Sozluk Sitesi
  D
 

dadanma i. alışkanlık, alışkı, alışma, düşme, düşkünlük, iptila, itiyat, kapılma, tiryakilik, tutku
dadanmak f. alışkanlık edinmek, alışmak, düşmek, iptila haline getirmek, itiyat edinmek, kapılmak, tutulmak dey. başına ekşimek/ bitmek, kene gibi yapışmak, mesken tutmak, müptela olmak, tiryaki/tiryakisi olmak
dadanmış s. alışık, alışmış, bağlanmış, düşkün, mecnun, meftun, müptela, sevdalı, tutkun, vurgun, vurulmuş dey. gönlünü kaptırmış, gönül vermiş, karasevdalı karş. ilgisiz
dadaş s. alp, arkadaş, babayiğit, belalı, delikanlı, dost, erkek, erkek kardeş, gazi, gönüldeş, kafadar, kahraman, kardeş, kızan, koç, koçyiğit, külhanbeyi, mahrem, mert, serdengeçti, yeniyetme, yiğit, yoldaş dey. aslan yürekli, er evladı/kişi, sözünün eri
dadı i. bakıcı, eğitici, eğitimci, eğitmen, gözetici, hoca, kılavuz, lala, muallime, müderris, mürebbiye, öğretmen, rehber, sütana, sütanne, terbiyeci ? emekçi, öğretmen
dağ1 i. balkan, bayır, bel, fay, sıradağ, tepe, volkan, yanardağ dey. dağdan inme, kaba saba
dağ2 dağlama
dağarcık i. birikim, file, heybe, kese, söz varlığı, repertuar, torba
dağdağa i. acı, curcuna, gürültü, hayhuy, hengâme, hicran, hüsran, kahır, kasavet, keder, kıyamet, matem, patırtı, şamata, üzüntü, velvele
dağılım i. ayrılım, ayrılış, ayrılma, bozulma, çözülme, dağılış, dağılma, dağıtılma, kaçışma, saçılış, saçılma, yayılım, yayılma, yıkılma, yıpranma
dağılma i. açılma, batış, bozgun, çökme, çöküş, çözümle, dağılım, dallanma, gurup, halel, hezimet, mağlubiyet, sona erme
dağılmak f. açılmak, alt olmak, bozulmak, çatlamak, çözülmek, eskimek, haksız çıkmak, kaybetmek, kırılmak, kötüleşmek, mağlup olmak, mahvolmak, mat olmak, mayışmak, oyunu kaybetmek, örselenmek, parçalanmak, pes etmek, saçılmak, savrulmak, tarumar olmak, ütülmek, yayılmak, yenilmek, yıpranmak, zedelenmek dey. bacası tütmez olmak, bozguna uğramak, göğsü bağır açılmak, gönlü kanmak, hezimete uğramak, içi dışına çıkmak, mağlubiyete uğramak, mağlup olmak, odu ocağı sönmek, saçılıp dökülmek, sırtı yere gelmek, teslim olmak karş. toplamak, yenmek
dağınık s. bakımsız, çapraşık, darmadağın, darmadağınık, derbeder, dikkatsiz, dolambaçlı, düzensiz, girift, hırpani, ihmalci, ihmalkar, intizamsız, kalender, karışık, karmakarışık, özensiz, paspal, rabıtasız, savruk, savsak, tarumar, tertipsiz, tutarsız dey. bölük pörçük/bürçük, dört etekli, eteği savruk, kılık kıyafet köpeklere ziyafet, orospu bohçası gibi, yırtık pırtık karş. derli toplu, düzenli, dikkatli, intizamlı, nizamlı, titiz ? gelgeç, ilgisiz, kalender, karışık, kılıksız, pis, pislik
dağıtıcı i. bayi, dağıtımcı, dağıtımevi, distribütör, haberci, kurye, ulak
dağıtılmak f. ayırılmak, bozulmak, bölünmek, bölüştürmek, bölüştürülmek, pay edilmek, paylaştırılmak, taksim edilmek, tevzi edilmek, üleştirilmek dey. pay edilmek, taksim edilmek, tevzi edilmek karş. kurulmak, toplanmak
dağıtmak f. ayırmak, bozmak, bölmek, bölüşmek, bölüştürmek, devirmek, düşürmek, ifraz etmek, mahvetmek, neşretmek, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, savurmak, serpmek, sindirmek, son vermek, taksim etmek, tarumar etmek, tasfiye etmek, tevzi etmek, üleştirmek, yayımlamak, yaymak, yenmek dey. afyonu/baharı başına vurmak, alt etmek, amana getirmek, bozguna uğratmak, çorbaya çevirmek, darmadağın etmek, döküp saçmak, duman etmek, ev bozmak, galebe gelmek, haddini bildirmek, hakkından gelmek, hezimete uğratmak, ırgat pazarına çevirmek/döndürmek, kendisini dağıtmak, mağlubiyete uğratmak, mağlup etmek, mat etmek, muzaffer olmak, ocaklar yakmak, pazar bozmak, pes ettirmek, pilaki yapmak, tarumar etmek, teslim almak, toz etmek, yuva bozmak, yuvasını yıkmak, zafer kazanmak karş. derlemek, toplamak ? vermek
dağlama i. dağ, damga, işaret, iz, nişan, yanık
dağlamak f. kavurmak, tutuşturmak, yakmak
dağlı s. dağdan inme, densiz, görgüsüz, kaba saba, yontulmamış karş. efendi, zarif
dağlık s. engebeli
daha z. artık, henüz, şimdiye değin, şu ana dek dey. şimdiye değin, şu ana dek ? diğer
daha sonra z. ardından, müteakiben
dahası z. ayrıca, başkaca, bundan başka, daha başka, üstelik dey. bundan başka, buna ek olarak, bunun yanısıra, daha başka
dahi s. acar, akıllı, başarılı, becerikli, bilgili, cevherli, çevrimli, değimli, dirayetli, güçlü, hünerli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, kafalı, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, sanatkar, uzel, yatkın, yetenekli, yeterli karş. yeteneksiz
dahil i. iç, içeri, içerilen, ile birlikte, kapsanan, katılan dey. içli dışlıkarş. dış, dışarı, hariç, ayı
dahil etmek f. basmak, kapsamak
dahil olmak f. başlamak, girmek, katılmak
dahili i. iç, içeri, içsel karş. dış, dışarı, dışsal, harici
dahilik i. bilgililik, kabiliyet, sanat, yetenek
daim i. aralıksız, ardışık, bitimsiz, boyuna, daima, devamlı, durmadan, durur, fasılasız, hep, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, payidar, sonsuz, süregelen, süreğen, sürgit, tükenmez, zeval dey. ara vermeden, her zaman karş. aralı, zaman zaman
daima i. aralıksız, arasız, ara vermeden, ardışık, boyuna, daim, devamlı, durmadan, durmaksızın, ebeden, ebediyen, fasılasız, hep, hepçe, ilamaşallah, ilelebet, kesiksiz, kesintisiz, müebbeden, mütemadiyen, sabah akşam, sürekli, sürgit, temelli, üstüste, yaşadıkça dey. ara vermeden, bildik/bildim bileli, cihan durdukça, dünya (ahret) durdukça, evvel eski, her daim/zaman/vakit, kıyamete kadar, oldum bittim/olası, ömrü billah, ömrüm oldukça, öteden beri, sittin sene, sonsuza dek/kadar, Tanrı’nın günü, yaz kış, yazlı kışlı, yıl on iki ay karş. arada, asla, bazen, bazı zaman, geçici ? boyuna, devamlı, genellikle, monoton, sonsuz
daimi s. berdevam, bitimsiz, devamlı, durur, ebedi, ezeli, gedikli, hep, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, payidar, sonsuz, süregelen, süreğen, sürekli, temelli, tükenmez dey. dolap beygiri gibi, durup dinlenmeden, gece gündüz demeden, namını yaşatmak karş. bir zaman için, gelip geçici, muvakkat
dair i. ait, alakalı, bağlantılı, değgin, dolayı, hakkında, hususunda, için, ilgili, ilişik, ilişkili, ilişkin, konusunda, mensup, münasebetli, üstüne, üzerine
daire1 i. çember, çevre, elips, halka, hale, helezon, küre, silindir, teker, tekerlek, yuvar, yuvarlak
daire2 i. büro, ev, hane, idarehane, işyeri, kat, konut, lojman, makam, ofis, yazıhane,
dairesel s. dairevi, değirmi, küresel, oval, toparlak, tortop,
dakik s. dikkatli, düzenli, güvenilir, intizamlı, özenli, saat gibi, sıralı, titiz dey. saat gibi, vaktini şaşmayan
dakika çağ, devir, dönem, zaman dey. o anda, o saat
dakikasında z. acil, alelacele, anında, aniden, birden, çabuk, derhal, gecikmeden, hemen, lahzada, o anda, o saat, serian, şimdi
dal i. fışkın, filiz, kol, sürgün, sap, sırık, budak, çelik, çubuk; acenta, ajans, ayrıntı, bayi, branş, bölüm, departman, mümessillik, şube, temsilcilik karş. merkez ? bölge, murahhas, parça
dalamak f. dişlemek, ısırmak, sokmak
dalaş i. arbede, atışma, ayaklanma, boğuşma, çarpışma, çatışma, çekişme, dalaşma, didişme, dövüş, gırtlaklaşma, hercümerc, hırgür, hırlaşma, kavga, kapışma, kargaşa, karışıklık, kıyam, mahşer, maraza, muharebe, patırtı, tartışma, tepişme, zırıltı dey. ağız dalaşı/kavgası, barut fıçısı, boğaz boğaza gelmek, çingene kavgası, gürültü patırtı, hır gür, it dalaşı, kontra gitme, mahalle kavgası karş. dirlik
dalaşmak f. atışmak, becelleşmek, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, çatışmak, çekişmek, dırlaşmak, didişmek, dövüşmek, hesaplaşmak, hırıldaşmak, hırlaşmak, itişmek, kapışmak, mücadele etmek, savaşmak, süngüleşmek, sürtüşmek, takışmak, tepişmek, uğraşmak, vuruşmak, yumruklaşmak, zıtlaşmak dey. başı belaya girmek, bela çıkarmak/kesilmek, belasını aramak/istemek, birbirine düşmek/girmek, birbirini yemek, boğazına/gırtlağına sarılmak, çıngar çıkarmak/koparmak, çıngar çıkmak/kopmak, dırıltı çıkarmak, fırtına kopmak/patlamak, hırgür etmek/çıkarmak, itişip kakışmak, kavga etmek, kavgaya tutuşmak, kontra gitmek, maraza çıkmak, olay çıkarmak, ortalığı birbirine katmak
dalavere i. al, aldatmaca, arakçılık, arpacılık, dalga, danışık, dek, demagoji, desise, dolap, dolma, doping, dubara, dümen, düzen, düzenbazlık, entrika, fent, hile, kaçakçılık, kalpazanlık, kapan, karaborsa, katakulli, kazık, kumpas, kurnazlık, madik, manevra, matrak, numara, orostopolluk, oyun, rol, rüşvet, sahtecilik, sahtekarlık, soygun, soygunculuk, süiistimal, şantaj, şaşırtmaca, şeytanlık, şike, tertip, tufa, tufacılık, üçkağıtçılık, vurgun, vurgunculuk, yaldız, yankesicilik, yolsuzluk, yutturmaca, zarfçılık, zimmet dey. alavere, dalavere kürt mehmet nöbete, alicengiz oyunu, danışıklı döğüş, el çabukluğu, hin oğlu hinlik, kara borsa, kumpas kurmak, müşteri avlamak, ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet, yalan dolan, yaldızlı hap karş. doğruluk ? düzenci, soymak, suç, tuzak, yağma
dalavereci i. aldatıcı, aynacı, batakçı, cambaz, dolandırıcı, dolapçı, dubaracı, düzenbaz, entrikacı, hilebaz, hokkabaz, kafesçi, kapkaçcı, karaborsacı, madaracı, madrabaz, oyunbaz, sahtekar, soyguncu, tırnakçı, tırtıkçı, tokatçı, tufacı, tuzakçı, şarlatan, üçkağıtçı, yaldızca, zarfçı dey. hin oğlu hin, üç kağıtçı karş. doğrucu
daldırmak f. bandırmak, delmek, kakmak, sokmak
dalga1 i. büklüm, devinim, hare, kıvrım, titreşim
dalga2 i. akım, cereyan
dalga3 i. alay, dalavere
dalgacı i. adamsendeci, duygusuz, gamsız, geniş, havalı, hissiz, ihmalci, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, mıymıntı, lakayt, nemelazımcı, özensiz, savruk, savsak, sorumsuz, şakacı, tasasız, umursamaz, vurdumduymaz dey. dalga/tünel/matrak geçmek
dalgacılık f. aldırmazlık, sorumsuzluk
dalgakıran i. bent, mendirek, set
dalgalandırmak f. savurmak
dalgalanma i. devinim, devinme, istikrarsızlık, kıpırdanma, titreşim karş. istikrar
dalgalanmak f. çalkalanmak, çırpınmak, dalgalı olmak, depreşmek, hareket etmek, ırgalanmak, irkilmek, kımıldamak, kıpırdanmak, kıvranmak, sallanmak, sendelemek, titremek, titreşmek, yerinden oynamak karş. kıpırdamamak
dalgalı s. akımlı, alaca, arızalı, dalgası olan dey. ebru ebru, gelin havası karş. arızasız, durgun, hareket
dalgın s. adamsendeci, dalgı, gafil, gamsız, geniş, ilgisiz, kaygısız, meraksız, nemelazımcı, savruk, sorumsuz, tasasız, umursamaz, unutkan dey. bakar kör, eli aşta, gözü oynaşta, göz değil çıra budağı, kör gözlü, ne söylüyorsun?, yalan yanlış, yalap şalap, yarım yamalak ? dikkatsiz
dalgınlık i. basiretsizlik, dikkatsizlik, gaflet, ilgisizlik, kayıtsızlık, savurganlık, sersemlik dey. dördüncü uykuya dalmak karş. titizlik
dalgınlık i. gaflet, dalgı
dalgınlıkla z. gönülsüzce, istemeyerek, kazara, şans eseri, yanlışlıkla
dalkavuk i. alkışçı, asalak, bezekçi, çığırtkan, kasideci, kılcı, koltukçu, maskara, pohpohçu, şaklaban, şakşakçı, yağcı, yağdanlık, yalaka, yaltak, yaltakçı, yardakçı dey. çanak yalayıcı, evet efendimci, eyyam ağası, eyyam efendisi, eyyam reisi, hınk deyici, iyi gün dostu, kahve dövücünün hık/hınk deyicisi, kemik yalayıcı, kesik yalayıcı, kırk evin kedisi, kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır, köpek (gibi), kuyruk sallayıcı, yüze gülen ? alçak, arsız, cıvık, çığırtkan, lüpçü, riyakar, sırnaşık, soytarı, yaltaklanmak, yardakçı
dalkavukluk etmek f. yaltaklanmak dey. abdal dili dökmek, ağa demek, baş sallamak, borusunu çalmak, etek öpmek, hazır ola geçmek, kuyruk sallamak, külah sallamak, nabza/nabzına göre/şerbet/kan vermek, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmek, reverans yapmak, saygı göstermek için eğilmek, secde etmek, tabak yalamak, yağ sürmek/çekmek, yağcılık etmek, ye kürküm ye, yere kapanmak, yıkama yağlama
dallanma i. büyüme, çapraşma, çatallaşma, çetinleşme, çetrefilleşme, dağılma, filizlenme, genişleme, güçleşme, karışma, yayılma, zorlaşma karş. kolaylaşma
dallanmak f. budaklanmak, yayılmak
dalmak f. alçalmak, batmak, boğulmak, bulaşmak, gark olmak, girmek, göçmek, gömülmek, gurup etmek, inmek, kestirmek, pike yapmak, plonjon yapmak, saplanmak, uyuklamak, uyumak, zıbarmak dey. balıklama atlamak/dalmak, cumbadak dalmak, dalıp dalıp gitmek, derin derin düşünmek, gözleri uzaklarda kaybolmak, gözü dalmak, sefaya mest kaplamak, tünel geçmek
daltaban s. çıplak, nü, sivil, soyunuk, üryan, yalın
dam1 ahır, barınak, çatı, hapishane, konut, pusu, tavan
dam2 i. kadın, partöner
damacana i. bidon, küp, testi
damak i. beğeni, ölçü, zevk
damar i. anadamar, aort, atardamar, çizgi, kanal, kanalcık, kılcal damar, tıynet, toplardamar, yaradılış
damarlı s. aksi, geçimsiz, hırçın, hoşgörüsüz, huysuz, itaatsiz, itirazcı, mızıkçı, öfkeli, serkeş, sert, sinirli, şirret, ters
damat i. bey, efendi, eş, güvey, koca, zevç karş. gelin
damga i. alamet, ayıp, belirti, benek, çentik, çetele, dağlama, falso, halel, iftira, illet, im, imza, işaret, iz, kara, kusur, leke, marka, mühür, nişan, nitelik, noksan, sembol, simge, tuğra, tura
damgalama i. iftira, lakırdı
damgalamak f. doğrulamak, iftira etmek, imzalamak, kötülemek, lakırdı etmek, onaylamak dey. numarasını vermek
damgalı s. kusurlu, lekelenmiş, sabıkalı, suçlu dey. adı kötüye çıkmış, damga vurulmuş/yemiş karş. damgasız
damgayı basmak f. onaylamak
damıtık s. arı, arıtılmış, ayıklanmış, ayrılmış, damıtılmış, imbikten geçirilmiş, öz, rafine edilmiş, saf karş. karışık, kirli
damıtmak f. çekmek, imbikten geçirmek, paklamak, süzmek, temizlemek
damla i. az, felç, inme, vurgun
damlama i. akma, düşme, sıçrama, sızma, yağma
damlamak f. akmak, düşmek, gelmek, serpelemek, sıçramak, süzülmek, yağmak dey. ansızın gelmek, tane tane düşmek
damlatmak f. akıtmak, aktarmak, boşaltmak, doldurmak, dökmek
dandini s. çapraşık, girift, girişik, karışık, perişan
dangalak s. ahmak, akılsız, alık, beyinsiz, bön, budala, densiz, düşüncesiz, ebleh, gafil, hödük, mankafa, salak, sersem dey. anlayışı kıt, kaz beyinli/kafalı, koyun kafalı, kuş beyinli karş. ince
danışık i. dalavere, konuşma, müzakere
danışıklı s. anlaşmalı, dolanlı, hileli, uydurma, konuşuklu
danışma i. başvuru, hasbıhal, konuşma, müzakere, sohbet
danışmak f. başvurmak, girişmek, görüşmek, istişare etmek, kalkışmak, müracaat etmek, müzakere etmek, sormak dey. akıl almak/danışmak/sormak, baş başa vermek, başı başa çatmak, bilgi almak/danışmak/edinmek, feyz almak, fikir danışmak/sormak/teatisinde bulunmak, istişarede bulunmak, istişare etmek, kafa kafaya vermek, kumpas vermek, müzakere etmek, öğüt almak, soran yanılmamış, söz birliği etmek, tavsiye almak ? danışman, konuşmak, sohbet etmek, sormak, tartışmak
danışman i. bilirkişi, kılavuz, kösemen, mihmandar, müşavir, öğretmen, öncü, önder, mürşit, rehber, vaiz dey. akıl hocası, doğru yolu gösteren ? bilgili, danışmak
danışmak f. başvurmak, laflamak, muhabbet etmek, müracaat etmek, müzakere etmek, sohbet etmek
danişment s. agah, alim, aydın, bilge, bilgili, bilgin, derya, düşünür, entellektüel, haberdar, hakim, kırkambar, kültürlü, malumatlı, mütefekkir, vakıf, vukuflu karş. kültürsüz
dans i. bale, bar, çaçaça, eğlence, halay, horon, karşılama, kırın, mengi, raks, teke, zevk, zeybek ? dansçı, oynamak, oyun
dansçı i. baleci, balerin, balet, curcunabaz, çengi, dansör, dansöz, köçek, oyuncu, rakkas, rakkase ? dans, emekçi, oynamak
dansetmek f. oynamak
dar i. az, dapdar, daracık, elverişsiz, ensiz, güçlükle, kısıtlı, kıt, küçük, minik, sayılı, sıkı, sınırlı, ufak, yetersiz, zorlukla dey. bakla oda nohut sofa, bakla sofa, güç bela karş. aheste, bol, çok, çok enli, eni geniş, geniş, geniş görünüşlü, kabiliyetli, rahatlıkla, serbestlikle, yeterli
dar kafalı s. bağnaz
darağacı i. çarmıh, sehpa
daralma i. azalma, bunalma, can sıkıntısı, çekme, çıkışmama, ensizleşme, iç darlığı, kasvet çökme, kıtlaşma, küçülme, sıkışma, yetmeme, yetişmeme
daralmak f. azalmak, büzülmek, çekmek, ensizleşmek, kısıtlanmak, küçülmek, sıkılaşmak, sınırlanmak, ufalamak, yetişmemek, yetmemek karş. bollaşmak, çoğalmak, genişlemek, serbestleşmek
darbe1 i. çarpış, sadme, sille, şamar, tepme, tokat, vuruş, yumruk
darbe2 i. devrim, ihtilal
darbelemek f. baltalamak, engellemek, kösteklemek, mahvetmek, önlemek, set çekmek, yıkıma uğratmak
dargın s. alınmış, buruk, düşman, gücenik, içlenmiş, kavgalı, kırgın, kızgın, küs, küskün, limoni, şekerrenk dey. araları açık, araları bozuk, aralarına kara kedi girmiş, aralarından kara kedi geçmiş, surat bir karış, suratı asık karş. barışık ? düşman, geçimsiz, gücenmek, kızgın, kızmak
dargınlık i. anlaşmazlık, geçimsizlik, ikilik
darıdünya i. dünya, küre, yeryüzü
darılgan s. alıngan, asabi, duyarlı, hassas, hırçın, geçimsiz, gücengen, hoşgörüsüz, huysuz, kırıcı, küseğen, mızıkçı, oyunbozan, sinirli, sert, somurtkan, ters, tez küser, titiz, uyuşmaz dey. buluttan nem kapar karş. aldırmaz, alınmaz, duygusuz, istifini bozmaz, soğukkanlı, vurdum duymaz.
