, hüzünlü, kederlendirici, kederli, mahsun, tasalı, trajik, üzgün, üzücü, üzüntülü, yanık, yaslı karş. gülünç, neşelendirici dey. esef edilir, göz yaşı getirici, hüzün verici, iç paralayıcı, iç sızlatıcı, içe işleyici, içler acısı, içler/yürekler acısı, müteessir edici, ömür törpüsü, yürekler acısı, yürek paralayıcı ? acı, acı çekmek, kederli
acıkmak f. karnı acıkmak dey. acından, karnına/göbeğine taş bağlamak, acından ölmek, aç kalmak, açlığı/açlık beynine/başına vurmak, açlık bastırmak, açlık çekmek, açlık duymak, açlıktan kıçı örümcek bağlamak, açlıktan gözü kararmak, açlıktan imanı gevremek, açlıktan ölmek, gırtlağının derdine düşmek, içi bayılmak, içi ezilmek, içi kazınmak, içi kıyılmak, karnı acıkmak, karnı dümbelek/zil çalmak, midesi ezilmek/kazınmak/kıyılmak, yüreği bayılmak/ezilmek karş. doymak, tok olmak, yemek ? imrenmek
acılandırmak f. etkilemek, hislendirmek, müteessir etmek, pişman etmek, üzmek
acılanmak f. acımak, dertlenmek, duygulanmak, elemlenmek, eseflenmek, gamlanmak, hislenmek, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kaygılanmak, kederlenmek, kızmak, müteessir olmak, tasalanmak, üzülmek, yerinmek, yolunmak
acılı s. acı, ağlamaklı, biberli, cefakar, çileli, dertli, durgun, düşünceli, elemli, ezgin, ezik, firaklı, gaileli, gamlı, göynük, hicranlı, hüzünlü, içlenmiş, kahırlı, kasavetli, kaygılı, kederli, keyifsiz, matemli, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, problemli, sıkıntılı, sorunlu, tasalı, üzgün, üzünçlü, üzüntülü, yanık, yaralı, yaslı dey. bağrı yanık/kara, bir avazı yerde bir avazı gökte, ciğeri dağlı, dünyası haram/zindan/zehir olmuş, içi kan ağlayan, iğne yutmuş, yüreği yaralı karş. neşeli, sevinçli
acıma i. insaf, merhamet etme, rikkat
acımak f. acılanmak, acınmak, ağrımak, çürümek, dertlenmek, duygulanmak, elemlenmek, esef etmek, eseflenmek, etkilenmek, gamlanmak, hislenmek, hayıflanmak, hüzünlenmek, içlenmek, insafa gelmek, kahırlanmak, kaygılanmak, kederlenmek, kıyamamak, müteessir olmak, tasalanmak, sancımak, sızlamak, teessüf etmek, üzülmek, yanmak, yazıklanmak, yerinmek, yolunmak, zonklamak; affetmek, bağışlamak, esirgemek, insaf etmek, merhamet etmek, rahmetmek, rahmeylemek dey. acısını çekmek, ağlamaklı olmak, biber gibi yanmak, can dayanmamak, canı acımak/yanmak, cız etmek, ciğeri paralanmak/parçalanmak, ciğeri parça parça/pare pare olmak, ciğeri sızlamak, ciğeri yanmak, duygusuz kalmamak, esef etmek, gözleri yaşarmak, hazımlı olmak, hoş görmek, hüsrana uğramak, ıstırap vermek, içi burkulmak, içi götürmemek, içi kan ağlamak/paralanmak/parçalanmak, içine dokunmak, içine dert olmak, içine işletmek, ikna olmak, imana gelmek, insafa gelmek, insaflı davranmak, insanlık göstermek, kabul etmek, kalbi parçalanmak/parça parça olmak, merhamet duymak/etmek, merhamete gelmek, pişmanlık duymak, teessüf etmek, ucu dokunmak, vicdanı sızlamak, yaralı kuşa kurşun sıkmamak, yazık olmak, yola gelmek, yüreği cız etmek/cızlamak, yüreği/ciğeri paralanmak/parçalanmak/sızlamak/yanmak, yüreği parça parça olmak, yüreği dayanmamak, yüreğine dokunmak/işletmek karş. gülmek, sevinmek, umursamamak ? ağlamak, hoşgörmek, kaygılanmak, pişman olmak, üzülmek
acımasız s. acımaz, amansız, canavar, cebbar, cezzar, derebeyi, dinsiz, domuz, düşkünezer, gaddar, gâvur, hain, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, insaniyetsiz, kafir, kalpsiz, kasap, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, müsamahasız, nemrut, sadist, sert, şefkatsiz, tiran, vicdansız, zalim, zorba dey. bir eli kan bir eli katran, din iman hak getire, fırsat yoksulu/düşkünü/züğürdü, imanı yok, kanı kurumuş, taş yürekli, yüreği katı/pek/taştan karş. insaflı, merhametli
acımasızlaşmak f. canavarlaşmak
acımasızlık i. sertlik, zulüm
acımaz s. acımasız, amansız, canavar, gaddar, gâvur, haşin, hunhar, insafsız, kalpsiz, kasap, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, şefkatsiz, tiran, vicdansız
acımtırak s. acı, buruk
acınacak halde perişan
acındırmak f. hislendirmek, istirhamda bulunmak, üzmek, yalvarmak dey. boynunu bükmek, ciğerini doğramak, imana getirmek, yanıp yakılmak/yakınmak, yola getirmek
acınma i. esef, teessüf
acınmak f. acımak, esef etmek, eseflenmek, hayıflanmak, teessüf etmek, vahvahlanmak, yazıklanmak, yerinmek dey. eyvah çekmek, nedamet duymak/getirmek, nadim olmak, pişman olmak, pişmanlık duymak, teessüf etmek, tövbe etmek, tövbekar olmak, vicdan azabı çekmek, vicdanı sızlamak karş. hoşnut kalmak
acısız s. gönenmiş, kaygısız, kedersiz, keyifli, memnun, neşeli, şen, üzüntüsüz
acıtmak f. ağrıtmak, batmak, bozulmak, burkmak, eziyet etmek, ıstırap vermek, incitmek, inletmek, işkence etmek, mahvetmek, sancımak, sızlamak, zonklamak dey. acı vermek, can yakmak, canını acıtmak/yakmak, cefa çektirmek, fena yerine vurmak, eza etmek, ıstırap vermek, yara açmak karş. hoşnut etmek, sevmek, okşamak, tat vermek, tatlandırmak ? acı, acı çekmek, ıstırap, keder, mahvetmek, üzmek, üzüntü
acıyan s. rahim
acil s. acele, alelacele, anında, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, birden, birdenbire, ciddi, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, gecikmeden, hayati, hemencek, hemencecik, ivedi, ivedilikle, şimdi, şipşak tez
acilen z. alelacele, aniden, birden, çabuk, derhal, gecikmeden, hemen, lahzada, serian, tez
acip acayip
aciz s. beceriksiz, güçsüz, zayıf dey. eli kısa, garip çingenenin nesine gerek gümüşlü zurna, kan ayaklı, kolu kanadı kırık, kuyruğu kuskunu dökülmüş karş. becerikli, çökkün, eli erer, erksiz, güçlü, güdük, iktidarsız, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, miskin, yetkili, zebun
acizler i. aceze
acizlik i. güçsüzlük
acul s. aceleci, ivecen
aculluk s. acelecilik
acun i. alem, dünya, evren, gökyüzü, kainat, yeryüzü
aç s. fukara, muhtaç, sersefil, yoksul, züğürt dey. aç açına, aç karnına, aç kurt gibi, aç sefil, aç ve çıplak, adem baba, Bağdat harap, kursağı boş, nefesi kokuyor
açacak i. anahtar
açar i. anahtar
açgözlü s. arsız, camgöz, cimri, çingene, doymaz, haris, hırslı, ihtiraslı, iştahlı, muhteris, obur, tamahkar dey. aç gözlü dadı çocuğu, bir buldu iki ister, akça buldu çıkın ister, doymak bilmez, gözlerini toprak doyursun, gözü aç/doymaz, gözleri kursağından büyük, gözünü toprak doyursun, karnı tok gözü aç, mal gözlü, para için canını verir, sıçan/fare deliğe sığmamış bir de kuyruğuna kabak bağlamış, tok evin aç kedisi, toprak doyursun gözünü karş. tok gözlü ? cimri, hırs, obur
açgözlülük i. ihtiras, tutku
açı i. düşünce, düşünüş, ide, köşe, mütalaa, zaviye
açıcı s. ferahlatıcı, güzelleştirici karş. iç sıkıcı, çirkinleştiren, kapatıcı
açığa alma azletme
açığa çıkarma bildirme
açık s. açıkta, aleni, apaçık, apaşikar, aralıklı, aşikar, ayan, aydın, aydınlanmış, bariz, belli, besbelli, belirgin, belirli, berrak, boş, çıplak, dazlak, dekolte, duru, edepsiz, edepsizce, eksik, engebesiz, engelsiz, erotik, fasih, gedik, geniş, havai, işlek, kapaksız, kapatılmamış, kesin, malum, meydanda, muayyen, mutlak, müstehcen, net, noksan, ortada, örtülmemiş, örtüsüz, pastel, pornografik, sarih, saydam, soluk, şeffaf, uçuk, utanmazca, vâsi, vazıh, vuzuha ermiş, yetersiz, zimmet dey. açıktan açığa, adı üstünde, ayan beyan, belli beyan, beyaz Türkçe, el ile tutulur, elle tutulur gözle görülür, gizli kapaklı tarafı yok, görmemek için kör olmak gerek, göz göre göre, günlük güneşlik, kabak gibi, kapı baca açık, kör kör parmağım gözüne, net bir hava, tas gibi, açık seçik, belden aşağı, edebe aykırı, yakası açılmadık karş. belirsiz, dolu, edepli, eksiksiz, gizli, kapalı, karışık, koyu muğlak, müphem, örtülü, saklı ? açıkça, basit, belirli, belirsiz, belirgin, belli, kesin
açık seçik ayan, aydın, belirli, belli, değiştirilemez, malum
açık vermek mahvolmak
açıkça z. alenen, apaçık, dolaysız, düpedüz, dürüstçe, gizlemeden, gizlisiz, harbi, içtenlikle, korkusuzca, net, pervasızca, riyasız, saklamadan, sarih, uluorta dey. açık açık, açıktan açığa, adıyla sanıyla, ayan beyan, dobra dobra, göz göre göre, olduğu gibi, ulu orta, yüzüne karşı karş. gizlice, üstü kapalı ? açık, belirli, belirsiz, belli
açıkçası hâsılı, örneğin, yani
açıkgöz s. becerikli, bitirim, cin, cingöz, çakal, çokbilmiş, hin, kaşar, kurnaz, sarraf, şeytan, tilki, uyanık dey. anasının gözü, bildiğini yedi mahalle bilmez, cin fikirli, cin gibi, gözleri velfecri okuyor!, gözü açık, hin oğlu, hin oğlu hin, kaçın kur'ası, kantarı belinde, kaşar peyniri, kül yutmaz, şeytan gibi, şeytana külahını ters giydirir, şeytanın art ayağı/bacağıkarş. aptal, saf ? akıllı, bilgili
açıkkalplilik i. açıkyüreklilik
açıklama bildiri, bildirme, bilgi, demeç, ihbar, izahat, jurnal, maruzat, mesaj, rapor, tanımlama, tarif, tefsir
açıklamak f. açılmak, açımlamak, açmak, anlamlandırmak, anlatmak, aydınlatmak, bildirmek, belirtmek, çözmek, çözümlemek, göstermek, hikaye etmek, ibraz etmek, ifşa etmek, itiraf etmek, izah etmek, izahat vermek, konferans vermek, konuşmak, nitelemek, öğretmek, rapor etmek, söylemek, tanımlamak, tanıtmak, tefsir etmek, tercüman olmak, yaymak, yorum, yorumlamak dey. açığa çıkarmak/vermek/vurmak, açık etmek, konuşmak, adını koymak, afişe etmek, ağzından kaçırmak, ayrıntılarını vermek, baklayı ağzından/ağzından baklayı çıkarmak, belli etmek, beyanat vermek, beyan etmek, dertlerini dökmek, dile getirmek, dile vermek, fikir açmak, foya vermek, gizlisi kapaklısı olmamak, gönlünün perdelerini açmak, hesaba dökmek, hesap vermek, ilan etmek, ipucu vermek, izahat vermek, meydana dökmek, meydana vurmak, ortaya dökmek, oyunları meydana vurmak, oyunu açığa çıkarmak, reyini söylemek, sayıp dökmek, sır vermek, şerh etmek, tafsilat vermek, tefsir etmek, yol göstermek, yüreğin inancını göğe duyurmak, yüze vurmak karş. gizlemek ? anlatmak, belirtmek, bildirmek, demek, ikna etmek, konuşmak, öğüt vermek, öğretmek, söylemek, tanımlamak, tanıtlamak, yazmak, yorumlamak
açıklayıcı eğitici
açıklık i. alan, ara, aralık, aydınlık, boşluk, çıplaklık, delik, en, es, genişlik, kapı, meydan, meydanlık, mesafe, nas, ova, saha, sofa, uzaklık karş. darlık, gizlilik, kapalılık, sıkışıklık, ensiz
açıksözlü s. dürüst, içten, içtenlikli, mert, samimi, yalın, yapmacıksız dey. açık yürekli, dobra dobra, kör kadı, kör kadıya körsün der, özü sözü bir, sözünü esirgemeyen, toksözlü
açıksözlülük doğruluk
açıkta s. açık, belli, belgili, belgin, belirli, değişmez, değiştirilemez, görünürde, hariçte, işsiz, kati, kesin, kesinkes, maktu, malum, meydanda, muayyen, muhakkak, mutlak, nihai, ortada, sabit, saltık, şaşmaz, zahir dey. açık seçik karş. muğlak
açıkta bırakma azletme
açıktan z. bedava, bedavadan, bedelsiz, beleşten, caba, cabadan, emeksiz, emeksizce, fahri, garazsız, gönüllü, hasbi, havadan, hazırlop, hibe olarak, külfetsiz, meccanen, meccani, onursal, parasız, serbest dey. babasının hayrına, bila bedel, bila ücret, pir aşkına karş. bedelli
açıkyüreklilik i. açıkkalplilik, doğruluk, içtenlik, samimiyet, samimilik karş. içtensizlik
açılış i. açılma, giriş, siftah, uzaklaşma karş. kapanma, kapanış, yaklaşma, kapatma töreni
açılma i. açılım, açılış, açınım, açınma, aralanma, çatlama, dağılma, felah,gelişme, genişleme, ilerleme, serilme, terakki, uzanma, yayılma karş. kapanma, bitişme
açılmak f. açıklamak, anlatmak, ayılmak, borçlanmak, bollaşmak, canlanmak, dağılmak, delinmek, ferahlamak, gelişmek, genişlemek, gitmek, göç etmek, hafiflemek, ilerlemek, iyileşmek, kalkınmak, kalkmak, onmak, rahatlamak, sağalmak, sağlığa kavuşmak, seyretmek, sökülmek, toparlanmak, uzaklaşmak, yırtılmak, yükselmek dey. demir almak, kendine gelmek, limandan ayrılmak, ruhunu açmak, sefere çıkmak, söz açılmak, yol almak, yazı getirmek karş. fenalaşmak, kapanmak, yanaşmak
açılmamış s. kapalı
açımlama i. ameliyat, bilgi
açımlamak f. izahat vermek, şerh etmek
açınım i. açılma
açınma i. açılma, ilerleme
açınmak f. gelişmek, ilerlemek, kalkınmak, köklenmek, yükselmek
açış i. başlangıç, giriş
açkılı s. parlak, pırıl pırıl
açlık i. bela, besinsizlik, beslenememe, dilek, ezinti, gerilim, gıdasızlık, istek, istem, iştah, iştahsızlık, kıtlık, oruç, perhiz, yokluk, yoksulluk dey. açlıktan göbeğine taş bağlama, beslenme yetersizliği çekme karş. tokluk
açma i. çörek; delik; tefsir
açmak f. açıklamak, ayırmak, çalıştırmak, çözmek, delmek, düzenlemek, fethetmek, genişletmek, hikaye etmek, işgal etmek, izahat vermek, kaldırmak, kesmek, oluşturmak, şerh etmek, tahsis etmek, tefsir etmek, uymak, yakışmak, zaptetmek dey. celseyi açmak, eski defterleri yoklamak/karıştırmak, kabuk koparmak karş. kapamak, kapatmak, kilitlemek
açmaz i. bela, bunalım, çapraşıklık, çıkmaz, dava, ikilem, iş, kaziye, kısırdöngü, kördüğüm, labirent, mesele, meşakkat, muamma, müşkülat, problem, sıkıntı, sorun, zahmet, zorluk karş. çözüm
ad i. başlık, göbek adı, isim, kimlik, lakap, mahlas, nam, san, soyadı, şan, şöhret, unvan, ün dey. ad çekmek, müstear ad, namı diğer, takma ad
adabımuaşeret i. etiket, görgü, terbiye, teşrifat
adak i. eşitlik, insanlık, iyilik, merhamet, meşruluk, tarafsızlık, türe, vicdanlılık, yansızlık karş. adaletsizlik, eşitsizlik, haksızlık, zulüm
adalet i. alicenaplık, doğruluk, dürüstlük, Hak, hakkaniyet, hakseverlik, haktanırlık, insaf, insaniyet, tüze, vicdan dey. döner kapı adaleti, hak yemezlik, hak yerini bulur, hanım kırarsa kaza, hizmetçi kırarsa kabahat, kurdu koyunla barıştırmak, ne şiş yansın ne kebap ? adil, insaf, iyilik, merhamet
adaletli s. adam, adil, ahlaklı, doğru, doğrucu, dürüst, emin, erdemli, fazıl, faziletli, güvenilir, hakkaniyetli, haksever, haktanır, haluk, harbi, ırz ehli, iffetli, mert, mutemet, namuslu, nezih, oğuz, onurlu, seciyeli dey. alnı açık/ak karş. adaletsiz
adaletsiz s. haksız, illegal, kanun dışı, kanunsuz, kural dışı, kuralsız, mantıksız, nizamsız, usulsüz, uygunsuz, yasa dışı, yasasız, yersiz, yolsuz dey. adil olmayan, caiz olmayan, gayri adil/hukuki/meşru/nizami, yaşa dışı karş. adil
adaletsizlik i. haksızlık dey. biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar karş. hakkaniyet
adam i. adaletli, âdem, babayiğit, çalışan, erkek, eş, herkes, görevli, insan, kimse, kişi, koca, mert, yardımcı dey. er evladı/kişi, gerçek insan, sözünün eri
adam etme i. tedip
adam öldürme i. jenosit, katliam, cinayet
adamak f. ahdetmek, feda etmek, hasretmek, niyet etmek, üstlenmek, vadetmek, vakfetmek, vermek, yüklenmek dey. adak adamak, ant içmek, canını yoluna koymak, kendini feda etmek/vermek, ömrünü harcamak/vermek, ömür tüketmek, saçını süpürge etmek, yoluna baş/can koymak, canını/can vermek karş. esirgemek, kaçınmak ? hediye, hediye etmek, vermek, yardım etmek
adamakıllı z. alabildiğine, bütün bütün, büsbütün, çok, dikkatle, enikonu, esaslı, gayet, gayetle, gırla, güzelce, hakkıyla, ihtimamla, itinayla, iyi, iyice, iyicene, iyiden, kıyasıya, layıkıyla, önemseyerek, öyle, öylemesine, öylesine, özenle, pek, pir, sınırsız, sunturlu, tamamen, titizce, titizlikle, tümden, yaman, ziyadesiyle dey. ayrıntılı biçimde, bal gibi, bir temiz, derin derin, domuz gibi, dört başı mamur, eni konu, eşek sudan gelinceye kadar, evire çevire, fena halde, gül gibi, hatırı sayılır, ihtimam göstererek, imanına kadar, ince eleyip sık dokuyarak, iyiden iyiye, kılı kırk yararak, koyu koyu, önem vererek, özen göstererek, sapına kadar, su gibi, yerden göğe kadar karş. gelişigüzel, özensizce ? bol, bütün, epeyce
adamca s. adamcasına, efendice, efendilikle, insanca, insanlıkla, mertçe, mertlikle, yiğitçe, yiğitlikle, yüreklilikle karş. namertçe
adamcasına z. adamca, efendice
adamcıl s. ehli, evcil, girgin, insancıl, yırtık
adamlık i. ağalık, efendilik
adamsendeci s. alakasız, aldırışsız, aldırmaz, bihaber, dalgacı, dalgın, duyarsız, duyumsamaz, duygusuz, gamsız, geniş, hakikatsiz, havai, hevessiz, hissiz, ilgisiz, kaşarlanmış, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayıt, meraksız, mesuliyetsiz, münzevi, nemelazımcı, rahat, savruk, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vefasız, vurdumduymaz, yabancı karş. duyarlı
adamsendecilik i. aldırmazlık, sorumsuzluk
adamsız s. kimsesiz, yalnız
adap i. adap, erkan, edep, edep dairesi, edip erkan, etiket, görgü, incelik, protokol, saygı, terbiye, teşrifat, töre, yol yordam, yöntem, yol erkan, zarafet
adap erkan i. adap
adaptasyon i. uyarlama
adapte edilmiş s. uyarlanmış
adapte etmek f. değiştirmek
adavet i. kin, nefret, nefsaniyet
aday i. namzet
addedilmek f. sayılmak
addolunmak f. sayılmak
adem i. yokluk, hiçlik, ölüm karş. hayat, mevcudiyet, varlık, yaşam
âdem i. adam, erkek, gıyap, hiçlik, insan, insanoğlu, kıtlık, ölüm, vefat, yokluk
âdemoğlu s. beniâdem, insan, insanoğlu, kişioğlu
adese i. büyüteç, mercek, objektif
adet1 i. baş, kelle, kemiyet, kilo, litre, meblağ, metre, miktar, nicelik, okka, pare, rakam, sayı, tane
âdet2 i. aybaşı, hayız
âdet3 i. ahlak, alışkanlık, anane, anlaşılan, bildik, davranış, formalite, formül, huy, gelenek, görenek, itiyat, kural, merasim, mutat, olağan, örf, sıradan, teamül, töre, usul, yapılageliş, yol, yordam dey. böyle gelmiş, yol böyledir karş. alışılmışlık ? alışkanlık, görgü, huy, itiyat edinmek, kaide, kanun, yaradılış, yöntem
âdeta z. aşağı yukarı, az daha, az kalsın, bayağı, basbayağı, civarında, dolaylarında, enikonu, gibi, güya, handiyse, hani, hemen hemen, kıl payı, neredeyse, sanki, ramak kaldı, sanki, sularında, şöyle böyle, tahminen, tahmini, takriben, takribi, var yok, yaklaşık, yaklaşık olarak, yuvarlak hesap dey. akşama sabaha, aşağı yukarı, eli kulağında, toparlak hesap, yuvarlak hesap
adı bozulmak itibarını kaybetmek
adı geçmek anılmak
adım i. aşama, ayak, basamak, derece, düzey, kademe, merhale, mertebe, paye, rütbe, safha, seviye, sıra
adım adım z. azar azar
adımlamak f. yürümek
adına z. nama, namına
âdi s. ahlaksız, alçak, alelâde, amiyane, aşağı, ayaktakımı, basit, banal, basmakalıp, bayağı, beylik, bildik, bozguncu, cibilliyetsiz, çiğ, değersiz, döküntü, edepsiz, fos, galiz, gelişigüzel, günahkar, habis, hain, hakir, harcıalem, hasis, haysiyetsiz, hor, iffetsiz, ıskarta, kaba, kaba saba, kalitesiz, kepaze, kişiliksiz, kıymetsiz, klişe, kötü, maskara, meymenetsiz, namussuz, niteliksiz, normal, olağan, pespaye, pis, renksiz, rezil, rutin, seciyesiz, sefih, seviyesiz, sıradan, soysuz, süfli, şeytani, sürtük, şıllık, şırfıntı, tapon, terbiyesiz, utanmaz, yoz dey. açık baş, adam bozuntusu, kabasaba, sokak süpürgesi karş. değerli, kaliteli, nitelikli, önemli, seçkin ? alçak, ahlaksız, bayağı, hain, kaba, küstah, terbiyesiz
adil s. adaletli, afif, ahlaklı, doğru, doğrucu, dürüst, emin, erdemli, fazıl, güvenilir, hakça, hakkaniyetli, haklı, haksever, hakşinas, haktanır, harbi, hukuki, iffetli, inak, inal, insaflı, iyi, kanuni, kanunlu, legal, merhametli, mert, meşru, mürüvvetli, müsamahakar, müstahak, mutemet, namuslu, nezih, nizami, nizamlı, oğuz, onat, onurlu, seciyeli, uygun, vicdanlı, yasal, yasalara uygun, yerinde dey. alnı açık/ak, ırz ehli karş. adaletsiz, gayrı adil, gaddar, hak yemek, haksız, insafsız, zalim ? adalet, merhametli
adileşmek alçalmak, bayağılaşmak, olağanlaşmak
adilik i. alçaklık, aşağılık, basitlik, bayağılık, kahpelik, sefillik karş. seçkinlik
adiyö! ü. Allahaısmarladık
adlandırma i. anma
adlandırmak f. isimlendirmek, tanımlamak, vasıflandırmak
adlı s. maruf, meşhur, sanlı, şanlı, şöhretli, ünlü
adres i. ikametgah
adsız s. isimsiz, şöhretsiz, tanınmamış
af i. bağışlama, mazur görme karş. cezalandırma
afacan s. canavar, cingöz, haşarı, haylaz, kerata, köftehor, şımarık, piç, ufaklık, yaramaz, yumurcak, zeki dey. cin yavrusu, ele avuca sığmaz, en küçüğü kan kırmızı, şeytan çekici, şeytanın art ayağı karş. uslu, uysal ? çaçaron, çocuk, geçimsiz
âfaki s. bağlantısız, ilgisiz, nesnel, objektif, tarafsız, yansız dey. dereden tepeden, gelişi güzel, şurdan burdan karş. sabit, ciddi, öznel, subjektif
afallamak f. afallaşmak, alıklaşmak, aptallaşmak, apışmak, bakakalmak, bocalamak, hayret etmek, sendelemek, sersemlemek, sıkılmak, şaşırmak, şaşakalmak, şaşkınlaşmak, şaşırmak, şaşmak dey. afal afal bakmak, neye uğradığını bilememek/şaşırmak
afallamış ambale
aferin! i. aşkolsun, bravo!, maaşallah!, sağ ol!, var ol!, yaşa! dey. sağ ol!, var ol!, ağzını öpeyim!, ağzını seveyim!, aşk olsun!, babana rahmet, berhudar (berhudar) ol!, bin yaşa!, ceddine rahmet!, çok yaşa, elden gel, eline sağlık, ellerin dert görmesin karş. yuh, azar ? sağ ol!
