Sozluk Sitesi
  E
 

ebat i. boy, boyutlar, büyüklük, cüsse, çap, hacim, kalibre, oylum, ölçü, ölçüler, uzunluk
ebedi s. bitimsiz, daimi, durur, kalıcı, kalımlı, köklü, kronik, müebbet, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, payidar, sonrasız, sonsuz, süregelen, süreğen, sürekli, tükenmez, zeval karş. bir zaman için, eğreti, geçici, şimdilik
ebedilik i. bitimsizlik, ebediyet, kalıcılık, ölmezlik, ölümsüzlük karş. gelip geçicilik
ebediyen z. asla, daima, dünyada, hep, ilelebet, katiyen, zinhar
ebediyet i. ebedilik, bitimsizlik, kalıcılık, ölmezlik, ölümsüzlük karş. geçicilik
ebemkuşağı yağmurkuşağı, gökkuşağı
ebeveyn i. ata, veli
ebleh s. ahmak, akılsız, alık, allahlık, aptal, avanak, aymaz, basiretsiz, beyinsiz, bilgisiz, bilinçsiz, boş, bön, budala, cahil, dangalak, densiz, düşüncesiz, gafil, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, hımbıl, hödük, incitici, kaba, kafasız, mankafa, patavatsız, salak, saloz, sersem, şaşkın karş. kafalı
ecdat i. aile, akraba, ata, atalar, dedeler, hısım, kuşak, nesep, soy, şecere, usul
ece i. hükümdar, imparatoriçe, melike
ecel i. akıbet, can verme, göçme, göçüş, ölüm, vefat, yazgı karş. yaşam
ecel i. azrail, ölüm, vefat
ecinni i. öcü, peri
ecir i. irat, lütuf, sevap, varidat
ecnebi s. el, eloğlu, gurbetçi, yaban, yabancı karş. yerli
eczacı i. kökçü
eczane i. parfümeri
eda i. cilve, davranış, durum, hal, hareket, hava, işve, karşılayış, kırıtma, muamele, naz, politika, şuhluk, tavır, tarz, tutum, vaziyet, yaklaşım
edalı s. cilveli, civelek, fıkır fıkır, fıkırdak, fingirdek, güzel, hafif, hoppa, huri gibi, işveli, nazenin, nazlı, oynak, şuh, yosma
edep i. adap, ahlak, ar, ertem, etiket, görgü, namus, protokol, terbiye, teşrifat, töre
edepli s. ahlaklı, beyefendi, centilmen, çelebi, kibar, namuslu, nazik, saygılı, terbiyeli, utlu
edeplice z. uygarca
edepsiz s. açık, âdi, ahlaksız, arsız, belalı, çaçaron, çirkef, geveze, görgüsüz, hürmetsiz, incitici, incitici, kaba, münakaşacı, müstehcen, pornografik, sallapati, saygısız, şirret, terbiyesiz, yaygaracı, zilli
edepsizce z. açık, utanmazca
edepsizlik i. çiğlik, şirretlik
eder i. bedel, değer, fiyat, karşılık, kıymet, maliyet, paha, rayiç, ücret
edevat i. alet, araç, aygıt, cihaz
edilgen s. pasif, silik
edilgin s. pasif, silik
edim i. amel, ameliye, çalışma, eylem, faaliyet, harekat, icra, ifa, infaz, işlem, pratik, uygulama, yürütüm
edimsel i. aktüel, fiili
edinmek f. almak, kazanmak, muzaffer olmak, olmak, peyda etmek, peydahlamak, sağalmak, satın almak, tutmak
edip i. beyefendi, centilmen, çelebi, ince, kibar, muharrir, nazik, saygılı, terbiyeli, yazar
efe i. alp, babayiğit, bahadır, belalı, çeteci, erkek kardeş, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, külhanbeyi, mert, milis, mukavemetçi, partizan, serdengeçti, tulumbacı, yiğit
efelenmek f. başkaldırmak, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, horozlanmak, kabadayılık taslamak, koçlanmak, yavuzlaşmak, yiğitlenmek, yüreklenmek
efelik i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, cesaret, cesurluk, cüret, cüretkarlık, çekinmezlik, dayanıklılık, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, korkusuzluk, mertlik, metanet, moral, pekgözlülük, pervasızlık, yararlık, yılmazlık, yiğitlik, yürek, yüreklilik karş. yüreksizlik
efendi i., s. ağa, ağır, ağırbaşlı, ahlaklı, amir, baş, başkan, bey, beyefendi, centilmen, ciddi, çelebi, damat, derebeyi, diktatör, erkek, eş, hakim, hükümdar, ince, kibar, kellifelli, kerlifelli, komutan, kumandan, nazik, paşa, patron, prens, rabıtalı, reis, resmi, sahip, saygıdeğer, saygılı, şehzade, terbiyeli, utlu, vakarlı, vakur, veliaht, zevç
efendice z. adamca, adamcasına, efendilikle, insanca, insanlıkla, mertçe, uygarca, yiğitçe, yiğitlikle, yüreklilikle karş. namertçe
efendiden s. kibar, kodaman, oturaklı, saygılı
efendilik i. adamlık, ağalık, beylik, büyüklük, cömertlik, incelik, kibarlık, otorite, oturaklılık, yetke karş. sıradanlık
efendilikle z. adamca, efendice
efkâr i. can sıkıntısı, düşünceler, fikirler, görüşler, kaygı, kuruntu, mütalaa, oy, rey, sıkıntı, tasa, tefekkür, üzüntü
efkârıumumiye i. kamuoyu
efkarlanmak f. sıkılmak, tasalanmak, üzülmek
eflatun i. erguvani, lila, mor, pembe, siklamen
efor i. çaba, çalışma, didinme, emek, gayret, iş, işçilik, mesai, mücadele, say, uğraş, zahmet
efsane i. anlatı, destan, epik, epope, hikaye, kıssa, masal, menkıbe, öykü, söylence
efsun i. afsun, bağı, büyü, füsun, gözbağı, hipnotizma, manyetizma, sihir, tılsım, yazık
egemen s. baskın, başat, faik, galip, hâkim, hükümran, nüfuzlu, üstün ? başkan, belirgin, etkili, güçlü
egemenlik i. boyunduruk, erk, hüküm, üstünlük
egoist s. bencil, çıkarcı, fırsatçı, hodbin, menfaatçi, mideci
egoistlik i. egoizm
egoizm i. bencillik, çıkarcılık, egoistlik, hodbinlik
egzema i. kaşıntı, yara
egzersiz i. alıştırma, antrenman, çalışma, eğitim, hazırlık, idman, jimnastik, manevra, prova, staj, talim, temrin
egzotik s. alışılmadık, bilinmedik, değişik, farklı, yabancıl karş. beylik
eğdirme i. bükme, çarpıltma, eğiltme, eğme, eğriltme, kıvırma, yamultma
eğe i. biley, raspa, rende, törpü, zımpara
eğelemek f. aşındırmak, bilemek, düzeltmek, düzleştirmek, kazımak, raspalamak, rendelemek, taşlamak, törpülemek, zımparalamak
eğer i. ola ki, şayet
eğik s. bükük, bükülmüş, çalık, çapraz, çarpık, eğilmiş, eğinik, eğri, mail, meyilli, nispetsiz, oransız, verev, yampiri, yamuk, zikzaklı karş. düzgün
eğilim i. akım, alâka, arzu, aşk, benimseme, benimseyiş, cereyan, düşkünlük, gaye, gönül, heves, ilgi, ilgilenme, istek, istem, istidat, iştah, kapris, meftunluk, merak, meyil, meyletme, muhabbet, murat, önemseme, sevda, sevgi, sevi, temayül, teveccüh, vurgunluk, yetenek, yönelim, yöneliş, yönelme, yönseme, zaaf dey. ilgi duyma, meraklı olma ? dilek, yetenek
eğilimli s. amatör, düşkün, heveskar, istekli, meraklı, razı, tiryaki
eğilmek f. basmak, bükülmek, dikkatli davranmak, ihtimam göstermek, ilgilenmek, itina etmek, kımıldamak, yoğrulmak, yoklamak
eğilmez s. katı, sert, taş gibi
eğilmiş s. eğik, mağdur
eğim i. akıntı, bayır, iniş, kırkmerdiven, merdiven, meyil, rampa, seğirdim, sırt, şev, yamaç, yar, yokuş, yura ? tepe
eğinmek f. bayılmak, beğenmek, hazlanmak, hazzetmek, hoşlaşmak, kesilmek, meftun olmak, meyletmek, sevmek, tansımak, tutmak, yeğlemek, zevklenmek karş. tiksindirici
eğirmek f. bükmek, döndürmek
eğitici i. açıklayıcı, antrenör, atabey, atabek, belletici, eğitmen, dadı, ders verici, didaktik, hoca, muallim, mürebbiye, okutman, öğretici, öğretim görevlisi, öğretmen, pedagog, terbiye edici, terbiyeci, uyarıcı, vaiz
eğitilmiş s. eğitimli, evcil, talimli
eğitim i. alıştırma, antrenman, çalışma, disiplin, egzersiz, eğitme, görgü, hazırlık, idman, kurs, maarif, manevra, okuma, okutma, öğrenim, öğrenme, öğretim, pedagoji, staj, tahsil, tedrisat, terbiye, yetiştirme ? cimnastik, okul, talim
eğitimbilim i. pedagoji
eğitimci s. antrenör, dadı, hoca, muallim, öğretmen, pedagog
eğitimli s. bilgili, eğitilmiş, entellektüel, okumuş, uygar, vakıf
eğitimsiz s. cahil, eğitilmemiş, okumamış
eğitimsizlik i. cehalet
eğitme i. eğitim, tedip
eğitmek okutmak, öğretmek, talim etmek, terbiye etmek
eğitmen i. antrenör, dadı, eğitici, hoca, lala, muallim, mürebbiye, öğretmen, pedagog
eğleme i. ağırlama, alıkoyma, avundurma, avutma, durdurma, geciktirme, oyalama, teselli etme
eğlemek f. aksatmak, alıkoymak, ihmal etmek, oyalamak, sallamak, savsaklamak
eğlence i. ahenk, âlem, avlanma, bale, balo, bayram, cambaz, cümbüş, çağrı, dans, davet, defile, dernek, düğün, eğlenme, eğlenti, festival, gösteri, gardenparti, güldürü, hava, hobi, karagöz, karnaval, kermes, keyif, kokteyl, konser, lunapark, meddah, mizah, müsamere, ortaoyunu, oyun, oyuncak, parti, safa, sefahat, sinema, sirk, spor, şenlik, sölen, temsil, tiyatro, varyete, zevk karş. sıkıntı, üzüntü ? eğlenme, sevinç, toplantı, yeme içme
eğlendirmek f. ağırlamak, avundurmak, avutmak, ferahlatmak, konuklamak, oyalamak, oyalandırmak, teselli etmek, unutturmak
eğlenme i. alay, eğlence, sefa, sefahat
