Sozluk Sitesi
  BULMACA SOZLUGU
 

BULMACA SOZLUGU

    A

    Aba terlik.:PANTUFLA

    Abartı. : MÜBALAĞA

    ABD Başkanı Eisenhower’in takma adı. : İKE

    Abdülhak Hamit Tarhan’ın manzum trajedisi. : NESTEREN

    Abla.:CİCE

    Acem hükümdarı. : EKASİRE

    Acemi zeybek.:KIZAN

    Acemi,bir işe yeni başlayan. : NEVNİYAZ

    Acemi. : TOR

    Acı biber.:KAYEN

    Acı çikolata : BİTTER

    Acı kavun. : EŞEK HIYARI

    Acı yitimi. : ANALJEZİ

    Acıbadem ağacı.: EREZ

    Acıklı olay,dram. :HAİLE

    Acıklılık. : FECAAT

    Aç gözlü.: TAMAHKAR

    Açı ölçmeye yarayan dönme hareketli bir çeşit cetvel. :ALİDAT

    Açık alan korkusu.:AGORAFOBİ

    Açık duran baş parmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık.:
    SERE

    Açık eflatun renk.: KIZILŞAP

    Açık havada ızgara veya kızartma yapmaya yarayan ocak.:BARBEKÜ

    Açık kapı ve pencereler arasında oluşan hava cereyanı.: KURANDERE

    Açık mavi, kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma. : ABİ

    Açık tohumlardan parklarda süs bitkisi olarak yetiştirilen,yurdu Güney Asya
    olan,palmiyeye benzer ağaç. : SİKALAR

    Açık toprak rengi. : BOZ

    Açık toprak rengi.:BOZ

    Açık ve yüksek sesle.:CEHREN

    Açık yeşil ve pembe renkli,kolay işlenen,değerli bir taş. : YEŞİM

    Açık,ortada. : AYAN

    Açıkgöz,kurnaz,hin.:EKE

    Açıkgöz.:CİNGÖZ

    Açıklık,bellilik.:BEDAHET

    Açıktan geç,yaklaşma anlamında bir denizcilik ünlemi.:ALARGA

    Açma,açılış. : KÜŞAT

    Ad kavmi hükümdarı Şeddad tarafından cennete benzetilerek yaptırılan
    efsanevi bahçe.:İREM

    Ad veya numara çekilerek oynanan şans oyunlarının genel adı.: LOTARYA

    Ada çayı. : MERYEMİYE

    Adak. : NEZİR

    Adalet.: TÜRE

    Adana ve Mersin yöresinde güğümle doldurularak sokaklarda satılan ve böbreğe
    iyi geldiğine inanılan meyankökü şurubu.:AŞLAMA

    Adanmış ülke yada İsrail ülkesinin eski adı.:KENAN

    Adem ile Havva’nın üçüncü oğlu. : ŞİT

    Adet görme. : MENSTRUASYON

    Adet yokluğu: AMENORE

    Adı kötüye çıkmış kimse.:BEDNAM

    Adım aralığı. : FULE

    Adını anma,sözünü etme.:ZİKİR

    Adını bugünkü Bogota yakınlarında yaşamış bir yerli kabilesinin efsanevi
    yöneticisinden alan masalsı altın ülkesi.: ELDORADO

    Adil hükümdar.:DAVER

    Afgan halklarından biri. : PEŞTUN

    Afganistan ve Pakistan kadınlarının yüzlerini örtmek için kullandıkları bir
    tür peçe: BURKA

    Afrika kabilelerinde krala verilen ad.: KABAKA

    Afrika kokarcası da denilen bir kürk hayvanı. : ZORİLLA

    Afrika kökenli bir Amerikan müziği.:CAZ

    Afrika kökenli bir dans.:BAMBULA

    Afrika misk kedisi. : KALEMİS

    Afrika ve Asya’nın kurak bölgelerinde yaşayan kemirgen bir hayvan.:GERBİL

    Afrika zencilerinin çalı çırpıdan yaptıkları çardak gibi barınak.:APATAM

    Afrika’da gruplar halinde yaşayan ve boyu 30 cm kadar olan memeli bir
    hayvan.: KUYRUKSÜREN

    Afrika’da ve Amerika’da yaşayan,iri gövdeli,uzun yapraklı palmiye.: RAFYA

    Afrika’da bir ağaç. : AKO

    Afrika’da bir oyun türü. : AVELE

    Afrika’da bir ülke. : BENİN

    Afrika’da çitle çevrili bir hayvan barınağı ile çevresindeki evlerden oluşan
    yerleşme biçimi.:KRAAL

    Afrika’da yaşayan bir antilop. : KOB

    Afrika’da yaşayan bir leylek türü.:MARABU

    Afrika’da yaşayan bir yaban kedisi.:İMPAKA

    Afrika’da yaşayan iki antilop türünün ortak adı. : GNU

    Afrika’da yaşayan İnek antilobu. : KAAMA

    Afrika’da yaşayan iri bir antilop: BEİSA

    Afrika’da yaşayan ve çok hızlı koşabilen bir antilop. : İMPALA

    Afrika’da yaşayan,narin ve küçük bedenli bir antilop.: BEİRA

    Afrika’da yetişen ve parlak kerestesi mobilyacılıkta kullanılan bir
    ağaç.:OKUME

    Afrika’dan zenciler tarafından getirildiği sanılan ağır bir Küba dansı. :
    HABANERA

    Afrika’nın en yüksek dağı Kilimanjaro’nun yerli dillerde özgürlük anl*****
    gelen adı. : UHURU

    Afrika’nın hızlı koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi. : MEHARİ

    Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan iri bir leylek cinsi. : TANTAL

    Afrika’ya özgü bir tür yaban kedisi.:SERVAL

    Afyon yöresinde kadınlar tarafından oynanan bir halk oyunu.:FADİK

    Afyon’un Sandıklı ilçesinde bir kaplıca.:HÜDAİ

    Afyondan çıkarılan,öksürüğü kesmek için hekimlikte kullanılan bir madde. :
    KODEİN

    Afyondan elde edilen ve hekimlikte kullanılan bir alkoloit. : PAPAVERİN

    Agaragar.:JELOZ

    Ağ : APIŞLIK

    Ağ yatak. : HAMAK

    Ağacın reçinesini çıkarmada,boyanmış eski mobilyaları temizlemede kullanılan
    beyaz toz.:POTAŞE

    Ağaç bilimi. : DENDROLOJİ

    Ağaç cilası.:LAK

    Ağaç çemberler üzerine örülmüş torba biçiminde balık ağı. : VİNTER

    Ağaç çivi. : KAVELE

    Ağaç dallarından yapılmış gölgelik.:ÇARDAK

    Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta.:MARANGOZ

    Ağaç rendelemekte kullanılan,uzun marangoz rendesi. : PLANYA

    Ağaç sansarı.:ZERDEVA

    Ağaç veya demir parçalarını birbirine bağlamakta kullanılan somunlu iri
    başlı vida: CIVATA

    Ağaç veya fidan dikmeye yarayan yer.:OYUM

    Ağaç veya kumaştan yapılmış bir kanal içinde hareket ederek açılıp kapanan
    perde.:STOR

    Ağaç veya topraktan yapılmış küçük testi.:BODUÇ

    Ağaç yada sebze dikmek için açılan çukur. : EMEN

    Ağaç,bağ çubuğu veya sebze dikmek için açılan çukur.:EMEN

    Ağaç,taş ve madenleri oyarak şekil veren usta.:NAKKAR

    Ağaçların kütük ve dallarındaki yosun. : PUS

    Ağaçlıklı yol.:ALE

    Ağaçtan yapılmış iri çekiç.:TOKMAK

    Ağaçtan yapılmış testi.: SENEK

    Ağaçtan yapılmış top.: TOMAK

    Ağdalı,koyu kıvamlı bir maddenin özelliği,ağdalık.: VİSKOZİTE

    Ağı otu.: BALDIRAN

    Ağıl,davar ağılı : ARKAÇ : KOM

    Ağın her suya atılışıyla bir defada yakalanan balık. : FOROZ

    Ağır akan su.:KARASU

    Ağır başlı,uslu. : DÖLEK

    Ağır bir şeyi denizden çıkarmak veya denize indirmek işinde kullanılan büyük
    vinçli deniz teknesi.:ALGARİNA

    Ağır bir yükün yerden yükseltilmesini sağlayan alet.:KRİKO

    Ağır cisimleri bir yerden başka bir yere kaydırmak ve özellikle deniz
    teknelerini karaya çekmek için bunların altına sürülen yuvarlak ağaç.Çekek
    tahtaları,felek. : FİLENK

    Ağır ritimli bir İspanyol dansı.:BOLERO

    Ağır tempolu bir İspanyol dansı.:SARABANDA

    Ağır topuz.:GÜRZ

    Ağır,kalın,dayanıklı ve sağlam.: KUNT

    Ağırbaşlı,sözleri ve davranışları ölçülü olan kimse.:DENLİ

    Ağırbaşlılık.:VAKAR

    Ağırlama. : İCLAL

    Ağız kısmı yayvan bakır kap.:ÜSKÜRE

    Ağız ve dil hareketlerinden yararlanarak,soluk borusuna arka arkaya küçük
    miktarda hava göndermek için başvurulan soluk alma.:FROG

    Ağız yangısı. : STOMATİT

    Ağızdan ağıza söylenen parola. : PASAPAROLA

    Ağızotu.:YEM

    Ağrı Dağındaki bir yayla. : ELİ

    Ağrı dağının eski adı. : ARARAT

    Ağrı.: VECA

    Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesine özgü bir tür köfte.:ABDİKÖR

    Ağrılı ve kirpikleri dökülmüş göz.:ÇİPİL

    Ağustos ayının ilk haftasına denk gelen yazın en sıcak günlerine verilen
    ad.:EYYAMIBAHUR

    Ağustos böceği.: ORAK BÖCEĞİ

    Ağzı çember biçiminde telden yapılma torbaya benzer büyük gözlü ağ. : APOŞİ

    Ağzı geniş,tek kulplu su kabı: KANATA

    Ağzı sıkı.:KETUM

    Ağzın içinde oluşan pamukçuk. : AFT

    Ağzına kadar dolu.:LEBALEP

    Ahali,sakinler.:SEKENE

    Ahbaplık,arkadaşlık,alışkanlık.: ÜNSİYET

    Ahırdaki gübreyi dışarı atmak için kullanılan delik, pencere. : TEMEK

    Ahi kuruluşlarına girenlerin törenle bellerine bağlanan kuşak. : ŞED

    Ahize,alıcı,reseptör. : ALMAÇ

    Ahlaklı.: NEZİH

    Ahmaklık. : HAMAKAT

    Ahmet Raşit Öğütçü. : ORHAN KEMAL

    Ahmet Rıfat’ın kurduğu,insanın bütün nefis baskılarından,geçici
    eğilimlerinden arınmasını amaçlayan bir Sünni sistemi.: RUFAİLİK

    Ahşap ve çubuklarla yapılan ve pencerelere takılan siper.:KAFES

    Ahududu soslu şeftalili,krem şantili dondurma.:PEŞMELBA

    Ahududu. : AĞAÇ ÇİLEĞİ

    Aids testi. : ELİZA

    Aids virüsü.:HİV

    Ailesine bakan./Yoksul: AİL

    Ajanda.:ANDAÇ

    Akaç. : DREN

    Akaju. : MAUN

    Akanyıldız. : AĞAN : ŞAHAP

    Akarsu krosu. Sal yarışı. : RAFTİNG

    Akarsu krosu.: RAFTİNG

    Akarsu yatağı., mecra. : AKAK

    Akbaba.:KERKES

    Akciğer zarı iltihabı.:PNÖMONİ

    Akciğer. : RİE

    Akciğerleri dinlerken hekimin duyduğu patolojik ses. : RAL

    Akdeniz ülkelerinde görülen, en çok keçi sütü ile bulaşan ateşli bir
    hastalık.:MALTAHUMMASI

    Akdeniz yöresinde yetişen ve çiçek tomurcukları turşu yapımında kullanılan
    bir bitkiye verilen ad. : KEBERE

    Akdeniz bölgesinde bir akarsu. : ALATA

    Akdeniz Bölgesinde yaygın bir çiçek.:BEGONVİL

    Akdeniz Bölgesinin batı kesiminde bir akarsu.: EŞEN

    Akdeniz çevresinde bol yetişen,ateşe ve öksürüğe karşı sağaltıcı bir etkisi
    bulunan,uyarıcı,güçlendirici,yara sağaltıcı olarak da yararlanılan bir
    bitki.:DALAKOTU

    Akdeniz çevresinde yaşayanlarda görülen kansızlık.Cooley hastalığı. :
    TALASEMİ

    Akdeniz çevresinde yetişen ve dalları sepet örmekte kullanılan bir
    ağaççık.:AYIT

    Akdeniz ve Marmara’da yaşayan kırmızı renkli,eti lezzetli bir balık. : MAZAK


    Akdeniz yöresinde görülen çok sıcak rüzgar. : SİROKO

    Akdeniz yöresinde kendiliğinden yetişen ve dokumacılıkta kullanılan bir
    bitki.: ALFA

    Akdeniz yöresinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen bir bitki.
    : HAVACIVA

    Akdeniz yöresinde yetiştirilen ve lezzetli kökleri sebze olarak kullanılan
    bir bitki.:İSKORÇİNA

    Akdeniz’de İtalya’ya ait bir ada. : ASİNARA

    Akdeniz’de yaşayan beyaz etli bir balık. : HANİ

    Akdeniz’de yaşayan iri karides türü. : NİKA

    Akdeniz’de yaşayan,pullu,eti beğenilen bir balık.:SİNARİT

    Akdeniz’de yaşayan,vücudu yassı,pullu,eti lezzetli bir balık.: İŞKİNE

    Akıcı söz. : SELİS

    Akıl hastalıklarının genel adı. : PSİKOZ

    Akıl. : US

    Akıldışıcılık. : İRRASYONALİZM

    Akıllı,zeki.:LEBİB

    Akıllıca. : ALEMİYANE

    Akılsız,budala. : EBLEH

    Akıntılı hastalık.:AKARCA

    Akıtaç. : PİPET

    Akıtma.:İSALE

    Akkız otu,mübarek dikeni gibi adlar da verilen ve çiçekli dalları halk
    hekimliğinde kullanılan otsu bitki. : ŞEVKETİ BOSTAN

    Akkor. : NARIBEYZA

    Akla ve bilmeye değil de iradeye üstünlük tanıyan,ruhsal olayların ve bilgi
    sürecinin temelinde iradeyi gören bilim dışı öğreti.:VOLONTARİZM

    Aklı başında olmayan,baygın.:BİHUŞ

    Aklı yatmış. : KAİL

    Akran,eş.:BEKTAŞ

    Akran. : TAYDAŞ

    Akrep takım yıldızının kuyruğunun güneyinde yer alan,küçük güney
    takımyıldızı,sunak.:ALTAR

    Aksaray’da bir baraj. :APA

    Aksu,ak basma,perde.:KATARAKT

    Akşam vakti,akşam namazı. : AŞA

    Aktinyum elementinin simgesi. : AC

    Akut lösemilerin tedavisinde kullanılan bir antibiyotik. :AZASERİN

    Akyuvar. : LÖKOSİT

    Alaca benekli./Cüzamlı./Çiçek bozuğu. : ABRAŞ

    Alaca,iki renkli.: YANAL

    Alakasız.(Mecazi). : KELALAKA

    Alamanadan küçük,üç çifte balıkçı kayığı. : MANYAT

    Alan korkusu.:AGORAFOBİ

    Alaşım. : HALİTA

    Alaturka müzikte kullanılan bir tür zilsiz tef. : BENDİR

    Alavereci. : SPEKÜLATÖR

    Alay,eğlenme. : MEZEK

    Alaysı. : İRONİK

    Alçak kimse. : DENİ

    Alçalma. : ZÜL

    Alçı taşı.:JİPS

    Alçıdan kabartma süsler.Süslemecilik sanatında alçak kabartma
    tekniğinde,mala ile yapılan alçı süslemeye verilen ad. : MALAKARİ

    Aldatma,oyun,düzen.:DESİSE

    Alev.Yalaz. : ALAZ

    Aleve tutularak pişirilmiş.:FLAMBE

    Alevi ve Bektaşi müritleri aydınlatmak için düzenlenen cemaatlerde dedelere
    yapılan yardım veya verilen para.:HAKKULLAH

    Alevi-Bektaşi törenlerine verilen ad Alevi semahı.:CEM

    Alışılagelen.:BERMUTAT

    Alışkanlık.:ÜNSİYET

    Alışkanlıkla elde edilmiş beceri.: RUTİN

    Alışma,kaynaşma.:ÜLFET

    Alışveriş. :AKSATA

    Alışverişte çok kar amacını güden kimse.:BEZİRGAN

    Alkalik. : KALEVİ

    Alkil kökü. :AMİNO

    Alkolde eriyen hayvani reçine.:GOMALAK

    Allah’ın buyruklarına uyma.:TAAT

    Almak,alıp götürmek.:APARMAK

    Alman,Avusturya,İngiliz,Rus ve İsveç askeri hiyerarşisinde en yüksek
    rütbe.:FELDMAREŞAL

    Almanca evet.:JA

    Almanya dışına sürülmüş Musevilerin 14. asırdan başlayarak kullanmış
    oldukları Almanca-Yahudice karması dil. : YİDİŞ

    Almanya ve Avusturya’da kullanılmış eski gümüş para. : TALER

    Almanya ve İtalya’da resim müzelerine çoğu zaman verilen ad. : PİNOKOTEK

    Alnın üzerine düşen kısa kesilmiş saç.:KAKÜL

    Alosa’da denilen balık.: TİRSİ

    Alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş.: PELİKAN

    Alt,aşağı.:ZİR

    Altay panteonunda deniz tanrıçası. : AKANA

    Altı aylığa kadar körpe yaban domuzu.:FESEK

    Altı çan biçiminde genişleyen etekler için kullanılan sözcük. : KLOŞ

    Altı düz,üçgen biçiminde yelkenli iki kişilik tekne. : ŞARPİ

    Altı mukavva ile beslenmiş,üstü sırmalı işleme.: DİVAL

    Altı veya sekiz çift kürekle çekilen dar,uzun bir çeşit kayık : KANCABAŞ

    Altın alaşımı.: ORÜR

    Altın kökü. : İPEKA

    Altın renginde olan.:ALTUNİ

    Altın ve gümüş eritilen kabın içine konulan çerçeve. : İLİCE

    Altın ve gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş. İpekten sarımtırak dallı
    nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz kumaş. : DİBA

    Altından yapılma,altın rengi. : ZERRİN

    Altıpatlar da denilen bir tabanca türü.:REVOLVER

    Altmış santimlik bir uzunluk ölçüsü. : ARŞIN : ENDAZE

    Altmış yıl.: SİTTİNSENE

    Altmışlı yılların başlarında doğan bir Jamaika müziği.:SKA

    Altyapı. : İNFRASTRÜKTÜR

    Alüminyum,bakır ve magnezyum katılmış çinko alaşımlarına verilen ad. : ZAMAK


    Alüminyumun simgesi: AL

    Alüvyon. : LIĞ

    Alyuvarlar. : ERİTROSİT

    Amaçlamak. : İSTİHDAF ETMEK

    Amaçtan şaşmak: ÇAVMAK

    Amasya’da bir göl. : BORABAY

    Amasya’nın Taşova ilçesi yakınlarında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış
    mağara. : BALLICA

    Amazon bölgesinde bataklık sık orman.: İGAPO

    Ameliyat bıçağı. : BİSTÜRİ : NEŞTER

    Ameliyat ipliği. : KATKÜT

    Amerika ve Avustralya’da yaşayan,kürkü değerli memeli bir hayvan.:OPOSSUM

    Amerika’da yaşayan, avlanması ve postlarının satılması yasak olan memeli bir
    hayvan. :OSELO

    Amerika’da 1917’de çeşitli meslekten insanları kültürel,insancıl amaçlar
    çerçevesinde toplamak amacıyla kurulan kulüp.:LİONS

    Amerika’da Amazon,Afrika’da Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük
    suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen
    ad. : SELVA

    Amerika’da yaşayan ve yavrularını sırtında taşıyan keseli sıçan. : SARİG

    Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaç,hint bademi.:KAKAO

    Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaççık.:İKAKO

    Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan kimi kemiricilerin ortak adı.:
    AGUTİ

    Amerikan armudu : AVOKADO

    Amerikan devesi. : LAMA

    Amerikanın ekvator bölgesindeki tatlı sularda yaşayan bir kaplumbağa. :
    MATAMATA

    Amerikanın sıcak bölgelerinde yetişen ve mandalinaya benzer meyvesi olan bir
    ağaca verilen ad. : GUAYAVA

    Amine Hatun’un Hazreti Muhammed’e hamile kaldığı gece.:REGAİP

    Amip,akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan
    çoğalma.:AMİTOZ

    Amirler. : ÜMERA

    Amonyak tuzu. : NIŞADIR

    Amyant. : AKASBEST

    Ana ırmağa karışan akarsu.:GELEĞEN

    Ana kent. : METROPOL

    Ana rahminde doğma zamanını tamamlayamamış veya vaktinden önce düşmüş çocuğa
    verilen ad. :CENİN

    Anadolu beyliklerinde donanma askeri. : AZAP

    Anadolu halklarının ana tanrıçası. : KİBELE

    Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası,:MA

    Anadolu’da doğup Karadeniz’e dökülen akarsuların en doğuda olanı.:ÇORUH

    Anadolu’da Lykia bölgesinin en önemli liman kentlerinden biri.:PATARA

    Anadolu’da seyirlik köy oyunlarını düzenleyen kişiye verilen ad.:KIZILAYAK

    Anadolu’da yüzyıllardan buyana göçerler arasında dokunan bir tür ensiz
    dokumaya verilen ad. : ÇARPANA

    Anadolu’nun bazı yörelerinde mercimekli bulgur pilavına verilen
ad.:MÜCEDDERE

    Anadolu’nun bazı yörelerinde tohuma verilen ad. : BİDER

    Anadolu’nun çeşitli yörelerinde genellikle kadınların vücutlarının çeşitli
    yerlerine yaptırdıkları dövme. : DAK

    Anadolu’nun en eski halkı.:LUVİLER

    Anadolu’nun güneybatısının antik devirlerdeki adı. : KARİA

    Anadolu’nun iç ve doğu kesimlerinde yaşayan,toprak altına yuva kuran memeli
    bir hayvan.:AVURTLAK

    Anadolu’nun kimi bölgelerinde erkekler arasında yapılan sohbet toplantıları:
    BARANA

    Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.:TAMZARA

    Anahtar. : AÇAR

    Anakent,ana şehir.:METROPOL

    Anarşizmin rengi.:KARA

    Anasonsuz üzüm rakısı. : DÜZİKO

    Anayurdu Meksika olan,odunundan kırmızı boya elde edilen bir ağaç.:BAKAM

    Anayurdu Orta ve Güney Amerika ile Batı Hint adaları olan elli kadar ağaç ve
    çalı türünün ortak adı.: JAKARANDA

    Angola’nın başkenti.:LUANDA

    Angola’nın para birimi.:ESKÜDO

    Anında çeviri.: SİMÜLTANE

    Anında,hemen.: ALAMİNÜT

    Anıtkabir’in tasarımını da gerçekleştiren ünlü mimarımız.:EMİN ONAT

    Anıtmezar. : MOZOLE

    Ankara keçisinin kılı. : MOHER

    Ankara ve yöresine özgü iki kişiyle oynanan ağır ritimli bir halk
    oyunu.:FİDAYDA

    Ankara yöresine özgü bir halk oyunu.:MİSKET

    Ankara’daki Hitit Güneşi adlı anıtıyla tanınan,1905-1978 yılları arasında
    yaşayan heykelcimiz.:NUSRET SUMAN

    Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde ulusal park kaps***** alınan orman
    alanı.:SOĞUKSU

    Anket. : SORMACA

    Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası.:BEYİT

    Anlambilim.: SEMANTİK

    Anlaşılmaz bir biçimde yüksek sesle bağırmak.: BÖĞÜRMEK

    Anlaşma,uyuşma. : ANTANT

    Anlatışta düzgünlük.: FESAHAT

    Anlayış. : İZAN: FERASET

    Anlayışlı.:FERASETLİ.:ZEYREK

    Anlayışsız,ahmak,kalın kafalı.:GABİ

    Ansızın gelen bela,sıkıntı. : MUSİBET

    Antakya’da,bir çok dinsel yapı bulunan ve tabiatı koruma alanı kaps*****
    alınan dağ.:HABİBNECCAR

    Antalya ilinde antik bir kent. : SİMENA

    Antalya körfezinin batı kıyısında bir burun. : GELİDONYA

    Antalya Körfezinin batı kıyısında bir koy ve burun.: ADRASAN

    Antalya ve Fethiye körfezleri arasında yer alan yarımadanın adı.:TEKE

    Antalya yöresine özgü,kaburga kemiği ve pirinçle yapılan bir yemek.:LABA

    Antalya’da bir baraj.:ALAKIR

    Antalya’da bir mağara. : KARAİN

    Antalya’da Kale ve Finike ilçeleri arasında yer alan kıyı gölü.:BEYMELEK

    Antalya’da Manavgat çayı üzerinde bir baraj ve hidroelektrik
    santralı.:OYMAPINAR

    Antalya’da tanınmış bir mağara.: DAMLATAŞ

    Antalya’nın Elmalı ilçesinde tabiatı koruma alanı kaps***** alınan ve Toros
    sediri ağaçlarıyla kaplı olan orman alanı. : ÇIĞLIKARA

    Antalya’nın eski adı.:ADALYA


    Antalya’nın Lara bölgesinde,yaklaşık 150 kuş türünü barındıran bir
    göl.:YAMANSAZ

    Antalya’ya özgü tahinle yapılan bir yiyecek. : HİBEŞ

    Antarktika’da etkin bir yanardağ.:EREBUS

    Antepfıstığıgillerden,sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları
    dericilikte kullanılan bir ağaç. : SOMAK

    Antik çağda daha çok mezar taşı işlevi gören ama adak,anı veya sınır taşı
    olarak da dikilen taş levha.:STEL

    Antik çağlarda Kızılırmak ile Sakarya ırmağı arasındaki bölgeye verilen ad.
    : GALATYA

    Antik çağlarda,Anadolu’nun güneybatısına verilen ad.:LİKYA

    Antik Yunan’da,konserler verilen,şiirler okunan,oyunlar oynanan,genellikle
    dikdörtgen biçiminde,üzeri kapalı yapı.:ODEON

    Antiller’de ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,kökündeki yumrulardan
    ararot çıkarılan bir kamış çeşidi.:MARANTA

    Antimon’un simgesi. : SB

    Antlaşma:. MUAHEDE

    Anüsten su vermek yoluyla kalın bağırsağın içini temizleme.Lavman.: TENKİYE

    Apandis iltihabı.:APANDİSİT

    Aptal. : ALIK: ŞAVALAK

    Ara,arasında.:BEYN

    Ara. : ANTRAKT

    Araba oku.:ARIŞ

    Araba okunun ekseni. : İK : İĞ

    Araba üzerine gerilerek içine saman veya tahıl doldurulmuş büyük kıl çuval.
    : GERİ

    Araba vapuru. : FERİBOT

    Arabacı.:KOÇAŞ

    Arabada saman yüklenen taşıma sepeti. : ÇİTEN

    Arabistan plakası. : KSA

    Arabistan yarımadasında yaşayan bir çok Arap kabilesinin ortak adı. : MAZİN

    Arabistan’da çeşitli yerlerde kurulan pazarlar.: SUK

    Aracısız,doğrudan. : BİLVASITA

    Arap abecesiyle yazılan ve ancak büyüteçle okunan bir yazı biçimi. : GUBARİ

    Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. : CELİ : HİLALİ.: TALİK

    Arap alfabesinin her hangi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden
    oluşan değişik bir düzeni. : EBCET

    Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri. : FANTAZMA

    Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri.:FANTAZYA

    Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse.: ARABİST

    Arap erkek giyiminde,kefiyenin kaymaması için başa geçirilen ayarlı
    çember.Yün çember bağ. : AGEL

    Arap harflerinin en çok kullanılan el yazısı biçimi.:RIKA

    Arap harfleriyle yazılmış metinlerde kısa ünlüleri göstermek için kullanılan
    işaret.:HAREKE

    Arap reisinin evi. : ZAMALA

    Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi.:KUFİ

    Arapça çok karanlık gece.:LEYLA

    Arapça da ben. : ENE

    Arapça dilbilgisinde fiil çekim örneklerini içeren kitap.: EMSİLE

    Arapça el yazısı biçimi. : RIKA

    Arapça kuş.:TAYR

    Arapça zarf yapan gibi anlamında benzetme öneki.:KE

    Arapça’da domuz. : HINZIR

    Arapça’da inandık anlamında bir söz.:AMENNA

    Arapların başlarındaki serpuş. : KEFİYE

    Arapların Recep ayında kestikleri kurban. : ATİRE

    Araz. : İLİNEK

    Arazi üzerinde serilmiş bir işaret noktasının düşeyini gösteren geometrik
    biçimli tahta lata. :MİRA

    Arazide dikilen işaret çubuğu. : ARDA

    Ardıç kozalağı. : EFİN

    Argo da adam,herif anlamında söz. : *****

    Argo da ahlaksız kimse. : KAYARTO

    Argo da esrar. : OT

    Argo da hiç emek vermeden ele geçirilen şey. : LÜP

    Argo da orta yaşlı erkek. : KIRANTA

    Argo’da aptal,sersem.:GEBEŞ

    Argo’da çirkin kimseye verilen ad.:KOKOROZ

    Argo’da dikizleme.:RONT

    Argo’da dolap.:KETENPERE

    Argo’da dost,metres anlamında sözcük.:GACO.:ZAMKİNOS

    Argo’da fahişe.:KEVAŞE

    Argo’da gizli dost.:AŞNAFİŞNE

    Argo’da görgüsüz,kaba saba kimseye verilen ad.:ZONTA

    Argo’da hamama verilen ad.:TATO

    Argo’da hile,düzen,tuzak.: TONGA

    Argo’da kağıt para.:PAPEL

    Argo’da lira anlamında kullanılan sözcük.:OSKİ

    Argo’da metres.:MANTİNOTA

    Argo’da rakı.:ANZAROT

    Argo’da sersem,budala,ahmak.: HIRT

    Argo’da silahla yapılan hırsızlık.: TUFA

    Argo’da sövme,sövgü.:KALAY

    Argo’da tanışıyormuş gibi yaparak para sızdırma.:MANİTA

    Argo’da tavla oyununda kullanılan zar.:KEMİK

    Argo’da vurgun anlamında sözcük.: TUFA

    Argo’da yolsuzca veya zorla elde edilen mal.:KAPAROZ

    Argo’da,şuna bak,hale bak anlamında bir sözcük.:KİTAKSİ

    Argoda alay. : SARAKA

    Argoda altın lira. : OSKİ

    Argoda bit. : MACAR

    Argoda cebi delik. : KOKOROZ

    Argoda çalmak ,aşırmak. : AŞIRAMENTO

    Argoda değersiz,kötü. : KITIPİYOZ : KITIPİYOS

    Argoda değersiz,önemsiz,derme çatma. : CAVALACOZ

    Argoda genç ve yakışıklı erkeğe verilen ad. : LAÇO

    Argoda git defol anlamında sözcük. : NAŞ

    Argoda giysi. : FAÇA

    Argoda gizli yer. : SOTA

    Argoda gösteriş,çalım. : AFİ

    Argoda gözetleme. : ERKETE

    Argoda güzel giyimli,çok şık. :APİKO

    Argoda külhanbeyi tavırlı kimse. : ADADİYOZ

    Argoda oynaş. : AFTOS

    Argoda uydurma söz,yalan.:KITIR

    Arı beyi.:ANAARI

    Arı kil. : KAOLİN

    Arıların çıkardığı bir tür salgı.. : EĞİR

    Arıların kovan deliğini kapatmak için kullandıkları sarı ve yumuşak
    madde,balmumu.:KİREBOLU

    Aristokrasi.:ZADEGAN

    Aristoteles’in şiir anlayışından alınan ve sanat yapıtını birtakım kurallara
    bağlı olmakla birlikte dünyanın bir taklidi olarak tanımlayan terim. :
    MİMESİS

    Arjantin’in plaka işareti.: RA

    Ark.Kıvılcım. : ŞERARE

    Arka. : PEŞ : AKAB

    Arkadaş,geceleri konuşulup dertleşilen dost.:SEMİR

    Arkadaş. : ENİSE

    Arkadaş.:YAREN : REFİK

    Arkalıksız iskemle. : SEKMEN

    Arkalıksız küçük iskemle. : OTURAK

    Arkalıksız,alçak,yumuşak,ayakları gözükmeyen oturacak. : PUF

    Arkası kabarık,oturak yeri geniş koltuk. : BERJER

    Arkası yırtmaçlı resmi ceket. :CEKETATAY

    Arkası yırtmaçlı,etekleri uzun,çift sıra düğmeli,resmi erkek
ceketi.:REDİNGOT

    Arkeolojide antik kentlerin mezarlarına verilen ad. : NEKROPOL

    Arkeolojide,genellikle boynuz veya hayvan başı biçiminde içki kabı.: RİTON

    Armağan,karşılıksız verilen: PEŞKEŞ

    Armut biçiminde ipek telli Vietnam lavtası. : TİBA

    Arnavutluk para birimi. : LEK

    Arnavutluk’un plakası:AL

    Arpa,buğday ve benzerlerinin kalburdan geçirilmiş bölümü. : ELENTİ

    Arsenik. : ZIRNIK

    Arsız sokak çocuğu,piç. : KOPİL

    Arşının sekizde bir uzunluğunda ölçü birimi. : URUP

    Arşiv.:BELGELİK

    Arta kalan. : BAKİ

    Artırma yoluyla yapılan satış.:MEZAT

    Artvin ilinde,Sahara yaylası ile birlikte ulusal park kaps***** alınan ve
    doğal güzelliğiyle tanınan bir göl.: KARAGÖL

    Artvin ilinde,ulusal park kaps***** alınan ünlü yayla.:SAHARA

    Artvin’in Ardanuç ilçesinde ünlü bir yayla.:BİLBİLAN

    Artvin’in eski adı. : LİVANE

    Aruz ölçülerinden biri. : REMEL

    Aruz ölçüsünde kısa okunması gereken bir heceyi,kalıba uydurmak için uzatma.
    : İMALE

    As.: KAKIM : ERMİN

    Asalak bilimi. : PARAZİTOLOJİ

    Asalak. : TUFEYLİ : EKTİ

    Asbestli çimentodan yapılan bir çatı kaplama gereci.:ETERNİT

    Asgari,minimum.: MİNİMAL

    Asık suratlı,somurtkan. : ABUS

    Asıl hücre ile protoplazma uzantılarından ve bir silindir eksenden oluşmuş
    sinir hücresi.:NÖRON

    Asıl,unsur,hipostaz.: UKNUM

    Asilzade,derebeyi.:ALPAGUT

    Asit. : HAMIZ

    Asker şapkalarına takılan ve rengi uluslara göre değişen işaret. : KOKART

    Asker yetiştirilmek üzere Yeniçeri ocağına alınacak çocukları seçip toplama
    işi.:DEVŞİRME

    Asker,ordu. : LEŞKER

    Asker,ordu.:CEYŞ

    Asker. : SÜ

    Asker.:SÜ

    Askeri ataşe.. : ATAŞEMİLİTER

    Askeri donatımın metal bölümlerini temizlemek için kullanılan üstübeç,alkol
    ve sabun karışımı madde. : ASTİKA

    Askeri mahkeme.:DİVANIHARP

    Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı.:BAŞIBOZUK

    Askerlik çağı.:ESNAN

    Aslan takımyıldızının Latince adı.: LEO

    Asma biti. : FİLOKSİRA

    Asma filizinin rengi,açık yeşil renk.:FİLİZİ

    Asma kütüğü.: REZ

    Asma,kavun,karpuz gibi bitkilerin sürgünü veya dalı.: TEVEK

    Asma,yukarı kaldırma. : TALİK

    Asmalık.:BAĞ

    Aspiratör.:EMMEÇ

    Ast. : MADUN

    Astarlık bir kumaş türü.: SOF

    Astronomi alanındaki buluşları,matematik,doğa bilimleri,coğrafya ve tarih
    alanındaki çalışmalarıyla ünlü,Orta Çağın en büyük bilginlerinden biri.:
    BİRUNİ

    Astronomi. : FELEKİYE

    Asurlular tarafından kurulan ticaret kolonilerine verilen ad.:KARUM

    Asya ve Afrika’da yaşayan,güzel ötüşlü küçük bir kuş.:BENGALİ

    Asya’da bir göl.:URMİYE

    Asya’da bir ırmak. : OBİ : OKA

    Asya’da ve Malezya takımadalarında yetişen yelpaze yapraklı büyük boylu
    palmiye.:KORİFA

    Aşağı derece.:DEREKE

    Aşağılık kimseler,alçaklar anlamında eski sözcük.: EDANİ

    Aşı boyası. : OKR

    Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan, içi oyulup kurşun akıtılarak
    ağırlaştırılmış boyalı kemik.: AKAT

    Aşık kemiği. : KAP :TALUS

    Aşık olmaktan duyulan korku. : AMOROFOBİ

    Aşılanmamış zeytin ağacı,yabani ağaç.: DELİCE

    Aşırı iştahlı.:EKİL

    Aşırı iştahsızlık. : ANOREKSİ

    Aşırı kitap okuma tutkusu.:BİBLİYOMANİ

    Aşırı sembolist sanatçılara verilen isim.(19. Asır sonlarında
    görüldü).:DEKADAN

    Aşırı şişmanlık. : OBEZİTE

    Aşırı ulusçuluk.: ŞOVENİZM

    Aşiret. : OYMAK

    Aşk ateşi. : OD

    Aşk. : SEVİ

    Aşkla ilgili,kösnül.:EROTİK

    Aşure kazanını karıştırmak için kullanılan uzun saplı,yayvan uçlu kepçe. :
    MABLAK

    At ahırı. : TAVLA

    At arabalarının tekerleğine geçirilen demir çember. : ŞINA

    At eğitimi ve bu eğitimin yapıldığı yer. : MANEJ

    At eğitimi yapılan alan.: MANEJ

    At gezdirmeliği. : PADOK

    At koşturup karşı takım oyuncularına değnek atarak topluca oynanan eski bir
    Türk oyunu.:CİRİT

    At tüyünün rengi. : DON

    At üretilen çiftlik. :HARA

    At ve eşek yavrusu.:KULUN

    At ve kısrak sürüsüne verilen ad. : ÜREK

    At veya araba uşağı. : İSPİR

    At yarışlarında kullanılan klasik engele verilen ad. : OKSER

    At,eşek gibi tek tırnaklı hayvanların tırnağı. : TOYNAK

    At,köpek gibi evcil bir hayvanın soy kütüğü. : PEDİGRİ

    Ata bakan,tımar eden kimse,at bakıcısı.:SEYİS

    Atardamar bozukluğu. :ARTERİT

    Atardamar. : ARTER

    Atardamarda kanın pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda
    meydana gelen tıkanma.:AMBOLİ

    Atasözlerine dayanan didaktik Çin-Japon şiiri. : Pİ

    Ateş anl***** gelen Sanskritçe sözcük.: AGNİ

    Ateş böceği. : ARUSEK

    Ateş. : KOR : NAR

    Ateşe tapanlar,Zerdüşt dinine bağlı olanlar. : MUGAN

    Ateşli silah çapı. : KALİBRE

    Ateşli silahlarda atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde.:CEPHANE

    Ateşperest. : MECUSİ

    Ateşte kızartılmış taze buğday veya mısır. : ÜTME

    Ateşten fırlayan ve etrafa saçılan kıvılcım.:UÇKUN

    Atgillerden soyu tükenmiş olan küçük,çevik bir yaban atı. : TARPAN

    Atı yönetmek için ağzına takılan demir araç : GEM

    Atıcılık sporunda bir dal.:SKEET.:TRAP.:BALTRAP

    Atıcılık. : RİMAYET

    Atılmış,eğrilmeye hazırlanmış,top biçiminde yün veya pamuk . : TULUP

    Atın ağzına takılan demir araç. : GEM

    Atın başındaki süsler. : OYAN

    Atın bir koşma biçimi.:RAHVAN

    Atın bir tür hızlı yürüyüşü. : EŞKİN

    Atın eşkin yürüyüşü. : LİNK : ADETA

    Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü.:TIRIS

    Atın kişnemesi. : OKRAMA

    Atıştırmalık. : SNACK BAR

    Atik,çevik.:ÇALAK

    Atilla İlhan’ın lakabı : KAPTAN

    Atlara binilerek değneklerle oynanan bir çeşit top oyunu.:POLO

    Atların ağzına takılan kantarma türlerinden biri. : PELEM

    Atların alnından alt çenesine uzanan beyazlık.:KİLİT

    Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen hastalık.
:ARPALAMA

    Atların boynuna takılan muska,değerli taş,hayvan tırnağı gibi şeylere eski
    Türklerde verilen ad.:MONCUK