aferin demek tebrik etmek
afet i. badire, bela, deprem, facia, fecaat, felaket, fırtına, kaza, kıran, kırım, salgın, sel, yıkım, ahu; s. çarpıcı, dilber, enfes, güzel, huri gibi, latif dey. bir içim su, dünya güzeli, göz kamaştırıcı, güzeller güzeli
affedersiniz ü. müsaadenizle, pardon
affedememek kin tutmak
affedilmez s. savunulamaz
affetme i. bağışlama
affetmek f. acımak, bağışlamak, haklı çıkarmak, hazmetmek, helal etmek, hoş görmek, insafa gelmek, kovmak, kötülemek, mazur görmek, merhamet etmek, müsamaha etmek, ödün vermek, örtbas etmek, şımartmak, taviz vermek, tolerans göstermek, uzaklaştırmak, uzatmamak, üstelememek, yargılamak dey. anlayış göstermek, hoş görmek, görevden almak, işten çıkarmak, kusura bakmamak, mazur görmek, müsamaha etmek, özürünü kabul etmek, büyüklük göstermek, canını bağışlamak, çocukluğuna vermek, geniş olmak, helal etmek, idare etmek, insaflı davranmak, insaflı olmak, kanını bağışlamak karş. cezalandırmak ? affedilmez, müsamaha etmek
afi i. büyüklenme, fiyaka, gösteriş
afif s. adil, ahlaklı, iffetli, iyi, nezih, onat
afili s. kibirli, güzel
afiş i. bildiri, ilan, levha, pankart, pano, poster, reklam, tabela, tablo, yafta
afiyet i. bakım, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirilik, dirlik, esenlik, gönenç, güçlülük, iyilik, keyif, refah, sağlamlık, sağlık, selamet, sıhhat, zindelik dey. ağız tadı, üzerine afiyet, üstümüze şifalar karş. hastalık, sağlıksızlık
afiyette s. sıhhatli
aforizma i. atasözü
aforoz etmek f. yasaklamak
afsun i. efsun, füsun, hipnotizma, tılsım
afsunlamak f. büyülemek
afsunlu s. tabu, tekinsiz
afurtafur s. azamet, böbürlenme, büyüklenme, caka, çalım, filata, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kasılma, kibir, kurum, nispet, övünme, şişinme, tafra, tavır, yordam karş. alçakgönüllülük
afyon i. beyaz, eroin, esrar, hap, haşhaş, kodein, morfin, narkotik, yatıştırıcı ? ağı, esrar, esrarkeş
afyonkeş s. esrarkeş
agah i. âlim, bilge, bilgili, bilgin, danişment, hâkim, malumatlı, münevver, mütefekkir, vakıf
agora i. alan
agrandizör i. büyüteç
agucuk i. çocuk
aguş i. bağır, kucak
ağ i. çakar, file, gırgır, kapan, net, olta, şebeke ? tuzak
ağa i. amir, baş, bey, büyük, derebeyi, diktatör, efendi, kodaman, patron, reis, saygın dey. açın karadayısı, açık elli karş. emekçi
ağabey i. erkek kardeş, kardeş
ağaçlık i. fundalık, koru, orman
ağalanmak f. başkaldırmak, böbürlenmek, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, horozlanmak, kabadayılık taslamak, yiğitlenmek, yüreklenmek
ağalık i. adamlık, beylik, büyüklük, cömertlik, efendilik, kibarlık, otorite, yetke
ağarma i. aklanma
ağarmak f. aklaşmak, aklaşmak, aydınlanmak, beyazlaşmak, ışımak, akçıllaşmak, akçıllanmak, korlaşmak, solmak, karş. kara olmak, kararmak, koyulmak
ağartmak f. paklamak dey. ak düşmek, kır düşmek, rengi açılmak, rengi atmak, rengi solmak, rengi uçmak, şafak sökmek
ağda i. pekmez
ağdalı s. anlaşılma, belirsiz, bellisiz, dolambaçlı, güç, karmaşık, katılaşmış, kıvamlı, konsantre, koyu, pıhtılaşmış, tumturaklı, yoğun karş. açık, sulu, yalın
ağı i. ağu, haşhaş, ot, toksin, zehir, zakkum, zıkkım karş. çare, em, panzehir ? acı, afyon, esrar
ağıl i. ahır, akım, çember, daire, hale, nur, silindir
ağılamak f. otalamak, zehirlemek
ağılanmak f. zehirlenmek
ağılı s. zehirli
ağır s. ağırbaşlı, battal, belalı, boğucu, bunaltıcı, büyük, ciddi, çetin, değerli, dokunaklı, efendi, gösterişli, güç, hantal, hasta, haysiyetli, izzetinefisli, keskin, kırıcı, kilolu, korkulu, kötü, kritik, kurşuni, külfetli, lök, marazlı, mesafeli, meşakkatli, okkalı, onurlu, resmi, sağlığı bozuk, sarp, sessiz, sıkıcı, süratsiz, şerefli, şiddetli, tehlikeli, usulcacık, vahim, vakarlı, vakur, yavaş, yoğun, yorucu, yüklü, yükümlü, zahmetli, zor dey. ağır aksak, ağır başlı, ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, ite atsan yemez, rahatsız eden, sıkıntı veren, yavaş yavaş, ağır gövde, balyoz gibi, cıva gibi, çekitaşı gibi, çekiye gelmez, ağır gövde, balyoz gibi, cıva gibi, çekitaşı gibi, çekiye gelmez, dirhemini yiyen it/köpek kudurur, eşek şakası, fenasına giden, gavur ölüsü gibi, gülle gibi, kilosu fazla, kurşun gibi, külçe gibi, lök gibi, tartıda çok çeken, yenilir yutulur gibi değil karş. hafif, havai, kilosu az, yüksüz, hafif, kolay, hızlı, süratli, tüy gibi ? büyük, şişman
ağır ağır z. aheste
ağır canlı s. atıl, bezgin, hımbıl
ağırbaşlı s. ağır, aziz, ciddi, dingin, efendi, etkili, hatırlı, haysiyetli, heyecansız, itibarlı, izzetinefisli, kâmil, kodaman, nefsine hakim, olgun, onurlu, oturaklı, ölçülü, paşa, rabıtalı, resmi, sakin, soğukkanlı, şerefli, temkinli, vakarlı, vakur dey. adam evladı, ağır adam, baba adam, bey baba, efendiden bir adam karş. arsız, cıvık, cilveli, çaçaron, delişmen, hoppa, laubali, soytarı, şakacı, şımarık ? ağıbaşlılık, ihtiyatlı, kellifelli, mütevazi, sayın, soğukkanlı, uslu
ağırbaşlılık i. ağırlık, ciddilik, ciddiyet, itidal, sakinlik, dinginlik, oturaklılık, temkin, vakar, karş. delişmenlik, hoppalık, şımarıklık, başına buyrukluk, gayri ciddilik
ağırca z. aheste, sessizce, sükûnetle, usulcacık, yavaşça
ağırdan s. sessizce
ağırdan ağıra aheste
ağırkanlı s. atıl, bezgin, hımbıl
ağırlama i. buyur etme, eğleme, hürmetli davranma, ikram, ilgi, iltifat, itina, izzet, izzet ikram, özen, özenme, riayet, saygı gösterme, saygılı davranma, ululama dey. buyur etme, hürmetli davranma, izzet ikram, saygı gösterme, saygılı davranma
ağırlamak f. eğlendirmek, gezdirmek, ikram etmek, ikram etmek, ilgilenmek, konuk etmek, konuklamak, misafir etmek, sunmak, ulamak, yavaşlamak, yüceltmek dey. baş üstünde tutmak, hürmet göstermek/etmek, hürmetli davranmak, ihtimam etmek/ göstermek, iltifat etmek, ilgi göstermek/etmek, itina göstermek, itinalı davranmak, izzetü ikram etmek, meşgul olmak, nazik davranmak, nezaket göstermek, özen göstermek, titizlik etmek, yağa bala batırmak, yemek çıkarmak, yemek vermek karş. ilgilenmemek, kovmak, kötü karşılamak, küçültmek, hızlanmak ? saymak, yedirmek
ağırlaşmak f. bozulmak, çürümek, durulmak, fenalaşmak, güçleşmek, kirlenmek, kötüleşmek, olgunlaşmak, yavaşlamak karş. hafiflemek, hafifleşmek
ağırlaşmış bayat, geçkin
ağırlık i. ağırbaşlılık, armağan, basınç, bıkkınlık, can sıkıntısı, cephane, çarpıntı, dara, darlık, donatım, gereç, hafakan, gevşeklik, güçlük, harç, ihtiyaçlar, kabus, karabasan, kasavet, kasvet, külfet, levazım, malzeme, materyel, melal, mihnet, mücevherat, mühimmat, oturaklılık, rehavet, safra, sıkıntı, sıklet, sorumluluk, tartı, usanç, üzgü, yorgunluk, yük, zorluk dey. ağır başlılık, can sıkıntısı, gönül darlığı, okka çekmek
ağıt i. ağlaşma, cenaze marşı, dövünme, mersiye, övgü, sağu, sızlanma, şikayet, yakınma dey. yanıp yakılma ? türkü, üzüntü
ağız i. aralık, geçit, gaga, gedik, giriş, kavşak, oyuk; aksan, delik, dil, köşebaşı, makas, şive
ağızbirliği sözbirliği
ağızlık i. çubuk, kabak, kalyan, nargile, pipo, sigaralık ? sigara
ağızsız s. barışcı, barışcıl, barışsever, geniş, halim selim, hoşgörülü, ılımlı, itaatkar, munis, mülayim, sakin, sessiz, sulhcu, sulhperver, uyaroğlu, uysal, yumuşak karş. sert huylu, kavgacı
ağlama i. boşanma
ağlamak f. ağlamaklı olmak, ağlaşmak, ahüvah etmek, boşanmak, hıçkırmak, hüngürdemek, inlemek, katılmak, sızlamak, sızlanmak, ulumak, viyaklamak, yakınmak, zırlamak dey. ağlamaklı olmak, bir yumup beş akıtmak, birdenbire boşanmak, göz yaşı dökmek, göz yaşlarını tutamamak, gözleri buğulanmak/bulutlanmak/ dolmak/dolu dolu olmak/nemlenmek/sulanmak/yaşarmak, gözlerinden yaş boşanmak, gözünden kan ile seller akmak, gözyaşı dökmek, güler misin ağlar mısın, hıçkıra hıçkıra ağlamak, hüngür hüngür ağlamak, içini çeke çeke ağlamak, iki gözü iki çeşme/pınar olmak, kanlı yaş/yaşlar dökmek, katıla katıla ağlamak, kirpiği kurumamak, köpek gibi ulumak, nohut tanesi gibi yaş dökmek, saçını başını yolmak, uluya uluya ağlamak, yaş akıtmak/dökmek, yaşın yaşın ağlamak, yüzünü yıkamak karş. gülmek, kahkaha atmak, sevinmek ? acımak, bağırmak, somurtmak, şikayet etmek, üzülmek, yakınmak
ağlamaklı s. çileli, acılı, cefakar, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, üzgün dey. dudağını büken, dudakları titreyen, sulu göz/gözlü
ağlamaklı olmak f. ağlamak, üzülmek
ağlaşmak f. ağlamak, hüngürdemek, sızlamak, şikayet etmek, vızıldanmak, zırlamak dey. gözünü yaşartmak
ağlatıcı s. acıklı
ağlatmak f. çatlatmak, etkilemek, müteessir etmek, üzmek
ağrı s. acı, ağrık, buru, buruntu, ıstırap, kaşıntı, kramp, kulunç, sancı, sızı, yanma, yel, zonklama dey. karın ağrısıkarş. sancısız ? ağrımak
ağrılı s. hasta, marazlı, sağlığı bozuk
ağrımak f. acımak, kopmak, burulmak, sancılanmak, sancımak, sızlamak, tutmak, yanmak, zonklamak dey. canı acımak/yanmak, kıyım kıyım olmak, sancı çekmek ? acı, ağrı
ağrıtmak f. acıtmak, inletmek, ıstırap vermek, işkence etmek
ağu i. ağı, zehir, zıkkım
ağustosböceği i. cırcır böceği
ah ü. aman, amanın, ay, beddua, eleman, eyvah, ıh, ilenme, imdat, kurtarın, of, oh, öf, pöf, S.O.S., uf, vay, yandım, yandım, yetişin dey. ah/beddua etmek
ah demek acı çekmek
ah etmek inlemek
ahali i. amme, avam, camia, cemaaat, cemiyet, cumhur, ehil, el, halk, insanlık alemi, kalabalık, kamu, kavim, mahşer, millet, sosyete, toplum, topluluk, ümmet karş. birey
ahbap i. arkadaş, aşina, bildik, dost, eş, hemşeri, komşu, tanıdık, tanış yakın, yar dey. can ciğer kuzu sarması, senli benli, sıkı fıkı
ahbaplık i. hasbıhal, kardeşlik, sohbet
ahbaplık etmek laflamak
ahbaplıkla z. kardeşçe
ahçı (aşçı) i. garson, aşçı
ahçıbaşı i. aşçı, garson
ahdetmek f. adamak, andetmek, ant içmek, azmetmek
ahenk i. akort, alem, anlaşma, armoni, asayiş, ayar, bağdaşım, birlik beraberlik, cümbüş, çekidüzen, dayanışma, dernek, disiplin, dizge, düzen, düzgünlük, eğlence, eğlenti, ezgi, harmoni, insicam, intizam, istikrar, işret, kararlılık, keyif, koordinasyon, meşk, mutabakat, nizam, parti, sefa, sistem, terane, tertibat, tertip, tutarlık, uyarlık, uygunluk, uyum, uyuşma, zevk dey. ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, dirlik içinde, dudaklardan dökülen perdeler, yerli yerinde karş. ahenksizlik, uyumsuzluk ? anlaşma, bağlantı, düzen
ahenkli s. ayarlı, bakışık, biçimli, dengeli, düzenli, düzgün, hizada, insicamlı, intizamlı, istikrarlı, kaideli, kurallı, muntazam, nispetli, nizamlı, orantılı, rabıtalı, tertipli, toplu, tutarlı, uyarlı, uyumlu, yakışıklı, yolunda ? ahenksiz, düzenli
ahenksiz s. akortsuz, altüst, ayarsız, aykırı, bozuk, çapraşık, çelişik, çelişkili, düzensiz, falsolu, gayri muntazam, girift, girişik, ilgisiz, insicamsız, isabetsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, namüsait, rabıtasız, rastgele, sırasız, sistemsiz, tutarsız, uyarsız, uygunsuz, uymayan, uyumsuz, üstünkörü, vakitsiz, yakışıksız, yaraşık almayan, yersiz, zamansız dey. ağır aksak, başı bozuk, gayri muntazam, karman çorman karş. ahenkli ? ahenkli, düzensiz, irtibatsız, uyarsız
aheste z. ağır ağır, ağırca, ağırdan ağıra, aheste aheste, hafifçe, hafiften hafife, ılgıt ılgıt, inceden inceye, nazlı nazlı, sakin sakin, sessiz, sükunetle, süratsiz, usulcacık, usul usul, yavaş, yavaşcacık, yavaş yavaş, yavaştan dey. ağır ağır, ağırdan ağıra, aheste aheste, hafiften hafife, ılgıt ılgıt, inceden inceye, kaplumbağa gibi, nazlı nazlı, sakin sakin, salına salına, yavaş yavaş karş. çabuk, hızlı, tez
aheste aheste z. aheste
ahır i. ağıl, dam, damız, güvercinlik, kafes, kovan, küm, kümes, mandra, samanlık, tavla ? konut
ahir s. ilerdeki, sonraki
ahiren z. sonra, sonradan
ahit i. anlaşma, ant, çağ, devir, kontrat, misak, mukavale, pakt, uzlaşma, zaman
ahitleşme i. antlaşma
ahitleşmek f. anlaşmak, şartlaşmak
ahitname i. anlaşma
ahkam i. hüküm, kanaat, karar, vargı, yargı
ahlak i. âdet, benlik, cibilliyet, doğruluk, dürüstlük, edep, erdem, fazilet, haslet, haya, huy, iffet, ırz, karakter, kişilik, namus, onur, perde, seciye, şeref, terbiye, tıynet, töre, yaradılış dey. adam evladı, eline eteğine doğru, evliya gibi, ırz ehli, uçkuruna sağlam karş. ahlaksızlık ? ırz, onur
ahlaklı s. adaletli, adil, afif, alnı açık, alnı ak, doğru, doğrucu, dürüst, edepli, efendi, emin, erdemli, fazil, faziletli, güvenilir, hakkaniyetli, haksever, haktanır, haluk, harbi, helalzade, iffetli, inal, iyi, karakterli, kibar, kişilikli, mert, mutemet, namuslu, nezih, oğuz, onat, onurlu, saygılı, temiz, utlu karş. ahlaksız
ahlaklılık i. namus
ahlaksız s. alçak, adi, aşifte, bozguncu, cibilliyetsiz, çarpık, edepsiz, faziletsiz, fahişe, habis, hafifmeşrep, hain, hayasız, iffetsiz, kaltak, karaktersiz, kepaze, kişiliksiz, kokot, mal, namert namussuz, onursuz, perdesiz, pespaye, rezil, sefih, sefil, soysuz, sürtük, şantajcı, şerefsiz, şerir, şıllık, şırfıntı, terbiyesiz, tıynetsiz, yezit, yılan, yollu karş. iffetli, iyi ahlâklı, namuslu dey. açık baş, ahlâk yoksulu, baştan çıkmış, bin yıl günahkar bir gün tövbekar, cinsi bozuk, dini yiyip imanı arkasına atmış, fiili bozuk, hafif kadın/kız, kötü yola düşmüş, kötü yola sapmış ? alçak, fesatçı, hain, küstah, terbiyesiz
ahlaksızlık i. kahpelik
ahmak s. akılsız, alık, allahlık, aptal, avanak, aymaz, basiretsiz, beyinsiz, bilgisiz, bilinçsiz, boş, bön, budala, cahil, dangalak, densiz, düşüncesiz, ebleh, enayi, et kafalı, gafil, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, hebenneka, hımbıl, hödük, incitici, inek, kaba, kafasız, mankafa, patavatsız, salak, saloz, sersem, şaşkın, şavalak, tedbirsiz dey. anlayışı kıt, et kafalı, kaz beyinli/kafalı, koyun kafalı, kuş beyinli, lahmacun pidesi karş. akıllı, zeki ? akılsız
ahmaklaşmak f. aptallaşmak
ahretlik i. arkadaş
ahu i., s. afet, ceylan, çarpıcı, enfes, gazal, geyik, güzel, huri gibi, nefis, peri
ahüvah etmek f. ağlamak
ahval i. aktüalite, boyut, gidişat, güncellik, hadise, hâl, konum, koşul, mevki, olay, pozisyon, vasat, vaziyet
aidat i. gider, girdi, harcama, harç, masraf, ödenti, sarf, sarfiyat, tahsisat, yatırım karş. gelir
aidiyet i. alâka, bağıntı, değginlik, ilgi, ilinti, irtibat, rabıta, taalluk
aile i. akraba, babaocağı, cet, cins, çoluk, çocuk, ecdat, eş, ev, ev bark, ev halkı, familya, hanedan, helallik, hısım, hısım akraba, kan, kuşak, memleket, nesep, nesil, ocak, soy, soy sop, sülale, şecere, vatan, yer yurt, yurt, yuva dey. çoluk çocuk, enik encek, ev bark, köklü aile, mutlu yuva
aile efradı hısım
aile üyeleri hısım
ait s. alâkalı, bağlantılı, dair, değgin, dolayı, düşen, hakkında, has, hususunda, ilgili, ilintili, ilişik, ilişikli, ilişkin, mensup, mahsus, münasebetli, özgü, üzerine karş. alakasız, ilgisiz, ilişiksiz, ilişkisiz ? ait olmak, bağ, göreli, özgü
ajan i. casus, curnalci, dedikoducu, delege, fitneci, gammaz, hafiye, iftiracı, ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, karacı, kovcu, muhbir, müfteri, müzevir, söz, taşıyıcı, temsilci, vekil karş. sır vermez
ajans dal, şube
ak i. akça, akçıl, apak, beyaz, fildişi, namuslu, rahat, sütkırı, sıkıntısız, temiz dey. akça pakça, akpak, kar gibi, kaymak gibi, süt beyaz, süt gibi karş. kara, siyah ? temiz, temizlemek
akabinde z. ardınca, ardından, sonra, sonradan
akademi i. mektep, okul, üniversite
akağası i. hadım
akar i. akaret, cari, dünyalık, emtia, eşya, gayri menkul, mal mülk, matah, meta, mülk, servet, varlık, varidat, zenginlik karş. katı, sulp, yoksunluk
akarca i. akarsu, ırmak, sivilce
akaret i. akar, dünyalık, eşya, matah
akarsu i. akarca, ayak, çay, dere, gelegen, ırmak, kanal, nehir, pınar, sel, selleme, su ? çağlayan, kaynak
akbaba i. yaşlı
akça s. ak, beyaz, nakit, para dey. geçer akçe
akça pakça s. beyaz
akçıllanmak f. ağarmak
akçıllaşmak f. ağarmak
akı s.akım, akıntı, cereyan, müsrif, semih
akıbet i. bitim, bitiş, ecel, hasılat, hatim, hatime, hitam, kapanış, netice, nihayet, ölüm, son, sona erme, sonuç, vefat dey. eninde sonunda karş. başlangıç
akıcı s. akan, akar, akışkan, işlek, kıvrak, likit, seyyal, sıvı, su, sulu, tumturaklı (söz) dey. dudu gibi, su gibi karş. akışmaz, katı, sulp, tutuk
akıl i. algı, an, anlak, anlayış, anlık, basiret, baş, bellek, beyin, bilinç, dimağ, düşünce, feraset, fikir, hafıza, havsala, idrak, irfan, izan, kafa, kanı, kavrayış, mantık, muhakeme, müdrike, müfekkire, öngörüş, sağduyu, şuur, tavsiye, us, varış, yargı, yargılama, zeka, zeyreklik, zihin dey. aklı başında/ermiş, aklıselim sahibi karş. akılsızlık ? akıllanmak, akıllıca, anlayış, bilgi, düşünce, fikir, mantık, sağduyu, sebep, yetenek
akıl almaz s. benzersiz, eksantrik
akıl etmek f. düşünmek
akıl hastanesi i. tımarhane
akıl yürütme muhakeme etme, usavurma, uslamlama
akılcı s. akli, rasyonalist, rasyonel karş. akıldışı, deneyci, inancı
akılcılık i. rasyonalizm, usçuluk karş. akıldışıcılık, deneycilik, inancılık, irrasyonalizm
akıldışı abes dey. abuk sabuk
akıldışıcılık i. irrasyonalizm karş. akılcılık, rasyonalizm, usçuluk
akıllanma i. düzelme
akıllanmak f. anlamak, durulmak, düzelmek, ibret almak, ıslah olmak, tövbe etmek, uslanmak dey. aklı başına gelmek, aklını başına almak, aklını başına devşirmek, burnu sürtülmek, ders almak, doğru durmak/oturmak, doğru yola sapmak, gözü açılmak, hidayete ermek, hizaya gelmek, ıslah olmak, ışığı görmek, ibret almak, imana gelmek, maymun gözünü açmak, mum gibi olmak, mum olmak, (kendini) pabucu büyüğe okutmak, rahat durmak, tek durmak, tövbe etmek, tezkiyesini düzeltmek, tövbekar olmak, uslu durmak, yaramazlık etmemek, yola gelmek, yüze inmek karş. aptallaşmak ? akıl, akıllı, akıllıca, ders almak
akıllı s. akil, anlaklı, anlayışlı, arif, ayık, basiretli, dahi, denli, dirayetli, domuz, düşünceli, ferasetli, gözüaçık, ılımlı, kafalı, kavrayışlı, kurnaz, makul, mantıklı, mutedil, müdrik, ölçülü, sağduyulu, sağgörülü, sezgin, uyanık, varışlı, zeki, zeyrek dey. açık fikirli, akıl kumkuması, akıl kutusu, akıl küpü, aklı başında, aklı ermiş, aklı evvel, aklı selim sahibi, büyük başlı, büyümüş de küçülmüş, cin fikirli, cin gibi, cin yavrusu, çok bilmiş, derimli çekimli, durmuş oturmuş, gözü açık, izan sahibi, kaçın kur'ası, kafa adamı, kantarı belinde, kendini bilen/bilir, sağa sola kulak veren, sağduyu sahibi, santralı çalışır, takt sahibi, zihni açık, zihni evvel karş. ahmak, aptal, akılsız, çolpa, dar görüşlü, deli, delişmen, gözükapalı, uyuşuk ? açıkgöz, ağırbaşlı, akıllıca, akılsız, becerikli, bilgili, ihtiyatlı, kurnaz, olgun, uslu
akıllıca s. makul, mantıklı
akıllılık i. basiret, bilmişlik
akılsız s. ahmak, alık, allahlık, anlayışsız, aptal, avanak, aymaz, basiretsiz, beyinsiz, bilgisiz, bilinçsiz, boş, bön, budala, bunak, cahil, dangalak, densiz, düşüncesiz, ebleh, et kafalı, fodul, gabi, gafil, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, hesapsız, hımbıl, hödük, incitici, kaba, kafasız, kaz, kıt, mankafa, mantıksız, muhakemesiz, patavatsız, saf, safderun, saf dil, salak, saloz, sersem, şapşal, şaşkın, şuursuz, tedbirsiz dey. Agop’un kazı gibi, ağzı açık ayran budalası/delisi, Ahfeş’in keçisi, ayran ağızlı, aklı başından bir karış yukarıda, aklı kıt, aklını peynir ekmekle yemiş, ak kafalı, ayran delisi, bal kabağı, cennet öküzü, çatlak kafa, çok kocalı, düdük makarnası, et kafalı, geri zekalı, gözleri/gözü bağlı, horoz akıllı/kafalı, iki ayaklı eşek, ipine basan, kafadan kontak/çatlak, kafası kalın, kalın kafalı, kaz beyinli/kafalı, kuş beyinli, koyun dede, lahmacun pidesi, mankafa, nah/na kafa, nato kafa nato mermer, ne akla hizmet (ediyor), sağmal/sağman inek, sivri/yarım akıllı, vurdum duymaz, zırlak deli ? akıllı, akıllıca, beceriksiz, bilgisiz, budala, cahil, cesur, çolpa, deli, düşüncesiz, gafil, saf
akım i. ağıl, akı, akıntı, akma, akış, anafor, cereyan, çığır, dalga, debi, eğilim, ekol, esinti, gidiş, hareket, okul, olur, rüzgar, tarz, üslup, yaklaşım, yürüm karş. atalet, durgunluk, hareketsizlik
akın i. baskın, çıkarma, hamle, huruç, hücum, istila, işgal, saldırı, saldırış, saldırma, taarruz, tecavüz, üşüşme, zapt karş. geri çekilme
akın yapmak saldırmak
akıncı i. cengaver, muharip, nefer
akıntı i. akı, akış, akım, akma, anafor, bayır, cereyan, çağlar, çağlayan, debi, eğiklik, eğim, engel, iniş, ivinti yeri, meyil, seyelan, sızıntı, şelale, yokuş karş. durmak eylemi, düzlük