darılma i. alınma, gocunma, gücenme, gönlü kırılma, incinme, kırılma, paylama, tekdir dey. darılmaca yok
darılmak f. alınmak, burulmak, boykot etmek, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, ihtilafa düşmek, incinmek, kırılmak, konuşmamak, küçüklemek, küsmek, rencide olmak, soğumak, tekdir etmek, tutulmak dey. ağır gelmek, ağrına gitmek, aralarına kara kedi girmek, aralarından kara kedi geçmek, araları açılmak/bozulmak, araya soğukluk girmek, arka çevirmek, betine gitmek, bir daha yüzüne bakmamak, buluttan nem kapmak, buz gibi soğumak, çehre etmek, çöp kırmak, dirsek çevirmek, gönlü kalmak/kırılmak, gönül koymak, gücüne gitmek, hatırı kalmak/kırılmak, ipi/ipleri koparmak, kalbi kırılmak, kendine yedirememek, merhabayı kesmek, nefsine yedirememek, onuruna dokunmak, selamı sabahı kesmek, sırt çevirmek, sıtkı sıyrılmak, suratını bir karış asmak, üstüne almak, üstüne yormak, yüz çevirmek, yüzüne bir daha bakmamak karş. aldırmamak, anlaşmak, barışmak, birleşmek, boş vermek, istifini bozmamak, ? ayrılmak, dövüşmek, kızmak, üzülmek
darıltmak f. gücendirmek, kırmak, müteessir etmek, rencide etmek dey. gönlünü incitmek, kalbini/gönlünü/hatırını kırmak
darlık i. ağırlık, bıkkınlık, boşluk, buhran, bunalım, bunalma, bunaltı, bunluk, can sıkıntısı, depresyon, eksiklik, gerginlik, gıyap, güçlük, hafakan, kasvet, kıtlık, kriz, nöbet, problem, sarsıntı, sıkıntı, sorun, yokluk, yoksulluk, zorluk dey. nerde bu bolluk karş. rahatlık
darmadağın s. çapraşık, dağınık, darmadağınık, darmaduman, düzensiz, girift, girişik, hercümerç, intizamsız, karışık, karmakarışık, perişan, savsak, tarumar, tertipsiz dey. altüst olmuş, bozuk düzen, karma karışık, salkım saçak karş. derli toplu, muntazam, yerleştirili
darmadağınık s. çapraşık, dağınık, darmadağın, girift, girişik, intizamsız, karışık, perişan, tarumar
darp i. dayak, köstek, kötek
darphane i. atölye, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri
dava i. açmaz, dilek, garaz, güdek, hedef, iddia, ideal, iş, kördüğüm, külfet, maksat, mefkûre, meram, mesele, muamma, murat, niyet, problem, sav, sorun, tez, uğur, ülkü, zorluk
davet i. çağrı, çağırma, eğlence, parti, şölen, toplantı dey. çorba içmeğe çağırmak, meydan okumak
davetkar s. cilveli, işveli, kırıtkan
davranış i. davranma, eda, gidiş, hakkaniyet, hal, hareket, karşılayış, muamele, siyaset, strateji, politika, taktik, tavır, tutum, vaziyet, yaklaşım, yöneliş, yöntem, yorum ? adet, alışkanlık, davranmak, durum, huy
davranma i. canlılık, davranış, teşebbüs
davranmak f. atılmak, başlamak, bulaşmak, canlanmak, girişmek, girmek, harekete geçmek, kalkışmak, kalkmak, kımıldamak, koyulmak, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutmak, tutturmak, yapmak, yeltenmek, yumulmak dey. ayağa kalkmak/sıçramak, densizlik etmek, el atmak, elini cebine atmak, er olup baş yarmak, harekete geçmek, kolları sıvamak, olduğu yerden fırlamak, patavatsızlık etmek, tavır almak/koymak/takınmak, teşebbüs etmek, teşebbüse geçmek, yerinden sıçramak, yüze gülmek karş. oturmak
davul i. bateri, bongo, daire, darbuka, dümbelek, kös, tamburin, tamtam, tef, timbal, trampet ? çalgı
dayak i. coplama, darp, değnek, falaka, kötek, mariz, patak, sopa, şaplak, tokat, vurma, vuruş dey. Allah yarattı dememek, ayağının altına almak, el kaldırmak, eşek sudan gelinceye kadar döğmek, falakaya yatırmak, leşini çıkarmak, meydan dayağı atmak/çekmek, pöstekisini sermek, sırtı kaşınmak, sopa atmak ? dövmek, kamçı, sille, vurmak, vuruş
dayamak f. koymak, yaslamak, uzatmak, vermek, yaklaştırmak
dayanak i. ayak, dayak, destek, esas, hami, kaide, kök, mesnet, payanda, taban, takviye, tanıt, temel, tutamak, yardımcı, zemin dey. dümen koşmak, birbirine sırt vermek ? esas
dayanaksız s. asılsız, köksüz, temelsiz
dayanamamak f. bıkmak, esef etmek, illallah demek, ivedilik göstermek, kaldıramamak, sabırsızlanmak, sabredememek, sabrı taşmak, tahammül edememek, telaş etmek, telaşlanmak, usanmak dey. bıçak kemiğe dayanmak, bıkkınlık getirmek, canına tak demek/etmek/yetmek, canından bezmek/bıkmak/ usanmak, çileden çıkmak, eldiveni çıkarmanın zamanı gelmek, eli varmamak, gına gelmek, göze alamamak, gücü yetmez olmak, içi acımak, içi elvermemek, içi götürmemek, içi kaldırmamak, illallah demek, kendini bırakmak, rüzgârlara gelmemek, sabır sabır artık sabır taşı çatladı, sabrı kalmamak/taşmak/tükenmek, sıkıntı basmak, sıkıntıya gelememek, şurasına gelmek, tahammül edememek, tahammülü kalmamak, usanç duymak/ getirmek, vicdanına sığdıramamak, yaka silkmek yüreği erimek/götürmemek/ kaldırmamak
dayanıklı s. berk, cesur, dayanımlı, dayanır, eskimez, evladiyelik, götürümlü, güçlü, köklü, kuvvetli, metin, muhkem, mukavemetli, mukavim, metanetli, metin, ömürlü, sabırlı, sağlam, yürekli karş. çürük, dayanıksız, güçsüz, mukavemetsiz, ödlek, tahammülsüz ? azimli, sağlam
dayanıklılık i. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cesurluk, cüret, cüretkarlık, çekinmezlik, direnç, efelik, fedailik, güçlülük, kahramanlık, korkusuzluk, maneviyat, mertlik, metanet, moral, mukavemet etme, pek gözlülük, pervasızlık, sağlamlık, yararlık, yılmazlık, yiğitlik, yürek, yüreklilik karş. yüreksizlik
dayanıksız s. cesaretsiz, çökken, çürük, erksiz, güçsüz, yılgın, yüreksiz, zayıf ? değersiz, kötü
dayandırmak f. hamletmek, istinat etmek
dayanıklı s. dirençli, evladiyelik, kale gibi, metanetli, metin, oturaklı, pek, sabırlı, sağlam, salim, sert, takatli dey. beton gibi, canı pek, çelik gibi, demir çarık, demir değnek, demir gibi, demirden ayak, dokuz canlı, eski maden, eski maya, kale gibi, kaya gibi, mermer gibi, ölmez oğlu, pek canlı, taş gibi, yedi canlı
dayanıklılık i. metanet, peklik dey. Eyüp sabrı
dayanıksız s. çürük, değersiz, güçsüz, hâlsiz, kalitesiz, kırılgan, metanetsiz, nanemolla, nazik, yalınkat dey. çerden çöpten, çörden çöpten, çürük limon gibi, nane molla, sapsız balta, yalın kat
dayanılmaz s. müthiş, sert
dayanımlı s. dayanıklı, dirençli, ölmez, pek, sağlam
dayanışma i. ahenk, anlaşma, antlaşma, bağdaşma, beraberlik, birleşme, birlik, elbirliği, imece, işbirliği, ittifak, ittihat, pakt, uyuşma, yardımlaşma dey. emek birliği karş. çatışma
dayanışmak f. geçinmek, kaynaşmak dey. anca beraber kanca beraber, aynı gemide bulunmak, aynı yolun yolcusu olmak, baş başa vermek, birlik olmak, cemaate uymak, el birliği/ele vermek, iş birliği etmek, kampanya açmak, ortak olmak
dayanma1 i. devam savuşturma, sürme dey. devam edegelme, üstesinden gelme, yol verme karş. atama
dayanma2 i. direnç, idame, istinat, mukavemet, sabır, tabiiyet
dayanmak f. abanmak, azmetmek, çullanmak, direnmek, erişmek, ihtiyar etmek, istinat etmek, itmek, kapanmak, katlanmak, sabretmek, sebat etmek, sürmek, tahammül etmek, tutunmak, yaklaşmak, yanaşmak, yaslanmak, yüklenmek dey. adamını bulmak, bana mısın dememek, gayret/iş dayıya düşmek/kalmak, göğüs germek, kaderin buyruğuna boyun eğmek, kahrını çekmek, sıkı durmak, rampa etmek, sırta yaslanmak, sırtını sağlam duvara dayamak/vermek, Yaradana sığınmak arg. karanfili sıkmak ? katlanmak
dayatmak f. iddia etmek, inat etmek, itmek
dayı i. belalı, kabadayı, kayırıcı, külhanbeyi, tulumbacı
dazlak i. açık, başıkabak, daz, dızlak, kabak, kel, keleş, saçsız dey. başı kabak, kabak kafalı/kafa ? çıplak
debboy i. ambar, kiler
debdebe i. şatafat, tumturak
debdebeli s. anıtsal, azametli, cafcaflı, çarpıcı, frapan, görkemli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, saltanatlı, süslü, şatafatlı, tantanalı, tumturaklı
debelenmek f. çırpınmak, iştigal etmek, kımıldamak, kıvranmak, meşgul olmak, uğraşmak
debelleşmek f. dövüşmek, yumruklaşmak
debi i. akım, akıntı, cereyan
dede i. baba, cet
dedektif i. devriye, hafiye, inzibat, kullukçu, polis, zabıta
dedeler i. ata, ecdat, şecere, usul
dedikodu i. çekiştirme, fasıl, fısıltı, fiskos, iftira, lakırdı, rivayet, söylenti, şayia, tevatür, uydurma, yalan dolan, zem dey. çat burada/orada çat kapı arkasında, fesat kumkuması, laf getirip götürmek, laf götürüp getirmek karş. çerçek, övmek ? iftira etmek, konuşma, kötülemek, söylenti, yalan
dedikoducu i. ajan, boşboğaz, carcar, casus, cerbezeli, curnalci, dırdırcı, fitneci, gammaz, ihbarcı, jurnalcı, lafazan, muhbir, müzevir
defa i. çala, dönüm, el, kat, kere, kez, misil, nöbet, öğün, posta, sefer, su, yol
defetmek f. atlatmak, atmak, azletmek, göndermek, işten atmak, kovmak, savmak, sınırdışı etmek, sürmek, uzaklaştırmakdey. aforoz etmek, baştan/başından savmak, dışarı atmak, işten atmak, yakadan atmak, yerinden etmek/atmak
deflemek f. atmak, azletmek, göndermek, işten atmak
defnedilmek f. göçmek, gömülmek, katledilmek, merhum olmak, öldürülmek, ölmek, rahmetli olmak, şehit olmak, telef olmak, tırlamak, vefat etmek, vurulmak, zehirlenmek dey. adres değiştirmek, caddeyi tutmak, cartayı çekmek, cavlağı çekmek, cehennemi boylamak, çıngırağı çekmek, dört kolluya binmek, eşek cennetini boylamak, güme gitmek, kuyruğu titretmek, mortiyi çekmek, nalları atmak/dikmek, Niyazi olmak, rahmetli olmak, sıfırı tüketmek, şehit olmak, tahtalı köye gitmek/köyü boylamak, telef olmak, üç ayaklıya binmek, vefat etmek, zartayı çekmek
defo i. aksaklık, arıza, bozma, bozukluk, bozulma, çaparız, eksik, eksiklik, falso, gedik, halel, hata, illet, kir, kötülük, kusur, leke, noksan, noksanlık, özür, sakatlık dey. eksik gedik, kurt yeniği, takdim ve tehir, yüz karası karş. kusursuzluk
defol z. bas, çek, çekil!, çekil git!, git buradan!, savuş git!, toz ol, uzaklaş!, yallah, yaylan, yıkıl karşımdan!, yok ol! yürrü dey. caddeyi tut!, cehennem ol!, çek arabanı!, çek kuyruğunu!, çık dışarıya!, kapıyı dışardan kapa!, öp eşiği çık dışarı!, toz ol!, voltanı al!, yıkıl karşımdan!, yürü de enseni/ense traşını görelim!, yürü de plakanı görelim! karş. buyur, hoş geldin
defolmak f. gitmek, toz olmak dey. başı açmak, cehennem olmak
defolu s. eksik, kusurlu, özürlü, suçlu
değdirmek f. dokundurmak, dokunmak, sürtmek, tutturmak
değer i. ayvaz, bedel, eder, fiyat, had, hakketmiş, haysiyet, kadir, karşılık, kıymet, layık, liyakatli, maliyet, narh, ölçü, önem, paha, paye, rayiç, şayan, ücret, varlık ? derece, ölçü, değerli, değersiz
değerbilir s. düşünceli, fedakar, hatırşinas, hayırsever, hürmetli, hüsniniyetli, ince, insan, iyilikçi, kadirbilir, kibar, kadirşinas, lütufkar, nazik, saygılı, taktir eden, vefalı, vicdanlı, uygar dey. takdir eden karş. değerbilmez, kadir bilmez, taktirden aciz
değerlendirme i. hesaplama, ölçme, ölçüm, takdir, tartma, yorum dey. değer kazanma, göz kararı, hesap kitap değeri artma, itibarı artma, rağbet edilme, talebi artma
değerlendirmek f. biçmek, faydalanmak, kıymetlendirmek, kullanmak, ölçmek, yararlanmak dey. ceza vermek, değerini bilmek, değer katmak, eldeki hamuru iyi yoğurmak, fayda sağlamak, fırsattan istifade etmek, hüküm vermek, istifade etmek, kantara/teraziye çekmek/vurmak, karar vermek, madalyanın öteki yüzüne de bakmak, not atmak, not/notunu/numarasını vermek, numara vermek, ölçüp biçmek, paha biçmek, puan vermek, sonuca varmak, yarar sağlamak
değerlenme i. aranma, istenme, kıymetlenme, pahalılanma
değerli s. ağır, asil, aziz, cevherli, ender, erdemli, faziletli, geçerli, geçilmez, hakketmiş, işe yarar, izzetli, kıymetli, makbul, meziyetli, muazzez, muhterem, müstahak, nadide, önemli, pırlanta gibi, saygıdeğer, sayılı, seçkin, seviyeli, soylu dey. aramakla bulunmaz, başımın üstünde yeri var, bin cana değer, böylesine kan kurban, bulunmaz Bursa/Hint kumaşı, can dermanı, can yongası, dişe dokunur, dünyaya değişilmez, dünyaya değer, el üstünde, eli öpülür (adam), elmas gibi, filozof adam, geçer akçe, gökten zembille inmiş, kahrı çekilir Hint kumaşı, itibar sahibi, kırk evin kedisi, kimya gibi, nazar boncuğu gibi, ömre bedel, paha biçilmez, para eder/yapar, pırlanta gibi, taş çıkartan, yanında perende atılmaz, yükte hafif pahada ağır karş. adi, aşağılık, bayağı, değersiz, hakir, önemsiz, paçavra, soysuz, ucuz ? beğenilmek, beğenilmemek, değer, değersiz, değer vermek, layık, önemli, pahalı, yararlı
değersiz s. adi, alelade, aşağı, battal, bayağı, boş, çarçur, dayanıksız, ehemmiyetsiz, fos, geçersiz, hafif, hakir, hatırsız, havacıva, havai, hiçten, hor, hükümsüz, ıskarta, ıvır zıvır, işe yaramaz, kıymetsiz, kof, kötü, külüstür, naçiz, önemsiz, paçavra, pestenkerani, seviyesiz, silik, tapon, tesirsiz, turfa, zımbırtı dey. adam değil cüdam, adam kılığında adam, adı ulu götü kuru, adı var, aftos piyos, ahım şahım bir şey değil, ayağa düşmüş, beş para etmez, bir köşeye itilmiş, bir paralık, bir pul, bir pul etmez, bitli bakla, boktan künef, bostan korkuluğu, boş söz, ceviz kabuğu/kabuğunu doldurmaz, cim karnında bir nokta, ciğeri beş/bir para etmez, çer çöp, çürük çarık, devede kulak, dişe dokunur bir tarafı yok, ele alınır bir tarafı yok, ez ez de suyunu iç, böylesi meydana çıkmış, geçmez akçe, gemi aslanı, ıvır zıvır, içi alaylı dışı kalaylı, işportaya düşmüş, incir çekirdeğini doldurmaz, ismi var cismi yok, it oğlu it, it sürüsü kadar, itin ürümesi para ile pulla mı, kaç para eder, kaç paralık (adam, şey), kesip attığı tırnak olamamak, kıçı kırık, kırk para etmez, kırkı on para etmez, kocakarı masalı, kof çıkmış, kuskunu düşük, külüstür marka, matah bir şey değil, mangır etmez, mangıra değmez, metelik etmez, okka çekmez, on paralık, on/beş para, öksüz sevindiren, paçavra gibi, para etmez, pazara düşmüş, solda sıfır, somun pehlivanı, suyuna tirit, tırnağına değmez, tırnağına/attığı tırnağa benzemez, yalancı pehlivan, yokladık ama çakmak taş, züğürt tesellisi karş. değerli, önemli, pahalı ? alçak, alelade, alt, çirkin, çürük, değer, değerli, eskimiş, kötü, kusur, kusurlu, önemsiz, silik, ucuz, yararsız
değersizleşmek f. koflaşmak dey. turfa olmak
değgin s. ait, alâkalı, bağlantılı, dair, hakkında, hususunda, ilgili, ilintili, ilişik, ilişkili, ilişkin, mensup, münasebetli, üstüne, üzerine karş. alakasız, bambaşka, ilgisiz
değginlik i. aidiyet, alâka, alışveriş, bağ, bağıntı, bağlantı, ilgi, ilinti, ilişik, ilişki, irtibat, mensubiyet, münasebet, nispet, oran, rabıta, taalluk, takıntı karş. ilgisizlik
değimli s. başarılı, becerikli, dahi, dirayetli, faziletli, güçlü, hünerli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, layık, liyakatli, maharetli, marifetli, meziyetli, muhterem, muvaffak, pırlanta gibi, yetenekli
değimsiz s. dirayetsiz, hakir, hiçten, hükümsüz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, kıymetsiz, marifetsiz, turfa, zayıf
değinme1 i. bahsetme, değindirme, değiniş, söz etme, zikretme
değinme2 temas
değinmek f. bahsetmek, demek, dokundurmak, dokunmak, hatırlamak, ifşa etmek, söylemek, söz etmek, temas etmek, tınmak, zikretmek dey. adını anmak, ağzına almak, ağzından düşürmemek, arada söylemek, dem vurmak, lafını etmek, lakırdısını etmek, meselenin çatal yerini bulmak, parmağını yaranın üstüne basmak, temas etmek, temasta bulunmak, üstüne/üzerine basmak ? anmak, demek
değirmek f. bildirmek, götürmek
değirmi i. çember, daire, dairevi, oval
değiş s. değişim, mübadele, trampa karş. satın almak, satmak
değiş tokuş alışveriş, mübadele, teati
değişik s. acayip, alışılmadık, apayrı, ayrı, ayrımlı, ayrışık, bambaşka, başka, benzerlerine uymayan, benzersiz, çeşitli, değişimli, egzotik, eksantrik, eşsiz, farklı, fevkalade, garip, görülmedik, hususi, ilişkisiz, istisnai, kuraldışı, müstesna, orijinal, özel, rabıtasız, tek, tip, tuhaf, türlü, türlü türlü, uymayan, yabansı dey. benzerlerine uymayan, türlü türlü karş. aynı
değişiklik i. çeşni, devrim, fantazi, ıslahat, reform, tadil dey. değişiklik yapmak, değişime uğratmak, değişmesine neden olmak
değişim i. ayrımlaşma, başkalaşma, başkalaşım, değiş, değişme, devrim, dönüşme, dönüşüm, evrim, farklılaşma, farklılaşım, gelişme, ıslahat, içbaşkalaşım, ihtilal, istihale, oluşum, süreç, tadil, tadilat, tahvil, varyasyon, yenileşme, yenilik dey. darbe-i hükümet, hükümet darbesi, yönetime el koyma ? devrim, evrim
değişken s. bukalemun, dönek, fırdöndü, gelgeç, havai, hercai, hoppa, ikircikli, istikrarsız, işkilli, kararsız, kaypak, kuruntulu, kuşkucu, kuşkulu, oynak, sebatsız, tereddütlü karş. kararlı
değişme i. başkalaşım, değişim, devir, dönüşme, istihale, mübadele, tadil, varyasyon
değişmek f. başkalaşmak, değiştirmek, dönmek, dönüşmek, istihale etmek dey. açılıp kapanmak, benliğinden çıkmak, benliğini yitirmek, bir şeyler olmak, bir tuhaflığı olmak, bugünü yarına uymamak, değer biçmek, değiş tokuş yapmak, devran dönmek, eski camlar bardak oldu, evdeki hesap pazar/çarşıya uymamak, kalıptan kalıba girmek, kılıktan kılığa girmek, kıyafet çıkarıp giymek, kıymet vererek değerlendirmek, köprülerin altından çok sular akmış/geçmiş olmak, oyun/ maç değişmek, rengi dönmek, şansı dönmek, yeni bir kalıba dökülmek, zikzak yapmak
değişmez s. açıkta, belirli, değiştirilemez, kati, kesin, kesme, malum, muayyen, mutlak, şaşmaz
değişmezlik i. aynılık, atalet, direngenlik, direnim, durağanlık, durgunluk, istikrar, sabitlik, sebat, sebatkarlık, statik oluş, süredurum, tutuculuk, vefakarlık, yeksanaklık dey. eşek kuyruğu gibi/kadar ne uzar ne kısalır
değiştirilemez s. açıkta, belirli, değişmez, kati, kesin, kesinkes, malum, muayyen, muhakkak, mutat, mutlak, nihai, sabit, şaşmaz dey. kesip/kestirip atmak, kıyas kabul etmez, söz almak, su götürmez, su götürür yeri olmamak, su/söz götürmemek, şüphe bırakmamak, yüzde yüz
değiştirmek f. adapte etmek, aktarmak, başkalaştırmak, çarpıtmak, çevirmek, değişmek, devrim yapmak, dönüştürmek, reform yapmak, tadilât yapmak, tadil etmek, tahrifat yapmak, tahrif etmek, tahvil etmek, takas etmek, tebdil etmek, yenilemek dey. adapte etmek, alçaltıp yükseltmek, başı ayak ayağı baş yapmak, benliğini sarsmak, çeşni değiştirmek, çevir kazı yanmasın, dama taşı gibi olmak/oynatmak, devrim yapmak, dininden dönmek, dümen kırmak, gömlek değiştirmek, kalp etmek, indirip bindirmek, paraya çevirmek, reform yapmak, rotayı değiştirmek, sözü dağıtmak, sözün akışını değiştirmek, tadilât yapmak, tadil etmek, tahrifat yapmak, tahrif etmek, tahvil etmek, tebdil etmek, tüy atmak ? başkalaşmak, caymak, mücadele etmek, tahrif etmek
değme i. dokunma, isabet, seçme, seçkin, üstün, gelişigüzel, her, herhangi, istisnasız, rastgele, temas, vuruş dey. en iyisinden üstün, olur olmaz