    Atların taşınması için yapılmış kapalı taşıma aracı.:VAN

    Atlas çiçeği.: KAKTÜS

    Atlas. : SATEN

    Atletizm yarışmalarında derece alan atletlerin veya giysileri sergilemek
    için mankenlerin çıktıkları merdivenli,yüksekçe yer.: PODYUM

    Atletizmde on ayrı dalda yapılan yarışma.:DEKATLON

    Atlı savaşçı. : ŞÖVALYE

    Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş.: MUYMUL

    Atmaca,doğan.:LAÇIN

    Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri,rüzgar,yıldırım,yağmur,dolu gibi
    olaylara verilen genel ad.: METEOR

    Atmosferin 11 km kalınlığında olan ilk katmanı. : TROPOSFER

    Atmosferin,yeryüzünden 80 km yükseklikte başlayan son tabakası.:İYONOSFER

    Atom çekirdeğinde her bir (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik.:PROTON

    Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronun ortak adı. : NÜKLEON

    Atom parçacığı. : PARTİKÜL

    Atölye. : İŞLİK

    Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi. : FERMA

    Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi.: FERMA

    Av vergisi,av resmi. : SAYDİYE

    Av. : ŞİKAR

    Ava alıştırılamayan bir tür doğan. : ESPERİ

    Avcı çantası.:CELBE

    Avcı kulübesi Avcı pusu yeri. : AVSİN. : EVSİN

    Avcı kulübesi.:GÜME

    Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe. : BECENE

    Avcıların av beklemek için taş yığınlarından yaptıkları pusu. : ÖNEZE

    Avda hiçbir şey öldüremeyen veya tutamayan avcı için kullanılan
sözcük.:MAZET

    Avı çekmek için dökülen yem.:DADAMIK

    Avlamak istediği yaban domuzu tarafından öldürülen,Bybloslu genç Fenike
    tanrısı.:ADONİS

    Avlu.,iki ve daha çok katlı ev,sofa. : HANAY

    Avrupa Birliğine üye ülkelerin ortak para birimi.:EURO

    Avrupa Futbol Birliği’nin kısaltması.:UEFA

    Avrupa uzay ajansı. : ESA

    Avrupa uzay araştırmaları örgütü. : ESLO

    Avrupa ve Kafkasya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir cins dağ keçisi.:ŞAMUA

    Avrupa Yayın Birliği. : EBU

    Avrupa’da 18. asırda egemen olan İtalyan opera tarzının adı.: NAPOLİTEN

    Avrupa’da bir ırmak. : İNN

    Avrupa’da yaşayan bol renkli iri bir kelebek türü. : ADELA

    Avrupa’nın en büyük gölü. : LADOGA

    Avrupalıların Çin devlet memurlarına verdikleri ad. : MANDARİN

    Avşa adasına verilen ad.:TÜRKELİ

    Avşa adasında yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen kırmızı üzüm
    cinsi. : ADAKARASI

    Avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan meslek
    ad***** verilen ad : DAVA VEKİLİ

    Avukatların meslek örgütü. : BARO

    Avustralya tavuğu’da denilen bir kuş. : MELİ

    Avustralya’da yaşayan bir cins devekuşu. : EMU

    Avustralya’da yaşayan çeşitli otçul keselilerin ortak adı.:VALABİ

    Avustralya’da yaşayan keseli ağaççıl memeli hayvan.: KOALA

    Avustralya’da yaşayan,ağır gövdeli,kısa bacaklı hayvan.:VOMBAT

    Ay ( kamer ) takviminin beşinci ayı,büyük tövbe ayı.: CEMAZİYÜLEVVEL

    Ay ağılı,hale. :AYLA

    Ay çiçeğine verilen bir başka ad.:GÜNEBAKAN

    Ay takviminde on birinci ay. : ZİLKADE

    Ay takviminin yedinci ayı.:RECEP

    Ayağa kalkmak. : KIYAM

    Ayağa vurulan halka,köstek,pranga.:BUKAĞI

    Ayağı kayma,sürçme. : ZEL

    Ayağı sakat olan.:ÇOLPA

    Ayağı sekili at.: ALABACAK

    Ayağına çabuk,atik,çevik.:ÇALAK

    Ayak : KADEM

    Ayak bakımı.:PEDİKÜR

    Ayak bastı parası. : KADEMİYE

    Ayak bilekliği.. : HALHAL

    Ayak takımı.:PARYA

    Ayak topu. : FUTBOL

    Ayakkabı bağı.:BAĞCIK

    Ayakkabı boyama. : LOSTRA

    Ayakkabı çekeceği. : KERATA

    Ayakkabı kalıbının çapı. : LORTA

    Ayakkabı yapıştırıcısı. : ÇİRİŞ

    Ayakkabı,çanta yapımında kullanılan parlak deri.: RUGAN

    Ayakkabıcılıkta kenar düzeltmek için kullanılan metal alet.:MAKİNETA

    Ayakkabıların altına çakılan demir.: NALÇA

    Ayakkabının altını kalınlaştırmak için yerleştirilen parça.: FİYAPA

    Ayakkabının ön tarafında dikişle ayrılmış burun bölümü. : MASKARATA

    Ayakkabının üstünden bacağın alt bölümüne değin sarılan,kumaş yada köseleden
    yapılmış bir tür tozluk. :.GETR

    Ayakkabının yumuşak olan üst bölümü. : SAYA

    Ayaklı,taşınır ocak.:MALTIZ

    Ayaklık. : PEDAL

    Ayakta duran. : KAİM

    Ayarı bozuk (para). : NASARA : NASERE

    Aydın ilinde bir baraj.: MADRAN

    Aydın yöresinde,kadınların kına gecesi,düğün,bayram gibi özel günlerde
    başlarına örttükleri geniş örtüye verilen ad. : ULADA

    Aydınlatma,ışıklandırma. : TENVİR

    Ayın etkisiyle huyunun değiştiği düşünülen kimse.:AYSAR

    Ayın on dördü.:BEDİR

    Ayırıcı duvar,cidar.:ÇEPİÇ

    Ayırmaç.:FARİKA

    Ayırtman. : MÜMEYYİZ

    Aylandız da denilen ve gölge ağacı olarak dikilen kötü kokulu bir ağaç. :
    KOKARAĞAÇ

    Aymaz. : GAFİL

    Aynı adlı karabiberden elde edilen bir tür içki. : KAVA

    Aynı adlı keçi türünün ince,yumuşak,parlak yünü.:TİFTİK

    Aynı cins. : HETEROJEN

    Aynı cinsten şeyler arasındaki ince fark.:NÜANS

    Aynı işi yapan esnafın bulunduğu çarşı. : ARASTA

    Aynı oranda aynı element oluşumunda ama farklı özellik taşıyan iki
    bileşikten biri.:İZOMER

    Aynı rengin çeşitli tonlarıyla yapılan resim. : KAMAYÖ

    Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu.:TRUP

    Aynı yere giden taşıt veya yolcu topluluğu.:KONVOY

    Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan altın veya gümüşten yapılmış
    kuyumculuk işleri.: SADEKARİ

    Ayrılış,ayrılık. : FİRKAT

    Ayrılma. : İNFİRAK

    Ayrılmış,dağınık. : MÜTEFERRİK

    Ayrıntılar.: MÜFREDAT

    Ayvalık ilçesindeki ünlü turistik tepe. : ŞEYTAN SOFRASI

    Az aydınlık yerlerde görememe biçiminde beliren göz hastalığı. : TAVUKKARASI


    Az bulunan,nadir.:TURFA

    Az eğimli arazi.:BAYIR

    Az kavrulmuş un ve tavuk eti dövülerek yapılan,pelte kıvamında yöresel bir
    yemeğe verilen ad. : HERİSE

    Az miktarda.:CÜZİ

    Az pişmiş et. : TATARİ

    Az sözle çok şey anlatma. : İCAZ

    Az yada çok kabarık enine fitillerle belirginleşen ipekli bir dokuma. :
    GROGREN

    Azalma. : FİRE

    Azap.: EZİNÇ

    Azerbaycan’ın başkenti.:BAKÜ

    Azerbaycan’ın para birimi.:MANAT

    Azerbaycanlı ünlü yazar.:ANAR

    Azgın,kızgın hayvan.:AKUR

    Azı dişi.:NAB

    Azılı atları zaptetmek için dillerini bastıracak biçimde yapılmış demir
    araç.: KANTARMA

    Azınlık,azlık. : EKALLİYET

    Aziz mezarı.: RAVZA

    Azman bir midye çeşidi.:PİNES

    Azmış yara.:BICILGAN

    Azotun bir başka adı. : NİTROJEN 
  
    B

    Baba,şeyh,önder. : BAB

    Bacağın alt bölümünü ve ayakkabının üstünü örten,kumaş veya köseleden
    yapılmış bir tür tozluk : GETR

    Bacağın kalçadan dize kadar olan kısmı.:UYLUK

    Badem sübyesi.Bademden yapılan şerbet. : SOMATA

    Bademli kek. : PRALİN

    Bafa gölünün diğer adı. : ÇAMİÇİ

    Bağ bekçisi.:BAĞBAN

    Bağ budamaya yarayan eğri bıçak.TARA

    Bağ çubuğu,çalı çırpı.:ÇEPER

    Bağ kütüğü. : OMCA

    Bağ ve bahçe sulamak için açılmış su yolu,ark.:KARIK

    Bağ,bahçe gibi yerlerin çevresine çalı,kamış,ağaç gibi şeylerden çekilen
    duvar.:ÇİT

    Bağa,tosun. : KELE

    Bağan otu’nun zehiri. : AKONİTİN

    Bağırsak iltihabı.:ANTERİT

    Bağırsak kurdu. : ASKARYAZ

    Bağırsak solucanı. : ASKARİS.: ASKARİT

    Bağırsak.:MİA

    Bağırsaklar. : EMA

    Bağırsakları tutan karın içi zarı. : MASARİKA

    Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı : TÜMÜR

    Bağırsaktan yapılmış ameliyat ipliği.:KATGÜT

    Bağış yapma : İRA

    Bağlamaya benzer bir Yunan çalgısı. : BUZUKİ

    Bağlamayı mızrap yerine parmaklarla çalmak.:ŞELPE

    Bağlaşık devletler.(1.Dünya Savaşında İttifak Devletleri). : DÜVELİ
MÜTTEFİKA

    Bağnazlık.: TAASSUP

    Bağsız ayakkabı.Kuzey Amerika Kızılderililerinin giydiği deriden
    yapılmış,tek parça ayakkabı. : MOKASEN

    Baharat satıcısı. : AKTAR

    Baharatlı sirkeye yatırılmış koyun etinden yapılan şiş.:ŞAŞLIK

    Baharda çok erken çiçek açan ve eczacılıkta kullanılan soğanlı bir bitki.:
    KARDELEN

    Bahardan az önce,ilkin havada,sonra suda ve en sonra toprakta oluştuğu
    sanılan sıcaklık yükselişi.:CEMRE

    Bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki. : AKASMA

    Bahçelerde yazın oturmak için yapılan kafes biçiminde kubbeli,üstü
    yeşilliklerle sarılan süslü çardak. : KAMERİYE

    Bahçıvan,bağ bekçisi.:BAĞBAN

    Bahreyn’in başkenti. : MANAMA

    Bahreyn’in plaka işareti.:BRN

    Bakar körlük. : AMOROZ

    Bakır kalay karışımı.: TUNÇ:BRONZ

    Bakır küçük kova. : BAKRAÇ

    Bakır taşı. : MALAKİT

    Bakır,nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünüşünde bir alaşım. : FAKFON

    Bakırcı örsü. : ZAVA

    Bakırdan yapılma ve küre biçiminde bir tür davul. : TİMBAL

    Bakırdan,çift dilli nefesli çalgı.:SARÜSOFON

    Bakışımsızlık. :ASİMETRİ

    Bakir : ERDEN

    Bakire kız. : AZRA

    Bakla,fasulye,bezelye gibi taze sebzelerde,içinde tohumların sıralanmış
    bulunduğu kabuğa verilen ad. : BADIC

    Baklagillerden,bazı türleri hekimlikte idrar söktürücü olarak kullanılan bir
    bitki.:KATIRTIRNAĞI

    Baklagillerden,çok yıllık,dikenli bir çalı.:GEVEN

    Baklagillerden,hayvan yemi olarak yetiştirilen bir bitki.:FİĞ

    Baklagillerden,sıcak bölgelerde yetişen,bir çok türü bulunan bir
    bitki.:SİNAMEKİ

    Baklavaya benzeyen bir tür hamur tatlısı.:SAMSA

    Bakmak,beslemek,yetiştirmek. : ESERMEK

    Bakmak,beslemek,yetiştirmek.:ESERMEK

    Bakraç.:DEBBE

    Bal : ASEL

    Bal alırken takılan başlık. : GÖZENE

    Bal konulan ufak tekne.:ŞAFUL

    Bal mumuna veya parafine batırılmış fitil. : ŞAMA

    Bal özelliği,bal niteliği. : ASELİYET

    Bal özü. : NEKTAR

    Bal peteği. : DALAK

    Bal,yağ,yoğurt gibi şeyler koymaya yarar tahta kova.:KÜLEK

    Bal,yoğurt koymaya yarayan tahta kova. : KÜLEK

    Balçık : ALEKA

    Balerin kostümü. : TÜTÜ

    Balgam taşı.:ONİKS

    Balı alınmış petek. : KAVARA

    Balı alınmış petek.:KAVARA

    Balık adam.:DALGIÇ

    Balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen keçi kılından ip. : FARİL

    Balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen keçi kılından yapılmış
    ip.:FARİL

    Balık salamurası. : LAKERDA

    Balık yumurtası ile yapılan meze. : TARAMA

    Balık.:MAHİ

    Balıkçıların,balıkları çevirmek için kayıklarla denize fırdolayı ağ
    salmaları. : VOLİ

    Balıkesir yöresine özgü bir halk oyunu.:NİNNARE

    Balıkesir’de doğal güzelliğiyle ünlü bir şelale. : SÜTÜVEN

    Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde yaşayan
    Yörüklerin geleneksel el tezgahlarında dokudukları yün halılara verilen ad.
    : YAĞCIBEDİR

    Balıkesir’in Bandırma ilçesine bağlı bir belde.:EDİNCİK

    Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı,etnografya müzesiyle tanınmış köy.
    :TAHTAKUŞLAR

    Balıkesir’in eski adı.:KARESİ

    Balıkesir’in İnegöl ilçesi yakınlarındaki ünlü kaplıca. : OYLAT

    Balıkesir’in Sındırgı ilçesi yakınlarındaki ünlü kaplıca. : EMENDERE

    Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde geleneksel el
    tezgahlarında dokunan yün halılara verilen ad.:YAĞCIBEDİR

    Balıkların iste kurutularak yapılan pastırması. : LİKORİNOZ

    Balıkların sürü halinde geçeceği yerlere ağlarla kurulan geniş ve sabit bir
    tuzak türü.:DALYAN

    Balıkların tuzlaması.:ANÇÜEZ (ANÇUVEZ)

    Balina.:FALYANOS

    Balla hazırlanan bir hamur tatlısı. : ZULUBYA

    Bambu saplarından yapılmış.:HEZARAN

    Bangladeş para birimi.:TAKA

    Bangladeş’in para birimi. : TAKA

    Bankacılıkta faizin başlangıç tarihine verilen ad. : VALÖR

    Bankalar arası işlemlerde bir gecelik faiz uygulaması.:REPO

    Bankalar arasında çeşitli paralar için ön mutabakat ve emaneten satışla
    sağlanan takas işlemi.:SWAP

    Bantlarla süslenmiş bir tür kumaş.: ELİFİ

    Banyo temizlik aracı. : KESE

    Barınak MELCE

    Barındırma. : İBATE

    Barış.:HAZAR

    Baryum’a benzeyen,radyoaktif alkali toprak metali. : RADYUM

    Baryumun simgesi:BA

    Basıcı,yayıncı. : EDİTÖR

    Basık ve geniş. : YAYVAN

    Basım evinde harfleri dizen ve satırları blok durumunda döken dizgi
    makinesi. : LİNOTİP

    Basımcılık. : TABAAT

    Basımcılıkta harfler arasında bırakılan boşluk.:ESPAS

    Basımcılıkta harflerin büyüklük ve küçüklüklerine göre aldığı ad. : PUNTO

    Basımevinde harfleri dizen ve satırları blok durumunda döken dizgi
    makinesi.: LİNOTİP

    Basımevlerinde dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya
    yarar takoz.:TAKATUKA

    Basiret.Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği.: SAĞGÖRÜ

    Basketbolde hatalı yürümeye verilen ad.: STEPS

    Basketbolde hücum oyuncusu.:PİVOT

    Baskın. : DOMİNANT

    Basur. : HEMOROİT

    Baş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış
    gemi.:BALTABAŞ

    Baş çoban:EKE

    Baş dönmesi. : VERTİGO

    Baş garson. : METRDOTEL

    Baş örtüsü olarak kullanılan bir tür ipekli dokuma. : VALA

    Baş örtüsü,yazma.:DOLAK

    Baş örtüsü,yün atkı.: LEÇEK

    Baş parmak ve serçe parmağı uzaklığı. : KARIŞ

    Baş tarafı balta ağzı gibi düz olan gemi.: BALTABURUN

    Başa dert açacak karışık durum.:ÇAPANOĞLU

    Başak toplama. : LİKAT

    Başarı,başarma. : MUVAFFAKİYET

    Başarısız. : RATE

    Başı pullu,boyu 2 m kadar olan,zehirli ve tehlikeli bir yılan.:OKYILANI

    Başı yuvarlak,kıçı aynalı Karadeniz yapısı bir yelkenli. : GAGALI

    Başıboş at.:YILKI

    Başıboş gezen hayvan sürüsü.:ÖREK

    Başıboş hayvan.: YONT

    Başın çevresine çember gibi dolanıp bağlanan bağ.:ÇATKI

    Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin.: MAĞ

    Başka bir manzume örnek alınarak aynı ölçü ve aynı uyakla yazılan
    manzume.:NAZİRE

    Başka insanların davranışlarını olumlu yada olumsuz biçimde yargılamakta
    kullanılan ölçütler bütünü. : AHLAK

    Başka,fazla. : MAADA

    Başka,öteki,diğer.:ÇİR

    Başkaları.:AĞYAR

    Başkalarının sırtından geçinen,asalak,tufeyli.:EKTİ

    Başkalaşım. : METAMORFOZ

    Başkanlık. : RİYASET

    Başkasının adına gezerek satıcılık yapan kimse. : TABLAKAR

    Başkasının buyruk ve dileklerini yerine getiren,söz tutan.:ESLEK

    Başkasının yaptığı deyim ve davranışları anlamsız olarak yinelemek. :
EKOLALİ

    Başkasının yaptığı hareket ve davranışları anlamsız olarak
    tekrarlama,yansıca.:EKOPRAKSİ

    Başkırdistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti. : UFA

    Başkomutan.:MİR

    Başlangıç.:MEBDE

    Başlıca belirtisi kısa,çabuk,değişken güçte irade dışı hareketler olan bir
    hastalık.: KORA

    Başlıca üyesi Fransız yazar Jules Romains olan ve toplumun ortak bilincini
    dile getirmeyi amaçlayan edebiyat akımı.:ÜNANİMİZM

    Başlık. : SERPUŞ

    Baştan ayağa./Baştanbaşa. : SERAPA

    Baştan savma,üstünkörü.:YALAPŞAP

    Başvurulması gereken kaynak.:REFERANS

    Bataklık gazı. : METAN

    Bataklık. Küçük su birikintisi,gölcük. : AZMAK

    Batı Afrika da bir ırmak. : OTİ

    Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli fırtına.:TORNADO

    Batı Afrika ormanlarında,Gine ile Liberya arasında yaşayan,türleri içinde en
    iyi konuşan gri papağan.:JAKO

    Batı Anadolu’da Lidya bölgesinde eskiçağ kenti. : SART

    Batı Hindistan’da eski bir Hindu devleti. : KAÇ

    Batı mimarlığı ve dekoratif sanatlarında 18.yy da ortaya çıkan stilize deniz
    kabuğu,çakıl taşı ve sarmal motiflere verilen ad. : ROKAY

    Batı Samoa’nın başkenti. APİA

    Batı ülkelerinde Vikont ile şövalye arasında soyluluk unvanı.: BARON

    Bayat ekmek,yemek. : KERTİ

    Bayındırlık işleri. : NAFİA

    Bayındırlık.: UMRAN

    Bayır.:ŞEV

    Baykuşgillerden,Avrupa-Asya ve Kuzey Afrika’da yaşayan bir kuş.:KUKUMAV

    Bayraktar.Sancak veya bayrak taşıyan. :ALEMDAR

    Bayram.:İD

    Bazı ateşli silahlarda namlunun ucunda bulunan küçük çıkıntı.: ARPACIK

    Bazı bitkilerin genellikle süt görünümünde olan özsuyu (kauçuk özsuyu). :
    LATEKS

    Bazı böceklerin katı ve sert üst kanadı. : ELİTRA

    Bazı canlıların bir takım yiyeceklere,ilaç,koku,toz gibi nesnelere
    gösterdikleri ters tepkiye verilen ad. : ALERJİ

    Bazı eşyaya verilmesi gereken boyutları,yan görüşü çizmeye,hazırlamaya yada
    denetlemeye yarayan örnek.:GABARİ

    Bazı giyeceklere sertlik vermek için kullanılan bir tür kumaş. :TARLATAN

    Bazı harfleri kusurlu söyleyen. : PELTEK

    Bazı hayvan ve bitki hücrelerinde bulunan iğne biçiminde billur madde. :
    RAFAT : RAFİT

    Bazı hayvanları karanlıkta ışık,çok aydınlıkta karanlık aramaya iteleyen
    dürtü.:FOTOKİNEZİ

    Bazı işlerde sicim yerine kullanılan,ince ve uzun,esnek deri parçası.: SIRIM

    Bazı kağıt oyunlarında üçüncü durumdaki oyuncu söz konusuysa,kendisinden
    önceki oyuncuda ara kağıt veya kağıtlar bulunduğunu düşünerek büyük kağıt
    yerine düşük değerde bir kağıt atmak.:EMPAS

    Bazı kağıtların dokusunda bulunan ve ancak aydınlığa tutulunca görülen
    çizgi,resim ve yazı gibi biçimler.: FİLİGRAN

    Bazı oltalarda kösteği ağırlaştırmak için kullanılan kurşun parçası.:ZOKA

    Bazı telli çalgılarda kullanılan hayvan bağırsağından tel.Çalgı teli. :
KİRİŞ

    Bazı türleri evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilen bir tür
palmiye.:LATANYA

    Bazı vakıf kuruluşlarında fakirlerin doyurulması için ayrılan ödenek.:
    İTAMİYE

    Bazı yörelerimizde küçük kar anlamında kullanılan sözcük. : GİLİRİK

    Bebeğin başsız olarak doğmasına tıpta verilen ad. : AKEFALİ

    Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen ince pamukludan kısa kollu giysi. :
    ZIBIN

    Becerikli,iş bilen. : EVİRGEN

    Becerikli,usta.:MAHİR

    Beceriksiz,güçsüz.:CÜDAM

    Bedenin belden aşağı bölümlerini yıkamakta kullanılan tuvalet aracı.:BİDE

    Beğenmemek,azımsamak,küçümsemek. : BUNMAK

    Beklenmedik hoş ve şaşırtıcı sözler söyleyen,güldürücü öykü anlatan kimse.:
    NEKRE

    Bekleyen. : MUNTAZIR

    Bel ve kalça arası. : BASEN

    Bel,çapa veya sabanın toprakta kaldırdığı iri parça.:KESEK

    Bel,orta,ara,aralık. : MİYAN (MEYAN)

    Belediye.:URAY

    Belgeleme. : TEVSİK

    Belgesel.: DOKÜMANTER

    Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği.: TONALİTE

    Belirti. : SEMPTOM

    Belirtiler.: SENDROM

    Belize plakası. : BH

    Bellek yitimi. : AMNEZİ

    Belli belirsiz hissedilen hafif yel.:ESİNTİ

    Belli belirsiz tarih olaylarına ve efsane motiflerine dayanılarak halkın
    hayal gücüyle meydana gelmiş eser,epope.:DESTAN

    Belli bir birim alan içinde yaşayan tüm canlıları,fiziksel çevreleri ve
    aralarındaki her tür karşılıklı ilişkiyi içeren kavram.:EKOSİSTEM

    Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tümü./ Yeryüzünde ekolojik olarak
    sınırlanabilir bir yaşam mekanında bulunan bütün canlıları ifade eder.(orman
    faunası,çayır ve deniz faunası gibi). :FAUNA

    Belli bir konuda düzenlenen oturum veya seminer,bilgi şöleni.:SEMPOZYUM

    Belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için
    görevlendirilen kimse.:KAYYUM

    Belli konulara uzun süre odaklanabilme,ayrıntıları algılamada çok başarılı
    olma ancak insanlarla iletişim kurmakta zorlanma biçiminde kendini gösteren
    sendrom.:ASPERGER

    Belli olmayacak kadar yavaş akan su.:IĞIL

    Benekli hayvan.:ÇAPAR

    Benim gibi.:BENCİLEYİN

    Benin’in eski adı.:DAHOMEY

    Benzenden türeyen ve boya sanayiinde kullanılan zehirli bir madde.Organik
    boya cevherine verilen ad. : ANİLİN

    Benzer seslerin bir mısrada veya bir cümlede kulağa hoş gelecek bir ahenkte
    tekrarlanması.:ALİTERASYON

    Benzeşim,örnekseme. : ANALOJİ

    Benzeştirme. :ASİMİLE

    Benzeti.:TEŞBİH

    Beraber asker olanlar. : TERTİP

    Berber ERUKAR

    Bereketli.:ARTAĞAN

    Bergama ilçesinde Allianoi antik kentini sular altında bırakacak olan
    baraj.:YORTANLI

    Bergama’nın eski adı. : PERGAMON

    Bering Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan adalar grubu. :ALEUT

    Berkelyumun simgesi : BK

    Besinini bağımsız olarak sağlayan bitki,kendi belsek.:OTOTROF

    Beş heceli üç dizeden oluşan Japon şiir türü. : HAİKU

    Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun.:MARYA

    Beşparmak da denilen ve üzerine dikili çizgiler bulunan pamuklu bir
    kumaş.:ELİFİ

    Beton delme kalemi. Betona delik açmakta kullanılan sivri uçlu, çelikten
    yapılmış bir alet. : MURÇ

    Beyaz iş işlemekte kullanılan beyaz ve parlak iplik.:SİRESATEN

    Beyaz iş işlemekte kullanılan bir çeşit parlak pamuk ipliği.: PAMUKAKİ

    Beyaz mermerde bulunan sert kısım. : EMERİL

    Beyaz porselen kaplama.:JAKET

    Beyaz Rusya’nın başkenti.: MİNSK

    Beyaz yada mor çiçekler açan,meyveleri dikenli bir bitki.:TATULA

    Beyaz,sarı renkte soğanlı bir süs bitkisi. : NERGİS

    Beyaz,yeşil,mavimsi gri renkte billurlaşmış bir tür kalsiyum
    karbonat.:ARAGONİT

    Beyin yangısı. : ANSEFALİT

    Beyin dalgalarının ölçülmesi yöntemi.:EEG

    Beyin elektrosu. : EEG

    Beyin. : DİMAĞ

    Beyit. : EV

    Beyşehir gölünde bir ada. : MADA

    Bez torba.:CAĞ

    Bez dokuyan veya satan kimse.:BEZZAZ

    Bez parçalarından dokunan basit kilim,yaygı. : PALA

    Bez tezgahında ipliği ayarlayan tarak. : GÜCÜ

    Bez,beze.:GUDDE

    Bezekçi. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta. : NAKKAŞ

    Bezekçilikte kullanılan,çok parlak, yeşil ve pembe dalgalı bir çeşit sedefe
    verilen ad.ARUSEK

    Bezeme,süsleme. : TEZYİN

    Bezikte bir deyim. : RUBİKON

    Bıçak bilemeye yarayan çelikten,çubuk biçiminde araç. : MASAT

    Bıçak,kılıç gibi kesici aletlerin kabzanın içinde kalan bölümü.:PIRAZVANA

    Bıçkın Rum delikanlısı.: PALİKARYA

    Bıkma,usanma.:GINA

    Bıldırcın sökünü. : CURNATA

    Biberiye,dişbudak. : HASALBAN

    Biçimsiz. : AMORF

    Bilardo oyununda kullanılan değnek. : İSTEKA

    Bilardoda ,oyunculardan birinin topunun öteki toplardan birine değdikten
    sonra geri dönmesini sağlayacak şekilde yapılan vuruş. : KLEPS

    Bilenmiş kesici bir aracın yüzünde kalan ve bileyi taşıyla giderilen metal
    çapağı, kıl ağı. : ZAĞ

    Bileşik. : MÜREKKEP

    Bileşikgillerden şekeri çok bir tür yer elması. : BADAT

    Bileşikgillerden,kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.: TEKESAKALI

    Bileşim,bileştirme. : TERKİP

    Bilgi ve düşüncesi alınmak üzere kendisine danışılan
kimse,bilgili.:DANİŞMENT

    Bilgi,ilim,irfan.:DANİŞ

    Bilgi,malumat.: TİLİ

    Bilgicilik.: SOFİZM

    Bilgileri gösteren simgeler dizesi.:KOD

    Bilgili,haberli,uyanık. : AGAH

    Bilginin saklanması ve üretilmesini konu alan akademik ve mesleki disiplini.
    : BİLİŞİM

    Bilginler : ARİFAN.

    Bilginler,yazarlar,sanatçılar kurulu.:AKADEMİ

    Bilgisayar kullanımında çözüme erişmek için işlenebilir duruma getirilmiş
    bilgi ortamı.: VERİTABANI

    Bilgisayarda bir depolama ortamı olarak yararlanılan,belli sığası
    olan,plastik manyetik araçlara verilen ad. : DİSKET

    Bilgisayarda erişilebilir bellek.: RAM

    Bilim doktorlarının ve Kardinallerin giydikleri dört köşe külah yada başlık.
    : BARATA

    Bilinç,şuur.: ES

    Bilinemezcilik.:LAEDRİYE

    Bilinen,adı geçen,sözü edilen. : MAHUT

    Bilirkişi.:EHLİHİBRE

    Billur.:KRİSTAL

    Billurlaşmış doğal kalsiyum karbonat.:KALSİT

    Bilyeli tekerlekler ve küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı. :
    TORNET

    Bilyeli yatak.:RULMAN

    Bin dokuz yüz on iki yılında batan transatlantik. : TİTANİK

    Bin metrekarelik bir alan ölçüsü birimi.:DÖNÜM

    Binada genel elektrik sigortası. : KOFRA

    Binaların önlerinde üstü örtülü önü açık yer. : REVAK

    Bir atom yada molekülden ötekine bir yada daha çok elektronun geçişi olayı.
    : REDONS : REDOKS

    Bir borunun ağzına biçim vermek, genişletmek veya pürüzlerini almakta
    kullanılan aygıt. : RAMBA

    Bir çeşit uzun rende. : KUSTERE

    Bir geminin alabildiği yük miktarı (.Kuzey Avrupa’da kullanılan 200 kg’a
    yakın gemi yüklerine ve büyük miktarda ticaret mallarına değer biçmeye
    yarayan kütle ölçü birimi). : LASTA

    Bir ilacın yerine, o ilaçla aynı koşullarda ve aynı biçimde verilen etkisiz
    ve zararsız madde. LASEBO

    Bir matematiksel ifadede aldığı değere göre belirli durumlar kümesini
    saptayan değişken. : PARAMETRE

    Bir sanatçının, bir okulun veya bir dönemin yapıtlarını toplu bir biçimde
    sunan resim sergisi. : RETROSPEKTİF

    Bir sözcüğün yerine başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu,
    söz karışıklığı . : PARAFAZİ

    Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça. : TİRAT

    Bir ülkede olağanüstü dönemlerde devletin ödeme süresi gelmiş borçlarını
    yasayla ertelemesi. : MORATORYUM

    Bir akarsu yatağının az eğimli vadi tabanlarında ve ova düzlüklerinde
    çizdiği “S” harfine benzer kıvrım.:MENDERES

    Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine
    geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı.:ADAPTÖR

    Bir Alman denizatlısı tarafından batırılan ve 1915’te ABD’nin 1.Dünya
    Savaşına girmesine neden olan İngiliz yolcu gemisi. : LUSİTANİA

    Bir anason türü.(Çorba,sebze ve balık yemeklerinde kullanılır).:PİMPİNEL

    Bir anayasa yapmak veya bir anayasayı değiştirmek için toplanan olağanüstü
    ve geçici meclis.:KONVANSİYON

    Bir arazinin bölünmesi,parsellere ayrılması.:İFRAZ

    Bir arazinin çeşitli noktaları arasındaki yükselti farkını ölçmeye yarayan
    alet,düzeç.:NİVO

    Bir aruz vezni. : REMEL

    Bir asitle birleşince bir tuz oluşturan madde.:BAZ

    Bir at arabası türü.:LANDON

    Bir atardamarın bir noktasında oluşan ur biçiminde gevşeme
    şişkinliği.:ANEVRİZMA

    Bir atımlık barut.:KESİ

    Bir av köpeği cinsi. : ZAĞAR : SETER

    Bir av köpeği cinsi.:TERİYE

    Bir av kuşu. : ÜVEYİK

    Bir avuç dolusu: APAZ

    Bir ayakkabıya ağaç veya metal çivi çakmak için delik açmaya yarayan
    ayakkabıcı aleti.:KAÇABURUK

    Bir bakteri türü.:BASİL

    Bir baleyi oluşturan adım,figür ve anlatımların bütünü.:KAREOGRAFİ

    Bir balık türü. : İSKORPİT: ZARGANA

    Bir balık türü.:DUBAR

    Bir baş rahip yada bir baş rahibe tarafından yönetilen manastır.:ABEYİ

    Bir başlık türü.:BÖRK

    Bir batarya topun birden ateş etmesi.:SAPARTA

    Bir bestede kullanılabilecek aynı türden sesler kümesi.:SKALA.:ISKALA

    Bir bezik oyunu terimi. : VİDO

    Bir bilgiyi gösteren simgeler dizisi.:KOT

    Bir binadaki toplantı veya gösterinin yapıldığı yer,/ Tiyatroda dinlenme
    yeri. : FUAYE

    Bir binanın yöre imar dairesinin öngördüğü azami yüksekliği.:GABARİ

    Bir borca karşılık hesabı daha sonra görülmek üzere yapılan kısmi
    ödeme.:AKONT

    Bir böbrek üstü hormonu. : KORTİZON

    Bir bölgede yetişen bitkilerin hepsi,bitki örtüsü.: FLORA

    Bir bölgede yetişen hayvanların tümü.:FAUNA

    Bir buçuk dirhem değerinde eski bir ağırlık ölçüsü birimi. : MİSKAL

    Bir buharlı lokomotifin hemen arkasına yerleştirilen ve lokomotifin
    beslenmesi için gerekli yakıt ve suyu taşıyan araç. : TENDER

    Bir buluşun ve kullanım hakkının kime ait olduğunu gösteren belge. : BERAT

    Bir büyük güç sahibini perde arkasından yöneten kimse.:KAMARİLLA

    Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda
    veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekalet eden diplomat.:MASLAHATGÜZAR

    Bir canlıdaki genlerin tümü. : GENOM

    Bir caz üslubu (1940’larda ortaya çıktı).:BOP

    Bir cins antilop. : KAV

    Bir cins av köpeği.: ZAĞAR

    Bir cins bamya. : OKRA

    Bir cins baykuş. : YAPALAK

    Bir cins börülce. : MAŞ

    Bir cins doğan. : ZAĞANOS

    Bir cins erik. :AYNABAKAR

    Bir cins güvercin. : PAL

    Bir cins ince,şık dokunmuş patiska. : NANSUK

    Bir cins iri yengeç.:PAVURYA

    Bir cins kokulu sandal ağacı. Bir cins mısır.:KALEMBEK

    Bir cins koyun. : DALABA

    Bir cins mimoza:. AMBERAĞACI

    Bir cins orkide. : ADA

    Bir cins pamuklu kumaş. : KALİKO

    Bir cins parlak kumaş. : KARAMANDOLA

    Bir cins pasta.:EKLER

    Bir cins portakal. : NAVEL

    Bir cins reçine. : LAKA

    Bir cins sülün. : TURAÇ

    Bir cins taze fasulye.:ANAPA

    Bir cins tüylü av köpeği: BARAK

    Bir cins, sazana benzer tatlı su balığı. : KARAKEÇİ

    Bir cismin hareketinin ölçülmesinde temel alınan nicelik. : MOMENTUM

    Bir çakıl taşı türü.:BREŞ

    Bir çalışmaya yardım sağlamak için,genellikle açık havada yapılan eğlentili
    toplantı.:KERMES

    Bir çeşit balık ağı. : IRIP

    Bir çeşit börülce.:MAŞ

    Bir çeşit büyük ve zehirli örümcek.:KUNDA

    Bir çeşit çevirme ağı.:BARABAT

    Bir çeşit erkek şalvarı.:ÇAKŞIR

    Bir çeşit hamur yemeği. : PİRUHİ

    Bir çeşit ince,çoğu kez çiçekli pamuklu kumaş. : MARKİZET

    Bir çeşit ipek kumaş.:KEMHA

    Bir çeşit İtalyan peyniri. : PARMİCAN

    Bir çeşit kekik. : ZAHTER

    Bir çeşit kısa ney.: NISFİYE

    Bir çeşit Leh dansı.:MAZURKA

    Bir çeşit pamuklu kumaş. : HASA

    Bir çeşit papağan.:LORİ

    Bir çeşit pelte.: PALUZE

    Bir çeşit sertçe,ince yünlü kumaş.:SOF

    Bir çeşit testere. : MUŞER

    Bir çeşit top mermisi. : HUMBARA

    Bir çeşit Venedik altın akçesine verilen ad. : DUKA

    Bir çeşit yanardağ kütlesi : BAZALT

    Bir çiçek. : PAŞAÇADIRI

    Bir çift at tarafından çekilen,üstü kapalı,yaylı ve dört tekerlekli binek
    arabası.:KARUÇA

    Bir çifte kürekli küçük patalya. : DİNGİ

    Bir çocuk oyunu. : KUKA

    Bir çok Avrupa ordusunda mızraklı süvarilere verilen ad.:UHLAN

    Bir çok bedensel özelliğiyle file benzeyen,tavşan iriliğinde memeli bir
    hayvan.:DAMAN

    Bir çok bitkiyle özel bir koku verilmiş,tatlı,bir tür şarap.:VERMUT

    Bir çok Ermeni baş patrik ve patriğin adı.: NERSES

    Bir çok kıtadan oluşan şarkı gibi söylenmek üzere yazılmış duygusal
    şiir,şarkı. : LİED

    Bir çok kişi tarafından el ele tutuşarak oynanan bir halk oyunu.: HORA

    Bir çok kişinin yaptığı işlerde gayret vermek için kullanılan ünlem.:YİSA

    Bir çok organik maddeyi eritmekte kullanılan uçucu,kolayca alev alır,eter
    kokusunda bir sıvı.:ASETON

    Bir çuval türü.: TELİS

    Bir dalda dördü beşi bir arada bulunan meyve kümesi.: ÇATANAK : ÇOTANAK

    Bir dalganın genlik,evre ve sıklığının bir yasaya göre zaman içinde
    farklılaşması.:MODÜLASYON

    Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi
belge.:İLAM

    Bir deniz teknesinin başka bir tekneye veya iskeleye yanını vererek
    yanaşması.:ABORDA

    Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar.:AVARYA

    Bir deste (52’lik) kağıtla oynanan bir iskambil oyunu.:KİNG

    Bir devletin topraklarıyla çevrilmiş,başka bir devlete ait arazi. :ANKLAV

    Bir devletin yada bir şirketin yönetimini birlikte yürüten üç kişilik
    topluluk. : TROYKA

    Bir dilde yeni sözcükler kullanma. : NEOLOJİ

    Bir dileği yerine getirme.:İSAF

    Bir dilin söz varlığı. : VOKABÜLER

    Bir dizi metal yada bambu dilden oluşan Afrika’ya özgü bir çalgı. : MBİRA

    Bir dokunun sertleşmesi.:SKLEROZ

    Bir duvardaki taş yada tuğla sırası. : REDE

    Bir düğmeyi yada kopçayı tutmaya yarayan halkacık. : BRİT

    Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara
    bölen çizgi. : ORTAY

    Bir düzlemin odak denilen durağan iki noktaya uzaklıkları değişmeyen
    noktaların geometrik yeri olan eğri.:HİPERBOL

    Bir ekin hastalığı. : RASTIK

    Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme
    yazısı.:AGREMAN

    Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz.: RESEPTÖR

    Bir elektrik devresindeki akımı,başka bir devreden geçen akımdaki
    değişiklikler aracılığıyla denetleyen aygıt,.değiştirgeç. : RÖLE