akış i. akım, akıntı, cereyan
akışkan s. akar, akıcı, likit, seyyal, sıvı, su
akıtmak f. aktarmak, boca etmek, boşaltmak, damlatmak, doldurmak, dökmek, içitmek, sızdırmak, zerketmek karş. durdurma, durdurmasını sağlamak
akide i. din, iman, inanç, itikat, kanaat, kanı; şekerleme
akil s. akıllı, anlayışlı, arif, basiretli, bilgili, düşünceli, izanlı,kafalı, makul, mantıklı, müdrik, sağduyulu, sağgörülü, varışlı, zeki, zeyrek karş. delişmen
akim s. hadım, iktidarsız, kısır
akis i. aksediş, aksi, aksetme, aksiseda, aykırı, eko, evirme, reaksiyon, tepki, ters, tersine çevirme, yankı, yankılanma, yansı, yansıma, zıt
akit i. anlaşma, kontrat, misak, mukavale, pakt, sözleşme dey. ağız birliği, söz birliği, teşriki mesai
akitli s. sözleşmeli
akkor i. alev, ateş, kor, köz
akla uygun s. mantıklı
aklama i. ibra
aklamak f. beraat ettirmek dey. ibra etmek, temize çıkarmak, terbiye etmek karş. cezalandırmak, karalamak, lekelemek, suçlamak
aklanma i. ağarma, beraat etme, beyazlanma, beyazlaşma, paklanma, suçsuzluğu kanıtlanma, temizlenme dey. beraat etme, suçsuzluğunu kanıtlanma, temize çıkma karş. suçlanmak cezalandırılmak
aklanmak f. belirlenmek dey. beraat etmek, beyaza çıkmak, kendini temize çıkarmak, pir-ü pak olmak, sütten çıkmış kaşık gibi olmak, temize çıkmak karş. kararmak, kirlenmek, suçlu kalmak
aklaşmak f. ağarmak, beyazlaşmak dey. şakakları ağarmak/beyazlanmak karş. kararmak
aklı almak f. algılamak
aklı başında s. ayık
aklını kaçırma i. cinnet
aklını yitirme i. cinnet
aklıselim i. hissi, sağduyu, sağgörü selim
akli s. akılcı, rasyonel, ussal
akliyat i. bilgelik, bilgi, bilim, hikmet, ilim
akliye i. usçuluk
akma i. akım, akıntı, damlama
akmadde i. beyin
akmak f. çıkmak, damlamak, geçmek, saçaklanmak, sağılmak, sızdırmak, süzülmek, yıpranmak dey. cereyan etmek, gürül gürül akmak, su gibi gitmek karş. durmak
akort i. ahenk, bağdaşım, harmoni, insicam, intizam
akort etme i. düzenleme
akort etmek f. düzenlemek
akortlu s. düzenli, hizada, saat gibi, sıralı, uyumlu
akortsuz s. ahenksiz, altüst, başıboş, dengesiz, düzensiz, insicamsız, karışık, kontrolsüz, sırasız, sistemsiz, uyumsuz
akraba i. aile, aileden, ata, cet, hısım, ecdat, kan, kuşak, nesep, ocak, soydaş, soy, sülale, sülaleden, bağlaşık, bağlantılı, hemcins, türdeş, yakın dey. soy sop, çoluk çocuk, enik encek, ev bark, köklü aile, mutlu yuva karş. el, yabancı
akrabalar i. ocak
akran i. aynı yaşta, boydaş, denk, denkteş, eş, eşit, yaşıt dey. aynı yaşta
akranlık i. eşitlik, farksızlık
akrobasi i. cimnastik, gösteri
akrobat i. cambaz
akropol i. alan, duvar
aksa i. illet, kötülük, noksanlık
aksak s. bozuk, malul, sakat dey. ağır aksak, aksak işler karş. düzgün, sağlam
aksakal s. ihtiyar, kocamış, yaşlı
aksaklık i. aksa, aksilik, arıza, ayak bağı, ayıp, bozukluk, çapariz, çürüklük, defo, eksik, eksiklik, elverişsizlik, engel, falso, fesat, halel, hata, illet, karşılık, kir, kötülük, kusur, leke, mahzur, noksan, noksanlık, özür, pot, pürüz, sakınca, sakatlık, sekte, sorun, şaibe, terslik, yanılgı, yanıltı, yanlış, yanlışlık karş. kusursuzluk
aksalı s. kusurlu, suçlu
aksam i. bölümler, kısımlar, parçalar, takımlar
aksama i. arıza, çökme, engellenme, geçikme, geri bırakılma, geri kalma, ilerlememe, kösteklenme, sekme, sekte, sendeleme, takılma, topallama, tökezleme, yürümeme
aksamak f. arızalanmak, başarmamak, bozulmak, sendelemek, takılmak, teklemek, topallamak, tökezlemek, yalpalamak dey. arızaya uğramak, arıza yapmak, çığırından çıkmak, dolabı bozulmak, hafifçe toplanmak, geri kalmak, sekteye uğramak, sigortası atmak, yampiri yürümek
aksamalı s. arızalı
aksan i. ağız, boğumlanma, söyleniş söyleyiş, telaffuz, vurgu
aksatıcı s. sarsıcı
aksatılmak f. kösteklenmek
aksatma i. engelleme
aksatmak f. baltalamak, bozmak, eğlemek, engellemek, frenlemek, geciktirmek, gevelemek, ihlal etmek, ihmal etmek, ilgilenmemek, kesmek, ket vurmak, oyalanmak, önemsememek, önlemek, sallamak, sarsmak, savsaklamak, suikast yapmak, sürüncemede bırakmak, süründürmek, umursamamak, uyutmak, uzatmak dey. ağırdan almak, ağır davranmak, asıntıya bırakmak, askıda bırakmak, hasıraltı etmek, ihmal etmek, önem vermemek, rafa kaldırmak, vurdumduymazca davranmak, yerinde saymak, yokuşa koşmak, yokuşa sürmek, zorluk çıkarmak karş. geciktirmemek
aksediş i. akis
aksesuar i. ayrıntı, bezeme, bezen, dekor, donatım, ek, garnitür, mücevher, sos, takı, zıynet
aksetme i. akis
aksetmek f. çarpmak, duyulmak, döndürmek, evirmek, haber alınmak, iletilmek, vurmak, yankılanmak, yansılanmak
aksettirmek f. duyurmak
aksırık i. aksırma, hapşırık, hapşırma, tıksırık, tıksırma
aksırmak f. hapşırmak, öksürmek, tıksırmak
aksi s. asi, aykırı, çatışık, çelişik, damarlı, evrik, geçimsiz, haşin, hırçın, hilaf, hoşgörüsüz, huysuz, hırçın, inatçı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, karşı, karşıt, kavgacı, kırıcı, kontra, menfi, mızıkçı, muhalif, olumsuz, oyunbozan, serkeş, sert, somurtkan, suratsız, tabiatsız, ters, titiz, uyuşmaz, zıt dey. dik başlı, dik söz, taban tabana zıt, ters pers, ters tarafından kalkmış karş. aynı, benzer, uygun, uysal ? ayrı, uygunsuz
aksi tesir i. reaksiyon
aksilenmek f. tersinmek, terslenmek
aksilik i. aksaklık, bela, elverişsizlik, hırçınlık, huysuzluk, huzursuzluk, inatçılık, olumsuzluk, terslik, uygunsuzluk, uymazlık dey. dik kafalılık, kırk yılın çarşambası bir araya gelmiş, kör şeytanın işi yok, sert çalım karş. uysallık, yumuşaklık karş. elverişlilik
aksine z. bilakis, tersine
aksırmak f. hapşırmak dey. gıcık tutmak, öksürük patlamak
aksiseda i. akis, reaksiyon, tepki, yankı
aksiyon i. eylem
aksiyoner i. hissedar, ortak, şerik
aksülamel i. reaksiyon, tepki
akşam i. gece, gurup vakti, ikindi, akşama doğru, akşamları, akşamüstü, akşamüzeri, alacakaranlık, tün, yatsı dey. ezan vakti, geç vakit, karanlık basınca, sular kararınca karş. sabah ? akşamlamak, karanlık
akşam saatlerinde z. akşamleyin
akşam üzeri z. akşamüstü
akşam vakti z. akşamleyin
akşama doğru z. akşam
akşamcı i. ayyaş, içkici, sarhoş
akşamdan kalma z. çakırkeyif
akşamlamak f. gecelemek, yatıya kalmak dey. akşamı bulmak, akşamı etmek, yatıya kalmak karş. sabahı bulmak, sabahı etmek, sabahlamak, günü birlik kalmak ? akşam
akşamları z. akşam
akşamleyin z. akşam vakti, akşam saatlerinde karş. sabah sabah, sabah saatlerinde
akşamüstü z. akşam, gece, tün dey. akşam üzeri, ikindi vakti, günün son saatleri karş. kuşluk vakti
akşetmek f. çarpmak, yumruk atmak
aktarılmak f. intikal etmek, nakledilmek, onarılmak, taşınmak
aktarım i. devir, nakil, onarım, restorasyon
aktarma i. alıntı, boşaltma, devir, ihya, nakil, onarım, restorasyon
aktarmak f. akıtmak, almak, aşırmak, bahşetmek, boca etmek, boşaltmak, çevirmek, damlatmak, değiştirmek, devretmek, doldurmak, dökmek, geçirmek, götürmek, havale etmek, içitmek, onarmak, restore etmek, sunmak, tamir etmek, taşımak, uzatmak, vermek, yamalamak, zerketmek dey. adapte etmek, tercüme etmek
aktarmalı z. transit
aktif s. atılgan, canlı, çalışkan, etkili, etken, etkin, faal, girgin, hareketli , müteşebbis dey. faal adam/insan karş. edilgen, edilgin, pasif
aktör i. oyuncu, star, yıldız
aktris i. oyuncu, star, yıldız
aktüalite i. ahval, durum, gidişat, güncel, güncellik, hal, olagelen, olan biten, olay, olup biten, son olaylar, vukuat karş. eskilik
aktüel s. bugünkü, edimsel, fiili, geçerli, gerçek, güncel, şimdiki
akut s. aşırı, ciddi, gergin, hâd, ifrat, ivecen, iveğen, keskin, sivri, şiddetli, yeğin karş. müzmin, kronik
al1 i. bordo, kırmızı, kızıl, lal, pembe, siklamen, şarabi, vişne çürüğü, yavruağzı dey. fes rengi, nar çiçeği, nar gibi, pancar gibi, tavşan kanı, vişne rengi
al2 i. aldatma, aldatmaca, dalavere, dolan, dolap, düzen, entrika, fent, hile, kalpazanlık, kandırma, kapan, kurnazlık, manevra, oyun, sahtekarlık, suiistimal, şaşırtamaca, şeytanlık, tertip, vurgun, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca, allık, düzgün karş. doğruluk
ala s. alaca, ela, karışık renkli
âlâ s. ekstra, fevkâlade, hare, helal, iyi, kaliteli, pek iyi, süper, ulu, ulvi, yüce dey. ballı börek, çöpsüz üzüm, dik âlâsı, en çok, ne iyi karş. asgari, en az
alabildiğine s. adamakıllı, azami, bol, bol bol, çok, esaslı, fazlasıyla, gırla, güzelce, hesapsız, hudutsuz, iyice, iyiden iyiye, kıyasıya, olabildiğince, olanca, pir, sınırsız, sunturlu, yaman dey. bol bol, olanca hızıyla, olanca gücüyle, pek kötü, pek çok kötü, uçsuz bucaksız, yerden göğe kadar karş. yetersiz
alabora olmak f. çökmek
alaca s. ala, alacalı bulacalı, dalgalı, dönek, ebrulu, hare, menevişli, rengarenk, şanjanlı, yanardöner
alacak i. matlup, takıntı karş. borç, verecek
alacak verecek i. hesap
alacakaranlık i. akşam, loş
alacalı s. boyalı, hare, renkli
alacalı bulacalı s. alaca
alaimisema i. gökkuşağı, yağmurkuşağı
alâka i. aidiyet, alışveriş, bağ, bağıntı, bağlantı, değginlik, düşünlük, eğilim, eğinme, heves, ilgi, ilinti, ilişik, ilişki, irtibat, mensubiyet, merak, meyil, münasebet, nispet, oran, rabıta, taalluk, takıntı, temayül, yakınlık dey. sıcak kanlı, ilgi gösteren karş. alakasızlık
alâka kurmak f. irtibat kurmak
alâkadar s. ilgili, meraklı karş. aldırmaz, ilgisiz
alâkadar olmak f. ilgilenmek
alâkalanmak f. ilgilenmek, sevmeye başlamak karş. lâkayıt kalmak, nefret etmeye başlamak
alâkalı s. ait, bağlantılı, dair, değgin, hakkında, hususunda, ilgili, ilintili, ilişik, ilişkili, ilişkin, mensup, meraklı, münasebetli, üzerine dey. yakınlık duymak karş. alakasız
alâkasız s. adamsendeci, elverişsiz, gamsız, geniş, gereksiz, ilgisiz, ilişkisiz, isabetsiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, meraksız, mevsimsiz, münasebetsiz, nemelazımcı, rabıtasız, sırasız, sorumsuz, umursamaz, uygunsuz, yakışıksız, yersiz
alakok s. rafadan
alalama i. gizleme, kamuflaj, maskeleme, perdeleme, örtme, saklama
alalamak f. gizlemek, değiştirerek saklamak, kamufle etmek, kapamak, kapatmak, maskelemek, peçelemek, perdelemek, örtmek, saklamak, yaldızlamak karş. açığa çıkarmak
alâmet i. amblem, arma, belirti, çentik, çetele, çizinti, delil, eser, damga, gedik, gösterge, imge, ipucu, işaret, kanıt, kazıntı, kerte, marka, mühür, nişan, remiz, sim, simge, şiar, tanıt, tezahür, timsal, tuğra, tura, yer
alâmeti farika i. amblem, arma, remiz
alâmetli s. belirtili
alan i. açıklık, akropol, arazi, arena, arsa, avlu, düzlük, hipodrom, kort, mahal, meydan, ova, park, pist, plato, saha, stad, stadyum, yayla, yazı, yüzölçümü karş. tepe ? bölge, yayık
alarm i. ihtar, ikaz, tehlike çanı, uyarı, uyarı işareti, uyarma,
alaşık i. alaşım, bileşik, karma, katışık
alaşım i. alaşık, bileşim, bileşik, birleşim, birleşik, harman, karışık, karışım, karma, kamaşık, katkılı, katışık, sentez, terkip, tertip karş. arı
alavere i. ayaklanma, hercümerç
alay1 i. geçit, geçit töreni, merasim, resmi geçit
alay2 i. aşağılama, azizlik, dalga, eğlenme, espri, gırgır, hande, hiciv, hicviye, istihza, latife, matrak, muziplik, nükte, satir, şaka, şaklabanlık, şaşırtmaca, takılma, taşlama, yergi, yerme, yutturmaca, zem, zemmetme; filo, grup, kafile, kervan, konvoy, merasim, resmi geçit, takım, tören dey. ağız şakası, el şakası, eşek şakası, söz oyunu ? alay etmek, anlayışlılık, gülünç, şakacı
alay etmek f. eğlenmek, espri yapmak, hafifsemek, hicvetmek, latife etmek, nükte yapmak, rezil etmek, şaka etmek, şakalaşmak, takılmak, zevklenmek dey. ağız eğmek, ağız şakası yapmak, alay geçmek, alaya almak, alayında olmak, ardından teneke çalmak, azizlik yapmak, bıyık altından gülmek, bozum havası çalmak, çocuk oyuncağı haline getirmek, çoluk çocuk elinde kalmak, dalga geçmek, defe koymak, dil çıkarmak, el şakası yapmak, gır geçmek, gırgıra almak, gırgır geçmek, gırgırında olmak, içinden gülmek, istihza etmek, kesintiye almak, kıs kıs gülmek, kıtıra almak, kuyruğuna teneke bağlamak, makara çekmek, makaraya almak/takmak, maskaraya çevirmek, matrağa almak, matrak geçmek, maytaba almak, maytap etmek/geçmek, muziplik yapmak, nanik yapmak, numara yapmak, piliz kesmek, sakalına gülmek, saraka etmek, sarakaya almak, şaka söylemek/şakaya boğmak/bozmak/getirmek/vurmak/ yapmak, tefe almak/koymak/koyup çalmak, tiye almak karş. saymak ? gülmek, rezil etmek, şaka yapmak
alay konusu olmak itibarını kaybetmek
alaycı s. espritüel, gülünç, komik, maskara, müstehzi, şakacı, taklitçi
alayıyla z. birlikte
alaylı s. bilgisiz, cahil, kültürsüz, vukufsuz,
alazlamak f. ateşlemek, kavurmak, ütmek, yangın çıkarmak
alazlanmak f. kömürleşmek, tutuşmak
albeni i. alım, alımlılık, cazibe, cemal, çekicilik, çekim, dilberlik, gelgeç, gösteriş, güzellik, hava, hüsün, incelik, kibarlık, letafet, nefaset, sarık, seksapel, sempati, sevimlilik, şirinlik, yakışıklılık, yosmalık, zarafet, zariflik, zerafet dey. cinsi cazibe, ilgi çekme, şeytan tüyü, şirinlik muskası karş. antipati, donukluk, hantallık, iticilik, soğukluk ? cazibeli, güzel
albenili s. alımlı, cazibeli, cazip, gökçe, gözalıcı, güzel, havalı, hoş, latif, piliç gibi, renkli
albüm i. kitap
alçak s. adi, ahlaksız, alt, aşağı, basık, bayağı, bozguncu, çökmüş, dürzü, düşmüş, faziletsiz, habis, hain, hayasız, hayın, haysiyetsiz, hınzır, hor, iffetsiz, iğrenç, itibarsız, kalleş, kepaze, köpek, kötü, kötücü, küstah, maskara, namert, namussuz, nekes, onursuz, perdesiz, pespaye, pis, rezil, rüsvay, seciyesiz, sefih, sefil, soysuz, soytarı, şerefsiz, terbiyesiz, tıynetsiz, yezit, yılan dey. ahlak yoksulu, akidesi bozuk, Allah'ın belası, ayarı bozuk, gönlü kara, ırz düşmanı, ırzı kırık, içi eğri, içi kara, içi çıfıt çarşısı, kahpenin dölü, kanı bozuk, mayası bozuk, pabuçtan aşağı, sütü bozuk, tezkeresi bozuk, yalımı alçak, yüzü kara karş. adam, dürüst, iyilikçi, iyiliksever, mert, sayın, terbiyeli, yüksek, yüksekte ? adi, ahlaksız, arsız, aşifte, bozguncu, cin, dalkavuk, değersiz, düzenci, gaddar, hain, hainlik, ikiyüzlü, kaba, kötü, külhanbeyi, nankör, sabıkalı, serseri, soysuz, vurguncu, yalancı
alçakgönüllü s. çelebi, derviş, gösterişsiz, iddiasız, kibirsiz, kalender, kurumsuz, mütevazi, sade, saltanatsız, şatafatsız, yalın dey. gönlü alçak, kendi halinde, tok/anka gönüllü, yüzü yerde karş. çalım, çalımlı, gururlu, iddialı,kibirli, övüngen ? kalender
alçakgönüllülük i. tenezzül, tevazu dey. gönlünü alçak tutma, yine aynı seviyede şapka giyme karş. gurur, kibir
alçaklık i. adilik, aşağılık, basıklık, boy, kahpelik, kötülük, namertlik, sefillik, yezit
alçalma i. batma, boyu kısalma, çökme, çöküş, çömelme, çukurlaşma, dalma, düşme, düşüş, eğilme, iniş, inme, tenezzül dey. aşağı inme, derine inme, irtifa kaybetme, yükseklik yitirme karş. yükselme
alçalmak f. adileşmek, bayağılaşmak, dalmak, düşmek, gerilemek, göçmek, gurup etmek, inmek, irtifa kaybetmek, kötüleşmek, küçülmek, laçkalaşmak, mahvolmak, pespayeleşmek, soysuzlaşmak, sönmek dey. beş paralık olmak, gururunu ayaklar altına almak, kendini küçültmek, tenezzül etmek, yerlere yuvarlanmak, yüzsuyu dökmek karş. çıkmak, iyileşmek, soylanmak, yücelenmek, yükselmek
alçaltıcı s. hasis, şaibeli
alçaltmak f. indirmek, kısmak
aldanma i. hata, inanma, işletilme, kanma, kandırılma, kapılma, safdillik, saflık, yanılgı, yanılma, yanlışlık, yutma karş. aldanmama
aldanmak f. atlamak, avlanmak, hata etmek (yapmak), inanmak, kanmak, kapılmak, karıştırmak, şaşırmak, tuzağa düşmek, yanılmak, yanlışlık yapmak, yanlış yapmak, yutmak dey. açmaza düşmek/gelmek, afyon yutmak, aklına uymak, baştan çıkmak, beyni yıkanmak, bindiği dalı kesmek, boğuntuya gelmek, boş bulunmak, çaparize gelmek, çapraza gelmek, çürük tahtaya basmak, devekuşu gibi başını kuma gömmek, dolaba girmek/gelmek, dubaraya gelmek, dolduruşa gelmek, faka basmak, gafil avlanmak, gargaraya gelmek, gözü bağlanmak, hata yapmak, hataya düşmek, her sakallıyı babası sanmak, iğfal edilmek, kafese girmek, kapana sıkışmak, katakulliye gelmek, kaz yerine ördek almak, kazığı/kazık yemek, kediye peynir ısmarlamak, kül yutmak, kündeye gelmek, lafa boğulmak, manitaya basmak, mandepsiye basmak/düşmek, mantara basmak, numara yemek, numaraya gelmek, oyuna düşmek/gelmek, ökseye basmak, sopanın kısa ucu elinde kalmak, şeş beş/şeşi beş görmek, tav olmak, tava gelmek, tufaya gelmek, tuzağa düşmek, uyduruşa gelmek, yakayı kaptırmak, yan basmak, yaş tahtaya basmak, yaş yere basmak, yaşa basmak, zevahire kapılmak, zokaya düşmek/gelmek, zokayı yutmak karş. aldatmak, gözü açılmak ? inanmak, şaşırmak, yanılmak, yenilmek
aldatıcı s. cambaz, dalavereci, düzenci, entrikacı, gangster, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci, tavcı, tertipçi, tuzakçı, yaldız, yaldızcı
aldatılabilme i. saflık
aldatılmak f. yutturulmak dey. ağına düşmek, boynuz takınmak/dikilmek, dalgaya düşmek/gelmek, emmim dayım, hepsinden aldım payım, faka basmak, kafese girmek, kafeslenmek, kapana sıkışmak, kül yemek, tuzağa düşmek, oyuna getirilmek/gelmek, yaş tahtaya basmak
aldatma i. al, atlatma, avlama, blöf, dolan, gözdağı, hıyanet, hile yapma, iğfal, ihanet, kandırma, sadakatsizlik, satma, şike, tavlama, vefasızlık, yanıltma, yutturma, zina karş. yalınlık
aldatmaca i. al, dalavere, desise, dolan, dolap, düzen, entrika, fak, hile, hırsızlık, kalpazanlık, kapan, kurnazlık, manevra, oyun, sahtekarlık, soygunculuk, suiistimal, şaşırtmaca, şeytanlık, tertip, vurgun, yanıltmaca, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca karş. doğruluk
aldatmak f. al etmek, atlatmak, avlamak, avutmak, ayartmak, dolandırmak, gaspetmek, hile yapmak, iğfal etmek, ihanet etmek, ikna etmek, inandırmak, işletmek, kafeslemek, kandırmak, kazıklamak, onmak, oyalamak, oyun oynamak, satmak, sokmak, şaşırtmak, tavlamak, tuzağa düşürmek, uyutmak, yanıltmak, yolmak, yutturmak, zina etmek dey. açmaz vermek/yapmak, ağına düşürmek, aklını çelmek, aptal yerine koymak, avucunun içine almak, ayağını kaydırmak, ayağının altına karpuz kabuğu koymak, ayak yapmak, azizlik etmek, baştan çıkarmak, beynini yıkamak/oyun oynamak, boğuntuya getirmek, boynuz taktırmak, boynuzları yaldızlamak, buğdayı samanından ayırdıktan sonra, samanı buğday diye yutturmak, çaparize getirmek, dalavere çevirmek/döndürmek, dalgaya getirmek, damara girmek, dara getirmek, demagoji yapmak, dolaba girmek, dolaba sokmak/koymak, dolduruşa getirmek, dolma yutturmak, dolaba koymak, dümen yapmak, entrika çevirmek, evliyalık satmak/taslamak, faka bastırmak, filim çevirmek, gafil avlanmak, gargaraya getirmek, göz/gözlerini/gözünü boyamak, gözüne kum atmak, gözünü bağlamak, gürültüye getirmek, hak yemek, hile yapmak, hilekarlık etmek, iğfal etmek, kafakola almak, kafese almak/getirmek/koymak, kamış atmak, kapana düşürmek, karambole getirmek, kartları dizmek, kayışa atmak/çekmek, kazık atmak, kazık oynamak, kazıklamak, kofti yutturmak, kötüye boğmak, kulpa oynamak, kurt masalı söylemek, kuzu postuna bürünmek, kül yutturmak, külah giydirmek, külahı/pabucu ters giydirmek, kündeye getirmek, lafa boğmak, madik/atmak/etmek/oynamak, mandepsiye bastırmak/düşürmek, mantara bastırmak, masal okumak, mugalata yapmak, morfin koymak, numara yapmak, oyun etmek/yapmak/oynamak, oyuna getirmek, pabucu/pabucunu ters giydirmek, piyazı vermek, sakala soğan doğramak, sotada bırakmak, sotaya düşürmek, sopanın kısa ucunu eline vermek, sureti haktan görünmek, suya götürüp susuz getirmek, şike yapmak, takla (taklak) attırmak, tavına getirmek, tongaya bastırmak/düşürmek, tuzağa düşürmek, tuzak kurmak, üç kağıda bağlamak/getirmek, üç kağıt açmak, üstüne gül koklamak/çiçek koklamak, yanlış renklendirmek, yem dökmek, yem koymak, zokayı yutturmak karş. aldanmak ? ayartmak, kurnazlık etmek, mahvetmek, soymak, sözünü tutmamak, teşvik etmek, yalan söylemek, yararlanmak, yenmek, zina etmek
aldırış etmek önemsemek
aldırış etmemek f. bakmamak, küçümsemek dey. dünya yıkılsa umurunda olmamak, hoş görmek, ilgisiz kalmak, kulak asmamak, müsamaha etmek, tasa çekmemek ? küçümsemek, müsamaha etmek, önem vermemek, umursamamak
aldırışsız adamsendeci, duygusuz, gamsız, geniş, hissiz, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayt, meraksız, nemelazımcı, savruk, savsak, sorumsuz, tasasız, vurdumduymaz
aldırma! i. boşver!, umursama!