eğlenmek f. alay etmek, âlem yapmak, beklemek, bezelemek, cümbüş yapmak, eğleşmek, kepaze etmek, keyfetmek, konaklamak, mezelenmek, oyalanmak, rezil etmek, sallanmak, takılmak, uğramak, yaşamak, zevk etmek, zevklenmek karş. sıkılmak, üzülmek ? avunmak, eğlence, içmek, oynamak, sevinmek
eğlenti i. ahenk, balo, cümbüş, eğlence, karnaval, konser, oyun, sefa
eğleşmek f. barınmak, barklanmak, beklemek, bulunmak, durmak, eğlenmek, gecelemek, kalmak, kışlamak, konaklamak, limanlamak, oturmak, sığınmak, sinmek, takılmak, tünemek, uğramak, yaşamak, yazlamak, yerleşmek, yuvalanmak karş. geçip gitmek
eğreti s. arızi, devamsız, düzmece, emanet, geçici, mevsimlik, muvakkat, ödünç, ödünçleme, ölümlü, sahte, sonlu, süreksiz, takma, uydurma, yapmacık, uyumsuz, veresiye, yerleşmemiş, yakışmamış, yapay, yapma, yapmacıklı, yok olan, zahiri, zail karş. kalıcı
eğretileme i. anıştırma, dokundurma, iğneleme, iktibas, kinaye, mecaz, sitem, telmih
eğretilemek f. iktibas etmek
eğri s. bükük, büklüm, büküm, büküntü, çarpık, eğik, eğrili, kavis, kıvrım, kıvrıntılı, mail, meyilli, yampiri, yamuk, yanlış, yay karş. doğru
eğriltmek f. bükmek
eh! i. orta, orta karar
ehemmiyet i. değer, hüküm, önem
ehemmiyetli s. ciddi, hayati, mühim, önemli
ehemmiyetsiz s. değersiz, hiçten, kof, külüstür, önemsiz
ehil i. cemaat, erbap, eş, sahip, topluluk, usta, uzman, yeterli, yetkili, yetkin karş. acemi
ehil i. ahali, amme, cemaat, cemiyet, eş, halk, insanlık, kalifiye, kamu, liyakatli, millet, profesyonel, sahip, sosyete, toplum, usta, uzman, üstat, yeterli
ehli s. alışkan, adamcıl, evcil, karş. acemi, ehliyetsiz, yetersiz, yetkisiz, kifayetsiz
ehlileşmemiş s. barbar, vahşi, yaban, yabanıl, yabani, yırtıcı karş. ehlileşmiş
ehlileşmemişlik i. barbarlık, vahşet
ehliyet i. beceri, beceriklilik, belge, cevher, deha, diploma, dirayet, ehliyetname, icazetname, ihtisas, istidat, kabiliyet, kimlik, künye, liyakat, maharet, marifet, meleke, sertifika, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yeti, yetkinlik, yordam dey. yeterlik belgesi karş. maharetsizlik
ehliyetli s. kalifiye, liyakatli, profesyonel, usta, uzman, üstat, yeterli
ehliyetname i. belge, ehliyet, icazetname
ehliyetsiz s. beceriksiz, eksik, kabiliyetsiz, liyakatsiz, yetersiz, zayıf
ehram i. kabir, lahit, makber, mezar, piramit, türbe
ehven s. ucuz, ekonomik, hafif, hesaplı, iktisadi, indirimli, iskontolu, iyi, kelepir, okazyon, tasarruflu, tenzilatlı, ucuz, yeğ, zararsız dey. bedavadan ucuz, daha hafif/iyi, her keseye uygun, makul fiyatlı, ölü fiyatına, para ile değil, sudan ucuz, tercih edilir, uygun fiyatlı karş. ateş pahası, beter, fahiş fiyatlı, kazık, pahalı
ejder i. canavar, cin, dragon, ejderha, eren, yılan dey. ele avuca sığmaz, şeytan çekici, taş yürekli
ejderha i. canavar, cin, ejder
ek i. aksesuar, çıkma, derkenar, dipnot, eklenti, garnitür, ilave, katkı, katma, müştemilat, takanak, takı, takıntı, ulama, ulantı, yama, zam
ekber s. ali, koca, ulu, ulvi, yüce
ekici i. çiftçi, köylü, ziraatçi
ekin i. algılama, bilgelik, bilgi, bilim, görgü, hikmet, ilim, irfan, kültür, malumat, tahıl, yetenek dey. idrak etme, ihata etme, irfanına turp sıkayım
ekinci i. çiftçi, köylü, ziraatçi
ekinli s. aydın, münevver
ekip i. birlik, grup, kadro, kol, kumpanya, kurul, küme, mürettebat, müstahdem, parti, posta, örgüt, takım, tayfa, tim, topluluk, trup, ünite, zümre
eklemek f. atmak, ilave etmek, iliştirmek, karıştırmak, katmak, salmak, ulamak, yamamak, zammetmek dey. ilave etmek, katkıda bulunmak, üste koymak, üstüne koymak, üzerine koymak karş. çıkarmak, eksiltmek, tarh etmek ? koymak, takmak
eklenmek f. birleşmek, katılmak, kaydolmak, kaynaşmak, kenetlenmek
eklenti i. ek, ilave, katma, ulama, ulantı, yama
ekleştirmek f. çarpmak, indirmek, vurmak, yapıştırmak dey. aşk etmek
ekmek f. dikmek, tohum atmak, tohum serpmek, üretmek, yetiştirmek karş. biçmek
ekmek1 i. aş, atmak, bazlama, erzak, francala, kömbe, lavaş, pide, sandviç, simit, somun, yiyecek dey. baston francala, çavdar ekmeği, dilimlenmiş ekmek, esmer ekmek, ev ekmeği, glüten ekmeği, kepek ekmeği, kuru ekmek, mısır ekmeği, tayın ekmeği, tost ekmeği, tuzsuz ekmek, yufka ekmeği, yulaf ekmeği ? aş, börek, çörek
ekmek2 i. atlatmak, bezdirmek, dökmek, imal etmek, saçmak, serpmek, üretmek dey. ekip biçmek, tohum atmak, tohum serpmek
eko i. akis, reaksiyon, tepki, yankı
ekol i. akım, cereyan, doktrin, mezhep, okul, öğreti
ekonomi i. artırma, biriktirme, tutum
ekonomi yapmak f. artırmak, tutum yapmak
ekonomik s. ehven, hesaplı, idareli, iktisadi, indirimli, iskontolu, kazançlı, kelepir, masrafsız, tasarruf sağlayan, tasarruflu, tutumlu, ucuz dey. tasarruf sağlayan karş. savurgan
ekran i. beyazperde, görüntülük, televizyon camı
eksantrik s. acayip, akıl almaz, alışılmadık, anormal, aşırı, ayrı, ayrıksı, benzersiz, doğaüstü, değişik, ender, eşsiz, farklı, fevkalade, garip, gayri tabii, görülmedik, harika, ilginç, inanılmaz, kuraldışı, mucizevi, olağanüstü, orijinal, özgün, sapak, sapık, şaşılacak, şaşılası, tip, tuhaf, yabansı, yadırganacak dey. akıl almaz, gayri tabii karş. alelade, olağan
eksen i. dingil, mihver, mil, sonsuz doğru
ekseri i. çoğunlukla, genellikle, umumiyetle, çoğu kez, ekseriya, sıklıkla, sık sık dey. çoğu kez karş. nadiren
ekseriya z. ekseri, genellikle, umumiyetle
ekseriyet i. çoğunluk, çokluk, fazlası karş. ekaliyet
ekseriyetle z. genellikle, umumiyetle
eksi i. eksik, menfi, negatif, olumsuz
eksik s. açık, aksak, arıza, ayıplı, az, bozuk, defolu, ehliyetsiz, eksi, engelli, falso, fireli, gedik, güdük, haleldar, hasar, hatalı, kayıp, kem, kıt, kusur, kusurlu, natamam, noksan, özürlü, sakat, özürlü, tamamlanmamış, telefat, yarım, yetersiz, yetkin olmayan, yitik, yok, zayi dey. ara ki bulasın, gitti gider, hak getire, eksik etek, ismi var cismi yok, koydunsa bul, ne arar/arasın/gezer, şeytan aldı götürdü, yarım yamalak, yerinde yeller esiyor, yok oğlu yok karş. bütün, tam ? gerek, zarar
eksik etmemek f. bulundurmak
eksik gelmek f. azalmak
eksikli s. ezgin, fakir, falsolu, ihtiyaç sahibi, kusurlu, muhtaç, suçlu, şaibeli, yoksul karş. eksiksiz, varlıklı, zengin
eksiklik i. aksaklık, arıza, ayıp, azlık, boşluk, bozukluk, darlık, defo, falso, fire, güçsüzlük, halel, hata, hiçlik, illet, kara, kıtlık, kir, kötülük, kusur, noksan, noksanlık, ölüm, özür, sakatlık, şaibe, yitim, yokluk, zeval
eksiksiz s. aynen, bütün, cümleten, doğru, düzgün, etraflı, gerektiğince, harika, hep, iyi, kâmil, komple, kusursuz, mucizevi, mükellef, mükemmel, noksansız, olanca, özürsüz, pırıl pırıl, sağlam, tam, tamam, tamamen, tekmil, tekmili, tıpatıp, topyekûn, tüm, tümü, tümden, umum dey. bir kuş sütü eksik, dört başı mamur, dört dörtlük, elifi elifine, enine boyuna, kelimesi kelimesine, kuruşu kuruşuna karş. eksik
eksilmek f. azalmak dey. elden ele düşmek, fire vermek
eksiltmek f. almak, azaltmak, budamak, çıkartmak, düşmek, ıskonto yapmak, ikram yapmak, indirim yapmak, indirmek, inmek, kesmek, kesinti yapmak, kırmak, kırpmak, tenzil etmek, tenzilat yapmak dey. açık eksiltmek, ıskonto yapmak, ikram yapmak, indirim yapmak, kesinti yapmak, tenzil etmek, tenzilat yapmak karş. artırmak
eksper s. profesyonel, usta, uzman
eksperlik i. ihtisas, istidat
ekspresso i. kahve
ekstra s. âlâ, birinci sınıf, en iyi, en üstün kalitede, en nitelikli, esaslı, fevkalade, iyi, kalite, kaliteli, kusursuz, mükemmel, mümtaz, seçkin, seçme, süper, üzerine yok, yetkin dey. birinci sınıf, en iyi/üstün kalitede/nitelikli, üzerine yok karş. adi
ekşi s. buruk, kekre, limonlu, mayhoş, sirkeli dey. limon gibi, sirke gibi karş. tatlı, lezzetli ? acı
ekşimek f. bitmemek, çürümek, kokmak, kurtlanmak, mahvolmak, sirkeleşmek
ekşimik i. çökelek, kesik
ekşimiş s. bozuk, çürük, kokmuş, kurtlu
ekşimsi s. buruk, mayhoş
el1 i. amme, araç, avuç, bilek, cemaat, cemiyet, ecnebi, eloğlu, garip, gurbetçi, insanlık, kamu, kat, millet, parmaklar, pençe, sap, sosyete, toplum, tutak, tutamak, ülke, yaban, yabancı, yumruk
el2 i. ahali, defa, halk, herkes, il, memleket, ülke, yurt
el arabası i. çekçek, sedye, tahtırevan, teskere ? araba
elalem i. yaban, yabancı
elaman! ü. of!, pöf!