değmek f. dokunmak, ellemek, erişmek, ilişmek, sürmek, sürtünmek, sürünmek, temas etmek, tutmak, yapışmak, yoklamak dey. el değdirmek/sürmek/almak, göze gelmek, sıyırıp geçmek, temas etmek karş. dokunmamak, ellememek, el sürmemek, sıyırıp yaklaşmak, sokulmamak, uzak durmak, yaklaşmamak ? abanmak, kurcalamak, okşamak, ovmak
değnek i. çubuk, dayak, direk, kazık, kırbaç, köstek, kötek, sırık
deha i. beceri, cevher, dirayet, ehliyet, hüner, istidat, kabiliyet, maharet, marifet, meleke, sanat, yetenek
dehşet s. çekingenlik, fobi, korku, panik, perişanlık, perva, sakınganlık, telaş, terör, ürkme, ürküntü, ürperiş, ürperme, ürperti, yılgı, yılgınlık, yılma karş. pervasızlık
dehşet saçma i. tedhişçilik
dehşet verici s. azılı
dehşet verme i. tedhiş, tedhişçilik
dehşetli s. korkunç, müthiş, ürkünç, yaman
dejenere s. soysuz, yoz
dek1 i. değin
dek2 i. dalavere, kapan, soygunculuk
dekan i. idareci, yönetici
dekbaz s. karaktersiz, madrabaz, sahteci, şarlatan
dekçi s. madrabaz, sahteci
deklarasyon i. bildiri, muhtıra, ültimatom
dekolte s. açık, çıplak, müstehcen, nü nü, pornografik, sivil, soyunuk, utanmazca, üryan, yalın
dekor i. aksesuar, fon
dekoratif s. bezemeli, estetik, güzelleştirici, süsleyici
dekore etmek süslemek
delalet eden s. şefaatçi
delalet etmek f. şefaat etmek
delalet i. şefaat, telkin
delegasyon i. heyet, kurul
delege i. acenta, ajan, aracı, bakan, elçi, haberci, murahhas, mümessil, naip, temsilci, vekil, vezir
delegelik i. vekillik
deli i. anormal, çatlak, çılgın, dengesiz, divane, kaçık, kaçkın, kontak, kudurmuş, manyak, mecnun, oynatmış, paranoyak, psikopat, ruh hastası, sapık, sapkın, terelelli, tımarhanelik, tozutmuş, üşütük, zırdeli, zıvanasız dey. akıl hastası, aklı başından bir karış yukarıda, aklı terelelli, aklına eseni yapan, aklını bozmuş, aklını kaçırmış, aklını oynatmış, bir tahtası eksik, fermanlı deli, kafadan gayrı müsellah, kafadan sakat, keçileri kaçırmış, küçük deli, büyük deli, beşikteki başını sallar, hoppala bebek, kafadan kontak, kafayı üşütmüş, mazhar osmanlık, ruh hastası, sinir hastası, tahtası eksik, telli bebek, tımarhane kaçkını, zır deli, (zırzır deli), zincirden boşanmış karş. akıllı, aklı başında, aklı normal, iradeli, uslu ? akılsız, cesur, delişmen, sakat
deli etmek f. aranmak, bulaşmak, çamurlaşmak, çatmak, hiddetlenmek, kaşınmak, öfkelendirmek, sataşmak, sinirlendirmek, sürtünmek dey. kafasının tasını attırmak, tepesinin tasını attırmak karş. yatıştırmak
deli olmak f. alevlenmek, asabı bozulmak, asabileşmek, ateşlenmek, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, delilenmek, delirmek, hırçınlaşmak, hırslanmak, hiddetlenmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, paralamak, patlamak, sinirlenmek, sinir olmak, terslenmek dey. aklından zoru olmak, aklını bozmak, aklını kaçırmak, aklını oynatmak, ayaz kesmek, bir tahtası eksik olmak, Bakırköy'ü boylamak, bir vidası gevşek olmak, buz kesmek, cinnet getirmek, çivi gibi olmak/kesmek, deli deli gülmek, deli divane olmak, deli gibi olmak, divane olmak, kafayı üşütmek, soğuk almak, soğuk iliklerine işlemek, soğukta kalmak, zıvanadan çıkmak karş. yatışmak
delibalta s. amansız, canavar, gaddar, gâvur, haşin, hınzır, hunhar, insafsız, kalpsiz, merhametsiz, nemrut
delidolu s. çatlak, delişmen, köçek, kurtlu, zıpır, zirzop, zıvanasız
deliduman s. cesur, çatlak, delişmen, korkusuz, yılmaz, yürekli, zıpır, zirzop, zıvanasız
delifişek s. çatlak, delişmen, pervasız, zıpır, zıvanasız, zirzop
delik i. açma, açıklık, ağız, ağızcık, aralık, baca, çatlak, gedik, göz, in, kafes, kalbur, kovuk, mağara, mazgal, oyuk, patlak, yarık, yırtık, zımba dey. açık kapı, göz göz, kafes gibi
delikanlı i. dadaş, ergen, erkek, genç, kızan, toy, tüysüz, yeniyetme dey. bıyığını eline almış, dört kaşlı, toy çocuk
delikli s. didiklenmiş, elek, kevgir dey. delik deşik, göz göz, kalbur gibi
delil i. alâmet, âraz, belirti, emare, ipucu, ispat, kanıt, kılavuz, sendrom, şahit, tanık, tanıt, tezahür, tutamak dey. ip ucu, kapı ağızı, püf noktası ? belge, iz
delilenmek f. celallenmek, cinlenmek, deli olmak, hiddetlenmek, ifrit kesilmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, parlamak
delilik i. cinnet
delirmek f. bozmak, celallenmek, cinlenmek, çıldırmak, deli olmak, divane olmak, fıttırmak, hiddetlenmek, kaçırmak, kızmak, köpürmek, kudurmak, mecnun olmak, oynatmak, öfkelenmek, sapıtmak, sinirlenmek, tozutmak dey. aklını bozmak/kaçırmak/kaybetmek, Bakırköy’ü boylamak, cin tutmak, cinleri tutmak, cinnet getirmek, dağa düşmek, gözü parlamak, kafayı bozmak/çatlatmak/üşütmek, keçileri kaçırmak, mecnun olmak, terazisi bozulmak, usu gitmek, zıvanadan çıkmak, zihnini oynatmak/yitirmek, zırdeli olmak, zincirden boşanmak, zinciri koparmak karş. akıllanmak, iyileşmek, uslanmak ? azmak
delişmen s. acar, atılgan, ateşli, canlı, cevval, cıvıl cıvıl, cinli, civcivli, coşkun, çalışkan, çatlak, çevik, delibozuk, delidolu, deliduman, delifişek, diri, etkin, faal, fıkır fıkır, hareketli, harlı, havai, hoppa, işlek,kımıl kımıl, kıpırdak, kıpır kıpır, köçek, kurtlu, oynak, patavatsız, şımarık, terelelli, yerinde duramaz, zıpır, zırtapoz, zırzop, zıvanasız, zibidi, zirzop, züppe dey. aklı başından bir karış yukarıda, cıva gibi, cıvıl cıvıl, deli Raziye, hoppala bebek, fıkır fıkır, kımıl kımıl, kıpır kıpır, telli bebek, tımarhane kaçkını, yerinde duramaz arg. zırtapoz karş. ağırbaşlı, akıllı, cansız, kendini bilir, uslu ? canlı, deli, hercai, patavatsız, yaramaz
delmek f. açmak, batırmak, çatlatmak, daldırmak, deşmek, kakmak, kazmak, oymak, patlatmak, saplamak, sokmak, yarmak, yırtmak dey. kalbura çevirmek
dem i. alkol, çağ, devir, dönem, içecek, içki, mey, müsait, vakit, zaman
demagog i. politikacı, şarlatan
demeç i. açıklama, beyanat, bildiri, mesaj
demek f. anlatmak, bahsetmek, buyurmak, çıtlatmak, değinmek, dikte etmek, dokunmak, döktürmek, fısıldamak, fıslamak, hikaye etmek, ifade etmek, konuşmak, nakletmek, rivayet etmek, sayıklamak, saymak, söylemek, zikretmek dey. adını anmak, ağızdan çıkmak, ağzına almak, ağzından düşürmemek, bahis konusu etmek, baklayı ağzından çıkarmak, dem vurmak, iddia etmek, ileri sürmek, kapı açmak, lafını etmek, nefes tüketmek, öne sürmek, sayıp dökmek, söz açmak/etmek, konusunu etmek, temas etmek karş. susmak ? açıklamak, bildirmek, değinmek, konuşmak, sohbet etmek
demek ki z. şu halde
demet i. bağ, bağlam, buket, çıkın, çile, deste, huzme, kelep, tomar, top
demin z. geçende, önce, şimdi
demincek z. geçende, önce
deminden z. geçende, önce
demirbaş s. durur, eşya, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, sonsuz
demirhane i. atölye, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri
demiryolu i. şimendifer, yol
demlenmek f. içmek dey. alkol almak/kullanmak, ağzını ıslatmak, başına dikmek, boğazını ıslatmak, dem çekmek, demini almak, içki almak/kullanmak, istimini almak, işret etmek, kafaya dikmek, kafayı çekmek/tütsülemek, kadeh yuvarlamak, mazotu yerinde olmak, mideyi ateşlemek, tek atmak
denek i. deneme tahtası, hintdomuzu, kobay dey. deneme tahtası
denektaşı i. kıstas, mihenk, ölçüt
deneme i. alıştırma, antrenman, araştırma, çalışma, denet, denetim, denetleme, deney, hazırlık, imtihan, inceleme, irdeleme, kontrol, makale, manevra, muayene, prova, sınama, sınav, sözlü, talim, tartma, tatma, tecrübe, teftiş, test, tetkik, yazı, yazılı, yoklama dey. boy ölçüşme, imtihana çekme, ölçüp biçme, sorguya çekme
denemek f. bakmak, denetlemek, deney yapmak, gözden geçirmek, imtihan etmek, incelemek, kontrol etmek, prova etmek/ yapmak, sınamak, tatmak, tecrübe etmek, test etmek, yoklamak, yoklama yapmak dey. deney yapmak, enine boyuna çekmek, gözden geçirmek, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak, kontrol etmek, prova etmek/yapmak, tadına bakmak, tecrübe etmek, test etmek, yaz boz tahtasına çevirmek, yoklama yapmak, zarını atmak ? denetlemek, sormak
denet i. deneme, teftiş
denetçi i. ayırtman, komiser, kontrolcu, kontrolör, müfettiş, mümeyyiz, soruşturmacı ? emekçi
denetim i. deneme, güdüm, nezaret, kontrol, sınama, teftiş
denetleme i. deneme, imtihan, revizyon, teftiş
denetlemek f. aramak, araştırmak, denemek, deşelemek, imtihan etmek, kolaçan etmek, kontrol etmek, nezaret etmek, sınamak, sınav yapmak, sondaj yapmak, sondalamak, tahkikat yapmak, tahkik etmek, tartmak, tatmak, tecrübe etmek, teftiş etmek, test etmek, test yapmak, yoklamak, yoklama yapmak dey. göz altı etmek, göz altına almak, gözü üzerinde olmak, işini sıkı tutmak, kuş uçurmamak, ökçeye basmak, sondaj salmak, sorguya çekmek, test vermek, üstünü aramak ? bakmak, denemek, incelemek, sormak
deney i. alıştırma, antrenman, çalışma, deneme, deneyim, hazırlık, manevra, prova, sınama, sınav, talim, tecrübe, tecrübe etme, test dey. tecrübe etme
deney yapmak f. denemek
deneyim i. deney, ders, staj, tecrübe
deneyimli s. kurt, pir, talimli, tecrübeli, vasıflı dey. ağır adam/başlı, çifte kavrulmuş, çok harman yeri dişlemiş, deniz kurdu, eski kurt/kütük/tüfek, eyyam görmüş/sürmüş, feleğin çemberinden geçmiş, gemisini yürütmüş, görmüş geçirmiş, gün görmüş/geçirmiş, kaçın kur'ası, kös dinlemiştir, davula kulak vermez, kulağı kesik, öğüdünü almış, sen giderken ben geliyordum, umur görmüş, vaktiyle görmüş geçirmiş
deneyimsiz s. acemi, cahil, kıdemsiz, tecrübesiz, torlak dey. acemi çaylak, çoluk çocuk, gözü küllü
denge i. aynılık, ayniyet, bağdaşım, bakışım, balans, beraberlik, denkleşme, denklik, düzen, eşanlamlılık, eşdeğerlik, eşitlik, farksızlık, insicam, istikrar, koşutluk, özdeşlik, paralellik, simetri, tartı, uyum karş. dengesizlik, denksizlik, muvazenesizlik ? düzen
dengelenmek f. istikrar bulmak
dengeli s. ahenkli, aşırı değil, ayarlı, ciddi, düzenli, eşit, hesaplı, heyecansız, hizada, hoşgörülü, ılımlı, insaflı, insicamlı, istikrarlı, kararlı, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, nizamlı, ölçülü, tartılı, toleranslı, uyumlu, uyuşkan, yolunda
dengesiz s. akortsuz, anormal, ayarsız, başıboş, çatlak, çılgın, deli, divane, hesapsız, kaçık, kontrolsüz, mantıksız, manyak, mecnun, ölçüsüz, psikopat, sapık, uyumsuz, zibidi, zırdeli, zirzop, zıvanasız dey. abuk sabuk konuşan, bir tahtası eksik, ciğeri beş/bir para etmez, gel git akıllı, kafadan kontak/çatlak, saatı saatına uymaz, Sultan Ahmet'te dilenir, Ayasofya'da zekât/sadaka/verir karş. dengeli
dengesizlik i. fanatiklik
deniz i. bahir, derya, engin, göl, okyanus, umman
denizci i. amiral, bahriyeli, çarkçı, çımacı, deniz eri, gemici, hamlacı, kalyoncu, kamarot, kaptan, komodor, levent, lostrama, miço, patrona, reis, serdümen, tayfa, tersaneli ? gemi
denk i. akran, aynı, boydaş, çıkın, denkteş, emsal, eşit, kadar, ondan, özdeş, paket, tıpkı, top, yaşıt dey. bir gelen, dengi dengine, elifi elifine
denkleşme i. aynılık, denge, denklik, eşitlik, farksızlık
denklik i. aynılık, ayniyet, bakışım, balans, denge, denkleşme, eş değerlik, eşitlik, farksızlık, kararlılık, koşutluk, özdeşlik, paralellik, simetri dey. eş değerlik karş. aykırılık
denkteş s. akran, aynı, denk, eşit, özdeş karş. dengesiz, denksiz
denli s. akıllı, benzer, kadar, kafalı, takım, uslu
densiz s. ahmak, alınlı, akılsız, anlayışsız, arlanmaz, arsız, avanak, çiğ, dağlı, dangalak, düşüncesiz, ebleh, eşek, görgüsüz, hayasız, hoyrat, hödük, hürmetsiz, incitici, izansız, kaba, kaba saba, kepaze, kereste, kırıcı, küstah, laubali, mankafa, nezaketsiz, patavatsız, pişkin, sallapati, saygısız, sersem, sıkılmaz, sıyrık, soysuz, terbiyesiz, utanmaz, yırtık, yontulmamış, yüzsüz, zirzop karş. utlu
densizlik i. cehalet, çiğlik, saygısızlık
deodorant i. kolonya
depar i. çıkış
departman i. bölüm, dal
depo i. ambar, antrepo, ardiye, hazne, kiler, mahzen, samanlık, silo, yük, yüklük
depolamak f. bulundurmak, istiflemek, stok etmek
deprem i. afet, badire, felaket, hareket, sarsıntı, zelzele
deprenmek f. çırpınmak, kımıldamak
depresyon i. buhran, bunalım, bunalma, darlık, kriz
depreşmek f. dalgalanmak, ırgalanmak, kımıldamak, kıpırdanmak, kıvranmak
derbeder s. çapaçul, dağınık, düzensiz, hırpani, kalender, kılıksız, kıyafetsiz, pasaklı, pejmürde, perişan, rüküş, saçaklı, savruk, sünepe, süfli, şansız, şapşal dey. düşük etek, düttürü Leyla, kılık kıyafeti bozuk, kılık kıyafet köpeklere ziyafet, üstü başı dökülüyor, yaka paça bir tarafta, yalınayak başı kabak, yarım pabuçlu karş. şık
derbederlik i. başıboşluk, serserilik
derbent i. boğaz, geçit
dere i. akarsu, ırmak, nehir
derebeyi i. acımasız, ağa, başkan, despot, diktatör, düşkünezer, efendi, eşraf, gaddar, hunhar, insafsız, kont, otokrat, sultan, tiran, totaliter, zorba
derece i. adım, aşama, basamak, dereke, düzey, had, kademe, kerte, kırat, kıvam, merhale, mertebe, mevki, not, paye, perese, radde, rütbe, safha, seviye, sıra, yer ? değer, ölçü
dergi i. almanak, belleten, bülten, gazete, magazin, mecmua, süreli yayın
derhal z. acil, acilen, alelacele, anında, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, birden, birdenbire, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, gecikmeden, günümüzde, hemen, hemencecik, hemencek, ivedilikle, lahzada, serian, şıp diye, şimdi, şipşak, tez dey. cayır cayır, çok geçmeden, dünden bugüne, ive ive, tez elden, vakit geçirmeden, vakit kaybetmeden
deri i. astragan, gön, güderi, kayış, kösele, kürk, maroken, meşin, örtenek, post, pösteki, rugan, süet, ten, vidala, zar
derin s. engin dey. kuyu gibi
derinden z. gizlice, sinsice
derinlik i. boyut, büyüklük, cesamet, çap, hacim, ölçü
derişik i. katılaşmış, kıvamlı, konsantre, koyu, pıhtılaşmış, sık, sıklaşmış, toplanmış, yoğun karş. dağılmış, seyrekleşmiş
derleme i. biriktirme, bölümleme, düzenleme
derlemeci i. koleksiyoncu
derlemek f. cemetmek, depo etmek, dermek, devşirmek, düzenlemek, ıslah etmek, intizama sokmak, istif etmek, koleksiyon yapmak, koyulaştırmak, planlamak, sıklaştırmak, sınıflamak, sistemleştirmek, stok etmek (yapmak), tanzim etmek, teksif etmek, toparlamak, toplamak, yerleştirmek, yığınak yapmak, yığmak, yoğun duruma getirmek, yoğunlaştırmak dey. bir araya getirmek, derleyip toparlamak, depo etmek, istif etmek/yapmak, koleksiyon yapmak, stok etmek/yapmak, teksif etmek, yığınak yapmak, yoğun duruma getirmek karş. dağıtmak, seyreltmek ? artırmak
derlenme i. birikim
derlenmek f. tertiplemek
derleyen i. koleksiyoncu
derli toplu s. biçimli, düzenli, düzgün, istikrarlı, intizamlı, muntazam, nizamlı, özenli, sıralı, titiz, toplu, uyumlu karş. intizamsız
derman i. can, canlılık, çare, enerji, erk, fors, güç, hâl, hayatiyet, iktidar, ilaç, imkan, kudret, kuvvet, mecal, medet, merhem, ot, reçete, takat, umar, yaşama gücü, yeğinlik, yeti dey. derde deva, yaşama gücü karş. halsizlik
dermansız s. bitik, çaresiz, çökkün, erksiz, güçsüz, güdük, hâlsiz, iktidarsız, kısır, kudretsiz, kuvvetsiz, takatsiz, umarsız
dermansızlık i. çaresizlik, güçten düşme, güçsüzlük, halsizlik, iktidarsızlık, iradesizlik, kofluk, kudretsizlik, zafiyet dey. gücü yetmeme, güçten düşme
derme çatma z. dikkatsiz, kırılgan
dermek f. derlemek, istiflemek, stok etmek
dernek i. ahenk, birlik, cemiyet, eğlence, fırka, klüp, kurum, loca, lonca, ocak, oda, parti, topluluk, yurt, yuva ? işletme, örgüt
ders i. azarlama, bilgi, deneyim, ibret, çatma, çıkışma, kıssadan hisse, nasihat, öğretim, öğretici, öğüt, paylama dey. kıssadan hisse
dersane i. derslik, medrese, sınıf
dert i. acı, azap, çile, elem, esef, eziklik, ezinç, gaile, gam, hayıf, hayıflanma, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, kahır, kambur, karamsarlık, kasavet, kaygı, keder, matem, pişmanlık, sıkıntı, sızı, tasa, teessüf, teessür, üzüntü, yazıklanma, yeis, yerinme dey. baş ağrısı, baş belası, baştan inme bela, bugün bana ise yarın sana, can alıp can vermek, can sıkıntısı, cehennem azabı, derd-i derun, ev gailesi, gam kasavet, gırtlak derdi, gönül azabı, gönül darlığı, görünmez bela, iç ağrısı, iç darlığı, iç sıkıntısı, iğneli fıçı, kara bulut, karın ağrısı, korkulu düş, püsküllü bela karş. kıvanç ? bela, endişe, endişeli, hastalık, ıstırap, keder, üzüntü, zorluk
dertlenme i. hüzün, teessüf
dertlenmek f. acılanmak, acımak, duygulanmak, endişelenmek, gamlanmak, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kaygılanmak, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak, tasalanmak, teessüf etmek, üzülmek, yanmak, yolunmak dey. acı çekmek, acısı içine çökmek, bağrı yanmak, bağrını delmek, bıçak kemiğe dayanmak, ciğeri kan ağlamak/kan dolmak/kavrulmak, darlık çekmek, derde düşmek, derdini Marko paşaya anlatmak, yüreğine dert olmak, doğum sancıları çekmek, dünya başına dar olmak/gelmek, dünyayı gözü görmemek, göbeği çatlamak, içine dokunmak, içine işlemek, kan ağlamak, kendi derdine düşmek/derdine yanmak, kendine dert etmek, mustarip olmak, müteessir olmak, oflayıp puflamak, onup yetmemek, teessüf etmek, yas tutmak, yasa düşmek, yokluk çekmek, yüreği kan ağlamak/sıkılmak, yüreğine işlemek
dertleşme i. hasbıhal, hoşbeş, konuşma, sohbet
dertleşmek f. görüşmek, halleşmek, hasbıhal etmek, hoşbeş etmek, laflamak, muhabbet etmek, sohbet etmek, söyleşmek dey. akıl danışmak, baş başa verip dertleşmek/vermek, dert yanmak, çene çalmak, dert dökmek, hasbıhal etmek, hoşbeş etmek, muhabbet etmek, sohbet etmek
dertli s. acı çeken, acılı, cefakar, çilekeş, çileli, firaklı, hasta, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, marazlı, matemli, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, sağlığı bozuk, sıhhatsiz, sıkıntılı, sıkkın, tasalı, üzgün, üzüntülü, yanıklık, yaralı dey. bağrı yanık/kara, başı belada/dertte, başında dert tütmek, boynu bükük, canı sıkkın, dağı duman olmak, dert ehli, dünyasından bıkmış/geçmiş, gailesi başından aşmak, gözü yaşlı, içi yaralı, kalbi kırık, saadetten nasibini almamış, suratından düşen bin/yüz parça, yüreği delik, yüreği yanık/yaralı
dertsiz s. ferah, gönenmiş, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, memnun, mutlu, neşeli, rahat, refah içinde, sevinçli, şen, tasasız, üzüntüsüz dey. dert tutmaz, tuzu kuru
deruni s. içten, kalpten, mahrem
derviş i. abdal, alçakgönüllü, çilekeş, hoşgörülü, kalender, kanık karş. haris
derya i. âlim, bilge, bilgili, danişment, deniz, kültürlü, malumatlı, umman, vakıf, vukuflu
desen i. biçim, çizgi, imge, model, motif, resim, şekil, şema, taslak, tip
desise i. aldatmaca, dalavere, kapan, kurnazlık, oyun, suiistimal
despot i. derebeyi, diktatör, tiran, totaliter, zorba
despotluk i. tahakküm
destan i. anlatı, balad, efsane, epik şiir, epope, hikaye, koşuk, kıssa, masal, menkıbe, mit, öykü, söylence
deste i. bağ, bağlam, çıkın, demet, huzme, paket, tomar