aldırmak f. basmak, bastırmak, mühimsemek, önemsemek, umursamak, yitirmek
aldırmama i. saymazlık
aldırmamak f. azımsamak, bakmamak, çiğnemek, fütur etmemek, hafifsemek, horlamak, istifini bozmamak, itibar etmemek, küçümsemek, mühimsememek, önemsememek, saymamak, rağbet etmemek, takmamak, tınmamak, umursamamak dey. boş vermek, bozuntuya vermemek, deyip de geçmek, fütur etmemek/getirmemek, göz kapamak, iş olacağına varmak, kafasının dikine gitmek, kayıtsız kalmak, kendi bildiğini okumak, kös dinlemek, kulağına laf/söz girmemek, kulak asmamak, kulak ardı etmek, lafına metelik vermemek, o taraflı olmamak, o taraklarda bezi olmamak, önem vermemek, patırtıya pabuç bırakmamak, umur etmemek, umurunda olmamak, vız gelip tırıs gitmek, yorganı başına çekmek karş. önemsemek
aldırmaz s. adamsendeci, duygusuz, fütursuz, gamsız, geniş, hissiz, ilgisiz, kayıtsız, lakayıt, meraksız, nemelazımcı, rahat, savruk, savsak, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vurdumduymaz dey. adam sen de, ben sana hayran sen cama tırman, binin yarısı beş yüz, o da bizde yok, geç efendim, işin mi yok, ne sakala minnet ne bıyığa karş. alakadar, ilgili
aldırmazlık i. adamsendecilik, dalgacılık, duygusuzluk, duyumsamazlık, gaflet, ihmalcilik, ilgisizlik, kalenderlik, kayıtsızlık, lakayıtlık, lakaydi, nemelazımcılık, özensizlik, sorumsuzluk, tasasızlık, umursamazlık, uyuşukluk karş. alaka, ilgi, umursama
alelacayip s. acayip, görülmedik, tuhaf, ucube, yabansı
alelacele z. acele, acil, acilen, anında, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, birden, birdenbire, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, gecikmeden, hemen, hemencek, hemencecik, ivedilikle, lahzada, serian, şimdi, şipşak, şişirmece, tez, tez elden, vakit geçirmeden dey. ayağının tozu ile, başı bacadan aşmadı ya, bir çırpıda, bir gün evvel, bugünden tezi yok, dün bir bugün iki, fırtına gibi, gümrükten/yangından mal kaçırır gibi, jet gibi, koşa koşa, mürekkebi kurumadan, sıcağı sıcağına, şıpın işi, tam gaz, tez elden, vakit geçirmeden, yel yeperek yelken kürek, yelim yeperek
alelâde s. âdi, basit, basmakalıp, bayağı, basbayağı, değersiz, döküntü, fos, gelişigüzel, görülegelen, hakir, harcı alem, kişiliksiz, klişe, kıymetsiz, lalettayin, normal, olağan, özentisiz, rasgele, renksiz, rutin, sathi, sıradan, tabii, üstünkörü, yavan, vasat, vasati dey. ahım şahım bir şey değil, beylik (sözler), kaba saba, kapı mandalı, şöyle böyle, yarım yamalak karş. az bulunur, ender, görülmemiş, nadir, nitelikli, orijinal, özgün, şahane ? basit, baştan savma, bayağı, çirkin, çirkin, gayri tabii, kötü
aleladeleşmek f. olağanlaşmak
aleladelik i. olağanlık
alem i. acun, ahenk, bayrak, cihan, cümbüş, çevre, dünya, eğlence, evren, flama, halk, hava, herkes, kainat, kozmos, ortam, sefa, sosyete, yeryüzü, zevk
âlem yapmak eğlenmek, keyfetmek
alemşümul i. uluslararası
alenen z. açıkça, uluorta
aleni s. açık, belli, net dey. kör kör parmağım gözünde/gözüne, Mısır'daki sağır Sultan bile duydu, selamün aleyküm Kör Kadı, ulu orta karş. zimmi, kapalı, gizlice
alerji i. duyarlılık, garaz, hassasiyet, rahatsızlık duyma, rahatsız olma, tepki, tiksinme, tiksinti karş. bağışıklık
alet i. araç, avadanlık, aygıt, cihaz, edevat, gereç, pusat dey. takım taklavat
alet edavat i. pusat
alev i. akkor, alaz, ateş, kıvılcım, kor, köz, şule, yalaz, yalaza, yalım
alevlendirmek f. ateşlemek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, kamçılamak, kavurmak, kışkırtmak, özendirmek, tutuşturmak, yakmak
alevlenme i. duygusallık, hiddet, sinir
alevlenmek f. asabileşmek, ateşlenmek, celallenmek, cinlenmek, coşmak, deli olmak, hiddetlenmek, hislenmek, ifrit kesilmek, kavrulmak, kızışmak, kızmak, kömürleşmek, köpürmek, körüklenmek, kudurmak, kül olmak, öfkelenmek, parlamak, sinirlenmek, tutuşmak, yanmak karş. durgunlaşmak, sakin olmak, sakinleşmek, sönmek
alevli s. harlı
aleyhtar s. aleyhte olan, düşman, hasım, karşı, karşı duran, karşı olan, karşıtçı, muhalif karş. lehte olan, taraftar, yandaş
aleyhte s. aykırı
aleyhte olan s. aleyhtar
aleykümselam! merhaba!, selam
alfabe i. başlangıç
algı i. akıl, bellek, bilinç, duyu, feraset, havsala, idrak, izan, kafa, kavrayış, mantık, muhakeme, müdrike, varış, zeka, zeyreklik, zihin
algılama i. anlama, anlayış, bilgi, biliş, bilme, duyu, duyumsama, ekin, hars, idrak etme, irfan, kapasite,kavrama, kavrayış, kültür, sezgi, seziş, varış, varışlılık, vukuf karş. sezgisizlik
algılamak f. aklı almak, anlamak, çıkarmak, görmek, hissetmek, idrak etmek, intikal etmek, kavramak, nüfuz etmek, sezinlemek, sezmek, sırrına varmak, takip etmek, tatmak, vâkıf olmak dey. derk etmek, havsalası almak, havsalasına sağdırmak, sırrına varmak, takdir etmek
algılanır durumda z. ortada
alıcı i. ahize, fotoğraf makinesi, kamera, müşteri, talip karş. satıcı; verici
alık s. ahmak, akılsız, aptal, aymaz, beceriksiz, beyinsiz, bezgin, bıkkın, bilgisiz, bön, budala, cansız, dangalak, düşüncesiz, ebleh, enayi, eylemsiz, gafil, gayretsiz, gevşek, hımbıl, hödük, ihmalci, ilgisiz, kafasız, lapacı, mankafa, mantıksız, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, ruhsuz, salak, saloz, savsak, sersem, silik, sünepe, şapşal, şaşkın, tembel, tutuk, uyuntu, üşengeç, yavaş dey. ağır canlı, ağır kanlı, içi geçmiş, kaz yumurtasıkarş. açıkgöz, atik, becerikli, cingöz, kurnaz, uyanık, zeki
alıklaşmak f.afallamak, aptallaşmak, hayret etmek, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak, şaşırmak
alıklık i. cehalet
alıkoyma i. eğleme, gözaltı
alıkoymak f. baltalamak, bırakmamak, dizginlemek, eğlemek, engel olmak, engellemek, frenlemek, geciktirmek, hapsetmek, kapatmak, kesmek, ket vurmak, korumak, kösteklemek, mani olmak, misafir etmek, önlemek, saklamak, saklayıvermek, salıvermemek, suikast yapmak, tutmak dey. el ayak bağlamak, lafa tutmak, yakasına yapışmak
alıkoyulmak f. kösteklenmek
alım i. albeni, alımlılık, cazibe, çekem, çekicilik, çekim, gelgeç, gözenlik, hava, sempati, sevimlilik, şirinlik karş. donukluk, iticilik, satım, soğukluk
alım satım i. alışveriş
alımlı s. albenili, biçimli, cazibeli, cazip, cici, çekici, dilber, endamlı, gökçe, gözalıcı, gözenli, güzel, havalı, hoş, latif, peri, piliç gibi, renkli, sempatik, sevimli, şekilli, vergici, yahşi, yakışıklı dey. bir dirhem iki çekirdek, dünya güzeli, göz alıcı, gül yüzlü, gün yüzlü, ilah gibi, kraliçe gibi, peri gibi, süslü püslü, taşbebek gibi karş. cazibesiz, donuk, ilgi çekmeyen, itici, nahoş, sevimsiz, soğuk
alımlılık i. albeni, alım, cazibe, çekicilik, güzellik, incelik, kibarlık, letafet, nefaset, parlaklık, zarafet, zariflik karş. hantallık
alımsatım i. pazar
alımsız s. antipatik, çirkin, itici, pis
alın teri i. çaba, çalışma, didinme, mesai
alınabilen s. tekbiçim
alındı i. fiş, makbuz, senet
alıngan s. asabi, darılgan, duygulu, geçimsiz, hassas, hırçın, hoşgörüsüz, huysuz, kırıcı, küsegen, mızıkçı, sert, somurtkan dey. buluttan nem kapar, çıt kırıldım
alınganlık i. duygusallık
alınlı s. densiz, pişkin, sıyrık, utanmaz, yırtık
alınma i. anlaşmazlık, darılma, duygusallık, incinme, kırgınlık, nifak
alınmak f. bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, incinmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, soğumak, yaralanmak dey. ağır gelmek, ağrına gitmek, arası açılmak, arası bozulmak, araya soğukluk girmek, boykot etmek, fenaya çekmek, gönlü kırılmak, gönül koymak, gücüne/ağrına gitmek, kıldan nem kapmak, onuruna dokunmak, rencide olmak, üstüne/üzerine almak, üstüne yormak
alınmış s. dargın, kavgalı, kırgın, rencide, şekerrenk
alıntı i. aktarma, alıntılama, biçimlendirme, iktibas
alıntı göstermek f. belgelemek
alıntılamak f. iktibas etmek
alınyazısı i. Allah yazısı, baht, devran, felek, fırsat, kader, kısmet, meymenet, mukadderat, nasip, olacak, şans, takdir, taksirat, talih, tecelli, uğur, yazgı, yazı
alıp kaçmak f. aparmak
alıp verme i. teati
alışamamak f. garipsemek, tuhaf bulmak, yadırgamak
alışık s. alışkan, alışkın, alışmış, bağışık, dadanmış, düşkün, idmanlı, müptela, şerbetli, talimli, tiryaki
alışılagelen s. bermutat dey. alışıldığı gibi, bilindiği gibi, her zamanki gibi karş. adetten ayrı, alışılandan başka, bilindiğinden ayrı, herzamankinden değişik
alışılagelmiş s. âdet, alışkanlık, geleneksel, normal
alışılan s. alışkanlık, anane, gelenek, mutat
alışıldığı gibi alışılagelen
alışılmadık s. acayip, değişik, egzotik, eksantrik, fevkalade, garip, görülmedik, insanüstü, olağandışı, olmadık, orijinal, tuhaf, yabansı, yepyeni
alışılmak f. olağanlaşmak
alışılmamış s. olmadık, tuhaf, mutat,
alışkanlık i. adet, alışılagelmiş, alışılan, alışılmış, alışkı, anane, ananevi, aşinalık, dadanma, düşkünlük, gelenek, görenek, huy, iptila, itiyat, kural, örf, töre, usul, yeti, yordam, yöntem, tiryakilik dey. el yatkınlığı, el yordamı, eski ağıza yeni kaşık/tad karş. alışılmadık ? adet, davranış, düşkünlük, huy, itiyat edinmek, karakter, tutkunluk, yaradılış
alışkanlık edinmek f. dadanmak dey. adet edinmek, adet yerini bulmak, ayağı alışmak, ayağını alamamak, kör değneğini beller gibi bellemek
alışkı i. alışkanlık, anane, dadanma, gelenek, görenek, huy, iptila, itiyat, örf
alışkın s. alışık, talimli, tiryaki, yordamlı
alışma i. aşina olma, çevreye uyma, dadanma, intibak, kaynaşma, uyum sağlama, uyuşma, ülfet karş. yadırgama
alışmak f. bağlanmak, benimsemek, dadanmak, duygusuzlaşmak, evcilleşmek, ısınmak, intibak etmek, kabullenmek, kanıksamak, kaynaşmak, kullanmak, yerimsemek dey. adet etmek/edinmek, alışık olmak, edepsizliği gündeliğe takınmak, huy edinmek, intibak etmek, kendini vermek, müptelası olmak, pişkin olmak, şerbetli olmak, tiryakisi olmak yol olmak, zevk edinmek karş. soğumak, yabancı olmak, yadırgamak ? âdet, alışkanlık, davranış, huy, karakter, tutkunluk
alışmamış s. acemi
alışmış s. alışık, dadanmış, müptela, tiryaki
alıştıra alıştıra z. azar azar, tedrici
alıştırma i. antrenman, belleme, çalışma, deneme, deney, egzersiz, eğitim, idman, jimnastik, hazırlık, istihzar, karalama, manevra, meşk, prova, staj, seferberlik, talim, tatbikat, tecrübe, temrin, yetişme, yetiştirilme
alıştırmak f. öğretmek, talim etmek, terbiye etmek
alışveriş i. alaka, alım satım, bağıntı, değginlik, değiş tokuş, ilgi, ilişki, irtibat, münasebet, pazar, rabıta, takas, tecim, ticaret, trampa dey. açık arttırma
alışveriş etmek f. takas etmek dey. işler açılmak, kesesine danışıp pazarlığa girmek, masraf görmek, masraf kapısı açmak, pazara çıkmak, yük çözüp yük bağlamak
alışveriş merkezi i. çarşı, pazar, piyasa
alışverişte durgunluk i. kesat
ali s. büyük, ekber, koca, ulu, ulvi, yüce, yüksek karş. alçak, adi
âlicenap s. cömert, fedakar, hamiyetli, hayırsever, insaflı, insan, iyi kalpli, iyilikçi, lütufkar, onurlu, rahim, şerefli, vicdanlı karş. cimri, onursuz
alicenaplık i. adalet, erdem, Hak, hakkaniyet, insaf, insaniyet, vicdan
âlim s. agah, aydın, bilge, bilgili, bilgin, danişment, derya, entellektüel, kırkambar, kültürlü, malumatlı, münevver, mütefekkir, vakıf, vukuflu dey. dağarcığı yüklü, düşünce adamı karş. bilgisiz, cahil
alimallah ü. doğaldır ki, doğal olarak, elbet, elbette, eminim, haliyle, hiç kuşkusuz, illa, ille, katiyetle, kesenkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, şüphesiz, tabiatiyla, tabii, tabii ki dey. doğaldır ki, doğal olarak, evvel Allah, hiç kuşkusuz, her halü kârda, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, şüphe yok ki, tabii ki, yüzde yüz
alimler i. ulema
alimlik i. bilgililik
alize i. esinti, rüzgar
alkım i. gökkuşağı, yağmurkuşağı
alkış i. alkışlama, gürültü, övgü
alkışçı i. çığırtkan, dalkavuk, kasideci, piyazcı, pohpohçu, şaklaban, şakşakçı, yağcı, yalamacı, yaltak, yaltakçı, yardakçı, yüze gülücü karş. onurlu
alkışlama i. alkış, bravo deme, beğenme, dalkavukluk, el çırpma, iltifat etme, kutlama, çırpma, methetme, övgü, övme, övüş, özendirme, şakşakçılık, takdir etme, tebrik etme, teşvik etme, yüreklendirme karş. ayıplama, yerme
alkışlamak f. beğenmek, kutlamak, övmek, tebrik etmek, yüceltmek dey. el çırpmak/vurmak, tempo tutmak
alkışlanmak f. takdir uyandırmak, yüceltilmek
alkol i. aperatif, bâde, dem, içecek, içki, işret, mey, şarap
alkol almak çekmek
alkolcü s. ayyaş, sarhoş
alkole düşkün ayyaş
alkolik s. ayyaş, içkici, sarhoş
Allah i. Çalap, Canan, Hak, Hâlik, Hallak, Huda, İlah, Mevla, Oğan, Rab, Tanrı, Yaradan, Yaratıcı dey. Cenabı Hak karş. insan, ölümlü
Allah rızası için! i. rica ederim!
Allah yazısı i. alınyazısı
Allahaısmarladık i. adiyö!, bay bay!, devletle!, elveda!, eyvallah! iyi akşamlar!, iyi geceler!, iyi günler!, orevuar! dey. Allah selamet versin!, Allah’a emanet olun!, eyyam ola!, güle güle!, hoşça kal!, iyi yolculuklar!, izzetü ikbal ile!, saadetle, sağlıcakla kal!, sağlıcakla git!, selametle git!, uğur ola, uğurlar ola!/olsun!, yolun açık olsun! ? merhaba!
Allaha şükür i. Allahtan, elhamdülillah, hamdolsun dey. bereket ki, bereket versin, çok şükür, iyi ki, neyse ki, şükürler olsun karş. maalesef, ne yazık ki
Allahını seversen! rica ederim!
Allahlık s. ahmak, akılsız, beceriksiz, beyinsiz, bön, çocuksu, ebleh, mankafa, kalender, patavatsız, saf, safdil, sallapati, sersem, şapşal, şaşkın, zararsız
Allahsız s. ateist, beynamaz, dinsiz, farmason, gâvur, imansız, inançsız, inansız, insafsız, kâfir, kıblesiz, kitapsız, tanrısız, tanrıtanımaz, vicdansız, zındık karş. dindar, imanlı, mümin
Allahsızlık i. ateizm
Allahtan z. doğuştan, yaradılıştan, Allaha şükür, isabet, iyi ki, şükürler olsun
Allahtan gelen s. Rabbani
allak s. dönek, düzenci, gangster, hilebaz, ikiyüzlü, karaktersiz, kayışçı, kişiliksiz, oyuncu, yaldızcı
allak bullak z. düzensiz
allame s. hâkim
allerji i. kaşıntı
allık i. al, boya, renk
allık sürünmek f. makyaj yapmak
almak f. anlamak, aktarmak, aparmak, avuçlamak, ayırmak, bulundurmak, bürümek, büyülemek, cezbetmek, çalmak, çekmek, çevirmek, çevrelemek, devralmak, duymak, edinmek, eksiltmek, erdirmek, eş olmak, evlendirmek, evlenmek, fethetmek, hissetmek, içermek, ihtiva etmek, istila etmek, işgal etmek, kabullenmek, kaldırmak, kaplamak, kapmak, kapsamak, kavramak, kazanmak, kendine iletilmek, koparmak, koymak, nikahlanmak, örtmek, sağalmak, sağlamak, sağmak, sahip olmak, saptamak, sarmak, satın almak, saymak, sığdırmak, sığmak, sızmak, sızdırmak, sürmek, tedarik etmek, temin etmek, temizlemek, toplamak, ulaşmak, uydurmak. zaptetmek dey. bulup buluşturmak, cebine indirmek, çekip koparmak, dağarcığına atmak, domuzdan bir kıl çekmek/koparmak, dört yanını almak, ekip biçmek, el atmak, el koymak, el uzatmak, ele geçirmek, elde etmek, içeri sızdırmak, içine almak, ihtiva etmek, istila etmek, işgal etmek, malik olmak, sahip çıkmak, sahip olmak, satın almak, tahsil etmek, teslim almak, üstüne oturmak, üstüne yatmak karş. arttırmak, bırakmak, boşanmak, çıkarmak, dışında bırakmak, fazlalaştırmak, reddetmek, satmak, vermek, koymak, satmak, vermek ? çalmak, eklemek, yakalamak, vermek, zaptetmek
almanak i. dergi, gazete, mecmua
alnı açık s. ahlaklı
alnı ak s. ahlaklı
alo! ü. merhaba!
alp s. aslan, babayiğit, bahadır, batır, cilasun, dadaş, dilaver, efe, er, erkek adam, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koç yiğit, koçak, mert, şeci, serdengeçti, yiğit, yurtsever, yürekli dey. aslan yürekli karş. korkak, namert
alt i. alçak, altlık, as, ast, aşağı, dip, kaide, menzile, platform, taban dey. kafa koparmak, açığını bulmak, kündeye vurmak, yenik düşürmek, yenilgiye uğratmak, zafer kazanmak karş. üst ? değersiz
alt etmek f. mahvetmek, yenmek
alt olmak f. dağılmak, yenilmek
alternatif i. almaşık, seçenek, tercih
altın i. lira, yaldız
altıpatlar i. mavzer, revolver
altlık i. alt, tabla
altüst s. ahenksiz, akortsuz, ayarsız, aykırı, çapraşık, çelişik, çelişkili, düzensiz, falsolu, girift, girişik, ilgisiz, insicamsız, isabetsiz, karışık, karmakarışık, mevsimsiz, münasebetsiz, namüsait, perişan, rabıtasız, sırasız, sistemsiz, tutarsız, uyarsız, uygunsuz, uymayan, vakitsiz, yaraşıksız, yaraşık almayan, yersiz, zamansız karş. düzenli, düzgün, muntazam, yerleştirilmiş
altüst etmek f. bozmak, devirmek, düşürmek
altüst olmak f. mahvolmak
alüvyon i. balçık, batak, bataklık, çamur, çepel, donra, kil, lığ, lös, mil, molas, zifos
alyans i. yüzük
ama i. amma, ancak, fakat, filhakika, gelgelelim, halbuki, hiç olmazsa, illa ve lakin, ise de, lakin, mamafih, ne de olsa, ne yapalım ki, ne var ki, oysa, ya, yalnız, yine de dey. bununla beraber/birlikte, gel gelelim, ille (illa) ve lakin, ne çare ke, nedir ki, ne ki, ne var ki, neylersin ki, ne yaparsın ki ? gerçi
âmâ s. malul, kör, sakat
amaç i. azim, dilek, emel, erek, garaz, gaye, güdü, güdek, hedef, ideal, istek, istem, kasıt, maksat, maksut, mefkure, meram, murat, niyet, plan, tasarım, tasavvur, uğur, ülkü dey. gayei hayal, sevdasına düşme, ucunda bir şey olmak ? dilek, sonuç
amaçlamak f. kastetmek
amade i. hazır, rica, seferber, tetikte, yakarma, yalvarma dey. imdada çağırma, merhamet dileme, yardıma çağırma
amade tutmak f. bulundurmak
aman! ü. ah, asla, sevgili, of!, pöf!, uf, vay! dey. artık
aman Allah! ü. eyvah!
aman vermez s. amansız
amanın! ü. ah!, of!, pöf!, vay!
amansız s. acımaz, acımasız, aman vermez, biaman, canavar, cebbar, cezzar, delibalta, dinsiz, domuz, düşküngezer, gaddar, gâvur, hain, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, kalpsiz, kasap, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, müsamahasız, nemrut, sadist, sıkı, şedit, şefkatsiz, tiran, vicdansız, zalim, zorba dey. cana kıyıcı, hiç acımayan, taş yürekli karş. hamiyetli, insaflı, iyi yürekli
amatör s. düşkün, eğilimli, hastası, hevesli, heveskâr, ilgili, meraklı, meyilli, özengen karş. profesyonel
amazon i. kadın
ambalaj i. cilt, gömlek, kap, kapak, kılıf, kutu, mahfaza, örtü, paket, poşet, sarım, torba, zarf
ambalaj yapmak f. paketlemek
ambalajında z. yepyeni
ambalajlamak f. paketlemek, sarmak
ambale s. afallamış, argın, bitkin, bunalmış, sersemlemiş, sürmenaj olmuş, uyuşmuş
ambar i. antrepo, ardiye, arşiv, bodrum, debboy, depo, deppoy, dok, hazine (hazne), kiler, kaçu, mağaza, mahzen, samanlık, sarnıç, sarpın, silo, tank, yük, yüklük ? bodrum, testi
ambargo i. el koyma, engelleme, haciz, kısıt, kısıtlama, kuşatma, men, muhasara, sınırlama, tahdit, yaptırım, yasak, yasaklama karş. serbest bırakma
ambargo koymak f. abluka çekmek, ablukaya almak, çember içine almak, çarka etmek, elkoymak, etrafını almak/sarmak, içine almak, istila etmek, kordon içine almak, kuşatma yapmak, muhasara etmek, muhasaraya almak
amblem i. alamet, alameti farika, arma, belirti, belirtke, imza, işaret, marka, nişan, remiz, rumuz, sembol, simge, tuğra, tura
ambülans i. cankurtaran, hasta arabası, hastane arabası
amel i. ameliye, çaba, çalışma, didinme, diyare, edi, edim, eylem, faaliyet, fiil, fiiliyat, gayret, gerçekleştirme, hareket, harekât, himmet, icra, icraat, ifa, infaz, ishal, iş, işçilik, işlem, muamele, pratik, sürgün, tatbik, tatbikat, uygulama, yapma, yerine getirme, zahmet
amele s. çalışan, emekçi, gündelikçi, ırgat, işçi, rençper, vasıfsız işgücü karş. işveren, patron, uzman
ameli s. eylemli, işlevli, kestirme, kolay, pratik, tatbiki, uygulamalı, uygun karş. teorik
ameliyat i. açımlama, cerrahi müdahale, operasyon, otopsi, teşrih, uygulama
ameliyat etmek f. tedavi etmek
ameliye i. amel, çalışma, edim, eylem, harekât, icra, icraat, ifa, infaz, iş, işlem, kılgı, muamele, pratik, tatbik, tatbikat, uygulayım, uygulama, yapma, yürütme karş. kuram, nazariye, teori
ameliyeler i. operasyon
amenna i. evet, olur, pekâlâ, peki
amil s. faktör, malum, mucit, türetici
amir i. baş, başkan, buyuran, buyurman, buyurucu, efendi, idareci, kaptan, kolbaşı, komutan, kumanda, müdür, lider, önder, patron, reis, sergerde, şef, üst, yapımcı, yönetici karş. ast, alt, buyurulan
amiral i. denizci
amiyane s. âdi, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, renksiz, rutin, sıradan
amiyanelik i. olağanlık
amma i. ama, ancak, fakat, gerçi, halbuki, kamu, lakin, mamafih, oysa, yalnız
amme i. ahali, avam, budun, camia, cemaat, cemiyet, cumhur, devlet, ehil, el, halk, insaniyet, insanlık, kamu, kavim, mahşer, millet, sosyete, topluluk, toplum, ümmet karş. özel
amorf s. şekilsiz
amorti i. ödül
amortisör i. tampon
ampul i. lamba
amudi s. dikey
an1 i. akıl, anlak, bellek, bilinç, dimağ, kafa, muhakeme, us, zihin
an2 i. çağ, dönem, lahza, salise, saniye, zaman
ana1 i. anaç, analık, anne, anneanne, babaanne, haminne, kadinne, kayınvalide, kaynana, nine, kocakarı, sütana, sütanne, sütnine, valide dey. büyük ana/anne, cici anne, dağlar anası, en önemli, ileri gelen, kadın nine, üvey ana, üvey anne ? kadın, yaşlı
ana2 asıl, başlıca, birinci, asli, esas, hatun, temel,
ana baba i. hısım
anacadde i. bulvar
anacığım ü. canım
anaç s. ana, dişi
anadamar i. damar
anadil i. dil
anafor i. akım, akıntı, burgaç, girdap
anaforcu s. asalak, bedavacı
anaforlamak f. aşırmak, dolandırmak
anahtar i. açacak, açar, açkı, düğme, kod, komütatör, kurgu, maymuncuk, şalter
anakara i. kara, kıta, memleket, ülke
analık i. ana
analitik s. çözümlemeli, tahlilli karş. bireşimli, sentetik, terkibi
analiz i. ayrıştırma, ayıklama, çözüm, çözümleme, halletme, tahlil karş. birleştirme, sentez, terkip
analiz etmek f. ayırmak, çözmek, halletmek
analoji i. benzetme, örnekseme
anam i. canım
anamal i. anapara, başmal, kapital, öz varlık, resülmal, sermaye
anamalcı s. kapitalist, karun, milyarder, rantiye, sermayedar
anane i. âdet, alışılan, alışılmış, alışkı, alışkanlık, bildik, gelenek, görenek, her zamanki, kural, olağan, örf, sıradan, töre, usul, yordam, yöntem
ananevi s. geleneğe dayanan, gelenekli, geleneksel dey. adet üzerine, böyle gelmiş, böyle gider, yol böyledir, yol erkan karş. sonradan konan
anapara i. anamal
anarşi i. ayaklanma, başsızlık, başıboşluk, başkaldırma, bayrak açma, boykot, dağa çıkma, erksizlik, eylem, hercümerç, isyan, kargaşa, kargaşalık, karışıklık, kazan kaldırma, keşmekeş, kıyam, patırtı gürültü, tedhişçilik, terör, velvele, yürüyüş dey. çorba düzeni karş. asayiş, düzen, düzenlilik, huzur, itaat
anarşist i. asi, ayartıcı, bozguncu, bölücü, çeteci, fesat, fesatçı, ihtilalci, isyancı, isyankâr, kışkırtıcı, komplocu, nifakçı, sabotajcı, suikastçı, tahrikçi, tedhişçi, terörist, teşvikçi, yıkıcı karş. itaatkâr
anasız s. öksüz
anavatan i. anayurt, memleket, ülke, vatan, yurt karş. yabancı ülke
anayasa i. kanun, yasa
anayol i. cadde
anayön i. doğu
anayurt i. anavatan, memleket, ülke, vatan, yurt
anbean z. azar azar, giderek, gittikçe
anca z. azami
ancak z. ama, amma, azami, bununla birlikte, fakat, filhakika, gelgelelim, gerçi, halbuki, lakin, mahza, mamafih, münhasıran, oysa, sade, sadece, salt, sırf, tek, ya, yalnız, yalnızca dey. başa baş , bununla beraber, gel gelelim, gücü gücüne, gücü yettiği kadar, kıtı kıtına, ne çare ki, nedir ki, ne ki, ne var ki, ne yaparsın ki, oysa ki, şahımı bu kadar severim ? bir
andaç i. anı, anmaç, anmalık, armağan, askı, başlık, başmaklık, hatıra, hatıralık, hediye, muhtıra, ödül, peşkeş, sunu, suvenir, takı, yadigar, eşya ? armağan
andavallı s. beyinsiz, gafil, sersem
andetmek f. ahdetmek, yemin etmek
andıran z. benzer, gibi, kadar, nazir, takım
andırış i. benzetme
andırışlı z. andırmak
andırma i. benzerlik, benzetme, çağrışım
andırmak f. andırışlı, anımsatmak, benzemek, çağrıştırmak, çalmak, çekmek, hatırlatmak, okşamak dey. aklına getirmek, çağrışım yapmak, nişan vermek, yeşile çalmak karş. apayrı, bambaşka, zıt ? aynı, benzer
anekdot i. fıkra
anemik s. kansız, solgun, soluk, uçuk
angajman i. taahhüt
angajmana girmek taahhüt etmek
angarya i. bezdirici, bıktırıcı, eziyet, karşılıksız, usandırıcı, ücretsiz, zahmet karş. eğlence