    Bir elektrofonun veya başka elektro-akustik sistemin yükseltici ve
    hoparlörleriyle birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış güç yükseltici
    olmayan radyo alıcısı.: TUNER

    Bir elektron tüpünde temel işlevi ikincil yayım üretmek olan elektrot. :
    DİNOT

    Bir elma türü. : APİ

    Bir erik türü.:AYNABAKAR

    Bir eser üzerindeki hak.: TELİF

    Bir eserde asıl konu olarak ele alınan olaylardan önce,geçmiş bir takım
    başka olguları anlatan ilk bölüm,öndeyiş.:PROLOG

    Bir fal türü.:CİFİR

    Bir fındık çeşidi.:FOŞA

    Bir Fransız halk dansı.:GAVOT

    Bir gemici düğümü,ızbarço bağı.: ALABORİNA

    Bir gemideki malların gösterildiği,boşaltma işlerinin yapılacağı liman
    idaresine verilecek liste./Bildiri. : MANİFESTO

    Bir geminin alabildiği yük miktarı.:LASTA

    Bir geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak.:BANDIRA

    Bir geminin yüklü su kesimi ile boş su kesimi arasında kalan bölümü.:FAÇA

    Bir geyik türü. : ÇOPUR

    Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça,giysi.. :
    ROBA

    Bir giyeceğin göğüsle omuz arasında kalan bölümüne eklenen parça.:ROBA

    Bir görevin yerine getirilmesinde iş ortaklığı. : SİNERJİ

    Bir görüntü,bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak
    için simgelerle göz önünde canlandırıp dile getirme. :ALEGORİ

    Bir gösteri sırasında perde arasındaki dinlenme zamanı.:ANTRAKT

    Bir güreş türü.:KARAKUCAK:DALMA

    Bir halk türküsü.:MAYA

    Bir hava taşıtının belirli bir noktadan uzaklığını ve yön açısından
    belirlemeyi ve çevredeki hava taşıtlarına kimi komutları iletmeyi sağlayan
    radar eşgüdümlü hava trafik denetleme sistemi. : NAVAR

    Bir hekimin ustalığı,mahareti. : HAZAKAT

    Bir Hıristiyan derneği.:CİZVİT

    Bir Hint tanrıçası.:BRAHMA

    Bir Hint tanrısı.:BRAHMA

    Bir hükümdara vergi veren halk. : RAİYE

    Bir ırmağın denize kavuştuğu yerde lığların birikmesiyle oluşan üçgen
    biçimli ova,delta.:ÇATALAĞIZ

    Bir ile üç yaş arasında bulunan burulmuş erkek sığır. : TOSUN

    Bir ilin en yüksek maliye görevlisi.:DEFTERDAR

    Bir inanışın heyecanı ile coşup kendisinden geçme hali,vecd.:CEZBE

    Bir ipe geçirilmiş yada birbirine bağlanmış yaş yemiş yada sebze bağı. :
    HEVENK

    Bir ipe veya çubuğa dizilmiş yada saplarından birbirine bağlanmış yemiş veya
    sebze bağı.:HEVENK

    Bir iskambil oyunu. : FİTİL: OHEL

    Bir İspanyol dansı.:BOLERO

    Bir İspanyol şiir türü.:ROMANS


    Bir iş için,herhangi bir üst makama yazılan yazı.:MÜZEKKERE

    Bir işi yapmak,bir aracı onarmak için kullanılan alet takımı.:AVADANLIK

    Bir işin sonunu düşünerek ölçülü,tedbirli davranma.: TEMKİN

    Bir işletmenin ani batışı. : KRAK

    Bir kağıt oyunu. : KANASTA

    Bir kalkanın ortasında bulunan,eli korumaya ve oklardan sakınmaya
    yarayan,genellikle bombeli bölüm.:UMBO

    Bir kap içinde sıvı yağ ve fitilden oluşmuş aydınlatma aracı.:KANDİL

    Bir kasın tümünü veya bir parçasını kesme ameliyatı.:MİYOTOMİ

    Bir keçi yünü türü.:MOHER

    Bir kelimedeki harflerin yerini değiştirerek elde edilen kelime.:ANAGRAM

    Bir kıyıya yada gemiye göre açık deniz. : ALARGA

    Bir kilim türü.:CİCİM

    Bir kimse veya bir sorun için halkın olumlu veya olumsuz kanaatinin
    belirlenmesi amacıyla yapılan oylama. : PLEBİSİT

    Bir kimsenin kimlik bilgilerini gösteren kayıt. : KÜNYE

    Bir kitabın kısaltılmış biçimi ve özellikle kısa tarih kitabı. : EPİTOME

    Bir konu ile ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla
    birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı.:SEMİNER

    Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açıklama.:BRİFİNG

    Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş
    kitap,harita kitabı.:ATLAS

    Bir koy yada lagünün dar girişi. : İNLET

    Bir koyun türü.:DAĞLIÇ

    Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturma.: İTAK

    Bir köpek cinsi. : KANİŞ

    Bir köpek cinsi.:KANGAL.:FİNO

    Bir köşeden karşı köşeye doğru katlanmış yada kesilmiş olan. : VEREV

    Bir kumaş türü.:CANFES.:KREP

    Bir kumaş üzerine başka bir kumaş parçası veya dantel dikilerek yapılan
    işlem.:APLİKASYON

    Bir kundak üzerine oturtulan ve zemberekle geçirilen çelik yay. : ARBALET

    Bir kurulun,bir topluluğun en önemli üyelerinden her biri. : RÜKÜN

    Bir kuruluşa bağlı yolcu gemilerinin en eski kaptanı. : KOMODOR

    Bir kuş türü.:BAŞTANKARA.:REA

    Bir kuvvetin uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi. :
    TORK

    Bir maddenin kimyasal bir tepkimede hiçbir değişmeye uğramadan tepkimenin
    olmasını veya hızının değişmesini sağlayan etkisi.: KATALİZ

    Bir madeni paranın yüzündeki bütün kabartma ve resimlerden daha yüksek bir
    çıkıntı oluşturan çevre pervazı.:ARSATA

    Bir mekanı örten kemerli yapı.. : TONOZ

    Bir mersinbalığı türü.: BİZ.:ŞİP

    Bir metreküp odun ölçü birimi. : STER

    Bir metrenin milyonda biri. : MİKRON

    Bir meyve. Tüylü Liçi. : RAMBUTAN

    Bir meze türü.: TOPİK

    Bir Mezopotamya destanı.:ETANA

    Bir Mısır tanrısı.:PTAH

    Bir motorda bilyelerin almaşık devinimini dairesel devinime çeviren dingil.
    : KRANK

    Bir motorda bilyelerin almaşık devinimini dairesel devinime çeviren mil.:
    KRANK

    Bir mukavemet yarışını ve bir tüfekle atış yarışını içeren kayak sporu. :
    BİATLON

    Bir mülk kaça satın alınmışsa,o mülke o para ile sahip olma,önalım.:ŞUFA

    Bir müzik parçasının dinleyicilerin isteği üzerine bir kez daha çalınması. :
    BİS

    Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren
    alet.:METRONOM

    Bir müzik yapıtında kullanılmaya elverişli tüm seslerin oluşturduğu dizi.:
    SKALA

    Bir oda veya mekana açılan,duvar yada çitle çevrili girinti.:ALKOV

    Bir operanın sözlerinin yazılı olduğu kitap. : LİBRETTO

    Bir organda,bir atardamarın,doku bozukluğu sonucu kan pıhtısı ile
    tıkanması.:ENFARKTÜS

    Bir organı su vererek yıkayıp temizleme. : LAVAJ

    Bir orkestradaki tüm çalgılarla çalınan bölüm.:TUTTİ

    Bir orman ağacı. : SEKOYA

    Bir orta oyunu tipi.:ZUHURİ

    Bir ortaçağ çalgısı.: JİG

    Bir Ortadoğu tanrısı.: BAAL

    Bir ot ve bu otun öğütülmesiyle elde edilen tozdan yapılan bir çeşit
    tutkal.:ÇİRİŞ

    Bir otomobilin arkasına takılan,insan taşımaya yarayan,tekerlekli,üstü
    kapalı araç.:KARAVAN

    Bir oyuğa,bir yuvaya yerleştirilmiş tesisat.: ANKASTRE

    Bir oyunda,bir filmde dinlenme süresi,ara.:ANTRAKT

    Bir ölçü biriminin önüne getirildiğinde bu birimi binle bölen önek.:MİLİ

    Bir ölüyü toprağa gömme.:DEFİN

    Bir örümcek türü.:BÖ

    Bir palmiye türü. : DUM

    Bir pancar hastalığı. : KARABACAK

    Bir papağan türü.:LORİ

    Bir parça üzerine paralel çizgiler çizmek için kullanılan alet. : MİHENGİR

    Bir parçanın ağır çalınacağını belirten müzik terimi.:LENTO

    Bir parçanın ağır ve görkemli çalınacağını veya söyleneceğini anlatan müzik
    terimi.:LARGO

    Bir parçanın canlı,neşeli ve hızlı çalınacağını belirten müzik
    terimi.:ALLEGRO

    Bir parçanın notalarının,ara vermeden birbirine bağlanarak söyleneceğini
    veya çalınacağını belirten müzik terimi.:LEGATO

    Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın başkenti.: APİA

    Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın para birimi.: TALA

    Bir Pasifik ülkesi olan Vanuatu’nun para birimi.:VATU

    Bir poliçenin arkasına ciro edildiği kişiye ödenmesi için yazılan havale
    emri. : ORDİNO

    Bir resim,desen yada alçak kabartmada,bazı nesne ve figür
    boyutlarının,perspektifin etkisiyle kısalması. : RAKURSİ

    Bir resmi sulandırılmış renklerle boyamaya yada gölgelemeye verilen ad. :
    LAVİ

    Bir roman veya öyküde ikinci derecede bir olay.:EPİZOT

    Bir saç şekli. : ALABROS

    Bir salgı bezi dokusunda,o doku aleyhine gelişen tehlikesiz ur.:ADENOM

    Bir sanatçının tek müzik aleti eşliğinde verdiği konser. : RESİTAL

    Bir seçimde adaylardan hiçbirinin gerekli oyu sağlayamaması nedeniyle
    seçimin sonuçsuz kalması. : BALOTAJ

    Bir sesin yarım ton kalınlaştırılacağını gösteren nota işareti.:BEMOL

    Bir sıvının içindeki alkol derecesi. : GRADO

    Bir sıvıyı gaz biçiminde püskürten aygıt.:VAPORİZATÖR

    Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz.: TELESİNEMA

    Bir sinir lifini uyarmak için anında devreye giren bir doğru elektrik
    akımının sahip olması gereken en düşük şiddet değeri. : REOBAZ

    Bir sonuç çıkartma yolu.:ANALOJİ

    Bir sorunu ele alış,ona bakış biçimi.:YAKLAŞIM

    Bir sözcükteki harflerin yerini değiştirerek elde edilen yeni
sözcük.:ANAGRAM

    Bir su altı aracı.:BATİSKAF

    Bir süre sürülmeyerek boş bırakılmış tarla. : GEN

    Bir süs bitkisi. : ŞAKAYIK : KÜPE ÇİÇEĞİ : KATALPA

    Bir süs taşı. : AMETİST

    Bir şarkının,bir filmin deneme kaydı yada çekimi. : DEMO

    Bir şehrin avukatlarının toplandığı meslek kuruluşu.:BARO

    Bir şey için uygun durum,fırsat.:PUNT

    Bir şey üzerindeki gerekli bilgi,kavram.:NOSYON

    Bir şeyden korkmak,ürkmek,çekinmek.: OCUMAK

    Bir şeye dayanan. : MÜSTENİT

    Bir şeyi başka bir şeyle karıştırma.HALT

    Bir şeyi bir yerden bir yere götürüp getirmeye yarayan halat.: VARAGELE

    Bir şeyi unutmamak için parmağa bağlanan iplik. : RETİME

    Bir şeyin ayrıntılarına girmeden ana çizgilerini belirten.:KABATASLAK

    Bir şeyin balmumu,alçı gibi maddeyle kalıbını çıkarmak için yapılan
    işlemlerin tümü.:MULAJ

    Bir şeyin en güçlü ve sağlam yönü.:RÜKÜN

    Bir şeyin en yüksek ve sivri noktası.:DİN

    Bir şeyin içinde var olan. : MÜNDEMİÇ

    Bir şeyin içindeki öz,lup.: EVİN:NÜVE

    Bir şeyin kenarını koruyan,süsleyen veya sınırını belirleyen çerçeve.:BORDÜR

    Bir şeyin özü,aslı.:MAYE

    Bir şeyin parçaları arasındaki uygunluk.:LORANT

    Bir şeyin yokluğunu hissetme. : ARAMİ

    Bir tabanca türü.:PİŞTOV

    Bir takoz türü.:BAT

    Bir tarım aleti,geminin orta bölümü. : BEL

    Bir tarikatın müritlerinin yolculukları sırasında konakladıkları, ibadet ve
    ayin yaptıkları tekkelere verilen ad. : ZAVİYE

    Bir tatlı su balığı: ÇOTİRA. : TARANGA

    Bir tatu (döğme) türü. : APAR

    Bir tekkenin şeyhi olan kimse.: POSTNİŞİN

    Bir televizyon ekranına bağlanan mikrofon yardımıyla,ekrandaki görüntüler
    eşliğinde şarkı söyleme esasına dayanan oyun.: KARAOKE

    Bir tema etrafında oluşan.:TEMATİK

    Bir ticaret senedinin yenilenmesinden alınan komisyon.:ACYO

    Bir ticari ortaklığın kuruluşu sırasında başlangıç sermayesini oluşturmak
    üzere ortakların vermeyi yükümlendikleri değerlerin tümü./ Anonim
    şirketlerde kurucu ortakların veya sermaye artırımına katılanların şirket
    sermayesine yaptıkları her türlü katkı. : APOR

    Bir tiyatro oyuncusunun seyircilerin duyacağı biçimde ama sanki diğer
    oyuncular duymuyormuş gibi konuşması veya düşünmesi:. APAR

    Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça : TİRAT

    Bir tiyatro oyununda,karşısındakinin sözüne gerekli karşılığı verme.:REPLİK

    Bir tiyatro sahnesinin önünde,ışık ve ışıldakların
    yerleştirildiği,izleyiciye en yakın yer.:RAMP

    Bir tiyatroda en üst balkon. : PARADİ

    Bir toplantıda bulunma karşılığı alınan para,oturum ücreti.:HAKKIHUZUR

    Bir toplumdaki ahlakla ilgili davranış biçimleri. : TÖRE

    Bir tuzla ürününün satıldığı bölgeler. : OROS

    Bir tür Amerikan kekliği. : İNAMBU

    Bir tür antilop. : UREBİ

    Bir tür asma,Meryem ana asması.:AKASMA

    Bir tür balık ağı. : ABLATYA

    Bir tür başlık. : KABALAK

    Bir tür baykuş. : KUKUMAV

    Bir tür bıçak. : DAĞA

    Bir tür cüppe. : BİNİŞ

    Bir tür çuha. :.EN

    Bir tür dana ve öküz derisi.:TELATİN

    Bir tür davul.:TİMBAL

    Bir tür delikli balık ağı.:IRIP

    Bir tür domino oyunu.: AZNİF

    Bir tür et yemeği. : PATE

    Bir tür ferace. : ALAVURA

    Bir tür filika.:FUTA

    Bir tür gemici düğümü.Izbarço bağı. : ALABORİNA

    Bir tür hafif ayakkabı. : YEMENİ

    Bir tür ince dokunmuş çizgi kumaş.:ÇİTARİ

    Bir tür ince ipekli kumaş. : PAPAZİ

    Bir tür ince meşin. :VAKETA

    Bir tür İngiliz birası.:ALE

    Bir tür iplik bükme aracı.:TEŞİ

    Bir tür işleme. : KOPANAKİ

    Bir tür jelatin. : AGARAGAR

    Bir tür kağıt süslemeciliği.:EBRU

    Bir tür kalın ve ağır çizme. : TOMAK

    Bir tür kalsiyum karbonat.:ARAGONİT

    Bir tür keçe çadır. : GEDEME

    Bir tür kement.:BOLA

    Bir tür kertenkele. : BABAKÖŞ: AGAMA:VARAN

    Bir tür keten patiska veya basma. : KRETON

    Bir tür keten,patiska veya basma.:KRETON

    Bir tür kısa hırka.:LİBADE

    Bir tür kömür sobası.: SALAMANDRA

    Bir tür kukuletalı asker kaputu,yağmurluk.:AVNİYE

    Bir tür kumaş. : DRA: FLANEL

    Bir tür kuzu eti yemeği. :KAPAMA

    Bir tür kürek.:AYALEMA

    Bir tür macun.:BERŞ

    Bir tür mezgit balığı. : MERLANOS

    Bir tür nişasta helvası.:SABUNİYE

    Bir tür org.: LATERNA

    Bir tür ökçesiz ayakkabı,yemeni. : KALAVRA

    Bir tür palmiye. : AREKA

    Bir tür pamuklu kumaş. : PAZEN

    Bir tür pelte. : PALUZE

    Bir tür perde. : STOR

    Bir tür peynir. : EDAM

    Bir tür sağlam ve yumuşak dana veya öküz derisi. : TELATİN

    Bir tür sert ve fazla kızarmayan domates. : KAVATA

    Bir tür ses alma cihazı.: DİKTAFON

    Bir tür sıçan. : FARİG

    Bir tür sıralaç. : KALAMAZO

    Bir tür soğanlı süs bitkisi.:AMARİLİS

    Bir tür süs kağıdı.: SERPANTİN

    Bir tür süsleme sanatı. 18. yy başında Fransa’da çok geçerli olan,kavisli
    çizgileri bol,gösterişli bezeme üslubu. : ROKOKO

    Bir tür şahin. : LAÇİN

    Bir tür şalvar. : ELİFİ

    Bir tür şeker hamuru.:NUGA

    Bir tür tabanca.:NAGANT

    Bir tür takoz.:BAT

    Bir tür taşkömürü.:ANTRASİT

    Bir tür tozluk.:GETR

    Bir tür verimli balçık. : LÖS

    Bir tür yağsız ve tuzsuz peynir. : TELEME

    Bir tür yapay mermer. : BREŞ

    Bir tür yelkenli ve motorlu yarış teknesi.:REGATA

    Bir tür yün örgüsü. : HARAŞO

    Bir tür yünlü kumaş. : KAŞE

    Bir tür zamk.:KİTRE:LAK

    Bir türün,bir olayın karakteristik yönünü veren.:SPESİFİK

    Bir ulusun başka bir ulusu siyasi ve ekonomik egemenliği altına alarak
    yayılması veya yayılmayı istemesi.: EMPERYALİZM   Alıntı

  01-09-2007, 11:13 PM #3 SMN 
  Aktif Üye

  
            
  


    Üyelik tarihiMar 2007
    NerdenSinop
    Mesaj1.368
    Beğenildi1 kez
    Blog Mesajları21Rep Gücü158Cevap: A dan Z ye Bulmaca sözlüğü
    B DEVAM

    Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul.: CUNTA

    Bir ülkenin iskeleleri arasında gemi işletebilme hakkı. : KABOTAJ

    Bir üzüm cinsi. : İRİKARA: PAPAZKARASI

    Bir üzüm türü.:KARAGEVREK

    Bir varlığın doğası. : NELİK

    Bir veya iki çalgı için yazılmış,üç veya dört bölümden oluşan müzik
    eseri.:SONAT

    Bir veya iki milimlik pli. : NERVÜR

    Bir yada iki çalgı için yazılmış üç yada dört bölümden oluşan müzik eseri. :
    SONAT

    Bir yağ türü.:BEZİRYAĞI

    Bir yapıda dış kapıyla odalar arasındaki giriş bölümü.:DALAN

    Bir yapının Belediyece öngörülen yüksekliği. : GABARİ

    Bir yapının iç duvar kaplaması. : LAMBRİ

    Bir yarış yelkenlisi. : SNİPE

    Bir yaşını geçmiş inek yavrusu.:DÜVE

    Bir yazı sayfasının altına,metnin herhangi bir noktasıyla ilgili olarak
    yazılan açıklama.:HAŞİYE

    Bir yelkenli türü.:CÖNK

    Bir yengeç türü. : UCA

    Bir yerde biriken sıvıları dışarıya akıtmakta kullanılan oluk veya boru. :
    AKAÇ

    Bir yere gönderilen eşyanın listesi.:İRSALİYE

    Bir yeri kira ile tutabilmek için sahibine veya içindeki kiracıya açıktan
    verilen para.:HAVAPARASI

    Bir yetimin veya akılca zayıf birinin malını yöneten kimse. : VASİ

    Bir yılan türü.: PİTON

    Bir yıllık kuzu.:TOKLU

    Bir yol veya geçide girilmemesi için acele yapılan engel : BARİKAT

    Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamaya yarayan araç. Topoğraf aracı. : NİVO

    Bir yüzü içbükey,öbür yüzü dışbükey olan mercek. : MENİSK

    Bir yüzünde Kurtuluş Savaşı,diğer yüzünde ise Cumhuriyetin ilanı
    canlandırılan,8 Ağustos 1928’de açılan Taksim Atatürk Anıtının İtalyan
    heykeltıraşı.:PİETRO CANONİCA

    Bir zırhlı gemi türü. : DRETNOT

    Bir zinciri oluşturan halkalardan her biri. : BAKLA

    Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa veya başka
    taneler.:MALT

    Birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçacıklarından
    oluşan,saydam pencere süslemesi veya resim. : VİTRAY

    Birbirine paralel olarak uzanan iki akarsu arasında kalmış dağ sırtı.:KIRAN

    Birbirine sürtünen cisimlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen bilim dalı.
    : TRİBOLOJİ

    Birbirine uygun,karışık. : MÜMTEZİÇ

    Birbiriyle geçinemeyen gemi tayfası. : ALABABULA

    Birçok onayaklı kabukluda orta sularda yaşayan larva biçimi. : ZOE

    Birden çok işletmenin bir grup başkanının yönetimi altında,belirli bir işi
    gerçekleştirmek amacıyla belirli bir süre için oluşturdukları topluluk.:POOL

    Bireycilik. : İNDİVİDÜALİZM

    Bireyler.: EFRAT

    Biri Amerika’da,diğeri Madagaskar’da yetişen ve yelpaze biçiminde yaprakları
    olan iki ağacın ortak adı.:RAVENALA

    Biri öne,öteki arkaya bakan,birbirine karşıt iki yüz biçiminde betimlenen
    eski bir Roma tanrısı. :İANUS

    Bir-iki yaşında koyun. : ŞİŞEK

    Birimlerin başına konulduğunda on katı gösteren bir ek.:DEKA

    Birinci çağın ilk dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer katmanları.:KAMBRİYEN

    Birinci Dünya Savaşında Osmanlı ordusunda kullanılan bir tür başlık.:KABALAK

    Birine bir mülkü sahip kılma. : TEMLİK

    Birine karşı gelmek,sert cevap vermek.:ÇEMKİRMEK

    Birinin ölümünü haber veren.:NAİ

    Birler,tekler. : YEGAN

    Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden (prizma) geçtikten sonra ayrıldığı
    basit renklerden oluşmuş görüntü.:TAYF

    Birleşikgillerden hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. : TARHUN

    Birleşikgillerden,kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki. :
    TEKESAKALI

    Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün kısa yazılışı.: UNESCO

    Birlik. : VAHDET

    Birlikte kullanıldığı terimin anl***** aşırılık kazandıran bir müzik
    terimi.:ASSAİ

    Birmanya (Myanmar) para birimi. : KIYAT

    Birmanya’da sıradağlar. :ARAKAN

    Birmanya’nın plakası. :BA

    Bisiklet ve motosiklette dümenin elle tutulan kısımlarına geçirilen ve
    yumuşak,sentetik maddeden yapılan kaplama.:ELCİK

    Bistüri. : NEŞTER

    Bit yavrusu. : YAVŞAK

    Bit,tahta kurusu gibi böceklerin yumurtası.:SİRKE

    Bit. : KEHLE

    Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı.:FİTOPATOLOJİ

    Bitki kökleri,şeker,misk,dövülmüş ceviz veya fındık içi ile yapılan bir tür
    şekerleme.:DEVAİMİSK

    Bitki. : VİTAL

    Bitkilerden elde edilen ilaçlarla hastalıkların tedavisi.: FİTOTERAPİ

    Bitkilere,özellikle ekinlere zarar veren bir böcek.:BAMBUL

    Bitkilerin,hayvanların doku ve sıvılarında bulunan,birleşimi
    karbon,oksijen,azot,hidrojen ve kükürt olan,suda eriyen,beyaza yakın
    renkte,yapışkan madde.:ALBÜMİN

    Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer,yurt.:HABİTAT

    Bitkisel tellerden yapılmış kaba örgülü büyük çuval. : TELİS

    Bitkisiz. : AFİTAL

    Bizans kiliselerinde kadınlara ayrılan bölüm. : YİNEKE

    Boagillerden,Afrika ve Asya’da yaşayan,zehirsiz,çok güçlü büyük yılan.:PİTON

    Boagillerden,tropikal Amerika’da yaşayan,avını sararak ve sıkarak öldüren
    yılan.:ANAKONDA

    Bodrum yakınlarında turistik bir belde.:TÜRKBÜKÜ

    Boğa güreşçisi. : TORERO

    Boğa güreşi.:KORİDA

    Boğa,tosun.:KELE

    Boğanotunun güz çiğdemi de denilen bir türü. : İTBOĞAN

    Boğaya tutulan kırmızı şal (Matadorların boğayı yormak ve hırslandırmak için
    kullandıkları kırmızı renkli kumaş parçası). : MULETA

    Boğaz mukozasının şişmesi,yutak iltihabı.: ANJİN

    Bol,verimli,gür.:FEYYAZ

    Bolivya’nın başkenti. : LAPAZ

    Bolkar dağları ile Ala dağlar kütlesini birbirinden ayıran tektonik çukur. :
    ECEMİŞ

    Bolluk,genişlik.:FERAHİ

    Bolu ilinde bir kaplıca.:SAROT

    Bolu yakınlarındaki kayak merkezi. : KARTALKAYA

    Bolu’nun Göynük ilçesinde,doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl.:SÜNNET GÖLÜ

    Bombalardan korunmak için yerin altına kazılmış siper.:KAZAMAT

    Borazan kuşu. : AGAMİ

    Borç alınan bir paranın belirli zamanlarda ödeneceğini gösteren
    senetler.:ESHAM

    Borç alma. : İSTİKRAZ

    Borç veren,alacaklı : DAİN

    Borç veren.:DAYİN

    Borç verme anlamında eski bir sözcük. : İDANE

    Borç verme. : İKRAZ

    Borçlar.:DÜYUN

    Borda kaplamalarını yerleştirmek için ahşap gemilerin omurgalarına açılan
    yuva. : AŞOZ

    Borneo dağlarında yaşayan sülün. : RALİC

    Borsada kesin vadeli değerlerin kuru ile primli değerlerin kuru arasındaki
    fark. : EKAR

    Boru sesi. : Tİ

    Boruları döndürmeden eklemeyi sağlayan bağlantı parçası. : RAKOR

    Borusunun içinde,ağız deliğinin altında bir tapa (blok veya dil ) bulunan ve
    ucundan üflenerek çalınan kavallara verilen ad. : DİLLİDÜDÜK

    Bostanda yapılan bekçi kulübesi. : GÜMELE

    Boş alan korkusu.: KENOFOBİ

    Boş,anlamsız söz.:FASARYA

    Boş,çürük,yanlış. : BATIL

    Boş,yararsız : . MALAYANİ

    Boş. : TEHİ

    Boş.,yararsız,.saçma. : ABES

    Boşanma. : TALAK

    Boşanmış kadın. : TALİKA

    Boşluk. : KAVİTE

    Boşluk.:VAKUM

    Boşta gezen.:HAYTA

    Boşuna.:BEYHUDE

    Botanikte köksap.: RİZOM

    Botanikte populus olarak tanımlanan söğütgillerden uzun orman ağacı.: KAVAK

    Botanikte,kabuğu çatlamamış meyve kabuğuna verilen ad.: AKEN

    Bovling oyununda devrilmeye çalışılan,üzeri plastik kaplı tahta kuka. : PİN

    Boy,endam. : KAMET

    Boy,klan. : ANAR

    Boyacılık ve sepicilikte kullanılan tanence zengin bitkisel özüt. : KAŞA

    Boyacılıkta kullanılan,nikel ve demire benzeyen,gümüşi renkte bir
    element.:KOBALT

    Boyalı ve yapışkan suyun üzerine kapamak yoluyla kağıda yapılan bir çeşit
    dalgalı ve kareli süs.:EBRU

    Boyanmamış seramik rengi. : ZEM

    Boylam uzunluk. : TUL

    Boynuz.:KARN

    Boynuzdan yapılan bir çeşit boru. : NEFİR

    Boyu yüz metreyi aşabilen bir ağaç.: OKALİPTÜS

    Boyu 40-60 cm,vücudu silindir biçiminde,gaga gibi ince uzun sivri ağızlı
    geçici bir balık.:ZARGANA

    Boyunduruk. : NİR

    Boyut.:BUUT

    Boyutları farklı iki gövdeden oluşan tekne tipi.: PRAO

    Bozukluk ,yanlışlık. : SAKAMET

    Bozukluk,yanlışlık,eksiklik.:SAKAMET

    Bozularak kokuşmuş.:CILK

    Bozulmak,ekşiyip çürümek.: EPRİMEK

    Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi. :ADRENALİN

    Böbürlenme. : TAFRA

    Böcek.:HAŞERE

    Böcekbilim.:ENTOMOLOJİ

    Böceklerde baş ile karın arasında kalan beden bölümü. : TARAKS

    Böcekleri inceleyen bilim dalı.: ENTOMOLOJİ

    Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel
    biçim. :NEMF

    Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel
    biçim.:NEMF

    Böğürtlen,diken dutu,it üzümü. : BÜK

    Böğürtlen.:BÜK

    Bölüştüren, ayıran, ikilem. : MUKASSİM

    Bram Stoker’ın sinemaya da uyarlanmış ünlü korku romanı.:DRAKULA

    Brezilya müziği.(1950’lerin sonlarında ortaya çıkarak halk arasında
    yaygınlaştı).:BOSSANOVA

    Brezilya’da bir kent. : NATAL

    Brezilya’da büyük kentlerin çevresini saran gecekondulara verilen ad. :
    FAVELA

    Brezilya’nın para birimi. : REAL

    Brezilya’nın plaka işareti. : BR

    Briçte iki manştan oluşan bölüm.:ROBER

    Briçte karşı tarafa ancak bir el vererek çıkarılan oyun. : ŞLEM

    Briçte kazanılan her ele verilen ad.: LÖVE

    Briçte oyunculardan birinin elinde bir renkten hiç kağıt bulunmaması. :
ŞİKAN

    Briçte,bir eli üstün bir kağıtla almayıp daha aşağı bir kağıtla almaya
    verilen ad.:EMPAS

    Bronz. : TUNÇ

    Bu günkü belediyenin Türkiye’de ilk kurulan biçimi. : ŞEHREMANETİ

    Bu günkü Hollanda,Belçika ve Kuzeydoğu Fransa’ya eskiden verilen ad.:
    FELEMENK

    Buddha’nın Çin’deki adı.: FO

    Budistlerin en büyük tanrısı. TARA

    Budizm de ruhun ulaştığı en yüksek mertebeye verilen ad. : NİRVANA

    Budun ön kısmından elde edilen ve kızartmaya elverişli olan dana eti. : NUAR


    Buğday tanesinin olgunlaşmış içi.,bir şeyin özü. : EVİN

    Buğday,toprak gibi şeylerin elendiği iri gözlü kalbur.:GÖZER

    Buhar. : İSTİM

    Buharlı hamam. : SAUNA

    Bukalemun. : KAYAKELERİ

    Bulanık,net olmayan. : FLU

    Bulaşıcı hastalıklar bulunan bir ülkeden gelmiş insanların karantinaya
    alındıkları binaya verilen ad. : LAZARETTO

    Bulaşıcı,geçici.:SARİ

    Bulgar parası. : LEVA

    Bulgaristan’ın plakası. : BG

    Bulgur,biber,soğan,domates gibi şeylerle yapılan ve asma yaprağına sarılıp
    çiğ olarak yenen bir yemek. : BAT

    Bulmaca anlamında kullanılan bir sözcük.: ENİGMA

    Bulmaca bilim. : ENİGMATOLOJİ

    Bulut. : SEHAB

    Bunama. : ATEH

    Bunamış.: MATUH

    Bundan böyle. : BADEMA

    Bundan dolayı. : BİNAENALEYH

    Bunun gibi,böyle. : HAKEZA : KEZALİK

    Burçlar kuşağının dördüncü işareti (Yengeç).:CANCER

    Burdur’da bir baraj.:ONAÇ

    Burgaç,çevri,eğrim. : ANAFOR

    Bursa – Mustafakemalpaşa’da bir kaplıca. : DÜMBÜLDEK

    Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı. : KİRMASTİ

    Bursa’nın Gemlik ilçesinin antik dönemdeki adı.:KİOS

    Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı,tamamıyla sit alanı olan Zeytinbağı
    bucağının eski adı.:TİRİLYE

    Burun boşluğu ile orta kulağı birleştiren boru biçimindeki yola verilen
    ad.:ÖSTAKİ

    Burun iltihabı. : RİNİT

    Burun kanaması. : EPİSTAKSİS

    Burun ve burun boşluğu hastalıklarıyla uğraşan patoloji dalı.: RİNOLOJİ

    Burun. : ENF

    Burunotu.: ENFİYE

    Buzul.:CUMUDİYE

    Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası.
    : TOYAKA

    Bükme ve fırlatma tekniklerini kullanması ve saldırganın gücünü ve
    hamlelerini ona karşı kullanmayı amaçlaması bakımından Jiujitsu ve Judo
    dövüş tekniklerine benzeyen kendini savunma sistemi.:AİKİDO

    Bütün beslenme işlevlerinin bozulmasıyla oluşan ileri derecede zayıflık. :
    KAŞEKSİ

    Bütün beslenme işlevlerinin bozulmasıyla oluşan ileri derecede
    zayıflık.:KAŞEKSİ

    Bütün denizlerde yetişen,emici köklerle kayalara tutunan,uzun şeritler
    durumunda bir deniz yosunu.: LAMİNARYA

    Bütün dünyaya yayılmış küçük yaprak böceği. : LUPERUS

    Bütün Hıristiyan kiliselerinin birleştirilmesini amaçlayan
hareket.:EKÜMENİZM

    Bütün vücudu yıkamak.:ÇİMMEK

    Bütünleşme,birleşme.: ENTEGRASYON

    Bütünleşme,birleşme.:ENTEGRASYON

    Bütünsel. : TOTAL

    Büyücü.:CADI

    Büyük araç korunağı,sundurma. : HANGAR

    Büyük bakraç.Su kovası. : SİTİL

    Büyük balıkçı kayığı. : ALAMANA

    Büyük balıkların göğsüne yapışık olarak yaşayan küçük balıklara verilen
    ad.:RAMORA

    Büyük bir maymun türü.:LANGUR

    Büyük bira bardağı.:ŞOP

    Büyük boynuzları olan bir yaban koyunu : ARGALI

    Büyük bölümü hazır olarak buzdolaplarında saklanan,sonradan birleştirilip
    çabucak hazırlanabilen basit ve standart yiyecek servisinde uzmanlaşmış
    lokanta.:SNACK

    Büyük bölümü saf metandan oluşan,kolayca tutuşabilen bir gaz.:GRİZU

    Büyük çağlayan.:ÇAVLAN

    Büyük çarpmaları,bölmeleri,kök ve kuvvet alışlarını yapabilmek için bulunan
    bir yol.:LOGARİTMA

    Büyük çivi. : ENSER: MIH

    Büyük çoğunluğu Moldova’da,az bir bölümü Deliorman,Dobruca,Besarabya ve
    Ukrayna’da oturan Ortodoks Türk halkı.:GAGAVUZ

    Büyük delikli kalbur. : SARAT

    Büyük devletler. (İngiltere,Fransa,Almanya ve Rusya). : DÜVELİ MUAZZAMA

    Büyük erkek kardeş,ağabey. : EDE

    Büyük hasır çanta.Hasırdan örülmüş saplı torba. : ZEMBİL

    Büyük havan. : DİBEK

    Büyük havuz.:BİRKE

    Büyük Hindistan cevizi. : NARCIL

    Büyük ırmak. : ŞAT

    Büyük iplik çilesi.: KELEP

    Büyük kötülük. : MELANET

    Büyük küpeleriyle tanınan ve dinsel inançlarında Hindu,Şiva,Tandra
    Budhacılığı ve Hathayoga’ya özgü ögeleri birleştiren Şivacı çileciler
    tarikatı.: KANPHATAYOGİ

    Büyük mağaza.:BONMARŞE

    Büyük Menderes deltasında,zengin bir kuş yapısına sahip olan göl.:KARİNE

    Büyük meşin heybe. : HURÇ

    Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir araç.
    : GELBERİ

    Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir
    araç.:GELBERİ

    Büyük Okyanus da yer alan,dünyanın en derin çukuru. : MARİANA

    Büyük piliç. : YARKA:BULADA

    Büyük pulluk.Kotan. : KUTAN

    Büyük Rus kentlerinin yakınındaki tatil evlerine verilen ad.: DAÇA

    Büyük saban.,pulluk anlamında yerel sözcük. : KOTAN

    Büyük sandal. : BARKA: ŞALUPA

    Büyük sıçan.: KEME

    Büyük su kabı.:BİDON

    Büyük tencere. : KAÇARULA:HARANA

    Büyük ve derin karavana,kazan. : KERES

    Büyük ve görkemli ev. : KONAK

    Büyük ve ulu.:CELİL

    Büyük yelkenli gemi.:CÖNK

    Büyük yılan.: EJDER

    Büyük yün çilesi. : KELEP

    Büyük zoka. : SİNARA

    Büyük,kocaman.:CESİM

    Büyük,yetişkin,yaşlı. : EKE

    Büyük,yumurtamsı,kırmızımsı mavi renkli bir erik türü.:AYNABAKAR

    Büyükbaş yada küçükbaş hayvanların bağırsakları temizlenip içine
    ciğer,soğan,pirinç ve baharattan oluşan iç doldurularak yapılan dolma. :
    BUMBAR DOLMASI

    Büyükelçi.: SEFİR

    Büyüklük,irilik.:CESAMET

    Büyüklük,yücelik. : İZZET

    Büyükşehir,anakent.: METROPOL

    Büyültme. : AGRANDİSMAN

    Büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ellerde,ayaklarda ve
    başta aşırı büyüme gibi değişikliklerle belirgin hastalık.:AKROMEGALİ

    Büyümemiş karpuz. : KALAK: ŞALA
    C

    Caddelerde kutlama için kurulan süsler. :TAK

    Cahiliye devri Arap şairi.:NABİGA

    Cahiller.:CÜHELA

    Cam bilye. : CİCOZ

    Cam,sedef,taş v.v den yapılmış renkli süs tanesi.:BONCUK

    Cami hademesi.:AYYUM

    Camide namaza kalkmak için okunan ezan.: KAMET

    Camide verilen ders.:DERSİAM

    Camilerde iç avluda yer alan,havuz biçiminde bir haznenin çevresinde bulunan
    musluklardan oluşan,üstü kapalı yada açık çeşme. : ŞADIRVAN

    Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.:MAKSURE

    Camlı taraça.:VERANDA

    Can Yücel’in,Deniz Gezmiş’i anlattığı ünlü şiiri.:MARENOSTRUM

    Can. : ANİMA

    Canlandırıcı. : ANİMATÖR

    Canlı bir organizmanın oluşturduğu ona özel bir renk veren kimyasal
    madde.:PİGMENT

    Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi koşulların tümü.:ORTAM

    Canlı olmayan cisim.:CİRİM

    Canlı,hareketli.:CEVVAL

    Canlı,parlak ve koyu pembe renk. : FUŞYA

    Canlılarda ve makinelerde kontrol,iletişim ve işleyişi inceleyen
    bilim.:SİBERNETİK

    Canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre sınıflandıran bilim.:TAKSONOMİ

    Canlıların aralarındaki bağlantıları ve ortamlarıyla olan ilişkilerini
    inceleyen biyoloji dalı.:EKOLOJİ

    Canlıların bölümlenmesinde dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. :
    FİLUM

    Canlıların hücre,doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl
    yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı. : FİZYOLOJİ

    Cansız olan.: İNORGANİK

    Cansız şeyler.:ECRAM

    Cansız varlıklar.:CEMADAT

    Cansız. : CAMİT

    Casus.Ajan. : ÇAŞIT

    Cava ve Bali gibi,Endonezya adalarından biri.(Eski adı Selebes). : SULAWESİ

    Cava yerlilerinin silahlarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir. : UPAS