elastiki s. laçka, yumuşak
elastikiyet i. esneklik
elbet i. alimallah, behemehal, billahi, doğal olarak, elbette, eminim, gerçekten, hakçası, haliyle, illa, ille, katiyen, katiyetle, kesenkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, nasılsa, nitekim, pekâlâ, sahiden, şüphesiz, tabiatıyla, tabii, tallahi, vallahi,yüzde yüz dey. doğal olarak, emin ol, eninde sonunda, er geç, er veya geç, evvel Allah, evvel ve ahir, gözlerim kör olsun ki, her hali kârda, iki gözüm önüme aksın ki, misk gibi, namussuzum ki, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, şüphe yok ki, yemin ederim ki, yerle gök bir olsa, yüzde yüz karş. asla, hayır ? evet, gerçekten
elbirliği i. anlaşma, beraberlik, birleşme, birlik olma, dayanışma, imece, yardımlaşma dey. birlik olma
elbirliğiyle z. müttefiken
elbise i. entari, esvap, fistan, forma, frak, gelinlik, giyecek, giyim, giysi, kapama, kılık, kıyafet, kimono, kisve, kostüm, libas, önlük, rop, ruba, sari, smokin, takım, tayyör, tulum, tuvalet, urba, üniforma, üst ? atkı, ayakkabı, başlık, böşörtüsü, ceket, gömlek, hırka, iç çamaşırı, kemer, pantalon, üstlük
elbisesiz s. çıplak, nü, sivil, soyunuk
elçi i. aracı, delege, haberci, kurye, muhabir, peygamber, resul, sefir, temsilci, ulak, vekil, yalvaç
elde etme i. mazhariyet, tedarik
elde etmek f. almak, tedarik etmek, üretmek
elebaşı s. baş, başkan, idareci, kaptan, komutan, lider, önder, patron, reis, şef, yönetici
elek i. delikli kap, filtre, kalbur, kevgir, süzek, süzgeç, süzgü
elekçi i. çaçaron, çingene
elem i. acı, azap, bıkkınlık, can sıkıntısı, çile, dert, ezinç, gaile, gam, hoşnutsuzluk, hüzün, ıstırap, kahır, kasavet, kasvet, keder, matem, sızı, teessür, üzgü, üzüntü, yeis dey. can acısı, yürekler acısı karş. neşe
eleman i. etken, faktör, görevli, memur, personel, öğe, tayfa, unsur
elemanlar i. kadro, mürettebat, müstahdem
eleme i. ayıklama, elenmiş, rey, seçilmiş, seme, sınama, sınanmış dey. elekten geçirme, gözden geçirme
elemek f. ayıklamak, oy vermek, rey vermek, seçim yapmak, seçmek, temizlemek
elemlenmek f. acılanmak, acımak, duygulanmak, gamlanmak, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak
elemli s. acı, acılı, cefakar, çileli, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, sıkıntılı, sıkkın, tasalı, üzgün, üzüntülü, yanık dey. bağrı yanık/kara, bir avazı yerde bir avazı gökte, ciğeri dağlı, dünyası haram/zindan/zehir olmuş, içi kan ağlayan, iğne yutmuş, yüreği yaralı
eleştiri i. değerlendirme, inceleme, kritik, makale, methetme, övgü, övme, övüş, sınama, tenkit, yargılama, yazar, yazı, yerme
eleştirici i. muharrir, tenkitçi
eleştirmeci i. muharrir, yazar
eleştirmek f. ayıplamak, kritik etmek, tenkit etmek dey. acı söylemek, atıp tutmak, ayıbını yüze vurmak, diline dolamak, diliyle sokmak, ele almak, gözün üstünde kaşın var demek, itham etmek, kabahat bulmak/yüklemek, kabahatli görmek, kötü saymak, rezil etmek, suçlu görmek, suç yüklemek, taşa tutmak, tenkit etmek, töhmet altında bırakmak, yerin dibine batırmak, yuf borusu çalmak, yuha çekmek, yuhaya tutmak, yüzüne çarpmak/vurmak ? incelemek, övmek, yermek
eleştirmen i. muharrir, tenkitçi, yazar
elhamdülillah! ü. Allaha şükür, iyi ki, şükürler olsun
eliaçık s. bonkör, cömert, hesapsız, hovarda, ikramcı, kanık, kerim, müsrif, semih, tokgözlü, tutumsuz, yardımsever dey. açık elli, açın kabadayısı hacıağa, bol elli, çul tutmaz, dipsiz testi, ekmeğine koç, eli açık, eli bol, eli geniş, feragat sahibi, fukara babası, gani gönüllü, gönlü bol, gönlü gözü gani/tok, har vurup harman savuran, kalbi zengin, kapısı açık, sofrası açık karş. elisıkı
elim s. acı, acıklı, acınacak, dokunaklı, dramatik, feci, hazin, hüzünlü, koygun, sıkıcı, tasalandırıcı, trajik, üzücü, üzüntülü dey. esef verici, içe işleyici, içler acısı, yürekler acısı, yürek paralayıcı karş. sevindirici
eline sağlık! ü. bravo! dey. aşk olsun!, berhudar ol!, bin yaşa!, çok yaşa!, ellerin dert görmesin!, var ol!
elips i. çember, daire, halka, helezon, silindir, top
elipsimsi s. küresel, oval, yumurtamsı
eliptik s. küresel, oval, yumurtamsı
elisıkı s. cimri, hasis, hesabi, paragöz, pinti, varyemez karş. eliaçık
elisıkılık i. cimrilik, pintilik, sıkılık
elit s. güzide, kaliteli, mutena, mümtaz, nitelikli, seçkin, seçme, seviyeli, üstün dey. kalbur üstü karş. alelade
eliyle z. aracılığıyla, vasıtasıyla, yoluyla
elleme i. dokunma
ellemek f. değmek, dokunmak, ilişmek, mıncıklamak, okşamak, parmaklamak, sıvazlamak, sıyırıp geçmek, sürtünmek
elleşmek f. dövüşmek
elmasım! ü. sevdiceğim!
eloğlu i. ecnebi, el, elgin, garip, gurbetçi, gurbette yaşayan, yaban, yabancı, yad karş. yakın
elveda! Allahaısmarladık, uğur ola
elverişli s. caiz, cazip, hesaplı, isabetli, işe yarayan, kılgın, kullanışlı, mutabık, münasip, pratik, sıralı, sırasında, uygun, vakitli, yararlı, yerinde, zamanında dey. dikkate değer, makul fiyatlı, zemin ve zamana uygun karş. elverişsiz
elverişsiz s. alâkasız, dar, gereksiz, ilgisiz, isabetsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, rabıtasız, sırasız, ters, tutarsız, uygunsuz, vakitsiz, yakışıksız, yararsız, yaraşıksız, yaraşmayan, yersiz, zamansız karş. elverişli
elverişsizlik i. aksaklık, aksilik, olumsuzluk, özür, terslik, uygunsuzluk, uymazlık karş. elverişlilik
elvermek f. çıkışmak, idare etmek, isabet etmek, kafi gelmek, nasip olmak, sığmak, uymak, vefa etmek, yakışmak, yaramak, yetişmek, yetmek dey. idare etmek, uygun gelmek karş. elvermemek
elzem s. cebri, çaresiz, gerek, gerekli, geçilmez, gerek, gerekli, ihtiyaç, kaçınılmaz, lazım, lüzumlu, mecburi, mukadder, şart, vacip, vazgeçilmez, zaruri, zorunlu dey. çok gerekli karş. gereksiz
em i. ilaç, medet, merhem, ot, panzehir, umar
emanet i. borç, can, eğreti, emaneten, kredi, ödünç, ödünçleme, takıntı, zimmet dey. rehine koymak/vermek
emanet etme i. teslim
emaneten z. emanet
emare i. belirti, ipucu, işaret, iz, semptom, sendrom
emare i. delil, imge, ipucu, tezahür
emareler i. araz, tezahürat
emdirme i. çektirme, emzirme, içirtme, soğurtma, yedirme karş. fışkırtma
emdirmek f. içirmek, yedirmek
emek i. bakım, çaba, çalışma, didinme, efor, gayret, güç, himmet, iş, işçilik, mesai, mücadele, say, uğraş, zahmet dey. alın teri, el emeği, göz nuru, göz yaşı burun sümüğü ? güç
emek sarfetmek f. didinmek
emek vermek f. didinmek
emekçi s. amele, aylıkçı, aylıklı, esnaf, gündelikçi, gündelikli, haftalıkçı, hizmetkar, hizmetli, ırgat, işçi, maaşlı, memur, müstahdem, ondalıkçı, ortakçı, proleter, terci, ücretli karş. anamalcı ? çalgıcı, çiftçi, dadı, dansçı, denetçi, doktor, garson, haberci, hizmetçi, hoca, hokkabaz, işçi, kunduracı, odacı, oyuncu, öğretmen, papaz, personel, şarkıcı, yazar, yazman
emekçi amele, hizmetli, ırgat, işçi, memur, ücretli
emeklemek f. sıralamak, yeni başlamak, yürümek dey. düşe kalka ilerlemek, yeni başlamak karş. ustalaşmak
emekli s. geçkin, ihtiyar, kocamış, yaşlı
emeksiz z. açıktan, bedava, bedelsiz, caba, eziyetsiz, gönenmiş, hafif, havadan, hazırlop, karşılıksız, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, kolay, külfetsiz, memnun, meşakkatsiz, mutlu, neşeli, şen, ücretsiz, üzüntüsüz, zahmetsiz dey. taş attı da kolu mu yoruldu karş. zahmetle
emektar s. eskimiş, geçkin, hizmetçi, ihtiyar, kocamış, yaşlı
emektaş i. arkadaş, yoldaş
emel i. amaç, arzu, erek, garaz, gaye, güdek, hedef, istek, kasıt, maksat, niyet, uğur, ülkü
emin i. adaletli, adil, ahlaklı, babacan, ciddi, doğru, çekincesiz, doğrucu, dürüst, emniyetli, güvenen, güvenilir, güvenli, iffetli, inanan, inançlı, inanılır, iyi, kuşkusu olmayan, sakıncasız, seciyeli, tehlikesiz dey. alnı açık, alnı ak, diline sağlam, doğru sözlü, er oğlu er, sağ kazık, sağlam adam/ayakkabı, sözünün eri, şayanı itimat karş. kuşkulu