angın s. sanlı, ünlü
anı i. andaç, angı, anmalık, duygu, hatıra, iz, izlenim, şiir, yadigâr, yazı
anık s. başarılı, hünerli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, marifetli, muvaffak, tetikte, yetenekli
anıklık i. beceri, istidat, kabiliyet, sanat, yetenek
anıksız s. beceriksiz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, yeteneksiz
anılmak f. adı geçmek, hatırlanmak, yadedilmek dey. ad bırakmak, adam/insan sarrafı olmak, adı geçmek, adı ile yaşamak, adı iyi söylenmek, adı kalmak, dilde gezmek, kulakları çınlamak, tarihe geçmek
anılmış s. sanlı
anımsama i. anma, istihzar
anımsamak f. anmak, çıkarmak, hatırlamak, tanımak dey. gözünün önüne gelmek, kafasında şimşek çakmak, kafasında tutmak, yüreğinden geçmek, zihinden/akıldan geçirmek karş. unutmak
anımsamamak f. unutmak
anımsanmamak f. unutulmak dey. gönülden hatırdan/çıkarmak, tarihe karışmak
anımsatan z. gibi
anımsatılmış s. tambihli
anımsatma i. benzerlik, benzetme, çağrışım, ihtar, istihzar, sinyal, tembih
anımsatmak f. andırmak, çağrıştırmak, dokundurmak, hatırlatmak, ihtar etmek, ikaz etmek, sinyal vermek, tembihlemek, unutturmamak, uyarmak karş. unutturmak
anımsayamamak f. unutmak
anında z. acil, alelacele, aniden, birden, çabuk, dakikasında, derhal, esnasında, gecikmeden, hemen, lahzada, serian, şimdi, şipşak, tez
anıştırma i. cinas, dokundurma, eğretileme, iğneleme, ima, işaret, kinaye, mecaz, serzeniş, sezdirme, sitem, tariz, taş, taşlama
anıştırmak f. belli etmek, çıtlatmak, duyurmak, fark ettirmek, hissettirmek, ihsas etmek, ima etmek, imlemek, kast etmek, sezdirmek, sitem etmek, sokuşturmak karş. açıkça anlatmak
anıtkabir i. gömütlük, kabir, lahit, makber, mezar, şehitlik, türbe
anıtsal s. abidevi, azametli, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, muazzam, muhteşem, mükellef, olağanüstü, parlak, saltanatlı, süslü, şaşaalı, şahane, şatafatlı, şevketli, tantanalı, tumturaklı karş. alçakgönüllü, silik, sönük, ufak
ani z. aniden, ansızın, apansız, beklenmedik, bir anda, birdenbire, hemen, sürpriz, şaşırtıcı, umulmadık, umulmaksızın dey. ayağının tozu ile, başı bacadan aşmadı ya, bir çırpıda, bir gün evvel, bugünden tezi yok, dar yürekli, dün bir bugün iki, fırtına gibi, gümrükten/yangından mal kaçırır gibi, jet gibi, kelle koşturma, koşa koşa, koşar adım, mürekkebi kurumadan, sıcağı sıcağına, şıpın işi, tam gaz, tez elden, vakit geçirmeden, yangından mal kaçırır gibi, yel yeperek yelken kürek, yelim yeperek arş. ağır ağır, umulduğu gibi, yavaş yavaş, zamanla
aniden z. acil, acilen, alelacele, anında, ani, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, birden, birdenbire, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, gecikmeden, hemen, hemencecik, hemencek, ivedilikle, lahzada, pat diye, pattadak, şakkadak, şappadak, şıp diye, şimdi, şipşak, tez, zıngadak dey. göz kapayıp açıncaya kadar, göz kırpıncaya kadar, göz yumup açıncaya kadar, pat diye, şıp diye, tez elden, vakit geçirmeden
animasyon canlandırma
anket i. araştırma, çalışma, inceleme, irdeleme, kovuşturma, sorgulama, sormaca, soruşturma, taharriyat, tahkik, tahkikat, takip, takibat, tetkik, tetkikat dey. arama tarama
anket yapmak f. sormak
anketçi i. soruşturmacı
anlaklı s. akıllı, arif, izanlı, kafalı, zeyrek
anlam i. deyiş, içerik, ifade, kavram, mana, meal, mefhum, ruh ? kinaye
anlama i. algılama, bilgi, duyumsama, ibret, idrak, irfan, kapasite, seziş, teşhis, vukuf
anlamak f. akıllanmak, algılamak, almak, ayırt etmek, bakmak, bellemek, çakmak, çakozlamak, çıkarmak, farketmek, görmek, hissetmek, ibret almak, idrak etmek, intikal etmek, kavramak, nüfuz etmek, sezinlemek, sezmek, sırrına varmak, soruşturmak, takdir etmek, takip etmek, tatmak, uslanmak, yararlanmak, vakıf olmak dey. adam/insan sarrafı olmak, akıl erdirmek, akıl etmek, aklı almak, aklı başına gelmek, aklı ermek, aklına sığdırmak, ayağı suya ermek, bilincine varmak, başından geçmek, boyunun ölçüsünü almak, ciğerini okumak, çakal olmak, ders almak, dünyanın kaç bucak/köşe olduğunu anlamak/öğrenmek, dünyayı anlamak, düşüncesini okumak, fark etmek, farkına varmak, gözleri/gözü açılmak, havsalası almak, havsalasına sığdırmak, hisse almak, hisse kapmak, ibret almak, idrak etmek, ifadesini almak, jeton düşmek, kafası almak, kıssadan hisse almak, kafası taşa çarpmak, kafasını taştan taşa çarpmak/vurmak, karine ile anlamak/çıkarmak, kulağa girmek, kulağına girmek, kulağına küpe olmak, malumatı olmak, meram anlamak, meramını anlamak, ne kumaş olduğunu bilmek, örnek almak, rüyadan uyanmak, sırrına varmak, sorguya çekmek, söz anlamak, telakki etmek, tersinden okumak, vakıf olmak, vicdanını okumak, vukufu olmak, zeki olmak, zihne dank etmek, zihni açılmak, zihni almak, gayreti idraki kadar olmak, leb demeden leblebiyi anlamak, mülayim davranmak, şakadan anlamak ? anlaşılmamak, bilmek, ibret almak, öğrenmek
anlamdaş i. aynı, eş anlamlı, müteradif, sinonim karş. kontr, ters anlamlı, zıt anlamlı
anlamlandırma i. tefsir
anlamlandırmak f. açıklamak, hikaye etmek, izahat vermek, yorumlamak
anlamlı s. anlaşılır, caiz, geçerli, ifadeli, imalı, manalı, manidar, mantıki, mantıklı, mutabık, yerinde karş. anlamsız, boş, manasız
anlamsız s. abes, anlaşılmaz, ari, beyhude, boş, boşuna, fasarya, geçersiz, güzaf, hava, havacıva, havai, herze, hezeyan, ifadesiz, ipsiz sapsız, işe yaramaz, kavranılmaz, kuru, laf, manasız, mantıksız, nedensiz, saçma, safsata, tesirsiz, vahi, yavan, yave, zırva dey. abuk sabuk, abur cubur, çekiye gelmez, dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı (kazmaylan)!, deli saçması, fındık kabuğunu doldurmaz, ham hum şaralop! ipe sapa gelmez, ipi sapı yok, ipsiz sapsız, işimiz boru, kıvır zıvır, laf kıtlığında asmaları budayayım!, laf ola!, laf ola beri gele! karş. anlamlı, hikmet, manalı ? belirsiz, uygunsuz, yalan, yararsız
anlaşamamak f. ihtilafa düşmek, sürtüşmek
anlaşamamazlık i. kırgınlık
anlaşılan i. âdet, belki, galiba, herhalde, ihtimal, mahsus
anlaşılır s. anlamlı, aydın, aydınlık, duru, ifadeli, manalı, mantıklı
anlaşılmak f. belirmek, farkedilmek, öğrenilmek, patlak vermek, tutulmak, yakalanmak dey. dananın kuyruğu kopmak, fark edilmek/olunmak, foyası meydana çıkmak, maskesi düşmek, ortaya çıkmak
anlaşılmamak f. ağdalı, çıkaramamak, çetrefil, sökülememek dey. havsalaya sığmamak, içine girilememek, inanılır olmamak
anlaşılmaz s. abes, anlamsız, bilinmez, boğuk, çapraşık, esrarlı, güzaf, ifadesiz, karışık, karmaşık, komplike, manasız, mantıksız, saçma, safsata, zırva dey. bit yeniği, gavur işi, kapalı kutu, sağı solu belirsiz,
anlaşma i. ahenk, ahit, ahitname, akit, antant, antlaşma, bağdaşım, bağdaşma, bağıt, bağlaşma, dayanışma, düzen, elbirliği, işbirliği, itilaf, ittifak, kavil, kavilleşme, konkordato, konsorsiyum, kontrat, misak, mukavele, mukavelename, mutabakat, pakt, protokol, sözbirliği, sözleşme, şartlaşma, şartname, şike, toplu sözleşme, uyum, uyuşma, uzlaşma karş. anlaşmazlık, uyuşamama, uyuşmazlık ? ahenk, ant, barış, belge
anlaşmak f. ahitleşmek, anlaşma yapmak, antlaşmak, bağdaşmak, bağlaşmak, barışmak, barış yapmak, birleşmek, geçinmek, ittifak etmek, kararlaştırmak, kaynaşmak, kesişmek, mutabık kalmak, samimileşmek, sözleşmek, sulh olmak, şartlaşmak, şike yapmak, uymak, uyuşmak, uzlaşmak karş. darılmak, dövüşmek dey. ağız birliği yapmak, alan razı satan razı, alıp vermemek, anlaşma imzalamak, anlaşmaya varmak, aynı gözle bakmamak, barış görüş olmak, bir kazanda kaynamak, birbirinin ağzına tükürmek, birlik olmak, buzlar çözülmek, buzu kırmak, çocuğun adını koymak, çözüme ulaştırmak, çuvala girmek, diyalog kurmak, el tutuşmak, esasa bağlamak, etekteki taşı dökmek, flört etmek, göbeğini kesmek, gönül birliği olmak, gül gibi bakmak, havayı temizlemek, işi pişirmek, iyi geçinmek, mercimeği fırına vermek, mutabakata varmak, mutabık kalmak, oy birliğine varmak, pazarlığı pişirmek, senli benli olmak, söz bir etmek/birliği etmek/kesmek, su yüzüne çıkmak, sulh olmak, tatlı yerinde bırakmak, tatlıya bağlamak, teşriki mesai, üçe beşe bakmamak, yıldızları barışık olmak, yolun ortasında buluşmak ? bağdaşmak, benimsemek, benimsememek, geçinmek, tartışma, tartışmak, uymak, uyuşmazlık
anlaşma tutanağı i. protokol
anlaşma yapmak f. anlaşmak, bağlamak
anlaşmalı s. danışıklı
anlaşmaya varmak f. mutabık kalmak
anlaşmazlık i. alınma, atışma, aykırılık, ayrılık, birleşmezlik, bağdaşmazlık, bozuşma, çatışma, çekişme, dargınlık, geçimsizlik, gerilim, gırtlaklaşma, grev, güceniklik, gücenme, hırgür, ihtilaf, ikilik, kırgınlık, küslük, küsme, maraza, muharebe, mutabakatsızlık, münakaşa, nifak, problem, soğukluk, sorun, sürtüşme, tartışma, uymazlık, uyumsuzluk, uyuşmazlık, uzlaşmazlık, zıtlaşma, zıtlık dey. birbirine girme, el tutmama, bir kazanda kaynamama, dert anlatamama, ikisi bir kazanda kaynama, mahkemelik olma, maraza çıkarma kız evinin haberi yok karş. anlaşma, barış, dirlik, uyuşma ? hınç, kavga
anlaştırmak f. yatıştırmak, yumuşatmak
anlatan s. müfit
anlatı i. anlatım, anlatımcı, destan, efsane, epope, fabl, fıkra, hikaye, kıssa, masal, menkıbe, mesel, nakletme, öykü, öyküleme, roman
anlatılmak f. nakledilmek, söylenmek
anlatış i. anlatım, takrir
anlatım i. anlatı, anlatış, anlatma, içim, ifade, nakletme, stil, tabir, takrir, tarz, üslup
anlatma i. anlatım, arz, nakil, takrir, terennüm
anlatmak f. açıklamak, açılmak, bahsetmek, belirtmek, çaktırmak, çıtlatmak, demek, göstermek, hikaye etmek, izahat vermek, konferans vermek, konuşmak, nakletmek, öğretmek, rivayet olunmak, sezdirmek, söylemek, terbiye etmek dey. dilini döndürememek, ifade edememek, iki sözü bir araya getirememek, lafı/sözü ağzında gevelemek, lakırdıyı çiğnemek, sözü ağzında gevelemek, yazıya gelmemek ? açıklamak, belirtmek, ikna etmek, ima etmek, söylemek, yorumlamak
anlayamamak f. hayret etmek dey. beyni almaz olmak, beynini kurcalamak, çaksa da ateş almamak, kavun değil ki dibini koklayasın/içine bakasın, mânâ verememek
anlayış i. akıl, algılama, baş, bellek, bilgi, bilinç, düşünce, felsefe, feraset, havsala, ibret, idrak, irfan, izan, kafa, kapasite, kavram, kavrayış, mantık, mezhep, muhakeme, müdrike, sezgi, telakki, varış, zaviye, zeka,zeyreklik, zihin dey. gönlünün dümeni, gönül dili ? akıl, düşünce
anlayış göstermek f. tolerans göstermek
anlayışlı s. akıllı, akil, arif, ayık, basiretli, düşünceli, hoşgörülü, izanlı, kafalı, makul, mantıklı, müdrik, müsamahalı, sağduyulu, sağgörülü, toleranslı, varışlı, zeki, zeyrek ? akıllı, bilgili
anlayışlı davranmak f. tolerans göstermek
anlayışsız s. aptal, akılsız, beyinsiz, bilgisiz, boş, bön, cahil, densiz, düşüncesiz, görgüsüz, ham, hantal, incitici, kaba, kafasız, kırıcı, küstah, nezaketsiz, patavatsız, saf, toleranssız, vurdumduymaz, yontulmamış, zarafetsiz dey. başında torbası eksik, ben diyorum hadımım o diyor oğul uşaktan neyin var/kaç çocuğun var/çoluk çocuktan ne haber, dar kafalı, düdük makarnası, dümbelek sıfatlı, eşek kafalı, kafası işleme/çalışma, kafası olmayan, kalın kafalı, koca kafalı, küt kafa, laf anlamaz, odun kafalı, sana lâkırdı anlatmak deveye hendek atlatmaktan beter
anlayışsızlık i. ayılık, cehalet, müsamaha, odunluk
anlık i. akıl, bellek, bilinç, cevher, dirayet, havsala, hüner, idrak, izan, kafa, marifet, meleke, muhakeme
anma i. adlandırma, anımsama, ansıma, hatırlama, yadetme, zikretme
anmak f. anımsamak, ansımak, çıkarmak, düşünmek, hatırlamak, yadetmek dey. adını anmak, akla getirmek, aklına gelmek, aklında tutmak, aklından geçirmek, dilinde türkü olmak, eski demleri yad etmek, hatırına gelmek, hatırında kalmak/olmak, kulağını çınlatmak, kulakları/kulağı çınlasın, saygı duruşunda bulunmak, sözünü etmek, yâd etmek karş. unutmak ? değinmek
anmalık i. andaç, anı, armağan, hediye, peşkeş, yadigar
anne i. ana, valide
anne olmak f. yavrulamak
anormal s. acayip, benzersiz, büyük, çatlak, çılgın, deli, dengesiz, divane, doğaüstü, eksantrik, fevkalade, garip, ifrat, inanılmaz, insanüstü, kaçık, kafadan sakat, kontak, manyak, mecnun, meczup, nevropat, olağanüstü, olmadık, paranoyak, sapık, sapkın, şizofren, terelelli, tımarhanelik, tozutmuş, zırdeli, zıvanasız, acayip, aykırı, dengesiz, düzensiz, düzgüsüz, olağandışı, ölçüsüz, sapık, uyumsuz, üşütük dey. gayrı konformist, kafadan kontak, kafayı üşütmüş, olağan dışı, tabiata aykırı karş. akıllı, düzgülü, normal, tabii ? acayip, azman, garip, gülünç, mantıksız
ansiklopedi i. lügat, sözlük
ansımak i. anmak, hatırlamak
ansızın z. acil, alelacele, ani, aniden, apansız, birden, birdenbire, çabuk, derhal, fevri, gecikmeden, gümbedek, hartadak, hemen, küttedek, lahzada, lappadak, pat diye, pattadak, şappadak, şıp diye, şıppadak, şırakkadak, şırpadak, yekten, zıngadak dey. ani olarak, bir anda, çat kapı, damdan düşer gibi, bir anda, paldır küldür, pat diye, şeytan dürtünce, şıp diye, top gibi, zınk diye, zıp diye karş. usulcacık, yavaş ? acele, beklenmedik, hemen, hızlı
ant i. ahit, antant, antlaşma, misak, pakt, peyman, söz, tövbe, yemin dey. şeref sözü, yemin billah ? anlaşma
ant etmek f. ant içmek, söz vermek
ant içmek f. ahdetmek, ant etmek, şart etmek, yemin etmek dey. ant vermek, değnek atlamak, kitaba el basmak, söz vermek, yemin billah etmek, yemin içmek, yemin vermek ? karar vermek
ant vermek f. ikrar vermek
antant i. anlaşma, ant, işbirliği
antik s. eski, klasik
antika s. acayip, çağdışı, eski, garip, hazine, müzelik, tuhaf karş. modern, yeni
antilop i. ceylan, gazal, geyik
antipati i. sevemezlik, ısınamazlık, sevişmezlik, soğukluk karş. sempati, sevgi, teveccüh
antipatik s. alımsız, buz, buzdağı, buzdolabı, buz gibi, cazibesiz, çirkin, donuk, geçimsiz, havasız, hoyrat, itici, kaba, renksiz, ruhsuz, sevimsiz, soğuk, soğuk neva, tatsız, ukala, yılan gibi karş. alımlı, cazibeli, çekici, sempatik, sevimli
antlaşma f. ahitleşme, anlaşma, ant, bağdaşma, dayanışma, imtizaç, işbirliği, ittihat, kolay, uyum sağlama, mutabakat, pakt, uyuşma, uzlaşma karş. uyuşamama
antlaşma yapmak f. bağlamak
antlaşmak f. anlaşmak, şartlaşmak, uyuşmak
antrakt i. ara, dinlenme, durma, fasıla, istirahat, mola, soluklanma
antre i. başlangıç, eşik, hol, koridor, lobi, sofa
antrenman i. alıştırma, belleme, cimnastik, çalışma, deneme, deney, egzersiz, eğitim, hazırlanma, hazırlık, idman, jimnastik, manevra, prova, spor, staj, seferberlik, talim, tatbikat, tecrübe, temrin, terbiye, yetişme, yetiştirme, yetiştirilme
antrenman yaptırmak f. öğretmek
antrenör i. çalıştırıcı, eğitici, eğitimci, eğitmen, hoca, kılavuz, muallim, muallime, mürşit, müderris, mürebbi, mürebbiye, okutman, öğretmen, pedagog, profesör, rehber, terbiyeci karş. öğrenci
antrepo i. ambar, ardiye, depo, kiler
anut s. iddiacı, kararlı
aort i. damar
apaçık s. açık, açıkça, aşikar, ayan, belli, besbelli, görünür, peyda, sarih, saydam dey. dobra dobra, gün gibi aşikar karş. gizli, kapalı, üstü örtülü
apak s. ak, beyaz
apansız z. acil, alelacele, ani, aniden, ansızın, birden, birdenbire, çabuk, derhal, gecikmeden, hemen, lahzada, pattadak, şakkadak, şappadak, şıp diye, şıppadak, zıngadak dey. tez elden, vakit geçirmeden karş. ağır, ağır, yavaş yavaş
apansızın z. birdenbire, pat diye, pattadak, şakkadak, şappadak, şıp diye, şıppadak
aparat i. aygıt, makine
aparey i. aygıt, makine
aparmak f. alıp kaçmak, almak, araklamak, aşırmak, çalmak, çekip götürmek, götürmek, kaçırmak, kapmak, koparmak, sürüklemek karş. geri gelmek
apartman i. ev, konut
apartopar z. acele
apayrı z. aynılık, ayrı, bambaşka, başka, değişik, eşsiz
aperatif i. alkol, mey, müsait
aperitif i. içecek, içki
apışmak f. afallamak, başarmamak, hayret etmek, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak
apse i. çıban, sivilce, yara
aptal s. ahmak, akılsız, alık, anlayışsız, avanak, aymaz, beceriksiz, beyinsiz, bilgisiz, bön, budala, ebleh, enayi, gabi, gafil, hımbıl, hödük, kafasız, mankafa, mantıksız, salak, sersem, şapşal, şaşkın dey. açık ağız, aklı kıt, anlayışı kıt, ayran ağızlı, bal kabağı, beyinsiz bilgisiz, düşüncesi kıt, enayi dümbeleği, enayi plakisi, et kafalı, gözleri bağlı, iki ayaklı eşek, ipine basan, kabak kafalı/kafa, kafa değil, kalın kafalı, kaz beyinli/kafalı, koyun kafalı, kör kaz gibi, kuş beyinli ördek avlayan/toplayan, ördek edalı, parası çok aklı az, saçı uzun aklı kısa, saman kafalı, soğan başlı, taş arabası, yarım akıl/akıllı karş. akıllı, zeki
aptallaşmak f. afallamak, ahmaklaşmak, alıklaşmak, eblehleşmek, hayret etmek, karıştırmak, sersemlemek, şaşırmak dey. bön bön bakmak, kafası dönmek karş. akıllılaşmak, zekileşmek
aptes etmek işemek
apteshane i. aralık, ayakyolu, banyo, hacet yeri, hela, kabine, kademhane, kenef, lazımlık, memişhane, oturak, tuvalet, WC, yüznumara dey. hacet yeri, sıfır sıfır
aptestli s. ahlaklı, ak, nurani, pak, temiz karş. cenabet, cünup
ar i. ayıp, edep, haysiyet, haya, hicap, izzetinefis, mahcubiyet, namus onur, şeref, utanma, utanç, utanç duyma, yüz
ar etmek f. arlanmak, utanmak
ara1 i. açıklık, antrakt, aralık, boşluk, çağ, devir, dinlenme, dönem, durma, duraklama, es, fasıla, geçit, haftaym, ıraklık, istirahat, kesilme, kesinti, mesafe, mola, sekte, soluklanma, teneffüs, uzaklık, zaman ? durak
ara2 i. devre
ara bozukluğu i. ayrılık
ara sıra z. aralıklı
ara verme i. tatil, teneffüs
ara vermeden z. aralıksız, ardışık, daima, devamlı, fasılasız, kesiksiz, mütemadiyen, sürekli, sürgit
ara vermek f. tatil etmek dey. eksik etmek, fasıla vermek
araba i. araç, fayton, kağnı, kapaklı, omnibüs, taşıt, vasıta, vesait ? el arabası, kamyon, otobüs, otomobil, tren, uçak
arabacı i. sürücü
arabozan i. bozguncu, bölücü, entrikacı, fesat, fitneci, kışkırtıcı, kundakçı, münafık, nifakçı, tahrikçi, karş. arabulan, aracı
arabozanlık etmek f. kışkırtmak
arabozucu i. bozguncu, bölücü, fasit, fesat, fesatçı, kundakçı, münafık, nifakçı dey. fitne fücur karş. arabulucu
arabulucu i. aracı, bilirkişi, fakih, hakem, hakim, kadı, ricacı, şefaatçi, yargıc karş. arabozucu
arabuluculuk i. aracılık, anlaştırma, hakemlik, müdahale, ricacılık, uzlaştırıcılık, uzlaştırma, yatıştırma, yumuşatma karş. arabozanlık
arabuluculuk etmek f. karışmak, şefaat etmek
aracı i. arabulucu, balyos, bilirkişi, çöpçatan, delege, elçi, fakih, haberci, hâkem, kabzımal, komisyoncu, maşa, medyum, ricacı, simsar, şefaatçi, tellal, temsilci, toptancı, vasıta dey. bohçacı kadın, muhabbet tellalı karş. arabozan, fitneci, müfsit, münafık ? faizci, haberci, murahhas, pezevenk
aracılığıyla z. eliyle, sayesinde, vesilesiyle, vasıtasıyla, yoluyla
aracılık i. arabuluculuk, müdahale, müdavim, şefaat, vasıtalık, yardım
aracılık etmek f. karışmak, şefaat etmek
aracısız s. dolaysız dey. doğrudan doğruya
araç i. alet, avadanlık, araba, cihaz, donatı, donatım, edevat, el, materyal, pusat, takım, teçhizat, vasıta, vesait dey. alet edevat, takım taklavat ? aygıt
araç gereç i. aygıt, materyal, teçhizat
araçlı s. bilvasıta, dolaylı, vasıtalı karş. araçsız, bilavasıta, vasıtasız
araçsız s. dolaysız, vasıtasız
arada z. aralıklı, bazan, fasılalı, kâh, nadiren, zaman zaman
arakçılık i. dalavere
aralamak f. seyrekleştirmek, yarı açmak karş. sıklaştırmak, tüm açmak
araklamak f. aparmak, aşırmak, dolandırmak
araklattırmak f. çaldırmak
aralanma i. açılma
aralanmadan z. yüzsüzce
aralarına katılmak f. girmek
aralarında bölüşmek f. paylaşmak
aralı s. aralıklı, fasılalı
aralık i. açıklık, ağız, apteshane, ara, başlangıç, çağ, delik, devir, dönem, es, fasıla, fırsat, geçenek, geçit, giriş, hol, ıraklık, kabine, kapı, kesinti, koridor, lobi, mesafe, olanak, sıra, sofa, şans, uzaklık, vakit, yüznumara, zaman
aralıklı s. açık, arada, aralı, ara sıra, bazen, bazı bazı, boşluklu, fasılalı, kesintili, süreli dey. kesik kesik, yer yer, bazı bazı karş. aralıksız, mütemadiyen
aralıksız s. arasız, ara vermeden, ardışık, boyuna, daim, daima, devamlı, durmadan, durmaksızın, fasılasız, kesiksiz, kesintisiz, mütemadiyen, sabah akşam, sürekli, sürgüt, üst üste dey. ara vermeden, durup dinlenmeden, gece gündüz, geceli gündüzlü, geceyi gündüze katarak, makara gibi karş. kesintili
aramak f. aranmak, araştırmak, bakınmak, bakmak, beklemek, denetlemek, incelemek, ilgilenmek, iple çekmek, irdelemek, karıştırmak, kaşınmak, kurcalamak, özlemek, taramak, yoklamak dey. ... kazan ben/o kepçe, açık kapı aramak, altını üstüne getirmek, arama tarama yapmak/yapmak, aramak sormak/taramak, arayıp taramak, bela/belasını aramak, bucak bucak aramak, ceplerini karıştırmak, çingene evinde/çadırında musandıra aramak, dünya kazan ben kepçe, düşecek yer aramak, elek elek aramak, fellik fellik aramak, fenerle/mumla aramak, fıldır fıldır aramak, gönül gezdirmek/dolaştırmak, izi sürmek, kontrol etmek, köşe kapmaca oynamak, mumla aramak, nabzını yoklamak, sondaj yapmak, taşı başa başı taşa vurmak, yol aramak karş. bulmak ? araştırmak, incelemek, kontrol etmek, kurcalamak
aranan s. makbul, popüler, rağbetli, sataşkan
aranılmak f. beğenilmek
aranjman i. beste
aranma i. değerlenme, revaç
aranmak f. aramak, araştırılmak, bakınmak, bakmak, bulaşmak, deli etmek, gezinmek, karaborsaya düşmek, kaşınmak, kızdırmak, özlenmek, para etmek, sataşmak, sinirlendirmek, sürtünmek, yoklanmak dey. arzu edilmek, bela aramak, elek elek aramak, hasret duyulmak, lüzumluluğunu hissetmek
aranmayan s. rağbetsiz
arap s. fellah, siyahi, zenci
arapsaçı i. kördüğüm, muamma, problem, püsür, sorun, zorluk
arası z. sularında, takriben
arasında z. orta
arasıra z. az, bazan, fasılayla dey. kimi vakit, kimi zaman, zaman zaman karş. arasız, ara vermeden, her zaman, sürekli olarak, zaman zaman
arasız z. aralıksız, ardışık, bilâfasıla, boyuna, ciddi, daima, devamlı, durmadan, fasılasız, her zaman kesiksiz, sürekli, sürgit karş. aralı, aralıklı, zaman zaman
araştırıcı i. araştırmacı
araştırılmak f. aranmak
araştırıp bulma tedarik
araştırma i. anket, başvuru, deneme, etüt, inceleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, sorgulama, soruşturma, tahkik, tahkikat, takibat, tetkik
araştırma yapmak deşelemek, incelemek, mütalaa etmek, okumak, soruşturmak, tetkik etmek
araştırmacı i. araştırıcı, araştırmacı, bilgin, bilim adamı, incelemeci, soruşturmacı
araştırmak f. aramak, bakmak, denetlemek, deşelemek, didiklemek,ele almak, incelemek, irdelemek, izlemek, karıştırmak, kovuşturmak, kurcalamak, muayene etmek, mütalaa etmek, okumak, sondaj yapmak, sorma, soruşturmak, takip etmek, teftiş etmek, yoklamak dey. ağzını aramak, alıcı gözü ile bakmak, aramak taramak, araştırma yapmak, cıcığını çıkarmak, çalı dibi taşlamak, derinlemesine araştırmak, didik didik etmek, eksik gediğini yoklamak, el koymak, evirip çevirmek, fellik fellik aramak, fıldır fıldır bakmak, gözden geçirmek, haddeden geçirmek, iler tutar yerini bırakmamak, ince eleyip sık dokumak, inceleme yapmak, iskandil etmek, kafa gezdirmek, mihenge vurmak, mumla aramak, nabız yoklamak, ölçüp biçmek, sık dokumak, sondaj yapmak, sorup soruşturmak, tahkik etmek, tartmak, tetkik etmek, üzerinde durmak ? analiz etmek, aramak, incelemek
aratmak f. bastırmak, rahmet okumak
ara vermek f. eksik etmek, fasıla vermek, sektirmek ? devam etmemek, devamlı
araz i. belirtiler, bulgular, cevher, delil, emareler, kanıt, semptomlar, sendromlar, tanıt, tezahür
arazi i. alan, arsa, çevre, kara, kıta, mahal, memleket, meydan, ova, saha, tarla, toprak, ülke, yer, yurt
arazlı s. belirtili
arbede i. ayaklanma, boğuşma, cenk, cihat, çarpışma, çatışma, çekişme, dalaş, gaza, gırtlaklaşma, harp, hırgür, kavga, muharebe, mücadele, patırtı, yumruklaşma
arbede etmek f. dövüşmek
arda kalan s. artık
ardı sıra z. ardınca, ardından
ardıl s. arka, halef
ardınca z. akabinde, ardından, ardı sıra, arkası sıra, müteakiben, izleyerek, peşinden de. sırtı sıra karş. başında, bidayette, önünde