destek i. arkalama, ayak, bacak, dayak, dayanak, hamilik, himaye, kaide, kalkındırma, katkı, kollama, koltuk değneği, kök, mesnet, payanda, rahle, taban, takviye, temel, yardım, yardımcılık, yararlı olma, zemin dey. dümen koşma, hamilik etme, himaye etme, koltuk değneği, takviye etme, yararlı olma karş. yıpratma ? desteklemek, yardım
desteklemek f. arkalamak, ayakta tutmak, destek olmak, hamilik etmek, himaye etmek, himmet etmek, hizmet etmek, kalkındırmak, kayırmak, kollamak, korumak, kucak açmak, kurtarmak, lütufta bulunmak, müdafaa etmek, onaylamak, payandalamak, savunmak, takviye etmek, tarafgirlik etmek, tutmak, yararlı olmak, yardım etmek, yardımcı olmak, yardım etmek, zahir olmak dey. arka çıkmak/olmak, ayakta tutmak, destek olmak, eğretiye almak, elinde büyümek, elinden tutmak, göklere çıkarmak, iyi söylemek, kol vermek, koltuk vermek, koluna girmek, kucak açmak, lehinde bulunmak/olmak, lehinde konuşmak/olmak/söylemek, omuz vermek, omuzla dayanmak, takviye etmek, taraf çıkmak/olmak/tutmak, tarafgirlik etmek, tarafını tutmak, terakki ettirmek, türküsünü çağırmak/söylemek, yan tutmak, zahir olmak karş. baltalamak ? korumak, kayırmak, savunmak, yardım etmek
destekleyen s. arka çıkan, gözeten, hami, iltimas eden, kayırıcı, kollayan, sempatizan, taraftar, yardımcı, yardım eden, zahirdey. arka çıkan, himaye eden, iltimas eden, yardım eden
destekleyici i. arka, hami, iltimasçı, kayırıcı, koruyucu, müdafi, torpil, velinimet, yandaş
destur i. dokunulmazlık, icazet, imtiyaz, izin, mezuniyet, müsaade, pardon
deşarj i. boşalma
deşelemek f. araştırmak, araştırma yapmak, denetlemek, eşelemek, incelemek, inceleme yapmak, irdelemek, karıştırmak, kazmak, kurcalamak, sokmak, tartmak, tahkik etmek, tetkik etmek dey. araştırma yapmak, derinlemesine araştırmak, didik didik etmek, ele almak, inceleme yapmak, ölçüp biçmek, sorup soruşturmak
deşmek f. delmek, eşelemek, kakmak, kazmak, kurcalamak, sokmak dey. altını almak, derine inmek, ısıtıp ısıtıp önüne koymak, içindekileri çıkarmak, içine bakmak, işkembesini almak, kesip içine bakmak, meydan vermek, neşter vurmak, temcit pilavı gibi önüne koymak karş. kapamak, örtmek, örtbaş etmek
detant i. ateşkes, barış, silahsızlanma
detay i. ayrıntı, incelik, müfredat, tafsilat, teferruat karş. öz
detaylar i. teferruat
detaylı s. ayrıntılı, uzun dey. ayrıntılı olarak, evirip çevirerek, ince/sık eleyip sık dokuyarak
dev s. çok büyük, çok önemli, devasa, olağanüstü güçlü; canavar, cin
deva i. çare, çözüm yolu, ilaç, medet, merhem, ot, panzehir, reçete, tılsım, umar
devam i. bitmeme, dayanma, kesilmeme, süreklilik, sürme, tükenmeme dey. arkası gelme, sürüp gitme karş. bitme
devam etmek f. olagelmek, sürmek
devamlı s. aralıksız, arasız, ara vermeden, ardışık, arka arakaya, arkası kesilmeden, art arta, artsız aralıksız, biteviye, bitimsiz, boyuna, daim, daima, daimi, durmadan, durmaksızın, durup dinlenmeden, fasılasız, gedikli, kesiksiz, mütemadiyen, nihayetsiz, peşpeşe, sabah akşam, süregelen, süreğen, sürekli, sürgit, temelli dey. ara vermeden, ardı ardına, arka arakaya, arkası kesilmeden, art arta, artsız aralıksız, dolap beygiri gibi, durup dinlenmeden, gece gündüz demeden, har har, harıl harıl, namını süren, üst üste karş. aralıklı, devamsız, kesik kesik, süreksiz, zaman zaman ? daimi
devamsız z. eğreti, fani, geçici, mevsimlik, ölümlü, sonlu, süreksiz, yok olan, zail dey. bugün var yarın yok, gelip geçici, ortadan kalkıveren, sürekli olmayan, yok olan
devasa s. büyük, çaplı, dev, engin, gövdeli, hantal, heyula gibi, iri, koca, kocaman, muazzam dey. çam yarması gibi, dağ gibi, dev gibi, enine boyuna, fil gibi, ızbandut gibi, toraman gibi
devasız s. çaresiz, umarsız
devasızlık i. çaresizlik
devingen s. dinamik, oynak
devinim i. dalga, dalgalanma
devinmek f. çırpınmak, ırgalanmak, kıvranmak, oynamak, salınmak, sallanmak
devir i. ahit, aktarma, aktarım, an, ara, aralık, asır, ay, çağ, çevrim, dakika, değişme, dem, devran, devretme, dolanım, dolaşım, dolaşma, dönem, dönme, dönüş, hafta, lahza, mevsim, periyod, saat, salise, saniye, sene, sıra, süre, vakit, yaş, yıl, yüzyıl, zaman
devirmek f. altüst etmek, atmak, çökertmek, dağıtmak, düşürmek, harap etmek, içmek, indirmek, karıştırmak, karmakarış etmek, kovmak, tahrip etmek, tarumar etmek, yıkmak, yuvarlamak dey. alaşağı etmek, altüst etmek, altını üstüne getirmek, aşağıya almak, çelme takmak, hak ile yeksan etmek, hallaç pamuğu gibi atmak, harap etmek, hükümet darbesi yapmak, karmakarış etmek, tahrip etmek, tahttan indirmek, tarumar etmek, taş taş üstünde bırakmamak, yere indirmek, yere sermek, yere vurmak, yerle bir etmek, yerle yeksan etmek ? bozmak, dövmek, kırmak, mahvetmek, yenmek
devleşmek f. büyümek, gelişmek, genişlemek, irileşmek, patlamak
devlet i. amme, erk, hükümet, iktidar, yönetim dey. devlet dairesi, miri malı
devlet başkanı i. padişah, kral, cumhurbaşkanı
devlet merkezi i. merkez, payitaht
devletçe z. resmen
devletle! ü. Allahaısmarladık, uğur ola, saadetle
devralmak f. almak, çalıştırmak, üstlenmek
devran i. alınyazısı, baht, çağ, devir, dönem, dünya, evrim, felek, kader, kısmet, mukadderat, sûr, şans, talih, uğur, vakit, yazgı, yeryüzü, zaman
devre i. ara, çağ, dönem, müddet, periyot, raunt, süre, zaman, zaman dilimi
devredilmek f. intikal etmek
devresi s. ertesi
devretme i. devir, teslim, transfer
devretmek f. aktarmak, başına sarmak, bırakmak, dolaşmak, dönmek, gezinmek, göçermek, havale etmek, ihsan etmek, sunmak, teslim etmek, tur atmak, vermek dey. başına sarmak, dönmek dolaşmak, elden çıkarmak, havale etmek, yerine geçmek, yerini tutmak karş. sabit olmak
devrilmek f. bozulmak, çökmek, düşmek, kapaklanmak, yıkılmak dey. iskambil kağıdı gibi devrilmek, yalpalaya yalpalaya düşmek
devrim i. ayaklanma, darbe, değişiklik, değişim, ıslahat, ilerleme, ihtilâl, inkılap, reform, yenileşme, yenilik dey. darbei hükümet, hükümet darbesi, yönetime el koyma karş. gerileme ? ayaklanma, değişim, evrim
devrim yapmak f. değiştirmek
devrimci s. asri, çağdaş, ıslahatçı, ilerici, inkılapçı, modern, reformcu, reformist, terakkiperver, yenilikçi karş. gerici
devrisi s. ilerdeki, sonraki
devrişimli s. biçimli, nizamlı
devriye i. askeri inzibat, bekçi, dedektif, gardiyan, güvenlik görevlisi, hafiye, inzibat, jandarma, kanun neferi, kanun zabiti, karakol, kol, kollukçu, komiser, korucu, kulluk, kullukçu, müfettiş, polis, polis hafiyesi, salma, toplum polisi, zabıta, zaptiye
devşirimli s. insicamlı, rabıtalı
devşirmek f. bulmak, bükmek, çevirmek, derlemek, döndürmek, dürmek, düzeltmek, düzenlemek, katlamak, kıvırmak, tanzim etmek, toplamak
deyim i. cümle, deyiş, ibare, laf, söz, tabir, terim
deyiş i. anlam, cümle, deyim, ibare, içerik, ifade, kavram, mana, meal, söz, tabir
dezavantaj i. engel, falso, illet, noksan, pürüz, sakınca
dezenfekte edilmiş s. pastorize
dezenfekte etmek f. paklamak, temizlemek
dımdızlak s. boş, çıplak, halvet, hücra, ıssız, insansız, kimsesiz, nü, sivil, soyunuk, terk edilmiş, üryan, yalın
dıngıldamak f. kıkırdamak, zangırdamak
dırdır i. atışma, cırcır, çekişme, dırıltı, dırlanma, hırgür, kavga, söylenme, şirretlik, zırıldama dey. ağız kavafı, ağzı gevşek/kalabalık/kara, ağzında bakla ıslanmaz, beş para ver söylet on para ver sustur, bir söyle iki işit, çene kavafı, çenesi düşük, dilli düdük, gevşek ağızlı
dırdırcı s. boşboğaz, cafcafcı, carcar, cerbezeli, cırcır, cırcırböceği, dedikoducu, farfara, geçimsiz, geveze, hoşgörüsüz, huysuz, kavgacı, lafazan, lafçı, lakırdıcı, mızıkçı, şarlatan, şirret, tabiatsız, yanşak, zeyrek karş. ketum
dırdırlanmak f. dırlanmak, hırçınlanmak, hırlanmak, homurdanmak, huysuzlanmak, mırıldanmak, mızırdanmak, somurdanmak, söylenmek, tersinmek, terslenmek, vırıldanmak, vızırdanmak, zırıldamak, zırlamak dey. atıp tutmak, baş ağrıtmak, başının etini yemek, dırdır etmek, dırıltı etmek, ileri geri konuşmak/geri sözler söylemek, kafa ağrıtmak
dırıltı i. cırcır, çekişme, dırdır, gürültü, kavga, patırtı, uğultu, zırıltı
dırıltıcı s. boşboğaz
dırlanma i. dırdır
dırlanmak f. dilenmek, dırdırlanmak, homurdanmak, söylenmek, zırıldamak
dırlaşma i. kavga, polemik
dırlaşmak f. atışmak, cebelleşmek, cenkleşmek, dalaşmak, didişmek, dövüşmek, kapışmak, kavga etmek, takışmak, zıtlaşmak
dış i. dışarı, dışarıda, dışarısı, dışta, dışsal, dışyüz, harici, hariç, ötedeki, ters taraf; hariçte, tersi, uzaktaki, yabancı karş. berideki, dahil, dahili, içeri, içyüzü, sınır içi, yakındaki
dış görünüm i. şekil
dış görünüş i. biçim, görünüş, suret, yaldız, zevahir
dış yüz i. biçim, form, görünüş, kılık, manzara, zevahir
dışalım i. ithal
dışarı çıkmak f. çıkmak, kakalamak, kaka yapmak, kığlamak, kıh etmek, pislemek, terslemek dey. altına etmek, altına kaçırmak, altına pislemek, altına yapmak, büyüğünü yapmak, büyük aptes bozmak/yapmak, defi hacet etmek, donunu doldurmak, hacet görmek, kaka yapmak, kıh etmek ? işemek, yellenmek
dışarı çıkmak işemek
dışarıda s. dış, hariçte
dışarısı i. dış dey. açık hava, diğer yüzü, hudut harici, ters taraftan
dışarlık i. taşra
dışarlıklı s. garip, gurbetçi
dışında z. başka, müstesna
dışkı i. büyük abdest, fışkı, kığ, pislik, sağı, ters, tezek dey. büyük abdest
dışlak z. hariçte
dışlamak f. aşağısamak, boşlamak, horlamak, ilgilenmemek dey. aforoz etmek, boynundan atmak, ocak başına attırmak, yok saymak
dışrak s. belirli, belli, malum
dışsal s. dış, hariçte
dışsatım i. ihraç
dıştaki s. hariçte
dıştan gelme s. arızi
dıştan görünen s. düzmece
dıştan s. hariçte
dışyüz i. dış, endam, kalıp, kisve, kıyafet, suret, şekil
didaktik s. eğitici, öğretici
didiklemek f. araştırmak, çekiştirmek, ditmek, incelemek, koparmak, kurcalamak, oynamak, paralamak, parçalamak, taramak, yolmak
didinme i. alın teri, amel, çaba, çalışma, efor, el emeği, emek, gayret, himmet, iş, işçilik, mesai, mücadele, savaşım, say, uğraş, zahmet dey. alın teri, el emeği, göz nuru
didinmek f. çaba göstermek, çabalamak, çalışıp çabalamak, çalışmak, çırpınmak, emek sarfetmek, emek vermek, gayret etmek, gayret göstermek, iştigal etmek, meşgul olmak, paralanmak, pençeleşmek, savaşım vermek, savaşmak, terlemek, uğraşmak, yırtınmak, yorulmak, zahmet çekmek, zahmet etmek dey. canla başla çalışmak, çaba göstermek, çalışıp çabalamak, dirsek çürütmek, emek sarfetmek/vermek, gayret etmek/göstermek, iğne ile kuyu kazmak, iş edinmek, kalburla su taşımak, meram edinmek, ter dökmek, zahmet çekmek karş. kendini yormamak
didişken s. geçimsiz, hoşgörüsüz, huysuz, itaatsiz, itirazcı, kavgacı, mızıkçı, mücadeleci, oyunbozan, serkeş
didişme i. boğuşma, çekişme, dalaş, gırtlaklaşma, hırgür, kavga, maraza, muharebe, mücadele, rekabet, tepişme, yumruklaşma, zırıltı
didişmek f. atışmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, çatışmak, çekişmek, dalaşmak, dırlaşmak, dövüşmek, hırlaşmak, itişmek, kapışmak, kavga etmek, mücadele etmek, pençeleşmek, rekabet etmek, sürtüşmek, takışmak, tepişmek, tutuşmak, yumruklaşmak, zıtlanmak, zıtlaşmak dey. birbirine girmek, karşı olmak, karşıt olmak, birbiriyle uğraşmak, dişi tırnağı dökülmek, dişini tırnağına takmak, dokuz parça olmak, zıt gitmek
diğer i. başkası, beriki, bir başkası, gayrı, maada, öbürü, öbürkü, öbürüsü, öte, öteki, özge, özgü, sair; başka, öbür dey. bir başkası ? aynı, bazı, daha
diğeri s. beriki, öbür, öbürü, yekdiğeri
diğerkam s. hoşgörülü, hüsniniyetli, iyilikçi, lütufkar
diğerleri s. başkası
dik s. dikey, dimdik, düşey, düz, sarp, yalçın dey. deve bağırtan, dim dik, direk gibi, oklava yutmuş gibi
dikelmek f. cesaretlenmek, cüretlenmek, dikleşmek
dikey s. amudi, dik, dikken, dikine, dimdik, diklemesine, düşey, sarp karş. yatay
dikili i. dikilmiş, tablanmış
dikilmek f. ağalanmak, başkaldırmak, cesarete gelmek, cesaretlenmek, cüretlenmek, efelenmek, horozlanmak, höt demek, kabadayılık taslamak, kabarmak, kafa tutmak, karşı çıkmak, yavuzlaşmak, yiğitlenmek, yüreklenmek dey. afi kesmek, caka satmak, cesarete gelmek, höt demek, ibiğini kaldırmak, kabadayılık taslamak, kafa tutmak, karşı çıkmak, posta koymak karş. gelmek, karşı koymak, koçlanmak, meydan okumak, sertlenmek, yiğitlenmek
dikimevi i. terzihane
dikine i. diklemesine karş. yatay olarak
dikkat i. ciddiyet, doğruluk, gözlem, gözetme, hassasiyet, ihtimam, ilgi, inceleme, incelik, itina, özen, özenlilik, özenme, tedbir, temkin, tetkik, titizlik, uyanıklık dey. can gözü ? itina, merak, önemli, soğukkanlılık, titizlik
dikkat çekici s. cazip
dikkat etmek dikkatli davranmak, ilgilenmek, özenmek, tedbir almak, titizlenmek dey. canla başla çalışmak, çaba göstermek/harcamak, dikkatli davranmak, dikkat göstermek, dört elle sarılmak, feda etmek, gayret etmek, gözünü (dört) açmak, ihtimam göstermek, ilgi göstermek, ince eleyip sık dokumak, itina etmek/göstermek, itinalı davranmak, iştigal etmek, kendini adamak/aşmak/vakfetmek, kılı kırk yarmak, meram etmek, meşgul olmak, mukayyet olmak, özen göstermek, titizlik etmek/göstermek, uyanık bulunmak, yoluna baş koymak
dikkat göstermek f. dikkatli davranmak, tedbir almak, titizlenmek
dikkate alınmak f. düşünülmek
dikkatini vermek f. titizlenmek
dikkatle z. adamakıllı, güzelce
dikkatli s. çöp atlamaz, dakik, düzenli, güç beğenir, hasta, ihtiyatlı, intizamlı, meraklı, müşkülpesent, nizamlı, özenli, sağlamcı, sıkı, sinirli, tedbirli, tetikte, titiz, uyanık dey. çöp atlamaz, güç beğenir ? dalgın, dalgınlık, dikkatsiz, tedbirli, uyanık
dikkatli davranmak f. dikkat etmek, dikkat göstermek, eğilmek, ihtimam göstermek, ilgi göstermek, ilgilenmek, itina etmek, itina göstermek, itinalı davranmak, nezaret etmek, meşgul olmak, özen göstermek, özenmek, tedbir almak, titizlenmek, titizlik etmek, titizlik göstermek dey. adımını tek atmak, bastığı yeri bilmemek, dikkat etmek, dikkat göstermek, dikkat kesilmek, eldeki kartları iyi oynamak, göz kulak olmak, göz önünde tutmak, gözlerini dikmek, gözlerini toptan ayırmamak, gözünden kaçırmamak, itinalı davranmak, kulağı kirişte olmak, kulağını açmak, kulak kabartmak, kulaklarını dikmek, meşgul olmak, önüne arkasına bakmak, özen göstermek, pire sektirmemek, titizlik etmek/göstermek, zor beğenir karş. hafifsemek
dikkatsiz s. baştan savma, çırpıştırma, dağınık, dalgın, derme çatma, düşüncesiz, fütursuz, gelişigüzel, girift, girişik, intizamsız, karışık, körü körüne, itinasız, olur olmaz, önüne gelen, özensiz, rastgele, sakar, savruk, sathi, savsak, sudan, şapşal, şişirme, üstünkörü, veresi, yalandan dey. baştan savma, bakar kör, derme çatma, eli aşta, gözü oynaşta, göz değil çıra budağı, kör gözlü, körü körüne, olur olmaz, önüne gelen, sağına soluna bakmayan, sağını solunu bilmeyen karş. dikkatli
dikkatsizce z. gelişigüzel, özensiz, rasgele, şişirmece, üstünkörü, yalandan dey. döke saça, göz eğlendirmek, önüne arkasına/sağına soluna bakmadan, yalan yanlış, yalap şalap, yarım yamalak
dikkatsizlik i. abasızlık, dalgınlık, gaflet, özensizlik, savrukluk, temkinsizlik, umursamazlık karş. dikkatlilik, özenlilik, uyanıklık
diklemesine z. dikey, dikine, düşey
diklenmek f. dikleşmek dey. ayak diremek, bildiğinden şaşmamak, boyun eğmemek, gözdağı vermek, horozlanmaya başlamak, ibik kaldırmak, kafa tutmak, karşı çıkmak/durmak/gelmek/koymak, meydan okumak
dikleşmek f. ayakta durmak, dikelmek, diklenmek, dinelmek, direnmek, sarplaşmak, sertleşmek, terslenmek
dikme i. baba, düz, fidan
dikmek f. atfetmek, ekmek, içmek, imal etmek, kakmak, koymak, raptetmek, takmak, tedavi etmek, tutturmak, üretmek
dikta i. buyruk, direktif, ferman, irade, komut, talimat
diktatör i. ağa, başman, derebeyi, despot, efendi, eşraf, gaddar, otokrat, tiran, totaliter, zorba dey. astığı astık kestiği kestik, hakimi mutlak ? başkan, gaddar, zalim, zorba
diktatörlük i. feodalite
dil i. ağız, anadil, argo, can, diyalekt, gönül, kalp, lehçe, şive, telaffuz, vurgu dey. yumuşak başlı
dilaver i. alp, cesur, gazi, kahraman, koç, koçyiğit, mert, yiğit
dilbaz s. konuşkan
dilber s. afet, alımlı, cazibeli, çarpıcı, çekici, frapan, güzel, huri gibi, latif, nefis, piliç gibi, zarif dey. afet gibi, afeti can, ağzı burnu yerinde, ahu bakışlı, ahu gibi, ahu gözlü, akça pakça, akı ak karası kara, Allah övmüş de yaratmış, anlı sanlı, artist gibi, ay parçası, ayın on dördü gibi, badem gözlü, ballı börek, bebek gibi, beşik ardında görmeli, bıldırcın gibi, bir içim su, cami yıkılmış ama mihrabı yerinde, canıma layık, canlı bebek, cennet misali, ceylan bakışlı, cici bebek, cici bici, çelik gibi, çiçek gibi, dalyan gibi, dünya cenneti, dünya güzeli, eli yüzü düzgün/düz, endam aynası, fıstık gibi, filiz gibi, gül bahçesi, gül gibi, gül yüzlü, gün yüzlü, güzellik âşığı, güzellik kraliçesi, hokka gibi ağızlı, huri gibi, iki dirhem bir çekirdek, ilah gibi, ilgi çekici, ilik gibi, iştah açıcı, kaşlı gözlü, kız gibi, kiraz dudaklı, kraliçe gibi, Lokman Hekimin ye dediği, lokum gibi, melek gibi, nur topu, nur topu gibi, oya gibi, Allah övmüş de yaratmış, Allah özenmiş de yaratmış, peri gibi, resim gibi, sırma saçlı, sülün gibi, şehirler padişahı, tabiat harikası, tasvir gibi, taş bebek, taşbebek gibi, yeme de yanında yat, yüzüne bakılacak gibi, yüzüne bakılır, yüzüne bakmaya kıyılmaz
dilberlik i. albeni, sevimlilik
dildar i. favori, gözde, maşuka, metres
dile getiren müfit
dile kolay meşakkatli
dilek i. açlık, amaç, arzu, arzuhal, dava, dilekçe, erek, gaye, gayret, gıpta, gönül, hacet, heves, hedef, içtepi, ideal, irade, istek, istem, istirham, iştah, itibar, kapris, mefkûre, libido, maksat, maksut, meram, meyil, murat, nefis, niyaz, niyet, özenti, özlem, rağbet, rica, sebat, şevk, talep, temenni, uğur, ülkü, ümit dey. Allah eksikliğini göstermesin, Allah encamını hayreylesin, Allah etmesin, Allah ıslah etsin, gönül isteği, şevk kaynağı ? amaç, arzu, eğilim, dua, emir, gaye, heves, istemek, maksat, mektup, özlem, sevgi, tutuku
dilekçe i. arzuhal, dilek, istek, istida, önerge, yazılı başvuru
dileme i. arzu, gaye, gönül, istek, istem, iştah, murat, rica
dilemek f. beklemek, gıpta etmek, istemek, istirhamda bulunmak, sayıklamak, susamak, temenni etmek, ummak, yalvarmak dey. arzu etmek, can atmak, canı çekmek, damarları şaha kalkmak, derdiyle yanıp tutuşmak, dört gözle beklemek, dua etmek, gıpta etmek, gönlü kalmak, göz dikmek, gözde tutmak, gözü kalmak, gözünde olmak, heves etmek, hevesi olmak, içi çekmek/gitmek, içinden gelmek, isteğe kapılmak, istirham etmek, merak salmak, murada gelmek, niyaz etmek, niyet tutmak, öyle gelmek, rica etmek, talep etmek, temenni etmek, yalvarıp yakarmak, yanıp tutuşmak, yüz suyu dökmek