eminim ü. alimallah, elbet, ille, katiyetle, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, şüphesiz, tabiatıyla
emir s. başbuğ, başkan, buyruk, direktif, ferman, hakan, hükümdar, komut, kral, melik, padişah, sultan, şeyh, talimat, yönerge
emirname i. bildiri, buyruk, direktif, ferman, irade, komut, kumanda, talimat, yönerge
emirname i. buyruk, yönerge
emlak i. arsa, ev, bahçe, dünyalık, eşya, gayri menkul, mal, matah, mülk, taşınmaz mallar dey. gayri menkul, taşınmaz mallar
emmek f. çekmek, içmek, soğurmak, sormak, sorumak, sömürmek karş. püskürtmek dey. içine çekmek ? içmek, öpmek, yemek
emniyet i. asayiş, bağışıklık, dirlik, disiplin, garanti, güven, güvence, güvenlik, güvenme, inanç, inanma, itimat, korkuluk, nizam, parmaklık, selamet, sigorta, teminat, teslimiyet dey. kolluk kuvvetleri karş. emniyetsizlik, güvencesizlik, kargaşa
emretmek f. buyurmak, irade etmek, komuta etmek, talimat vermek, tembih etmek, tembihlemek ? buyruk, ısmarlamak, konuşmak, yönetmek, zorlamak
emrivakiyle z. çaresiz, çarnaçar, gönülsüzce, gönlü olmadan, hevessizce, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, kazara, kerhen, mecburen, nazlanarak, tabiatıyla, zoraki, zorla, zorlukla karş. isteyerek
emrivaki i. farz, kaçınılmazlık, mecburiyet, oldubitti, sorumluluk, zorunluluk
emrivakiyle z. cebren, çaresiz, gönülsüzce, isteksizce, iştahsızca, mecburen, nazlanarak, zoraki dey. ister istemez, istemeye istemeye, nazlana nazlana, oldubittiyle, yarım ağızla
emsal i. aynı, benzer, denk, eş, eşit, katsayı, kopya, misal, misil, örnek dey. bir çıktı pir çıktı
emsali olmayan s. ayrıcalıklı, benzersiz
emsalsiz s. acayip, ayrı, benzersiz, doğaüstü, eşsiz, inanılmaz, insanüstü, istisnai, olağanüstü, tek, yegane
emtia i. akar, mal, matah
emzik i. biberon
emzirme i. besleme, emdirme
emzirmek f. bakmak, içirmek, yedirmek
en i. açıklık, arz, boy, boyut, büyüklük, cesamet, çap, genişlik, hacim, kalınlık, ölçü
enayi s. ahmak, alık, aptal, avanak, budala, bön, sersem dey. açık ağız, enayi dümbeleği, keriz gibi
enayileşmek f. sersemlemek
encam i. netice, son, sonuç
encik i. it, köpek
enciklemek f. doğurmak, yavrulamak
encümen i. divan, heyet, kabine, komisyon, komite, kurul, yarkurul
endam i. beden, biçim, boy, boyut, büyüklük, dışyüz, durum, duruş, eğin, eşkal, form, giyiniş, görünüm, görünüş, gösteriş, gövde, hacim, heybet, kalıp, kılık, kisve, manzara, suret, şekil, uzunluk, vücut, yapı, zevahir dey. boy bos, giyinti kuşantı, kalıp kıyafet, kılık kıyafet, şekil şemail, üst baş karş. içyüz
endamlı s. alımlı, biçimli, boylu, düzgün, orantılı, şekilli, uygun, yakışıklı dey. derli toplu, kapı gibi karş. biçimsiz
endamsız s. bodur, boysuz, bücür, cüce, güdük, kısa
endaze i. kıstas, kriter, mihenk, mikyas, miyar, ölçü, ölçüt dey. denek taşı, mihenk taşı
ender s. acayip, az, benzersiz, değerli, doğaüstü, eksantrik, eşsiz, fevkalade, garip, görülmedik, görülmemiş, harikulade, ilginç, inanılmaz, nadide, nadir, nadiren, sayılı, seyrek, tek tük dey. anka gibi, ayda yılda bir, az bulunur, az rastlanır, binde bir, bir kuyruklu yıldızdır ki kırk yılda bir doğar, bulunmaz Hint kumaşı, can dermanı mı, çarlişton marka, dünya cenneti, kırk yılda bir/yılın başı/başında/ömürde bir, tek tük karş. bol, olağan, sık sık ? az, bazan, ilginç, olağanüstü
endişe i. düşünce, kaygı, korku, kuşku, merak, tasa, tasalanma, tedirginlik, telaş, terüddüt
endişelenmek f. dertlenmek, evhamlanmak, gamlanmak, garipsemek, hüzünlenmek, işkillenmek, kaygılanmak, kurtlanmak, meraklanmak, tasalanmak, telaş etmek dey. beti benzi solmak, canı ağzında beklemek/sıkılmak, canı gitmek, dert edinmek, ecel teri solmak, endişe etmek, evhama kapılmak, fena olmak, gönlü bulanmak, gözü arkada kalmak, hayal kırıklığına uğramak, huzuru kaçmak, içi kalkmak/içini yemek/kabarmak/titremek, içine dert olmak/korku/kurt düşmek, içini kemirmek, içini kurt yemek, kendi kendini yemek, keyfi kaçmak, kendine dert edinmek, korkulu rüya görmek, kuruntu etmek, merak etmek, midesi bulanmak, tedirgin olmak, uykuları kaçmak, yüreği ferahlamak/tıp demek, yüreği oynamak, yüreğine korku düşmek/su serpmek karş. ferahlamak
endişeli s. dirliksiz, huzursuz, karamsar, kaygılı, keyifsiz, kurtlu, kuşkucu, kuşkulu, meraklı, neşesiz, rahatsız, şüpheci, tasalı, tedirgin, telaşlı dey. canı sıkkın, diken üstünde, rahatı bozuk karş. huzurlu
endüstri i. imalat, işleyim, sanayi, üretim
endüstrileşmek f. sanayileşmek
enek s. burulmuş, enenmiş, hadım edilmiş, iğdiş edilmiş, iktidarsız, kısır
enerji i. canlılık, derman, erk, erke, etkinlik, gayret, güç, hâl, hayatiyet, iktidar, kuvvet, kudret, mecal, takat karş. uyuşukluk
enerjik s. acar, atak, atılgan, atik,baskın, becerikli, coşkun, çevik, dişli, erkli, forslu, gayretli, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, salahiyetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, zorlu dey. cıva gibi, otorite sahibi karş. iktidarsız
enfes s. afet, ahu, en güzel, gökçe, fevkalade, harika, huri gibi, leziz, lezzetli, nefis, oflaz, şaheser, yahşi, yakşi, zarif dey. en güzel
enflasyon i. pahalılık, para şişkinliği karş. deflasyon
engebeli s. arızalı, dağlık, pürüzlü dey. dere tepe, inişli çıkışlı karş. düzlük
engebesiz s. açık, dümdüz, düpedüz, düz
engel i. akıntı, aksaklık, barikat, beis, dezavantaj, dizgin, falso, güçlük, handikap, illet, ket, köstek, mahzur, mani, mania, noksan, noksanlık, pürüz, sakınca, set, yük, zorluk dey. ayak bağı ? bent, kale, kusur, perde
engel çıkarmak f. mani olmak, kesmek, ket vurmak
engel olmak f. alıkoymak, bırakmak, direnmek, menetmek, önlemek
engelleme i. aksatma, ambargo, baltalama, çelmeleme, frenleme, köstekleme, menetme, önleme, zorlaştırma dey. ket vurma, mani olma karş. özendirme
engellemek f. aksatmak, alıkoymak, baltalamak, bastırmak, çelmek, çelmelemek, darbelemek, direnmek, dizginlemek, döndürmek, durdurmak, frenlemek, güçleştirmek, karşılamak, kesmek, ket vurmak, kösteklemek, mani olmak, menetmek, muhalefet etmek, önlemek, suikast yapmak, zorlaştırmak dey. adım attırmamak, ayağa bağ olmak/dolanmak, ayağını bağlamak, ayak bağı olmak, başından kesmek, çapariz çıkmak, çelme takmak/atmak, dağ kesilmek, dirsek vurmak, dost kilidi vurmak, el ayak bağlamak/kesmek, eli kırılmak, elini kesmek/kolunu bağlamak, engel çıkartmak, gem vurmak, gölge etmek/etmemek, güçlük çıkarmak/çıkartmak, işini bozmak/güçleştirmek, kan doğramak, karşı çıkmak, ket vurmak, kısmetine mani olmak, köstek olmak, lakırdıya tutmak, mahal vermemek/bırakmamak, meydan bırakmak, meydan vermemek/bırakmamak, ofsayta düşürmek, önüne çıkmak/dikilmek/geçmek, önünü almak/önüne geçmek/kesmek, parmak atmak, sekteye uğratmak, set çekmek, taş koymak, tökez koymak, yokuşa koşmak, yolunu kesmek, zor duruma getirmek, zora koşmak, zorluk çıkarmak/çıkartmak karş. desteklemek
engellenme i. aksama, sarsılma
engellenmek f. kösteklenmek, tıkanmak dey. çaparize gelmek, eli kolu/ayağı bağlı olmak/kalmak, işten güçten kalmak
engelsiz s. açık dey. köpeksiz köy buldu da deyneksiz/çomaksız geziyor, sırtında/arkasında yumurta küfesi yok ya
engin i. aşağı, bucaksız, büyük, deniz, derin, devasa, geniş, uçsuz dey. açık deniz
enik i. it, köpek
eniklemek f. doğurmak, yavrulamak
enikonu z. adamakıllı, âdeta, basbayağı, civarında, çok, epey, epeyce, esaslı, etraflıca, güzelce, hayli, haylice, hemen hemen, iyice, kıyasıya, neredeyse, oldukça, pek, pir, sularında, sunturlu, takriben, yaklaşık, yaman dey. iyiden iyiye, uzun uzadıya karş. üstünkörü
enjeksiyon yapmak f. tedavi etmek
enjekte etmek f. şırınga etmek
enkaz i. çöküntü, çöp, döküntü, harabe, kalıntı, virane, viranelik, yangın yeri, yıkıntı dey. yangın yeri
enlem i. arz
enli s. geniş
enlilik i. genişlik
ense i. boyun