    Cazibe. :ALBENİ

    Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik.:PARAMETRE

    Cehennem bekçisi.:ZEBANİ

    Cehennem.: TAMU

    Celbeden,çeken.:CALİP

    Cem Sultan’a Avrupalılarca verilen ad.:ZİZİM

    Cemal Süreya’nın şiir kitabı.: SICAK NAL

    Cenaze namazı kılmak için veya bayram ve Cuma namazına cemaati çağırmak için
    minarelerde okunan dua,çağrı ezanı.:SALA.: SELA

    Cendere. : PRES

    Cendere.:SIKMAÇ

    Cengiz Han’ın annesinin adı. : ULUNEKE

    Cennet ile cehennem arası. : ARAF

    Cennet.:BEHİŞT

    Cennetkuşu da denilen ve gösterişli çiçekleri olan bir süs bitkisi.:STARLİÇE

 

    Cennetlik. : NACİ

    Cennette bulunduğuna inanılan kutsal su. : KEVSER

    Cennetteki iki melekten biri. : RIDVAN

    Cephe.:CENAH

    Cepken altına giyilen kolsuz bir çeşit giysi.: GAZEKİ

    Cerrahi aletler bilgisi. : ASİDOLOJİ

    Cerrahide,marangozlukta kullanılan bir maddeyi kazımaya yarayan bıçak
    biçiminde araca verilen ad. : İSPATULA

    Cesareti ve gücü ile tanınan dayanıklı bir köpek cinsi. : TERİYE

    Cesur,korkusuz.:SERBAZ

    Cevat Şakir Kabaağaçlı. : HALİKARNAS BALIKÇISI

    Cevher.: TÖZ

    Ceviz veya badem içi.:ÇİĞE

    Ceviz. : KOZ

    Cevizin yeşil kabuğu veya yaprağı. : TETİR

    Ceylan derisi.: RAK

    Ceylan. :AHU : GAZAL

    Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden
    uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması.:PATRONAJ

    Cezalandırma.:TECZİYE

    Cezayir kurtuluş savaşında,Fransa saflarında yer alan Cezayirlilere verilen
    ad.:HARKİLER

    Cezayir sahrasında vahalar dizisi. : RİR

    Cezayir’de doğan ve Arap müziğiyle Batı müziğinin karışımı olan müzik türü.
    : RAİ

    Cılız,zayıf. : İNEZE

    Cıvataların altına yerleştirilen ortası delik yuvarlak metal parça. :
    RONDELA

    Ciddi bir eseri veya olayı alaya alarak güldürme amacı güden komedi
    türü.Gülüt. : PARODİ

    Ciddi işlerle uğraşmayan,havai.:YELEKE

    Cila yapmakta kullanılan bir çeşit reçine. : KOPAL

    Cila.:PERDAH

    Ciltcilikte kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş
    şerit.Pehlivan kispetinin paçası. : ŞİRAZE

    Ciltte çeşitli sebeplerle oluşan kaşıntılı döküntüler,kurdeşen.: ÜRTİKER

    Cilveli. : FETTAN

    Cimri. : NEKES

    Cinayet. : KIYA

    Cinnet,delirme,çıldırma.:CÜNUN

    Cinsel dürtünün enerjisi. Cinsel içgüdünün belirtilerini taşıyan yaşama
    gücünün bütünü. : LİBİDO

    Cinsel uyarılmada ve doyumda,alışılmışın dışında davranışlara ve özel
    nesnelere zorunluluk duyma. : PARAFİLİ

    Cinsellik korkusu.: EROTOFOBİ

    Cokeylerin giydiği bir tür başlık.: TOK

    Cömert,dost. : AHİ: AKA

    Cömert,eli açık.:CEVAT

    Cumba.:SAHNİŞİN

    Cümle bilgisi.:NAHİV.: SENTAKS

    Cüruf.: DIŞIK

    Cüzam hastalığına tutulmuş olan kimse.:MİSKİN

    Cüzam. : LEPRA

    Cüzamlı. : ALATEN

    Cüzi,kısmi. :TİKEL   Alıntı
    Ç

    Çabalama.:CEHT

    Çabuk kurumasını sağlamak için boyaya az miktarda katılan madde. : SİKATİF

    Çabuk yol alan,hızlı giden.:YÜRÜK

    Çabukluk,hız,sürat : İVİNTİ

    Çadır kümeleri. : ASARİM

    Çağlar,devirler. : EDVAR

    Çağrı kağıdı. : OKUNTU

    Çakala benzer vahşi bir hayvan.:KARAKULAK

    Çakıllı ve bozuk yol. : NALDÖKEN

    Çalgı ağızlığı ile pistonu olan,boyundan geçirilerek tutulan,çember
    biçimli,üflemeli bakır çalgı.:HELİKON

    Çalgıcıların kullandığı bahşiş.:ALATURA

    Çalgıç,mızrap.:TEZENE

    Çalgılı meyhane. : TAVERNA

    Çalı bahçe duvarı. : ÇİT

    Çalışan,çaba gösteren.:CAHİT

    Çalışan,gayret eden. : SAİ

    Çalışkan.:HAMARAT

    Çalışma. : SAY

    Çalma,hırsızlık.: SİRKAT

    Çam ağacından yapılmış su testisi. : SENEK

    Çam ağacının çiğnenip emilen iç bölümü ve bunu almak için ağacın gövdesine
    açılan yara,soymuk. : YALAMUK

    Çam ağacının reçineli kabuğu. : ZAVİL

    Çam sakızı. : REÇİNE : AKMA

    Çam,ardıç,ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları. : PÜR

    Çam,ardıç,sedir gibi ağaçların yaprağı.: İBRE

    Çamaşır leğeni.:TEŞT

    Çamaşır yıkamada kullanılan yassı tokmak. : TOKAÇ

    Çamaşır yıkarken kullanılan tahtadan yassı tokmak.:TOKAÇ

    Çamaşırcı ayı’ denilen,kürkü kıymetli bir hayvan. : RAKUN

    Çamaşırın az kirli ve köpüklü son suyu. : EPRİK

    Çamgillerden,yüksek bölgelerde yetişen,kozalaklı bir orman ağacı. : KÖKNAR

    Çamur tedavisi. : PALEOTERAPİ

    Çamur,cıvık.:LAY

    Çamurcun,eğri koca gibi adlar da verilen ve yurdumuzun sulak alanlarında
    yaşayan küçük ördek cinsi.:ÇAKIRKANAT

    Çan,çıngırak. : DERA

    Çanakkale Boğazı’nın Nara Burnu mevkiinde,1954 yılında,Dumlupınar
    denizaltımıza çarparak batıran İsveç tankeri.: NABOLAND

    Çanakkale Boğazında Dumlupınar deniz altısına çarparak, dört Nisan 1953’de
    batmasına neden olan İsveç yük gemisi. : NABOLAND

    Çanakkale ilinde ünlü bir antik kent.:ASSOS

    Çanakkale’nin Ezine ilçesinde bir kaplıca.:KESTANBOLU

    Çanta ve ayakkabı yapımında kullanılan sepilenmiş dana derisi. : VİDALA

    Çanta,eldiven yapımında kullanılan yumuşak deri.:NAPA

    Çapkın.:HOVARDA

    Çarlık Rusya’sında gizli ve siyasi polis birliği.:OHRANA

    Çarmıha giden İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yürümeye mahkum edilen
    efsanevi kişi.:AHASVERUS

    Çarpan balığı. : TRAKUNYA

    Çarpık,eğri ağız. : YILIK

    Çarşıya,pazara getirilen şeylerden alınan tartı vergisi.:KANTARİYE

    Çavuşkuşu,hüthüt.:İBİBİK

    Çay ağzında yapılmış olan balıkçı büğeti. : KARMIK

    Çeçenlerin kendi ülkelerine verdikleri ad.:İÇKERİYA

    Çekici.:CALİP

    Çekilerek balık avlamaya yarayan,genellikle daire şeklinde el ağı. : TRATA

    Çekim ve baskı işlemlerini çok çabuk ve otomatik olarak yapan fotoğraf
    makinesi.:POLAROİT

    Çekinik. : RESESİF

    Çekinme,sakınma.:İBA

    Çekinmeden.:BİPERVA

    Çekişme.:CİDAL

    Çelik. : PULAT

    Çelikkalem takımyıldızının Latince adı.:CAELUM

    Çelimsiz ve biçimsiz kimse.:CİMBAKUKA

    Çelişki. : TENAKUZ

    Çember biçiminde,tellerden yapılma,torbaya benzer,büyük gözlü ağ.:APOŞİ

    Çember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası.:BALYA

    Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı.: Pİ

    Çemen otu.: POY

    Çene yarıştırma. : TALK-SHOW

    Çeper,zar.:CİDAR

    Çerez olarak yenen tahıl kavurgası.:FİRİK

    Çerkezlerin ulusal destanı. : NART

    Çeşitleme.:VARYASYON

    Çeşitler.:ENVA

    Çeşitli boğanotu türlerinden elde edilen bir alkaloit. : ATİZİN

    Çeşitli dans ve oyunlardan oluşmuş sahne gösterisi. : REVÜ

    Çeşitli gösterilerin yapıldığı eğlence yeri.: KABARE

    Çeşitli malzemelerin sanatsal amaçla bir araya getirildiği ürün. : KOLAJ

    Çeşitli tropikal bölgelerde genellikle kuru,sağanaklardan sonra geçici
    akarsuya dönüşen sel yatağı.:ARROYO

    Çeşitli yükleri yukarı çekmek için halattan yapılmış sapan. : İZBİRO

    Çeşitli yüzeyleri istenilen konuma getirmek için kullanılan ölçü
    aleti.:SUTERAZİSİ

    Çeşme zıvanası. : MASURA

    Çeşme,musluk vs. çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için
    konulan delikli taş tekne.:YALAK

    Çete.:GANG

    Çevre.:ETRAF

    Çevrili girinti. : ALKOV

    Çıkılması güç kayalık yer.:LAÇİN

    Çıkrık veya dişli yardımıyla ağır yükleri kaldırmaya veya çekmeye yarayan
    bir alet.:BOCURGAT

    Çıkrıkçı çarkı.: TARTURA

    Çılgın,divane. : ŞEYDA

    Çınar,meşe,palamut gibi ağaçların meyvesi.:PELİT

    Çıplak toprak./Kel. : DAZ

    Çıplak,tüysüz. : CAVLAK

    Çırak.: ŞAKİRT

    Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi.: TAÇ

    Çiçek bozuğu yüz.:ÇAPAR

    Çiçek demeti. : BUKET

    Çiçek tozu. : POLEN : TAL

    Çiçek. : ŞÜKUFE

    Çiçekleri hekimlikte kullanılan ve kökleri kavrularak yenilen bir
    bitki,sığırdili.:HODAN

    Çiçekleri katmerli ve mor renkte bir tatula türü.:NAVÇAĞAN

    Çiçekleri sinek örümcek gibi kimi böcekleri andıran otsu bir bitki.:OFRİS

    Çift sürerken öküzleri yürütmek için kullanılan, ucuna sivri demir çakılmış
    uzun değnek. : ÜVENDİRE

    Çift atlı binek arabası. : KAROÇA

    Çiftleşme zamanı gelmiş kısrak yada dişi eşek. : GÜRE

    Çiftlik uşağı.:AZAP

    Çile durumundaki ipliği yumak yapmak veya masuraya sarmak için,üzerine
    geçirilen kafes dolap biçimindeki hafif ve bir eksen üzerinde dönen araç.:
    ELEMGE

    Çimenlik,bahçe.:ÇEMENZAR

    Çin ayısı. : PANDA

    Çin düşüncesinde dişi ilke : YİNG

    Çin felsefesinde doğru yolu yada cennetin yolunu belirten temel kavram. :
    TAO

    Çin felsefesinde eril,gök,aydınlık,etkin ve delici olarak düşünülen ilke. :
    YANG

    Çin gongu. : TAMTAM

    Çin gülü. : KAMELYA

    Çin Halk Cumhuriyeti’nde bir ırmak.:İRTİŞ

    Çin kirazı denilen ve nemli topraklarda yetişen bir meyve.: LİÇİ

    Çin müziğine özgü dört veya beş telli lavta. : PİPA

    Çin ve Japonya’da oynanan bir strateji oyunu. Çin satrancı. :GO

    Çin,Vietnam,Malezya’da yetişen ve lifleri dokumacılıkta kullanılan değerli
    bir bitki.: RAMİ

    Çin’de Buda’ya verilen ad. : FO


    Çin’de yetişen ve meyvelerinden kurutucu bir yağ elde edilen ağaç. : TUNG

    Çin’in eski para birimi.: TAEL

    Çin’in para birimi. : YUAN

    Çin’in plakası.: TJ

    Çinakoptan büyükçe lüfer. : SARIKANAT

    Çingene çadırı.:ÇERGİ

    Çingene.:KIPTİ

    Çinko banyosu. : GALVANİZ

    Çinko,bakır ve nikelden yapılan,gümüşü andırır bir alaşım.Mayşor. : ALMAN
    GÜMÜŞÜ

    Çinko.:TUTYA

    Çinkonun başlıca cevherlerinden biri olan doğal çinko sülfür. : BLEND

    Çinlilerin bir uzunluk ölçüsü. : Lİ

    Çipura balığının,boyu 10 santimetreye kadar olan gençlerine verilen
    ad.:LİDAKİ

    Çirişli bir çeşit parlak bez.: KETAL

    Çirkin huy. : ENİR

    Çirkin.:KAKNEM

    Çiroz durumundan çıkarak yağlanmaya başlamış olan uskumru.:LİPARİ

    Çit yapmakta kullanılan büyük kızak.: SÖVEN

    Çit,perde. : ÖR

    Çit.: ÇEPER

    Çitlembik. : MELENGİÇ

    Çivit renginde koyu mavi.:NİLGÜN

    Çiy, kırağı. : JALE: ŞEBNEM

    Çizgi. : HAT

    Çizgileri olan kumaş.: REYE

    Çizgilerin,yüzeylerin,katı cisimlerin birbirine rastlayıp kesiştikleri
    yer.:ARAKESİT

    Çizilerek veya oyularak açılan kertik. : ÇETELE

    Çoban düdüğü denilen keskin kokulu bir bitki. : MEYHANECİ OTU

    Çoban düdüğü. : TİKE

    Çoban düdüğüne halk hekimliğinde verilen ad.:AZARON

    Çoban köpeği.:KARABAŞ

    Çoban türküsü. : KAYABAŞI : İGLOG

    Çoban yamağı anlamında kullanılan yöresel bir sözcük. : ÇONA

    Çoban yıldızı,Venüs.:ÇOLPAN

    Çoban yıldızı. : KERVANKIRAN

    Çoban.: RAİ

    Çobanların çaldığı ıslık. :ASADOLU

    Çobanların omuzlarına aldıkları dikişsiz,kolsuz,keçeden üstlük : KEPENEK

    Çocuk hastalıkları ile ilgili bilim dalı. : PEDİATRİ

    Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur.:MELE

    Çocuklarda,karın şişmesiyle beliren bir hastalık.:KIRBA

    Çocukları korkutmak için kendisinden söz edilen bir
    yaratık,umacı,hayalet.:KARAKONCOLOS

    Çoğu kıldan dokunmuş büyük çuval.: HARAR

    Çoğulcu.: PLÜRALİST

    Çoğunluğu Türk soyundan olan ve Polonya topraklarında oturan Musevi
    topluluğu.:KARAİMLER

    Çoğunlukla akaryakıt gibi sıvı maddeleri taşımada kullanılan,silindir
    biçiminde,metalden büyük kap.: GALON

    Çoğunlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardımıyla tutmaya yarayan
    alet.:BASKÜL

    Çoğunlukla döşemelik olarak kullanılan,keten veya ipek karışımı bir kumaş.:
    DAMASKO

    Çoğunlukla hidrojen veya helyumla şişirilmiş güdümlü balon.:ZEPLİN

    Çoğunlukla imaretlerde yoksullara verilen kepekli undan yapılmış pideye
    benzer bir tür ekmek.: FODLA

    Çoğunlukla yemek pişirmekte kullanılan,içinde ızgarası bulunan,ayaklı ve
    taşınır ocak.:MALTIZ

    Çoğunlukla yüzey sularından yoksun mağaralarla ve yer altı ırmaklarıyla
    örülü kıraç ve kayalık arazi. : KARST

    Çok acıklı olay.: HAİLE

    Çok anlamlı bir kelimeye her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine
    yakın birkaç yerde kullanma. : CİNAS

    Çok az kaldı anlamında bir sözcük.:RAMAK

    Çok beyaz.:APAK

    Çok bilinen bir sözü veya atasözünü biraz değiştirip eklemeler yaparak
    güncel sorunları belirten cümle.:LAFORİZMA

    Çok bükümlü ipliklerle dokunan ve kendine özgü dalgalı bir görünümü olan
    kumaş.:KREP

    Çok eski bir geçmişi olan ve kimi Şinto törenlerinde yapılan dinsel Japon
    dansı. : KAGURA

    Çok eski bir tarihi anlatır. : Fİ

    Çok gizli.:EKTEM

    Çok güzel,en güzel.:AHSEN

    Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi. : SKAVUT

    Çok hücreli canlılarda hücrenin belli evrelerden geçerek
    çoğalması.:KARYOKİNEZ

    Çok iğneli olta takımı. : ÇAPARİ

    Çok iğneli uzun balık oltası. : PARAKA

    Çok ince bir yün cinsi. : KAŞMİR

    Çok ince toz tanesi.: TOZAN

    Çok ince ve çok seyrek muslin yada pamuklu bez. : ADATİS

    Çok iri ve kaba şey.: LENDUHA

    Çok kaynatılarak koyulaştırılmış şerbet.:ŞURUP

    Çok kepekli un. : PASPAL

    Çok kısa boylu,bücür.:BODUR

    Çok öfkeli.Kötü ve korkunç cin. : İFRİT

    Çok övünen. : FAHUR

    Çok parlak.: BER

    Çok pullu,gümüş renkte,beyaz etli bir balık.:KEFAL

    Çok rüzgarlı yer.: TOZKOPARAN

    Çok sesli müzikte bir beste.: FÜG

    Çok süslü giyinen ve modaya düşkün kadın. : KOKET

    Çok şey bilen,her şeyden anlayan.:HEZARFEN

    Çok şiddetli ve çevrintili bir yel. : KASIRGA

    Çok tanrıcılık. : PAGANİZM

    Çok tanrılı dinden olan kimse. : PAGAN

    Çok tehlikeli bir köpek balığı türü. : HARHARYAS

    Çok üşümek.:BUYMAK

    Çok verimli,bol,eksiksiz.: ONGUN

    Çok yırtıcı bir deniz balığı.:MURANA

    Çok yiyen,obur.:HIRA

    Çok yorulmak. : TELESİMEK

    Çok zaman tahıl,kepek ve keten tohumu karışımından oluşan at yemi. : MAŞ

    Çokluk. : KESRET

    Çorak toprak. : KEPİR

    Çorba gibi yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ve yağla yapılan sosa
    verilen ad. : MEYANE : MİYANE

    Çorum bezi de denilen ve geleneksel el tezgahlarında dokunan bir tür
    bez.:KENEFİ

    Çorum ilinde,Hitit Uygarlığını aydınlatan ünlü höyük.:ALACAHÖYÜK

    Çorum’da,Hititler döneminde yapılmış açık hava tapınağı.: YAZILIKAYA

    Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca.: BEKE

    Çorumun Alaca ilçesinde ünlü bir höyük. : ESKİYAPAR

    Çöl bölgelerinde bazı çukurların tabanını kaplayan tuzlu ve killi toprak.:
    TAKİR

    Çöl bölgelerinde yaşayan bir sürüngen türü. : SKİNK

    Çöl.:BEYABAN

    Çölde fırtına sonucu tepecikler halinde yığılan kum kütlesi.:KAUR

    Çölde işaret için konulan taşlar. : ARAM

    Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi.Kumul./Buzul
    : EKSİBE.

    Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi. : KUMUL

    Çözgü ve atkının kumaş yüzeyi üzerinde kendiliğinden bir desen oluşturduğu
    her tür kumaşa verilen ad. : FASONE

    Çözgü veya atkının kumaş yüzeyi üzerinde,kendiliğinden desen oluşturduğu her
    tür kumaş.:FASONE

    Çözgü. :ARIŞ

    Çözgüsü ipek veya sentetik elyaf,atkısı kalın pamuk veya yün olan kumaş. :
    BENGALİN

    Çubuk veya kamıştan yapılmış bağ ve bahçe kulübesi.: HUĞ

    Çuha kumaşının sarıldığı top.: PASTAV

    Çukur yer.: ESİK

    Çulluk. : BEKAS

    Çürütülmüş tütünden yapılan ve buruna çekilen keyif verici toz. : ENFİYE  
  Alıntı
    D

    Dadı. : TAYA

    Dağ geçidi.: AŞIT

    Dağ keçisi. : ELİK: YAĞMURCA

    Dağ kırlangıcı da denilen küçük bir kuş. : EBREHE

    Dağ kırlangıcı denilen küçük bir kuş ,Keçisağan.:EBABİL : EBREHE

    Dağ lalesi.Manisa lalesi: ANEMON

    Dağ servi’si. : SEDİR : ARAR

    Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz,rüzgar almayan kuytu yer.: ARKAÇ

    Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer.Dağ üzerindeki yüksek geçit. : BELEN

    Dağ tavuğu. : ÇİL

    Dağ yürüyüşü. : TREKKİNG

    Dağcılık. :ALPİNİZM

    Dağılma, : İNFİSAH

    Dağıtıcı.:MÜVEZZİ

    Dağıtım.:TEVZİ

    Dağlarda yetişen,rengi hafif yeşil bir çeşit yaban soğanı.:KÖMÜREN

    Dağların oyuk,kuytu yerleri.: KEPEZ

    Dağlık yer.:CEBELİSTAN

    Daha çok ayakkabı yapılan bir çeşit sağlam ve parlak kumaş.:KARAMANDOLA

    Daha çok hayvan postundan yapılan bir başlık türü.:BÖRK

    Daha çok kadınların bluz üzerine giydikleri yelek. : JİLE

    Daha çok Karadeniz yöresinde giyilen bir tür erkek ayakkabısı. : ÇAPULA

    Daha çok Nil ırmağında kullanılan bir tür küçük gemi. : FELUKA

    Daha çok radyo ile yayımlanmak için hazırlanmış,genellikle güldürü
    niteliğinde kısa oyun.:SKEÇ

    Daha çok tahıl tarlalarında görülen mor çiçekli bir bitki,mavi kantaron. /
    Peygamber çiçeğine verilen ad : BELEMİR

    Daha çok Türkmen oymakları arasında rastlanan bir tür kukla oyunu. : KARAÇOR

    Daha iyi. : EVLA

    Daha sonra.:BİLAHARE

    Dahi. : ÖKE

    Dal ve budak kırpıntısı.:ÇIRPI

    Dalan.,çıkar topluluğu. : LOBİ

    Dalga dalga renkli çizgiler.:MENEVİŞ

    Dalga. : TALAZ

    Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir tür kumaş,hareli kumaş.: MUARE

    Dalla örtülü, çalı çırpıdan yapılmış kulübe,çardak. : ALACIK

    Dallardan örülmüş büyük sepet.:ÇİTEN

    Dalları çok çatallı ve sapları odunsu bir bitki.:ÇALI

    Dalsız budaksız ağaç. : KABAŞ

    Dalyanın kapak yeri.: BASARNA

    Damak zevki olan.Yemekten ve içkiden anlayan,bunların tadına varabilen
    kimse. : GURME

    Damar sertliği. :ARTERYOSKLEROZ

    Damarlı ve yarı saydam bir taş,balgam taşı. : ONİKS

    Damıtmaya yarar araç,damıtıcı.:İMBİK

    Damla. : KATRE

    Danışma kurulu.: ŞURA

    Danışma.:İSTİŞARE

    Danimarka,İsveç ve Norveç’in küçük para birimi. : ÖRE

    Danimarka’nın para birimi.:KRON

    Dans adımı. : EŞAPE

    Dans düzenleme sanatı. : KOREOGRAFİ

    Dantel ve nakış ipliği yumağı. :KUKA

    Dar geçit,boğaz.:DERBENT

    Dar tentene. : OYA

    Dar ve ensiz tahta.: TİRİZ

    Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku,kapalı yer korkusu.:
    KLOSTROFOBİ

    Dar,uzun ve hafif bir yarış kayığı,kik.:FUTA

    Darıdan yapılan şarabın kımızla karıştırılmasıyla elde edilen eski Türk
    içkisine verilen ad.: TARASUN

    Datça’daki eski çağ kenti. : KNİDOS

    Dava. : ARANÇ

    Davar ağılı.:KOM

    Davet eden,çağıran. : DAİ

    Davranışçılık.:BEHAVYORİZM

    Dayanak,yardımcı. : MEDAR

    Dedeler,atalar. : ECDAT

    Dedikodu etme. : NEMİME

    Dedikodu.Bir kişinin gıyabında ileri geri konuşmak. : GIYBET

    Dedikoducu. : NEMMAL

    Defterler.:DEFATİR

    Değerini,önemini yitirmiş. : KADÜK

    Değerli eşya,kumaş,mücevher v.s. alınıp satılan kapalı çarşı.:BEDESTEN

    Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık,saflık ve değer derecesi ölçüsü.
    : MİYAR

    Değerli olan,zebercet adını taşıyan silikat.: OLİVİN

    Değerli olmayan maden veya taşlardan yapılmış takı,süs eşyası.:BİJUTERİ

    Değerli taşlarla donanmış. : MURASSA

    Değerli tespih taşı.(Deniz filinin dişinden yapılan). : NAKA

    Değersiz,önemsiz.:NAÇİZ

    Değirmen suyunu başka yöne akıtmak için yapılan düzen.: SAVAK

    Değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.:ARD

    Değirmen taşının ekseni.:SEPEK

    Değirmen. : AS

    Değiş tokuş da üste verilen şey. : ABRA

    Değiş tokuş. : MÜBADELE

    Değiş,mal değişi,trampa.:TROK

    Değişik renkli çiçekleri ve rozet yaprakları olan, dere kenarlarında da
    yetişen bir süs bitkisi.: ÇUHA ÇİÇEĞİ

    Değişik biçim.:VERSİYON

    Değişik boyda , sert ağaçtan yapılmış tuşlardan oluşan bir Afrika çalgısı. :
    BALAFON

    Değişik çağları birbirine karıştırma,bir olayın çağıyla ilgili yanılma. :
    ANAKRONİZM

    Değişik çağları birbirine karıştırma,bir olayın çağıyla ilgili
    yanılma.:ANAKRONİZM

    Değişik genetik kökenli çeşitli hücrelerden oluşan organizma.:KİMERA

    Değişik renklerde üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına bir
    desen yapılan değerli taş.:KAME

    Değişik renkli üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına kabartma
    bir desen yapılan değerli bir taş.. : KAME

    Değişik renkte boya kullanılarak,kumaş üzerine desen ve zemin basma
    işlemiyle bu işleme uğratılan ipekli,yünlü vs kumaş. : EMPRİME

    Değişik sayıda akortlu tahta yada metal çubukların gam sırasıyla
    dizilmesinden oluşan iki değnekle vurularak çalınan bir çalgı. : KSİLOFON

    Değişik şekillerde kesilmiş,yağda veya fırında kızartılmış ekmek.:KRUTON

    Değişik tonlarda boyama. : RÖFLE

    Değişik türlerden,çoğunlukla yabanıl ağaç,ağaççık ve çalıların deneysel
    yetiştirilmesine ayrılmış park veya alan. : ARBORETUM

    Değişim cetveli,grafik.:DİYAGRAM

    Değiştirgeç. : RÖLE

    Dekoratif bir dikiş türü. : REÇME

    Dekoratif demir işçiliği. : FERFORJE

    Delege . : MURAHHAS

    Delgeç. : MATKAP

    Delikanlı.Yakışıklı erkek:CİVAN

    Delikli kepçe.:KEVGİR

    Delikli örgü,gözenek.: AJUR

    Delil,kanıt,ispat.:BURHAN

    Delilik.:CİNNET.:CÜNUN

    Deliorman,Dobruca, Besarabya ve Ukrayna’da oturan Hıristiyan Ortodoks
    Türklere verilen ad.:GAGAVUZ

    Delme.: PERFORAJ

    Delta : ÇATALAĞIZ

    Demir atmış gemi. : RASİ

    Demir kiriş. : PUTREL

    Demir şiş. : SİH

    Demir yada tahta üzerindeki boya,pas gibi şeyleri çıkarmakta kullanılan
    çelik araç.:RASPA

    Demirci aracı. : ÖRS

    Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç. : AÇKI

    Demirin simgesi. : FE

    Demiryollarında gündüz mekanik olarak bir kolla gece kırmızı ışıkla işaret
    veren alet.:SEMAFOR

    Demiryollarında traverslerin altına,şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine
    döşenen taş kırıkları.:BALAST

    Demokrasi. : ELERKİ

    Demre’de (Yeni adı Kale) yaşadığına ve Noel Baba olduğuna inanılan ve adı
    efsaneleşen Aziz. :AYANİKOLA

    Den dolayı,..den ötürü anlamında eski bir sözcük.: BİNAEN

    Denek taşı.: MİHENK

    Denetleme,denetim.: TEFTİŞ

    Denetleme. : MURAKABE

    Deney üstü. : TRANSANDANTAL

    Denge,ölçü. : MUVAZENE

    Dengesini ustalıkla korurken top,bıçak,tabak gibi nesneleri havaya atıp
    tutarak gösteri yapan sanatçı.: JONGLÖR

    Deniz anası. : MEDÜZ

    Deniz ataşesi. : ATAŞENAVAL

    Deniz avcılığında kullanılan ince daldan örülü sepet. : KİRTİL

    Deniz ayısı da denilen ve soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü. : OTARİ

    Deniz bilim.:OŞİNOGRAFİ

    Deniz derinliğini ölçme işi (Batimetre). : İSKANDİL

    Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanılan araç.:BATİSKAF

    Deniz içinde zincirlerin birbirine dolaşması. : ISPARMAÇA

    Deniz kenarında salaş ve dam gibi barınılacak yer.:KAVALA

    Deniz kırlangıcı.:BALIKÇIN

    Deniz kızı.: SİRER

    Deniz kuşlarının gübre olarak kullanılan pisliği. : GUANO

    Deniz tarafından ırmak ağızlarında yada akarsuların kazdığı derin vadilerin
    aşağı kesimlerinde oluşan yüksek kenarlı kıyı biçimi. : RİA

    Deniz taşıtlarını yönetmek.:ABRAMAK

    Deniz taşıtlarının pervanesi. : USKUR

    Deniz tedavisi.:TALASOTERAPİ

    Deniz teknelerinin iç yanları.: ALABANDA

    Deniz veya denizcilikle ilgili.:BAHRİ

    Deniz yolculuklarında geminin veya yükünün gördüğü zarar.. : AVARYA

    Deniz,göl ve ırmaklarda balık yatağı olan yer.: BALIKLAVA

    Deniz,göl ve ırmaklarda kıyılara yakın yerlerde ağ ve kazıklarla
    oluşturulan,balık avlama yeri.:DALYAN

    Deniz.:BAHİR

    Denizaltında dinleme aygıtı. : SONAR

    Denizcilik dilinde aşağıda,alt anlamında kullanılan söz.Gemiyi baştan yada
    kıçtan halatla karaya bağlama. : ABAŞO

    Denizcilik dilinde yelken indirmeye verilen ad.:MAYNA

    Denizcilikte çok durgun deniz ve hava.: BONAÇA

    Denizcilikte iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme
    işi.:MATİZ

    Denizcilikte safra anlamında kullanılan sözcük.:BALAST

    Denizcilikte ve havacılıkta kullanılan radyo seyir sistemi.: LORAN

    Denizcilikte yedek halat. : PERMEÇE

    Denizcilikte,çekilmekte veya indirilmekte olan bir halatı veya zinciri bir
    yere bağlamak için verilen komut.: ABOSA

    Denizde ada.:CEZİRE

    Denizde ağır cisimleri kaldırmaya,batık gemileri çıkarma veya askıya almaya
    yarayan,su kesimi az,vinçli tekne yada duba. : ALGARNA

    Denizde batmış olan bir geminin,bir nesnenin yerini ve durumunu ses
    dalgalarıyla saptayan sistem.:SONAR

    Denizde yada kıyıda buz tabakasıyla örtülü olan kesim. : BANKİZ

    Denizde yaşayan,Latince adı Noctulica Milliaris olan,dokunulduğunda ateş
    böceği gibi ışık saçan plankton.(Milyonlarcası bir araya gelince geceleri
    bir balık veya bir kayık çarptığında ışık saçarlar).:YAKAMOZ

    Denizde yol göstermeye,bir tehlikeyi veya geçiş yolunu haber vermeye yarayan
    yüzer cisim.:ŞAMANDIRA

    Denizde yosunlu sazlı yer.:ÇEPEZ

    Denize uzanan dar ve alçak kara parçası.:DİL

    Denizin çekilmesi.:CEZİR

    Denizlerin çekilmesiyle oluşan bölge. : NERİTEL

    Denizli yöresinde kına gecesinde gelin için okunan maniye verilen ad. :
    OKŞAMA

    Denk,uygun. : MÜTEVAZİN

    Deprem bilim.: SİSMOLOJİ

    Deprem dalgası.: TSUNAMİ

    Derbeder,başıboş yaşayış. : BOHEM

    Derbeder. : HARABATİ

    Derebeylik düzeninde bir vasala senyörce verilen toprak veya mal. : FİEF

    Derebeylikte toprakla beraber satılan köle. : SERF

    Deri dokusunun anormal büyüyüp yağlanmasıyla oluşan kabarcık.:ET BENİ

    Deri hastalığı. : LİKEN

    Deri tüberkülozu. : SIRACA

    Deri üzerine uygulamaya özgü hamur kıvamında ilaç. : PAT

    Deride,sinirler boyunca,özellikle gövde,bacak ve yüzde bir takım ağrılı
    fiskelerin dökülmesiyle beliren mikroplu bir hastalık : ZONA

    Deriden yapılmış kalkan. : DARAKA

    Deriden yapılmış torba.:DAĞAR

    Derilerin içine batırıldığı tanenli bitki suyu. : TETERİ

    Derin sular. : ABİSAL

    Derin vadi. : KANYON

    Derinin yağ bezi ve ter bezi salgılarının anormal artışı. : SEBORE

    Derinleştirme. : TAMİK : İKAR

    Derinliği aynı olan sığ su alanı. : FİLET

    Derinliği az metal kap. : SAHAN

    Derinliğine,iyice.Enine boyuna:. ARİZAMİK

    Derinlik ölçme aracı. : SONDA

    Derinlik., aptallık. : AMAKAT

    Derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. : FERSAN

    Deriyi kullanılabilecek duruma getiren kişi,sepici,tabak.:DEBBAĞ

    Deriyle kaplı bir çeşit eskimo kayığı. : UMİAK

    Deriyle kaplı bir çeşit Eskimo kayığı.:UMİAK

    Derli toplu,özenli,düzgün,temiz. : NETA

    Ders verme.:TAKRİR

    Dervişlerin bulunduğu yer. : DERGAH

    Dervişlerin giydikleri tiftikten yapılmış ince külah.ARAKİYE

    Desibel. : DB

    Destan. : EPOPE : DASİTAN

    Destansı. : EPİK

    Deve semeri. : HAVUT

    Deve yavrusu. : POTUK

    Devegiller familyasından,sırtında besin depo etmeye yarayan tek hörgücü
    bulunan bir memeli türü.: HECİN

    Deveyi çöktürmek için çıkarılan ses.:IH

    Devinbilimi. : DİNAMİK

    Devirler,çağlar.:DEVRAN

    Devlet hazinesi.:BEYTÜLMAL

    Devlet hazinesi.:MİRİ

    Devlet malı,beylik. : MİRİ

    Devlet memurlarının maaşlarının derece ve tutarlarını düzenleyen sistem ve
    çizelge.:BAREM

    Devlet yönetiminde akrabalara ve özellikle yeğenlere yapılan
    iltimas.:NEPOTİZM

    Devletçe koruma altına alınmış tarihi yer veya bölge.:SİT

    Devletçe para,senet ve tahvil çıkarma,piyasaya sürme.:EMİSYON

    Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket.:BANDROL

    Devletçilik. : ETATİZM

    Devletin merkeziyetçiliğini savunan kimse. : JAKOBEN

    Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili
    oylama.:PLEBİSİT

    Dış evlilik.:EGZOGAMİ

    Dış mahalleler.:VAROŞ

    Dıştan sağlanan her türlü maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık
    duyan kimse. : TOKSİMAN

    Dibek. : SOKU

    Difteri.: KUŞ PALAZI

    Diğer bir olayın belirli bir büyüklüğüne karşılık bulan bir olayın yaklaşık
    büyüklüğünü bulma amacını güden işlem.: REGRESİON

    Dijital Video Disk’in kısaltması.:DVD

    Dik yerlerden inen buzullarda,derin yarılmalar nedeniyle buz parçalarının
    koparak aşağıya düşmesi.:SERAK

    Dik,sarp. : YALMAN

    Dikdörtgen bir masada oynanan minyatür futbol oyunu.: LANGIRT

    Diken. : NİŞ

    Dikenli çalı. : KEVEN

    Dikenli,sert pullu,kısa ve geniş,siyaha yakın esmer bir balık.:ÇOTİRA

    Dikilitaş. : OBELİSK

    Dikişte hata. : POT

    Dikme.Dik. : AMUT

    Dil bilgisi.:GRAMER

    Dil tutukluğu. :ANARTRİ

    Dilde tutukluk,kekemelik. : REKAKET

    Dilek. : KAM

    Dilekçe. : ARZUHAL

    Dilenci.: GOYGOYCU

    Dili tutuk olan,kekeme.:REKİK


    Dilsiz,sessiz.:EBKEM

    Din adına yapılan savaş.:GAZA

    Din büyüklerinin yada tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü
    davranışlarıyla ilgili hikaye. : MENKIBE

    Din dışı. : LADİNİ

    Din işleriyle uğraşanların mesleği. : İLMİYE

    Din kurallarını öğretmek için yazılmış kitap.:İLMİHAL

    Din uğruna yapılan savaş.:CİHAT

    Dindar Yahudilerin başlarını örttükleri takke.:KİPPA

    Dingil. : AKS

    Dini bakımdan İngiliz kilisesine bağlı kimse.:ANGLİKAN

    Dini ezgi veya kaynağı dini olan orkestra parçası.: KORAL

    Dini ezgi yada kaynağı dini ezgi olan orkestra parçası.::KORAL

    Dini tören masası.: SUNAK

    Dini,felsefi ve politik bir öğretim sistemini meydana getiren dogma ve
    kavramların bütünü,öğreti.:DOKTRİN

    Dinlenme salonu. : ODİTORYUM

    Dinler. : EDYAN

    Dinsel yada yarı dinsel bir konu üzerine bestelenen büyük ölçekli müzik
    yapıtına verilen ad. : ORATORYO

    Dinsel inanışlara göre kıyamete yakın bir zamanda çıkacağına inanılan
    yalancı.: DECCAL

    Dinsel tören ve kuralları.,mason töreni. Ritüel. : RİT

    Dip not. : HAŞİYE

    Diploma.:BRÖVE

    Dipten dallanan bir süs bitkisi. : MAZI

    Direk.Yapıda kullanılan dört köşe yada yuvarlak,kalınca sırık. : MERTEK

    Dirgen,yaba.:ANADUT

    Diş çıkarma. : ISNAN

    Diş diplerinde ve kaplarda oluşan kireç tabakası. : KEFEKİ

    Diş kiri,diş pası.:PESEK

    Diş köklerini kaplayan sert madde.: SEMAN

    Dişçilikte kullanılan,cıva ile bakır veya cıva,gümüş ve kalay
    bileşiği.:AMALGAM

    Dişçilikte kullanılan,cıva ve bakır yada cıva,gümüş ve kalay bileşiği. :
    AMALGAM

    Dişi at. : KISRAK

    Dişi bizon ile boğanın çiftleşmesinden doğan melez hayvan. : KATOLO

    Dişi deve. NAKA: MAYA: ARVANA

    Dişi geyik. : MARAL

    Divan edebiyatında içkiyi ve içkili toplantıları övmek için yazılan şiir
    türü.:SAKİNAME

    Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyti.:MATLA

    Divan edebiyatında sevgilinin kaşı,kirpiği,bakışı için kullanılan benzetme,:
    TİG

    Divan edebiyatında şehzadelerin sünnet düğünleriyle hanım sultanların doğum
    ve evlenme törenlerini anlatan yapıtlara verilen ad. : SURNAME

    Divan şiirinde her beytin son sözcüğünü,sonraki beytin ilk sözcüğü yapma
    biçiminde ortaya çıkan söz sanatı. : İADELİ

    Divan şiirinde uyakta tesis adıyla anılan eliften önceki sessiz harfin
    harekesi. : RES