dilenci i. sersefil, yoksul
dilencilik i. dilenme, sadaka isteme, sefalet
dilenme i. dilencilik, istirham
dilenmek f. dırlanmak, gevşemek, istirhamda bulunmak, rica etmek, sırnaşmak, sürünmek, yakarmak, yalvarmak dey. avuç açmak, çanak açmak/tutmak, el (avuç) açmak, istirham etmek, Medine fukarası gibi dizilmek, mendil açmak, niyaz etmek, yalvarıp yakarmak ? dilenci
dileyerek z. bilerek, iradeli, isteyerek, memnuniyetle
dilim i. forma, kesinti, kesir, parça
dilimlemek f. biçmek, doğramak, kesmek
dillenmek f. konuşmak, konuşmaya başlamak dey. çenesi düşmek, dırdır olmak, dillere düşmek, meşhur olmak
dilleşmek f. münakaşa etmek, tartışmak
dilli s. hatip, konuşkan, natıkalı
dilmek f. doğramak, kesmek
dilsiz s. ketum, lâl, sessiz, uysal, yumuşak başlı
dimağ i. akıl, an, beyin, zihin
dimdik s. baş eğmeyen, cesur, dik, dikey, dikkatli, dinç, dirençli, dosdoğru, ısrarlı, metin, sebatlı, yılmaz, zinde dey. baston/kazık yutmuş gibi, baş eğmeyen
din i. akide, diyanet, ibadet, iman, inan, inanç, itikat, mezhep, şeriat, tarikat
dinamik s. atılgan, canlı, devingen, etkin, hareketli, taze dey. cıva gibi, cıvıl cıvıl, çakı gibi, ele avuca sığmaz, fıkır fıkır, hayat dolu, in cin, karınca yuvası gibi, kımıl kımıl, kıpır kıpır, yerinde duramaz
dinamit i. barut, mayın
dinç s. canlı, dimdik, diri, esen, iyi, sağlam, sağlıklı, salim, sapasağlam, sıhhatli, sırım gibi, taze, turp gibi, zinde dey. çakı gibi, çelik gibi, çivi gibi, demir gibi, eski toprak, sırım gibi, tığ gibi karş. çökkün
dinçleşme i. canlanma, dirilme
dinçleşmek f. canlanmak, düzelmek, esenleşmek, ferahlamak, gürbüzleşmek, iyileşmek, kuvvetlenmek, onmak, sağalmak, sağlığa kavuşmak, sıhhatlanmak, toparlanmak dey. ayağa kalkmak, can gelmek, canı (yerine) gelmek, canlı gibi olmak/hissini vermek, enerjik olmak, faaliyete geçmek, gayrete gelmek, gözlerine fer gelmek, gözü gönlü açılmak, hastalığı atlatmak/geçmek, iflah olmak, ihya olmak, işler açılmak, kendine gelmek, kendini toparlamak/toplamak karş. cılızlaşmak, halsizleşmek, hastalanmak
dinçleştirici s. canlandırıcı, diriltici
dinçleştirmek f. ihya etmek
dinçlik s. afiyet, bakımlılık, canlılık, dirilik, esenlik, gönenç, güçlülük, iyilik, keyif, mecal, sağlamlık, sağlık, sıhhat, zindelik dey. dokuz yorgan eskitmek/paralamak/parçalamak karş. çökmüşlük
dindar i. dinibütün, diyanetli, imanlı, inanlı, mümin, softa, sofu, yobaz dey. abdestsiz yere basmaz, beş vakit namazında, dini bütün, gece kaim, gündüz saim, müslüman adam, namazı niyazı yerinde, namazında abdestinde/niyazında karş. dinsiz ? dürüst, gerici, hoca
dindirmek f. gidermek, sakinleşmek, sakinleştirmek, teskin etmek, uzlaştırmak, yatıştırmak yumuşatmak dey. acısını almak, teskin etmek karş. galeyana getirmek, heyecana getirmek, kamçılamak, körüklemek ? yatıştırmak
dinelmek f. dikleşmek
dingi i. kayık, sandal
dingil i. eksen
dingildemek f. titremek, zıngıldamak
dingin s. ağırbaşlı, cansız, durağan, durgun, fersiz, güçsüz, hâlsiz, hareketsiz, kımıltısız, mecalsiz, ölgün, renksiz, sabit, sakin, sessiz, soluk, sönük, tükenmiş, uyuşuk, yorgun dey. gönlü rahat olmak karş. hareketli
dinginlik i. ağırbaşlılık, durgunluk, huzur, sakinlik, sükun, sükûnet karş. hareket, heyecan, kargaşa
dinginsizlik i. sapaklık
dinibütün s. dindar, imanlı, inanlı, sofu
dinlemek f. duymak, işitmek, itaat etmek, kulak kabartmak, önemsemek, riayet etmek, takip etmek, uygulamak, uymak dey. can kulağı ile dinlemek, dert dinlemek, dost düşman dinlemek, kulağına çalınmak, kulağını dikmek, kulak açmak, kulak kabartmak, kulak kesilmek, kulak misafiri olmak, kulak tutmak, kulak vermek, kulakları dolmak, kulaklarını takınmak, kulaklarının pasını gidermek, kulakta tutmak, öğüt tutmak, söz dinlemek, sözüne aldırmak, sözüne önem vermek, yukarıdan aşağıya kadar kulak kesilmek karş. aldırmamak, dinlememek, duymamak, önemsememek
dinlememek f. fütur etmemek, istifini bozmamak, küçümsemek, önemsememek, saymamak, takmamak, tınmamak dey. bir kulağı yerde olmak, bir kulağından girip bir/öbür kulağından çıkmak, çekiye gelmemek, gam almamak, gem almamak, kafasının dikine gitmek, kulağa davul çalınmak, kulak ardı etmek, kulak arkasına almak, kulak tıkamak, kulakları paslanmak, kulaklarını tıkamak, kulaklarının üstüne yatmak, külahıma anlat, yabana söylemek
dinlence i. dinlenme, gezi, tatil
dinlenme i. antrakt, ara, dinlence, duraklama, durma, fasıla, istirahat, kesilme, kesinti, mola, sekte, soluklanma, tatil, teneffüs dey. tatil yapma
dinlenmek f. istirahat etmek, konaklamak, nefes almak, önemsenmek, paydos etmek, soluklanmak, tatil yapmak, tatile çıkmak, teneffüs yapmak dey. ara vermek, başı/beyni yerine gelmek, başını dinlemek, dinince dinlenmek, dinlenceye gitmek, ense yapmak, fasıla vermek, izin almak, izinli/izne çıkmak, kafa dinlemek, mola vermek, nefes almak, sineksiz yaz etmek, soluk almak, sözü geçer olmak, tatil yapmak, tatile çıkmak/gitmek, teneffüs yapmak, terini soğutmak, yan gelip yatmak, yorgunluğunu almak/çıkarmak, yorgunluk almak/çıkarmak/gidermek karş. çalışmak, önemsenmemek, yorulmak ? bitmek, iyileşmek, susmak
dinmek f. durgunlaşmak, durmak, durulmak, geçmek, hafiflemek, istop etmek, kesilmek, limanlamak, oturuşmak, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak, sütliman olmak, yumuşamak dey. ortalık düzelmek, sükun bulmak, yelkenleri suya indirmek karş. azmak, coşmak, kızmak, sevinmek, yanmak ? bitmek, iyileşmek, susmak
dinsiz i. acımasız, Allahsız, amansız, arlanmaz, ateist, beynamaz, canavar, gaddar, gâvur, gayri müslim, hınzır, imansız, inansız, insafsız, kâfir, kefere, kıblesiz, kitapsız, merhametsiz, nemrut, taharetsiz, zındık dey. din iman hak getire, dini imanı yok, iki dinden avare, Tanrı tanımaz karş. dindar, gerici, hoca, imanlı
dip i. alt, aşağı, ayak, esas, kaide, kıç, kök, oturak, platform, taban, temel karş. tepe
dipçik i. kabza, mandal, sap, tutak, tutamak
diploma i. belge, ehliyet, icazetname, lisans, karne, sertifaka, şahadetname
diplomasi i. politika
dipnot i. ek, ilave
dipsiz s. asılsız, çıkmaz, esassız, prensipsiz dey. aslı astarı olmayan karş. altlı, asıllı, esasa dayanan, esaslı, köklü
dirayet i. anlık, beceri, beceriklilik, cevher, deha, ehliyet, hüner, ihtisas, istidat, kabiliyet, kifayet, liyakat, maharet, marifet, meleke, mütehassıslık, sanat, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yeti, yetiklik, yordam
dirayetli s. acar, başarılı, becerikli, çevrimli, değimli, hünerli, işbilir, işgüzar, kabiliyetli, kifayetli, maharetli, mahir, marifetli, pratik, yatkın, yetenekli
dirayetli acar, akıllı, dahi, güçlü, istidatlı, muvaffak,
dirayetsiz s. başarısız, beceriksiz, değimsiz, hünersiz, idaresiz, istidatsız, iş bilmez, kabiliyetsiz, kaltaban, kifayetsiz, liyakatsiz, marifetsiz, sakar, yeteneksiz, yetersiz, zayıf dey. saçı el elinde karş. marifetli
dirayetsizlik i. meskenet
direk i. çubuk, değnek, gönder, kazık, kiriş, putrel, sırık, sütun
direkt s. doğru, dolaysız, vuruş, yumruk
direktif i. buyruk, buyrultu, dikta, emir, emirname, ferman, irade, kumanda, komut, talimat, yönerge
direktif vermek f. buyurmak
direktör i. idareci, kaptan, müdür, patron, yönetici
direnç i. azim, dayanıklılık, dayanma, dayatma, direnim, direniş, direşme, ısrar, karşı koyma gücü, metanet, mukavemet, rezistans, sebat
dirençli s. berk, dayanıklı, dayanımlı, dimdik, götürümlü, köklü, kuvvetli, ölmezoğlu, ömürlü, sağlam, takatli dey. beton gibi, çıktı dokuza inmez sekize, demir gibi, kale gibi, kaya gibi, sırım gibi karş. çürük
dirençlilik i. bağışıklık
dirençsiz s. sebatsız
dirençsizlik i. güçsüzlük
direngen s. direşken, diretici, iddiacı, inatçı, kararlı, keçi, sebatkar, sebatlı dey. dediğim dedik, dik kafalı, halim selim, pek başlı karş. uyar oğlu, uysal, halim selim
direngenlik i. değişmezlik
direnim i. değişmezlik, direnç, mukavemet
direniş i. boykot, direnç, mukavemet
direnişçi i. milis, mukavemetçi
direnme i. diretme, itiraz, katlanma, sabır, sabretme, sebatkarlık, üsteleme, zorlanma, zorlama
direnmek f. çekmek, dayanmak, dikleşmek, direşmek, diretmek, döndürmek, durdurmak, engellemek, engel olmak, frenlemek, göğüslemek, ısrar etmek, iddia etmek, inat etmek, itiraz etmek, karşılamak, katlanmak, keçileşmek, muhalefet etmek, mukavemet etmek, önlemek, pes etmemek, sabretmek, sebat etmek, sineye çekmek, tahammül etmek, tutunmak, tüylenmek dey. ağız kokusu çekmek, ayak diremek, bağrına taş basmak, bana mısın dememek, bildiğinden şaşmamak, bildiğini elinden koymamak, bildiğini okumak/yapmak, boyun eğmemek, cephe almak, damarı tutmak, dediğim dedik demek, dik başlılık/kafalılık etmek, dikine gitmek, dişini sıkmak, erkeklik öldü mü, geri durmamak, gık dememek, göğüs germek, göğüs vermek, gözdağı vermek, ısrar etmek, iddiaya girmek, iddiaya tutuşmak, ikna edilememek, imana gelmemek, inadı tutmak, inatçılık etmek, inat etmek, inatlaşmaya başlamak, iş inada binmek, kabul etmemek, kafa tutmak, karanfili sıkmak, karşı çıkmak, karşı durmak, karşı geçmek, karşı gelmek, karşı gitmek, karşı koymak, kuru gürültüye pabuç bırakmamak, meydan okumak, nal deyip mıh dememek, nispet etmek, nuh deyip peygamber dememek, pes etmemek, pilavdan dönenin, kaşığı kırılsın!, pilavdan dönen kaşığın sapı kırılsın demek, rest çekmek, set çekmek, sıkı basmak, sineye çekmek, suyu yokuşa akıtmak/sürmek, tahammül etmek, tersliği tutmak, ya sabır çekmek, yolunu kesmek karş. caymak, kabul etmek, kaçmak, kolaylaştırmak, uyarlık, uysallık, üstelememek, yenilmek ? azmetmek, ısrar etmek, inat etmek, üstelemek, yalvarmak, yenmek, zorlamak, zorlanmak
direşken s. direngen, kararlı, sebatkâr
direşme i. direnç
direşmek f. direnmek, iddia etmek, inat etmek, sebat etmek
diretici s. direngen, iddiacı
diretmek f. asılmak, direnmek, iddia etmek, inat etmek, ısrar etmek, karşılamak, muhalefet etmek, mukavemet etmek, sebat etmek
diri s. acar, atak, atılgan, ateşli, canlı, civcivli, çalışkan, çevik, delişmen, dinç, etkin, faal, hareketli, harlı, işlek, iyi, kıpırdak, körpe, oynak, sağlıklı, salim, sıhhatli, taze, zinde dey. abı hayat içmiş, cıva gibi, ele avuca sığmaz, fıkır fıkır, kımıl kımıl, kıpır kıpır, yerinde duramaz
dirilenmek canlanmak
dirilik i. afiyet, bakım, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirlik, esenlik, gönenç, güçlülük, iyişim, sağlamlık, sağlık, selamet, sıhhat, zindelik dey. diş tırnak göstermek
dirilme i. canlanma, coşma, dinçleşme, etkinliği artma, güçlenme, hareketlenme dey. etkinliği artma karş. ölgünleşme
dirilmek f. canlanmak, düzelmek, iyileşmek, kriz geçirmek, onmak, sağalmak, sağlığa kavuşmak
diriltici s. canlandırıcı, coşturucu, dinçleştirici, güçlendirici, hareketlendirici karş. yıpratıcı
diriltmek i. canlandırmak, ihya etmek, iyi etmek, iyileştirmek, ondurmak
dirim i. can, hayat, ömür, yaşam
dirimsel s. ciddi, hayati, mühim
dirlik i. afiyet, bağdaşım, bayındırlık, baysallık, bereket, bereketlilik, bolluk, canlılık, çokluk, dirilik, emniyet, erinç, esenlik, ferahlık, genlik, gönenç, huzur, insicam, keyif, konfor, memnuniyet, rahat, rahatlık, refah, saltanat, sefa, selamet, sultanlık, sükûn, umran, varlık, varlıklılık, zenginlik dey. ağız tadı, dirlik düzenlilik, gönül rahatlığı, güllük gülistanlık, iç açıklığı, iyi geçinme/gün, kazanı kaynarken tenceresi oynarken, son gürlük karş. anlaşmazlık, bela, bunalım, darlık, huzursuzluk, kaygı, kuruntu, sıkıntı, üzüntü, yoksulluk
dirliksiz s. endişeli, geçimsiz, huysuz, huzursuz, isyankar, itaatsiz, itirazcı, kavgacı, kaygılı, keyifsiz, kurtlu, kuşkucu, meraklı, mızıkçı, neşesiz, oyunbozan, serkeş, şirret, şüpheci, tedirgin
dirliksizlik i. huzursuzluk, şirretlik
dirsek i. kabza, vuruş
disiplin i. ahenk, asayiş, bağdaşım, çekidüzen, düzen, eğitim, emniyet, idare, insicam, intizam, istibdat, kurulu düzen, manzume, mutabakat, nizam, öncel düzen, sıkıdüzen, terbiye, tertip, uyum, zapturapt dey. düzen bağı, kurulu düzen, sıkıya almak, tatlı sert karş. kargaşa ? itaat, terbiye
disiplinli s. sert
disiplinsiz s. başıbozuk
disiplinsizlik i. erksizlik
diskalifiye olmak f. yenilmek
diskur i. konuşma
dispanser i. hastane, klinik, poliklinik, sağlıkevi, sayrılar evi
distribütör i. dağıtıcı
dişçi i. doktor, hekim
dişi i. ana, anaç, dişil, hanım, hatun, kadın, kız karş. erkek
dişil s. dişi
dişlemek f. çiğnemek, dalamak, dişlerini geçirmek, gagalamak, gevelemek, ısırık almak, ısırık kapmak, ısırmak, kemirmek, koparmak, sokmak, yemek
dişli s. acar, baskın, belalı, enerjik, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, muktedir, nüfuzlu, otoriter, pençeli, selahiyetli, şiddetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, zorlu karş. güçsüz
divan i. encümen, genel kurul, heyet, kabine, kamara, komisyon, komite, kanepe, karyola, kongre, konsey, kurul, kurultay, meclis, parlamento; kerevet, sedir, şezlong, şura, yatak
divane s. anormal, çatlak, çılgın, deli, dengesiz, kaçık, kontak, manyak, mecnun, oynatmış, paranoyak, psikopat, ruh hastası, sapık, sapkın, sinir hastası, taralelli, tımarhanelik, tozutmuş, üşütük zırdeli, zıvanasız dey. akıl hastası, ruh hastası, sinir hastası karş. aklı başında
diyakoz i. havari, mürit, rahip
diyalekt i. dil
diyalog i. hasbıhal, konuşma, sohbet
diyanet i. din
diyanetli s. dindar
diyar i. iklim, kara, kıta, memleket, toprak, ülke, vatan, yurt
diyare i. amel, ishal
diyecek i. söz
diyelim ki faraza
diyet i. bedel, ceza, imsak, karşılık, kür, oruç, ödün, perhiz, rejim, taviz, tazminat, ücret
dizdar i. bakıcı, bekçi, koruyucu, muhafız, müdafi
dize i. söz
dizemli s. ritmik, ritmli
dizge i. ahenk, cihaz, cümle, çekidüzen, doktrin, kural, manzume, mutabakat, nizam, örgüt, sistem, uyum
dizgici i. operatör
dizgin i. bağ, engel, fren, koşum dey. ipini çekmek, sinirlerine hakim olmak
dizginlemek f. alıkoymak, azaltmak, döndürmek, durdurmak, engellemek, frenlemek, hafifletmek, kösteklemek, menetmek, önlemek, yumuşatmak, zaptetmek, zorlaştırmak
dizginsiz s. ifrat, olağanüstü, taşkın
dizi i. hiyerarşi, katar, kervan, konvoy, kordon, koşun, kuyruk, saf, seri, sıra silsile, şecere, takım, zincir, zincirleme ? liste
diziliş i. hiyerarşi, sıra
dizilmek f. tertiplemek dey. katar tutmak, sebilhane bardağı gibi dizilmek
dizilmiş s. sıralı
dizin i. fihrist, indeks, saf, seri, sıra, zincir
dizmek f. düzenlemek, hizaya sokmak, istif etmek, koymak, saymak, sıralamak, sistemleştirmek, tanzim etmek, yerleştirmek dey. hizaya sokmak, istif etmek, safları birleştirmek, sırasına/sıraya koymak, tanzim etmek karş. dağıtmak
doçent i. hoca, muallim, öğretmen
dogma i. faraziye, iddia, kuram, nazariyat, nazariye, tasarım, varsayım
dogmatik s. nazari
doğa i. bünye, mizaç, tabiat, yaradılış dey. huyu suyu, tabiat harikası, tabiatın kıştan uyanışı
doğal s. basit, basmakalıp, bayağı, beylik, döküntü, gelişigüzel, gereğince, harcıalem, içten, normal, olağan, olduğu gibi, renksiz, rutin, sıradan, tabii, yalın, yapmacıksız dey. insanlık hâli karş. gayritabii, suni, yapay
doğal olarak z., ü. alimallah, elbet, haliyle, kesinlikle, muhakkak, mutlaka, şüphesiz
doğal olmak f. olağanlaşmak
doğaldır ki z. alimallah, kesinlikle, muhakkak, mutlaka
doğaüstü s. acayip, anormal, aşırı. benzersiz, eksantrik, emsalsiz, ender, eşsiz, fahiş, fevkalade, garip, harika, ilginç, inanılmaz, insanüstü, kuraldışı, mucizevi, olağandışı, sihirli, tabiatüstü dey. akıl almaz, akıllara durgunluk veren karş. olağan
doğmak f. belirmek, belli olmak, çıkmak, duyulmak, fışkırmak, görünmek, hasıl olmak, oluşmak, meydana çıkmak, patlamak, peyda olmak, sonucu olmak, tebaruz etmek, tecelli etmek, türemek, üremek, yükselmek, zuhur etmek dey. açığa çıkmak, baş göstermek/vermek, baş/yüz göstermek, belli olmak, dünyaya gelmek, dünyaya gözlerini açmak, meydana çıkmak, göz açmak, gözünü açıp görmek/dünyaya açmak, kırkı çıkmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak/koyulmak, patlak vermek, sonucu olmak, tecelli etmek, ufukta belirmek/görünmek/yükselmek, yüz göstermek, zuhur etmek karş. ölmek ? olmak, tanınmak
doğramak f. biçmek, bölmek, dilimlemek, dilmek, dövmek, ezmek, kesmek, kıymak, koparmak, paralamak, parçalamak, rendelemek, ufalamak dey. kıtır kıtır kesmek, parça parça etmek, tuzla buz etmek, ufak parçalara ayırmak, un ufak etmek
doğru s. adaletli, adil, ahlaklı, asıl, ayarlı, ciddi, doğrucu, doğrusu, dürüst, düz, düzgün, düzlem, eksiksiz, emin, erdemli, esas, esaslı, gerçek, güvenilir, hakça, hakikat, hakiki, haklı, haluk, harbi, hatasız, hukuki, içten, iffetli, iyi, meşru, nezih, onat, namuslu, rast, riyasız, sadık, sağlam, sahi, sahici, sahiden, sahih, samimi, selim, tam, tamam, yalansız, uygun, yanlışsız dey. açık oynamak, açık yürekli/kalpli, adım gibi biliyorum, alnı açık yüzü pak, doğrucu Davut, hilesi hurdası yok, iki kere iki dört eder, iki kere iki dört eder gibi, oktan uğru mumdan doğru, özü sözü bir, tok söz karş. eğri, sahte, sözde, yalan, yanlış ? gerçek, hakiki, kanuni, samimi, uygun, yalan
doğru s. direkt, doğruca, doğrudan doğruya, dosdoğru, dümdüz, düz, düzgün, düzlem, yönünce
doğru bulmak f. onaylamak, tensip etmek
doğrucu s. adaletli, adil, ahlaklı, doğru, dürüst, emin, erdemli, fazıl, faziletli, güvenilir, hakkaniyetli, haksever, hakşinas, haktanır, haluk, harbi, helalzade, iffetli, iyi, iyi niyetli, mert, namuslu, nezih, oğuz, onat, onurlu, seciyeli, soylu, şerefli, tarafsız, temiz dey. dil bir ikrar bir, iyi niyetli karş. adi
doğrudan z. vasıtasız
doğrulama i. onama, teslim, teyit
doğrulamak f. ayarlamak, belgelemek, damgalamak, gerçeklemek, imzalamak, itiraf etmek, izin vermek, mühürlemek, onamak, onaylamak, pekiştirmek, tasdik etmek, tashih etmek, tasvip etmek, teslim etmek, teyit etmek dey. düşüncesine saygı göstermek, itiraf etmek, izin vermek, kalıbını basmak, tasdik etmek, tasvip etmek, teyit etmek karş. tekzibetmek, yalanlamak ? hak vermek, itiraf etmek
doğrulanmak f. gerçekleşmek, ispatlanmak, kanıtlanmak dey. doğru çıkmak, gerçeğe binmek
doğrulanmamış s. tasdiksiz
doğrulanmış s. tasdikli
doğrulmak f. düzelmek, kalkmak
doğrultmak f. istikamet vermek, uzatmak, yöneltmek
doğrultu i. cephe, cihet, istikamet, hiza, kanat, rota, taraf, yan, yol, yön, yörünge ? bölge, yer
doğruluk i. açıksözlülük, açıkyüreklilik, adalet, ahlak, ciddiyet, dikkat, dürüstlük, erdem, gerçeklik, güvenirlik, Hak, hakkaniyet, insaf, insaniyet, mertlik, vicdan, yalansızlık, yanlışsızlık.