enselemek f. avlamak, kıstırmak, ökselemek, tutmak, tutuklamak, yakalamak dey. ele geçirmek, ensesine yapışmak, yakasına yapışmak karş. kaçırmak
enselenmek f. avlanmak
ensiz s. dar, küçük, minik, ufak
ensizleşme i. daralma
ensizleşmek f. daralmak
enstitü i. lise, mektep, okul, üniversite
enstrüman i. çalgı, müzik aleti, saz
entari i. elbise, fistan, ruba, urba
entellektüel s. âlim, aydın, bilge, bilgili, danişment, düşünür, eğitimli, fenlenmiş, haberli, kırkambar, kültürlü, malumatlı, münevver, mütefekkir, öngörülü, uyanık, vakıf dey. dağarcığı yüklü karş. kara cahil
entellektüellik i. aydınlık
enteresan s. ilginç, tip
enternasyonal s. uluslararası
entipüften s. boş, çürük, değersiz, gelişigüzel, itinasız, kalitesiz, kırılgan, özensiz, rasgele, sudan, şişirmece, tapon, uydurma, üstünkörü, yalandan, yalınkat dey. derme çatma karş. esaslı
entrika i. al, aldatmaca, dalavere, dolap, düzen, hile, ihanet, kalpazanlık, kapan, kurnazlık, manevra, oyun, suiistimal, tertip, tuzak dey. el çabukluğu, fincan oyunu, kağıt oyunu, kelime oyunu, köşe kapmaca, şans oyunu, şaşırtıcı hüner
entrikacı s. aldatıcı, arabozan, batakçı, cambaz, dalavereci, dolandıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, eşkiya, fesat, gangster, haydut, hilebaz, hileci, hilekar, hokkabaz, kaçakçı, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, oyunbaz, politikacı, sahteci, sahtekar, şantajcı, tertipçi dey. Acem aslanı/kılıcı, yalancı sofu karş. dürüst
epey s. bayağı, çok, çokça, enikonu, epeyce, hayli, haylice, oldukça, pek dey. bir hayli karş. azrak
epeyce s. bayağı, birçok, çok, enikonu, epey, hayli, oldukça, pek dey. hayliden hayli/hayliye karş. az ? adamakıllı
epidemi i. salgın
epidemik i. illet, maraz
epope i. anlatı, destan, efsane, hikaye, masal, menkıbe, öykü, söylence
er i. alp, asker, babayiğit, bahadır, batır, cenerat, erkek, erken, gaver, gazi, koç, koçyiğit, mert, nefer, savaşçı, serdengeçti, yiğit karş. subay
erat i. asker, cengaver, er, nefer, savaşçı
erbap s. ehil, profesyonel, sahip, usta, uzman, üstat
erbaş i. asker
erdem i. ahlak, alicenaplık, büyüklük, doğruluk, dürüstlük, iffet, fazilet, merhamet, mertlik, namus, olgunluk, onur, onurluluk, saygınlık, sevecenlik, şeref, töre dey. memleket namusu, yüz aklığı karş. alçaklık
erdemli s. adaletli, adil, ahlaklı, değerli, doğru, doğrucu, dürüst, fazıl, faziletli, güvenilir, hakkaniyetli, haksever, haluk, harbi, hatırşinas, helalzade, iffetli, inal, ince, iyi, kadirşinas, kibar, koca, kutlu, liyakatli, maharetli, marifetli, medeni, namuslu, nazik, nezih, onat, saygılı, seciyeli, sosyal, uygar dey. kadı kızından ak karş. kaba
erden s. bakir, bakire, bekar, ergen, saf, taze, temiz
erdenlik i. bekâret
erdirme i. ulaştırma, vardırma, ermesini sağlama
erek i. amaç, dilek, emel, garaz, gaye, güdek, hedef, kasıt, maksat, mefkûre, meram, murat, niyet, uğur, ülkü
eren i. ejder, ermiş, evliya, veli
ergen delikanlı, erden, ergin, genç, kâmil, kızan, olgun, reşit, yeniyetme, yetişkin
ergenlik i. sivilce, yara
ergi i. başarı, erişme, galibiyet, mazhariyet, muvaffakiyet, nimet, rekor, sultanlık, yengi, zafer karş. başarısızlık
ergin s. baliğ, ergen, erin, erişkin, gelinlik, kâmil, olgun, olmuş, reşit, vâsi, yetişkin, yetişmiş, yetkin karş. çocuk, çolpa, ham, olmamış ? tecrübeli, yaşlı
erginleşmek f. büyümek, reşit olmak, serpilmek, yetişmek
erginlik i. buluğ, çağlanma, erginlenme, erinlik, erişkinlik, evrim, gelişme, kemal, kifayet, olgunluk, rüşt, yetişkinlik, yetkinlik karş. çocukluk
erguvani i. eflatun, lila, pembe, siklamen
erim i. iyi haber, menzil, mesafe, muştu, müjde, uzaklık
erime i. aşınma, bitme, sıvılaşma, tükenme, yıpranma, yok olma, zayıflama
erimek f. arlanmak, ayrışmak, azalmak, bitmek, bulunmamak, buruşmak, çözülmek, eskimek, gevşemek, harcamak, incelmek, kalmamak, karıncalanmak, kıtlaşmak, kullanılmak, kurumak, örselenmek, pelteleşmek, porsumak, pörsümek, saçaklanmak, salkımak, sarfetmek, soğulmak, solmak, sönmek, sünmek, süzülmek, tiftiklenmek, tükenmek, tüketilmek, utanmak, yıpranmak, yitmek, yoğalmak, yoğaltmak, yumuşamak, zayıflamak dey. ab olmak, dibi görünmek, dibine inmek, don çözülmek, iğne ipliğe dönmek, iskelete dönmek, iskeleti çıkmak, kemikleri sayılmak, kendini koyvermek, kıtlığına kıran girmek, köküne kıran girmek, sarf edilmek/olmak, suyunu çekmek karş. sertleşmek, üretilmek
erinç i. dirlik, esenlik, ferahlık, huzur, keyif, konfor, memnuniyet, rahat, rahatlık, refah, sultanlık, sükûn
erinçsizlik i. huzursuzluk
erinlik i. buluğ, erginlik
erişememek f. kavuşamamak, mahrum kalmak, ulaşamamak
erişim i. erişme, ulaşım, ulaşma, vasıl olma, yarma dey. vasıl olma
erişkin s. ergin, kâmil, olgun, reşit
erişkinlik i. erginlik, kemal, olgunluk, rüşt, yetişkinlik dey. ağalık etme, ağır başlı olma, kıvamda olma
erişme i. başarı, ergi, erişim, ihraz, mazhariyet, muvaffakiyet, rekor, zafer
erişmek f. bulmak, çıkmak, dayanmak, değmek, ermek, gelmek, ihraz etmek, kavuşmak, kazanmak, muzaffer olmak, nail olmak, nasip olmak, tutmak, ulaşmak, uzanmak, varmak, vasıl olmak. yaklaşmak, yanaşmak, yetişmek, yetmek dey. ayak basmak, bir şeye çıkmak, kendini (dar) atmak, Mevlâsını bulmak, vasıl olmak, vusul bulmak, yolu bulmak/düşmek ? gelmek, gitmek, yaklaşmak
erişmiş s. nail, yetik
eriştirme i. ulaştırma, vardırma, yetiştirme karş. geciktirme
eriştirmek f. bağışlamak, göndermek, havale etmek, nasip etmek, postalamak, sevketmek, ulaştırmak, yollamak
eritme i. bitirme, harcama, sıvılaştırma, sindirme, tüketme, yumuşatma
eritmek f. aşındırmak, harcamak, hayran etmek, temizlemek, tüketmek
eriyik i. likit, seyyal, su
erk i. amirlik, boyunduruk, cebir, derman, devlet, egemenlik, enerji, fors, güç, hâl, hakimiyet, hayatiyet, iktidar, izzet, komuta, kudret, kumanda, kuvvet, mecal, nüfuz, otorite, velayet, yaptırım, yeğinlik, yetke, yetki, yönetim
erkan i. biçim, elit tabaka, esas, kural, metot, politika, racon, sistem, suret, şekil, stil, tarz, teknik, usul, üslup, üstün azınlık, yol, yöntem
erke i. enerji, güç, iktidar, izzet, kuvvet, mecal
erkek i. adam, âdem, ayvaz, babayiğit, bay, bey, beyefendi, centilmen, çelebi, dadaş, delikanlı, efendi, er, eril, erillik, erkişi, erlik, herif, insan, kavalye, kızan, koca, mert, oğlan, yiğit dey. erkekliğe söz getirmemek/toz kondurmamak karş. kadın ? bey, eş, insan, sevgili
erkek kardeş i. abi, ağabey, birader, dadaş, efe, kardeş, karındaş, kayın, kayınbirader, kayınço, sütkardeş ? kız kardeş
erkekçe s. erkeksi, mertçe, yiğitçe, yüreklice karş. kalleşçe
erken s. başlangıçta, çabuk, er, gecikmeden, önce, vakitlice, zamanında, zamanından önce dey. gözünün çapağını silmeden, yol yakınken, zamanından önce karş. geç
erkenden z. sabah dey. sabahın köründe, üstüne güneş doğmadan
erkin s. azade, azatlı, bağımsız, hür, kayıtsız, kısıtlanmamış, muaf, özerk, özgür, serbest
erkinlik i. bağımsızlık, hürriyet, istiklal, izin, muhtariyet, özgürlük, serbesti, serbestlik
erkli s. acar, atak, atılgan, baskın, becerikli, dişli, enerjik, forslu, gayretli, güçlü, hakim, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, nüfuzlu, otoriter, salahiyetli, takatli, tuvana, yavuz, yeğin, yetkili, zorlu karş. erksiz
erksiz s. aciz, çökkün, dayanıksız, dermansız, güçsüz, güdük, halsiz, iktidarsız, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, mecalsiz, metanetsiz, takatsiz karş. erkli
erksizlik i. anarşi, ayaklanma, başsızlık, başıboşluk, disiplinsizlik, düzensizlik, isyan, kargaşa, karışıklık karş. asayiş
ermek f. başarmak, erişmek, ihraz etmek, kavuşmak, olgunlaşmak, ulaşmak, uzanmak, varmak, yaklaşmak, yanaşmak, yetişmek
ermiş s. aziz, eren, evliya, veli
eroin i. afyon, esrar, haşhaş, morfin
eroinman i. esrarkeş
erotik s. açık, şehvani, pornografik
erozyon i. aşınma