    Divit.yazı hokkası. : AME

    Diyalektik. :EYTİŞİM

    Diyalog halinde yazılmış,genellikle eğlendirici sahne eseri : SKEÇ

    Diyarbakır yöresine özgü sütle yapılan bir hamur tatlısı. : NURİYE

    Diyarbakır’ın eski adı. : AMİD : AMED

    Diyelim ki,tutalım ki. : BİLFARZ

    Diyezli ve bemollü bir sesin eski duruma getirilmesini gösteren nota
    işareti.:BEKAR

    Diz meniski travması. : MENİSKUS

    Dizanteri. : KANLI BASUR

    Dizginleri koyuverilmiş bir atın dört nala koşması.Süvari akını.:ILGAR

    Dizi,sıra. : NAF

    Dizicilerin harfleri içine yerleştirdikleri demir yuva. : KUMPAS

    Dogma. : NAS : İNAK

    Doğa seslerine benzer seslerle yapılan sözcük ses
    yansıması,yansıma.:ONOMATOPE

    Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan aygıt.:LAVTA

    Doğaçlama tiyatro. : TULUAT

    Doğada ve toplumda nitelikle ilgili değişmelerin yavaş yavaş
    değil,birdenbire olması.:MUTASYON

    Doğada,kemik dokusunda bulunan,içinde flüor veya klor olan doğal kalsiyum
    fosfat.:APATİT

    Doğadaki canlıların birbiriyle ve çevreyle ilişkilerini inceleyen bilim
    dalı. : EKOLOJİ

    Doğal hidratlı manganez ve kalsiyum silikat.: İNEZİT

    Doğal olarak böğürleri kalçalara doğru daralan at için kullanılan sözcük :
    LAĞAR

    Doğal set. : SEKİ

    Doğalcılık.:NATÜRALİZM

    Doğalgaz,elektrik gibi şeylerin kullanılan miktarını ölçen alet.: SAYAÇ

    Doğalgazın ikinci önemli bileşeni olan hidrokarbon.:ETAN

    Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı. : ÖKÜLTİZM

    Doğayı gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil,ondan
    edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan;doğrudan doğruya gerçeği,nesneyi
    değil de,onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat
akımı.:EMPRESYONİZM

    Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan,sıkıştırılmış talaş ve yongadan
    yapılan tahta.:SUNTA

    Doğru yolu arama.:HİDAYET

    Doğru,gerçek.:ÇIN

    Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve
    başarıları ile değerlendiren öğreti.:PRAGMATİZM

    Doğu Karadeniz Bölgesinde tulum eşliğinde horon oynayarak yapılan geleneksel
    eğlence. : VARTAVAR

    Doğu Afrika’da yaşayan bir antilop.:GERENUK

    Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk.:MASAİLER

    Doğu Anadolu ile Azerbaycan’da çalınan bir çalgı türü.: TAR

    Doğu Anadolu’da bir göl.:ARİN

    Doğu Anadolu’da kullanılan bir küçük zurna.:MEY

    Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.: MEY

    Doğu Anadolu’dan doğarak Hazar’a dökülen bir ırmak. : ARAS

    Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu. :TAMZARA : MEYROKİ

    Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.:SEPE

    Doğu Anadolu’ya özgü,halay türü bir halk oyunu.:SEPE

    Doğu Asya’da bir ırmak. : YALU

    Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde yetişen bir koyun türü.:KARAYAKA

    Doğu Karadeniz dağlarında,fundalıklarda yetişen,2-3 m boyunda,kışın yaprak
    dökmeyen,çok iri ve mor çiçekler açan ve yaprakları halk hekimliğinde
    kullanılan bir ağaççık,orman gülü.:KOMAR

    Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde yetişen,uzun kuyruklu,beyaz renkli bir koyun
    ırkına verilen ad. : KARAYAKA

    Doğu Karadeniz’de ünlü bir yayla. : VERÇENİK

    Doğu Karadeniz’de özellikle Rize yöresinde dokunan çamaşırlık ince bez. :
    FERETİKO

    Doğu Karadeniz’in dağlık kesimlerinde yaşayanların giydiği,bacağı çorap gibi
    saran bir tür çizme. : SABUK

    Doğu kiliselerinde ermişlerin tahta pano üzerine yapılan resimlerine verilen
    ad.:İKONA

    Doğu masal ve efsanelerinde kötü ve korkunç cin.:İFRİT

    Doğu müziklerinde eserler arası çalınan parça. : ARANAĞME

    Doğu Timor’un başkenti. : DİLİ

    Doğu ülkelerinde yaşayan Yunan asıllılara verilen ad.: RUM

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konar göçerlerin kıl çadırından oluşan yayla
    yerleşmesine verilen ad. : ZOMA

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü,tavuk eti,sarımsak ve ekmekle yapılan bir
    çeşit pilav.:SENGESER

    Doğum meleği.:AYZIT

    Doğum sancısı.:BURU

    Doğumdan altı ay sonraya kadar olan erkek yada dişi at yada eşek yavrusu. :
    KULUN

    Doğurması yakın olan hamile kadın. : AĞIRAYAK

    Doğuştan kör.:DARİR

    Doğuştancılık. : NATİVİZM

    Doktorların kulaklarına takarak insanların iç organlarını dinlemek için
    kullandıkları tıbbi alet.:STETESKOP

    Doku ölümü.:NEKROZ

    Dokubilim. : HİSTOLOJİ

    Dokuma tezgahı çerçevelerinin gücü tellerine takılan ve içinden çözgü ipliği
    geçen küçük halka.. : NİRE

    Dokumacılıkta atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan,demirden veya
    ağaçtan yapılmış dişli araç.: KİRKİT

    Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına ipler : ÇÖZGÜ

    Dokumacılıkta kullanılan unlu yada çirişli sıvı.:HAŞIL

    Dokumacılıkta mekikle enine atılan iplik. :ATKI

    Dokuması kalın,sık ve yumuşak,bir tür pamuklu bez.: PAZEN

    Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir
    bıçaktan geçirme işlemi.Sanayide kimi metalleri ve yüzeyleri parlatma. :
    POLİSAJ

    Dokusunda altın ve gümüş renkte tellerin çoğunlukta olduğu kumaş.:LAME

    Dokuz dereceden oluşan,depremlerin gücünü ölçme birimi.:RİCHTER

    Dokuz milimetre çapında,İngiliz yapısı,hafif,kullanışı kolay bir tür
    makineli tüfek.:STEN

    Dokuzuncu İsrail kralı. : YORAM

    Dolama.Parmak çıbanı. : ETYARAN

    Dolandırıcı.:AYYAR

    Dolaşma,gezinti.:CEVELAN

    Dolmuş yapan büyük at arabası. : OMNİBÜS

    Dolunay,mehtap. ,ayın on dördü : . BEDİZ : AYAS

    Dolunayda huyu değişen. : AYSAR

    Domalan’da denilen ve patatese benzeyen bir tür mantar.:KEME

    Domates.: BANADURA

    Domuz yavrusu. : MOZAK

    Domuz.:BOCUK

    Domuza benzer bir hayvan./ Yaban domuzu. : PEKARİ

    Don Kişot’un atının adı : ROSİNANTE

    Don,şalvar. : TUMAN

    Donanım. : TEÇHİZAT

    Donanma. : ARMADA

    Dondurulmuş meyve suyundan yapılan bir tür pelte. : ELMASİYE

    Dondurulmuş yada buzlu olarak hazırlanan içecek.:FRAPE

    Dost,yakın arkadaş.:ENİS

    Dostlar,arkadaşlar. : İHVAN

    Dökme demir,font. : PİK

    Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl. : ALAZA

    Dökülen yaprak. : HAZAL

    Dökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp. : SAÇULA

    Döl verme yetkinliğine eren,baliğ.:ERİN

    Döl yolu. : VAGİNA

    Dönbaba,turna gagası gibi adlar da verilen ve yapraklı dalları Ege
    Bölgesinde sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.:İĞNELİK

    Döneç. : ROTOR

    Dönek,uğursuz. : ALABACAK

    Dönemeç.:BÜK

    Dönümün dörtte biri kadar olan alan ölçüsü.:EVLEK

    Dönüşümcülük. : TRANSFORMİZM

    Dört bölükten kurulan,bir binbaşının komutasında bulunan asker
birliği.:TABUR

    Dört Japon çiçek süsleme okulundan biri. : KO

    Dört köşe yelkenlerin yan yakalarına,alt tarafa doğru bağlanan halat.:
BORİNA

    Dört tekerlekli,çift körüklü bir tür binek at arabası.:LANDO

    Dört tekerlekli,hafif,bir tür gezinti arabası.:KALESKA

    Dört tekerlekli,içinde dingillere paralel olarak düzenlenmiş karşılıklı iki
    oturma sırası bulunan üstü açılıp kapanabilen çift körüklü binek arabası. :
    LANDO: LANDON

    Dört telli bağlama.:BULGARİ

    Dört yaşına kadar olan dişi manda.:EVERE

    Dört. : CIHAR

    Dörtte bir,çeyrek anlamında eski sözcük. : RUBA

    Döşeme gereci plastik madde. : MARLEY

    Döşeme sıvası.: ŞAP

    Dövülmüş et,bulgur ve soğanla yapılan ızgara köfte. : ORUK

    Dövülmüş sarımsak,yumurta sarısı ve zeytinyağından oluşan soğuk sos.: AYOLİ

    Dövüşemeyecek duruma gelen bir boksörün karşılaşmayı bırakması. : ABONDONE

    Duacı.:DAİ

    Dul kadınlar. : ERAMİL

    Duman rengi. : FÜME

    Duman.:DUHAN

    Dumanda kurutulmuş et,balık veya peynir.:FÜME

    Dumanı toplayıp bacaya vermeye yarayan çıkıntı.:DAVLUMBAZ

    Durağan yıldız.:SABİTE

    Durgun su. : RAKİT

    Durum. : HALET

    Duvar içindeki oyuk,raf,: NİŞ

    Duvar lambası. : APLİK

    Duvar örülürken büyük taşların arasına konan ufak taşlar. : HELİK

    Duvar ve tavan süslemeleri yapan usta.:NAKKAŞ

    Duvarcıların doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi. : PERESE

    Duvardaki taş yada tuğla sırası.:REDE

    Duvarı berkitmek için taşların arasına yatay olarak yerleştirilen direk.:
    HATIL

    Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan ve çiçek resimleriyle bezeli
    pişmiş balçık levha,fayans.:ÇİNİ

    Duyarga,dokunma duyusu. : LAMİSE

    Duygu kapanıklığı. : APATİ

    Duygulu. : MÜTEHASSİS

    Duygusal,hikayeli türkü./ Serbest biçimli,romantik,müzik araçlarıyla çalınan
    yada şarkı olarak okunan yapıt. : BALLAD

    Duygusuz,kayıtsız,uyuşuk. : APATİK

    Düdenden daha geniş olan çukurlara verilen ad.:UVALA

    Düğme ve süs eşyası yapımında kullanılan bir deniz kabuklusu. : ABALON

    Düğün armağanı. : SAÇI

    Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı para. : ŞABAŞ

    Düğüne çağrılanlara düğün sahibince verilen hediye. : DÜRÜ

    Dümen kolu. : YEKE

    Dünya çapında.:CİHANŞÜMUL

    Dünya ile ahret.:DAREYN

    Dünya ve dünya ile ilgili her şey.:MASİVA

    Dünyaca ünlü bir çevre örgütü.:GREENPEACE

    Dünyanın Yedi harikasından biri sayılan Bodrum’daki anıtmezarıyla ünlü Kayra
    kralı. : MAUSOLOS

    Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil asma bahçelerini yaptıran
    efsanevi Asur kraliçesi. :SEMİRAMİS

    Dünyanın bütün denizlerine yayılmış bir yumuşakça cinsi.:ERATO

    Dünyanın büyük bir kısmını eline geçiren.:CİHANGİR

    Dünyanın ilk nükleer denizaltısının adı.: NAUTİLUS

    Dürbün.:IRAKGÖRÜR : BAKAÇ

    Düş gücü.:MUHAYYİLE

    Düşkünler evi.:DARÜLACEZE

    Düşkünlük,tutku. : İPTİLA

    Düşman. : YAĞI : ADU

    Düşmanlık. : ADAVET

    Düşme.:SUKUT

    Düşsel.:FANTASTİK

    Düşük nitelikli,kötü anlamında argo sözcük.:DANDİK

    Düşük sıcaklıklı bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan küçük krater.
    : MAAR

    Düşünceden çok,canlı duygulara ve aşka dayanan sanat eserleri için
    kullanılan eski bir sözcük.:GARAMİ

    Düşünceleri şeriat ilkelerine aykırı görüldüğünden,Memlük sultanının buyruğu
    üzerine,Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüş olan Türk tasavvuf şairi.(14.
    asır). :NESİMİ

    Düşünme gücü. : KARİHA

    Düşünülenin tersini söyleyerek yapılan ince alay. : İRONİ

    Düşünüş biçimi. : MANTALİTE

    Düz dam,taraça. : ŞATU

    Düz dokunmuş açık saman renginde bir tür ipek kumaş. : SADAKOR

    Düz duruma getirme,düzleme.: TESVİYE

    Düz kenarlı şapka. : KANOTİYE

    Düz nehir gemisi. : TOMBAZ

    Düz tepeli,sarp yamaçlı dağ,masadağ. : MESA

    Düz veya desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş
    durumu.:APLİKE

    Düz veya desenli kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş
    durumu.:APLİKE

    Düz yakalı,önü ilikli bir tür ceket : SETRE

    Düz yazıda yapılan uyak.:SECİ

    Düz,engebesiz toprak parçası.: DÖLEK

    Düzen,hile.: DEK

    Düzenleme. : ARANJMAN

    Düzenlenmiş arazinin yüzölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet. :
    TAKEOMETRE

    Düzenleyen. : NAZIM

    Düzenleyici. : ARANJÖR

    Düzenli olarak ekim yapılan arazi. : EKENEK

    Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta : ÇITA .

    Düzgün sarılmış halat yumağı. : RODA

    Düzgün söz söyleme kolaylığı. : TALAKAT

    Düzgün. : ONAT   Alıntı

    E

    Ebegümecigillerden bir bitki.:BAMYA

    Eczacılık. : İSPENÇİYARİ

    Eczacılıkta kullanılan ve çürümeyen bir bitki.:KARAYA

    Eczacılıkta,parfümeride kullanılan ve çiçeklerden çıkarılan sarımtırak yağ.
    : LANOLİN

    Edat. : İLGEÇ

    Edebiyatta bir şiiri yada şiir parçasını şakacı bir anlatıma çevirme.:HEZEL

    Edebiyatta birden çok anlamı olan bir kelimenin iyi anlamını kullanır
    görünerek,kötüsünü kastetmek.:CİNAS

    Edebiyatta,iki yada ikiden daha çok anlamı olan bir sözcüğü yaygın olmayan
    anlamlarını düşündürecek yolda kullanma sanatı.:İHAM

    Edepsiz,şamatacı. : ŞEREMET

    Edepsiz,şirret.:ZİLLİMAŞA

    Edipler. : UDEBA

    Edirne yöresine özgü bir peynir tatlısı.: BELMUŞ

    Edirne’de Meriç ırmağı deltasında bir göl.:BÜCÜRMENE

    Edirne’nin Enez ilçesinin antik adı. : AİNOS

    Efelek de denilen çok yıllık otsu bir bitki.. : LABADA

    Efendisinin hizmetinden ayrılan ve serüvenler ardında ülkeyi baştan başa
    dolaşmaya koyulan samuray.:RONİN

    Efes kentinin kurucusu. : ANDROCLE

    Efes’te bir tapınak. : SERAPİS

    Eflatun,beyaz, kokulu çiçekler açan bir ağaç.:LEYLAK

    Efsane köpek.:KITMİR

    Efsanelere göre içene ölümsüzlük sağlayan bir su.:ABIHAYAT

    Efsanevi Argos kralı.:AGAMEMNON

    Efsanevi bir kuş. : SİMURG

    Eftalitler’de denilen ve 5. yüzyılda güçlü bir devlet kuran eski Türk
    ulusu.:AKHUNLAR

    Ege bölgesinde Güllük körfezi kıyısında antik bir kent. : İASOS

    Ege bölgesinde taze sarı incire verilen ad. : LAP

    Ege Bölgesine özgü bir tür zeybek oyunu.: FERAYİ

    Ege bölgesine özgü,küçük ama lezzetli bir karides cinsi.: ÇİMÇİM

    Ege Denizinin eski adı. : ADALAR DENİZİ

    Ege denizinin ilk çağlarda “eski deniz” anlamındaki adı. :ARŞİPEL

    Ege kıyılarında,özellikle İzmir kentinde etkili yerel deniz meltemi. : İMBAT

    Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen,tohumları çok zehirli küçük bir
    ağaççık.:ZİVİRCİK

    Ege ve Akdeniz’de bulunan iri ve büyük bir karides cinsi.:NİKA

    Egemenliğini tanıma.:BİAT

    Eğerin altındaki belleme. : YUNA

    Eğik olarak kesilmiş kenar. : PAH

    Eğilim,yönelim.:TANDANS

    Eğim ölçer. : KLİNOMETRE :EKLİMETRE

    Eğirmen,kirmen.:İĞ

    Eğitim bilimi. : PEDAGOJİ

    Eğlenceli,hafif konulu,içinde bestesiz konuşmalar da bulunan sahne
    yapıtı.:OPERET

    Eğrelti otu,aşk merdiveni.: FUJER

    Eğreti dikiş.: TEYEL

    Eğretileme.: METAFOR

    Eğrilmekte olan yün,keten gibi şeylerin tutturulduğu,bir ucu çatal değnek.:
    ÖREKE

    Ejderha.:DRAGON

    Ek çizgisi,bir vidada iki diş arasında kalan çukur bölüm. : YİV

    Ek vagon.:FURGON

    Ek. : LAHİKA

    Eker. : MİBZER

    Ekilen biçilen tarlada işçileri idare eden kimseye halk dilinde verilen ad.
    : EYNERCİ

    Ekin biçerken sıralanan işçi takımı.: HON

    Ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap.: ANIZ

    Ekinlerde başak.:KELLE

    Ekip gereçleri. : EKİPAJ

    Eklembacaklılardan taşlar altında yaşayan zehirli bir böcek.:ÇİYAN

    Eklembacaklıların ve kabukluların örteneğini oluşturan madde.:KİTİN

    Eklemlerdeki ağrılı hastalık. :ARTRİT

    Ekler’e benzer bir tür pasta.:PROFİTEROL

    Ekmek içi,ceviz,zeytinyağı,sarımsak ve sirke ile yapılan bir tür meze :
    TARATOR

    Ekmek parçası,lokma. : BANAK

    Ekmek.:NAN

    Ekonomik olayların açıklanmasında çok sayıda değişkeni göz önüne alarak ve
    karşılıklı bağıntılar kurarak,teorik çalışmaların deneylerle doğrulanmasını
    sağlayan matematiksel yöntem.: EKONOMETRİ

    Eksen. : MİHVER

    Eksiklik,kusur. : NAKISA : AĞMAN

    Eksiksiz,kusursuz.:HAZA

    Ekşimik.:KESİK

    Ekvator Afrika’sında ve Güney Afrika’da yaşayan küçük antilop.:GİB

    Ekvator bölgelerinde yetişen bir meyve ağacı. : ANONA

    Ekvator bölgesinde yetişen bir meyve ağacı.: ANONA

    Ekvator kuşağında geniş çayırlara verilen ad.:SAVANA

    Ekvator kuşağındaki geniş çayırlara verilen ad. : SAVANA

    Ekvator para birimi. : SÜKRE

    Ekvator. : EŞLEK

    Ekzama. : MAYASIL

    El ile bir çeşit dantel örmek için kullanılan silindir biçimli araç.:
    KOPANAKİ

    El ile dokuma. : PEMAS

    El işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi.:KANAVİÇE

    El tezgahında bez dokuyan kimse.:ÇULHA

    Elazığ yöresine özgü bir halk oyunu. : AVREŞ

    Elbise plesi.:BÜZGÜ

    Elbise,çamaşır ve örtü gibi şeylere süs olarak dikilen seyrek
    örgü,tentene.:DANTEL

    Elbise,çamaşır.:CAME

    Elbisede bir tür kol kesimi.:JAPONE

    Elçi atanma yazısı. : AGREMAN

    Elçiliğe bağlı uzman:. ATAŞE

    Elçilik ve konsolosluklarda yönetimle ilgili olan görevli. : KANÇILARYA

    Elçilik veya konsolosluklarda çalışan koruma memuru. : KAVAS

    Elde veya makinede işlenmiş süslü şerit.:FİSTO

    Elde yün eğirmeye ve bükmeye yarayan ve ipliğin yumak halinde elde
    edilmesini sağlayan ağaçtan yapılmış bir tür iğ. : KİRMAN : KİRMEN

    Eldiven ve giysi yapımında kullanılan bir tür yumuşak deri. : NAPA

    Ele başı. : SERGERDE

    Elek ve kalbur üzerinde kalan iri taneler.: İRİNTİ

    Elek. : KALBUR

    Elektrik direnç birimi. : OM

    Elektrik kutusu. : BUAT

    Elektrik sıgası birimi. : FARAD

    Elektrik ve ısı enerjisinin birlikte üretildiği teknoloji. : MOJENERASYON

    Elektriksel kapasite.:SIĞA

    Elektroensefalografi’nin kısaltması.:EEG

    Eleman,unsur.: ÖGE

    Elemler. : ALAM

    Eli açık,cömert. : KERİM

    Eli açık,cömert.: KOÇAK

    Eline,ayağına çabuk,çevik,atik.:ÇALAK

    Elle seyrek dikiş. : OYULGA

    Elle sürülen,hafif,küçük çocuk arabası.: PUSET

    Elli şiniklik tahıl ölçeği. : MUT

    Elma armut gibi meyvelerin yenmeyen iç bölümü. : EŞELEK

    Elmas,yakut gibi değerli taşlar,mücevher.: CEVAHİR

    Elmasın tıraş edilmiş yüzlerinden her biri. : FAÇETA

    Emanet.İnam. : VEDİA

    Emekçi topluluğu. : PROLETARYA

    Emiliano Zapata’nın devrim planı. : AYALA

    Emmeç. : ASPİRATÖR

    Emzikli şişe.:BİBERON

    En az : EKAL : EDNA

    En beyaz.:BEYZA

    En büyüğü yarım kiloyu aşmayan kılçıklı küçük balıklara verilen ad. :ÇİTARİ

    En büyük. : EKBER

    En çok vadilerde,yamaçlarda bulunan kil ve kum karışımı,sarı renkli verimli
    balçık.:LÖS

    En elverişli,en iyi olan.:OPTİMUM

    En eski jeolojik sistem.:AZOİK

    En iri geyik. : MUS

    En kısa zaman.:AN

    En küçük boylu yarış yelkenlisi. : KADET

    En küçük izci kuruluşu. : OBA

    En son. : HATEM

    En ünlü iki Alman destanından biri.:NİBELUNGEN

    En yüksek değer.: KEMAL

    Encümen,komisyon,komite. : YARKURUL

    Endonezya plakası. : RI

    Endonezya,Malezya gibi ülkelerde hem erkek,hem kadın tarafından giyilen ve
    etek biçiminde sarınılan uzun kumaş parçası. : SARONG

    Endonezya’da takımadalar. : ARU

    Endonezya’da takımadalar.: ARU

    Endonezya’nın para birimi.: RUPİ

    Enerji.:ERKE

    Engebeler,tümsekler,yüzey biçimleri.:AVARIZ

    Engel,uymazlık.BEİS

    Engel. : KET

    Engerek yılanı. : EFİ

    Enine boyuna,her yönü ile.: ARİZAMİK

    Enine olan : ARZANİ

    Enli çember. : KASNAK

    Erbainden sonra gelen,31 Ocakta başlayan elli günlük kış dönemi.: HAMSİN

    Erginlik.:RÜŞT

    Erik,kayısı gibi ağaçlardan sızan bir tür zamk. : KEDİBALI

    Erim. : MENZİL

    Erime. : ZEVEBAN

    Erişim. : MUVASALA

    Erişmiş. : NAİL

    Eriyen elektrotla,karbondioksit koruması altında uygulanan ark kaynağı. :
MAG

    Eriyik. : MAHLUL

    Erkeğin eşi,zevce.: AYAL

    Erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik
    ayrıcalıklarını hak ettiği düşüncesine dayanan ideoloji.:MAŞİZM

    Erkek balığın tohumu.:SÜT

    Erkek çocuk. : KIZAN

    Erkek deve.: LÖK

    Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi.:AŞIM

    Erkek hindi. : GURK

    Erkek kardeş.:DADAŞ

    Erkek keçi.:ERKEÇ

    Erkek kümes hayvanlarının en iri ve yaşlı olanı.: BABAÇ

    Erkek ördek. : SUNA

    Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı.:ALAGARSON

    Erkek veya dişi üreme hücresi.:GAMET

    Erkeklerde resmi,ciddi;kadınlarda öğleden sonra
    giyilen,özenli,süslü,aksesuarı tamam giyime verilen ad.:ABİYE

    Erkeklerde yaş dönemi. : ANDROPOZ

    Erkeklere ait özel konut. : GARSONİYER

    Erkekliği güçlü,çok eski bir Mısır tanrısı.:MİN

    Erkekliğin ve dişiliğin belirlenmesinde rol oynayan kromozom. : ALOZOM

    Erkeklik organı. : ZEKER

    Erkekte cinsel güçsüzlük.,puluçluk. : ANANET

    Erken bunama. : ŞİZOFRENİ

    Erken doğmuş bebek. : PREMATÜRE

    Erken olgunlaşan ince kabuklu bir siyah üzüm çeşidi. : DİMNİT

    Ermeni müziğine özgü,kavala benzer bir çalgı. : DUDUK

    Ermenistan’ın başkenti.:ERİVAN

    Ermenistan’ın kendi dilindeki adı. : HAYASTAN

    Ermenistan’ın para birimi. : DRAM

    Erotik,şehevi : KÖSNÜL

    Erteleme. : TECİL

    Erzak odası. : KİLER

    Esenlik dilemek. : SELAM

    Eserin sonuç bölümü. : EPİLOG

    Eshabı Kehf’de yedi uyuyanların köpeğinin adı. : KITMİR

    Esinti,rüzgarın bir kere esmesi.:NEFHA

    Esinti.:NEFHA

    Esir çocuk. : BEÇE

    Eski toplarda kullanılan mermi ve demir parçalarını taşıyan silindir
    biçiminde kap. : ŞARAPNEL

    Eski dilde bir yazıya eklenen parça. : ZEYİL

    Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan, bunların değerini bilmeyen
    kimse yada topluluk. : VANDAL

    Eski Yunanlılarda, eşit olmayan iki ses arasında kulakla seçilebilecek en
    küçük aralığa verilen ad. : KOMA

    Eski adı Seylan olan ülke. : SRİLANKA

    Eski ağırlık ölçüsü okkanın dört yüzde biri. : DİRHEM

    Eski Asur kenti. : NİNOVA

    Eski ayakkabı. : KELİK

    Eski bez parçası,paçavra.:ÇAPUT

    Eski bir ağırlık ölçüsü birimi.:BATMAN

    Eski bir çalgı. : MAR

    Eski bir fitilli tüfek. : ALAYBOZAN

    Eski bir hacim ölçüsü.: KA

    Eski bir salon dansı.: KADRİL

    Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü. : KİLE,: SA

    Eski bir tüfek. : KARABİNA

    Eski bir uzunluk ölçüsü birimi (68 cm’ye eşit).: ARŞIN

    Eski bir uzunluk ölçüsü. : ENDAZE

    Eski çağlardan kalma eserleri tarih ve sanat bakımından inceleyen bilim
    dalı.:ARKEOLOJİ

    Eski Çin felsefesinde,evrenin birliğini sağlayan düzen ilkesi.:TAO

    Eski dilde surat,yüz. : RU

    Eski dilde acıyan. : RAİF

    Eski dilde ağırbaşlılık,vakar. ;VAK

    Eski dilde ağız.:DEHEN

    Eski dilde ağlatma. : IBKA

    Eski dilde akıllı. : LEBİB : LEBİBE

    Eski dilde alametler,işaretler. : ALAİM

    Eski dilde alın. : NASİYE

    Eski dilde altın. : ZER

    Eski dilde anne. :EM.: ÜM

    Eski dilde Aralık ayı. : BİRİNCİ KANUN

    Eski dilde arka,sırt.:ZAHR

    Eski dilde arkası sıra.: DERADAP

    Eski dilde aslan. : ŞİR : ESED

    Eski dilde at,beygir. : ESB

    Eski dilde atasözü.:DARBIMESEL

    Eski dilde ateşler. : NİRAN

    Eski dilde atlı haberci,postacı.:ÇAPAR

    Eski dilde ayırıcı özellik. : ŞİAR

    Eski dilde ayrı durma.Sıkma,sıkarak bağlama. : ŞET

    Eski dilde aysberg. : CUMUDİYE

    Eski dilde azı dişi.: NAB

    Eski dilde baba Cet. : EB

    Eski dilde bağlı kılma,kısıtlama.: TAKYİT

    Eski dilde balık. : MAHİ

    Eski dilde balta.: TEBER

    Eski dilde bayağı insanlar. : EDANİ

    Eski dilde bayrak.:RAYET

    Eski dilde belediye . : URAY

    Eski dilde belirti. : NİŞANE

    Eski dilde bencillik.:ENANİYET

    Eski dilde berrak,duru.:NAB

    Eski dilde bilgiçlik taslayan.:MALUMATFURUŞ

    Eski dilde boy,endam. : KAD

    Eski dilde boynuzdan yapılan bir tür boru.:NEFİR

    Eski dilde bozma,.feshetme. : FEK

    Eski dilde burun ucu. / Hayvanların burun ucu.: KALAK

    Eski dilde bülbül. : ANDELİB

    Eski dilde cam,kristal.: MİNA

    Eski dilde cehennem. : TAMU

    Eski dilde cıva. : ABEK

    Eski dilde çekinme,razı olma. : İBA

    Eski dilde çekirge. : MİK

    Eski dilde çeyrek. : RUBU

    Eski dilde çizme. : MUSE

    Eski dilde çöl. : TİH

    Eski dilde dağ eteği,çayırlık,çimenlik. : RAG

    Eski dilde daha doğru,en sağlam. : ASAH

    Eski dilde damar.: REG

    Eski dilde delip geçen,içe işleyen.:NAFİZ

    Eski dilde demir. : AHEN

    Eski dilde deri kalkan.:DARAKA

    Eski dilde derin hale getirme. : İKAR

    Eski dilde derinlik.:UMK

    Eski dilde deve.:ŞÜTÜR

    Eski dilde devirler,çağlar,zamanlar.:EDVAR

    Eski dilde dilek.:KAM

    Eski dilde dilenci.: SAİL.:GEDA

    Eski dilde dinlenme,istirahat.:AJ

    Eski dilde doku. : NESİÇ

    Eski dilde dokumacılıkta,tüle benzer ince ve saydam bir kumaş.:SAKANGUR

    Eski dilde dolum,dolma,doluluk. : MELA

    Eski dilde dölleme,döllenme.: İLKAH

    Eski dilde dönence.: MEDAR

    Eski dilde dudak. : LEB

    Eski dilde duvar. : DAR

    Eski dilde düğün yemeği./Saadet,mutluluk. : URS : URAS

    Eski dilde Ekim ayı. : BİRİNCİ TEŞRİN

    Eski dilde ekmek. : NAN

    Eski dilde elma: . SİB

    Eski dilde en azından.,asgari. :LAAKAL

    Eski dilde en sefil,pek aşağı. : ESFEL

    Eski dilde en tatlı.:AZEB

    Eski dilde engel,uymazlık.:BEİS

    Eski dilde er,erkek. : NER

    Eski dilde erik. : ALU

    Eski dilde erkekler.: RİCAL

    Eski dilde estetik. : BEDİA

    Eski dilde eş,zevce.:REFİKA

    Eski dilde eşek .:HAR

    Eski dilde eşik.:ASİTANE

    Eski dilde etek. AMEN

    Eski dilde faiz.:RİBA

    Eski dilde gece. : ŞEB

    Eski dilde geceler : LEYAL

    Eski dilde geçip gitme,sona erme.: MÜRUR

    Eski dilde gelin.: ARUS

    Eski dilde gemi demiri.:MİRSAT

    Eski dilde gemi. : SEFİNE : SABİHA : KEŞTİ

    Eski dilde gerdek. : ARİS

    Eski dilde geri döndürme,geri çevirme.:REKS

    Eski dilde görme.:RÜYET

    Eski dilde gösterme.:İRAE

    Eski dilde göz. : AYN: DİDE

    Eski dilde güç,iktidar elde etme.: NAMİYE

    Eski dilde güçsüz bırakma. : İHAN

    Eski dilde gün.:RUZ

    Eski dilde güneş yada ay tutulması. : KESF

    Eski dilde haberci,ulak.: SAİ

    Eski dilde halkın İstanbul’daki yabancılara,özellikle Fransızlara verdiği
    ad.:DİDON

    Eski dilde hastalık , dert. : DA

    Eski dilde herhangi bir şeyin küçük parçası.:ŞİRZİME

    Eski dilde hesap defteri.. : ABAR

    Eski dilde hevesler,istekler. : EHVA

    Eski dilde hokkabazlık,el çabukluğu. : ŞABEZE

    Eski dilde horoz.:DİK

    Eski dilde ılgın ağacı.:AC

    Eski dilde idare etmek.,temize çıkarmak. : ABRAMAK

    Eski dilde ihtiyarlık. : ŞEYB

    Eski dilde iklimler.:EKALİM

    Eski dilde ilkbahar.:NEVBAHAR

    Eski dilde intikam,öç. : SAR

    Eski dilde kadın.: ZEN


    Eski dilde kale hendeği. : UR

    Eski dilde kalıba dökme.:İSAGA

    Eski dilde kamış. : NAY

    Eski dilde kan. : DEM

    Eski dilde kaplan.:BEBİR

    Eski dilde karınca. : MUR

    Eski dilde Kasım ayı. : İKİNCİ TEŞRİN : SONTEŞRİN

    Eski dilde kaş.: EBRU

    Eski dilde kaz.: BAT

    Eski dilde kemik.:AZM

    Eski dilde kılıç. : TİG

    Eski dilde kırmızı renkli olan. : LALİN

    Eski dilde kilise çanı.:NAKUS

    Eski dilde kimseler,insanlar. : KESAN

    Eski dilde kip.:SIYGA

    Eski dilde koku. : BU

    Eski dilde kolay. : ASAN

    Eski dilde korku.:BİM

    Eski dilde kovma. : İBAD

    Eski dilde kök tutmuş,köklenmiş.:RİŞEGİR

    Eski dilde köpek. : SEG : SEK

    Eski dilde körpelik,tazelik.: TARAVET

    Eski dilde kumaş. : KALA

    Eski dilde kurban bayramı. : ADHA

    Eski dilde kuş gagası.:NAL

    Eski dilde kuşluk vakti. : ÇAŞT

    Eski dilde lanet sözü. : LAN

    Eski dilde mektup,mesaj ulaştırma. : BELAĞ

    Eski dilde mermer.:RUHAM

    Eski dilde mimaride yapıları örten süslü çatı ve saçaklar.:ARASTAK

    Eski dilde mum,balmumu.: ŞEM

    Eski dilde müjde,müjdeli haber. : SAVA

    Eski dilde Müneccimlerce insanın doğduğu andan başlayarak,yaşamındaki
    uğursuz anların hesaplanması. : ASİTAN

    Eski dilde nevale,azık. : TUŞE

    Eski dilde oburlar.: EKELE

    Eski dilde Ocak ayı. : İKİNCİ KANUN : KANUNU SANİ

    Eski dilde ok atıcı,okçu.:KEMANKEŞ

    Eski dilde ok.. : TİR

    Eski dilde oklar anlamında sözcük.:NİBAL

    Eski dilde otlar. : ERA

    Eski dilde öç,intikam.:SAR

    Eski dilde öd kesesi.:MERARE

    Eski dilde öfke.:RİS

    Eski dilde öğrenci.:ŞAKİRT.:TİLMİZ

    Eski dilde öğüt,akıl verme.: NUSH

    Eski dilde öğüt,nasihat. : MEVİZE : NUSH

    Eski dilde örtme,gizleme.: SETR

    Eski dilde özgürlük yanlısı olanlar. : AHRAR

    Eski dilde parlaklık,göz alıcılık.:REVNAK

    Eski dilde parlama.:LEM

    Eski dilde pek az., çok aşağı. : EDNA

    Eski dilde pirinç. : ERZ

    Eski dilde rüzgar,esinti. : RİH

    Eski dilde saf,arı,katıksız anlamında sözcük.:NAB

    Eski dilde sağır. : ASAM

    Eski dilde sanık.: MAZNUN

    Eski dilde satrançtaki vezir taşı.: ASAF

    Eski dilde satrançtaki vezir. : FERZ

    Eski dilde sermaye,kapital.:RESULMAL

    Eski dilde sıcak suda haşlama. : NAK

    Eski dilde sıcaklık,hararet.:TEB

    Eski dilde sığır çobanı.: RAİ

    Eski dilde sıhhi. : ZENİ

    Eski dilde soylular.:ZADEGAN

    Eski dilde su yosunları.: ÜSNİYE

    Eski dilde su.. : AB : MA

    Eski dilde sünnet etme.:HİTAN

    Eski dilde süs.: ZİVER

    Eski dilde şarap.. :HAMR

    Eski dilde şehir.:ŞAR

    Eski dilde şiirler.:EŞAR

    Eski dilde şişme,kabarma. : AMASA

    Eski dilde taç.: İKLİL

    Eski dilde taçlar. : TİC

    Eski dilde tarak. : ŞANE

    Eski dilde toplama. : İCMA

    Eski dilde tuğgeneral.: MİRLİVA

    Eski dilde tuz. : NEMEK

    Eski dilde uyurgezer.: SAİFFİLMENAM

    Eski dilde uzaklık,ara. : KAB

    Eski dilde üzengi.: RİKAB

    Eski dilde üzerine yazı yazılmış kağıda veya mektuba verilen ad.:RAKİME

    Eski dilde üzüm.: İNEB

    Eski dilde üzüntü,kaygı, : HEM

    Eski dilde vergi toplama . : CİBAYET

    Eski dilde yakın,az aralıklı olan.:KARİN

    Eski dilde yara.:ZAHM

    Eski dilde yardım. : NASR

    Eski dilde yasaklayan,engel olan. : NAHİ

    Eski dilde yemin etme. : İLA

    Eski dilde Yengeç Burcu.: SERETAN

    Eski dilde yeni anlamında bir sözcük.: CEDİT

    Eski dilde yıl. : AM

    Eski dilde yılan.:MAR

    Eski dilde yıldırım.: BARİKA

    Eski dilde yıldız.:SİTARE

    Eski dilde yırtma. : ÇAK

    Eski dilde yiğitler,kahramanlar. : ASÜD

    Eski dilde yiyecek ve içecek şeyleri veren anlamında sözcük.: RAZİK

    Eski dilde yumuşak.:NERM

    Eski dilde yumuşaklık.: NERM

    Eski dilde yuva.:LANE

    Eski dilde yüzyıl.: ASR

    Eski dilde zaman.:EYN

    Eski dilde zarif giyinen kimse. : TİRENDAZ

    Eski Doğu’da ve Bizans’ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı.:TİARA

    Eski eşya pazarı.:BİTPAZARI

    Eski İran dininde aşk ve bereket tanrısı. :ANAHİTA

    Eski İran dininde aşk ve doğurganlık tanrısı.:ANAHİTA

    Eski İskandinav mitolojisinde baş tanrı. : ODİN

    Eski İskandinav mitolojisinde evrenin yaradılışında oluşan ilk canlı. : YMİR

    Eski Japon bozuk parası. : RİN

    Eski Japonya’da soylular sınıfı: İO

    Eski Japonya’da tüccar sınıfı . : CHONİN

    Eski Kıbrıs’ın kuvvet tanrısı. : BES

    Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire. : MABEYİN

    Eski Mezdeki dinine bağlı Perslerin ayinlerde kullandıkları,bazılarının
    yalancı altın mantarı gibi sanrı yaratıcı bir mantar sandığı bitki. : HAOMA

    Eski Mısır tanrılarının asası. : UAS

    Eski Mısır valilerine verilen ad.:HİDİV

    Eski Mısır ve Yunan kültürlerinde önemli bir yeri olan insan başlı aslan
    gövdeli mitolojik yaratık. : SFENKS

    Eski Mısır’da güneş tanrısı. : AMON

    Eski Mısır’da şehir devletlerine verilen ad.:NOM

    Eski Mısır’da üretici güç. : KA

    Eski Mısır’ın en büyük piramitlerinden biri. : MİKERİNOS

    Eski Mısırlıların,Asya’nın Mısır’a yakın bölgelerinde yaşayan Sami
    kavimlerine verdikleri ad.:AAMU

    Eski mimarlıkta yapıları örten süslü çatı ve saçaklar.:ARASTAK

    Eski Roma’da ayrıcalıklı Particiler dışında kalan yurttaşlara verilen
    ad.:PLEBLER