ardında gelen s. müteakip
ardından z. akabinde, ardı sıra, ardınca, arka arkaya, bilahare, daha sonra, hemen ardından, müteakiben, peş peşe, sonra, sonradan, sonraki dey. ardı sıra, arka arkaya, daha sonra, hemen ardından, peş peşe
ardından gitmek f. takip etmek
ardışık s. aralıksız, arasız, ara vermeden, boyuna, daim, daima, devamlı, durmadan, durmaksızın, fasılasız, kesiksiz, kesintisiz, mütemadiyen, sürekli, sürgit dey. ara vermeden
ardiye i. ambar, antrepo, depo, dok, emanetçi
arena i. alan, meydan, ova, saha, stat
argın s. ambale, mecalsiz, yorgun
arı s. arık, arınmış, berrak, damıtık, duru, halis, has, hilesiz, katıksız, katışıksız, katkısız, masum, öz, pak, sade, sağ, saf, safi, salt, som, temiz, yalın dey. elmas gibi, halis muhlis, su katılmadık karş. karışık, karışım, karma, katışık, kirli, melez, pis ? öz, özet, temiz, temizlemek
arık s. arı, ark, halis, has, hilesiz, iskelet gibi, kadavra gibi, katıksız, kuru, öz, sıska, süzgün, yalınç, zayıf
arıklık i. cılızlık
arılamak f. paklamak, temizlemek
arılaşmak f. arınmak, berraklaşmak, özleşmek
arılık i. bekâret, katışıksızlık, saflık, temizlik karş. katışıklık, pislik
arındırıcı s. arıtıcı
arınmak f. arılaşmak, durulaşmak, kopmak, özleşmek, saflaşmak, taharetlenmek, temizlenmek, yalınlaşmak, yıkanmak dey. imbikten geçmek karş. yozlaşmak
arınmış s. arı, azade, saf
arınmışlık i. paklık
arıtıcı1 s. arındırıcı, ayaklayıcı, deterjan, saflaştırıcı, temizleyici karş. yozlaştırıcı
arıtıcı2 i. imbik
arıtılmış s. damıtık, rafine
arıtım i. rafinaj, tasfiye
arıtım evi i. rafineri
arıtma i. ıslahat
arıtma i. rafinaj, tasfiye
arıtmak f. ayıklamak, durulamak, paklamak, sızdırmak, tasfiye etmek, temizlemek
arız olma i. arızi
arıza i. aksa, aksaklık, aksama, bozma, bozukluk, bozulma, çaparız, defo, eksik, eksiklik, engebe, falso, gedik, halel, hata, illet, kir, kötülük, kusur, leke, noksan, noksanlık, özür, pürüz, sakatlık, inişli çıkışlılık, sarplık, tümsek karş. kusursuzluk
arızalanma i. çökme
arızalanmak f. aksamak
arızalı s. aksamalı, bozuk, çaparızlı, dalgalı, engebeli, kusurlu, suçlu karş. aksamasız, çaparızsız, düz, sağlam
arızi s. arız olma, edinsel, dıştan gelme, eğreti, geçeğen, geçici, gelip geçici, mevsimlik, sonradan olma, süreli, zail dey. arız olma, dıştan gelme, gelip geçici, sonradan olma karş. asal, cevheri, daimi, doğuştan, durağan, kalıcı, temelli, tözsel, yaradılıştan
ari s. anlamsız, hâli, gayrimeskun, manasız karş. manalı, meskun
arif s. akil, akıllı, anlaklı, anlayışlı, basiretli, bilgili, düşünceli, ferasetli, izanlı, kafalı, makul, mantıklı, müdrik, sağduyulu, sağgörülü, varışlı, zeki, zeyrek dey. aklı başında, aklı ermiş, aklıselim sahibi karş. delişmen
arife i. başlangıç, öngün karş. ertesi gün
arifeden z. önce
aristokrasi i. aristokratlar, asılzadeler, kişizadeler, soylular, soylu, erki, zadegan karş. proleterya, avam, demokrasi
aristokrat s. asil, asilzade, kerim, kişizade, kont, necip, soylu, şecereli karş. avam
aristokratlar i. aristokrasi
aristokratlık i. asalet
aritmetik i. hesap
ariyet i. ödünç, ödünçleme
ark i. akımlık, arık, boğum, çökek, çökük, çöküntü, çukur, düşüklük, girinti, hark, havuz, hendek, kak, kanal, nehir, obruk, oluk, siper, su yolu, şarampol, tümsek, uçurum, yalak, yalıyar, yar, yatak
arka i. amca, ardıl, art, destekleyici, eğin, esirgeyen, geri, halef, hami, iltimasçı, kayırıcı, kıç, kıçı, kollayan, koruyucu, mabat, müdafi, peş, sırt, son, torpil, velinimet, vücut, yardımcı karş. baş, başlangıç, bidayet, burun, ön, önyüz, peş, yüzyüze olarak, hasım, ön ? kıç
arka arkaya z. ardından, devamlı, kesiksiz, mütemadiyen
arka çıkan s. destekleyen
arka fon i. fon
arkadan z. müteakiben
arkadaş i. ahbap, ahretlik, aşina, ayaktaş, bildik, biliş, dadaş, dert ortağı, dost, duygudaş, emektaş, gönüldeş, işdaş, hemdem, hemdert, hemhal, hempa, hemşeri, kafadar, kanka, kardeşlik, koldaş, komşu, mahrem, meslektaş, müttefik, nedim, nedime, omuzdaş, refik, sağdıç, sırdaş, tanıdık, tanış, yakın, yar, yaren, yoldaş, zamkinos dey. ahbap çavuşlar, ahret kardeşi, can dostu, can yoldaşı, candan dost, çifte kumrular, dert ortağı, Edi ile Büdü Şakire dudu, eski göz ağrısı, eş dost, kafa dengi, kapı yoldaşı karş. düşman, teklifli, yabancı ? dost, sevgili, teklifsiz, vefalı, yardımcı
arkadaşça z. dostça, içtenlikle, ilgiyle, kardeşçe, sevecenlikle, sevgiyle, yakınlık göstererek karş. düşmanca
arkadaşlık i. beraberlik, ülfet
arkadaşlık etmek f. flört etmek dey. düşüp kalkmak, yarenlik etmek
arkalama i. destek, himaye
arkalamak f. desteklemek, himaye etmek, himmet etmek, hizmet etmek, kollamak, korumak, yardım etmek, zahir olmak
arkalanmak f. himaye edilmek, korunmak, sığınmak, sırt verilmek, sırtını dayamak karş. ayağı kaydırılmak, kötülenmek, kucaklanmak, zemedilmek
arkası kesilmeden s. devamlı, kesiksiz, mütemadiyen
arkası kuvvetli s. arkası pek
arkası pek s. arkası kuvvetli, iltimaslı karş. arkası zayıf, kimsesiz, tek başına
arkası sıra s. ardınca
arkasından z. müteakiben, sonra, sonradan
arkaya bırakma s. tehir
arlanma i. hayâ, hicap, mahcubiyet, utanç, yüz
arlanmak f. ar etmek, erimek, sıkılmak, utanmak dey. başını öne eğmek, çekinmek, ezilip büzülmek, hâyâ etmek, hicap etmek, mahcup olmak, utanç duymak, yer yarılsa içine gireceği gelmek, yüzü kızarmak, yüzüne bakamamak, yüzü olmamak
arlanmaz s. akıllanmaz, arsız, densiz, dinsiz, düzelmez, hayasız, kepaze, küstah, perdesiz, pişkin, sıkılmaz, sıyrık, soysuz, terbiyesiz, uslanmaz, utanmaz, yırtık dey. surat değil mahkeme duvarı, yüz surat hak getire karş. edepli
arma i. amblem, alamet, alameti farika, belgi, belirti, belirtke, im, işaret, marka, nişan, ongun, remiz, rumuz, sembol, simge, tura
armağan i. ağırlık, andaç, anmalık, askı, bağış, başlık, başmaklık, hatıra, hatıralık, hediye, hibe, ihsan, madalya, mükafat, peşkeş, sungu, takdime, takı, takıntı, yadigar dey. diş kirası, yüz görümlüğü ? andaç, bağış
armağan etme i. ithaf, takdim
armağan etmek f. bahşetmek, vermek
armoni i. ahenk, bağdaşım, çekidüzen, harmoni, insicam, kararlılık, manzume, uyum
arpacık i. çıban, sivilce, yara
arpacılık i. dalavere
arpalık i. gelir
arsa i. alan, arazi, emlak, meydan, saha
arsenik i. zırnık
arsız s. açgözlü, alınlı, arlanmaz, çingene, densiz, edepsiz, hayasız, kaltaban, kepaze, küstah, laubali, onursuz, perdesiz, pişkin, namussuz, saygısız, sıkılmaz, sırnaşık, sıyrık, şerefsiz, terbiyesiz, utanmaz, yalaka, yılışık, yırtık, yüzsüz dey. alın derisi davul derisi gibi, ar damarı çatlamış, ar namus tertemiz, çingene pilici, dayak düşmanı, ekmeği dizinde, elifi yüzünde ekmeği dizinde, kapıdan kovulsa/savulsa/kovsan bacadan girer/düşer, kendine süpürge sopası davet eden, Medine dilencisi, perdesi sıyrık, perdesi yırtık, suratı kasap süngeriyle silinmiş, yüz surat davul derisi, yüz surat hak getire, yüz surat mahkeme duvarı, yüzü kasap süngeriyle silinmiş, yüzü mahkeme duvarı, yüzü pek, yüzüne tükürsen yağmur yağıyor der! karş. ağırbaşlı, utangaç ? alçak, cıvık, dalkavuk, görgüsüz, küstah, şımarık, sırnaşık, terbiyesiz, yüzsüz
arsız çocuk i. piç
arsızca z. yüzsüzce
arsızlanmak f. şımarmak
arsızlık etmek f. şımarmak dey. damar çatlamak, gördüğünden göz kirası istemek, pis pis gülmek, pis pis sırıtmak, pişkinliğe vurmak, su koyuvermek, sululuk etmek, tadını kaçırmak, yalaka olmak
arş i. gök, gökyüzü, sonsuzluk, uzay
arşidük i. prens, şehzade, veliaht
arşidüşes f. veliaht, şehzade
arşınlamak i. yürümek
arşiv i. ambar, belge
art i. arka, kıç, peş, sırt
art arta z. devamlı, kesiksiz, mütemadiyen
arta kalan z. bakiye, kalan
artağan s. bereketli, bitek, cömert, fazlalaşan, kârlı, randımanlı
artan s. artık, bakiye, çöp, fazlalaşan, fazlası, kalan, kalıntı
artezyen i. ayazma, çeşme, çırçır, göz, göze, ılıca, içme, kaplıca, kaynaç, kaynarca, kısıklı, kuyu, memba, pınar
artı i. müspet, olumlu, pozitif, zait
artık s. arda kalan, artan, bakiye, bol, böylelikle, çok, çöp, daha, dolgun, fazlası, fazlasıyla, gayrı, gelecekte, gür, ileride, kalan, kalıntı, posa, sürü sürü, şimdi, üstü, ziyade dey. bundan böyle, bundan sonra karş. eksik ? sonra
artım i. fazlalaşma
artımlı s. bereketli, bitek, cömert, doğurgan, fazlalaşan, kârlı, randımanlı, semereli, verimli
artıran s. zait
artırım i. artırma, biriktirme, iktisat, tasarruf, tutum karş. israf, müsriflik, savurganlık
artırma i. artırım, biriktirim, biriktirme, ekonomi, hesaplılık, idare, müzayede, tasarruf, tutumluluk karş. savurganlık, eksiltme, ihale
artırmak f. biriktirmek, büyütmek, çoğaltmak, ekonomi yapmak, fazlalaştırmak, idare etmek, iktisat etmek/yapmak), kısınmak, tasarruf etmek/yapmak), tutum yapmak, üretmek, zam etmek, ziyadeleştirmek dey. derde dert katmak, gırtlağından kesmek, kemeri/kemerleri sıkmak, küpünü doldurmak, masrafı kısmak, üstüne/üzerine tuz biber ekmek, yol vermek, zam etmek karş. israf etmek, tüketmek ? derlemek, toplamak
artış i. fazlalaşma, nema
artist i. hünerli, oyuncu, maharetli, mahir, sanatçı, sanatkar, üstat, oyuncu, yaratıcı, yetenekli, yıldız karş. yeteneksiz
artistik s. estetik, sanatça, sanatlı, sanatlıca karş. sanatsız
artma i. birikim, fazlalaşma, nema
artmak f. bollanmak, bollaşmak, çıkmak, çoğalmak, fazlalaşmak, kesif olmak, nemalanmak, pekişmek, şiddetlenmek, uzaklaştırmak, üremek, yoğunlaşmak karş. azalmak, hafiflemek, tükenmek ? büyümek
artmış s. yoğun
artsız s. aralıksız devamlı, aralıksız kesiksiz
arya i. şarkı, türkü
arz1 i. anlatma, arzetme, bildirme, en, enlem, genişlik, sunma, sunu, sunuş, takdim karş. saklama, boy bildirmeme, talep, istem
arz2 i. dünya, evren, küre, yeryüzü
arz etmek f. bildirmek, vermek
arzetme i. arz
arzu i. beklenti, bir, dilek, dileme, eğilim, emel, gaye, gayret, gıpta, hacet, hasret, hedef, heves, içtepi, ihtiras, imrenme, iptila, irade, istek, istem, isteme, istirham, iştah, itibar, kapris, koşmak, kösnü, libido, merak, meyil, murat, nefis, özenti, özlem, rağbet, rica, sebat, sevgi, şehvet, şevk, talep, temenni, tiryakilik, tutku, umut, ümit ? azim, dilek, düşkünlük, gaye, hırs, istek, özlem, taraftarlık
arzu etmek f. temenni etmek
arzuhal i. dilek, dilekçe
arzuhalci i. katip, yazman
arzulamak f. gıpta etmek, istemek, susamak, talip olmak dey. can atmak, canı çekmek, canı istemek, damarları şaha kalkmak, derdiyle yanıp tutuşmak, dört gözle beklemek, fena/kötü gözle bakmak, gıpta etmek, gönlü kalmak, gönlü çekmek, göz dikmek/koymak, göz içine bakmak, gözle/gözleriyle/gözüyle yemek, gözü ardında, gönül isteği, hevesi içinde/kursağında kalmak, hevesi olmak, hevesini almak, içi çekmek, içi gitmek, içinden gelmek, isteğe kapılmak, istek duymak, merak salmak, öyle gelmek, şevk kaynağı, şevke gelmek, temenni etmek, yanıp tutuşmak
arzulu s. gönüllü, hevesli, istekli, razı
arzusuz s. gönülsüz, isteksiz
arzuyla z. bilerek, isteyerek, memnuniyetle
asa i. çubuk, sırık
asabı bozulmak f. deli olmak
asabi s. alıngan, celalli, çatık, çekingen, darılgan, geçimsiz, hassas, haşin, heyecanlı, hiddetli, hırçın, hırslı, hoşgörüsüz, huysuz, kavgacı, kırıcı, kızgın, kızmış, korkak, mızıkçı, sert, sinirli, suratlı, tabiatsız, titiz, ürkek dey. babası üstünde ? huysuz, kuruntu, kuruntulu
asabileşme i. hiddet, kızma, sinir
asabileşmek f. alevlenmek, babalanmak, barut gibi olmak, bozulmak, celallenmek, cinlenmek, deli olmak, hırslanmak, hiddetlenmek, ifrit kesilmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, parlamak, patlamak, sinirlenmek, tersinmek, terslenmek, titizlenmek, uyuz olmak dey. asabı/asaleti bozulmak, babası/babaları üstünde olmak, komaya girmek, sinir harbi yapmak, tepesinin tası atmak, uyuz olmak karş. sakinleşmek
asabilik i. hiddet, sinir
asabiyet i. duygusallık, düşkünlük, feveran, fikri sabit, galeyan, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, infial, isteri, kızma, kızgınlık, köpürme, kudurma, öfkelenme, parlama, sinirlenme, sinirlilik karş. sakinlik, yatışma
asal s. baş, birinci, esas, kök
asalak i. ahtapot, anaforcu, avantacı, bedavacı, beleşçi, cabacı, dalkavuk, otlakçı, parazit, sığıntı, şakşakçı, tufeyli ? bedavacı, uşak
asalet i. aksoy, aristokratlık, asillik, incelik, kerem, kibarlık, soyluluk, zarafet karş. adilik, bayağılık, tözünlük, soysuzluk
asaleten z. atanarak, atanmayla, temelli, bizzat, şahsen karş. vekaleten
asayiş i. ahenk, armoni, ayar, bağdaşım, disiplin, düzenlilik, emniyet, huzur, manzume, nizam, sıra, unluk, uyum, uyuşma karş. anarşi, düzensizlik, kargaşa, güvensizlik
ases i. kullukçu, zabıta, zaptiye
asfalt i. kara yolu, yol
asgari s. en aşağı, en az, en azından, en düşük, en küçük, ferah ferah, hiç olmazsa, minimum karş. azami, en çok, en büyük, en fazladan, maksimum ? az
ası i. istifade, menfaat
asık s. çatık, somurtkan karş. güleç
asıl i. ana, aslı, baş, başlıca, birinci, çıkış, doğru, esas, gerçek, hakikat, hakiki, hamur, içyüz, kaynak, kök, köken, mahreç, menşe, nesep, orijinal, öz, özgün, sahi, sahici, soy, temel, töz, unsur karş. kopya, örnek
asılı s. düşey, muallak, serili
asılmak f. çatmak, çekiştirmek, idam olmak, istirhamda bulunmak, rica etmek, sallanmak, sarkmak, serilmek, sırnaşmak, takılmak, tutunmak, yapışmak, askıntı olmak, diretmek, ısrar etmek, musallat olmak, sarkıntı olmak, sarkınmak, taciz etmek, tebelleş olmak, üstelemek, yalvarmak dey. idam edilmek, ipe gelmek, karga taşlamak
asılmış s. muallak, serili
asılsız s. batıl, boş, çürük, dayanaksız, dipsiz, düzmece, esassız, hurafe, köksüz, mesnetsiz, sahte, temelsiz, uydurma, uyduruk, yalan, yanlış, yapmacık, yapmacıklı, zahiri dey. aslı astarı yok, gerçek dışı, gerçeğe aykırı, hakikat dışı, işimiz boru, kurt masalı, kuru iftira, tilki masalı ? inanılmaz, yalan
asır i. çağ, devir, dönem, zaman
asi s. anarşist, bozguncu, bölücü, çeteci, fermanlı, geçimsiz, hırçın, ihtilalci, isyancı, isyankâr, itaatsız, kavgacı, kırıcı, kışkırtıcı, komplocu, kundakçı, nifakçı, oyunbozan, serkeş, sert, suikastçı, tedhişçi dey. baş kaldırıcı, başına buyruk, cehennem kütüğü, ferman dinlemeyen, kafa tutucu, şart şurt tanımayan karş. muti, uysal ? serseri
asil s. aksoy, aristokrat, cins, değerli, doğuşlu, esas, esi, gerçek, kerim, kişizade, kont, necip, soy, soydan, soylu, tözün, yüce duygulu dey. devlet düşkünü, temiz yürekli karş. adi, adi his, aşağılık duygulu, soysuz, vekil
asilik i. tedhişçilik
asillik i. asalet, soyluluk
asilzade i. aristokrat, kerim, kont, necip, soylu, şecereli
asilzadeler i. aristokrasi
asilzadelik i. soyluluk
asimetrik s. simetrisiz
asistan i. hoca, muallim, muavin, öğretmen, yamak, yardımcı
asker i. assubay, cengaver, çeri, er, erat, erbaş, gedikli, Mehmetçik, muharip, nefer, savaşçı, subay, zabit karş. başıbozuk, sivil ? çeteci, komutan
askeri inzibat devriye, jandarma, zabıta
askeri i. zaptiye
askı i. andaç, armağan, peşkeş
askıntı s. sırnaşık, sıvışık, yapışkan, yılışık
askıntı olmak f. asılmak
asla i. aman, dünyada, ebediyen, hâşâ, hayır, hiç, hiçbir vakit, imkansız, kat’a, kat’an, katiyen, kesinlikle, olmaz, ölsem, sakın, zinhar dey. Allah söylese, asla ve kat’a, babam mezardan kalksa, balık kavağa çıkınca, bir türlü, çıkmaz ayın son çarşambasında, dünya bir araya gelse, dünya yıkılsa, geyikler kırkımında, hiçbir şekilde, hiçbir vakit, hiçbir zaman, iki dünya bir araya gelse, imkanı yok, kıyamet kopsa, mümkün değil, ne münasebet, taş çatlasa, yer yerinden oynasa, yerle gök bir araya gelse karş. daima, elbet, elbette, her zaman, muhakkak, mutlaka, olası ? avcunu yala, hayır, imkansız, kesin
aslan s. alp, babayiğit, bahadır, koç, koçyiğit, mert, yiğit
aslan yürekli babayiğit, serdengeçti
aslanım ü. canım!
aslı i. asıl, doğrusu, içyüz, kök
aslı olmayan s. uyduruk
aslık s. iktidarsız, kısır
aslına uygun s. hakiki
aslında z. esasen, gerçi, ise de, vakaa, yani, zaten
asli s. ana, başlıca, özgün, temel
asma s. düşey
asmak f. bırakmak, ertelemek, idam etmek, iliştirmek, öldürmek, raptetmek, sallandırmak, sarkıtmak, savsaklamak, sekmek, sermek, takmak, tutturmak, vidalamak
asmakat i. balkon
asri s. devrimci, ilerici, modern, nev, reformcu, yeni
asrımızda z. günümüzde
assolist i. şarkıcı
assubay i. asker, subay
ast i. alt
astarlık i. bez
astragan i. deri
asude i. sütliman
asudelik i. sessizlik
aş i. aşlık, azık, besin, çerez, çorba, ekmek, erzak, et, hububat, gıda, kahvaltılık, karavana, katık, kayıntı, kumanya, lokma, mama, meze, meyva, nevale, ordövr, rızk, sebze, sebzevat, soğukluk, taam, tabldot, tahıl, un, yem, yemek, yemiş, yeygi, yiyecek, yiyinti, yolluk, zahire, zerzevat ? aşevi, börek, çörek, ekmek, makarna, öğün, pekmez, pelte, şekerleme, tatlı, yedirmek, yemek
aşağı s. adi, alçak, alt, az, basık, bayağı, çok, engin, dip, fos, hakir, hasis, hor, ıskarta, kıymetsiz, kötü, niteliksiz, öte, pest, seviyesiz, son, süfli, tapon karş. baş taraf, başlangıç, çok, eli açık, fazla, iyi, seçkin, üst, yukarı, yüksek ? çukur
aşağılama i. alay, azarlama, çıkışma, hakaret, paylama, tahkir, zılgıt
aşağılamak f. azarlamak, bağırmak, horlamak, karambol, küçüklemek, paylamak, terslemek dey. ağır dil kullanmak, bağırıp çağırmak, beş paralık etmek, çamura bulamak, çenesine tükürmek, dalga geçmek, değerini düşürmek, el ayak öptürmek, eşeğe/ters bindirmek, haddini bildirmek, hakaret etmek, iki paralık etmek, itip kakmak, kafasına çalmak, yetişemediği ciğere pis demek, onuruyla oynamak, rezil etmek, rezil rüsva etmek, tenezzül etmek, terbiyesini vermek, verip veriştirmek, veryansın etmek, yerden yere vurmak, yüksekten/tepeden bakmak, zılgıtı vermek karş. gururlanmak, yüceltmek
aşağılanmak f. aşağısanmak, azarlanmak, bayağılaşmak, hafifsenmek, hakarete uğramak, horlanmak, küçümsenmek, paylanmak, sırnaşmak, terslenmek, yerilmek dey. adı bozulmak/kirlenmek, elâlemin maskarası olmak, itibarını kaybetmek, alemin maskarası olmak karş. övülmek
aşağılatmak f. azalttırmak, indirmek, tahkir etmek
aşağılık1 s. alçaklık, bayağılık, rezillik, zillet, zül dey. adam bozuntusu, anasının ipliğini satan, ayak takımı, bir paralık, ciğeri beş/bir para etmez, eline su bile dökemez, ipliği pazara çıkmış, it kırıntısı, mayası bozuk karş. üstünlük, yücelik, değerlilik
aşağılık2 adilik, ayaktakımı, basit, bayağı, bozguncu, cibilliyetsiz, hain, haysiyetsiz, hor, ıskarta, kişiliksiz, kötü, onursuz, pespaye, rezil, seciyesiz, sefih, seviyesiz, şerefsiz, yoz
aşağısama i. hakaret, itibar etmemek, saymazlık
aşağısamak f. azarlamak, dışlamak, fütur etmemek, hafifsemek, hor görmek, istifini bozmamak, küçümsemek, mühimsememek, önemsememek, rağbet etmemek, saymamak, tınmamak, umursamamak
aşağısanmak f. aşağılanmak
aşağıya almak düşürmek
aşama i. basamak, başlangıç, derece, düzey, evre, giriş, had, kademe, merhale, mertebe, paye, perese, radde, rütbe, safha, seviye
aşama i. adım, gömlek, kerte (kerti), kırat, kıvam, sıra dey. kademe kademe ? dönem, süreç
aşama sırası i. hiyerarşi
aşar i. vergi
aşayiş i. insicam
aşçı1 i. ahçı, ahçıbaşı, aşçıbaşı, aşçı yamağı, şef
aşçı2 i. aşevi, lokanta
aşçıbaşı i. aşçı
aşermek f. imrenmek, iştahlanmak
aşevi i. aşçı, aşhane, börekçi, büfe, büvet, çorbacı, kafeterya, kantin, kebapçı, kelleci, kokoreççi, köfteci, lokanta, muhallebici, mutfak, pastacı, pastahane, pideci, restoran, sandviççi, tabldot,tavukçu, yemekhane ? aş, gazino, öğün, yemek
aşhane f. aşevi, restoran
aşı i. güvence, sigorta
aşık s. aşıklı, bağlanmış, baygın, düşkün, flört, gönüllü, hayran, karasevdalı, maşuk, mecnun, meftun, muhabbetli, oynaş, ozan, perestişkar, sevdalı, sevgili, şıpsevdi, tutkun, vurgun, yangın, yanık, yazar dey. abası yanık, abayı yakmış, Arzu ile Kamber, aygın baygın, başı dumanlı, çifte kumrular, gönül vermiş ? aşık olmak, beğenmek, flört etmek, sevgili
aşık etmek f. bayıltmak, hayran etmek
aşık olmak f. baygınlaşmak, büyülenmek, çarpılmak, düşmek, kapılmak, meftun olmak, sevdalanmak, sevmek, tutulmak, vurulmak dey. abayı yakmak, aşka düşmek, aşna fişne olmak, başında muhabbet yelleri esmek, deli bayrağı açmak/çekmek, deli divane olmak, deli gibi sevmek, flört etmek, gönlü akmak/çelinmek/kaymak/takılmak, gönlünü kapmak/kaptırmak, gönlünün düzenini bozmak, gönlü takılmak, gönül bağlamak/kaptırmak/ vermek, kara sevdaya tutulmak, kendini kaptırmak, kur yapmak, meftun olmak, sevdaya tutulmak, yanıp tutuşmak dey. abayı yakmak, deli bayrağı açmak, gönlü akmak/çelinmek, gönül vermek, itibar etmek, mest olmak, rağbet etmek, saygı duymak, takdir etmek, vurgun olmak ? aşık, beğenmek, flört etmek, hayran etmek, sevgi, sevgili
aşıklı s. aşık, düşkün
aşıktaş s. flört, maşuk, metres, oynaş, sevgili
aşıktaşlık etmek f. flört etmek
aşılamak f. aşlamak, azmettirmek, benimsetmek, bulaştırmak, döllemek, heyecanlandırmak, ılındırmak, isteklendirmek, ışık tutmak, işlemek, karıştırmak, korumak, nakşolmak, nasihat vermek, öğüt vermek, öğütlemek, özendirmek, tahrik etmek, tavsiye etmek, telkin etmek, teşvik etmek dey. bağışıklık kazandırmak, beynini yıkamak, kafasına girmek, sirayet etmek, telkin etmek ? öğretmek
aşılanmış olma i. bağışıklık
aşındırmak f. çürütmek, eğelemek, eritmek, kazımak, kemirmek, paslandırmak, yıprandırmak, yıpratmak dey. laçka olmak, üstünden geçmek
aşınım i. aşınma
aşınma i. aşınım, aşıntı, bilenme, erime, eskime, erozyon, hırpalanma, kazınma, tahrip olma, tahriş olma, yıpranma, zedelenme karş. onarım
aşınmak f. bozulmak, çatlamak, düzleşmek, eskimek, incelmek, karıncalanmak, kırılmak, kötüleşmek, lime lime olmak, örselenmek, saçaklanmak, yıpranmak, zedelenmek karş. yenilenmek
aşınmış s. eskimiş, geçmiş, harap, kopuk, köhne, kullanılmış, lime lime, partal
aşıntı i. aşınma
aşıremento i. dalavere
aşırı s. acayip, akut, azgın, benzersiz, ciddi, çabuk ilerleyen, çok fazla, doğaüstü, eksantrik, fahiş, fanatik, fazla, fevkalade, garip, gergin, had, haddinden fazla, harikulade, ifrat, inanılmaz, insanüstü, iveğen, keskin, kıpkızıl, kıyak, militan, mucizevi, olağanüstü, ölçüsüz, radikal, reaksiyoner, sivri, softa, şiddetli, şoven, tarikatçı, taşkın, ültra, yaman, yeğin, yüksek, zorlu karş. az, berbat, çok az, haddinden az, hafif, kötü, normal, ölçülü ? aşırı değil, aşırılık, faal, ifrata kaçmak, müsamahasız, yobaz
aşırı değil s. dengeli, ılımlı, insaflı, itidalli, makul, muvazeneli, müsamahakar, mutedil ? aşırı, aşırılık, militan, müsamahasız, yobaz
aşırılık i. abartı, aşkınlık, fanatiklik, had derece, ifrat, öylesine, sapaklık, şiddet, saplantı, taşkınlık, uzatmak karş. ılım, itidal, ölçülülük ? hırs
aşırılmak f. çalınmak, yürütülmek
aşırılmış s. çalıntı
aşırma i. gaspetme
aşırmak f. aktarmak, anaforlamak, aparmak, araklamak, çalmak, çarpmak, dolandırmak, gaspetmek, götürmek, hırsızlamak, iletmek, iyi etmek, nakletmek, soymak, yağmalamak, yürütmek dey. gelberi etmek, kalk gidelim yapmak
aşırmasyon i. dalavere
aşırttırmak f. çaldırmak
aşifte s. ahlaksız, fahişe, iffetsiz
aşiftelik i. fuhuş
aşikar s. açık, apaçık, ayan, aydınlık, bariz, belli, besbelli, duru, fasih, mahsus, meydanda, net, ortada,peyda, sarih, saydam, seçik, vazıh dey. açık açık, açıktan açığa, adı üstünde, adı adıyla, ayan beyan, dobra dobra, göz göre göre, olduğu gibi karş. müphem, belirsiz
aşikare z. ayan beyan, belli ederek, saklamadan, vazıh olarak karş. gizlice, saklayarak
aşina i. ahbap, arkadaş, bildik, dost, komşu, tanıdık
aşina olma i. alışma
aşinalık i. alışkanlık, ülfet
aşiret, boy, budun, halk, kabile, kavim, oba, oymak, sosyete, soy, uruk
aşk i. duygu, düşkünlük, eğilim, hayranlık, karasevda, meftuniyet, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevda, sevgi, sevi, tapınma, tapma, tutkunluk, vurgunluk, zaaf dey. alev gömlek, ateşten gömlek, derin hayranlık, gizli sevda, gönül bağı/belası, göz sevdası, ilk göz ağrısı, kalp yarası, kara sevda ? nefret, sevecenlik, tutku
aşk olsun! ü. bravo!