erselik i. erdişi, hermafrodit
ersiz s. bekâr
ersizlik i. bekârlık
erte i. ileri, istikbal
erteleme i. bırakma, erteleyiş, geciktirme, savsaklama, tehir dey. arkaya bırakma, geri bırakma karş. öne alma
ertelemek f. asmak, beklemek, bırakmak, tecil etmek, tehir etmek dey. ağır almak, ara vermek, arkaya bırakmak, geri bırakmak, ihmal etmek, işi atlatmak, kazaya bırakmak, sonraya bırakmak, tecil etmek, tehir etmek, yoldan kalmak, zamana bırakmak karş. öne almak ? kaçınmak, savsaklamak, tembellik etmek
ertelemeli s. rötarlı
ertem i. edep, erdem, fazilet, haysiyet, izzetinefis, onurluluk, saygınlık, seçkinlik karş. arsızlık
ertesi i. devresi, gelecek, ilerdeki, müteakip, önümüzdeki, sonraki karş. önceki
erzak i. aş, aşlık, azık, besin, çerez, doygu, ekmek, et, gıda, iftarlık, kahvaltılık, karavana, katık, kumanya, mama, meze, meyve, nevale, ordövr, rızk, sebze, soğukluk, yem, yemek, yemiş, yiyecek, yolluk, zerzavat
es i. açıklık, aralık, boşluk, ıraklık, mesafe, uzaklık
esans i. kolonya, koku, losyon, öz, parfüm, ruh, töz
esaret i. bağımlılık, boyunduruk, esirlik, kölelik, kulluk, tutsaklık
esas i. ana, asal, asıl, asil, baş, belkemiği, biçim, birinci, dayanak, dip, doğru, düstur, düzgü, erkan, gerçek, hakikat, hamur, ilke, iskelet, kaide, kök, köken, kural, menşe, mesnet, metot, minval, nizam, norm, öz, prensip, sahi, suret, şekil, tarz, teknik, temel, töz, usul, üslup, yordam, yöntem dey. aslına bakarsan, doğrusunu istersen, her ne kadar, nasıl olsa ? başlıca, dayanak
esasen i. aslında, başından, doğrusu, filhakika, filvaki, gene, gerçekten, gerçi, haddizatında, ise de, kökünden, temelinden, tümden, vakaa, zaten
esaslı s. adamakıllı, alabildiğine, çok, doğru, ekstra, enikonu, etkili, hayli, hakkıyla, helal, iyi, iyice, iyicene, kaliteli, köklü, pir, sağlam, sınırsız, süper, yaman dey. bal gibi, bir temiz, derin derin, dört başı mamur, eni konu, eşek sudan gelinceye kadar, evire çevire, fena halde, gül gibi, hatırı sayılır, ihtimam göstererek, imanına kadar, ince eleyip sık dokuyarak, iyiden iyiye, kılı kırk yararak, koyu koyu, önem vererek, özen göstererek, sapına kadar, su gibi, yerden göğe kadar karş. yarım yamalak
esassız s. asılsız, boş, dipsiz, köksüz, sahte, temelsiz, uydurma, yalan, yanlış karş. doğru
esef i. acı, acınma, azap, çile, dert, gaile, gam, hayıf, hayıflanma, hoşnutsuzluk, hüsran, ıstırap, içlenme, kahır, kasavet, keder, matem, sızı, teessüf, teessür, üzülme, üzüntü, yerinme dey. can dayanmamak, ciğeri paralanmak/parçalanmak/yanmak, gözleri yaşarmak, içi götürmemek/paralanmak, kalbi sızlamak, vicdanı sızlamak, yüreği cık etmek/paralanmak/parçalanmak/sızlamak/yanmak karş. kıvanç
esef etmek f. acınmak, acımak, dayanamamak, duygulanmak, eseflenmek, etkilenmek, hayıflanmak, hislenmek, nadim olmak, pişman olmak, üzülmek, yerinmek
eseflenme i. hicran, nedamet, teessür
eseflenmek f. acılanmak, acımak, acınmak, esef etmek, gamlanmak, istiğfar etmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak, nadim olmak, pişman olmak, yanmak, yerinmek dey. içine dert olmak, içine oturmak, müteessir olmak
eseme i. bellek, idrak, izan, muhakeme
esen s. dinç, güçlü, iyi, sağ, sağlıklı, salim, sıhhatli, turp gibi, zinde
esenlemek f. selamlamak
esenleşmek f. dinçleşmek, selamlamak, veda etmek
esenlik i. afiyet, barış, canlılık, dinçlik, dirlik, düzen, erinç, ferahlık, gönenç, huzur, iyilik, keyif, konfor, memnuniyet, rahat, rahatlık, refah, sağlık, selamet, sevinç, sıhhat, tasasızlık, zindelik dey. ağız tadı, baş dinçliği, can sağlığı, dirlik düzenlik, görmemişe dönmek, iç açıklığı/rahatlığı, üstüne iyilik sağlık
eser i. alamet, belirti, çentik, im, işaret, iz, kalıntı, kazıntı, nişan, simge, ürün, yapıt dey. kilometre taşı dikmek, meydana çıkarmak, ortaya koymak, vücuda getirmek
esin i. buluş, esinlenme, duygu, esinti, fikir, hava, ilham, rüzgar, yaratıcılık dey. içe doğmak, ilham almak
esinlenmek f. etkilenmek
esinti i. akım, alize, cereyan, esin, esiş, fırtına, hava, hava akımı, imbat, karayel, keşişleme, kıble, lodos, meltem, muson, poyraz, rüzgar, saba, samyeli, yel dey. efil efil esmek
esintili s. havadar, rüzgarlı
esir s. azatsız, cariye, düşkün, forsa, halayık, köle, kul, mahpus, meraklı, rehine, tiryaki, tutkun, tutsak, tutuklu dey. boyna geçirmek, emir kulu, gönül dilencisi, kara dul
esirgeme i. çoksama, çoksunma, esirgeyiş, himaye, iktisat, kaçınma, kısma, kıyamama, koruma, kollama, müdafaa, sakınış, sakınma, tasarruf etme, vermezlenme
esirgemek f. acımak, çatlamak, çekememek, çoksamak, çoksunmak, hıfzetmek, himaye etmek, himmet etmek, ilgilenmek, iltimas etmek, kıskanmak, kısmak, kıyamamak, koklatmamak, kolaylık göstermek, korumak, kurtarmak, müdafaa etmek, sakınmak, savunmak, vermezlemek, vermezlenmek dey. çok görmek, yüksükle ölçmek, zırnık vermemek karş. vermek ? kaçınmak
esirgemeyen s. esirgemez, özverili
esirgemez s. esirgemeyen, fedakar, özgecil, özveren, özverili dey. iyi kalpli/niyetli/yürekli karş. bencil, çıkarcı
esirgemezlik i. fedakarlık, kendi çıkarlarından vazgeçme, özgecilik, özveri karş. bencillik, çıkarcılık
esirgeyen s. arka, gözeten, hami, koruyucu, müdafi, rahim
esirgeyici s. iltimasçı, kayırıcı, torpil, veli, velinimet
esirlik i. esaret
eskaza z. gönülsüzce, tesadüfen
eski s. antik, antika, bayat, durmuş, geçkin, harap, hurda, kıdemli, klasik, köhne, önceki, sabık, tapon, turfa, viran, yaşlı, yıkık, yıllanmış dey. Ebussuut Efendi’nin gelini/torunu gibi, eften püften, deli kıza/sarı kıza/öksüze kaftan, eski püskü, külüstür marka, pılı pırtı, yırtık pırtık karş. yeni ? eskimiş, geçmiş, ilkel
eskiden z. önce dey. bir vakit/vakitler/zaman/zamanlar, bir varmış bir yokmuş, fi tarihinde, oldum bittim/olası, öteden beriden, öteden/ileriden beri
eskimek f. aşınmak, bayatlamak, bozulmak, çatlamak, çökmek, çürümek, dağılmak, dökülmek, erimek, eskitilmek, geçkinleşmek, haraplaşmak, hırpalanmak, kırılmak, kırışmak, klasikleşmek, kocamak, kötüleşmek, örselenmek, parçalanmak, paslanmak, saçaklanmak, sararmak, solmak, sökülmek, tarazlanmak, tiftiklenmek, viranlaşmak, yıpranmak, yırtılmak dey. elden ele düşmek, elle tutulacak tarafı/yeri kalmamak, hurdası çıkmak, ıskartaya çıkmak, perişan olmak, tarih olmak, tiridi çıkmak, yıkılmaya yüz tutmak, yosun bağlamak, zaman aşımına uğramak, zamanı geçmek karş. yenilenmek
eskimiş s. aşınmış, bayat, bereli, çağdışı, çizik, demode, durmuş, emektar, geç, geçkin, geçmiş, göçkün, harap, haşat, hurdahaş, karıncalı, kırık, kopuk, köhne, kullanılmış, külüstür, lime lime, örselenmiş, paramparça, parsal, partal, paslı, pejmürde, pırpıt, tiftiklenmiş, viran, yamalı, yanık, yatkın, yıkık, yıkkın, yıllanmış, yıprak, yıpranmış, yırtık dey. baştan kalma/kalmış, delik deşik, didik didik, elden düşme, eski moda/püskü/tüfek, eskiden kalma, hazreti Nuh'tan kalma, hurdası çıkmış, içi geçmiş, iler tutar yeri kalmamış, kafes gibi, kırık dökük, kırk yılın elli liralığı, külüstür marka, lime lime, miyadı dolmuş, modası geçmiş, Nuh nebiden kalma, parça parça, parçak purçak, salkım saçak, yırtık pırtık karş. yeni ? bozuk, değersiz, eski, soluk, yıkıntı, yıpranmak
eskitmek f. örselemek, paralamak, yıpratmak dey. canını çıkarmak, hurdaya çevirmek, minder çürütmek
eskiz i. düzenek, karalama, kroki, laiyha, maket, müsvedde, plan, proje, tasarı, taslak
esmer s. esmerce, esmerimsi, koyu, kara, yağız karş. açık, sarışın
esmerleşmek f. kararmak
esna i. saat, vakit, zaman
esnaf i. emekçi, imalatçı, tüccar
esnasında z. anında, aynı anda, aynı zamanda, boyunca, eşanlı, o sırada dey. aynı anda/zamanda, o sırada
esnek s. laçka, yumuşak dey. lastik gibi
esneklik i. elastikiyet, hoşgörürlük, yaylanma, yaylılık
esnemek f. gevşemek, porsumak, pörsümek, sarkmak, sıkılmak