doğrusu s. esasen, filhakika, filvaki, gerçekte, gerçi, hakçası, hakikat, hâsılı, içyüzü, ise de, işin doğrusu, işin içyüzü, örneğin, vakaa, yani, zaten dey. doğru doğru dosdoğru, doğru dostdoğru, işin doğrusu, işin içyüzü
doğu i. anayön, gündoğusu, şark karş. batı
doğum yapmak f. yavrulamak
doğumevi i. hastane, klinik
doğurgan s. artımlı, bereketli, bitek, cömert, feyizli, feyyaz, karlı, kazançlı, mahsuldar, ongun, randımanlı, semereli, üretken, verimli dey. betli bereketli, bire bin veren karş. verimsiz
doğurmak f. bitirmek, buzağılamak, çoğalmak, enciklemek, eniklemek, kuzulamak, sonuçlamak, üremek, yumurtlamak, yavrulamak dey. anne olmak, civciv çıkarmak, dünyaya (çocuk) getirmek, çocuk peydahlamak, çocuk yapmak, doğum yapmak, kuluçkaya yatmak, sebep olmak, yavru doğurmak, yavrusu olmak
doğurmaz s. hadım, iğdiş, iktidarsız, kısır
doğuşlu s. ali, asil, kont, necip, secereli, yüksek karş. adi, alçak, soysuz, türedi
doğuştan s. Allahtan, fıtri, hilkaten, irsi, karakterce, kudretten, özyapıca, tabiatça, vergi, yaradılıştan dey. Allah vergisi, anadan doğma, bünye olarak, daldan eğme değil, kökten sürme, kişilik olarak, maya olarak, mizaç olarak, yapı olarak karş. sonradan olma
dok i. ambar, ardiye, rıhtım
doktor i. bakteriolog, baytar, dişçi, hekim, operatör, pratisyen, tabip
doktrin i. dizge, ekol, felsefe, kural, kuram, metot, mezhep, okul, öğreti, sistem, yöntem
dokuma i. bez, kumaş, mensucat, tekstil, trikotaj
dokumak f. örmek
dokunaklı s. acı, acıklı, ağır, batıcı, dramatik, duygulandırıcı, elim, etkileyici, etkili, hazin, hüzünlü, koygun, kederlendirici, tesirli, trajik, üzücü, üzüntülü, yakıcı, yanık dey. içe işleyici, içler acısı, iç paralayıcı, iğneli laf/söz, ima edici, müteessir edici, yanık (ses), yürekler acısı, yürek paralayıcı, zehir zemberek
dokunca i. bozukluk, cereme, çekince, hasar, hüsran, kayıp, kötülük, mahzur, sakınca, tahribat, telefat, yıkım, yitim, zarar, zayi, zayiat, ziyan karş. yarar
dokundurma i. anıştırma, cinas, eğretileme, hissettirme, iğneleme, ima, kinaye, mecaz, sitem, taş, telmih, temsil
dokundurmak f. anımsatmak, çağrıştırmak, değdirmek, değinmek, hatırlatmak, iğnelemek, sitem etmek, sokuşturmak, sürtmek, tariz etmek dey. içine oturtmak, ima etmek, kadeh tokuşturmak, mızrap vurmak, taş atmak, temas etmek
dokunma i. değdirme, değiş, değme, dokunum, dokunuş, elleme, ilişme, temas, tutma, yoklama
dokunmak f. bozmak, çarpmak, çatmak, değdirmek, değinmek, değmek, demek, dürtmek, ellemek, ilişmek, itmek, sataşmak, sıyırıp geçmek, söylemek, söz etmek, sürmek, sürtmek, sürtünmek, tutmak, üzmek, yapışmak, yapıştırmak, yoklamak, zikretmek dey. acı gelmek, bağrını delmek, cana değmek/geçmek, ciğerine işlemek, el değdirmek/uzatmak, içine dert olmak, içine geçmek/işlemek, ölümün eli alnına dokunmak, rahatsız etmek, tedirgin etmek, temas etmek karş. değmemek, rahat bırakmak
dokunulmazlık i. ayrıcalık, bağışıklık, destur, gedik, imtiyaz, inhisar, izin, kapitülasyon, lisans, muafiyet, müsaade, ödün, öncelik, permi, ruhsat, taviz, tekel karş. kısıt
dokunuş i. dokunma, temas
doküman i. belge
dolama i. çıban, sivilce, yara
dolamak f. bükmek, çevirmek, dolaştırmak, döndürmek, kavuşturmak, kucaklamak, sarmak
dolambaçlı s. ağdalı, belirsiz, bükümlü, çapraşık, çetrefilli, dağınık, dolaşı, dolaylı, düzensiz, girift, girişik, kaçamaklı, karışık, karmaşık, kıvrımlı, muammalı, tumturaklı, virajlı, yılankavi karş. dümdüz, yalın
dolan i. al, aldatma, aldatmaca, dalavere, dolap, düzen, hile, ihanet, kapan, kurnazlık, oyun, suiistimal, şike karş. doğruluk, dürüstlük
dolandırıcı i. batakçı, cambaz, dalavereci, dolapçı, dubaracı, dümenci, düzenbaz, düzenci, entrikacı, gangster, haraçcı, hırsız, hilebaz, hileci, hilebaz, hokkabaz, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, oyunbaz, sahteci, sahtekar, soyguncu, şantajcı, şarlatan, tertipçi, tokatçı, tuzakçı, uğru, üçkağıtçı, yağmacı, yalancı, yaldızcı, yankesici
dolandırıcılık i. dalavere , düzenbazlık, hırsızlık, kalpazanlık, manevra, soygun, soygunculuk, yolsuzluk
dolandırmak f. aldatmak, anaforlamak, araklamak, aşırmak, cebellezi etmek, çalmak, çarpmak, çırpmak, gaspetmek, hırsızlamak, hırsızlık etmek, sızdırmak, soygun yapmak, soymak, sövüşlemek, tokatlamak, tufalamak, tüydürmek, uğrulamak, vurgun vurmak, vurmak, yemek, yolmak, yürütmek, zula etmek dey. alıp kaçmak, aşıremento etmek, baş parmağını bükmek, bomba patlatmak, cebellezi etmek, cebine indirmek, çalıp çırpmak, çamura yatmak, deve yapmak, eveleme develeme yapmak, evelemek gevelemek, gangsterlik etmek, gelberi etmek, hakkını yemek, hak yemek, haraca bağlamak, haraç almak, haram yemek, hasıra sarmak, hasır etmek, iç etmek, iyi etmek, kaçakçılık yapmak, kafese koymak, kalk gidelim yapmak, kilometre açmak, korsanlık yapmak, para sızdırmak, soygunculuk/soygun yapmak, talan etmek, üçkağıt açmak, voli vurmak, vurgunculuk/vurgun yapmak, yağma etmek, yolunu bulmak, zimmetine geçirmek, zula etmek
dolanmak f. dolaşmak, dönmek, sürtmek dey. etrafında dört dönmek, mekik atmak/dokumak, tur atmak
dolap i. al, aldatmaca, buzdolabı, büfe, camekan, çubukluk, dalavere, dolan, entrika, etajer, gardırop, hile, hücre, kaçakçılık, kapan, kasa, kiler, komodin, komot, konsol, kurnazlık, manevra, oyun, suiistimal, şifonyer, tabaklık, teldolap, tertip, vitrin, yüklük ? çekmece, kutu
dolapçı i. cambaz, dalavereci, dolandırıcı
dolaşı s. dolambaçlı
dolaşık s. çapraşık, girift, girişik, püsür
dolaşım i. devir, dolaşma, gezi
dolaşma i. deveran, devir, dolanım, dolaşım, dolanma, gezi, gezinme, gezinti, güçlük, piyasa, promenat, seyahat, seyran, tedavül, tur, yürüyüş dey. çevresinde dönme, dönüp dolaşma, dört dönme, dünya kazan ben kepçe, fır dönme, kolaçan etme, kördüğüm olma, tur atma
dolaşmak f. çarka etmek, devretmek, dolanmak, dönmek, düğümlenmek, gezinmek, gezmek, harmanlamak, kolaçan etmek, müşkülleşmek, piyasa etmek, sarpa sarmak, seyran etmek, sürtmek, tur atmak, voltalamak, volta atmak yürüyüş yapmak, zorlaşmak dey. ayak sürtmek, bir aşağı beş yukarı gezinmek, boş gezmek, çark etmek, çarşı pazar dolaşmak, çarşıyı boylamak, dağ taş gezmek, dönüp dolaşmak, dört dönmek, fır dönmek, gezintiye çıkmak, gezip durmak/tozmak, kafa gezdirmek, kaldırım çiğnemek, doksan/seksen/kırk kapının ipini çekmek, kol vurmak, kolaçan etmek, lamelif çevirmek, orası senin burası benim diye gezmek, pervane kesilmek, piyasaya çıkmak, seyran etmek, tabanı yanmış it gibi dolaşmak/kaçmak/koşmak, tavaf etmek, teftiş etmek, tur atmak, volta atmak, yürüyüş yapmak, yürüyüşe çıkmak, yollara düşmek ? yürümek
dolaştırmak f. bozmak, dolamak dey. eveleme develeme yapmak, evelemek gevelemek
dolay i. banliyö, bölge, cephe, civar, çevre, dolayı, etraf, fasıl, havali, havza, hinterland, kesim, kısım, kıta, köşe, kuşak, mahalle, mıntıka, muhit, nahiye, semt, ufuk, yakınları, yer, yöre dey. semt yakınları
dolayı i. dair, diye, dolay, dolayısıyla, dolayları, hasebiyle, haysiyetiyle, için, ötürü, nedeniyle, sebebiyle, sonucunda, vesile, yakınları, yüzünden, zira dey. yakınındaki bölgeler
dolayısıyla z. çünkü, dolayı, dolaylı, haysiyetiyle, için, münasebetiyle, nedeniyle, sebebiyle, yüzünden, zira
dolaylarında z. âdeta, civarında, hemen hemen, kabataslak, neredeyse, sularında, takriben, yaklaşık
dolaylı s. aracılı, araçlı, belirsiz, bilvasıta, dolambaçlı, vasıtalı, dolayısıyla dey. üstü kapalı olarak karş. aracısız, dolaysız, vasıtasız
dolaysız s. açıkça, aracısız, araçsız, direkt, doğruca, dolambaçsız, vasıtasız dey. doğrudan doğruya, düpe düz karş. dolaylı
doldurma i. şarj, teşvik, yükleme
doldurmak f. akıtmak, aktarmak, boşaltmak, damlatmak, dökmek, içitmek, kışkırtmak, koymak, şarj etmek, tamamlamak, teşvik etmek, tıkıştırmak, yüklemek, zehirlemek, zerketmek dey. açık kapamak, boca etmek, dolmuş yapmak, kalabalık etmek, su çekmek
dolgun s. artık, bereketli, bitek, bol, çok, dolu, fazlasıyla, gani, gür, hayli, hesapsız, hırslı, ibadullah, kabarık, kızgın, külliyetli, semiz, şişman, tıkız, tombalak, tombul, verimli, yığınla, zengin dey. balık etinde, bıngıl bıngıl, bol bol, dolu dolu, dünya kadar, etli canlı, paluze gibi, teleme peyniri gibi karş. kıt
dolmak f. girmek dey. adam almamak, vadesi gelmek, vakti saati gelmek, yükünü almak
dolu s. bol, bunca, çok, dolgun, dopdolu, doygun, fazla, fazlasıyla, gani, gür, hayli, hesapsız, hıncahınç, kabarık, kalabalık, kar, mahşeri, nice, ölçüsüz, rahmet, sayısız, sıvama, silme, sürü sürü, sürüyle, şenlikli, tepeleme, tonla, yığınla, yığışık, yoğun, yüklü, zengin, ziyade, ziyadesiyle dey. adım başı/başında, ağız ağıza, ağzına kadar, avuç avuç, az buz değil, balık istifi gibi, bin (bin bir) ayak bir ayak üstünde, bin bir, bir alay/çok/dolu/haylı/nice/sürü/yığın, bol bol, çok çok, dolu dolu, dünya kadar, fazla fazla, fersah fersah, gani gani, hadsiz hesapsız/hudutsuz, hatırı sayılır, hayliden hayliye, hesaba gelmez, ıklım tıklım, iğne atsan yere düşmez, karınca yuvası gibi, kıyamet kadar, kum gibi, mahşer gibi, nice nice, pazar kayığı, tepe tepe, tıka basa, tıklım tıklım, ürkütmeden sayılmaz karş. boş, ıssız, kıt ? atmak, çok, kalabalık, koymak
dolu dolu z. gani, gür, sürü sürü
doludizgin z. acele, çabuk, dörtnala, eşkinli, hızlı, koşarak, rüzgar gibi, seri, süratli, yürük dey. fırtına gibi, jet gibi, koşa koşa, koşar adım, pupa yelken, rüzgar gibi, şimşek gibi, tam yol, yellim yelalim, yel yeperek, yelken kürek, yıldırım gibi karş. yavaş
dolunay i. ay, kamer
domuz s. acımasız, akıllı, alçak, amansız, canavar, gaddar, gâvur, hınzır, insafsız, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut
don i. ayaz, buz, buzlanma, karakış, soğuk, zemheri
donakalmak f. donmak, hayret etmek, sersemlemek, şaşırmak dey. kalıp kesilmek, kaskatı kesilmek, kesseler kanı akmamak, put kesilmek, taş kesilmek
donanmak f. ışıklandırmak, makyaj yapmak, reklendirmek, süsletilmek
donatı i. araç, teçhizat
donatım i. ağırlık, aksesuar, araç, aygıt, cihaz, donam, donatma, gereç, levazım, malzeme, materyal, süsleme, teçhizat
donatmak f. azarlamak, bezemek, güzelleştirmek, pullamak, pusatlandırmak, sövmek, süslemek, yaldızlamak dey. dille donatmak, sofra donatmak
dondurucu s. soğuk
done i. bilgilik, bilim, malumat, veri
donjuan s., i. çapkın, hovarda, kadıncıl, şehvetperest, uçarı, zampara
donjuanlık i. çapkınlık
donkişotluk i. çalım, fantazi, jest
donma i. buzlanma
donmak f. ayazlamak, buzlanmak, donakalmak, kasılmak, katılaşmak, ölmek, rahmetli olmak, titremek, üşümek, üşütmek dey. ayaz kesmek, tutmak/bağlamak, don tutmak, dona çekmek, soğuktan ölmek karş. pişmek
donuk s. antipatik, bulanık, cansız, durgun, fersiz, ışıltısız, itici, mat, puslu, renksiz, ruhsuz, sevimsiz, soğuk, sönük, tatsız, uyuşuk, yılan gibi dey. yarı saydam karş. canlı, eksik, nim, saydam, yarım
dopdolu s. dolu, hıncahınç
doping i. dalavere
doruk i. şahika, tepe, uç, üst, zirve dey. en üst aşama, tepe noktası
doruklamak f. koymak
dosdoğru s. dimdik, doğru, düz, rast
dost i. ahbap, arkadaş, aşina, bildik, dadaş, eş, gönüldeş, hemşeri, kafadar, komşu, mahrem, maşuk, müttefik, oynaş, refik, sevdik, sevgili, sırdaş, tanıdık, tanış, yakın, yar, yoldaş dey. arkadaş canlısı, baba dostu, can arkadaş, can ciğer, dost can, can dostu, can yoldaşı, Edi ile Büdü Şakire dudu, et tırnak gibi, etle tırnak gibi, göbekleri birbirine bağlı, iki ahbap çavuşlar, kafa dengi, kara gün dostu, senli benli, sıkı fıkı karş. düşman, hasım ? arkadaş
dostça z. arkadaşça, kardeşçe
dostlar i. yaran
dostluk i. dostça hareket, kardeşlik, muhabbet, ülfet dey. dost geçinmek, surata bakmak karş. düşmanlık, husumet
dosya i. belge
dosyalı s. sabıkalı
doyamamak f. tat almak
doyasıya s. gönlünce, yeterince dey. bol bol, doyuncaya kadar
doygu i. erzak, rızk, yiyecek
doygun s. babayani, boğazsız, dolu, doyuk, gönülsüz, hevessiz, isteksiz, iştahsız, kanık, kanaatkar, kanık, tatmin olmuş, tok, tok gözlü dey. feragat sahibi, gönlü gani, gönlü tok, gözü tok, tok gözlü karş. aç, boğazlı, tatmin olmamış
doygunluk i. kanıklık, tatmin, tokluk, yetinme dey. gönül tokluğu
doymak f. bıkmak, gına gelmek, kafi gelmek, kanıksamak, usanmak, yemek dey. Bağdat'ı tamir etmek, hevesini almak, tıka basa yemek, uykusunu almak, uykuya doymak ? bıkmak, bıkmamak, doyurmak
doymaz s. açgözlü, cimri, haris, hırslı, obur, pisboğaz, tamahkar dey. doymak bilmez, gözü aç/açgözlü
doyuk s. doygun
doymaz s. açgözlü, camgöz, haris, hırslı, muhteris, tamahkar karş. kanı
doyum i. kanaat, tatmin karş. aç gözlülük, doymazlık
doyurma i. besleme, tatmin
doyurmak f. bakmak, beslemek, tatmin etmek, yedirmek dey. aç doyurmak, gark etmek, tatmin etmek, yedirip içirmek, ziyafet çekmek
doyurucu s. besleyici, gıdalı, inandırıcı, kandırıcı, tatminkar, yeterli dey. ikna edici
dökme i. boşaltma
dökmek f. akıtmak, aktarmak, boca etmek, boşaltmak, damlatmak, doldurmak, ekmek, içitmek, şaçmak, serpmek dey. kurtlarını dökmek/kurdunu kırmak, yüz suyu dökmek ? atmak, koymak
döktürmek f. başarmak, demek, kotarmak, yazmak
dökülmek f. birleşmek, bozulmak, çatlamak, düşmek, eskimek, kırılmak, köpeklemek, kötüleşmek, lime lime olmak, örselenmek, terlemek, ulaşmak, yıpranmak, yorulmak, zedelenmek
döküm i. indeks, liste, tablo
dökümhane i. atölye, fabrika, imalathane, işletme, işlik, işyeri
döküntü s. adi, alelade, basit, basbayağı, basmakalıp, bayağı, beceriksiz, beylik, bilinen, çöp, doğal, enkaz, gelişigüzel, harcıalem, kir, kişiliksiz, klişe, kurdeşen, mutat, olağan, orta, özelliksiz, posa, renksiz, rutin, serseri, sıradan, sivilce, süprüntü, sahsiyetsiz, toz dey. dökülmüş şey, saçılan şey, herhangi bir, her zamanki, mezat malı
döl i. çocuk, evlat, hısım, kan, kızan, kuşak, nesil, soy, sülale, tohum, zürriyet
dölcek s. bereketli, bitek, randımanlı
dölek s. ağırbaşlı, bilinçli, mantıklı, uslu karş. atak
dölenmek f. azmetmek
dölleme i. aşılama, katım, tohumlama
döllemek f. aşılamak
dölsüz s. hadım, iğdiş, iktidarsız, kısır
döndürmek f. aksetmek, baltalamak, burkmak, bükmek, caydırmak, çelmek, çevirmek, devşirmek, direnmek, dizginlemek, dolamak, dönüştürmek, dürmek, eğirmek, engellemek, frenlemek, geriletmek, götürmek, idare etmek, istikamet vermek, karşılamak, ket vurmak, kıvırmak, komuta etmek, muhalefet etmek, önlemek, reislik etmek, suikast yapmak, vazgeçirmek, yönetmek, yönelmek, yönlendirmek, yuvarlamakdey. çekip çevirmek, evirip çevirmek, kapıdan çevirmek, ters yüzüne çevirmek, tersine çevirmek, tornistan ettirmek, yarı yoldan çevirmek, yoldan koymak
döndürülmek f. burkulmak, kösteklenmek
dönek s. alaca, allak, bukalemun, değişken, fırdöndü, gelgeç, hercai, hoppa, ikircikli, ikiyüzlü, imansız, kahpe, kalleş, kancık, kararsız, kaypak, komedyacı, mızıkçı, ordubozan, oynak, oyunbozan, sadakatsiz, sebatsız, vefasız dey. akidesi bozuk, fırıldak gibi, gelgeç tabiatlı, iki ağızlı, kahpe, maymun iştahlı, sözünde durmaz karş. sözünün eri ? kalleş
döneklik i. ikiyüzlülük, kahpelik
döneklik etmek f. bırakmak, boşlamak, bozmak, caymak, çekilmek, dönmek, feshetmek, mızıklanmak, tersinmek, vazgeçmek dey. adımını geri almak, ağız değiştirmek, andını bozmak, bin/her kalıba girmek, bir dalda durmamak, her şeyden el çekmek, daldan dala konmak, dilin kemiği olmamak, dümeni kırmak, gelgeç tabiatılı olmak, gömlek değiştirmek, her boyaya boyanmak, inkar etmek, lafı çevirmek/değiştirmek, namesini değiştirmek, ordubozanlık/oyun bozanlık etmek, pas geçmek, sarfınazar etmek, sen de mi Brütüs, sırtında yumurta küfesi yok ya, sözü çevirmek, sözünde durmamak, sözünden dönmek, sözünü çevirmek/değiştirmek/geri almak/tutmamak, topaç gibi her yana dönmek, tükürdüğünü yalamak, yan basmak/çizmek/sallamak; çamura yatmak karş. direnmek, sözünde durmak
dönem i. an, ara, aralık, asır, ay, çağ, dakika, dem, devir, devran, devre, dönem, faz, gün, hafta, haftaym, miad, mühlet, mevsim, müddet, raunt, periyod, saat, salise, saniye, sene, sezon, sıra, sömestr, süre, vade, vakit, yarı, yaş, yıl, yüzyıl, zaman ? aşama, içinde, süreç, zaman
dönme i. çekilme, devir, dönüş, incinme, takla
dönmek f. avdet etmek, benzemek, bükülmek, burkulmak, caymak, çekilmek, çevrilmek, değişmek, devretmek, dolanmak, dolaşmak, döneklik etmek, dönüşmek, feshetmek, fırıldamak, incinmek, kalmak, ricat etmek, sakatlanmak, sapmak, sarılmak, sözünde durmamak, tersinmek, vazgeçmek, yönelmek, yuvarlanmak dey. başı dönmek, çark etmek, din değiştirmek, dizgin kırmak, dolap beygiri gibi dönmek, geri dönmek/gelmek/gitmek, gerisin geri gitmek, gidip gidip gelmek, perende atmak, pervane gibi dönmek, sözünü geri almak, takla atmak, ters yüzüne dönmek, yolunu/rotayı değiştirmek, yüz geri etmek, yüzü geri dönmek ? caymak, gelmek, gitmek, kaçmak
dönüş i. avdet, cayma, devir, dönme, geri geliş karş. gitme
dönüşme i. başkalaşım, başkalaşma, değişim, değişme, dönüşüm, oluşum, ıslah, istihale, tadil, yenileniş, yenileşme karş. durukluk