aşketmek f. vurmak
aşkım ü. ruhum, sevdiceğim
aşkın s. aşmış, çok, çok yukarı, fazla, geçmiş, ilerde, ileri, ilerlemiş, öte, öteden, transandantal, tecavüz etmiş, üstün karş. aşağı, gerilemiş, geri kalmış
aşkınlık i. aşırılık
aşkolsun i. aferin, bravo, kutlarım,
aşlamak f. aşılamak
aşlık i. aş, besin, erzak, gıda, nevale, yiyecek
aşma i. firar, rekor
aşmak f. atlamak, bastırmak, başarmak, becermek, bitmek, geçmek, hoplamak, kaçmak, rahmet okumak, sıçramak, sıvışmak
aşmış s. aşkın, fazla, geçmiş, ileride
aşna fişna i. metres
aşure i. pelte
aşüfte i. fahişe
at i. aygır, beygir, binek, düldül, hayvan, kadana, katır, kısrak, küheylan, midilli, tay, zebra ? eşek
ata i. ağan, ağanlar, akraba, atalar, baba, babalar, büyükbabalar, cet, dedeler, ebeveyn, ecdat, geçmişleri, soy, soy sop, sülale ? baba, soy
atabek i. eğitici, lala
atabey i. eğitici, lala, öğretmen
atacılık i. miras
ataerkil i. patriarkal, pederşahi karş. anaerkil
ataerkillik i. patriarkat, pederşahilik karş. anaerki, anaerkillik, matrearkat
atak s. acar, atılgan, baskın, becerikli, canlı, cesaretli, coşkun, diri, enerjik, erkli, forslu, gayretli, girgin, güçlü, hamle, hareketli, hücum, ihtiyatsız, iktidarlı, işlek, kadir, kıpırdak, korkusuz, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, müteşebbis, nafiz, nüfuzlu, otorite, sahibi, otoriter, salahiyetli, saldırı, taarruz, takatli, tecavüz, yavuz, yeğin, yetkili, yılmaz, zağlı, zorlu dey. gözü pek/kara karş. pısırık
atak yapmak f. saldırmak
ataklık i. atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cesurluk, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, korkusuzluk, mertlik, metanet, moral, pek gözlülük, pervasızlık, yararlılık, yılmazlık, yiğitlik, yürek, yüreklilik dey. pek gözlülük karş. çekingenlik
atalar i. ata, cet, ecdat, şecere, usul
atalet i. çalışmazlık, değişmezlik, eylemsizlik, işlemezlik, işsizlik, meskenet, miskinlik, tembellik karş. ataklık
atamak f. görevlendirmek, işe almak, nasbetmek, ödevlemek, tayin etmek, vazifelendirmek dey. emrine vermek, görev vermek, göreve getirmek, iş başına getirmek, iş vermek, işe almak karş. kovmak
atanarak z. asaleten
atanmayla z. asaleten
atardamar i. damar
atasözü i. aforizma, darbımesel, maksim, öğüt, özdeyiş, söz, vecize
ataşlamak f. iliştirmek
ateist s. Allahsız, beynamaz, dinsiz, farmason, gavur, imansız, inançsız, inansız, kafir, kıblesiz, kitapsız, tanrısız, tanrıtanımaz, zındık karş. dindar, imanlı, inançlı, mümin, tanrıcı, teist
ateizm i. allahsızlık, tanrısızlık, tanrıtanımazlık karş. tanrıcılık, teizm
atelye i. işlik, stüdyo, yapımevi
ateş i. akkor, alaz, alev, ateşleme, cenge, coşkunluk, çakım, çakın, kıvılcım, kor, köz, nar, od (ot), şömine, şule, uçkun, yalabık, yalaza, yalım, yalın karş. soğuk ? ışık, lamba, yakmak
ateş pahasına s/z. masraflı
ateşe vermek f. ateşlemek
ateşkes i. barış, detant, mütareke, saldırmazlık, silah, bırakma, silahsızlanma, sulh, yumuşama karş. saldırı
ateşlemek f. alazlamak, ateşe vermek, alevlendirmek, fitillemek, harlatmak, kışkırtmak, patlatmak, tutuşturmak, yangın çıkarmak, yakmak dey. tetiğe basmak/ çekmek/dokunmak karş. uyuşuk
ateşlendirmek f. heyecanlandırmak, kamçılamak, kışkırtmak
ateşlenme i. duygusallık
ateşlenmek f. alevlenmek, celallenmek, cinlenmek, coşmak, deli olmak, hararetlenmek, hiddetlenmek, hislenmek, hummalanmak, kızışmak, kızmak, kudurmak, öfkelenmek, parlamak, sinirlenmek, şiddetlenmek, yanmak dey. aşka gelmek, ateşi yükselmek, harekete geçmek, ısısı artmak, şevke gelmek karş. ateşi düşmek, ısısı azalmak, harekete geçmek, küllenmek, sakinleşmek, sessizleşmek, soğumak
ateşli s. canlı, coşkun, delişmen, diri, hareketli, heyecanlı, kıpırdak, ruhlu, taşkın
ateşlik i. ocak, soba, tandır
ateşlilik i. hararet
atfetme i. iftira, izafe, lakırdı
atfetmek f. çevirmek, dikmek, hamletmek, isnat etmek, kulp takmak, mal etmek, lakırdı etmek, töhmetlendirmek, yakıştırmak, yormak, yöneltmek, yüklemek ? yorumlamak
atıcı i. atan, atmasyoncu, atmış, blöfçü, mavalcı, nişancı, silahşor, abartıcı, blöfçü, kaltaban, mübalağacı, palavracı, silahşör, şarlatan, tafracı, yalancı, yapmacıklı, uydurmasyoncu, uyduru, uydurukçu dey. attığını vuran, dili uzun karş. doğrucu, nişan alamayan, ıskacı, sahici, karavanacı
atıfet i. mükafat, sevap
atıl s. ağır canlı, ağır kanlı, avare, aylak, başı boş, battal, bezgin, bıkkın, cansız, etkisiz, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, hımbıl, içi geçmiş, ilgisiz, işlemez, işsiz, külkedisi, lapacı, mendebur, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, ruhsuz, savsak, serseri, silik, sümsük, sünepe, sürüncemede, tembel, tutuk, usanmış, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşengeç, yavaş dey. ağır canlı, ağır kanlı, başı boş, içi geçmişkarş. atik, çalışan, çalışır, hamarat, içi tez, işler
atılgan s. acar, aceleci, aktif, atak, baskın, becerikli, böke, canlı, cesur, coşkun, cüretkar, delişmen, dinamik, diri, enerjik, erkli, forslu, gayretli, girgin, girişken, güçlü, hamle yapan, hareketli, ihtiyatsız, iktidarlı, insancıl, kadir, kıpırdak, korkusuz, koşan, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, müteşebbis, nüfuzlu, otorite sahibi, sataşkan, otoriter, takatli, taşkın, tuvana, yavuz, yeğin, yetkili, yılmaz, zorlu dey. gözü pek/kara karş. çekingen, duran, korkak, pasif, sinik ? canlı, coşkun, coşkunluk, cesur, faal, girgin, gayretli
atılganlık i. ataklık, cesaret, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, temkinsizlik, yılmazlık, yürek, yüreklilik
atılım i. atılış, atılma, baskın, başlangıç, çıkış, gelişme, giriş, girişim, hamle, hücum, ilerleme, saldırı, taarruz karş. gerileme
atılış i. atılım, hamle, hücum, saldırı, tecavüz
atılmak atlamak, başlamak, çatmak, çıkarılmak, davranmak, fırlamak, girişmek, harekete geçmek, hoplamak, istila etmek, kalkışmak, koşmak, koyulmak, saldırmak, sarılmak, savrulmak, sıçramak, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutturmak, yumulmak dey. açığa alınmak/çıkarılmak, cüret etmek, çürüğe çıkmak, ekmekten almak, karaya düşmek, ok gibi (yerinden) fırlamak, söze atılmak, tehlikeye atılmak, yıldıza/göğe/kement atmak
atıp tutan mübalağacı
atış f. atım, atma, çarpma, fırlatış, salma, salış, savuruş, şaklatma, vurma, vuruş
atışma i. anlaşmazlık, boğuşma, cenk, çekişme, dalaş, dırdır, gırtlaklaşma, hırgür, kavga, maraza, muharebe, mücadele, münakaşa, polemik, tartışma, tepişme, yumruklaşma, zırıltı
atışmak f. birbirine girmek, birbirine zıt olmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çakışmak, çarpışmak, çatışmak, çekişmek, dalaşmak, dırlaşmak, didişmek, dövüşmek, hırlaşmak, kapışmak, karşı olmak, kavga etmek, kontra gitmek, münakaşa etmek, sürtüşmek, takışmak, tartışmak, tepişmek, ters davranmak, uğraşmak, zıt gitmek, yumruklaşmak, zıtlanmak, zıtlaşmak dey. birbirine girmek, karşı olmak, ters davranmak, zıt olmak karş. anlaşmak
atıştırmak f. çimlenmek, içmek, serpelemek, tıkınmak, yağmak, yemek, ziftlenmek, zıkkımlanmak dey. açlık bastırmak, boğazı köreltmek, kaşık atmak/çalmak, kayıntı geçmek/etmek/yapmak, safra sındırmak, safra/safrasını bastırmak
ati i. gelecek, ileri, ilerisi, istikbal, yarın karş. dün, geçmiş, gerisi, mazi
atik s. cambaz, canlı, çabuk, çevik, enerjik, hareketli, kıpırdak, kıvrak, lastik gibi, şahbaz, tetik, yüğrük dey. çakı gibi, kedi gibi karş. uyuşuk, hantal
atkı i. argaç, boyun atkısı, boyunluk, fular, eşarp, kaşkol, makrama, şal ? başörtüsü, boyun bağı, elbise, mendil
atlamak f. aldanmak, aşmak, atılmak, başarmak, binmek, fırlamak, geçmek, hata etmek, hoplamak, kanmak, kapılmak, sekmek, sıçramak, tepinmek, tuzağa düşmek, yanılmak, yarışmak, zıplamak dey. çiğneyip geçmek, daldan dala atlamak, gözden kaçırmak ? irkilmek, kımıldanmak
Atlantik i. okyanus, umman
atlatma i. aldatma, hıyanet, iflah, reha
atlatmak f. aldatmak, defetmek, ekmek, gaspetmek, geçirmek, geçiştirmek, geçmek, inandırmak, iyileşmek, kandırmak, kazıklamak, kurtulmak, oyalamak, reha bulmak, safra atmak, sağ kalmak, satmak, savmak, savsaklamak, savuşturmak, sıyrılmak, toparlanmak, yanılmak, yutturmak dey. baştan savmak, bin dereden su getirmek, fırtınayı ucuz atlatmak, kefeni yırtmak, maçayı kurtarmak, mandepsiye bağlamak, üstesinden gelmek, verilmiş sadakası olmak
atletik s. cambaz, çevik, kıvrak, lastik gibi, tetik
atletizm i. cimnastik
atlı s. binici, cokey, sipahi, süvari, şövalye karş. piyade, yaya
atlı araba i. payton
atma1 i. atış, şut
atma2 abartı, mübalağa dey. amma da yaptın ha!, ananın örekesi!, atma Recep din kardeşiyiz!, at martini Debreli Hasan, cart kaba kağıt!, daha neler!, Halep oradaysa arşın burada!, in aşağı!, kes bir yağlı olsun!, külahıma anlat!, öyle şey olur mu!, yavaş gel!, yediği naneye bak!, yok devenin başı!
atmak f. atfetmek, azletmek, bırakmak, çarpmak, çekmek, çıkarmak, defetmek, deflemek, devirmek, dövmek, ekmek, fırlatmak, geciktirmek, giymek, göndermek, hamletmek, ıraklaştırmak, içmek, itmek, katmak, koymak, kovmak, kullanmamak, nakletmek, neşretmek, savmak, savurmak, serpmek, sürmek, tepmek, uydurmak, vurmak, yağdırmak, yalan söylemek, yumurtlamak, yuvarlamak dey. açığa çıkarmak, aforoz etmek, balon uçurmak, bom atmak, cart curt etmek/ötmek, dışarıya vermek, dikine tıraş etmek, elden çıkarmak, esip savurmak/yağmak, fazla viraj almak, feda etmek, gam dağıtmak, gömlek değiştirmek, güm atmak, içki çekmek, ihraç etmek, ilave etmek, ilgisini kesmek, isabet ettirmek, işine son vermek, işten çıkarmak, kantin atmak, kapıyı göstermek, küllüm yutturmak, madik atmak, mangalda kül bırakmamak, mantar atmak, martaval atmak/okumak, masal okumak, maval okumak, mey içmek, mübalağa etmek, numara yapmak, pamuk gibi atmak, pencidü atmak, piyaz doğramak, silip atmak, söz söylemek, sürgün etmek, tehir etmek, tıraş etmek, ustura çalıştırmak, üstüne çekmek, üstüne ya da yakınına yağdırmak (kurşun, ok), yalan atmak/söylemek karş. alıkoymak, çekmek, çıkarmak, ihraç etmek, saklamak, yakınına almak, yakınlaştırmak, sevmek, çabuklaştırmak, ileri almak, üstünden almak, açmak, almak, içeriye almak, dahil etmek, tutmak ? azletmek, def etmek, dökmek, kovmak
atmasyoncu i. abartıcı, atıcı, blöf, palavracı, uydurmacı, uydurmasyoncu, yalancı dey. serçede ötme yok nara çok, tabancası dokuz patlatır, yüksekten atıcı
atmosfer i. gaz katmanı, gazyuvarı, gök, gökyüzü, hava katmanı, havaküre, havayuvarı, çevre, durum, hava, koşul, muhit, ortam, sonsuzluk, şerait, uzay, vasat
atom i. cüz, forma, parça, zerre
atölye i. darphane, demirhane, dökümhane, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri, kombina, kooperatif, kuruluş, laboravuvar, müessese, stüdyo, şirket, tamirhane, tersane, tesis, teşekkül tezgah
atraksiyon i. gösteri
attırmak f. vurdurmak
av i. keklik, kurban, şikar, yakalanan, yemlik dey. kapana kıstırılan, sürek avı, tuzağa düşen, tuzağa düşürülen karş. avcı, düzenci ? akılsız
aval i. bön, sersem
avam i. ahali, amme, ayaktakımı, cemaat, cemiyet, halk, kamu, millet, sosyete, toplum
avanak s. ahmak, akılsız, anlayışı kıt, aptal, beyinsiz, bilgisiz, boş, bön, cahil, densiz, düşüncesiz, ebleh, enayi, görgüsüz, ham, hantal, incitici, kaba, kırıcı, küstah, mankafa, nezaketsiz, patavatsız, salak, sersem, yontulmamış, zarafetsiz dey. koyun gibi, küçük başlı karş. izanlı, akıllı, açıkgöz
avans i. alelhesap, borç, kaparo, öndelik, ön ödeme, peşinat, pey akçesi
avanta i. avantaj, fayda, kazanç
avantacı i. asalak, parazit
avantadan s. bedava
avantaj i. avanta, çıkar, fayda, istifade, kar, kazanç, menfaat, üstünlük, yarar karş. dezavantaj, zarar
avantür i. macera, serüven
avantürye s. berduş, maceracı, serüvenci
avara s. boşta, çalışmaz, gereksiz, hayırsız, işe yaramaz, kötü, nafile, yararsız karş. yararlı
avare s. atıl, aylak, başıboş, berduş, boşta, haylaz, hipi, işsiz, işsiz güçsüz, kopuk, maceracı, serseri, serüvenci dey. ipi kırık, boş gezen, evsiz barksız, ipsiz sapsız, ipten kazıktan kurtulmuş, saldım çayıra Allah/Mevlâ kayıra karş. meşgul
avarelik i. aylaklık, serserilik
avarya i. cereme, dokunca
avaz i. bağırış, çığlık, feryat, figan, inilti, nara, seda, ses
avcılık i. balıkçılık, dalyancılık, kenarcılık, safari, sürek avı, sürgün avı
avdet etmek dönmek
avlama i. aldatma, iğfal
avlamak f. aldatmak, ayartmak, enselemek, gaspetmek, inandırmak, kandırmak, kazıklamak, kirletmek, kıstırmak, oyun oynamak, pusuya düşürmek, tutmak, tuzağa düşürmek, yakalamak, yutturmak karş. azat etmek, bırakmak, koyuvermek
avlanmak f. aldanmak, enselenmek, hata etmek, kanmak, kapılmak, tutuklanmak, tuzağa düşmek, yakalanmak dey. ağa düşürmek, avcılık etmek, balık oltaya vurmak, esir etmek, kan aramak, köle etmek, tutsak etmek, tuzağa düşürmek karş. kaçmak, kurtulmak
avlu i. alan, bahçe, balkon
avuçlamak f. almak, masaj yapmak, mıncıklamak, ovmak, yoğurmak
avukat i. vekil
avunç i. avuntu
avundurma i. eğleme
avundurmak f. avutmak, eğlendirmek, ferahlatmak, ferahlık vermek, oyalamak, unutturmak karş. acısını arttırmak, acısını fazlalaştırmak, üzmek
avunma i. avuntu
avunmak f. oyalanmak, teselli bulmak, teselli olmak, unutmak, yetinmek dey. acısını unutmak, ağız tamburası çalmak, ağzından girip burnundan çıkmak, ağzına bir parmak bal çalmak, içi açılmak, kendini aldatmak, teselli bulmak, vakit geçirmek, yem borusu çalmak karş. sıkılmak, üzülmek ? avutmak, eğlenmek, iyileşmek, oyalanmak, sevinmek, vakit geçirmek
avuntu i. avunç, avunma, avutulma, teselli dey. gönül eğlencesi, züğürt tesellisi
avurt i. çalım, kabarma, şişinme
avurt etmek f. gururlanmak
avurtlamak f. gururlanmak, şişinmek
avurtlanmak f. iftihar etmek, kasılmak, kibirlenmek, kurumlanmak
avurtlu s. çalımlı, gururlu, kasıntı, kibirli, kurumlu
avutmak f. aldatmak, avundurmak, eğlendirmek, ferahlatmak, meşgul etmek, oyalamak, oyalandırmak, sakinleştirmek, teselli etmek, unutturmak, uyutmak, yatıştırmak dey. acısını unutturmak/hafifletmek, derdine merhem olmak, derdini hafifletmek/unutturmak, eğlendirerek meşgul etmek, hoşça vakit geçirmek, meşgul etmek, teselli etmek, teselli etmek/vermek/olmak karş. sıkmak, üzmek ? avunmak, eğlendirmek, hayran etmek, oyalamak
ay i. ah, ayça, aydede, ayışığı, bedir, çağ, devir, dolunay, dönem, dördün, hilal, kamer, mah, mehtap, tarih, yarımay, yeniay, zaman
ay ışığı i. mehtap
ay! of!, pöf!, uf, vay!
ayağa düşmüş s. basit
ayağa kalkma i. ayaklanma
ayağa kalkmak f. canlanmak, düzelmek
ayak i. adım, akarsu, bacak, dayak, dayanak, destek, dip, ırmak, kaide, kadem, mesnet, sehpa, taban, uyak
ayak bağı i. aksaklık
ayak basmak f. yaklaşmak
ayakaltı s. işlek, kolay ulaşılan, merkezi, yol üstü karş. sapa
ayakkabı i. bot, çarık, çekme, çizme, galoş, iskarpin, kalçın, kes, kundura, lapçın, lastik, mest, mokasen, nalın, pabuç, pantufla, paşmak, patik, potin, postal, sandal, sandalet, şıpıtık, şason, takunya, terlik, tokyo, tomak, yemeni ? elbise, kunduracı
ayakçı i. ırgat, yamak
ayakdaş i. kafadar, yoldaş
ayakkabı i. fotin, iskarpin, kundura, pabuç, paşmak
ayakkabıcı i. kunduracı, pabuççu
ayaklandırmak f. isteklendirmek, kamçılamak, kışkırtmak, özendirmek, zehirlemek
ayaklanma i. alavere, anarşi, arbede, ayağa kalkma, azı, başkaldırma, boykot, cenk, cihat, çarpışma, çatışma, dalaş, devrim, erksizlik, eylem, fitne, gaza, harp, hercümerc, ihtilal, inkılap, isyan, kalkma, kargaşa, kargaşalık, karışıklık, keşmekeş, kıyam, kıyamet, mahşer, miting, patırtı, terör, velvele, yürüyüş dey. ana baba günü, ayağa kalkma, baş kaldırma, bayrak açma, dağa çıkma, gürültü patırtı, har hur, kazan kaldırma, kızılca kıyamet, kör döğüşü karş. barış, düzen ? bela, devrim, ihtilal, kargaşa, karışık, kavga, savaş
ayaklanmak f. isyan etmek, kalkmak dey. baş eğmemek/kaldırmak/kafa kaldırmak, bayrak açmak, boykot etmek, curcunaya kalkmak, dünyayı ayağa kaldırmak/yerinden oynatmak, itaat etmemek, itaatsizlik etmek, kafa tutmak, kargaşa çıkarmak, karşı çıkmak/gelmek/koymak, kazan kaldırmak, protesto etmek, yıkıcı davranışlarda bulunmak, yürüyüş yapmak
ayaktakımı i. adi, aşağılık, avam, bayağı, baldırıçıplak, başıboş, işsiz, güçsüz, it kopuk, parya karş. seçkin aristokrasi, aristokrat
ayaküstü z. acil, alelacele, aniden, ayakta, ayaküzeri, bir çırpıda, birden, çabucak, çabuk, çarçabuk, derhal, gecikmeden, hemen, kısa sürede, lahzada, oturmadan, oyalanmadan dey. ayağının tozu ile, başı bacadan aşmadı ya, bir çırpıda, bir gün evvel, bugünden tezi yok, dün bir bugün iki, fırtına gibi, gümrükten/yangından mal kaçırır gibi, içi tez, jet gibi, kelle koşturma, koşa koşa, koşar adımla, sıcağı sıcağına, şıpın işi, tam gaz, tez elden, vakit geçirmeden, yangından mal kaçırır gibi, yel yeperek yelken kürek, yelim yeperek karş. oyalanarak
ayakyolu i. aptesane, hela, kademhane, kabine, kenef, memişhane, tuvalet, yüznumara dey. hacet yeri, memişhane, sıfır sıfır, yüz numara
ayan s. açık, açık seçik, apaçık, aşikar, ayan beyan, aydınlık, belli, besbelli, bilinen, duru, meydanda, net, ortada, vazıh karş. belirsiz, kapalı
ayan beyan s. aşikare, ayan, aydınlık, belli
ayan etmek f. çözmek
ayar i. ahenk, asayiş, bağdaşım, çekidüzen, harmoni, insicam, intizam, kararlılık, manzume, mutabakat, nizam, sıra, uyum
ayarlama i. düzenleme, güdüm
ayarlamak f. ayartmak, doğrulamak, düzeltmek, düzenlemek, hazırlamak, kandırmak, kurmak, planlamak, rast getirmek, sistemleştirmek
ayarlı s. ahenkli, ayarlanmış, dengeli, doğru, doğru çalışan, düzenlenmiş, düzenli, hizada, insicamlı, iyi yönlendirilmiş, kurulmuş, nizamlı, oturmuş, saat gibi, sıralı, sistemli, uyumlu karş. ayarsız
ayarmak f. kazıklamak, kışkırtmak, tahrik etmek
ayarsız s. ahenksiz, altüst, başıboş, dengesiz, düzensiz, insicamsız, kontrolsüz, sırasız, sistemsiz, uyumsuz
ayartıcı s. anarşist, bozguncu, bölücü, çeteci, ihtilalci, isyancı, kışkırtıcı, komplocu, kundakçı, muharrik, münafık, nifakçı
ayartma i. ayartı, iğfal, inandırma, saptırma, tavlama karş. uyarma
ayartmak f. aldatmak, avlamak, ayarlamak, azdırmak, bozmak, heyecanlandırmak, imrendirmek, inandırmak, isteklendirmek, işletmek, kandırmak, kıskandırmak, kışkırtmak, kirletmek, özendirmek, saptırmak, tavlamak, teşvik etmek, yanıltmak, yutturmak dey. açmaz yapmak, ağına düşürmek, aklını çelmek, balık oltaya vurmak, baştan çıkarmak, beynini yıkamak, çaparize getirmek, çorap örmek, dalalete sürüklemek, dalgaya getirmek, dil dökmek, dolaba düşürmek, dolduruşa getirmek, dolma yutturmak, elde etmek, emniyet vermek, evliyalık satmak/taslamak, faka bastırmak, filim çevirmek, gazel okumak/söylemek, gözünü boyamak, günaha sokmak/teşvik etmek, güven kazanmak/vermek, hilekarlık etmek, iğfal etmek, ihanet etmek, ikna etmek, imana getirmek, inanç vermek, kafakola almak, kavuk giydirmek, kayışa çekmek, kazık atmak, keriz atmak, kurt masalı okumak, küllüm atmak, madik atmak/etmek/oynamak, mandepsiye bastırmak, numara yapmak, oldu bittiye/olup bittiye getirmek, oyun etmek/oynamak, oyuna getirmek, pusuya düşürmek, sakalının altına girmek, sotaya düşürmek, suya götürüp susuz getirmek, takla attırmak, tava getirmek, tavına getirmek, tongaya bastırmak/düşürmek, tuzağa düşürmek, uyduruşa getirmek, yağ ve baldan kelimat etmek, yoldan çıkarmak, zihnini çelmek, zokayı yutturmak karş. uyarmak ? aldatmak, düzmek, kışkırtmak
ayaz s. ayazlama, buz gibi, buzlanma, don, karakış, soğuk, zemheri dey. buz gibi, kara kış, kış kıyamet, kocakarı soğuğu, kuru soğuk, buz bağlama
ayazlamak f. donmak, soğumak, üşümek, üşütmek karş. hararet artmak, ısınmak, ısısı artmak
ayazma i. artezyen, kaynak, pınar
ayça i. ay, hilal, kamer
aydın s. açık, açık fikirli, açık seçik, âlîm, anlaşılır, aydınlatılmış, aydınlık, belli, bilge, bilgili, danişment, duru, düşünür, ekinli, entellektüel, görgülü, görmüş geçirmiş, ışıklı, kültürlü, malumatlı, medeni, mektepli, münevver, okumuş, vakıf, vukuflu dey. açık fikirli, akıl kumkuması/kutusu/küpü, aklı başında/ermiş/evvel/selim sahibi, büyük başlı, büyümüş de küçülmüş, cin fikirli/gibi/göz/yavrusu, çok bilmiş/bilir, derimli çekimli, gözü açık, izan sahibi, kaçın kur'ası, kafa adamı, kendini bilen/bilir, sağa sola kulak veren, takt sahibi, zihni evvel karş. cahil, kara cahil, karanlık, geri kafalı, geri fikirli, gizli, kapalı, kültürsüz, okumamış, örtülü ? bilgili, kültürlü, olgun
aydınlanma i. feyiz alma, öğrenme
aydınlanmak1 f. ağarmak, ışımak, ışıklanmak dey. gün ağarmak/doğmak/ışığına çıkmak, kafayı değiştirmek, karanlıktan silkinmek, nur inmek, ortalık açılmak/ağarmak, tan atmak, tan yeri ağarmak, üzerine şafak atmak karş. kararmak
aydınlanmak2 bilgilenmek, idrak etmek, okumak, öğrenmek
aydınlanmış s. açık
aydınlatılmış s. aydın, münevver
aydınlatmak1 f. ışıklandırmak karş. karartmak
aydınlatmak2 z. açıklamak, belirtmek, bilgilendirmek, ipucu vermek, izahat vermek, malumat vermek, yorumlamak dey. açığa çıkarmak, ışık tutmak
aydınlık1 s. açık, açıklık, anlaşılır, aşikar, ayan, ayan beyan, aydın, belli, berrak, duru, fasih, fer, ışıklı, net, nurlu, ortada, parıl parıl, parlak, pırıl pırıl, rahşan, revnak, sarih, şavk, vazıh, temiz, yaldırak, ziyadar dey. açık seçik, günlük güneşlik, nura boğulmuş, pırıl pırıl, açık seçik karş. muğlak, karanlık, kapalı, cahil
aydınlık2 i. entellektüellik, boşluk, far, fener, flaş, ışık, ışıldak, ışıltı, ışıma, ışın, kandil, lamba, mum, münevverlik, nur, parıltı, projektör, şua, ziya
ayet i. söz, kelam
aygır i. at, beygir
aygıt i. alet, aparat, aparey, araç gereç, avadanlık, aza, cihaz, donatım, edevat, gereç, makine, mekanizma, motor, organ, sistem, takım, teçhizat, tezgah, uzuv, üye ? araç
ayı i. kaba, kereste, yontulmamış dey. başında torbası eksik, dağların şenliği; kaba adam dar kafalı, düdük makarnası, dümbelek sıfatlı, eşek kafalı, kalın kafalı, koca kafalı, odun kafalı, odunumun parası
ayık s. akıllı, aklı başında, anlayışlı, düşünebilen, uyanık karş. erik, kendinden geçkin, mest, sarhoş
ayıklama i. analiz, bölümleme, eleme, tasfiye
ayıklamak f. ayırmak, arıtmak, ayırt etmek, elemek, oy vermek, rey vermek, seçmek, taramak, tasnif etmek, taşlamak, temizlemek dey. deli pösteki sayar gibi saymak, elekten geçirmek karş. kirletmek
ayılık i. anlayışsızlık, densizlik, düşüncesizlik, görgüsüzlük, hoyratlık, kabalık, patavatsızlık, sertlik dey. ben diyorum hadımım, o diyor oğul uşaktan neyin var/kaç çocuğun var/çoluk çocuktan ne haber, kafası işlememek/çalışmamak/olmamak, küt kafa olmak, laf anlamamak karş. incelik