espri i. alay, fıkra, istihza, latife, mizah, muziplik, nükte, ruh, şaka, takılma dey. el şakası, katır şakası
espri yapmak f. alay etmek, şaka yapmak
esprili s. hoşsohbet, konuşkan, mizahi, ruhlu
espritüel s. alaycı, garip, güldürücü, gülünç, kepaze, komik, latifeci, maskara, müstehzi, nükteci, nüktedan, soytarı, şakacı, şaklaban, takılgan, taklitçi dey. dili güllü, ölüyü güldürür karş. soğuk
esrar i. afyon, beyaz, bilmece, eroin, gizem, hap, haşhaş, haşiş, mal, morfin,muamma, sır, toz, uyuşturucu, yatıştırıcı dey. ne çalıp ne oynuyorsun?, neyin nesi kimin fesi, o abacı bu kebeci sen neci ? afyon, ağı, esrarkeş
esrarengiz s. belirsiz, bulanık, esrarlı, gizli, kapalı, muğlak
esrarkeş i. afyonkeş, eroinman, morfinman ? afyon, esrar
esrarlı s. anlaşılmaz, belirsiz, bellisiz, bilinmez, esrarengiz, gizemli, kapalı, sır karş. aşikar
esrek s. içkili
esri s. içkili, sarhoş
esrik s. çakırkeyif, mest, sarhoş
esrime i. hararet, haz, heyecan, isteri, kıvanç, yangın
esrimek f. coşmak, kesilmek, mest olmak, sarhoş olmak
esritmek f. sarhoş etmek
essahtan z. gerçekten
estetik i. artistik, dekoratif, güzel, güzelduyu, güzelduyusal, sanatsal
esvap i. elbise, giyecek, giysi, kıyafet, ruba, urba
eş i. adam, ahbap, aile, akran, aynı, aynen, ayvaz, benzer, bir, çift, damat, dost, efendi, ehil, emsal, eşit, evdeş, familya, farksız, gelin, hatun, hanım, harem, helâl, helâlli, helâllik, hemhal, karı, keza, koca, koşut, köroğlu, kuma, misil, nesep, nikahlı, ondan, ortak, özdeş, partöner, refik, refika, tıpkı, tıpkı, yenge, zevce, zevç dey. eş tutmak karş. ayrı ? erkek, kadın, sevgili
eşanlamlı s. anlamdaş, aynı, sinonim
eşanlamlılık i. denge
eşantiyon i. göstermelik, ilan, misal, numune, örnek, reklam
eşarp i. atkı, başörtüsü, kaşkol
eşarplı s. başörtülü
eşbiçim i. aynı, tıpkı
eşdeğer s. aynı, benzer, nazir, tıpkı
eşdeğerli s. eşit
eşdeğerlik i. aynılık, denge, denklik, eşitlik, farksızlık, paralellik
eşek s. densiz, duygusuz, düşüncesiz, inatçı, kaba, kancık, yetersiz; karakoçan, katır, kulun, sıpa dey. deve kılavuzu, marsıvan eşeği, nallı Fatma, uzun kulak, yaban eşeği ? at
eşelemek f. deşelemek, deşmek, eşinmek, eşmek, kazımak, kazmak, kurcalamak dey. çift sürmek, çukur açmak, ocaklar açmak
eşey i. cinslik, cinsiyet, seks, tenasül
eşeysel s. seksüel
eşgüdüm i. bağlantı, birlik, düzen, koordinasyon, uyum
eşhas i. kimse, kişi
eşik i. antre, basamak, başlangıç, başlantı, giriş, girişlik, kapı, yakını, yanı dey. başlangıç noktası, başlangıç yeri
eşinmek f. eşelemek, kazmak
eşit s. akran, aynı, bağdaşık, bakışık, başabaş, benzer, bir, boydaş, dengeli, denk, denkteş, emsal, eş, eşdeğerli, keza, koşut, misil, nazir, ondan, özdeş, paydaş, şunun gibi, tıpkı, yaşıt, yeksan dey. başa baş, bir tutmak/görmek, kafa dengi karş. ayrı
eşitlenme i. eşitlik, farksızlık
eşitlik i. adak, akranlık, aynılık, benzerlik, beraberlik, boydaşlık, denklik, dürüstlük, denge, denklik, denkleşme, eşdeğerlik, eşitlenme, farksızlık, kararlılık, haklaşma, koşutluk, ödeşme, simetri dey. omuz/omuzları öpüşmek karş. ayrıcalık
eşkal i. biçim, endam, form, görünüm, görünüş, kalıp, kılık, kisve, kıyafet, manzara, model, motif, şekil, tanım, tip
eşkıya i. entrikacı, haraçcı, harami, haydut, hırsız, hilebaz, gangster, kaçakçı, kapkaçcı, korsan, madrabaz, soyguncu, şaki, terörist, tuzakçı, uğru, yankesici, yağmacı dey. dağ beyi
eşkıyalık i. hırsızlık, soygunculuk dey. dağa çıkmak, kervan basmak, köy/şehir basmak
eşkinli s. acele, doludizgin, hızlı, seri, süratli, yürük
eşleşmek f. sevişmek
eşliğinde z. birlikte, refakatinde
eşlik i. benzerlik, beraberlik
eşmek f. eşelemek, kazmak, koşmak
eşolmak f. almak
eşraf i. derebeyi, diktatör
eşref s. onurlu, önemli, özel, ulu, yüce
eşsiz s. acayip, ayrı, apayrı, bambaşka, benzersiz, bir, bir tek, biricik, bulunmaz, değişik, doğaüstü, eksantrik, emsalsiz, ender, fevkalade, garip, görülmedik, harikulade, inanılmaz, insanüstü, mucizevi, müstesna, nadide, nadir, olağandışı, olağanüstü, sayılı, sihirli, tek, tuhaf, yegane, yekta dey. benzeri yok, bulunmaz Bursa/Hint kumaşı karş. sıradan
eşsizlik i. bekârlık, sapaklık
eşya i. andaç, akar, akaret, demirbaş, dünyalık, emlak, mal, matah, meta, mobilya, mülk, nesne, obje, şey, yük
et i. aş, erzak, yiyecek
etajer i. dolap
eteklemek f. köpeklenmek, selamlamak, sırnaşmak, yaltaklanmak, yılışmak, yükünmek
etiket i. adabımuaşeret, adap, bandrol, edep, görgü kuralları, levha, marka, protokol, terbiye, teşrifat, yafta
etkafa s. beyinsiz
etken i. aktif, dürtü, eleman, etki, etmen, faal, fail, faktör, güdü, motif, neden, sebep, tesir dey. rolü olmak karş. edilgen ? içgüdü, sebep
etki i. etken, etkileme, etkilenme, etkililik, etkinlik, etmen, faktör, iz, izlenim, güdü, hüküm, rol, tesir dey. büyü etkisi
etkileme i. etki, falcılık, ipnotizma, manyetizma, tesir
etkilemek f. acılandırmak, ağlatmak, cezbetmek, darıltmak, duygulandırmak, gamlandırmak, hayran etmek, hırpalamak, hislendirmek, hüzünlendirmek, içlendirmek, işlemek, kahretmek, kederlendirmek, kırmak, küstürmek, müteessir etmek, sarhoş etmek, sarsmak, takdir uyandırmak, tasalandırmak, tesir etmek, üzmek dey. bağrını delmek/yakmak, beyin yıkamak, cana eser etmek/işlemek/kâr etmek/eylemek/geçmek/ saplanmak, çok dokunmak, göz doldurmak/doyurmak, içine oturtmak/sinmek, iliğine/içine işlemek/geçmek, iz bırakmak, kafasına vurmak, kafese almak, kaleminden kan damlamak, kukla gibi oynatmak, müteessir etmek, nüfuzu altına almak, tesir etmek, toplumun kazanılması, yürek yakmak karş. ilgilendirmemek
etkilenme i. duygu, duygululuk, etki
etkilenmek f. acımak, duygulanmak, esef etmek, esinlenmek, hislenmek, içlenmek dey. burnu kırılmak/sürtülmek, ciğerine işlemek, dolu vurmuş/döğmüş tarlaya dönmek, doluya tutulmak, duman altı olmak, ele geçirilmek, içine geçmek/işlemek, kendini kaptırmak, kulaktan aşık olmak, maruz kalmak, merakına dokunmak, ok gibi ciğerine/yüreğine/işlemek, ruhuna işlemek, rüyalarına girmek, yüreğine dokunmak
etkilenmiş s. müteessir
etkileyici s. acıklı, büyüleyici, dokunaklı, sihirli, yanık dey. afet gibi, içe işleyici, zümrüt bakışlı
etkili s. ağırbaşlı, aktif, aziz, baskın, başat, birebir, coşkun, dokunaklı, esaslı, etkin, faal, faydalı, geçerli, güçlü, hâkim, hatırlı, işe yarar, itibarlı, izzetli, keskin, muteber, müessir, nafiz, onurlu, otoriter, önemli, saygıdeğer, saygın, sayın, sert, sıkı, şerefli, tesirli, yakıcı, yanık, yüksek, zarplı dey. ağır basmak, hatırı sayılır, itibar sahibi, kol gezmek, prestij sahibi karş. etkisiz, itibarsız, tesirsiz ? egemen, güçlü, yararlı
etkililik i. etki, fors
etkin s. aktif, canlı, coşkun, çalışkan, delişmen, dinamik, diri, etkili, faal, hareketli, işlek, işleyen, kıpırdak, ruhlu, tesirli dey. kolu uzun, pabucu büyük
etkinlik i. canlılık, enerji, etki, faaliyet, iş, işçilik, kampanya
etkinlik dönemi i. kampanya, mevsim
etkinlikler i. operasyon
etkisiz s. atıl, hafif, hatırsız, ruhsuz, tesirsiz, zayıf
etlendirmek f. beslemek
etli s. semiz, şişko, şişman, tavlı, tombalak, tombul
etmek f. yapmak dey. içine okumak, temyiz etmek, tövbe istiğfar etmek
etmen i. etken, etki, faktör, güdü
etraf i. bölge, cephe, civar, çevre, dolay, köşe, kuşak, mahalle, mıntıka, muhit, nahiye, ortalık, ortam, semt, yakınları, yer, yöre dey. yedi mahalle
etraflı z. ayrıntılı, bütün, eksiksiz, noksansız, umum
etraflıca s. enikonu
etsiz s. iskelet gibi, sıska, süzgün, yağsız, zayıf
etüt i. araştırma, inceleme, çalışma, makale, mütalaa
ev i. aile, apartman, barınak, daire, emlak, hane, ikametgah, kat, konut, kuşak, lojman, mekan, mesken, nesep, nesil, ocak, soy, yuva dey. baba bucağı/ocağı/yurdu, dam altı, el kapısı, esrar tekkesi, ev bark, kapı baca, kesin kes, konak yavrusu, tüten ocak, yer yurt
ev bark i. aile, yuva