    Eski Roma’da vahşi hayvan ve av tanrıçası.:DİANA

    Eski Roma’da,bir sirk içinde küçük çapta deniz savaşları yapılmak üzere
    kazılmış büyük havuz.:NOMAHYA

    Eski Romalılar zamanında,Roma’da ve diğer şehirlerde kamu işlerini konuşmak
    için halkın toplandığı alan.:FORUM

    Eski Romalıların ulusal giysisi olan geniş ve uzun harmani. : TOGA

    Eski Rusya’da gönüllü emekçiler birliği.:ARTEL

    Eski salon danslarından biri. : KADRİL

    Eski Sümer su tanrısı. : EA

    Eski şairlerin kasidelerinde övdükleri kişilerden aldıkları bahşiş.:CAİZE

    Eski Türk devletlerinde ,özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi yada
    bağımsız bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. : ATABEK

    Eski Türk güreşlerinden biri. : ABA

    Eski Türklerde atasözü,tez. : SAV

    Eski Türklerde büyük davula ve davul tokmağına verilen ad. : BARABAN

    Eski Türklerde deniz tanrıçası.:AKANA

    Eski Türklerde hekim. : ATASAGUN

    Eski Türklerde kullanılan bir unvan.:TİGİN

    Eski Türklerde mezarların üzerine anıt olarak dikilen taşlar. : BALBAL

    Eski Türklerde ordu müfettişlerine verilen ad. : YASAVUL

    Eski Türklerde ölüler için yapılan tören. : YOĞ : YUĞ

    Eski Türklerde soylular sınıfı. : AKSÜYEK

    Eski Türklerde Tanrı.: OĞAN

    Eski Türklerde yağmur yağdırıp yel estirdiğine inanılan büyü taşı.:YADA

    Eski Türklerde yer altı tanrısı.:ERLİKHAN

    Eski ve usta gemici.: ÇAÇA

    Eski Yahudilere verilen ad.:İBRANİ

    Eski Yunan mitolojisinde Medusa’nın kanından doğma kanatlı at. : PEGASOS

    Eski Yunan fabl’larını derlediğine inanılan,ama gerçekte yaşamadığı hemen
    hemen kesin olan yazara geleneksel olarak verilen ad.:EZOP (AİSOPOS)

    Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.: MONAT

    Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.:MONAT

    Eski Yunan kentlerinde pazar yeri,antik kent meydanı.Yönetim,politika ve
    ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan. : AGORA

    Eski Yunan mitolojisinde kötülük tanrıçası.:ATE

    Eski Yunan mitolojisinde öbür dünyanın en karanlık bölümü.: EREBOS

    Eski Yunan mitolojisinde,Artemis tarafından öldürülen ve takım yıldıza
    dönüştürülen,Poseidon’un oğlu olan dev avcı.:ORİON

    Eski Yunan mitolojisinde,Oidipus’un hem annesi,hem karısı olan kadın.:
    İOKASTE

    Eski Yunan tiyatrolarında sahneye verilen ad.:SKENE

    Eski Yunan ve Roma’da hekimlik tanrısı.: ASKLEPİON

    Eski Yunanistan sitelerinin özelliklede Atina’nın yönetsel bölümü.:DEMOS

    Eski Yunanistan’da tapınaklarda yer alan ve üzerine sungular konan masa. :
    ABAK

    Eski Yunanlı,Grek.:HELEN

    Eski Yunanlılarda,özellikle Makedonya piyadelerinin çekirdeğini oluşturan
    mızraklı alay.:FALANJ

    Eski Yunanlıların Dionysos şerefine okudukları tören şarkısı. : DİTİRAMP

    Eski,ezeli. : KADİM

    Eskiden adet,tören. : DEB

    Eskiden albay. : MİRALAY

    Eskiden Anadolu beyliklerinde donanma hizmetlerinde görevlendirilen asker. :
    AZEB

    Eskiden Aralık ayına verilen ad. : İLKKANUN

    Eskiden askerlerin aldıkları üç aylık maaşın Şevval,Zilkade ve Zilhicce
    aylarına denk gelen dördüncü bölümü.: LEZEZ

    Eskiden Avrupa’da kentler arasında yolcu taşımakta kullanılan kapalı ve dört
    tekerlekli at arabası. : DİLİJANS

    Eskiden Bağdat,Isfahan ve Almeria’da dokunan ipekli kumaş. : ATABİ

    Eskiden Bağdat,Isfahan ve Almeria’da dokunan sağlam ipekli kumaş.:ATABİ

    Eskiden bezek işlerinde kullanılan bir tür sedef.: ARUSEK

    Eskiden Bulgar krallarına verilen unvan.: GAR

    Eskiden cüzamlı hastaların konulduğu yere verilen ad.: MİSKİNLER TEKKESİ

    Eskiden ders çalışma masası. : RAHLE

    Eskiden dervişlerin oturduğu yer,tekke.:DERGAH

    Eskiden dokunan bir tür kalın ve pamuklu bez.:REVENDÜK

    Eskiden el yazması kitaplara yapılan suluboya resim.:MİNYATÜR

    Eskiden esnafların gelirlerini toplayıp satan kimse.:KESEDAR

    Eskiden Fransa’da kullanılan 52 ar değerinde olan yer ölçüsü.:AKR

    Eskiden giyilen düz yakalı,önü ilikli bir tür ceket.:SETRE

    Eskiden giyilen kolsuz,önden açık,uzun ve geniş kesimli giysi. : KAFTAN

    Eskiden harman ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi:. AŞAR

    Eskiden İran’da kullanılan Zerdüşt takviminde yılın sekizinci ayı. : ABAN

    Eskiden işlemeli kısa yelek türü. : CAMADAN

    Eskiden Japonların kullandığı 3.927 m değerinde çizgisel ölçü.,Endonezya’nın
    plakası. : Rİ

    Eskiden Japonların kullandığı 3.927 m değerinde çizgisel öçlü.:Rİ

    Eskiden kansere verilen ad.:AKİLE

    Eskiden kara ve deniz savaşlarında kullanılan bir top.:BALYEMEZ

    Eskiden Karagöz oynatılan kahvelere verilen ad. : TATU

    Eskiden kimi gezgin dervişlere verilen ad.:ABDAL

    Eskiden koyun ve keçi başına alınan sayım vergisine verilen ad.: AĞNAM

    Eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan,zambakgillerden bir bitki.: SAPARNA

    Eskiden köy muhtarının yardımcısı.:KİZİR

    Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü birimi.: OKKA

    Eskiden kullanılan tepesi yuvarlak,dilimli çuha başlık. : ŞUBARA

    Eskiden kullanılan üç direkli,bir tür yelkenli savaş gemisi.: FİRKATEYN

    Eskiden kullanılan yedi gram ağırlığında altın sikke.: LİRA

    Eskiden kullanılan,kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.: ÇEKELEVE

    Eskiden kullanılan,kolları ve etek uçları bazen bol ama genellikle bele
    oturan kadın korsajına verilen ad. : KARAKO

    Eskiden kullanılmış ince,uzun ve zarif bir kayık.:HANIM İĞNESİ

    Eskiden kullanılmış mermi yerine çakıl taşı atan bir tür top. : ÇAKALOZ

    Eskiden kuyumculara taslak hazırlayan kimselere verilen ad. : SADEKAR

    Eskiden Kuzey Afrika’daki dervişlere verilen ad.:MARABUT

    Eskiden lise düzeyinde okul. : İDADİ

    Eskiden Mısır halkından olan kimse. : KIPTİ

    Eskiden Mısır köylülerine verilen ad. : FELLAH

    Eskiden Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi.:CİZYE

    Eskiden nikahsız olarak alınan cariyelere verilen ad.: ODALIK

    Eskiden oğlak burcuna verilen ad. : CEDİ

    Eskiden okul öncesi yaştaki çocuklar mahalle mektebine başlarken yapılan
    tören.:AMİNALAYI

    Eskiden on para değerindeki sikke. : METELİK

    Eskiden özellikle sülüs yazı yazmak için kullanılan perdahlı bir kağıt türü
    : ALİKURNA

    Eskiden papaların kullandığı tören başlığı. : TİARA

    Eskiden portre yapan ressamlara verilen ad.:NİGARİ

    Eskiden postayı taşımaya yarayan küçük tekne.:AVİZO

    Eskiden Romanya’nın yerli halkına ve bu halkın soyundan olan kimselere
    Osmanlı Türklerinin verdiği ad.: ULAH

    Eskiden Rum korsanlarına verilen ad.: IZBANDUT

    Eskiden Rus Kazaklarının başbuğuna verilen unvan.:ATAMAN

    Eskiden savaşlarda işaret vermek için kullanılan büyük davul.: KÖS

    Eskiden şairlerin kasidelerinde övgüsünü yaptıkları kişilerden aldıkları
    para veya armağana verilen ad. : CAİZE

    Eskiden Tekel idaresine verilen ad.:REJİ

    Eskiden tiyatroya verilen bir ad.:TEMAŞAHANE

    Eskiden trajediye verilen ad.:HAİLE

    Eskiden tuğgeneral.:MİRLİVA

    Eskiden Türk’e yabancı olan kimse ve topluluklara verilen ad. : TAT

    Eskiden ücret karşılığı ölünün arkasından ağlayan kadın.:NAYİHA

    Eskiden üzerine yazı yazmak için hazırlanan deri,parşömen. : TİRŞE

    Eskiden vezir konaklarındaki bir bölüm müstahdeme verilen ad.:ZOBU

    Eskil. : ARKAİK

    Eskilere göre dünya atmosferinin ötesindeki boşlukları dolduran çok uçucu
    akışkan.:ESİR

    Eskimiş giyecek.:ALIK: ALAK

    Eskimiş,üzerinden zaman geçmiş,kronik. : MÜZMİN

    Eskimoların buzdan kulübeleri. : İGLO : İGLU

    Eskimoların kendilerine verdiği ad. : İNUİT

    Eskrimde kullanılan üç silahtan biri. : EPE : FLÖRE

    Esmer açık kestane renginde olan.: KONUR

    Esmer,açık kestane rengi rengi.:KANUR

    Esnaf kuruluşu. : LONCA

    Esnek dokunmuş ipekli yada yünlü bir kumaş. : JARSE

    Esrarkeşlerin kullandığı bir çeşit nargile.: KABAK

    Eş anlamlı. : SİNONİM

    Eş basınç. : İZOBAR

    Eş zamanlı olmayan.: ASENKRON

    Eş zamanlı.: SENKRONİK

    Eş,zevce. : REFİKA

    Eşcinsel kadın. : LEZBİYEN

    Eşek binmeliği. : SEMER

    Eşek eyeri.: PALA

    Eşek yavrusu. : SIPA

    Eşek. : KARAKAÇAN: MARSIVAN

    Eşey bezi. :GONAT

    Eşeylik kazanmış böceğin son biçimi.:İMAGO

    Eşeysiz bölünme. : AMİTOZ

    Eşgüdüm.:KOORDİNASYON

    Eşik. : SÖVE

    Eşit. : MÜSAVİ

    Eşkenar dörtgen. : MAİN

    Eşya üzerindeki mikrop veya ufak böcekleri basınçlı buharla öldürmeye
    yarayan büyük kazan. : ETÜV

    Eşyanın üzerini işlemek için kullanılan sedef,plastik,metal vs malzemeden
    yapılmış parlak ve yassı plaka. : PAYET

    Eşyaya vurulan damga.:EN

    Et ve sebzeleri, kapak kenarı hamurla iyice kapatılmış tencere içinde
    pişirme yöntemi. : USTUFATO

    Et haşlanırken su üzerinde biriken tortu.:KEF

    Et kesimi yortusu. : APUKURYA

    Et yemez. : VEJETARYEN

    Etek ceketten oluşan iki parçalı kadın giysisi. : DÖPİYES
    Etek ucuna doğru genişleyen. : EVAZE

    Etene,son. : MEŞİME : EŞ

    Eter. : LOKMANRUHU

    Eti beyaz ve lezzetli bir balık.:SUDAK

    Eti beyaz,üzeri pullu iri bir balık.:LEVREK

    Eti için avlanan bir deniz kabuklusu.:LANGUS

    Eti için avlanan,pavuryaya benzer küçük su hayvanı.:ÇAĞANOZ

    Eti yenen bir çeşit mürekkep balığı. : KALAMAR

    Etiket. : PAFTA

    Etiyopya’nın para birimi. BİRR

    Etken,yapan. : AMİL

    Etkime. : TESİR

    Etli lahana yemeği.:KAPUSKA

    Etli,yuvarlakça ve şişkin olan sap kısmı yenen lahana cinsi. : ALABAŞ

    Etnik. : BUDUNSAL

    Etoburların gelişmiş dönemlerinde kalın bağırsaklarında yaşayan tenya
    türü.:EKİNOKOK

    Ev halkı,aile. : HORANTA

    Ev makarnası. : ERİŞTE

    Ev.:BEYT

    Evde kalmış kız. : KALIK

    Evlek. : MAŞALA

    Evlenme.:İZDİVAÇ

    Evlerin önündeki taşlık. Üstü kapalı balkon : SUNDURMA

    Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set.: SEKİ

    Evren bilim. : KOZMOLOJİ

    Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan
    öğreti.:HİLOZOİZM

    Evrensel alıcı kan grubu. : AB

    Evrensel hayat enerjisi anl***** gelen,çok eski bir Japon sağlık tekniği.:
    REİKİ

    Eyer örtüsü. : ÇAPRAK : ŞAPLAK

    Eytişim. : DİYALEKTİK

    Ezgi,makam. : TERANE

    Ezgi.:MELODİ

    Ezici.:KAHİR

    Ezilmiş havuç içine fındık,şeker vs eklenerek yapılan bir tatlı türü.:
    CEZERYE   Alıntı
    F

    Fabrika yapımı her türlü kumaş,bez gibi dokumalar. : MANİFATURA

    Fahri.:ONURSAL

    Faizler. : FERAİZ

    Fal. : BAKI

    Falez.:YARIYAR

    Farazi. : HİPOTETİK

    Farbala,fırfır.: FARBA

    Farsca’da tat,çeşni,tadılacak şey. : MEZE

    Fas’ın plaka işareti. : MA

    Fas’ta işlenen yumuşak bir tür keçi derisi. : MAROKEN

    Fas’ta sultanı devirmek isteyen kimseye verilen ad.:RUGİ

    Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerinde kullandığı mahlas. : AVNİ

    Favori,/gözde sporcu.:AS

    Faydalar. : MENAFİ

    Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiir kitabı. : ASU

    Fedai. : SERDENGEÇTİ

    Felç,inme. : NÜZUL : AKATİZİ

    Felç.: PARALİZİ

    Felçli. : MEFLUÇ

    Feldispat,kuvars,mika ve ortoklaz minerallerinden birleşmiş,türlü renkte
    billursu,çok sert bir kayaç.: GRANİT

    Felsefe,bilgelik. : HİKMET

    Felsefede bir durumdan diğerine geçiş. : OLU

    Felsefede değişebilen,geçici nitelik.:KİP

    Felsefede nesnenin kendisi.:NUMEN

    Felsefede seçmecilik.: EKLEKTİZM

    Felsefede,belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye
    bildirilmeyen,yalnızca sınırlı,dar bir çevreye aktarılan her türlü
    bilgi,öğreti.:İÇREK

    Ferman : YARLIK

    Feryat.:VAVEYLA

    Fesleğen’de denilen,yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi. : REYHAN

    Fethiye ilçesi yakınlarında,doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy ve
    ada.:KATRANCI

    Fıçı biçiminde Libya davulu. : NEVBET

    Fıçıcı keseri. : BARDA

    Fıkıh bilgini.:FAKİH

    Fıkra.:ANEKDOT

    Fındık ve Antep fıstığı veya meyve konservesi katılmış sertçe veya daha
    yumuşak pişmiş şeker hamuru.:NUGA

    Fırat vadisini çeviren kayalarda yaşayan ve soyu tükenme tehlikesi
    gösteren,uzun gagalı bir kuş. : KELAYNAK

    Fırfır.: FARBALA

    Fırında ekmek,börek,çörek çevirmeye yarayan bir tür kürek. : ISIRAN

    Fırınları temizlemekte kullanılan ucuna bez sarılı uzun sırık.:ESE

    Fışkıran su.:DAFİK

    Fışkırma. : FEVERAN


    Fidan,yeni dikilmiş fidan.:DİKME

    Fide dikilirken kullanılan ucu çatallı çubuk. : DİKEÇ : DİKELEÇ

    Fide veya fidan dikilen yer.:ARIK

    Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak bölümü.:TAVA

    Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak. : TAVA

    Fihrist. : KATALOG

    Fiiller,eylemler anlamında eski söz. : EFAL

    Fiillerin zarf olarak kullanılan şekilleri,bağfiil.: ULAÇ

    Fildişi kıyısı plakası. : Cİ

    Filika büyüklüğünde bir deniz teknesi,küçük vapur,istimbot. : ÇATANA

    Filipinler’de yetişen,dokuma maddesi elde edilen bir tür muz ağacı.:MANİLA
    KETENİ

    Filipinlerde yetişen ve Manila keneviri adlı elyafı veren muz türü. : ABAKA

    Filistin Direniş Hareketi. : İ NTİFADA

    Filizlenmek.:CÜCÜKLENMEK

    Film seslendirmelerinde,tiyatro oyunlarında hareketlere uygun seslerin özel
    bazı yöntemlerle çıkartılması işlemi.:EFEKT

    Filmin başlangıç yazıları. : JENERİK

    Filmin kurgusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi.:SEKANS

    Finlandiya parlamentosuna verilen isim. : EDİSKUNTA

    Finlandiya’da göl.:İNARİ

    Finlandiya’nın plaka işareti.:SF

    Fistül.:AKARCA

    Fiyatların düşmesini önlemek için ürünlerin piyasaya sürülmeyip tahrip
    edilmesine verilen ad:DARDANİZM

    Fizik biliminin ışık olaylarını inceleyen kolu.:OPTİK

    Fizikte bir iş birimi. : JUL

    Formika görünümlü sunta .: SUNTALAM

    Fosforun simgesi. : P

    Fotoğraf duyarlığını belirten sayısal değer. : ASA

    Fotomekanik işlemlerde duyarlı tabaka önüne yerleştirilen kareli veya ağımsı
    saydam bir malzemeden oluşan elek.:TRAM

    Fransa’da 18. yüzyılın başında çok geçerli olan,kavisli çizgileri
    bol,gösterişli bir bezeme üslubu.:ROKOKO

    Fransa’da bir ırmak. : AİM

    Fransa’da bir idari bölge.: AİN

    Fransa’nın güneybatısında planlama bölgesi.:AKİTANYA

    Fransa’nın kuzey yarısında konuşulan Roman dili lehçeleri. : OİL

    Fransa’nın plakası. : FR

    Franz Kafka’nın sevgilisi. : MİLENA

    Frengi. : SİFİLİS : ŞANKR

    Frengiye benzer bir hastalık. : PİAN

    Futa. : KİK

    Fütüvvet şeyhi.:AHİ

    Füzeli mermi veya makinelerin,havaya fırlatılmak için üstüne
    yerleştirildikleri eğik destek.:RAMPA   Alıntı
    G

    Gabon’da yetişen zakkumgillerden bir ağaç.:İBOGA

    Gaetano Donizetti’nin bir operası. : RİTA

    Gaf,:POT

    Gagasındaki deliklerden rüzgar estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir
    masal kuşu. :MUSİKAR

    Galeta ununa bulanarak yağda kızartılan bir çeşit köfte,patates v.s.:KROKET

    Galeta ununa bulanarak yağda kızartılmış pirzola.: KOTLETPANE

    Gambiya’nın para birimi. : DALASİ

    Gametlerde bulunan kromozomların hepsine verilen ad.: GENOM

    Gana’nın para birimi.: SEDİ

    Gayrı müslim mezarlığı. : MAŞATLIK

    Gayrı,başka anlamında eski sözcük. : SİVA

    Gaz söktürücü bir bitki./ Hoş kokulu ve baharlı meyveleri anason gibi
    yemeklerde ve içkilerde tat verici olarak kullanılan otsu bitki. : REZENE

    Gazel ve kasidenin ilk beytine verilen ad. : MATLA

    Gazete,dergi gibi yayınlarda sayfa düzeni.:MİZANPAJ

    Gazete.:CERİDE

    Gazetecilik dilinde uydurma habere verilen ad. : ASPARAGAS

    Gaziantep ve Kayseri yöresine özgü,yoğurt tatlısına benzer bir hamur
    tatlısı.:NEVZİNE

    Gaziantep yöresinde yetişen beyaz bir üzüm cinsi.: RUMİ

    Gaziantep yöresine özgü bir cins çörek.:KAHKE

    Gaziantep yöresine özgü bir halkoyunu. : AŞEY

    Gaziantep yöresine özgü bir tür kebap. : CARTLAK

    Gazinolardaki ilgi çekici,eğlendirici gösteri:. ATRAKSİYON

    Gazların hareketini inceleyen fizik bilimi dalı.:AERODİNAMİK

    Gebe inek. : AVGAN

    Gebre otu. : KAPARİ : KEBERE

    Gece korkusu.: NYCTOFOBİ

    Gece ve gündüzün eşitliği. : EKİNOKS

    Gece ziyafetlerinde,galalarda ve gece eğlencelerinde erkeklerin
    giydikleri,önü açık,ceketi daha çok atlas yakalı takım elbise.: SMOKİN

    Gece. : TÜN : ŞEB

    Geceler anlamında eski sözcük. : LEYAL

    Geceleri sık işeme. : NİKTÜRİ

    Geceleyin söylenen ağır ve feryatlı türkülerde uygulanan bir halk ezgisi. :
    TATYAN

    Geceleyin, ateş çevresinde genç erkeklerin davul, zurna eşliğinde
    oynadıkları bir halk oyunu.: SİNSİN

    Gecelik,gömlek,peçete yapımında kullanılan bir tür ince,yıkanabilir pamuklu
    kumaş.:ŞİLEBEZİ

    Geçen yıl.:BILDIR

    Geçerli,akan. : CARİ

    Geçici,yeterli etkinliği olmayan. : PALYATİF

    Geçim. : MAİŞET

    Geçimini orman ürünlerinden sağlayan köylü. : ÇITAK

    Geçişme.: OSMOS

    Gedik,yarık. : RAHNE

    Gelecekçilik.:FÜTÜRİZM

    Gelen evrak. : VARİDE

    Gelenek. : ANANE

    Geleneksel Anadolu konut mimarlığında,ahşap yapılardaki çıkmaların altına
    çaprazlamasına konan dikdörtgen kesitli destek.:ELİBÖĞRÜNDE

    Geleneksel Türk evlerinde bulunan raf. : TEREK

    Gelibolu yarımadasında eskiçağ kenti.: İDAİON

    Gelibolu yöresinde kadınların boydan boya örtündükleri bir tür
    çarşaf.:ALAVURA

    Gelin başlığı. : KEPEZ

    Gelin çiçeği.:KALA

    Gelin tacı.:KALAK

    Gelincik çiçeği. : KIZALAK : KALA

    Gelincik.: ARS

    Gelinin çeyizi.:DÜRÜ

    Gelip çatma,girme. : HULUL

    Gelip geçici. :ARIZİ

    Gelirler. : VARİDAT

    Gelişigüzel toplanmış eşya. : DERİNTİ

    Gelişigüzel ve dayanıksız yapılmış anlamında: ÇER

    Gelişigüzel. : ALELITLAK

    Gelişme. : NEŞVÜNÜMA

    Gemi bordolarına,küpeştelerine açılan dörtgen biçimli delik.:LOMBAR

    Gemi çatmasında eğri parça.:PARAÇOL

    Gemi demiri.:ÇAPA.:LENGER

    Gemi demirinin ucundaki yassı parça.: TIRNAK

    Gemi enkazı,batık. : LAŞE

    Gemi güvertesinin enine konmuş kirişlerinden her biri. : KEMERE

    Gemi için,pervaneyi ters yönde çevirme.: TORNİSTAN

    Gemi kiralama : ISKAPARMA

    Gemi omurgası.:KARİNA

    Gemi safrası. : SABURA

    Gemi yada tren yatağı. : KUŞET

    Gemi yapılan yer.:TERSANE

    Gemi yapım yeri.Gemilerin yükleme ve boşaltma yapması için rıhtımlarla
    çevrili havuza verilen ad. OK

    Gemi zincirinin su içindeki bölümü. : KALOMA

    Gemici çırağı,küçük yaştaki tayfa yamağı. : MİÇO

    Gemici düdüğü.: SİPSİ

    Gemici,işçi gibi kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili,danslı
yer.:BALOZ

    Gemicilerin eğlenmek için gittikleri içkili yer. : BALOZ

    Gemicilerin gayret sözü. : HEYAMOLA

    Gemicilikte halat germe. : TİZE

    Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında
    bulunan delikli ve çubuklu levha.:ARMADURA

    Gemide hareket halinde bulunan bir halatın veya zincirin,bir an durdurulması
    için verilen komut.: ABOSA

    Gemide hava bacaları. : MANİKA

    Gemide tayfa başı. : LOSTROMO

    Gemide teslim satış. : FOB

    Gemilerde çeşitli anlamlar taşıyan ışıklı işaretlerin topluca sıralandığı
    direk.:NOEL AĞACI

    Gemilerde denizcilik kurallarına aykırı durum. : KARAVELA

    Gemilerde kullanılan demir halka. : ANELE

    Gemilerde kullanılan küçük su fıçısı. : KARTEL

    Gemilerde mizana direğinin gerisindeki yelken. : RANDA

    Gemileri bağlamakta kullanılan üç yada dört kollu halat. : YOMA

    Gemileri farklı iki su düzeyinin birinden ötekine geçirmek için yapılan ara
    havuz. : LOK

    Gemileri iskele,rıhtım veya şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat. :
    PALAMAR

    Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan bir tona eşit
    birim.:TONİLATO

    Geminin saatteki hızını ölçen alet. : PARAKETE

    Geminin arkası. : PUPA

    Geminin bağlı olduğu limanın adı yazılan düz veya yuvarlak kıç bölümü
    :AYNALIK.

    Geminin başka bir gemiden veya kıyıdan uzaklaşması.:AVARA

    Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken.: FLOK

    Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan
    işaretler.:KANA

    Geminin en geniş yeri. :MASTURİ

    Geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak. : BANDIRA

    Geminin içindeki en alt bölüm.: SİNTİNE

    Geminin ön tarafı. : PRUVA

    Geminin rüzgar alan yönü. : ORSA

    Geminin rüzgar üstüne veya altına dönmesi için yelkenlerin bazısını
    gevşetme,bazısını germe işlemi. : TİRAMOLA

    Geminin yan kısmı.:BORDA

    Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması :APİKO

    Genç yanardağların çevresinde,karbondioksit ve metan gazı ile çeşitli
    hidrokarbon gazları sızdıran yarık veya delik.:MOFET

    Genç,toy. : TORLAK

    Genelev işleten kadın,mama.:ÇAÇA

    Genelge. : TAMİM

    Genellikle 12 Martta görülen,Batı Karadeniz’e özgü şiddetli bir
    fırtına.:HUSUM

    Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen örgü kazak.:SÜVETER

    Genellikle bayramlarda konuklara ikram edilen kokulu bir çörek.:NOKUL

    Genellikle beyaz renkli ve damalısı da olan cilalanabilen billurlaşmış kireç
    taşı. : MERMER

    Genellikle bir çok Avrupa ülkesinde giyilen tahta ayakkabı.:SABO

    Genellikle bir traktörün arkasına monte edilen ve zemini derince kazmaya
    yarayan alet.:RİPER

    Genellikle dondurmanın yanında yenilen bir tatlı bisküvi. : KEDİDİLİ

    Genellikle eski bir sanat yapıtının,bir yazıtın çizilerek veya boyanarak
    yapılmış kopyası.:RÖLÖVE

    Genellikle gece kulüplerinde,pavyonlarda genç bir kadının müzik eşliğinde
    dans edip soyunarak yaptığı gösteri.: STRİPTİZ

    Genellikle giysinin yaka,kol,etek çevresine kendi kumaşından veya başka
    kumaştan geçirilen ince şerit.: BİYE

    Genellikle gömlek yapmakta kullanılan,çizgili ve ince bir pamuklu
    kumaş.:ZEFİR

    Genellikle güneşten korunmak için bir yerin üzerine gerilen bez,naylon
    v.s.’den yapılmış örtü.:TENTE

    Genellikle hamsi veya sardalye balığından yapılan zeytinyağlı ve tuzlu balık
    ezmesine verilen ad. : ANÇÜEZ

    Genellikle haşlandıktan sonra salata olarak yenilen,deniz kenarlarında ve
    tuzlu topraklarda yetişen otsu bir bitki.:DENİZ BÖRÜLCESİ

    Genellikle Hindistan’da dokunan,özel motifleri olan değerli bir yün kumaş.
    ŞAL :

    Genellikle kadınların denize girerken saçları ıslanmasın diye kullandıkları
    başlık.:BONE

    Genellikle kahveyle birlikte yenilen bir tür çikolata. : TRÜF

    Genellikle kışın akan,yazın kuruyan küçük çay : DERE

    Genellikle kürkten yapılmış omuz atkısı : ETOL

    Genellikle ölçü aygıtlarında gösterge çizelgesi. : SKALA

    Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve
    yöntemlerin tümü.:SEREMONİ

    Genellikle şeker hastalarının kullandığı tatlandırıcı : SAKARİN

    Genellikle topla yapılan yaylım ateş. : SALVO

    Genellikle uluslar arası bir serginin yapımcılığını üstlenen kişi. : KÜRATER
    : KÜRATÖR

    Genellikle Uzakdoğu ülkelerinde B vitamini eksikliğinden doğan bir hastalık.
    : BERİBERİ

    Genellikle Venedik’te kullanılan bir kayık.:GONDOL

    Genellikle yakmak için kullanılan iri saman.: KES

    General veya amiral aşamasındaki askerler.:ERKAN

    Geniş açılı manzara. : PANORAMA

    Geniş cadde. : BULVAR

    Geniş kulplu kap. : LENGER

    Geniş şal. Uzun omuz atkısı. : ETOL

    Geniş ve derin bilgisi olan. : MÜTEBAHHİR

    Geniş yapraklı bir süs bitkisi.:DEVE TABANI

    Geniş,engin : VASİ

    Genişlik. : VÜSAT

    Genizsi,genzel.:NAZAL

    George William Russell (takma adı). : AE

    Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat
    akımı.:NATÜRALİZM

    Gerçek olan,gerçeğe yada aslına dayanan.:OTANTİK

    Gerçekleşme.: TAHAKKUK

    Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmaya
    yarayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi.:DİYALEKTİK

    Gerçekten,doğrusu. : FİLHAKİKA

    Gerekçe. : ESBABI MUCİBE

    Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan kimse.:ALAYLI

    Gerekli,lüzumlu.: BECİT

    Gerekli. : MUKTAZİ

    Gerekme,gerekçe. : İKTİZA

    Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl. : ZAHİRE

    Geri alma. : İSTİRDAT

    Geri çevirme. : İRCA

    Gerilim yokluğu. :ATONİ

    Gerilmiş halatla taşıma.Getirip götürme halatı. : VARAGELE

    Geriye doğru uçabilen küçük bir kuş. : KOLİBRİ

    Gevenden çıkarılan ve kestere de denilen bir tür zamk.: KİTRE

    Geveze,sözünü bilmez anlamında yerel bir sözcük.:VAZALAK

    Geveze. : RAAT

    Geviş getiren hayvanlarda,dört bölümlü midenin dördüncü bölümü.: ŞİRDEN

    Gevrek bir elma türü.:FERİK

    Gevşek,iş bilmez,tembel.:SALPA

    Gezegen. : PLANET

    Gezgin samuray.: RONİN

    Gırtlağın ön tarafında bulunan ve salgısını kana veren bir bez.:TİROİT

    Gırtlaktaki aşırı ve süreğen iltihap.:LARENJİT

    Gidiş. : AZİMET

    Gine’nin para birimi.: SİLİ

    Giresun yakınlarında bir burun. : YOROZ

    Giriş müziği. : PRELÜD

    Girişik bezeme. : ARABESK

    Girit’in efsanevi kralı. : MİNOS

    Gitar eşliğinde seslendirilen Portekiz halk şarkısı. : FADO

    Giyim eşyası alanında uzmanlaşmış moda desinatörü.:STİLİST

    Giyim süslemede,şapka,çanta ve sepet örmede kullanılan parlak ve renkli
    şerit.: RAFYA

    Giysi kesimi,kesimle verilen biçim. : KUP

    Giysi. : LİBAS: ESVAP : FİSTAN

    Giysinin kenarına paralel olarak yapılan kendi kumaşından süs. : BİYE

    Gizemcilik.: MİSTİSİZM

    Gizemli eski yazı.:RUNİK

    Gizleme,örtme.: SETR

    Gizli oyun.:DALAVERE

    Gizli yer,köşe bucak. : TUN

    Gizli,saklı,gizlenmiş.:PİNHAN

    Gobene’de denilen bir balık. : TORBİL

    Gomalak’da denilen ve cilacılıkta kullanılan hayvansal kökenli
reçine.:ŞELLAK

    Gonçarov’un,uyuşuk ve iradesiz bir toprak sahibinin portresini çizdiği ünlü
    romanı.:OBLOMOV

    Gondol’a benzer kayık. : PEREME

    Gondolcu şarkısı.:BARKAROL

    Göçebe ve yarı göçebe Türkmenler arasında,genellikle ölülerin ardından
    söylenen ağıt ve bozlağa benzer türkü. : YAKIM

    Göçebe,eti için avlanan bir kuş. : ÇULLUK

    Göçebelik:. BETAET

    Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadeniz’e çıkması. : ANAVASYA

    Göçücü balıkların Karadeniz’den Akdeniz’e geçmesi. : KATAVASYA

    Göğün en yüksek katı.: ARŞ

    Göğüs kafesinin iç yüzünü kaplayan ve akciğerleri saran zar.:PLEVRA
    Göğüs kemiği arkasında bulunan iç salgı bezi.: TİMÜS

    Göğüs zarı. : PLEVRA

    Göğüs,bağır.:DÖŞ: TORAKS

    Gök bilim.:ASTRONOMİ

    Gök boşluğu.:CEVV

    Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç.:USTURLAP

    Gök gürültüsü korkusu.: BRONTOFOBİ

    Gök yakut. : SAFİR

    Gökçeada’da yurdumuzun batıdaki en uç noktası olan burun. : AVLAKA

    Gökçeada’nın eski adı. : İMROZ

    Gökkuşağı,eleğimsağma. : ALAİMİSEMA : ALKIM

    Gökova körfezi kıyısında turistik bir belde.:AKYAKA

    Gökova körfezinin güney kıyısında doğal güzelliğiyle ünlü bir koy.:BÖRDÜBET

    Göktaşı. Taş meteorit. : AEROLİT

    Gökteki ay. : MAH

    Gökyüzü. : ASUMAN

    Gölge. : SAYE

    Gölgede kalan taraf.: KUZ

    Gölgeler. : ZILAL

    Gölgelik. : TENTE

    Gölgelik.: SAYEBAN

    Gölleri inceleyen bilim dalı. : LİMNOLOJİ

    Gömlek. : KAMİS

    Gönderme , yollama. : İRSAL

    Gönderme kağıdı. : İRSALİYE

    Gönlü rahat.Sessiz,sakin. :ASUDE

    Gönül alıcı davranış, kompliman.:CEMİLE

    Gönül alma.: TALTİF

    Görevi sadece şarap dağıtmak olan garson.:SOMELİYE

    Görgülü,terbiyeli,olgun kimse. : ÇELEBİ

    Görgüsüz.:CUDAM

    Görkem,ihtişam,şatafat,tantana.:DEBDEBE.:ŞAŞAA

    Görme. : RÜYET

    Görsel sanatlar ve müzik alanlarında,1960’ların sonlarında NewYork kentinde
    ortaya çıkan,biçimde aşırı sadeliği ve nesnel yaklaşımı savunan
    akım.:MİNİMALİZM

    Görsel sunumu içeren özel dosya.:PORTFOLYO

    Görülen alemin ötesi.: MAVERA

    Görüngü bilimi. :FENOMENOLOJİ

    Görüntüleme.: KLİP

    Gösterge bilimi. : SEMİYOLOJİ

    Göstergebilim.: SEMİYOLOJİ

    Gösteriş,şatafat.:CAFCAF

    Gösteriş. :ALAYİŞ

    Gösteriş.:ALAYİŞ

    Gösterişi seven,varlıklı kimse.: KALANTOR

    Gösterişi ve özentisi olmayan. : BABAYANİ

    Gösterişsiz,sade yaşamaktan yana olan.:KALENDER

    Gösterme,ortaya çıkarma. : İZHAR

    Götürü iş yapan.: TAŞERON

    Götürü,toptan. : KABALA

    Gövde heykeli. : TORS

    Gövdesi , kabuğu soyulduktan sonra yenilen veya turşusu yapılan yumru
    köklü,beyaz çiçekli ve otsu bir bitki. : GİMİ

    Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz.: REBAP

    Gövdesi kızıl kırmızı,ayakları ve yelesi siyah renkli olan at.:DORU

    Göz alıcı parlak renkleri olan bir papağan cinsi.:ARA

    Göz alıcı,göze çarpıcı. : FRAPAN

    Göz bebeği.:HADEKA

    Göz çukuru. :ÇANAK

    Göz tansiyonu.:GLOKOM

    Göz.:DİDE

    Gözbağcı,büyücü. : RAİB

    Gözde iris ile billur cisim arasında bulunan boşluk. : ARTODA

    Gözde sarıya çalan kestane rengi. : ELA

    Gözdeki ağ tabaka. : RETİNA

    Gözdeki arpacık.:İT DİRSEĞİ

    Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen
    körlük,aksu.:KATARAKT

    Göze takılan mercek. : LENS

    Gözle görülmeyen,yapay olarak elde edilip tıpta kullanılan bir
    ışınım,ultraviyole.:MORÖTESİ

    Gözlemevi. : OBSERVATUAR

    Gözler,pınarlar,kaynaklar. : UYUN

    Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse.:CİPİ

    Gözleri görmeyen. : AMA

    Gözpınarları. : AMAK

    Gözün içini aydınlatıp görmek ve gözü muayene etmek için kullanılan aynaya
    verilen ad. :OFTALMOSKOP

    Gözün ön odasına kan dolması.: HİFEMA

    Gözüpek. : ACAR

    Gözyaşı ile ilgili. : LAKRİMAL

    Gözyaşı kanalcığı içinde oluşan taş.:DAKRİYOLİT

    Gözyaşı.: EŞK

    Gramerde çıkma durumu.:ABLATİF

    Gramerde özne.: SÜJE

    Granitle aynı kimyasal yapıda,içinde mikrolitler olan kayaç.:LİPARİT

    Gri renkli,sise benzeyen fakat yere kadar inmeyen bulut
    tabakası,katmanbulut.:STRATUS

    Gri veya sarı renkte,etçil bir sinek cinsi.Çulluk sineği.:YEPTİS

    Grip,paçavra hastalığı.:ENFÜANZA

    Grup,kategori. : ULAM

    Guatemala’nın para birimi.:KETZALİ

    Guatr. : GUŞA

    Gurbete gitme.:CELA

    Gurbette yaşayan.:ELGİN

    Gurur. : AZAMET

    Gübre,tezek. :KEMRE

    Gücenme.:İĞBİRAR

    Gücü tükenmiş,yorgun,bitkin.: ARGIN

    Gücü’de denilen ve bez tezgahında ipliği ayarlayan tarak.:NİRE

    Gücünden yararlanmak için elde edilen buhar. : İSLİM

    Güç vermek,güçlendirmek.:PEKİTMEK

    Güçlü ve gösterişli,iri yarı kadın.:BABAÇKO

    Güçlü,kuvvetli,sağlam. : BEKEN

    Güçlü,şiddetli etki. : ZARP

    Güçlük,sıkıntı.:MEŞAKKAT

    Güçsüz düşmek,yorulmak.:FARIMAK

    Güldürücü öyküler,fıkralar anlatıp hoş ve şaşırtıcı sözler söyleyerek halkı
    eğlendiren kimse.:NEKRE

    Güleç,güler yüzlü.:BESİM

    Güleç.:BESİM

    Güler yüzlü.:BEŞUŞ

    Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın muşmulaya benzeyen yemişi. : ÜVEZ

    Gülgillerden bir ağaç.:ÜVEZ

    Gülgillerden yabani bir ağaç ve bu ağacın mayhoş yemişi.:ALIÇ

    Güllük körfezi kıyısında,Milas ilçesine bağlı turistik bir köy.:
KIYIKIŞLACIK

    Gülme,gülüş.: HANDE

    Gülünç bir biçimde giyinip süslenen kadın.:RÜKÜŞ

    Gülünç derecede dar ve kısa giyinmiş olan. : ZİBİDİ

    Gülüş. : HANDE

    Gülüt. : GAG

    Gümüş balığı. : ATERİNA

    Gümüş balığına benzer bir küçük balık. : ÇAMUKA

    Gümüş parlaklığında,bilinen en hafif element.: LİTYUM

    Gümüş parlaklığında,demir sertliğinde,kolay işlenir ve kolayca tel durumuna
    getirilir bir element.:NİKEL

    Gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakış.:SAVAT

    Gümüş,altın tellerden süsleme. : TELKARİ

    Gümüşbalığının küçüğü. : AFİS: İLARYA

    Gümüşhane ilinde,kayak merkezi olan bir dağ. : ZİGANA

    Gümüşhane ilinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.:KARACA

    Gümüşhane’nın Şiran ilçesi yakınlarında bir şelale. : TOMARA

    Gümüşhane’nin Şiran ilçesi yakınlarında bir şelale.:TOMARA

    Gümüşhane’nin Torul ilçesinde,tabiat parkı kaps***** alınan 18 krater
    gölünün ortak adı.:ARTABEL

    Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. : SABA

    Gün. : RUZ

    Günahtan dönme.: TÖVBE

    Günahtan sakınma,züht. : TAKVA

    Gündüz sefası. : KAHKAHA ÇİÇEĞİ

    Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere
    yeşil renklerini veren madde. : KLOROFİL

    Güneş odası. : SOLARYUM

    Güneş.: AFİTAP.: ŞEMS

    Güneşin battığı yer, batı. : MAĞRİP

    Güneşin doğduğu yer,doğu. : MAŞRIK

    Güneşin doğması. : TULU

    Güneşin yedi rengini ayrıştıran spektroskop.: TAYFBİN

    Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et.:KADİT

    Güneşten yayılan ısı miktarını ölçmeye yarayan alet.: HELYOGRAF

    Güney Amerika’da yaşayan bir cins deve kuşu.: REA

    Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetsel başkenti.:PRETORİA

    Güney Afrika Cumhuriyetinde doğmuş veya uzun süredir orada yaşayan ve
    Afrikaans dili konuşan beyaz ırktan kişiler.:AFRİKANER

    Güney Afrika Cumhuriyetinin plakası. : ZA

    Güney Amerika ırmaklarında yaşayan bir balık.:DORADO

    Güney Amerika kemiricisi: AGUTİ

    Güney Amerika ormanlarında yaşayan,mavi ve yeşil metalik yansımalı bir
    kuş.:AGAMİ

    Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir. :
    KÜRAR

    Güney Amerika’da üretilen kaliteli bir kahve cinsi. : ARABİKA

    Güney Amerika’da yaban hayvanlarını yakalamakta kullanılan kement.:LASO

    Güney Amerika’da yaşayan büyük su yılanı. : MUSURANA

    Güney Amerika’da yaşayan iri kemirici bir hayvan.:PAKARANA

    Güney Amerika’da yaşayan uzun kuyruklu bir tukan türü. : ARAKARİ

    Güney Amerika’nın sıcak ve bataklık bölgelerinde yaşayan bir kuş. : HOAZİN

    Güney Anadolu’da yabani olarak bulunan ve bahçelerde süs bitkisi olarak
    yetiştirilen kırmızı çiçekli otsu bir bitki. : NAKIL

    Güney Anadolu’daki konar göçer Türkmenler arasında göç kervanını yöneten
    genç kıza verilen ad. : ALADORLAR

    Güney Ege ve Akdeniz kıyısı bölgelerimizde Çipura balığına verilen ad.
    :ALYANAK

    Güney kutbunda yaşayan bir kuş.:PENGUEN

    Güney ve Güneydoğu Anadolu da halk arasında domatese verilen ad. : BANADURA

    Güney yarımkürede bulunan parlak yıldız,Yıldırak.: SÜHEYL

    Güney,güney rüzgarı,kaba yel. : LODOS

    Güneydoğu Asya’da özellikle Laos’ta kullanılan ağızlı org. : HEN

    Güneydoğu Anadolu ile Irak Türk bölgesinde ezgiyle söylenen mani. : HOYRAT

    Güneydoğu Anadolu’da antik kent.:ZEUGMA

    Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilen yerli koyun ırkı. : İVESİ

    Güneydoğu Anadolu’ya özgü acı kahve. : MIRRA

    Güneydoğu Anadolu’ya özgü,çekilmiş mercimek,bulgur ve soğanla yapılan bir
    yemek.:KÖLÜKAŞI

    Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin simgesi.:ASEAN

    Güneydoğu Asya’da bir ırmak. : İRAVADİ

    Güneydoğu Asya’da yaşayan kuyruklu bir maymun.:MAKAK

    Güneydoğu Asya’da yaşayan yabani öküz. : BANTENG

    Güneydoğu Asya’da yetişen ve mobilya yapımında kullanılan bir cins
    kamış.:RATAN

    Gün-gece eşitliği : EKİNOKS

    Günlük yaşama ait küçük ve geçici belgeleri toplama şeklinde
    koleksiyonculuk. : EFEMERA

    Gür erkek sesi.:DAVUDİ

    Gürcistan’ın başkenti. : TİFLİS

    Güreş meydancısı.:CAZGIR

    Güreşler için boğa yetiştiren kimse.:GANADERO

    Güreşte bir oyun.: KAFAKOL

    Güreşte bir oyun.:BOYUNDURUK.:KURTKAPANI.:DALMA:ÇİPE

    Gürgengillerden,kerestelik bir ağaç cinsi.:HUŞ

    Gürültü patırtı.:DAĞDAĞA

    Gürültü,patırtı,telaş,karmakarışık durum.: DAĞDAĞA

    Güven mektubu.:İTİMATNAME

    Güvercin kanadı. : CENAHI KEBUTER

    Güvercin. : KEBUTER

    Güverte locasının altındaki demir kol. : KASTANYOLA

    Güzel avrat otu.:BELLADONNA

    Güzel avrat otundan elde edilen ve hekimlikte yararlanılan zehirli bir
    madde. : ATROPİN

    Güzel çiçekli bir süs bitkisi. : KANA

    Güzel koku. : RAYİHA

    Güzel koku.:ARF

    Güzel kokular.:ITRİYAT

    Güzel kokulu beyaz çiçekler açan ağaççık.:FUL

    Güzel kokulu bir kavun türü. : ŞAMAMA

    Güzel kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki.:HANIMELİ

    Güzel kokulu,değişik renkli çiçekleri olan bir süs bitkisi.: ŞEBBOY

    Güzel kokulu,sarı renkte,uzunca bir kavun türü.:TOPATAN

    Güzel kokulu.: ITRİ

    Güzel konuşma yeteneği. : NATIKA

    Güzel sanatlar evi.:DARÜLBEDAYİ

    Güzel sesli bir kuş.:İSKETE

    Güzel sesli ötücü bir kuş. : İSKETE

    Güzel sevgili. : NİGAR

    Güzel söyleme ve yazma yeteneği. : SELİKA

    Güzel söz söyleyen,konuşkan.:DİLBAZ

    Güzel ve faydalı şeyler.:BEDAYİ

    Güzel ve inandırıcı konuşma.:CERBEZE

    Güzel yüz.:DİDAR

    Güzel,hoş (kadın). : RANA

    Güzel,hoş,nefis.: OFLAZ

    Güzel,ince,zarif kadın.Ceylan.: AHU

    Güzel,iyi kadın anlamında kullanılan bir sözcük : HASNA

    Güzel,sevimli insan.:GÖKÇEK

    Güzel. : NİK

    Güzeli en üstün,en yüce değer sayan kişi.:ESTET   Alıntı

    H

    Haberci,ulak. : KARAKULAK

    Haberleşmeye yarayan bir tür süratli vapur.: AVİZO

    Habeş piskoposlarına verilen ad. : EBUNA

    Habeş soylusu. : RAS

    Habeş Yahudi’si.:FLAŞA

    Hac sırasında kesilen kurban.: HEDİ

    Hacim,oylum. : CİRİM

    Haç : ÇARMIH

    Hafıza kaybı : AMNEZİ

    Hafif esinti.:İPİLTİ

    Hafif kadifemsi bir görünüş kazandırılmış sığır derisi. : NUBUK

    Hafif yağmur,serpinti.:ÇİLENTİ

    Hafif yaralama : HACAMAT

    Hafniyum’un simgesi. : HF

    Haiti kökenli bir dans ve müzik.:MAMBO

    Haiti kökenli,rumba ve çaça’ya benzeyen bir dans.: MAMBO

    Haiti plakası. : RH

    Hak ve adalete uygunluk.: NASFET

    Hakim,başat,başta gelen.:DOMİNANT

    Hakkı devretme.: TEMLİK

    Haksız olarak alınan toprak,mal. : ASABALIK

    Haksızlık,kıygı. : GADR (GADİR)

    Hala.:BİBİ : ÇİÇE

    Halat gibi örülmüş iplik çilesi. : TURA

    Halat ucu.: ÇIMA

    Halat yumağı.: RODA

    Halatların dikişlerinde kullanılan demir veya ağaç kama.: KAVELA

    Halatta kaymayı önleyen bir düğüm biçimi.:KROPİ

    Halı dokuma tezgahı.:ISDAR

    Halı ve jakar dokuma sanayinde çözgü ipliği. : KORD

    Halı veya kilim dokunan tezgah. : ISDAR : ISTAR

    Halı,kilim veya bez dokuma tezgahı. : HAMA: HANA

    Halıcılıkta iplik düğümlerini sıkıştırma topağı. : KİRKİT

    Halk arasında yaban arısına verilen ad. : SARICA

    Halk arasında ekini biçilip kaldırılmış tarlaya verilen ad. : KOZAN

    Halk arasında Eylül ayına verilen ad.:VERİMAY

    Halk arasında hindiye verilen ad. : CULUK

    Halk arasında,herkesin söylediğini yapan,iltifat meraklısı kimseye verilen
    ad.:EFELEK

    Halk bilgisi.:FOLKLOR

    Halk dilinde etek anlamında kullanılan sözcük.: YEKTE

    Halk dilinde abla.: MADAMA

    Halk dilinde acı pul biber. : İSOT : ISIOT

    Halk dilinde ağıl.: ARKAÇ

    Halk dilinde atasözüne verilen ad. : ORAÇLAMA

    Halk dilinde avare,işe yaramaz.:AVARA

    Halk dilinde babanın kız kardeşi,hala. : EME : EMETİ: BİBİ

    Halk dilinde badem. : PAYAM

    Halk dilinde bahane. : MAHNA

    Halk dilinde boşboğaz,söz taşıyan. : YALAK

    Halk dilinde büyük heybe.:ARTMAK

    Halk dilinde çay demliğine veya küçük güğüme verilen ad.: HALASTAR

    Halk dilinde çekül sözcüğünün aldığı biçim.:ŞAVUL

    Halk dilinde çoban köpeği.:KARABAŞ

    Halk dilinde çuvala verilen ad.:KELETE

    Halk dilinde dikenlik anlamında kullanılan sözcük.:SİYEŞ

    Halk dilinde dilsiz.:TAT

    Halk dilinde ekilmeden bırakılmış tarlaya verilen ad. : KEN

    Halk dilinde kardeş. : KADA

    Halk dilinde kemik veremi.:AKARCA

    Halk dilinde kertenkeleye verilen ad.:ELÖPEN

    Halk dilinde keser.:KERKİ

    Halk dilinde kır lalesine veya gelincik çiçeğine verilen ad.: PAMPAL

    Halk dilinde klitoris,bızır.:DILAK

    Halk dilinde köylerde hekimlik yapan kimselere verilen ad.:OTÇU

    Halk dilinde küme,topluluk anlamında kullanılan sözcük.:ÇOM

    Halk dilinde lor peynirine verilen ad. : ÇOMA

    Halk dilinde mısır.:LAZUT

    Halk dilinde mızıkçı,yaygaracı,gürültücü anlamında kullanılan sözcük.:KACARA

    Halk dilinde minnet.: MÜDANA

    Halk dilinde mutfağa verilen ad.:TAKANA

    Halk dilinde otlak.:ÖRÜ

    Halk dilinde parıltı.: IŞILAK

    Halk dilinde pestil.: BASTIK

    Halk dilinde sazlık yer.: KOVALIK

    Halk dilinde sebze bahçesi.:AVAR

    Halk dilinde semavere verilen ad.:KAVAZ

    Halk dilinde semizotuna verilen ad. : PİRPİRİK

    Halk dilinde serçeye verilen ad. : DARICAN

    Halk dilinde sincap.:ÇEKELEZ

    Halk dilinde sperm,meni. : ATMIK

    Halk dilinde şaka anlamında kullanılan sözcük.:HORATA

    Halk dilinde şarbon hastalığına verilen ad. : YAKMA

    Halk dilinde Temmuz ayı.: ORAKAYI.

    Halk dilinde termometreye verilen ad.:ISIKERTE

    Halk dilinde yabani tereye verilen ad : ISPATAN

    Halk dilinde yanık,yırtık.. : YİRİK

    Halk dilinde yenge anlamında kullanılan sözcük. : BULA

    Halk edebiyatında aşk,özlem gibi duygusal konuları işleyen şiir türü.:
    GÜZELLEME

    Halk edebiyatında mahlas anlamında kullanılan sözcük.:TAPŞIRMA

    Halk edebiyatında uyağa verilen ad. : AYAK

    Halk hekimliğinde gaz söktürücü ve antiseptik olarak kullanılan,aynı zamanda
    kimi yiyeceklere de katılan bir cins ceviz. : MUSKAT

    Halk oylaması.: REFERANDUM

    Halk tarafından sevilme,tutulma. : POPÜLARİTE

    Halk,topluluk.:CUMHUR

    Halkalar geçirilerek yapılmış veya zincirden örülmüş zırh.:CEBE

    Halojenler gurubunun dördüncü ametali olan yalın cisim. : İYOT

    Halterde kaldırılması gereken alet. : BAR

    Ham demir madeninin eritildiği büyük ocak,fırın.:HADDEHANE

    Ham deriden yapılan köylü ayakkabısı.:ÇARIK

    Ham ile olgun arası. : ALASULU

    Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse.:KAZAZ

    Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş. : SOF

    Ham keten rengi. : EKRU

    Ham olarak yenilen badem,erik,kayısı gibi yemişler.:ÇAĞLA

    Ham üzüm. : KORUK

    Hamal semeri. : ARKALIK

    Hamalların yük taşırken kullandıkları arka yastığı.:ARKALIK

    Hamam böceği.:KAKALAK

    Hamam. : YUNAK

    Hamamda kese yapan erkek. : TELLAK

    Hamamlarda musluk altında bulunan ve su biriktirmek için kullanılan mermer
    veya taş tekne.:KURNA

    Hamle.: SAVLET

    Hamsi,Sargan gibi küçük balıkları tutmakta kullanılan balık ağı : BARABAT

    Hamsigillerden bir balık. : TİRSİ

    Hamur durumundaki ekmeklerin, fırına atılmadan önce, içine konulduğu oyuk
    gözlü tahta.: BİNİT

    Hamur açılırken tezgaha yapışmaması için serpilen un.:UĞRA

    Hamur açılırken yapışmaması için un serpmek.:UĞRALAMAK

    Hamur tahtası. : SENİT

    Hamur teknelerini kazımaya yarayan araç.:ISIRAN

    Hamuru ovalayarak yapılmış kırıntılarla pişirilen çorba. : OVMAÇ

    Hamurun fırına verilmeden önce dinlendirildiği , üzerinde bekletildiği
    tahta. : PASA

    Hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir tür tatlı.:AKITMA

    Hanay. :AVLU

    Hanım,hanımefendi.:BANU

    Hanigiller familyasından bir balık türü.: LAKOZ

    Hanigillerden bir balık türü.:ORFOZ

    Hanigillerden,Akdeniz ve Ege’de yaşayan lezzetli bir balık.:LAHOS

    Hap. : DRAJE

    Haraç.:BAÇ

    Hare.Bir yüzeyde renk dalgalanması sonucu görülen parlaklık. : MENEVİŞ

    Hareket etmeyen,kımıldamayan,sakin.:DİNGİN

    Harfler,kısaltmalar kümesi. : LOGO

    Harfler.:HURUFAT

    Harita çıkarmaya yarayan bir aygıt.: PLANÇETE

    Haritacı.: KARTOGRAF

    Haritasını çıkarmak için bir araziyi üçgenlere bölme işi. : NİRENGİ

    Harman aktarma ve sap yükleme işlerinde kullanılan tarım aracı.Dirgen.Yaba :
    ANADUT .

    Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak,çöp ve samanla karışık tahıl
    taneleri.:BADAS

    Harman yerlerindeki hububat döküntülerini toplayan kişi. : AFARACI

    Harran ovasında ünlü bir ören yeri. : SOGMATAR

    Harzemşahların ilk hükümdarı.: ANUŞTİGİN

    Has ekmek. : FRANCALA

    Has,mahsus. :ÖZE

    Hasankeyf ilçesini sular altında bırakacak olan baraj.: ILISU

    Hasattan sonra tarla veya bahçelerde kalan ürünleri toplama.:BAŞAKLAMA

    Hasırdan örülmüş kulplu torba.:ZEMBİL

    Hasırotu,saz,kamış.: KOFA

    Hasta dinleme aleti. : STETESKOP

    Hasta. : SAYRI : BİMAR

    Hastalığın bedene yerleşmesi.:RES

    Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı madde.
    : ANTİKOR

    Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı
    madde.:ANTİKOR

    Hastalık nöbeti,kriz. : AKSE

    Hastalık,dert.: ÇOR

    Hastalıklar bilimi. : PATOLOJİ

    Hastalıklar. : EMRAZ

    Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavi yöntemi.:KEMOTERAPİ

    Hastalıkların nedenini araştıran bilim. : ETİYOLOJİ

    Hastalıktan sonraki iyileşme. :İFAKAT

    Hastanelerde perhizsiz hastalara etlisi tatlısıyla verilen tam yemek.:
    ALTIDAN

    Hastanın veya yakınlarının,onun daha önce geçirmiş olduğu hastalık ve sağlık
    durumları hakkında hekime verdiği bilgilerin tümü.: ANAMNEZ

    Hat sanatında birkaç kağıdın,suları ters yönde olmak üzere üst üste
    yapıştırılmasıyla elde edilen mukavva.:MURAKKA

    Hata ,/ hatalı pul. : ERÖR

    Hatay ili Reyhanlı ilçesinde arkeolojik höyük. : AÇANA

    Hatay yöresine özgü,cevizli bir hamur tatlısı.:KEREBİÇ

    Hatay yöresine özgü,yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte
    kaval.:ARGUN

    Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Tel Açana’da denilen ünlü höyük.:ALALAH

    Hatıra,yadigar. : ANDAÇ

    Hatırlayan. : ANAN

    Hava basıncını ve dolayısıyla bir yerin yüksekliğini ölçen alet,basınç
    ölçer.:BAROMETRE

    Hava basınç birimi.: BAR

    Hava korkusu. : AEROFOBİ

    Hava yutma. : AEROFAJİ

    Havacı bülteni. : NOTAM

    Havada oksitlenmeyen bir element.:KROM

    Havada on milyonda bir oranında bulunan bir asal gaz. : KSENON

    Havadaki toz taneciklerini ölçmeye yarayan araç.:AEROSKOP

    Havadar. : YELEÇ

    Havagazı lambasının ucu. : BEK

    Havai. : YELEME

    Havari.:APOTR

    Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayanan atıcılık dalı.:
    TRAP

    Havuca renk veren madde. : KAROTEN

    Havuç. : YEREGEÇEN

    Havuç.: YEREGEÇEN

    Havuz,göl,akarsu,deniz,okyanus gibi sulara ait ekosistemlerin herhangi bir
    derinliğindeki su tabakalarında,su hareketiyle sürüklenen veya yavaş olarak
    yüzen,hayvan ve bitkilerden oluşan mikroskobik büyüklükteki organizmalar. :
    PLANKTON

    Hawai adalarına özgü gitara benzer dört telli çalgı. : UKULELE

    Hawai inanışında savaş tanrısı. : KU

    Hawai’de karşılama veya uğurlama anısı olarak verilen,çiçekten yapılmış
    kolye.:LEY

    Hayal. : İMGE

    Hayat hikayesi.:BİYOGRAFİ

    Haydut,eşkıya. : ŞAKİ

    Haylaz,serseri. : NABEKAR


    Hayvan bilimci. : ZOOLOG

    Hayvan boyunduruğu. : TASMA

    Hayvan çulu.ALIK

    Hayvan derisinden yapılmış kırbaç.:ÇAVUN

    Hayvan korkusu.: ZOOFOBİ

    Hayvan pisliği.:TERS

    Hayvan postundan başlık. : KALPAK

    Hayvan vebası. : MALKIRAN

    Hayvan yavrusu.:BALAK

    Hayvan,balık,sebze,meyve gibi yiyecekleri,yerinden getirerek toptan satan
    kimse.:MADRABAZ

    Hayvanca duygu.:BEHİMİ

    Hayvanı avcılığa alıştırma. : BAV

    Hayvanı otlatmak. : OTARMAK

    Hayvanın bir yanındaki yük.:TAY

    Hayvanın iki ayağını iple bağlayarak yapılan köstek.:DUŞAK

    Hayvanlar veya hayvan yaşamı ile ilgili Yunanca öntakı: ZOO

    Hayvanlara yedirilen bir çayır bitkisi./Bir tür sümbül. : NARDİN

    Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip.Hayvan bağlanan ip. : ÖRK

    Hayvanları nallayan kimse.:NALBANT

    Hayvanların beğenmeyerek yemedikleri iri kalbur üstü taneler. : İRİNTİ

    Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi.: KAYAR

    Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi dokularından yada bitkisel yosunlardan
    elde edilen saydam ve renksiz bir madde.:JELATİN

    Hayvanların saman,ot,mısır sapı gibi kışlık yiyeceği.: ALAF

    Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.: YALAK

    Hayvanların,özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru
    uzanan beyaz leke.:AKITMA

    Hazır. : AMADE: ANIK

    Hazreti Muhammed’e yardım eden ve İslamiyet’in yayılmasına hizmet eden
    kimseler.:ENSAR

    Hazreti Muhammed’in aile üyelerine verilen ad. : ALİABA

    Hazreti Ebubekir’in lakabı.:ATİKA

    Hazreti Muhammed’in hayatını anlatan kitap. : SİYER

    Hazreti Muhammed’in siyah renkli sancağının adı. : UKBA

    Hecelerin uzunluk ve kısalık,kapalılık yada açıklık değerlerine göre türlü
    ses kalıplarından oluşan Divan Edebiyatı nazım ölçüsü. : ARUZ

    Hediye verilen levha. : ŞİLT

    Hediye,bahşiş. : ATİYYE

    Hekim,otacı.:DİRGER

    Hekimlik taslama.: OLÇUM

    Hekimlikte iştah açıcı olarak kullanılan bir bitki. : KANTİYANE

    Hekimlikte kullanılan,sütleğengillerden bir bitkinin verdiği zamk ve
    özsu.:TIGALA

    Hektar. : HA

    Hele,özellikle. : BAHUSUS

    Hem ısıtmaya,hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak
    sobası.:KUZİNE

    Henüz mayalanmamış üzüm suyu. : ŞIRA

    Henüz olgunlaşmamış ekşi üzüm.:KORUK

    Her biri başka perdede bir sıra kamış düdük,musikar.:MISKAL

    Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca ortaya bir söz
    çıkacak biçimde düzenlenmiş manzume.: AKROSTİŞ

    Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen ve birden üç çifteye kadar küreği
    bulunan savaş gemisi filikası. : PATALYA

    Her şeyin evveli,tazesi,turfanda. : REYAN

    Her tür organik yağa verilen ad. : LİPİT

    Her tür organik yağa verilen ad.: LİPİT

    Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni
    tarikatı.:MELAMİLİK

    Her yanı görmeye elverişli,camlı çatı katı veya taraça,kule.: CİHANNÜMA

    Her yiyeceğe canı çeken. : EKTİ

    Her zaman olduğu gibi.:BERMUTAT

    Her zaman.:DAİMA

    Herek.:İSPALYA

    Herhangi bir kişinin, malın yada durumun niteliklerini öğrenmek için
    toplanan bilgi. : RANSEYMAN

    Herhangi bir değerli taş yada metali sabitleştirmekte kullanılan yapışkan
    madde. : ROKELA

    Herhangi bir eserin tanıtılması,okunması,yorumlanması veya bir sanatçıyı
    anma amacıyla düzenlenen toplantı.: MATİNE

    Herhangi bir nedenle armağan kabul edenin vermek zorunda olduğu
    karşılık.:AVİYET

    Herkes tarafından kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir
    kişinin kendi kanısına dayanan. : İNDİ

    Hesap defteri.:EVAR

    Hesap sahiplerine bankaca gönderilen mektup. : AVİ

    Hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre.:MATRİS

    Heyecan veren edebi üslup. Dokunaklı,etkili. : PATETİK

    Heyelan. : KAYŞA

    Heykel,abide anlamında yerel sözcük.:ANAK

    Heykel,sütun gibi şeylerin üstüne konulduğu parça,ayak,taban. : DURAÇ

    Hıristiyan sanatında ellerini kaldırmış dua eder durumda canlandırılmış
    insan figürüne verilen ad. : ORANS

    Hıristiyan bayramı. : YORTU

    Hıristiyan beyi. : TEKFUR

    Hıristiyan sanatında ölü İsa’nın vücudunu kollarında tutan Meryem
    betimlemesi. : PİETA

    Hıristiyan sanatında,Meryem Ana ile çocuk İsa’yı gösteren heykel veya
    resim.:MADONNA

    Hıristiyan ve Musevilerde gelinin güveye verdiği para veya mal.: DRAHOMA

    Hıristiyanların büyük perhize girmek üzere bulundukları günler.:APUKURYA

    Hıristiyanlıkta ermiş.: AZİZ

    Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. : AFOROZ

    Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası.: AFOROZ

    Hıristiyanlıkta küçük kilise yapısı veya büyük bir kilisenin içinde bir
    azize adanmış ibadet yeri.:ŞAPEL

    Hıristiyanlıkta,ilk günahı silmek ve Hıristiyanlaştırmak amacıyla yapılan
    kutsal işlem.:VAFTİZ

    Hırsızlık yapma şeklinde beliren hastalık.: KLEPTOMANİ

    Hırslı.:MUHTERİS

    Hırvatistan ve Slovakya’da bir kont tarafından yönetilen toprağa verilen ad.
    : ZUPA

    Hız ve manevra yeteneği bakımından üstün niteliklere sahip küçük savaş
    gemisi,muhrip.:DESTROYER

    Hızı saatte 120 km’yi geçen çok şiddetli ,yağmur getirmeyen fırtına. :
URAGAN

    Hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası. : TORNADA

    Hicri takvimde 22 Aralık 31 Ocak arası.Kırk günlük kış dönemi. : ERBAİN

    Hiç görülmemiş,alışılmamış,şaşılacak veya yadırganacak şey.Ucube.: ACİBE

    Hiçbir heyecan yada zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği. : ATARAKSİYA

    Hiçbir koşula bağlı olmayan,istediği gibi davranabilen. : ERKİN

    Hikaye,fıkra.:KISSA

    Hilal. : AYÇA

    Hile,düzen. : DEK: AL

    Hileci.:DEKBAZ

    Hilekar. : AYYAR

    Himalaya dağlarında doruk.:APİ

    Himalayalar’da yaşadığına inanılan “kar adam”a verilen ad. : YETİ

    Hindistan kökenli evcil bir sığır türü.: ZEBU

    Hindistan plakası. : İND

    Hindistan Prensesi .Raca karısı. : RANİ

    Hindistan Prensi. : RACA

    Hindistan ve Endonezya’da yetişen,kabuğundan kinin çıkarılan bir ağaç. :
    KINAKINA

    Hindistan ve Malezya ormanlarında yaşayan ilkel maymun. : LORİS

    Hindistan yarımadasında yaşayan kuyruksuz,çok uzun kollu maymunların ortak
    adı.:JİBON

    Hindistan’a özgü,güreşle ragbinin karışımı olan bir spor.:KABADDİ

    Hindistan’da bitkisel elyafla dokunan bir cins tafta. : DARİDAS

    Hindistan’da Ekber döneminde büyük eyaletlere verilen ad. : SUBA

    Hindistan’da kastlar halinde değil de kabileler halinde örgütlenmiş ve
    kültürleri Hindu olmayan yerli halk.:ADİVASİ

    Hindistan’da kocasının cesediyle birlikte ateşe atılan ve ermiş sayılan
    kadın. : SATİ

    Hindistan’da yetişen bir ağaç. : RİTA

    Hindistan’da yetişen bir bitki. : HALİLE

    Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir karabiber ağacı. : BETEL

    Hindistan’da, bir din büyüğünün çevresinde toplananların birlikte oturup
    eğitildikleri yer : AKRAMA

    Hindistan’ın güneyinde konuşulan bir dil.:DRAVİD

    Hindistan’ın para birimi.:RUPİ

    Hinduizm,Budizm ve Caynacılığın bazı mezheplerinde Batıni (içrek)
    uygulamaları konu alan çok sayıda metnin ortak adı.: TANTRA

    Hinduizm’de servet ve iyi talih tanrıçası.:LAKŞMİ

    Hinduizm’in temel ilkesi olan,hiçbir varlığı incitmeme erdemi.:AHİMSA

    Hinduizmin en büyük tanrılarından biri.:ŞİVA

    Hinduların kutsal kitabı. : VEDA

    Hint bademi. : KAKAO

    Hint edebiyatında bir çeşit epik dram. : NATAKA

    Hint İran dil grubuna verilen ad. : ARİ

    Hint irmiği. : SAGU

    Hint kenevirinden çıkarılan esrara eskiden verilen ad.:HAŞİŞ

    Hint kertenkelesi.:İGUANA

    Hint mitolojisinde ayin içkisinin elde edildiği bitkiyi kutsallaştırma. :
    SOMA

    Hint mitolojisinde fırtına ve yağmur tanrısı. Hindistan’da Veda tanrılarının
    en büyüğüne verilen ad. : İNDRA

    Hint mitolojisinde ilk insan. : MANU

    Hint müziğine özgü telli bir çalgı. : VİNA

    Hint müziğine özgü telli bir çalgı.:SARANGİ

    Hint müziğine özgü yaylı bir çalgı.: SARANGİ

    Hint okyanusunda denizaltı dağı. : OB

    Hint safranı.: ZERDEÇAL

    Hint sülünü.:ALE

    Hint tanrısı. : RAMA : AGNİ

    Hintlilerin,bağlı oldukları tarikatı belirtmek için kül veya renkli tozla
    alınlarına çizdikleri işaretlere verilen ad.:TİLAKA

    Hiperaktif çocukları sakinleştirmede kullanılan ilaç.:RİTALİN

    Hipotez,faraziye.: VARSAYIM

    Hiroşima’da atomdan sağ kurtulanlar. : HİBAKUŞA

    Hisse senedi,tahvil,yabancı para gibi değerli kağıtları daha karlı görülen
    başka kağıtlarla değiştirme işi.: ARBİTRAJ

    Hisse senedi. :ESHAM

    Hitabet sanatı.:RETORİK

    Hitit mitolojisinde gökyüzü krallığının ilk yöneticisi. :ALALU

    Hititlerde arazi fiyatlarının saptanmasında kullanılan bir ölçü birimi. :
İKU

    Hititlerin Anadolu da yerleştikleri ilk kent olan ve günümüzde Kültepe
    olarak adlandırılan yer. : NEŞA

    Hititlerin akıl ve bilgelik tanrısı.: AYA

    Hizip. : KLİK

    Hizmet belgesi.:BONSERVİS

    Hizmet eden.Sadık,dost. : HADİM

    Hokkabazların kullandıkları tahta maşa.:ŞAKŞAK

    Hollanda’nın para birimi.:FLORİN

    Honduras’ın para birimi.:LEMPİRA

    Hong Kong’un plakası. : HK

    Hor görmek. : KARAMAK

    Hor görülen,aşağılanan.:ZELİL

    Horoz tepeliği,köşe-kenar-uç. : İBİK

    Horozun en gösterişli tüyü.ÇIĞA

    Hortlak.:CAZU

    Hoş kokulu.:ITRİ

    Hoşgörü. : TOLERANS

    Hoşlanarak bakma.:TEMAŞA

    Hud Peygamber döneminde Hicaz’da oturan,kötü ahlakları nedeniyle yok
    oldukları rivayet edilen,Kutsal Kitap’ta adı geçen bir kavim.:AMALİKA

    Hukuk.: TÜZE

    Hukukta bir mülk üzerindeki ortaklığı giderme.:İZALEİŞÜYU

    Huni biçiminde çukur yer.İç bükey. : OBRUK

    Hurma dalı veya kamıştan yapılan iki yanı kulplu meyve sepeti.:KAVSARA

    Huysuz atları yola getirmek için dudaklarına takılan tahta kıskaç.: YAVAŞA.:
    EGEN

    Huysuz şirret kadın.:CADALOZ

    Huzur,erinç : DİRLİK

    Hücre çekirdeğinde bulunan ve kromatin tanelerini taşıyan ağ biçimindeki
    ipliksi yapı. : LİNİN

    Hücre bölünmesi yoluyla gerçekleşen hücre çoğalması. : MİTOZ

    Hücre sitoplazmasında oluşan cansız yapı.:KOFUL

    Hücre.:GÖZE

    Hücrebilim.: SİTOLOJİ

    Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplarına verilen ad.:İLİG

    Hükümdarın,bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi. :
    OTOKRASİ

    Hükümler.:AHKAM

    Hükümsüz.:BATIL

    Hüngür hüngür anlamında bir söz.:ZARİZARİ

    Hünnap,iğde gibi zeytinimsi meyve. : UTME

    Hünnapgillerden,hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan bir bitki
    cinsi,güvemeriği.:AKDİKEN  

    I

    Irak’ın Musul kenti yakınında Yezidiler tarafından kutsal sayılan vadi. :
    LALES

    ırında ekmek,börek,çörek çevirmeye yarayan bir tür kürek.:ISIRAN

    Irkçılık. : RASİZM

    Irmak ile dere arası büyüklükte akarsu.:ÇAY

    Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer. : AKANAK

    Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne. : PELEME : TOMBAZ

    Irmaklarda ve sığ sularda yük taşımakta kullanılan bir tür tekne. : LİMBO

    Isı derecesi,sıcaklık.: SUHUNET

    Isı yükselişi. : CEMRE

    Isıl. : TERMİK

    Isırgın. : İSİLİK

    Iskarta mal.:MARDA

    Ispanak,pancar gibi sebzelerle pirinç ve bulgur karıştırılarak yapılan bir
    yemek.: ÇİLEME


    Ispanakgillerden yaprakları etli bir bitki. : IŞTIR

    Isparta ilinde,doğal değerlerin korunması amacıyla ulusal park kaps*****
    alınan göl.:KOVADA

    Isparta kentinin eski adı. : HAMİDABAD

    Isparta yakınında,1991’de tabiat parkı kaps***** alınan krater gölü.:GÖLCÜK

    Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen üzüm cinsi.
    :ALGEMRE

    Issız yolda hırsızlık. : KARMANYOLA

    Işık ölçer. : POZOMETRE

    Işık yoğunluğu birimi.mum. : KANDELA

    Işık.:ŞAVK

    Işıklar,nurlar.:NİRAN

    Işıklı,nurlu.: NURANİ

    Işın demeti. : HUZME

    Işınbilim. : RADYOLOJİ

    Işınım dozu birimi.: REM

    Izgara.:GRİL     Alıntı

         İ

    İbadet.Allah’ın buyruklarına uyma. : TAAT

    İbni Sina’ya batıda verilen isim. : AVİCENNA

    İbrahim Peygamberin babasının adı.: AZER

    İbrani alfabesinin ilk harfi.:ALEF

    İbrani rahiplerinin dinsel törenlerde giydikleri giysi. : EFOD

    İbranice v Aramcayla birlikte Yahudilerin üç temel yazı dilinden biri.:
    YİDDİŞ

    İç Anadolu’da bir göl. : EBER

    İç Anadolu’da volkanik bir göl.: MEKE

    İç bükey,konkav,obruk.:MUKAAR

    İç donu.: TUMAN

    İç duvar.:CIDAR

    İç etek.:JÜPON

    İç güdü.:İNSİYAK

    İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker,ovelit. :
    PERİDOT

    İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker.: OVOLİT

    İç kulakta kemik dolambacın orta bölümü. : DALIZ

    İç sıkıntısı.:AFAKAN : İLİNTİ

    İç yüz,sır.:BATIN

    İçe kapanıklılık.: OTİZM

    İçel’in Silifke ilçesinde bir antik kent ,: URA

    İçi kaloit veya yağ gibi sıvı veya yarı sıvı bir madde ile dolu patolojik
    torba. : KİST

    İçi kremalı,üzeri çikolata kaplı pasta.:EKLER

    İçi pamuk yada yün vatka ile doldurularak dikilmiş,döşemelik veya giyim
    eşyası yapımında kullanılan kumaş.:KAPİTONE

    İçimi hoş ve tatlı su.:ZÜLAL

    İçinde cinsel konularla ilgili açık saçık yazıların,resimlerin bulunduğu
    eser.:BAHNAME

    İçinde diri balık saklanan denizden ayrılmış havuz. : LİVAR

    İçinde fosil bulunmayan toprak.:AZOİK

    İçinde gemi yapılan veya onarılan üstü örtülü büyük havuz.:DOK

    İçinde yağ yakılan toprak kandil. : PESÜS

    İçine çamaşır,elbise gibi şeyler koyup sarmaya yarayan bez veya kumaş.:BOHÇA

    İçine demir çubuklardan kafes konulmuş beton.:BETONARME

    İçine doğduğu gibi söylenerek,doğaçlama.: İRTİCALEN

    İçine hardal katılarak yapılan üzüm şırası.:HARDALİYE

    İçine kor kömür doldurulan , açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli
    madeni kaba verilen ad :BRASERO

    İçine mendil,gecelik gibi şeylerin konulduğu kumaş bohça. : ŞASE

    İçine pekmez,peynir,yağ vs konulan yada yayık olarak kullanılan deri tulum.
    : TULUK

    İçine pişirilmiş kuş başı et ve sebze konularak hazırlanan bir tür
    börek.:TALAŞKEBABI

    İçine soğan,sarımsak,maydanoz ve havuç gibi şeyler katılarak zeytinyağıyla
    pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan yemek.:PİLAKİ

    İçine su biriken doğal çukur.:OBRUK

    İçine yalnız kürek çekenin girebildiği uzun ve dar yarış kayığı. : SKİF

    İçitim.:ZERK

    İçki bardağı.:PİYALE

    İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.:TOKA

    İçki mahzeni.:KAV

    İçki meclisi.: BEZM

    İçki sunanlara verilen ad. : SAKİ

    İçki veya uyku sersemliği.:HUMAR

    İçki. : AYŞ : İŞRET

    İçkiye düşkün,içkici,ayyaş. : BEKRİ

    İçli,acıklı şiir.:ELEJİ

    İçmeye veya tanrıların onuruna yere şarap dökmeye yarayan,ortası
    bombeli,ayaksız,az derin,geniş ağızlı kap.:PATERA

    İçten çürümüş ağaç : ARDAK.