ayılmak f. açılmak, canlanmak, düzelmek, fark etmek, ferahlamak, gözü açılmak, iyileşmek, sağalmak, uyanmak dey. ayağı suya ermek, boyunun ölçüsünü almak, dünyanın kaç bucak olduğunu anlamak, farkına varmak, gözü açılmak, Hanya’yı Konya’yı anlamak, kafasına dank etmek, kafasını toplamak, mahmurluk bozmak karş. uyumak
ayıp i. aksaklık, ar, arlanma, bozukluk, damga, eksiklik, falso, hata, haya, hicap, illet, kabahat, kara, kötülük, kusur, leke, mahzur, noksan, noksanlık, özür, suç, şaibe, rezalet, şaibe, taksirat, utanç, utangaçlık, utanılacak hal, utanma, yüzkarası dey. açık saçık, dile alınmaz, edeptir söylemesi, elinin kiri yüzünün karası karş. eksiksizlik, kabahatsızlık, kusursuzluk, noksansızlık, suçsuzluk, yüzakı ? açık saçık, hata, kusur, kusurlu, utanç
ayıplama i. kınama, papara
ayıplamak f. ayıp bulmak, azarlamak, beğenmemek, çekiştirmek, çıkışmak, çirkinsemek, eleştirmek, kakmak, kınamak, kötülemek, paylamak, yermek, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek dey. dile dolanmak, rezil etmek, rezil rüsva etmek, tasvip etmemek, yediği naneye bak karş. övmek ? azarlamak, beğenmemek, kötülemek, sövmek, suçlamak, tenkit etmek, yermek, yüzlemek
ayıplı s. eksik, kusurlu, suçlu
ayıraç i. büyüklük, hacim
ayırılmak f. dağıtılmak
ayırma i. ayrım, bölümleme, fark, karantina, nüans, şerh, tahsis, tecrit
ayırmaç i. hususiyet, karakteristik
ayırmak f. açmak, almak, analiz etmek, ayıklamak, ayrı tutmak, ayrı seçi yapmak, ayrıştırmak, biçmek, bölmek, bölüşmek, bölüştürmek, çıkarmak, çözmek, dağıtmak, fekketmek, gözetmek, ifraz etmek, kesmek, koparmak, oy vermek, parçalara ayırmak, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, paylaştırmak, saklamak, seçmek, sökmek, rey vermek, seçim yapmak, soyutlamak, tahsis etmek, taksim etmek, tasnif etmek, tecrit etmek, tercih etmek, tevzi etmek, tutmak, uzaklaştırmak, üleştirmek, yeğlemek dey. analiz etmek, ayrı tutmak, ayrı seçi yapmak, bir yana koymak, boy etmek, emrine vermek, ev yıkmak, pay etmek, üstün tutmak, tahsis etmek, taksim etmek, tefrik etmek, tercih etmek, yemek seçmek, yeğ tutmak ? analiz etmek, ayırd etmek, tecrit etmek
ayırt etmek f. anlamak, ayıklamak, farketmek, görmek, gözetmek, soyutlamak dey. ayrı tutmak, farkına varmak, idrak etmek ? ayırmak
ayırtı i. karakteristik, keyfiyet, mahiyet, nüans
ayırtmak f. çaktırmak, ısmarlamak, peylemek, sipariş etmek
ayırtman i. denetçi, kontrolcü, müfettiş
ayin i. dini tören, dinsel tören, dua, ibadet, ilahi, kült, namaz, niyaz, oruç, tapınma, tapma dey. dini tören, dinsel tören, kendini ibadete vermek
aykırı s. ahenksiz, akis, aksi, aleyhte, altüst, anormal, çarpık, çatışık, çelişik, çelişkili, düzensiz, hilaf, insicamsız, karşı, karşıt, kontra, menfi, muhalif, münasebetsiz, nahoş, olumsuz, orijinal, rağmen, sırasız, sistemsiz, taban tabana zıt, ters, ters pers, uymayan, uymaz, uyusmaz, zıt dey. dik başlı, dik söz, taban tabana zıt, ters pers, ters tarafından kalkmışkarş. aynı, düz, münasebetli, uygun ? aykırılık, düşman, düşmanlık, muhalif, ters
aykırılık i. anlaşamama, anlaşmazlık, bağdaşmazlık, boğuşma, çatışma, çekişme, çelişki, çelişme, geçimsizlik, gırtlaklaşma, hırgür, ihtilaf, ikilik, imtizaçsızlık, karşıtlık, kırgınlık, kontrast, maraza, muhalefet, muharebe, mutabakatsızlık, nifak, paradoks, tezat, tutarsızlık, tutmazlık, uyarsızlık, uymazlık, zıddiyet, zıtlık karş. aynılık, uyumluluk ? anlaşmazlık, aykırı
aylak s. atıl, avare, başıboş, berduş, haylaz, ipsiz, işsiz, kopuk, maceracı, serseri, serüvenci dey. boşta gezer, işi gücü yok, işsiz güçsüz, it taşlayan, pabuç emanet sokak belik gez kuzum gez
aylaklık i. avarelik, aylakçılık, başıboş olmak, boşta olmak, çalışmamak, işsiz güçsüz olma, işsizlik, serserilik karş. çalışkanlık
aylık i. gelir, irat, kazanç
aylık vermek f. bağlamak
aylıkçı s. emekçi
aylıklı s. emekçi
aymak f. düzelmek, ferahlamak, iyileşmek, sağalmak
aymaz s. akılsız, alık, aptal, beyinsiz, bön, budala, ebleh, gafil, sersem
aymazlık i. gaflet, uyku
aynalı s. parıl parıl, parlak
aynen s. aynı, baştan aşağıya, baştan başa, bilumum, bütün, cümleten, eksiksiz, eş, hakeza, harfiyen, hep, hepsi, hepten, her, heyetiyle, kamilen, keza, komple, külliyen, külliyeten, misil, tam, tamamen, tamamı, tastamam, tıpkı, tümden, tümü, tümüyle dey. baştan aşağıya, baştan başa, benden de al o kadar
aynı i. anlamdaş, aynen, benzer, bir, bir cinsten, böyle, bundan, denk, denkteş, emsal, eş, eşanlam, eşanlamlı, eşbiçim, eşdeğer, eşit, gibi, farksız, hakeza, haldeş, hemhal, homojen, kadar, keza, kezalık, kopyası, koşut, misil, nazir, ondan, öyle, özdeş, paralel, şunun gibi, şundan, şöyle, tıpkı, türdeş, uyar dey. at başı beraber/bir, ayvaz kasap her bir hesap, babasının oğlu, başa baş, birbirinin aynı, bir halli, bir örnek, bu denli, bunun gibi, burnundan düşmüş, elmanın yarısı o yarısı bu, eski hamam eski tas, eski tas eski hamam, eş biçimli, ha ali Hoca ha Hoca Ali, her bakımdan, o denli, o yolda, onun gibi, senin kanın benden kırmızı mı?, şu denli, şunun gibi karş. ayrı ? andırmak, benzer, tam, uygun, yaşıt
aynı anda z. esnasında
aynı biçimde z. keza, misil
aynı yaşta z. akran
aynı zamanda z. esnasında
aynılık s. aynıyet, bakışım, balans, benzerlik, değişmezlik, denge, denkleşme, denklik, eş değerlik, eşitlik, farksızlık, koşutluk, öteki, özdeşlik, paralellik, simetri, teadül, yeksanaklık dey. burnundan düşmek, gelen ağam giden paşam karş. aykırılık
aynıyet i. aynılık, denge, denklik, koşutluk, paralellik
ayol ü. canım, kuzum
ayraç i. parantez
ayrı s. acayip, apayrı, atılmış, ayrıcalı, ayrık, ayrıklı, ayrımlı, ayrışık, bambaşka, başka, benzersiz, değişik, eksantrik, emsalsiz, eşsiz, farklı, fevkalade, garip, gayrı, hususi, ırak, ilişkisiz, istisnai, kuraldışı, kopuk, münferit, müstesna, özel, özge, rabıtasız, seçik, şaz, tek, tuhaf, uzakta bırakılmış, yalnız dey. adam başı, cin başka şeytan başka, elden ayrıksı, nev’i şahsına münhasır karş. aynı, benzer, beraber, birlikte, kalabalık, olağan, yakın, yakına bırakılmış, yakında ? aksi, acayip, ayrıca, bir, diğer, fark, olağanüstü
ayrı özellik i. başkalık
ayrı tutmak f. ayırmak
ayrıca s. başkaca, bundan başka, buna ek olarak, bunun yanı sıra, daha başka, dahası, gayrı, hatta, itina, münferiden, özenerek, tek, üstelik, yalnız dey. bundan başka, buna ek olarak, bunun yanı sıra, daha başka karş. beraber, bununla, bununla beraber, ehemmiyet, toplu, önemsenmiyerek
ayrıcalı s. ayrı, ayrıcalıklı, ayrık, benzersiz, istisnai, müstesna karş. ayrıcasız, istisnasız
ayrıcalık i. bağışıklık, dokunulmazlık, gedik, imtiyaz, kapitülasyon, muafiyet, ödün, öncelik, taviz, tekel dey. hususi muamele, onun parası para da benimki mangır mı, onun tüfeği çifte mi patlar, özel muamele
ayrıcalıklı s. ayrıcalı, ayrıklı, benzersiz, emsali olmayan, hususi, istisnai, kural dışı, muaf, mümtaz, özel dey. benzerlerine uymayan, emsali olmayan, hak tanınan, kural dışı, imtiyaz sahibi karş. ayrıcalıksız
ayrıcalıksız s. ayırcasız, bilaistisna, istisnası olmadan, istisnasız karş. ayrıcalıklı
ayrıcasız s. istisnasız
ayrıç i. ayrım, fark, nüans
ayrık s. ayrı, ayrıcalı, ayrılmış, bambaşka, başka, farklı, istisnai, müstesna, öze karş. bitişik
ayrıksı s. acayip, eksantrik, fevkalade, garip
ayrılaşmak f. ayrılmak, ayrımlaşmak, başkalaşmak, birincileşmek, ender olmak, farklılaşmak, nadir olmak, özelleşmek, tekleşmek, tek olmak karş. benzemek, benzerleri olmak, bulunurları olmak
ayrılık i. anlaşmazlık, ara bozukluğu, ayrı düşünüş, ayrım, ayrılaşma, ayrılışma, ayrılış, ayrılma, bağdaşmazlık, başkalık, benzemezlik, benzeşmezlik, farklılık, firkat, geçimsizlik, hassa, hususiyet, ihtilaf, karakteristik, nüans, özellik, özgelik, özgünlük, tek olma, uymazlık, veda, yalnız olma dey. ara bozukluğu, ayrı düşünüş, düşünce ayrılığı, tek olma, yalnız olma, yorgan gitti kavga bitti karş. aynılık, aynı düşünüş, beraber, birlikte, buluşma, fikir birliği, kavuşma, toplu, vuslat
ayrılış i. ayrılık, dağılım, firkat
ayrılma i. ayrılık, bırakma, boşanma, dağılım, istifa, terk, veda
ayrılmak f. ayrılaşmak, ayrımlaşmak, bırakmak, boşanmak, çekilmek, çıkmak, düşmek, gitmek, ilişkiyi kesmek, istifa etmek, kopmak, taşınmak, terketmek, uzaklaşmak, veda etmek, vedalaşmak dey. alâkayı kesmek, ayağını kesmek, ayrı seçi olmak, bağlantısını kesmek, bağları koparmak, başını alıp gitmek, bırakıp gitmek, etek silkmek, gözden kaybolmak, haremlik selamlık olmak, hesabı kesmek, ilişkiyi kesmek, ipi çözmek, istifasını vermek, koyup gitmek, yüzünü atmak, arkasına bakmadan gitmek, bağları koparmak, basıp gitmek, bırakıp gitmek, boş olmak, caddeyi tutmak, duvağına doymamak, dümeni kırmak, etek silkmek, el etek çekmek, ferman ile uyanmak, görevden çekilmek, gözden kaybolmak, ilgisini kesmek, ilgiyi kesmek, ilişkiyi kesmek, ipi çözmek, ipi/teli kırmak, istifa etmek, istifayı basmak, işi bırakmak, işten ayrılmak, kadını/karıyı bırakmak, köşesine/köşeye çekilmek, öküz ölüp ortaklık ayrılmakı/bozulmak/bitmeki, palamarı/payandaları çözmek/koparmak, pervane olmak, peşini bırakmak, tası tarağı toplamak, teli kırmak, uzak düşmek, yerinden oynamak, yol ayrımına gelmek karş. birleşmek, evlenmek, kapılanmak, katılmak, kavuşmak, yaklaşmak ? caymak, darılmak
ayrılmış s. ayrık, çatlak, damıtık, için
ayrım i. ayırdetme, ayrımlama, ayırım, ayırma, ayrıç, ayrılık, bölme, bölüm, cephe, fark, fasıl, hane, kesim, kısım, kıta, nüans, özgelik dey. ayrı tutma, farkına varma karş. bir tutma
ayrımlama i. ayrım, fark, nüans
ayrımlaşma i. değişim
ayrımlaşmak f. ayrılaşmak, ayrılmak
ayrımlı s. ayrı, değişik
ayrıntı i. aksesuar, cüz, dal, detay, forma, incelik, kesinti, kesir, kırık, kırıntı, müfredat, parça, tafsilat, teferruat, zerre dey. falan filan, girdi çıktı/girdisi çıktısı karş. öz ? falan
ayrıntılar i. tafsilat, teferruat
ayrıntılarıyla anlatmak f. tafsilat vermek
ayrıntılı z. detaylı, etraflı, tafsilatlı, teferruatlı karş. kısa
ayrıntılı s. uzun dey. uzun hikaye
ayrışık s. ayrı, birbirini tutmayan, cins cins, çeşit çeşit, çeşitli, değişik, muhtelif, türlü türlü, tür tür, zıt dey. birbirini tutmayan, cins cins, çeşit çeşit, çeşitli, muhtelif, türlü türlü, tür tür karş. aynı, bağdaşık, homojen
ayrışmak f. erimek karş. birleşme, iltihak etmek, katılmak, katışmak
ayyaş i. akşamcı, alkolcu, alkolik, alkole düşkün, bekri, içkici, içkisever, sarhoş dey. alkole düşkün, içmesini seven, içkiye düşkün karş. yeşilaycı
ayyuk i. gök, gökyüzü, sonsuzluk
az s. arasıra, aşağı, azbuçuk, azca, azıcık, bir iki, bir miktar, bir tutam, biraz, birazcık, birkaç, cüzi, damla, dar, eksik, ender, hafif, iftarlık, kem, kıt, küçük, mahdut, minimum, nadir, noksan, önemsiz, sayılı, seyrek, seyrek olarak, sınırlı, tek tük, tutam, zerre dey. ahım şahım birşey değil, arada sırada, az buçuk, az çok, bıçak sırtı, beş para etmez, bir avuç, bir damla, bir dirhem, bir dostluk kaldı, bir iki, bir iki/kısım/takım, bir nebze, bir parça, can dermanı mı, denizden bir avuç su gibi, devede kulak, dişinin kovuğuna yetmez/gitmez, eksik çıkmak, eti ne budu ne?, hafif tertip, iki üç, incir çekirdeği doldurmaz/doldurmayan, kıl kadar, kırk kargaya bir sapan, kırk yılın başı, öksüz sevindiren,solda sıfır, somun pehlivanı, tek tük, varla yok arası, yarı buçuk, yüksük kadar, zaman zaman karş. artık, bol, çok, çokça, epey, epeyce, fazla, fazlaca, sık, sık sık ? az değil, asgari, ender, eşsiz, küçük, önemsiz
az bulmak f. azımsamak
az bulunur s. nadir
az bulunurluk i. azlık
az çok s., z. az, biraz
az daha z. âdeta, şimdi
az gelmek f. azalmak
az görmek f. azımsamak
az kalsın z. âdeta, şimdi
az konuşan s. lâl, suskun
az önce z. şimdi
az sayıda z. birkaç
aza i. abone, aygıt, organ, uzuv, uzviyet, üye
azade s. arınmış, azatlı, bağımsız, bağsız, bağlantısız, başıboş, erkin, hür, kayıtsız, kısıtlamasız, muaf, müstakil, özerk, özgür, serbest, tutuksuz dey. arınmış azatlı, başına buyruk, uzak olan, uzak olarak karş. tutsak, esir, bağlı
azadetmek f. koyuvermek, serbest bırakmak, esaretten kurtarmak dey. serbest bırakmak, esaretten kurtarmak, hürriyetini iade etmek, özgürlüğünü vermek, serbest bırakmak karş. kapatmak, alakoymak, disipline sokmak, tutsak etmek, esir etmek, köle yapmak
azade olmak f. kurtulmak
azalmak f. az gelmek, çıkışmamak, daralmak, eksik gelmek, eksilmek, erimek, hafifleşmek, harcanmak, kırpılmak, kısılmak, kıtlaşmak, tükenmek, yetişmemek, yetmemek, yoğaltmak dey. az gelmek, beti bereketi kaçmak/kalmamak/olmamak, dibi görünmek, dibine gelmek/inmek, eksik gelmek karş. artmak, çıkmak, çoğalmak, çok gelmek, artık olmak, fazla gelmek, fazlalaşmak
azaltmak f. aşağı düşürmek, budamak, dizginlemek, eksiltmek, frenlemek, hafifletmek, indirmek, inmek, kesmek, kırmak, kırpmak, kısıtlamak, kısmak, küçültmek, sınırlamak, tenzil etmek, yavaşlatmak dey. sesini kısmak, açık eksiltmek karş. çıkarmak, çoğaltmak, değişmemek, tadil etmek, tenzil etmek
azamet i. afurtafur, böbürlenme, büyüklük, çalım, görkem, gösteriş, gösterişlilik, göz alıcılık, göz kamaştırma, haşmet, heybet, ihtişam, kabarma, kibir, kurum, mehabet, nispet, poz, şatafat, şevket, şişinme, tafra, tavır, ululuk, ulviyet, yücelik dey. burnunun ucundan ilerisini görmeme, fasulye gibi kendini nimetten sayma, göz alıcılık, göz kamaştırma karş. alçak gönüllülük, gösterişsizlik, küçüklük, sadelik, tevazu, ufaklık
azametli s. anıtsal, büyük, cafcaflı, çalımlı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, göz alıcı, gururlu, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, kasıntı, kibirli, koca, kurumlu, lüks, mağrur, muhteşem, mükellef, saltanatlı, süslü, şahane, şanlı, şaşaalı, şatafatlı, şevketli, tantanalı, ulu, ulvi, yüce dey. burnu Kaf dağında, göz kamaştırıcı, kadana gibi, kara dağ gibi karş. basit, gösterişsiz
azami s. alabildiğine, anca, ancak, en çok, en fazla, haydi haydi, maksimum, olanca, olabildiğince, olsa olsa, olsun olsun, pek pek, pek yüksek dey. altı üstü, altı yanı, çok çok, dik alası, en çok, en fazla, haydi bilemedin, haydi haydi, olsa olsa, olsun olsun, olup olacağı, topu topu, var yok karş. asgari, en alçak, en az, en küçük, minimum ? bol, sınırlamak
azap i. acı, cefa, ceza, çile, dert, elem, esef, eza, ezinç, eziklik, eziyet, gaile, gam, gariplik, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, ıstırap, işkence, kahır, kasavet, kaygı, keder, matem, ölüm, sıkıntı, sızı, teessür, üzgü, üzüntü, yas, yazıklanma, yeis karş. haz
azar i. azarlama, çıkışma, papara, pay, paylama karş. aferin, övme
azar azar z. adım adım, alıştıra alıştıra, anbean, derece derece, giderek, gittikçe, günden güne, kademe kademe, kerte kerte, peyderpey , tedrici, ucun ucun, yavaş yavaş, yedire yedire karş. aniden
azar işitmek f. azarlanmak
azarlama f. aşağılama, azar, çıkışma, ders, fırça atma, hakaret, papara, paylama, serzeniş, sitem, tekdir, tersleme, zılgıt dey. bayramlık ağız, defteri kebir, feraset köteği, fırça atma, İngiliz arması, serzeniş sitem karş. övgü
azarlamak f. aşağı görmek, aşağılamak, aşağısamak, ayıplamak, bağırmak, benzetmek, çıkışmak, çirkin görmek, darılmak, donatmak, döşenmek, görünmek, hakaret etmek, haşlamak, horlamak, hırpalamak, kakmak, kızmak, küçüklemek, paylamak, sövmek, süslemek, tahkir etmek, tekdir etmek, terslemek, veriştirmek dey. abdest vermek, ağzına geleni söylemek, ağzının ölçüsünü vermek/payını vermek, aşağı görmek, bağırıp çağırmak, başa kakmak, bomba gibi patlamak, dersini vermek, fırça çekmek, diskur çekmek/geçmek, haddini bildirmek, hakaret etmek, harcını vermek, kalafata çekmek, kalayı atmak/basmak/çekmek/sallamak, paparayı çekmek, pay vermek, serzeniş etmek, sitem etmek, tekdir etmek, terbiyesini vermek, ver yansın etmek, verip veriştirmek, ver yansın etmek, yerden yere vurmak, yüzüne bağırmak, zılgıt vermek, zılgıtı çekmek/vermek karş. iltifat etmek, övmek, pohpohlamak, sevmek, takdir etmek ? ayıplamak, azarlanmak, bağırmak, küçümsemek, mahvetmek, paylama, sövmek, suçlamak, tenkit etmek, yermek
azarlanmak f. aşağılanmak, azar işitmek, paylanmak dey. azar işitmek, fırça yemek, kalayı yemek, laf işitmek, papara/zılgıt yemek, paparayı yemek, payını almak, sapartayı yemek, söz/laf işitmek, söz işitmek, zılgıt yemek ? azarlamak
azat s. azat edilmiş, azat etme, hür, özgür bırakılmış, özgürlüğü verilmiş, salıverme, serbest, serbest bırakılma, serbest bırakma, tutuksuz
azat edilmiş s. azat, azatlı, hür
azat etme i. azat, bırakma
azat etmek f. salıvermek
azatlama i. bırakma
azatlamak f. bırakmak, göndermek, kovmak, koyuvermek, mezun etmek, salıvermek, uzaklaştırmak
azatlı s. azade, azat edilmiş, bağımsız, bağsız, bağlantısız, başıboş, başına buyruk, erkin, kayıtsız, kısıtlamasız, müstakil, özerk, özgür, serbest, tutuksuz dey. serbest bırakılmış, başına buyruk karş. tutsak
azatlık i. bağımsızlık, serbestlik
azatsız s. cariye, esir, halayık, köle, kul, tutsak
azdırmak f. ayartmak, azıştırmak, azgınlaştırmak, azıttırmak, baştan çıkarmak, isteklendirmek, kışkırtmak, kızıştırmak, kötüleştirmek, şımartmak, şiddetlendirmek, tahrik etmek, tahriş etmek, teşvik etmek, tırmalamak, yaramazlaştırmak dey. aklına koymak, aklını çelmek, anarşi yaratmak, ara açmak, ara bozmak, atla arpayı dalaştırmak, atla arpayı dövüştürmek, ayağa kaldırmak, cesaret vermek, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek, fesada vermek, fesat çıkarmak, fesat kurmak, fıstık vermek, fiş sokmak, fişek atmak, fişek salıvermek, fitil vermek, fit koymak/sokmak/vermek, fitne sokmak, fitili yutmak, gayrete getirmek, günaha sokmak, heyecana getirmek, iç gıcıklamak, kamış atmak, kulağına koymak, kundak sokmak, kuyruğa basmak, meydana sürmek, moral vermek, müşteri kızıştırmak, parmak atmak, pişmiş aşa soğuk su katmak, tavşana kaç tazıya tut demek, tırnak sürtüştürmek, yangına körükle gitmek, yılanın kuyruğuna basmak
azgelişmiş s. gelişmemiş, gerikalmış, kalkınmakta olan, sanayileşmemiş, karş. gelişmiş
azgın s. aşırı, azılı, coşkun, gem vurulmaz, had, hırslı, kızgın, kükremiş, öfkeli, taşkın, yaramaz dey. kudurmuş köpek gibi, kuduz gibi, mart kızgını karş. sakin, durgun, uslu, uslanmış, yavaş
azıcık z. az, biraz, cüzi, tutam
azık i. aş, besin, erzak, gıda, kumanya, nevale, rızk, yiyecek, yolluk
azılı s. azgın, azmış, azıtmış, dehşet verici, korkulacak, korkunç, tehlikeli dey. dehşet verici, gözünü kan bürümüş
azımsamak f. aldırmamak, az görmek, az bulmak, bakmamak, burun bükmek, fütur etmemek, hafifsemek, hor görmek, horlamak, itibar etmemek, küçümsemek, mühimsememek, önemsememek, rağbet etmemek, tınmamak, umursamamak dey. az görmek, az bulmak, burun bükmek karş. çok bulmak, çok görmek, önemsemek
azınlık i. azlık, ekaliyet, erkan karş. çoğunluk, ekseriyet
azıtmak f. azmak, coşmak, kızışmak, şiddetlenmek, şımarmak dey. azgınlık etmek, bardağı taşırmak, çığırından çıkmak, had safhaya getirmek
azıtmış s. azılı
azil z. azletme, görevden alınma, görevden alma
azim i. amaç, büyük, direnç, kararlılık,sebat
azimkar z. azimli
azimli s. azimkar, azmetmiş, ısrarlı, inatçı, iradeli, istekli, istençli, kararlı, sabırlı, sebatkar, şaşmaz, yılmaz dey. dağlar tepeler aşmak, dağlara gücü yetmek, dört ayağı bir yere getirmek karş. kararsız
azimlilik i. kararlılık
aziz s. canan, değerli, ermiş, evliya, faziletli, ilahi, itibarlı, kıymetli, kutsal, kutsi, meziyetli, muazzez, mukaddes, mübarek, ongun, tanrısal, ağırbaşlı, etkili, hatırı sayılır, hatırlı, itibar sahibi, izzetli, muazzez, muhterem, muteber, mükerrem, onurlu, prestij sahibi, saygıdeğer, saygın, sayın, seciyeli, şerefli, veli dey. hatırı sayılır, prestij sahibi karş. itibarsız
azize i. evliya, veli
azizim ü. canım, kuzum
azizlik i. alay, istihza, latife, muziplik, şaka, takılma
azizlik yapmak f. rezil etmek
azletme i. açığa alma, açıkta bırakma, azil, görevden affetme, görevden alma, işten çıkarma, kovma, uzaklaştırma dey. açığa alma, açıkta bırakma, görevden affetme, görevden alma, işten çıkarma karş. atama
azletmek f. atmak, çıkarmak, defetmek, deflemek, göndermek, işten atmak, kovmak, savmak, sürgün etmek, sürmek, tardetmek, uğratmak, uzaklaştırmak, yolvermek dey. açığa çıkarmak, görevden almak, işine son vermek, işten atmak/çıkarmak/el çektirmek, kapıyı göstermek, sürgün etmek karş. atamak, tayin etmek
azlık i. azınlık, az bulunurluk, boşluk, eksiklik, gıyap, kıtlık, nedret, yokluk karş. bolluk, çoğunluk, çokluk, çok bulunurluk
azlolunmak i. görevden alınmak dey. açıkta bırakılmak, açıkta kalmak, görevden alınmak, istifasını kabul etmek, işinden çıkarılmak, işinden olmak, işini kaybetmek
azma i. kırma, melez
azmak f. azışmak, azıtmak, cıvıtmak, coşmak, çıldırmak, fıttırmak, havalanmak, hırçınlaşmak, kabarmak, kaçırmak, kızışmak, kudurmak, kötüleşmek, şımarmak, şiddetlenmek, taşmak, yaramazlaşmak, kötüleşmek dey. aşırı gitmek, ateşi başına vurmak, babası tutmak, çıkarını tepmek, ele avuca sığmaz olmak, galeyana gelmek, gemi azıya almak, gözü dönmek/kararmak, harı başına vurmak, ileri gitmek, ipini kırmak, işi azıtmak/başına dolanmak/yıkmak, kantarın topunu kaçırmak, keçeyi suya salmak, kedi gibi dama çıkmak, ölçüyü kaçırmak, yoldan çıkmak karş. dinmek, durulmak, pısmak, uslanmak ? coşmak, delirmek, kızmak, sevinmek, şımarmak
azman s. alamet, büyük, çok büyük, hantal, heyula gibi, ızbandut gibi, kırık, kırma, koca, kocaman, lenduha, melez, muazzam, sarman, zeballa karş. minicik
azmetmek f. ahdetmek, cezmetmek, dayanmak, dölenmek, irade, karar vermek, sabretmek, sebat dey. allem etmek kallem etmek, ardına düşmek, azimle devam etmek, elden geleni yapmak, göze almak, gözüne kestirmek, her ne pahasına olursa olsun, ısrar etmek, kafasına koymak, kesin karar vermek, merak etmek, paçaları sıvamak, peşine düşmek, sebat etmek, tahammül etmek, tuttuğunu koparmak, üzerine düşmek ? direnmek, ısrar etmek, inat etmek
azmetmiş s. azimli, kararlı
azmettirmek f. aşılamak, bilemek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtüklemek, gayrete getirmek, gayretlendirmek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, işlemek, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, moral vermek, özendirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. ayağa kaldırmak, cesaret vermek, gayrete getirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, yürek vermek karş. moralini bozmak
azmeylemek f. karar vermek
azrail i. cani, katil, ölüm meleği






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 4 ziyaretçi (80 klik) kişi burdaydı!