dönüşmek f. başkalaşmak, değişmek, dönmek, inkılap etmek, istihale etmek, oluşmak, yenileşmek
dönüştürme i. tahrifat, tahvil
dönüştürmek f. değiştirmek, döndürmek, tahvil etmek
dönüşüm i. değişim, dönüşme, istihale
dörtnala z. acele, doludizgin, hızlı, rüzgar gibi, seri, süratli, yürük
döş i. bağır, göğüs, kucak
döşek i. karyola, minder, şilte
döşeli s. bezekli, donatılmış karş. çıplak, döşesiz
döşemek f. sermek, süslemek, süslenmek, takmak
döşenmek f. azarlamak, bağırmak, başlamak, haşlamak, küçüklemek, paylamak, yayılmak, yazmak
dövmek f. atmak, bombalamak, coplamak, darp etmek, doğramak, hırpalamak, ıslatmak, kamçılamak, kırbaçlamak, marizlemek, okşamak, öğütmek, örselemek, pataklamak, sopa atmak, sopalamak, tartaklamak, tekmelemek, tepelemek, tokat atmak, tokatlamak, ufalamak, yumruklamak dey. acısını sırtından çıkarmak, Allah yarattı dememek, altı okka etmek, ayağının altına almak, canını çıkarıncaya kadar dövmek, canını çıkarmak, çerçevesini dağıtmak, darp etmek, dayak atmak, dayak basmak, dişini saydırmak, dokunu dokunu vermek, ele almak, eşek sudan gelinceye kadar dövmek, falakaya çekmek/yatırmak, fena etmek, gözünü kırmak/patlatmak, haddini bildirmek, hakkından gelmek, haşatını çıkarmak, hoşaf etmek, iki seksen uzatmak, işini görmek, kafasını kırmak/yarmak, kemiklerini kırmak, kızılcık hoşafı içirmek, komalık etmek, komaya sokmak, kötek atmak/çekmek, kuyruğunu tava sapına çevirmek, leşini çıkarmak/sermek, mariz atmak/açlanmak, marizine kaymak, meydan dayağı atmak, odun atmak, okşayı okşayı vermek, paçasını aşağıya almak, paçavrasını çıkarmak, paçavraya çevirmek, paramparça etmek, pastırmasını/pestilini çıkarmak, postunu/pöstekisini çıkarmak, pöstekisini sermek, sağlama gitmek, sıra dayağına çekmek, sırtı kaşınmak, sırtını okşamak, sille indirmek/atmak/tokat girişmek/vurmak, sopa atmak/çekmek, sucuğunu çıkarmak, suratını çarşamba pazarına çevirmek, şamar atmak/vurmak/indirmek, şamarı basmak, tokat atmak, tozunu silkelemek, tulumunu çıkarmak, yerden yere vurmak, yere sermek, yumruk atmak, yuvasını yapmak karş. okşamak ? devirmek, itmek, mahvetmek, öldürmek, saldırmak, suç, vurmak, yaralamak, yenmek
dövünmek f. çırpınmak, gamlanmak, hayıflanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kıvranmak, matem tutmak, paralanmak, üzülmek, yolunmak dey. başını/kafasını taştan taşa vurmak/taşlara çarpmak, çok üzülmek, pişmanlık duymak, pişman olmak, saç baş yolmak, saçını başını/sakalını yolmak, tövbe etmek
dövüş i. dalaş, kavga, yumruklaşma
dövüşken s. geçimsiz, huysuz, isyankar, itaatsiz, itirazcı, kavgacı, mızıkçı, mücadeleci, serkeş, şirret, vuruşkan karş. kendi halinde, sakin, sessiz
dövüşme i. düello, mücadele, tepişme, yumruklaşma
dövüşmek f. arbede etmek, atışmak, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çatışmak, çekişmek, çifteleşmek, dalaşmak, debelleşmek, dırlaşmak, didişmek, elleşmek, gırtlaklaşmak, girişmek, harp etmek/yapmak, hesaplaşmak, hırgür etmek, hırıldaşmak, hırlaşmak, itişmek, kapışmak, kavga etmek/ yapmak, muharebe etmek/yapmak, pençeleşmek, savaş etmek/yapmak, savaşmak, süngüleşmek, takışmak, tekmeleşmek, tepişmek, uğraşmak, vuruşmak, yarışmak, yumruklaşmak dey. arbede etmek, bıçak bıçağa gelmek, birbirine düşmek/girmek, birbirinin gözünü çıkarmak/gözünü oymak, boğaz boğaza gelmek, gırtlak gırtlağa gelmek, itişip kakışmak, kanlı bıçaklı olmak, kontra gitmek, kozunu paylaşmak, maraza etmek, yumruk yumruğa gelmek, zıt gitmek karş. anlaşmak, geçinmek ? darılmak, sataşmak, tartışmak, uğraşmak
dragon i. canavar, ejder
dram i. oyun, piyes, tiyatro, trajedi
dramatik s. acıklı, dokunaklı, elim, hazin, koygun, trajik, üzücü
dua i. ayin, besmele, ibadet, ilahi, kült, namaz, niyaz, oruç, tapınma, tapma dey. Allah emeklerini boşa çıkarmasın, Rabbim esirgesin!, Rabbim seni bahtından güldürsün/muradını versin, Rabbime emanet, rahmet olsun canına, toprağı bol olsun, tövbe estağfurullah, üstüme/üzerine iyilik sağlık, lûtfun var olsun
dua etmek yalvarmak, ibadet etmek dey. Allah büyük demek, göklere el açmak, rahmetle anmak, ruhuna okumak, salâvat getirmek, tekbir getirmek
dubaracı i. cambaz, dalavereci, dolandırıcı
dudaklarını boyamak makyaj yapmak
duman i. buğu, buhar, bulut, is, istim, pus, sis, tütsü
dumanlanmak f. puslanmak
dumanlı s. puslu, sisli karş. dumansız, sissiz
dumanrengi s. füme
durağan s. cansız, dingin, dural, durgun, fersiz, güçsüz, hareketsiz, kımıltısız, ölgün, renksiz, sabit, sakin, sessiz, soluk, sönük, statik, uyuşuk, yerli, yorgun dey. gerçekliği saptanmış, hep aynı kalan, önceden ayarlanmış, yer değiştirmeyen, yerinden oynamayan karş. gezegen, hareketli, seyyar
durak i. gar, garaj, havaalanı, havalimanı, iskele, istasyon, konak, liman, menzil, otogar, terminal, uğrak ? ara, otel, yer
duraklama i. ara, dinlenme, durma, fasıla, istirahat, kesinti, mola, soluklanma, tereddüt
duraklamak f. duraksamak, durmak, huylanmak, irkilmek, irkmek, işkillenmek, kesilmek, korkmak, kuşkulanmak, mola vermek, şaşırmak, şüphe etmek, şüphelenmek, titremek, ürkmek, ürpermek dey. ara vermek, fasıla vermek, kesintiye uğramak, mola almak/vermek, sekteye uğramak, şaşırıp kalmak, teneffüs yapmak, tereddüt etmek, tüyleri diken diken olmak karş. atılmak, devam etmek, ilerlemek
duraksamadan z. tereddütsüz dey. göz kırpmadan, göz/gözünü kırpmadan
duraksamak f. duraklamak, şüphe etmek, yutkunmak
durdurma i. eğleme, tevkif
durdurmak f. baltalamak, çelmek, direnmek, dizginlemek, engellemek, frenlemek, karşılamak, kesmek, ket vurmak, muhalefet etmek, mukavemet etmek, önlemek, suikast yapmak dey. boykot etmek, dizgine vurmak, fren yapmak
durdurulmak f. kösteklenmek
durgun s. acılı, cansız, cefakar, çileli, dingin, donuk, durağan, dural, fersiz, firaklı, güçsüz, hareketsiz, kaygılı, kederli, keyifsiz, kımıltısız, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, ölgün, sıkıntılı, sıkkın, silik, sütliman, renksiz, sabit, sakin, sessiz, soluk, sönük, tasalı, tutuk, uyuşuk, üzgün, yorgun karş. hareketli, oynak
durgunlaşmak f. dinmek, kesilmek, limanlamak, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak
durgunluk i. değişmezlik, değişmezlik, dinginlik, sakinlik dey. ölü mevsim
durma i. antrakt, ara, boyuna, dinlenme, duraklama, durgu, durma, fasıla, istirahat, soluklanma, kesilme, kesinti, mola, sekte, teneffüs
durmadan z. aralıksız, arasız, ardışık, boyuna, daim, daima, devamlı, durmaksızın, fasılasız, kesiksiz, kesintisiz, mütemadiyen, sürekli, sürgit dey. ara vermeden, durup dinlenmeden, mitralyöz gibi, sabah akşam, üst üste karş. aralıklı
durmak f. beklemek, dinmek, duraklamak, eğleşmek, kalmak, kesilmek, konaklamak, konmak, limanlamak, mola vermek, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak, uğramak dey. ara vermek, bağlandığı yerde otlamak, direk dikmek, kesintiye uğramak, koyduğu yerde kalmak, mola almak/vermek, park etmek/yapmak, sekteye uğramak, stop etmek, susta durmak, teneffüs yapmak, zınk diye durmak
durmaksızın z. aralıksız, ardışık, boyuna, daima, devamlı, durmadan, fasılasız, sürekli
durmuş s. bayat, berbat, bozuk, bozulmuş, çürük, eksilmiş, eski, eskimiş, fena, geçkin, geçmiş, kargışlı, kem, kırık, klasik, kokmuş, kokuşmuş, kötü, küflü, mikroplu, muzır, nahoş, solmuş, tahripkar, viran, yıkıcı, yıkık, yıllanmış, yıpranmış, zarar, zehirli, ziyankar karş. taptaze, yararlı
duru s. açık, anlaşılır, arı, aşikar, ayan, aydın, aydınlık, belli, berrak, fasih, net, ortada, saf, temiz, vazıh, yalın dey. açık seçik, ayan beyan, turna gözü gibi karş. bulanık, kirli, muğlak
durulamak f. arıtmak, çalkalamak, paklamak, temizlemek, yıkamak dey. sabununu akıtmak, sudan geçirmek
durulaşmak f. arınmak
durulma i. düzelme, istikrar
durulmak f. ağırlaşmak, akıllanmak, dinmek, düzelmek, hafiflemek, ıslah olmak, istikrar bulmak, kesilmek, limanlamak, sakinleşmek, sönmek, sükûn bulmak, sütliman olmak, uslanmak, yumuşamak dey. sükun bulmak
durulmuş s. sarsıntısız
durum i. aktüalite, atmosfer, boyut, çevre, eda, endam, form, gidiş, gidişat, güncellik, hâl, halet, hava, kalıp, keyfiyet, kılık, kisve, kıyafet, kondisyon, konum, konuş, koşul, manzara, mevki, muhit, ortam, pozisyon, statü, statüko, şerait, tavır, vasat, vaziyet dey. genel görünüş, hal ve gidiş, hal ve keyfiyet, hattı hareket, lisan-i hal, madalyanın öteki yüzü, ne alâ memleket, öp babanın elini, tavrı hareket, tarzı hareket, vaziyeti umumiye ? davranış, ortam
durur i. baki, bengi, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, demirbaş, ebedi, ezeli, gedikli, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, kronik, limitsiz, müebbet, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, ömürlü, öncesiz, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sönümsüz, süregelen, süreğen, sürel, sürer, temelli, tükenmez, zeval, zevalsiz karş. kalımsız
duruş i. endam, form, görünüş, kalıp, kılık, kisve, kıyafet, manzara, poz, suret, şekil, zevahir
duruşma i. birleşim, brifing, buluşma, celse, içtima, kollegyum, konferans, konsültasyon, kurul, miting, oturum, panel, seminer, sempozyum, toplanma, toplantı
duş i. banyo, hamam
duvak i. kapak, maske, örtü, perde, tül
duvaklamak f. süslemek
duvar i. akropol, barbata, bari, bent, burç, dulda, hisar, kale, kalkan, kermen, kırman, korunak, kurgan, metris, set, sığınak, siper, sur
duyar i. duyarlı, duygulu, hassas, hisli, içli, ince, romantik
duyarak z. içten
duyarlı s. darılgan, duyar, duygulu, duygun, hassas, hisli, içli, ince, nazik, romantik, sezişli, şair, zarif dey. can alacak (nokta/yer), can damarı
duyarlık i. duygusallık
duyarlılık i. alerji, duygusallık, garaz, ihtisas
duyarsız s. adamsendeci, geniş
duyarsızlaşmak f. nasırlaşmak
duygu i. acı, anı, aşk, duyma, duyu, duyum, duyuş, esin, etkilenim, etkilenme, his, hissiyat, ihtisas, ilham, intiba, izlenim, kalp, merhamet, önsezgi, ruh, sezgi, seziş, sevme
duygudaş s. arkadaş, gönüldeş, kafadar, mahrem, nedim, sempatizan, sırdaş, yoldaş
duygudaşlık i. kardeşlik
duygulandırıcı s. acıklı, dokunaklı
duygulandırmak f. etkilemek, hislendirmek, müteessir etmek, üzmek
duygulanım i. duygululuk
duygulanma i. duygululuk, duygusallık, ihtisas
duygulanmak f. acılanmak, acımak, coşmak, dertlenmek, elemlenmek, esef etmek, etkilenmek, gamlanmak, garipsemek, hislenmek, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kederlenmek, mahzunlaşmak, sempati beslemek, sevgi duymak, tasalanmak, üzülmek dey. ağlamaklı olmak, can dayanmak, ciğeri pişmek, esef etmek, fena olmak, gönlü kabarmak, gözleri dolu dolu olmak/dolmak, içi erimek, müteessir olmak, ruhunu vermek, teessüf etmek, yüreği parçalanmak/paralanmak ? hissetmek
duygulu s. alıngan, duyarlı, hassas, hisli, içli, ince, kuruntulu, lirik, merhametli, rakik, rikkatli, romantik, şair, şefik karş. aldırmaz, alınmaz, duygusuz, fütursuz, gamsız, ilgisiz, istifini bozmaz, kaba, soğukkanlı, vurdum duymaz ? sevecen
duygululuk i. duygunluk, duygulanım, duygulanma, duygusallık, duyumsama, etkilenme, hüzünlenme, içlenme, sezgililik dey. müteessir olma, mütehassıs olma
duygun s. duyarlı, duygulu, hassas, içli, ince, romantik
duygunluk i. duygululuk, duyu, ihtisas
duygusal s. fevri, hisli, içli, lirik, manevi, platonik, romantik, soyut dey. yüreği yufka karş. mantıklı
duygusallık i. alınganlık, alınma, alevlenme, asabiyet, ateşlenme, coşku, coşkunluk, duyarlık, duyarlılık, duygulanma, duygululuk, galeyan, hararetlenme, hassasiyet, lirizm, romantizm, sinirlilik, şovenizm, taşkınlık karş. soğukkanlılık
duygusuz s. adamsendeci, aldırışsız, aldırmaz, bencil, dalgacı, duygusuz, eşek, gamsız, geniş, hakikatsız, havai, hissiz, ilgisiz, kaba, kansız, kaşarlanmış, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayt, meraksız, mesuliyetsiz, nemelazımcı, rahat, soğukkanlı, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vefasız, vurdumduymaz dey. duvar gibi, eşek derisi gibi, mahkeme duvarı gibi, ne ölüye ağlar ne diriye güler, ölüye ağlamaz diriye gülmez, paslı vicdan, ruhsuz kalıp, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi karş. duygulu
duygusuzluk i. aldırmazlık, hissizlik, hödüklük, ilgisizlik, umursamazlık karş. duygululuk
duyma i. duygu, duyu
duymak f. almak, çatlamak, dinlemek, hissetmek, istihbar etmek, işitmek, sezinlemek, sezmek, tanık olmak, taşımak, tatmak dey. acısı içine çökmek, acısı yüreğine işlemek, acısı yüreğini delmek; bilgi almak, haber almak, uzak kulaktan haber almak; yalnızlık duymak
duyu i. algı, algılama, duygu, duygunluk, duyma, duyum, duyuş, his, hissetme, sezgi, seziş
duyulmadık s. duyulmamış, ünsüz
duyulmak f. aksetmek, doğmak, işitilmek, patlak vermek, sızmak, tebaruz etmek, yayılmak dey. bombası patlamak, iş kapıya bacaya düşmek, ortaya dökülmek, top gibi patlamak
duyulmamış s. acayip, isimsiz, şansız
duyulmuş s. maruf, meşhur, sanlı, şanlı, şöhretli, ünlü
duyum i. duygu, duyu
duyulmamış s. bilinmedik, duyulmadık, görülmedik, işitilmedik, karşılaşılmamış, olağandışı, şaşılası karş. olağan
duyumsama i. algılama, anlama, duygululuk, farketme, hissetme, kavrama, paylaşma, sezgi, sezinleme, sezmek
duyumsamaz s. adamsendeci, geniş
duyumsamazlık i. aldırmazlık
duyurma i. bildirim, bildirme, duyuru, ihbar, iletme, ima, sezdirme, söyleme, yayımlama karş. saklama
duyurmak f. aksettirmek, anıştırmak, bildirmek, çıtlatmak, hissettirmek, ifşa etmek, ikrar etmek, iletmek, imlemek, itiraf etmek, malumat vermek, müjdelemek, sezdirmek, sızdırmak, tebliğ etmek, ulaştırmak, yayımlamak, yetiştirmek dey. anons etmek, alarm vermek, belli etmek, bildirimde bulunmak, destan etmek, dile vermek, duyuruda bulunmak, dünyayı ayağa kaldırmak/yerinden oynatmak, fark ettirmek, haberdar etmek, haber göndermek/salmak/uçurmak/vermek, ihbar etmek, ihbarname göndermek, ihtarname göndermek, ilan etmek/vermek, ima etmek, ip ucu vermek, kast etmek, kulağa çan çalmak, ortaya vurmak, tebligatta bulunmak, tellal bağırtmak, ulaşmasını sağlamak karş. gizli tutmak, sezdirmemek
duyuru i. bildiri, bildirme, bülten, duyurma, ihbar, ihtarname, ilan, mesaj, reklam, tebligat, tebliğ
düello i. çarpışma, dövüşme, hesaplaşma, kavga, vuruşma
düğme i. anahtar, komütatör, lövye, şalter
düğümlenmek f. çapraşmak, çatallaşmak, çetinleşmek, dolaşmak, giriftleşmek, güçleşmek, karışmak, müşkülleşmek, sarpa sarmak, sarplaşmak, zorlaşmak dey. müşkülat çıkmak, sarpa sarmak, sigortası atmak
düğümlemek f. bağlamak, çelmek, işaretlemek
düğümlenme i. güçlük
düğümlü s. belirsiz
düğün i. bayram, cemiyet, eğlence
dükkan i. bonmarşe, çarşı, mağaza, market, süpermarket, tecimevi, ticarethane
dümdüz s. basit, doğru, düpedüz, düz, düzgün, engebesiz, kolay, pürüzsüz, sade, süssüz, tabak gibi, yamyassı dey. cetvelle çizilmiş gibi, pide gibi
dümen i. dalavere, düzenbazlık, idare, komuta, kumanda, yönetim
dümenci i. dolandırıcı
dün z. geçmiş
dünya i. acun, alem, arz, cihan, darıdünya, devran, evren, felek, kainat, kozmoz, küre, yer, yerküre, yeryüzü dey. devri alem, kavanoz dipli dünya, kuruntu dünyası, maddi âlem, yalancı dünya, yedi devlet/düvel, yer yüzü
dünyada i. asla, ebediyen, hiç, katiyen, ölsem de, sakın, zinhar dey. dünya çapında/ölçüsünde/yıkılsa, hiç bir vakit/zaman, kıyamet kopsa karş. elbette
dünyalık i. akar, akaret, emlak, eşya, mal, matah, meta, mülk, para, servet, varlık, varidat, variyet, zenginlik dey. gayri menkul, mal mülk/varlığı karş. yokluk
düpedüz s. açıkça, basit, dümdüz, düz, düzgün, engebesiz, pürüzsüz, uluorta, yamyassı dey. sinek kaydı (traş) karş. engebeli, pürüzlü
dürbün i. büyüteç, pertavsız
dürmek f. bükmek, devşirmek, döndürmek, kıvırmak
dürtelemek f. parmaklamak, sevketmek
dürtmek f. baskılamak, cebretmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dokunmak, dürtüklemek, heyecanlandırmak, işaret etmek, işaretleşmek, işlemek, işmar etmek, itelemek, itiştirmek, itip kakmak, itmek, kakmak, kışkırtmak, kızıştırmak, moral vermek, omuzlamak, öksürmek, özendirmek, parmaklamak, sevketmek, sıkıştırmak, tahrik etmek, teşvik etmek, uyarmak, yüreklendirmek, zehirlemek, zorlama dey. aman vermemek, baskı altına almak, boyunduruk altına almak, cebir kullanmak, cendereye sokmak, dara boğmak/getirmek, dikkatini çekmek, dirsek atmak, dizginini kısmak, el etmek, emrivakiye getirmek, gemini kısmak, gem vurmak, gırtlağına basmak, göz etmek/kırpmak, işaret etmek/çakmak/vermek, itip kakmak, mecbur etmek, seçenek tanımamak, sinyal vermek, uyarıda bulunmak karş. rahat bırakmak
dürtü i. etken, faktör, güdü, içgüdü
dürtüklemek f. azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtmek, dürtüklemek, gayretlendirmek, heveslendirmek, isteklendirmek, kakmak, kamçılamak, kışkırtmak, kızıştırmak, moral vermek, özendirmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. ayağa kaldırmak, gayrete getirmek, kamış atmak karş. sindirmek
dürtüşlemek f. coşturmak, dürtüklemek, itmek, kızıştırmak, yüreklendirmek