ev eşyası i. mobilya
ev halkı i. aile, nesep
evcek z. bütün
evcil s. adamcıl, ehli, evcimen, eğitilmiş, insancıl, munis, terbiye edilmiş, uysal dey. terbiye edilmiş karş. yabanıl
evcilleşmek f. alışmak
evcilleşmemiş s. barbar, vahşi, yırtıcı
evcimen s. evcil
evecen s. aceleci, ivecen, sabırsız, telaşçı, telaşlı dey. ayağına çabuk, canı tez, eli çabuk, eline çabuk, gönlü tez, içi dar/tez, telaşe müdürü, tez canlı, yüreği dar karş. uyuşuk, yavaş ? acele, coşkun, hemen, hızlı
evermek f. evlendirmek
evet i. amenna, hayhay, oldu, olur, öyle, pekala, peki, tamam, ya dey. başım gözüm üstüne, can baş üstüne karş. asla, hayır ? elbet
evham i. huylanma, işkil, kaygı, kuruntu, kuşku, şüphe, vehim, vesvese
evhamlanmak f. endişelenmek, kaygılanmak, kuruntu etmek, meraklanmak, tasalanmak, vehmetmek
evhamlı s. işkilli, kuruntucu, kuruntulu, kuşkucu, kuşkulu, pireli, şüpheci, şüpheli, vehimli, vesveseli dey. canı sıkkın, diken üstünde, rahatı bozuk, rutubetten nem kapar
evirgen s. başarılı, istidatlı
evirme i. akis
evirmek f. aksetmek
eviye i. kurna, küvet, lavabo
evla z. helal, iyi, yeğ
evladiyelik i. dayanıklı, götürümlü, güçlü, mukavemetli, ölmez, ömürlü, sağlam dey. çok dayanıklı, kolay eskimeyen karş. çürük
evlat i. çocuk, döl, hısım, kız, kuşak, oğul, soy, velet, yavru, zade dey. kız kızan, oğul balı
evlatlık i. büyütme, hizmetçi
evlendirme i. birleştirme, nikahlama dey. baş göz etme, başını bağlama karş. ayırma
evlendirmek f. almak, evermek, gelin etmek, nikah kıymak, nikahlamak, satmak, vermek dey. baş göz etmek, başını bağlamak, ere vermek, karı koca ilan etmek, kızını vermek, kocaya vermek, mürüvvetini görmek, nikah etmek/kıymak karş. ayırmak, boşamak ? evlenmek
evlenmek f. almak, birleşmek, damat olmak, gelin olmak, izdivaç yapmak, nikah etmek, nikahlamak, nikahlanmak, varmak dey. baş göz edilmek/olmak, başı bağlanmak, bir yastığa baş koymak, çoluğa çocuğa karışmak, damat olmak, dünya evine girmek, er almak, ere gitmek/varmak, ev açmak/bark edinmek, gelin olmak, gerdeğe girmek, güvey girmek, helalliğe almak, kız istemek, kızı leğen başından almak, koca bulmak, kocaya gitmek/kaçmak/varmak, köşeye oturmak, nikah etmek/olmak, nikâh tazelemek, üstüne evlenmek, yuva kurmak karş. ayrılmak, boşanmak ? evlendirmek
evlenmemiş s. bekar
evlenmemişlik i. bekârlık
evli s. gelin, kadın dey. başı bağlı, bir dam altında/yastığa baş koymuş, çoluk çocuk sahibi, evli barklı
evliya s. aziz, azize, eren, ermiş, veli, yatır
evolüsyon i. evrim
evrak i. belge, vesika
evre i. aşama, basamak, düzey, kademe, merhale, mertebe, paye, safha, seviye, sıra
evren i. acun, alem, arz, cihan, çevre, dünya, kainat, kozmos, ortam, yer, yerkabuğu, yerküre, yeryuvarı, yeryüzüdey. cümle alem, hep birden, hepsi birden, top yekün
evrensel s. uluslararası
evrim i. büyüme, değişim, devran, erginlik, evolüsyon, gelişim, gelişme, genişleme, ilerleme, reform, tekamül ? değişim, devrim
evsaf s. kalite, keyfiyet, mahiyet, nitelik, özlük, vasıf
evsiz barksız s. avare dey. aç açık, evi sırtında, kuru hasır/kilim üstünde
evvel i., s. başlangıç, ilk, önce, peşin dey. en önde, ilk ağızda, ilk ağızdan, ilk elden, ilk iş olarak, ilk nefeste, ilk seferde
evvel Allah z. kesinlikle, mutlaka
evvela i. evvelce, evveli, ilkin, ilkönce, önce, önceden, önceleri, peşin karş. sonra
evvelce z. önce, önceden
evvelemirde z. önce
evveli z. evvela, önceden
evveliyat başlangıç, mazi
evvelki i. ilk, önceki, öncel
evvelsi s. önceki
eyalet s. il, kent, valilik
eyer i. palan
eylem i. aksiyon, amel, ameliye, anarşi, ayaklanma, çalışma, edim, faaliyet, fiil, fiiliyat, harekat, hareket, icra, icraat, ifa, infaz, isyan, işlem, infaz, kılgı, muamele, pratik, tatbikat, uygulama, yapma, yürütüm dey. yerine getirme, yürürlüğe koyma
eylemek f. buyurmak, yapmak
eylemli s. ameli, bilfiil, fiili
eylemsel s. fiili
eylemsiz s. alık, atıl, bezgin, cansız, hımbıl, kokmuş, pasif, silik, sümsük, sünepe, tembel, uyuşuk
eylemsizlik i. atalet
eyvah! i. ah!, aman Allah!, heyhat!, maalesef!, ne çare ki!, ne yazık ki!, neyleyeyim ki! neylersin ki! vah vah!, yazık! dey. aman Allah!, elden ne gelir ki!, ne çare ki!, ne yazık ki!, neyleyeyim ki!, neylersin ki!, ördek nağmesi, vah vah!, vay başına
eyvallah ü. Allahaısmarladık, merhaba, olur, peki, selam dey. geç yiğidim geç
eyyam! ü. uğur ola
eza i. acı, azap, baskı, cefa, çile, ezinç, eziyet, gaddarlık, gaile, gam, hicran, ıstırap, işkence, kahır, kasavet, kıyım, kötülük, sızı, üzgü, üzme, zulüm dey. eza cefa, sıkıntı verme karş. yardım
eza yapmak f. mahvetmek
ezberlemek f. bellemek, hıfzetmek, öğrenmek dey. aklında tutmak, el koymak, ezberinde tutmak, muhafaza etmek karş. unutmak
ezcümle z. başlıca
ezeli s. başlangıçsız, çok eski, daimi, durur, kalıcı, klasik, köklü, kronik, müzmin, ölmez, öncesiz, sonsuz, sürekli, tükenmez dey. başlangıcı olmayan, çok eski, eskiden beri, ileriden beri, oldum olası/olasıya, öteden beri
ezen s. ezici, parçalayıcı
ezgi i. ahenk, beste, gidiş, hava, melodi, morsa, musiki, müzik, nağme, nota, parça, şarkı, tarz, tempo, terane, tutum, yol ? bando, besteci, çalgı, ses, türkü
ezgilemek f. bestelemek
ezgilenmiş s. besteli
ezgin s. acılı, cefalı, eksikli, ezik, sıkıntılı, üzgülü
ezici s. baskın, bunaltıcı, ezen, parçalayıcı, üstün, sıkıntılı, yıpratıcı dey. ağır basan
ezik s. acılı, bere, bereli, cefakar, çileli, çürük, ezgin, ezilmiş, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sıkıntılı, tasalı, üzgün, yıpranmış dey. çerden çöpten, çöpten direk, çürük çarık, derme çatma, içi boş kof, işe yaramaz, kavaf işi
eziklik i. acı, azap, çile, dert, ezinti, gaile, gam, gerilim, hayıf, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, kahır, keder, matem, sızı, üzüntü
ezilme i. bozgun, çözümle, hezimet
ezilmek f. bitmek, bozulmak, çuvallamak, kahrolmak, mahvolmak, topallamak, üzülmek, yitmek, yok olmak dey. ayvayı yemek, babayı yemek, bozum olmak, duman olmak, ezilip büzülmek, ezim ezim ezilmek, fena olmak, perişan olmak, tahrip olmak
ezinç i. acı, azap, cefa, dert, elem, eza, gam, hayıf, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, içlenme, kahır, karamsarlık, kasavet, keder, koyuntu, kötümserlik, matem, sıkıntı, umutsuzluk, üzgü, üzüntü, yas, yeis karş. neşe
ezinti i. açlık, eziklik, gerilim, huzursuzluk, sıkıntı, tedirginlik
eziyet i. angarya, azap, baskı, cefa, ceza, çarmıh, çile, eza, gam, güçlük, ıstırap, işkence, kahır, kasavet, kıyım, kötülük, külfet, mesele, meşakkat, ölüm, sıkıntı, sızı, üzgü, zahmet, zorluk, zulüm dey. gönül belası
eziyet etmek f. acıtmak, bitirmek dey. anasını ağlatmak, başına dert açmak/iş açmak, birinin belini bükmek/çanına ot tıkamak, canına ezan okumak/rahmet okumak/yasin okumak, canını çıkarmak, cendereye sokmak, dünyayı başına zindan etmek, gözlerini/gözünü oymak
eziyet verici s. bezdirici
eziyetli s. güç, külfetli, meşakkatli, rahatsız, sarp, sıkıntılı, yalçın, yorucu, zahmetli, zor
eziyetsiz s. emeksiz, hafif, işten değil, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, kolay, külfetsiz, memnun, meşakkatsiz, mutlu, neşeli, rahatlıkla, sıkıntısız, şen, üzüntüsüz, zahmetsiz
ezkaza z. istemeyerek, kasıtsız, kazara, rastlantıyla, şans eseri, tesadüfen, yanlışlıkla
ezme i. baskı, pekmez
ezmek f. bastırmak, çiğnemek, doğramak, iflahını kesmek, kahretmek, kıymak, koparmak, mahvetmek, öğütmek, tepelemek, toz etmek, ufalamak, zedelemek, zulmetmek dey. çiğneyip geçmek, doğduğuna pişman etmek, dümdüz etmek, elinden gelse bir kaşık suda boğmak, ensesinde boza pişirmek, ensesine binmek, etmediğini bırakmamak/komamak, ezip büzmek, gık dedirtmemek, göz açtırmamak, pastırmasını/pestilini çıkarmak






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 82 ziyaretçi (217 klik) kişi burdaydı!