dürtüştürmek f. itelemek, itip kakmak, itmek, kakmak, kışkırtmak, zorlama
dürüst s. açıksözlü, adaletli, adil, ahlaklı, cibilliyetli, doğru, doğrucu, emin, erdemli, fazıl, faziletkar, faziletli, gerçekçi, güvenilir, hakkaniyetlı, hakperest, haksever, hakşinas, haktanır, haluk, harbi, helalzade, hilesiz, iffetli, inak, inal, incitici, iyi, kadirşinas, karakterli, kibar, kişilikli, kötü, lekesiz, medeni, mert, muhlis, namuslu, nazik, nezahetli, nezih, oğuz, realist, sadık, samimi, saygılı, seciyeli, selim, tertemiz, uygar, vefakar dey. açık alınlı/yürekli/kalpli, alnı açık/ak, doğru sözlü, ehli ırz, eline eteğine doğru, emanete hıyanet etmez, er evladı/kişi/oğlu/eteği temiz, eteğini göstermez, hak yemez, helal süt emmiş, hile hurda bilmez, hilesi hurdası yok, ırz ehli, içi dışı bir, imanı bütün, kör kadı, ne yer ne yedirir (tükürür murdar eder), özü sözü bir, şayanı itimat, uçkuruna sağlam, yalan bilmez, yüzü pak karş. alçak, düzenci, ikiyüzlü, yalancı ? dindar, doğru, içten, namuslu, sadık, samimi, soylu, tarafsız, temiz, terbiyeli
dürüstçe z. açıkça, riyasız
dürüstlük i. adalet, ahlak, doğruluk, erdem, eşitlik, hak, hakkaniyet, Hak, hakseverlik, haktanırlık, hak yemezlik, hoşgörü, insaf, insaniyet, insanlık, iyilik, merhamet, meşruluk, namus, tarafsızlık, türe, tüze, vicdan, vicdanlılık, yansızlık karş. adaletsizlik
düstur i. esas, ilke, kural, nizam, norm, parola, prensip, usul
düş i. fantazi, fantom, gölge, görüntü, hayal, heyula, hulya, ideal, illüzyon, imge, kabus, karabasan, kuruntu, rüya, sanrı, serap, umut, utopya, ülkü, ümit, yanılgı, yanılsama karş. gerçek ? görüntü, kuruntu
düşes i. soylu, parti
düşey s. asılı, asma, dik, dikey, dikine, diklemesine, sarkık, sarkıt, şakuli, şavul karş. yatay
düşkün s. alışık, amatör, aşık, aşıklı, bağlı, bayılan, biçare, budala, büyüklenmiş, dadanmış, eğilimli, esir, fukara, gönüllü, hayran, heveskar, hevesli, ihtiraslı, ilgili, istekli, karasevdalı, mahvolmuş, mazlum, meraklı, müptela, perişan, tiryaki, tiryakisi, zelil; çökkün, gerilemiş, güçsüz, kötülemiş, mağdur, mahvolmuş, mecnun, meftun, miskin, muhtaç, perişan, razı, sersefil, vurgun, yoksul, zavallı, zebun dey. acınacak halde, abayı yakmış, aç ve çıplak, birbirinin ağzına girmiş, canına düşkün, dünyaya tapan, feleğin çemberinden geçmiş, gönlünü kaptırmış, gönül vermiş, o yolun yolcusu, namerde muhtaç karş. güçlü, ilgisiz ? istekli, tutkun
düşkünezer s. acımasız, amansız, canavar, derebeyi, gaddar, gâvur, hınzır, hunhar, insafsız, kalpsiz, merhametsiz, nemrut, şefkatsiz, vicdansız, zalim
düşkünlük i. alışkanlık, asabiyet, aşk, dadanma, eğilim, feveran, hayranlık, heves, hırs, hobi, ihtiras, ilgi, iptila, itiyat, kapılma, karasevda, kızgınlık, kızma, köpürme, mani, meftunluk, merak, meyil, muhabbet, saplantı, sefalet, sefillik, sempati, sevda, sevgi, sevi, tamah, tapınma, tapma, teveccüh, tutku, tutkunluk, vurgunluk, zaaf karş. ilgisizlik, tiksinti ? arzu, alışkanlık, istekli, tutkun, tutkunluk
düşkünlük i. asabiyet, fikri sabit, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, infial, kızgınlık, köpürme, öfkelenme, parlama, sinir, sinirlenme karş. yatışma
düşman i. aleyhtar, dargın, hasım, karşı, karşıtçı, kavgalı, kırgın, küskün, muhalif, rakip, yabancı dey. arkadan düşman yüze dost, cadı kazanı, can düşmanı, dost düşman içinde, iyi gün dostu, kanlı bıçaklı, kedi köpek gibi, yalancı dost karş. arkadaş, dost, kayırıcı, sevgili ? aykırı, dargın, fesat, ihanet, kin, lanet, muhalif, nefret
düşmanlık i. garaz, garez, gazap, hasımlık, hınç, husumet, kin, muhalefet, nefret, nefsaniyet, rakiplik, sertlik, zıtlaşma karş. dostluk
düşme i. alçalma, dadanma, damlama, iniş
düşmek f. alçalmak, aşağı yuvarlanmak, çakılmak, çökmek, dadanmak, damlamak, devrilmek, dökülmek, eksiltmek, göçmek, inmek, irtifa kaybetmek, isabet etmek, kapaklanmak, karşılaşmak, kaybolmak, kaymak, kösteklenmek, sendelemek, serpelemek, sukut etmek, sürçmek, tekerlenmek, uçmak, yağmak, yığılmak, yitmek, yokolmak, yuvarlanmak dey. aç kalmak, alabora olmak, aşağı inmek/yuvarlanmak, attan inip eşeğe binmek, ayağı takılmak, baş aşağı gelmek/aşağı gitmek, baştan düşmek, cezasını bulmak, dengesini yitirmek, düşüp bayılmak, düşüp kalkmak, etek açmak, gırtlağına kadar batmak, içeri dalmak, sapır sapır dökülmek, söz düşmek, tası kırmak, teke düşmek, tepesi aşağı gitmek, tepe taklak gitmek, tepesi üstü/üstüne dönmek, yere yuvarlanmak, yeri öpmek, yumulup düşmek karş. kalkmak, yükselmek ? çökmek, gerilemek, mahvolmak, sendelemek
düşsel s. fantastik, hayali, imgesel
düşük s. kadavra, ölüm, vefat
düşüklük i. ark, çöküntü, girinti, hendek, krater, şarampol
düşünce i. açı, akıl, anlayış, bakım, bakış açısı, düşünüş, endişe, fikir, görüş, hesap, iddia, ide, idea, ilke, iman, kafa, kamuoyu, kanaat, kanı, kanış, kavram, kaygı, merak, mütalaa, nazar, oy, plan, prensip, rey, tasa, tasarım, tasarlama, tasavvur, tefekkür, telakki, zeka, zihin, zihniyet dey. akıl fikir, görüş açısı, hesap kitap, noktai nazar ? akıl, anlayış, fikir, görüş, inanç, kuram, mana, mantık, plan, sebep, yargı
düşünceli s. acılı, akıllı, akil, anlayışlı, arif, basiretli, cefakar, çileli, değerbilir, firaklı, izanlı, kafalı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, makul, mantıklı, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sağgörülü, sağduyulu, saygılı, tasalı, üzgün, vakıf, varışlı, zeki karş. delişme
düşüncesiz s. aceleci, ahmak, alık, akılsız, anlayışsız, avanak, beyinsiz, çiğ, dangalak, densiz, dikkatsiz, ebleh, eşek, gafçı, görgüsüz, görmemiş, ham, hoyrat, hödük, hürmetsiz, incelmemiş, incitici, izansız, kaba, kereste, mankafa, muhakemesiz, nezaketsiz, odun, öküz, patavatsız, sallapati, saygısız, sersem, şaşkın, terbiyesiz, yontulmamış, zarafetsiz dey. aklı kıt, beyinsiz baş, diline geleni söyleyen, iki ayaklı eşek, kafadan kontak/çatlak, koyun beyinli, at kafalı karş. akıllı, düşünceli, mantıklı, zarif ? akılsız, budala
düşüncesizlik i. ayılık, cehalet, çiğlik, saygısızlık, temkinsizlik dey. akşama baklava börek gözleme, sabaha peynir ekmek bulama
düşünmeden z. fevri dey. boyuna bosuna bakmadan, gözü kapalı, gözü kapalı evlenme, gözü/gözleri kapalı, hesapsız kitapsız, körü körüne iş yapmak
düşünmek f. akıl etmek, anmak, farz etmek, fikretmek, görmek, hayal etmek, hesap etmek, hesaplamak, imgelemek, kurmak, muhakeme etmek, mütalaa etmek, ölçümlemek, planlamak, programlamak, tahayyül etmek, tasalanmak, tasarlamak, tasavvur etmek, tasımlamak, uslamlamak, varsaymak, zihin yormak dey. adımını denk almak/atmak, akıl etmek, aklı başına gelmek/takılmak, aklına gelmek, aklından geçmek/geçirmek, aklını kullanmak, antenini çalıştırmak, arpacı kumrusu gibi düşünmek, başını kaşımak, beyin yormak, bir düşüncedir almak, (bir konu/şey) zihnini kurcalamak, derde çare aramak, derdine düşmek, derin derin dalmak/derin düşünmek, dikkate almak, düş kurmak, düşünceye dalmak/varmak, düşüne taşına hareket etmek, düşünüp taşınmak, elini şakağına koymak, enginlere dalmak, ensesini kaşımak, felsefe yapmak, fıstığını kullanmak, fikrinden geçirmek, fikir yormak, gönlünden geçirmek/geçmek/kopmak/ içinden doğmak/içinden gelmek, göz önünde bulundurmak/tutmak/önüne almak, göz önüne getirmek, gözlerini içine çevirmek, ilgi göstermek, inceden inceye düşünmek, ispinoz gibi düşünmek, kafa patlatmak, kafa/zihin yormak, kafası işlemek/yerinde olmak, kafasında şimşek çakmak/geçirmek, kafasını çalıştırmak/işletmek/patlatmak, kantara çekmek, kantara vurmak, karnından geçmek, kel kafasını kaşımak, kendi alemine dalmak, kukumav gibi düşünmek, külahını önüne koymak, mütalaa etmek, ölçüp biçmek, santralını çalıştırmak/işletmek, tasası düşmek, takdir etmek, tahayyül etmek, tedbirli davranmak, teraziye vurmak, toriğini çalıştırmak/işletmek, ulu orta konuşmak, usa vurmak, zihin/zihnini yormak, zihninden geçirmek/geçmek, zihniyle arayıp bulmak ? düşünce, kaygılanmak, sanmak, tahmin etmek, tasarlamak
düşünülmek f. dikkate alınmak, gereği yapılmak, hesaba katılmak, önemsemek, sanılmak, sayılmak dey. dikkate alınmak, gereği yapılmak, hesaba katılmak, önemsemek karş. dikkate alınmamak
düşünür i. aydın, bilge, bilgili, danişment, düşünen, entellektüel, filozof, kültürlü, malumatlı, mütefekkir, vukuflu dey. açık fikirli
düşünüş i. açı, bakış, düşünce, fikir, görüş, görüş açısı, hesap, mütalaa, tefekkür, telakki, tutum, yaklaşım, yorum, zihniyet dey. bakış açısı, görüş açısı
düşürmek f. almak, altüst etmek, aşağıya almak, bozmak, çelmek, çelmelemek, çökermek, çökertmek, dağıtmak, devirmek, harap etmek, indirmek, karıştırmak, kaybetmek, kovmak, mahvetmek, peydahlamak, satın almak, yıkmak, yitirmek, yuvarlamak dey. açıkta bırakmak, açmaza getirmek/düşürmek/sokmak, alaşağı etmek, altüst etmek, aşağıya almak, çelme takmak/atmak, fitne/fit sokmak, gafil avlamak, harap etmek, isabet ettirmek, maskesini düşürmek/indirmek/kaldırmak, tahttan indirmek, tarumar etmek, vücudundan atmak karş. kaldırmak
düttürü s. kılıksız, kıyafetsiz, rüküş, züppe
düz s. basık, basit, dik, dikme, doğru, dosdoğru, dümdüz, düpedüz, düzayak, düzgün, düzlem, düzlük, engebesiz, gergin, küt, pat, pürüzsüz, rast, sade, saltanatsız, sapsade, süssüz, şatafatsız, tabak gibi, yalçın, yassı, yayvan, yayık, yeksan dey. cetvelle çizilmiş gibi, çarşaf gibi, pide gibi tabak gibi karş. cicili bicili, engebeli ? çarpık
düzelme i. akıllanma, durulma, ıslah olma, iflah olma, iyileşme, uslanma, yatışma dey. ıslah olma, iflah olma karş. azıtma
düzelmek f. akıllanmak, ayağa kalkmak, ayılmak, canlanmak, dincelmek, dinçleşmek, dirilmek, doğrulmak, durulmak, ferahlamak, geçirmek, gönenmek, güçlenmek, ıslah olmak, iflah bulmak, iyileşmek, kuvvetlenmek, onmak, pişman olmak, rahatlamak, sağalmak, sağlığa kavuşmak, toparlanmak, tövbe etmek, unmak, uslanmak, yatışmak dey. adam olmak/olmaya yüz tutmak, adama/dönmek/benzemek, aklını başına almak/devşirmek, benzine kan gelmek, çarkı dönmeye başlamak, düze inmek, düze/düzlüğe çıkmak, eğrisi doğrusuna karşı/rast gelmek, gözü gönlü açılmak, hizaya gelmek, iflah olmak, işi sırasına girmek, iyileşmeye yüz tutmak, iyiye yönelmek, kendine gelmek, kendini toplamak, sıra olmak, tövbekar olmak, yola gelmek, yola girmek, yoluna/rayına girmek, yoluna girmek karş. azgınlaşmak, kötüleşmek ? düzeltmek
düzeltme i. düzgünleştirme, düzelti, düzleştirme, düzenleme, ihya etmek, iyileştirme, reform, rendeleme, rötuş etme, tashih etme, tesviye etme, traş etme, zımparalama
düzeltmek f. ayarlamak, budamak, derleyip toparlamak, devşirmek, düzene sokmak, düzenlemek, eğelemek, gidermek, ıslah etmek, iyileştirmek, kalafatlamak, kıvırmak, onarmak, sistemleştirmek, tamir etmek, tanzim etmek, tashih etmek, tedavi etmek, tıraşlamak, toparlamak, toplamak, yerleştirmek dey. çekidüzen vermek, derleyip toparlamak, düzene koymak/sokmak, elden geçirmek, hizaya sokmak, ihya etmek, intizama koymak/sokmak, kalafata çekme, nizama koymak/sokmak, organize etmek, orijinal durumuna getirme, özgün biçimini kazandırma, programa sokmak, restore/tamir etmek, tanzim etmek, tashih etmek, yeniden yapmak karş. alt üst etmek, bozmak ? hazırlamak, ıslah etmek, tamir etmek, telafi etmek
düzen1 i. ahenk, akort, anlaşma, asayiş, ayar, bağdaşım, cümle, çeki, çekidüzen, denge, disiplin, dizge, dizgi, emniyet, esenlik, eşgüdüm, ferahlık, güvenlik, harmoni, huzur, insicam, intizam, inzibat, istikrar, iş, kaide, keyif, kombinezon, konfor, kural, manzume, memnuniyet, mutabakat, nizam, norm, oyun, rabıta, rahatlık, rejim, sıra, sistem, sükûn, tertibat, tertip, tutarlık, uygunluk, uyum, uyuşma, yolsuzluk, yükseklik, zapturapt karş. ayaklanma, çelişki, düzensizlik ? ahenk, barış, denge, dirlik, kaide, usul, yöntem
düzen2 i. al, aldatmaca, dalavere, dolan, entrika, hile, hırsızlık, ihanet, kaçakçılık, kalpazanlık, kapan, kurnazlık, rüşvet, soygun, soygunculuk, suiistimal, şike,
düzenbaz s. bozguncu, cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenci, entrikacı, gangster, hain, haraçcı, hilebaz, hırsız, hokkabaz, kaçakçı, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, korsan, madrabaz, politikacı, sahteci, soyguncu, şaki, şarlatan, tavcı, tertipçi, tuzakçı, yağmacı, yaldızcı, yankesici
düzenbazlık i. dalavere, dolandırıcılık, dümen, hırsızlık, hile, kapkaçcılık, katakulli, kumpas, kurnazlık, madik, manevra, oyun, sahtecilik, soygunculuk, şeytanlık, tokat, yalancılık, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca karş. dürüstlük
düzenci i. aldatıcı, allak, aynacı, batakçı, cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenbaz, entrikacı, fırıldakcı, gangster, haraççı, harami, haydut, hırsız, hilebaz, hileci, hilekar, hokkabaz, kaçakçı, kafesçi, kalleş, kalpazan, kaltaban, kapkaçcı, karaktersiz, kayışçı, kazıkçı, kişiliksiz, korsan, kumarbaz, külahçı, madrabaz, oyunbaz, oyuncu, papelci, politikacı, rüşvetçi, sahteci, sahtekar, soyguncu, suiistimalci, şaki, şantajcı, şarlatan, şikeci, tavcı, tefeci, tertipçi, tuzakçı, uğru, üfürükçü, yağmacı, yaldızcı, yankesici, yiyici karş. av, doğrucu, dürüst, iyilikçi ? alçak, dalavere, gammaz, iki yüzlü, külhanbeyi, pezevenk, sabıkalı, serseri, soymak, suç, suçlu, vurguncu, yalancı
düzene sokmak düzeltmek
düzenek i. cihaz, eskiz, izlence, karalama, kroki, layiha, maket, mekanizma, model, müsvedde, plan, program, proje, sistem, şema, tasar, tasarı, tasarım, taslak
düzenleme i. akort etme, ayar etme, ayarlama, beste, bölümleme, derleme, düzeltme, güdüm, hazırlama, kurma, organizasyon, örgütleme, planlama, programlama, sıralama, tanzim etme, tertip, teşkilatlandırma, tertipleme, toparlama, yerleştirme
düzenlemek f. açmak, akort etmek, ayar etmek, ayarlamak, bestelemek, derlemek, devşirmek, dizmek, düzeltmek, geliştirmek, hazırlamak, ıslah etmek, intizama sokmak, istif etmek, istif yapmak, kurmak, nizamlamak, organize etmek, örgütlemek, planlamak, programlamak, sığdırmak, sınıflamak, sıralamak, sistemleştirmek, tanzim etmek, tashih etmek, tasnif etmek, tertip etmek, tertiplemek, tesis etmek, teşkil etmek, teşkilatlandırmak, toparlamak, toplamak, uysallaştırmak, yasamak, yerleştirmek dey. çeki düzen vermek, derleyip toparlamak, düzene koymak/sokmak, hizaya/intizama sokmak, ıslah etmek, nizama koymak, organize etmek, programa bağlamak, sıraya koymak, tashih etmek, tasnif etmek, tertibe koymak, tertip etmek karş. bozmak, dağıtmak, devirmek ? onarmak, süslemek
düzenlenmiş s. ayarlı, sıralı, toplu
düzenli s. ahenkli, akortlu, ayarlı, bakımlı, bakışık, dakik, dengeli, derli toplu, dikkatli, düzgün, hizada, insicamlı, intizamlı, istikrarlı, kaideli, kararlı, kurallı, meraklı, meşru, mızmız, muntazam, müşkülpesent, nizamlı, rabıtalı, saat gibi, sarsıntısız, sıralı, sistemli, tertipli, titiz, toplu, tutarlı, usturuplu, uyarlı, uyumlu, yolunda karş. bozmak, dağınık, devirmek, düzensiz, tertipsiz ? biçimli, düzeltkmek, düzen, düzensiz, uygun
düzenlilik i. asayiş, intizam, istikrar, kararlılık, titizlik
düzensiz s. ahenksiz, akortsuz, allak bullak, altüst, anormal, ayarsız, aykırı, başıbozuk, çapraşık, çelişik, çelişkili, çepreşik, dağınık, darmadağın, derbeder, dolambaçlı, falsolu, girift, girişik, ilgisiz, insicamsız, intizamsız, isabetsiz, istikrarsız, karışık, karma karışık, mevsimsiz, münasebetsiz, namüsait, pasaklı, paspal, perakende, perişan, plansız, programsız, rabıtasız, rahatsız, savruk, savsak, sırasız, sistemsiz, şapşal, tarumar, tertipsiz, tutarsız, uyumsuz, uyarsız, uygunsuz, uymayan, vakitsiz, yakışıksız, yersiz, yolsuz, zamansız karş. insicamlı ? ahenksiz, baştan savma, çapraşık, düzensiz, irtibatsız, kargaşa
düzensizlik i. erksizlik, huzursuzluk, karışıklık, nizamsızlık
düzey i. adım, aşama, basamak, derece, evre, gömlek, irtifa, kademe, kerte, kırat, kıvam, menzile, merhale, mertebe, not, paye, perese, rütbe, safha, seviye, sıra, statü, yer
düzgü i. esas, ilke, kaide, kural, nizam, norm, prensip, usul
düzgün s. ahenkli, al, biçimli, derli toplu, doğru, dümdüz, düpedüz, düz, düzenli, düzlem, eksiksiz, endamlı, insicamlı, intizamlı, kusursuz, muntazam, nispetli, nizamlı, onat, orantılı, pürüzsüz, rabıtalı, ritmik, sistemli, şekilli, tertipli, toplu
düzlem i. doğru, düz, düzgün, düzlük, tabak gibi, yassı, yayık, yayvan
düzleşmek f. aşınmak, yatmak
düzlük i. alan, düz, düzlem, meydan, ova, pist, saha, yayla
düzme i. düzmece, kalp, sahte, suni, taklit, takma, uydurma, yalancı, yapma, yapmacık, zahiri karş. asıl, gerçek, hakiki, reel
düzmece s. asılsız, dıştan görünen, düzme, eğreti, fak, gayri samimi, görünüşte, özentili, sahte, uydurma, yalancı, yapmacık, yapmacıklı, zahiri karş. içten
düzmeci i. entrikacı, gangster, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci
düztaban s. kutsuz, netameli, sakat, uğursuz
düzülmek f. girişmek, tutturmak






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 4 ziyaretçi (49 klik) kişi burdaydı!