    İdam mahkumlarının asıldığı ağaç.:DAR

    İdare kandili. : İLİKMEN

    İdare,yönetim. : ZİMAM

    İdrar kesesi iltihabı.:SİSTİT

    İdrar yolları hastalıkları,üroloji.:BEVLİYE

    İdrarını yapamama şeklinde ağır bir böbrek rahatsızlığı belirtisi,İdrarın
    kesilmesi.:ANÜRİ

    İftihar etme,öğünme. : ULVAN

    İğ : EĞİRMEN

    İğne deliği. : YURDU

    İğne korkusu.: BELONOFOBİ

    İğne yaprakları yaz kış yeşil olan bir orman ve süs bitkisi. : PORSUK

    İğneye yol açmak için kullanılan,çelikten,ince ve sivri uçlu bir alet.:BİZ

    İğrenme,tiksinme. : KERAHET

    İhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker.: ERBAŞ

    İhtiyar kimse.:PİRİFANİ

    İki gövdeli (birbirine paralel tutturulmuş iki kütükten yapılmış) deniz
    taşıt aracına verilen ad. :KATAMARAN

    İki akarsuyun birleştiği yer.:KOYAR

    İki anlamı olan bir sözcüğün akla en az gelen anlamının amaçlanarak
    kullanılması ve anlamı güçlendirme sanatına verilen ad. : İHAM

    İki atlı kızak. : ZANKA

    İki ayrı ırktan gelme. : LETİS

    İki bağlantı parçasını birbirine yakın olarak eklemekte kullanılan özel
    parça. : NİPEL

    İki çenetli yumuşakça.:ARCA

    İki dağ arasındaki sırt. : SENİR

    İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı.: ÇATAK

    İki denizi ayıran dar kara parçası veya dünya ile ahret arasındaki yer. :
    BERZAH

    İki direkli yelkenli bir gemi.:USKUNA

    İki direkli,seren yelkenli,birkaç top taşıyan gemi.:BRİK

    İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan,on dört dizeli bir Batı şiir türü.:SONE

    İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret
    sütunu.:SEMAFOR

    İki kaş arası.: BELCE

    İki kişi tarafından yönetilen bir çeşit yelkenli. : PİRAT

    İki kişilik,alçak,oldukça geniş koltuk.:MARKİZ

    İki kişilik,sportif amaçlı bir tür küçük yelkenli.:PİRAT

    İki kulplu ve küfe biçimindeki büyük sepete halk dilinde verilen ad. : KELET
    : KELETER

    İki olay arasındaki süre.: FETRET

    İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen
    süre.:FETRET

    İki renkten oluşan.:YANAL

    İki sıra kürekli Antikçağ Roma teknesi. :BİREMİS

    İki tarla arasındaki sınır. : AN

    İki ucu açık küçük boru.ZIVANA

    İki ucuna birer kişi oturup,karşılıklı olarak havada yükselip inerek
    eğlenmeyi sağlayan,ortasından bir yere dayalı tahta kalas.: TAHTEREVALLİ

    İki veya daha çok katlı ev.:HANAY

    İki veya üç telli bir saz türü.:CURA

    İki veya üç yaşındaki erkek koyun.: ÖVEÇ

    İki yanı ağaçlıklı yol. :ALE

    İki yaşına girmiş manda.:EVERE

    İki yataklı karyola. : RANZA

    İki yönlü bir dalgalı akımı,bir yönlü doğru akıma çevirmeye yarayan
    aygıt.:REDRESÖR

    İki yüzlü,riyakar. : MÜRAİ

    İki,üç veya dört kişi arasında oynanan bir tür iskambil oyunu. : PİKET

    İkilem. : DİLEMMA : KIYASI MUKASSİM

    İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği köşkün adı.:ALATİNİ

    İkinci Bayezit’in şiirlerinde kullandığı mahlas : ADLİ

    İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.:TRİYAS

    İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’li erlere verilen ad.:Gİ

    İkinci Dünya Savaşında ABD erlerine verilen ad. : Gİ

    İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.:TAYGELDİ

    İkinci Mahmut devrinde feslerin tepesine püskülü tutturmak için takılan
    metal tepelik.:FERAHİ

    İkinci Mahmut döneminde,yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni
    ordunun adı.:ASAKİRİMANSURE

    İkinci. : SANİ

    İkisi dikili,üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük
    taştan oluşturulmuş taş devri mezarı.:DOLMEN

    İkiyüzelli kiloluk bir ağırlık birimi.:ÇEKİ

    İklimbilim. : METEOROLOJİ : KLİMATOLOJİ

    İknalar tarafından kullanılan ve iplerin üstüne atılmış her düğümün rengine
    göre bir anlamı olan düğüm-yazı.:KİPU

    İlaç bilimi. : FARMAKOLOJİ

    İlaç kullanmadan,yalnız ısı yardımıyla aygıt ve pansuman gereçleri gibi
    şeyleri mikropsuzlaştırma işi.:ASEPSİ

    İlaç tedavisi. : KEMOTERAPİ

    İlaç,çare,deva. : EM

    İlaçların formüllerini gösteren resmi kitap.:KODEKS

    İlahi duyuru.:VAHİY

    İlahiyat. : TEOLOJİ

    İleri atılmış,ortaya çıkarılmış.:LANSE

    İletim. : KONVEKSİYON

    İletişim dizgesi birliği.:LİNK

    İletki.: MİNKALE

    İlgi eki. : Kİ

    İlgisiz.:BİGANE

    İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk tarafından 1952’de çıkarılan siyasi mizah
    dergisinin adı. : KIRKBİRBUÇUK

    İlhanlılarda ordu müfettişine verilen ad.:YASAVUL

    İlişik. : MERBUT

    İlk çağdaki uygarlıkla ilgili olan. : ANTİK

    İlk doğan çocuk.:BEŞE

    İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri. : MATTA

    İlk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski aletlere verilen ad.:
EOLİT

    İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş.:SÜRA

    İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenilen bir
    bitki.:MADIMAK

    İlkel benlik. : İD

    İlkel. : PRİMİTİF

    İlmekli bir tür sarma işi ve bununla yapılmış işleme.:RİŞLİYÖ

    İmkansız. : MUHAL

    İmren.:GIPTA

    İnanç ve bilgiyi kiliseyle,özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini
    uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Ortaçağ felsefesi.:SKOLASTİK

    İnandıran,ikna eden. : MUKNİ

    İnanılan kimse. : İNAL

    İnanma,güvenme.: İTMİNAN

    İnanmış,emin olan.:MUTMAİN

    İnatçı,ayak direyen:. ANUT

    İnce alay.:İRONİ

    İnce bağırsağın bir yada birkaç bölümünün kronik iltihabı.:İLEİT

    İnce bağırsak iltihabı. : ANTERİT

    İnce dövülmüş tavuk eti veya dana eti.(Yağsız ve sinirleri alınmış).:ESKALOP

    İnce halat. : URGAN

    İnce iplik ile çok sık dokunmuş yünlü kumaş. : LASTİKOTİN

    İnce kabuklu bir erik cinsi. : ÜRYANİ

    İnce kumaştan yapılan bir tür kadın üstlüğü. : MAŞLAH

    İnce pide halinde ekmek.:LAVAŞ

    İnce ruhlu.RAKİK

    İnce yağan yağmur. : ÇİSENTİ : ÇİSE

    İnce yapılı,zarif,narin.:YEPELEK

    İnce yapraklar biçiminde ayrılabilen ve özellikle çatı örtüsü olarak
    kullanılan sistli kayaçlara verilen ad.:. ARDUVAZ

    İnce yassı elmas. : KARAVANA

    İnce,düzgün dokunmuş pamuklu kumaş.:OPAL

    İnce,parlak nakış.:MİRE

    İncelik. : RİKKAT

    İnci çiçeği.:MÜGE

    İnci çiçeği.:MÜGE

    İnci,boncuk,deniz kabuğu gibi malzemeyi ipe dizip kelep haline getirdikten
    sonra birbirine dolaşarak yapılan kısa gerdanlık.:KISTI

    İncik boncuk işleri. : TUHAFİYE

    İncil bölümü.:LUKA

    İncil’den önceki kutsal kitaplar.:AHDİATİK

    İncil’den.:AHDİCEDİT

    İnciler. : LEAL

    İncirlerde döllenmeyi sağlayan sinek. : İLEK

    İngiliz uluslar topluluğuna üye olan bağımsız ülkelere verilen ad.:DOMİNYON

    İngiliz uzunluk ölçüsü. : İNÇ : YARDA

    İngiltere’de at yarışı.:DERBY

    İngiltere’de kullanılan bir ağırlık ölçüsü. : ONS

    İnişli yer,bayır.: ŞEV

    İnkalar’ın atası olduğuna inanılan güneş tanrısı. : İNTİ

    İnleme,inilti. : ENİN:NALE

    İnleyen. : NALAN

    İnorganik madde. : MİNERAL

    İnsaf,haklılık. : NASFET

    İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan. : AURA

    İnsan bilimi uzmanı. : ANTROPOLOG

    İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.:FANİ

    İnsan kalabalığı.:CEMAAT

    İnsan nüfusunu yapı,gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim.:DEMOGRAFİ

    İnsan omzunda veya deve,fil,at gibi hayvanlara yüklenerek götürülen,üstü
    örtülü,tekerleksiz taşıt.: TAHTIREVAN

    İnsan sever.:FİLANTROP

    İnsan topluluğu. : CEMİYETİ BEŞERİYE

    İnsan ve hayvan vücudunda çıkan kabarcık,şiş. : KOP

    İnsan zihninin deney edinmeden önce,üzerine hiçbir şey yazılmamış bir
    tabletten farksız olduğunu belirtmek için deneyci filozofların kullandıkları
    deyim.:TABULARASA

    İnsan,hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan
    ilgilerini inceleyen bilim.:ANATOMİ

    İnsan. :İN


    İnsanbilim.:ANTROPOLOJİ

    İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü.:TARAK

    İnsandaki etkisi açısından tanımlanan ışınım dozu birimi.:REM

    İnsanın yaratılış özelliği. : NATURA

    İnsanın,makinenin veya çevrenin bir arada uyumlu ve verimli çalışmasını
    inceleyen bilim dalı.:ERGONOMİ

    İnsanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek türü.:TARANTULA

    İnsanlar,dünya adamları. :ALEMİYAN

    İnsanların ırklara ayrılışını,bunların nereden çıktığını,oluşumunu,yeryüzüne
    yayılışını,aralarındaki niteliklerini inceleyen bilim. : ETNOLOJİ

    İnsanların ince bağırsağında yaşayan bir solucan türü. : TRİŞİN

    İnsanüstü. : FEVKALBEŞER

    İonya adalarından biri.: İTHAKİ

    İpek ibrişim yapan kişi. : KAZAZ

    İpek sargılı ip.Pamuk veya ipekten sicim. : KAYTAN

    İpekli bir kumaş türü.:CANFES

    İpekli peştamal.:FUTA

    İpekli veya yünlü esnek dokunmuş kumaş.:JARSE

    İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş. :
    ABANİ

    İplik eğirmek için kullanılan bir alet.:ÇIKRIK

    İplik kangalı.:ÇİLE

    İplik sarılan zıvana.:MASURA

    İpliklerin boyanmak istenmeyen bölümlerinin ağaç kabukları,yapraklar veya
    balmumuyla sarılarak boyaya batırılması yoluyla uygulanan bir tür boyama
    tekniği. : İKAT

    İpotek,rehin. : TUTU

    İpucu. : KARİNE

    İran Moğolları döneminde bastırılan bir tür kağıt para. : ÇAV

    İran pilavı.:ÇİLAV

    İran saray ve evlerinde avluya bakan,üç yanı açık sundurma.:TALAR

    İran takviminde 6. ay.: ŞEHRİR

    İran,Yemen ve Umman’ın para birimi. : RİAL : RİYAL

    İran’da Sasani hükümdarlarına verilen unvan.:KİSRA

    İran’ın plakası. : İR

    İran’ın resmi haber ajansı.:İRNA

    İri dişli törpü: RASPA

    İri gövdeli bir papağan türü.:ARA

    İri gövdeli ve kısa saplı bir tambura türü.:ÇÖĞÜR

    İri gözlü kalbur : ÇİLİNGİR

    İri kemik. :OMACA

    İri kepekli un.:RAZMOL

    İri köpek,,çoban köpeği.:ÇOMAR

    İri muşmula. : BEŞBIYIK

    İri taneli misket üzümü. : MALAGA

    İri taneli misket üzümü.:MALAGA

    İri taneli siyah üzüm çeşidi.:İRİKARA

    İri taneli tahıl.:YARMA

    İri ve boru biçiminde beyaz veya sarı renkli çiçeği olan bir süs bitkisi.:
    KALA

    İri ve çok mayhoş bir elma cinsi. : HÜRYEMEZ

    İri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi. : İRİS : SÜSEN

    İri ve uzunca taneli bir üzüm cinsi. : RAZAKI

    İri ve verimli kiraz çeşidi. : VAN

    İri yarı,kırıcı,sinirli,asık yüzlü kimse.: AZNAVUR

    İribaş. : TETARİ

    İrilik.:CESAMET

    İrinli yara. : UFUNET

    İrlanda Kurtuluş Ordusu. : İRA

    İrlanda’nın plakası.:EİR

    İrlanda’nın resmi adı. : EİRE

    İrmik ve şekerle yoğrularak fırında pişirilen bir tür kurabiye.:ACIBADEM

    İsa Derneği denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi.: CİZVİT

    İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi. : YAHUDA

    İsa Peygamberin doğum ve gizli yaşam yeri olduğu sanılan bugünkü İsrail
    kenti. : NASIRA

    İshak Peygamberin karısı ve Yakup Peygamberin annesi olan kadın. : REBEKA

    İsilik. : ISIRGIN

    İsimler. : ESAME : ESAMİ : ESMA

    İskambil kağıtlarında karoya verilen ad.:ORYA

    İskambil kağıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı,kalp biçiminde
    olanı.:KUPA

    İskambil kağıtlarıyla oynanan bir oyun.:LASKİNE

    İskambilde birli.:AS

    İskambilde ikiliden altılıya kadar olan kağıtlara verilen ad. : KONÇİNA

    İskambilde karo. : DİNERİ

    İskambilde koz. : ATU

    İskambilde sinek işaretine verilen bir başka ad. : İSPATİ

    İskambilde vale,bacak,oğlan. : FANTİ

    İskambildeki karo rengine verilen bir başka ad. : ORYA

    İskambillerle oynanan bir oyun.: OHEL

    İskandinav mitolojisinde ağıyla yakaladığı denizcileri okyanusta evine
    götüren,okyanus tanrısı Aegir’in karısı.:RAN

    İskandinav mitolojisinde,göksel güçlerin tanrısı.:THOR

    İskandinav ülkelerine özgü üflemeli bir çalgı,tarih öncesi tunç korno. : LUR

    İskele gibi yerlere yanaşan teknelere girip çıkmayı sağlayan tahta
    köprü,gemi merdivenine verilen ad. : DOSA

    İskele kuşu,yalı çapkını. : BAHRİ

    İskenderun’a özgü bir fırtınanın yerel adı. : YARIKKAYA

    İskoç erkeklerin giydiği kısa eteklik. : KİLT

    İskorpitgillerden,Akdeniz ve Atlas Okyanusunda yaşayan lezzetli bir balık. :
    LİPSOS

    İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çeken iki melekten biri.
    (Diğeri Münkir). : NEKİR

    İslam mimarlığında kara ve deniz sınırlarının önemli noktalarında yer alan
    korunaklı yapı. : RİBAT

    İslam devletlerinde maaş yerine veya hizmet karşılığı olarak askere ve
    ricale bırakılan toprak. Padişahın toprak bağışlaması. : IKTA

    İslam devletlerinde posta ve haberleşme örgütü.:BERİD

    İslam dininde,Cebrail’e verilen bir ad.: RUHÜLKUDÜS

    İslam dinine dönmüş olan. : AVDETİ

    İslam hukuk bilgini.:FAKİH

    İslam hukukunda zina suçu işleyenlerin taşlanarak öldürülmesi.:RECİM

    İslam ordularında piyade erlerine verilen ad. : RACİL

    İslam ülkelerinde kullanılan kimi mızraplı ve yaylı çalgıların ortak adı.
    Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz. : REBAB

    İslamlıktan önce Arapların taptıkları bir put. : TAGOT

    İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.: MAÇUNA

    İspanya plakası. : E

    İspanya’da soylu kadınlara verilen onur unvanı. : DONA

    İspanya’da,Endülüs Araplarından kalma saraylara verilen ad.:ALKAZAR

    İspanyol mutfağına özgü pirinç yemeği. : PAELLA

    İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun. : SAİNETE

    İspermeçet balinası. : KAŞALOT

    İsrail Hava Yolları. : ELAL

    İsrail Kuzusu’da denilen tavşan iriliğinde bir memeli hayvan.:DAMAN

    İsrail parlamentosuna verilen ad.:KNESSET

    İsrail’de bir tür kooperatif tarım yerleşmesi.: MOŞAV

    İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk.:
    KİBUTZ

    İsrail’in para birimi. : ŞEKEL

    İsrail’in plakası. : İL

    İstanbul boğazına adını veren tanrıça. : LO

    İstanbul Rum Patrikhanesinde,patriklerle hükümet arasındaki işlere aracılık
    eden sivil görevlinin sanı. : LOGOFET

    İstanbul Sarayburnu,Ankara Ulus,Konya ve Samsun’daki Atatürk anıtları ile
    Afyon’daki zafer anıtını yapan ünlü Avusturyalı heykeltıraş. : KRİPPEL

    İstanbul’da Orhan Seyfi Orhon tarafından çıkarılan haftalık dergi. :
    ÇINARALTI

    İstanbul’daki Beyoğlu semtinin eski adı. : PERA

    İstanbul’daki en eski Bizans kiliselerinden biri.:AYA İRİNİ

    İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından
    biri sayılan su kemeri : MAĞLOVA

    İstanbul’un eski adlarından biri. : ASİTANE : DERALİYE

    İstanbul’un Güneşli köyünde bir dere.: AYAMAMA

    İstatistik. : ASAR: AMAR

    İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.: MATRİS

    İstavrit balığının küçüğü. : KIRAÇA

    İste kurutulmuş ringa balığı.:FRİGA

    İsteğe bağlı. : İHTİYARİ

    İsteğine kavuşmuş olan,mutlu. : KAMRAN

    İstek,arzu. : UMU

    İstekli.:ŞATKA

    İstenç yitimi. : ABOLİ:ABULİ

    İstenmeyen diplomatik kişiler için kullanılan terim. : PERSONANONGRATA

    İster istemez.:ÇARNAÇAR

    İstikrar.:STABİLİZASYON

    İstiridye,midye gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta
    kullanılan ağız kısmı demirden yapılmış bir ağ. : ALKARNA

    İsveç’te 26’ya bölünmüş olan idari bölümlerden her biri. : LAN

    İsveç’te ortaya çıkan ,daha sonra başka ülkelerde de uygulanan ve
    yurttaşların idareden olan şikayetlerini inceleyen kamu denetçisi. :
    OMBUDSMAN

    İsviçre’de ırmak. : AARE

    İsviçre’de kanton. : URİ

    İsviçre’nin plakası. : CH

    İsviçre’ye özgü ,ağaç kütüklerinden yapılma uzun saçaklı çatısı olan dağ evi
    .Kır köşkü. :ŞALE

    İş bilimi. : ERGONOMİ

    İş dünyasında başarılı ve hırslı genç insanlara yapılan bir yakıştırma. :
    YUPPİE

    İş,hizmet buyruğu.:YUMUŞ

    İşaret için yapılmış çentik veya iz.: KERTE

    İşaret olarak kullanılan küçük bayrak.:FLAMA

    İşe yaramaz,yıpranmış,bozulmuş,eskimiş eşya. : KURADA. : BATTAL

    İşe yaramaz. : AMELİMANDA

    İşini bilen,ölçülü ve hesaplı iş gören.:EVİRGEN

    İşiten. : SEMİ

    İşitme taşı.:OTOLİT : OTOSİST

    İşleme,oya ve yazmalarda kullanılan ve adını aynı adlı bitkiden alan
    geleneksel Türk bezeme öğesi.:ÇARKIFELEK

    İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş tel.:SIRMA

    İşlenmemiş bakır.: GEN

    İşlenmemiş,ekilmemiş toprak. : BOR

    İşlenmiş timsah derisi. : KROKODİL

    İşletmen. : OPERATÖR

    İştahsızlık.:ANOREKSİ

    İt dirseği. : ARPACIK

    İtaat eden.:ESLEK

    İtalya’da manda sütünden üretilen, tadı hafif, dokusu pürüzsüz peynir türüne
    verilen ad. : MOZZARELLA

    İtalya’da 20. asır başında ortaya çıkan modern şiir hareketi.:HERMETİZM

    İtalya’da ve Güney Fransa’da üretilen kokulu bir likör. : AKUET

    İtalya’da yaşamış antik halk.: LATİN

    İtalya’nın Po’dan sonra en uzun nehri.:ADİGE

    İtalya’ya özgü bir tür peynir. : ROMANA

    İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta. : TİRAMİSO

    İtenek. : PİSTON

    İyi haber,iyi talip,uğur. : YOM

    İyi haber.:BEŞARET

    İyi konuşma. : BELAGAT

    İyi nitelik,hayır.:MEYMENET

    İyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek.:FRANCALA

    İyi terbiye edilmemiş vahşi binek hayvanı.Azgın at. : ALAŞA

    İyi,güzel,mükemmel.: OFLAZ

    İyi,hoş.:NİK

    İyice dövülmüş ve uzun süre birlikte kaynatılmış et ve buğdayla yapılan bir
    tür yemek : KEŞKEK

    İyice olgunlaşmamış ekin. : ALACATEK

    İyiden iyiye. : ENİKONU

    İyilik ederek gönül alma.: TALTİF

    İyilik,lütuf,ihsan. : İNAYET: SALAH

    İyilikler. : HASENAT

    İyiliksever kimse..: NİMETŞİNAS

    İyimser,optimist. : NİKBİN

    İzafiyet. : RÖLATİVİTE

    İzin belgesi.: İCAZETNAME

    İzin,müsaade.:CEVAZ

    İzlanda’nın plakası. : İS

    İzmarit türü bir balık. : KUPES

    İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı. : SARPA

    İzmaritgillerden kemikli bir balık.:TRANÇA

    İzmaritgillerden kılçıklı bir balık.:ÇİTARİ

    İzmaritgillerden,boz renkli,beyaz etli bir balık.:KARAGÖZ

    İzmaritgillerden,ılıman denizlerde yaşayan bir balık.:KUPES

    İzmir tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu.
    : MÜSTECİR

    İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan,kumun 5-6 cm altında yaşayan
    lezzetli bir midye türü. : AKİVADES

    İzmir yöresine özgü, özellikle sabah kahvaltısında yenilen bir çeşit börek.
    : BOYOZ

    İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde.:ALAÇATI

    İzmir’in Çeşme ilçesinin eski adı. : ERYTHARİ

    İzmir’in eski adı.:SMYRNA

    İzmir’in ilçesi Urla’nın eski adı. : KLAZOMENDİ

    İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin eski adı. : NİF

    İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent. : NOTİON : KLAROS

    İzmir’in Seferihisar ilçesindeki ünlü antik kent. : TEOS

    İzmir’in Selçuk ilçesinin eski adı.:AYASULUK

    İzmir-Aydın karayolunda Türkiye’nin en uzun tüneli. : SELATİN   Alınt
    J

    J. M. Barrie’nin,çocuk edebiyatı klasiklerinden biri olan eseri.:PETER PAN

    Jacques Brel’in bir şarkısı.: JOJO

    Jamaika’da 1960’lı yıllarda doğan ve daha sonra reggae’ye dönüşen müzik
    türü.:SKA

    Jamaika’dan yayılmış iki zamanlı bir dans.: KALİPSO

    Jamaika’nın plakası.:JA

    James Joyce’un tanınmış yapıtı.: ULYSSES

    Jant. : İSPİT

    Japon çiçek düzenleme sanatı. : İKEBANA

    Japon halk türküsü. : UTA

    Japon içkisi. : SAKE

    Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev. :
    ZOKVAN

    Japon imparatoruna verilen ad. : MİKADO

    Japon intihar uçağı. : KAMİKAZE

    Japon işi çömlek,sırlı seramik kap.:RAKU

    Japon kirazı. : SAKURA

    Japon lirik dramı: NO

    Japon mafyası. : YAKUZA

    Japon mitolojisinde askeri diktatör.(1192-1867 arasındaki dönem. : ŞOGUN :
    (SHOGUN)

    Japon mitolojisinde balıkçıların tüccarların koruyucusu olan yedi su
    tanrısından biri. :EBİSU

    Japon mitolojisinde köylü sınıfı. : NOMIH

    Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. : SAMURAİ : BUİSHİ

    Japon mitolojisinde zenaatkar sınıfı. : KOŞO

    Japon müziğine özgü kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı.:HİÇİRİKİ

    Japon müziğine özgü telli bir çalgı. : KOTO

    Japon tarihinde,özel malikane veya çiftliklere verilen ad.: ŞOEN

    Japon tiyatro türü. : KABUKİ

    Japon Tiyatrosu Go’da erkek oyuncunun maskesi.:OTOKO

    Japonca yaratıcı anlamında sözcük.:KAMİ

    Japonlara özgü bir güreş türü.: SUMO

    Japonların pirinç tanrısı. : İNARİ

    Japonların ulusal Şinto dininde kutsal güneş tanrıçası. : AMATERASU


    Japonların ulusal dini Şintoizm’in en önemli güneş tanrıçası.:AMATERASU

    Japonya’da bir ırmak. : AKİTA

    Japonya’da bir kent. : OSAKA

    Japonya’da Buda Rahibesi.:AMA

    Japonya’da Buda tapınaklarına verilen ad.: TARA

    Japonya’da büyük çocukların yakalandığı dizanteriye benzer salgın
    hastalık.:EKİRİ

    Japonya’da dinsel törenlerde okunan nesir. : NARİTO

    Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi. : TO

    Japonya’nın eski adı. : YAMATO

    Japonya’nın plakası. : JA

    Japonya’ya atom bombası atan uçak : ENOLA GAY

    Japonya’yı oluşturan dört adanın en küçüğü.:ŞİKOKU

    Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun
    türü.:AGARAGAR

    Jeneratör,dinamo.:ÜRETEÇ

    Jeolojide buzul dönemi.:PLEİSTOSEN

    Jeolojide ikinci çağın triasla kretase arasında kalan dönemi.:JURO

    Jeolojide üçüncü çağ.:SENOZOİK

    Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi. :
    MİYOSEN

    Jing’un terminolojisinde insanoğlunun kadınsı bölümünü belirten ilk
    örnek.:ANİMA

    Jiujitsu ve öteki dövüşme sanatlarında elin keskin tarafı,dirsek veya ayakla
    vurulan darbe.:ATEMİ

    John Dos Passos’un ünlü üçleme romanı. : USA

    John Ronald Reuel Tolkien’in alegorik romanı. : YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

    Jokeylerin giydiği kenarsız başlık. : TOK

    Judo gibi sporlarda minder olarak kullanılan ve pirinç saplarının
    örülmesiyle yapılan kalın halı./Japon hasırı. : TATAMİ

    Judo ve karatede hareketleri çabuklaştırmak içi n yapılan bir dizi egzersiz.
    : KATA

    Judo’da teknik olarak rakibinden zayıf kalan taraf.:UKE

    Jüpiter gezegeninin bir uydusu. : ELARA: EUROPA: ARİEL

    Jüpiter.Müşteri yıldızı. : ERENDİZ

    Jüpiter’in uydusu olan uzayın en kızgın kayası. : İO   Alıntı

    
    K

    Kaba ayakkabı. : KAZGAL

    Kaba bir komedi türü. : FARS

    Kaba dikiş.:LEKENDE

    Kaba dokunmuş bir tür kalın yün kumaş : ŞAYAK

    Kaba saba kimse.: HIRBO

    Kaba sofu. : ZAHİT

    Kaba ve çirkin,iğrenç.: GALİZ

    Kaba,biçimsiz.:KUBAT

    Kaba.:SAKİL

    Kabadayı Rum delikanlısı. : PALİKARYA

    Kabak kemaneye benzer bir Orta Asya çalgısı.: GİZEK

    Kabak yapraklarını andıran geniş ve etli yaprakları olan bir kır
    bitkisi.:KABALAK

    Kabakulak hastalığı.: YAZMA

    Kabarıklık.:BOMBE

    Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi.:TİPO.: TİPOGRAFİ

    Kabartma. : RÖLYEF

    Kabartmalı pamuklu kumaş. : PİKE

    Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan
    suyu.:ZEMZEM

    Kabe.:BEYTULLAH

    Kabuğu ayıklanmamış pirinç. : ÇELTİK

    Kabuğu ince,çekirdeği ufak,iri taneli bir tür beyaz üzüm.:ÇAVUŞ ÜZÜMÜ

    Kabuğu kırmızı veya erguvani renkte olan ve tabaklamada kullanılan bir söğüt
    türü.:TAVULGA

    Kabuğundan düğme ve süs eşyası yapılan deniz kabuklusu .:ABALON

    Kabuğundan kinin çıkarılan bir ağaç.:KINAKINA

    Kabuk. : KIŞIR

    Kabuklu pirinç.:ÇELTİK

    Kaburga altı. : DÖŞ

    Kaburga ile kalça kemiği arasında kalan yer.:BÖĞÜR

    Kaburga kemiği. : EĞE

    Kaç,ne kadar anlamında bir belirteç.:NİCE

    Kaçak tütün.:AYINGA

    Kadeh.: KESİ

    Kadeh.:PEYMANE

    Kader,alınyazısı. : TECELLİ : FATALİTE

    Kadercilik.:FATALİZM

    Kadın arkadaş. : NEDİME

    Kadın başörtüsü. : YAŞMAK

    Kadın giysilerinin etek ucu,kol gibi yerlerine verev kesilmiş kumaştan
    yapılan süs.:VOLAN

    Kadın hastalıklarını konu edinen tıp dalı,nisaiye. : JİNEKOLOJİ

    Kadın seslerinin en kalını ve sesi böyle olan sanatçı.: KONTRALTO

    Kadın şapkalarına konulan ve yüzü örten ince tül.: VUALET

    Kadın yeleği.:JİLE

    Kadın. : ZEN

    Kadında cinsel isteğin hastalık derecesinde artması. : UTEROMANİ

    Kadında örtünme.:TESETTÜR

    Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın. : NATIR

    Kadınlar,kızlar anlamında eski sözcük. : İNAS

    Kadınlarda doğurma yeteneğinin sona ermesi.:MENOPOZ

    Kadınların özel gecelerde giydiği şık giysi veya tuvalet.: ABİYE

    Kadınların sokağa çıkarken örtündükleri büyük ve dört köşe sınır.: CAR

    Kadınların yüzlerine örttükleri peçe,yaşmak. : LİSAM

    Kadınların yüzlerine sürdükleri allık:. GAZE

    Kadınların,cildi pürüzsüz göstermesi,renk vermesi için yüzlerine sürdükleri
    yarı sıvı,yarı boyalı krem.: FONDÖTEN

    Kadınsı davranışları olan erkek.:EFEMİNE

    Kadırga balığı. : BALİNA

    Kadife.:VELUR

    Kadifenin ince tüyü,kumaş tüyü. : HAV

    Kafasının ön-art ekseni yan eksenine göre kısa olan kimse,kısakafalı.:
    BRAKİSEFAL

    Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak
    bölüm.:BINGILDAK

    Kafatasının art bölümünde ve beynin altında,hareket dengesi merkezi olan
    organ.:BEYİNCİK

    Kafatasının içgüdü ve yeteneklerle olan ilgisini inceleyen bilim dalı. :
    KRANİYOLOJİ

    Kafes biçiminde bir tür el işi.:MUŞABAK

    Kafkas çingenelerine verilen ad.: BOŞA

    Kafkasya’da sarp bölgelere kurulan dağ köyü.: AUL

    Kafkasya’da yaşayan Müslüman bir halk. : LEZGİLER

    Kağıt cilası.Hattatların kağıt cilalamakta kullandıkları özel bir bileşim. :
    AHAR

    Kağıt parçası.:VARAKPARE

    Kağıt,kumaş veya plastik madde gibi değişik maddelerden yapılan ve deri
    üzerine gelecek yüzüne etken madde sıvanmış olan sargı.:SPARADRAP

    Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.:MAZI

    Kahırlar. : SATAVAT

    Kahraman,güçlü kimse : BÖKE

    Kahramanlık yada din konularında yazılıp bestelenmiş şiir : KANTAT

    Kahramanlık.:CELADET.:HAMASET

    Kahve kreması.:MATE

    Kahve tortusu. : TELVE

    Kahveci tepsisi. : ASKI: FİNER

    Kahverengiye çalan yeşil renkte olan.:KİMYONİ

    Kahya.:KETHÜDA

    Kakao,süt ve şekerden yapılan tatlı bir yiyecek türü.:ÇİKOLATA

    Kaktüs. : ATLAS ÇİÇEĞİ

    Kaktüsgillerden,yaprakları etli ve yayvan dikenli bir bitki ve bu bitkinin
    kalın,dikenli kabuğu olan tatlı yemişi.:FRENKİNCİRİ

    Kaktüslerde bulunan dikenli iğne.:SETULA

    Kalabalık korkusu. : OKLOFOBİ : DEMOFOBİ

    Kalabalık,yoğun insan topluluğu. : MAŞER : MAHŞER

    Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış veya kemik tozu katılarak yarı donuk
    hale getirilmiş cama verilen ad.:OPALİN

    Kalayın simgesi. : SN

    Kalb kasının kasılması. : SİSTOL

    Kalbin atışlarını yavaşlatan,sindirim sistemini ve salgıları düzenleyen
    sinir sisteminin adı.:PARASEMPATİK

    Kalbur ve elek üzerinde kalan iri taneler.:İRİNTİ

    Kalça kemiği,bel kemiği. : OMA

    Kaldıraç. : MANİVELA

    Kaldırılmış. : MÜLGA

    Kaldırma,giderme. : REF

    Kale çukuru. : MELE

    Kale muhafızı.:DİZDAR

    Kale,duvar,: BAR

    Kalenderler.: RİNDAN

    Kalıba dökme. : İSAĞA

    Kalıcılık,ölmezlik: BEKA

    Kalımlı.:PAYİDAR

    Kalın bağırsak iltihabı : KOLİT

    Kalın biçilmiş uzun tahta. : KALAS

    Kalın bir değnek üzerine monte edilmiş dört telli ve sesi yankılayan iki
    asmakabağı olan gitar.:VİNA

    Kalın gözleme.:BAZLAMA

    Kalın kafalı,anlayışsız. : GABİYE

    Kalın öğütülmüş buğday. : İRMİK

    Kalın sopa,değnek.:MATRAK

    Kalın tüylü battaniye. : VELENSE

    Kalın ve dar tahta. : LATA

    Kalın,kısa ve düzgün sopa.:LOBUT

    Kalınca kabuklu,iri ve uzunca taneli bir tür üzüm.:RAZAKI

    Kalınca ve açık saman renginde ipekten yapılan yarı mat bir kağıt türü. :
    ABADİ

    Kalıp çıkarma işi. : MULAJ

    Kalıplaşmış,basmakalıp.:KLİŞE

    Kalıpta pişen bir tür meyveli pasta. : TART

    Kalıtım bilimi.:GENETİK

    Kalıtım,soya çekim. : İRS : GEN

    Kalıtımın maddi temeli olan ve kromozomları oluşturan madde. : DNA

    Kaliforniya’da yetişen büyük bir orman ağacı.: SEKOYA

    Kalite. : NİTELİK

    Kalkan balığının yavrusu. : PARPA

    Kalkerli ve jipsli kayaçlarda oluşan,huni yada çanak benzeri çöküntü. :
DOLİN

    Kalori. : ISIN

    Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik.:ARİTMİ

    Kalp kası.: MİYOKART

    Kalsiyum karbonat hamurundan yapılan bir tür renkli kalem.:PASTEL

    Kalyon cinsinden küçük savaş gemisi. : BARÇA

    Kamaralarla alt güverteyi aydınlatmak için bordalardan ve güvertelerden
    açılan yuvarlak pencere. : LOMBOZ

    Kamboçya para birimi. : RİEL

    Kamelya.:JAPON GÜLÜ

    Kamış elek. : TEPİR

    Kamıştan yapılmış kulübe. : HUĞ

    Kampus. : YERLEŞKE

    Kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını
    araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları önermeye yetkili
    denetçi.:OMBUDSMAN

    Kamuflaj.:ALALAMA

    Kan aktarımı. : TRANSFÜZYON

    Kan çökeltisi. : SEDİMANTASYON

    Kan dinmezliği. : HEMOFİLİ

    Kan grubunda sabit işaret.:RH

    Kan hastalıkları bilimi. : HEMATOLOJİ

    Kan işeme. : HEMATÜRİ

    Kan kanseri: . LÖSEMİ

    Kan kardeşi. : KANKA

    Kan korkusu.: HEMATOFOBİ

    Kan kurutan.: ADAMOTU

    Kan oturması nedeniyle deride oluşan kızarıklık.Deri döküntüsü. : ERİTEM

    Kan pıhtısı:. TROMBUS .:ALEKA

    Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak
    hücre,lökosit.:AKYUVAR

    Kan.:HUN

    Kana kırmızı rengini veren çekirdeksiz,yuvarlak,küçük hücre.:ALYUVAR

    Kanama. : NEZİF

    Kanarya sevenler derneği.: SERİNOFİL

    Kanatları küt olduğu için uçamayan,bacakları güçlü,Yeni Zelanda’da yaşayan
    bir kuş.:KİVİ.:APTERİKS

    Kanaviçe veya telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle
    yapılan özel bir işleme.:GOBLEN

    Kanaviçe,el işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi. : KANAVA

    Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen,genellikle genç kızlarda
    görülen kansızlık.:KLOROZ

    Kanda asalak bulunması. : PARAZİTEMİ

    Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü
    hastalık.:SEPTİSEMİ

    Kanda,lenfte,safrada v.s.’de bulunan bir protein türü.:GAMAGLOBÜLİN

    Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı. : HEMATİ

    Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı.: HEMATİ

    Kanıtlanabilen bilimsel önerme. : TEOREM

    Kansızlık. : ANEMİ

    Kantoda doğu giysileriyle yapılan dansın adı. : ARABİS

    Kanun,santur gibi yatırılarak çalınan sazların ortak adı. : YATUK

    Kanuna benzeyen bir çalgı.: SANTUR

    Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerinde kullandığı mahlas.:MUHİBBİ

    Kanyon.:KAPIZ

    Kapadokya bölgesinde bir ilk çağ kenti. : ANİSA

    Kapalı formülleri aynı,açık formülleri farklı olan maddelerin başka başka
    özellikler göstermesi olayı.:İZOMERİ

    Kapalı jimnastik ayakkabısı. : KES

    Kapı kolunun altına monte edilen metal parça.:ROZET

    Kapı mandalı. : TIRKAZ

    Kapı ve pencerelerin üst eşiği. : LENTO

    Kapı ve pencerelerin üstüne atılan ağaç,taş veya beton destek.:ATKI

    Kapı veya dolap kanatlarının kenarına çakılan çıta.: BİNİ

    Kapı yada pencere gibi açıklıkların üzerine konulan ağaç,taş veya beton
    kiriş,lento.:BOYUNDURUK

    Kapı,geçit,boğaz,:BAB: DER

    Kapıcı.:BEVVAP

    Kaplama olmayan.:SOM

    Kaplama yada doldurma olmayan. : MASİF

    Kaplıca,ılıca.: ÇERMİK

    Kaplumbağa kabuğu.:BAĞA

    Kapsam. : ŞÜMUL

    Kapsama,içerme,içine alma. : TAZAMMUN : TEŞMİL

    Kapsız yorgan. : MİTİL

    Kaptanın ve tayfaların, gemi sahibine yada sigorta ortaklığına bilerek
    verdikleri zarar: BARATARYA

    Kar ayaklığı./Tokaçlı kar ayakkabısı. : LEKEN

    Kara ordusu. : NİZAMİYE

    Kara yemiş ağacı. Süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç.
    : TAFLAN

    Kara yumuşakçası. : ENA

    Karaağaçgillerden buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç türü.:ÇİTLEMBİK

    Karabulut.:NİMBÜS

    Karaciğerinden balık yağı çıkarılan bir balık. : MORİNA

    Karadeniz yöresinde haşlanmış mısıra verilen ad.: KOLİVA

    Karadeniz yöresinde kadınların kullandığı iki renk üzerine çubuklu pamuklu
    peştamal.:FUTA

    Karadeniz’de kereste taşımakta kullanılan bir tür küçük mavna.:İNEBOLU
KÜTÜĞÜ

    Karagöz balığına benzer bir Akdeniz balığı. : ÇİPURA

    Karagöz oynatan kimse.:HAYALİ

    Karagöz oyununda Ermeni tipi.:HAY

    Karagöz oyununda kullanılan tiz sesli kamış düdük.: NAREKE

    Karagöz’ün başlığı. : IŞKIRLAK

    Karagözdeki kambur ve cüce tip. : BEBERUHİ

    Karahindiba’nın sebze olarak yenen yaprakları. : RADİKA

    Karakalem resimde çizgiyi yada pastel boyasını yaymak için kullanılan kendi
    üzerine sarılmış kağıt veya deri.:ESTOMP

    Karakter çözümlemesi veya geleceği önceden bilmek amacıyla sayıların
    kullanılması.:NÜMEROLOJİ

    Karakter,huy,yaratılış. : SECİYE

    Karakul kuzusunun kıvırcık ve parlak postu.:ASTRAGAN

    Karakul kuzusunun postu. : ASTRAGAN

    Karaları çevreleyen ve karalardan sayılan, 200 metre derinliğe kadar olan
    sığ deniz dipleri. : ŞELF

    Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.:TÜLÜ

    Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar
    biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.:MANAZAN

    Karamsarlık.:PESİMİZM

    Karanlık. : ZİFİR

    Karar veremeyen,mütereddit.: DURUKSUN

    Kararsız. : MÜTEREDDİT

    Karasevda. : MELANKOLİ

    Karayla toprakla ilgili. : BERRİ

    Karbon ,fosfor gibi maddelerin,fiziksel bakımdan ayrı özellikler
    gösterebilmesi durumu.:ALOTROPİ

    Karbonatlı kum taşı. : MOLAS

    Kare : DÖRDÜL.

    Kargabükenden çıkarılan etkili bir zehir.:STRİKNİN

    Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri
    parlak,kara uzun kuyruklu kuş.: SAKSAĞAN

    Karı kocanın baba ve analarının her biri.:DÜNÜR

    Karın üstü kaslarının veya boğazın kasılmasına yol açan,paniğe kapılma
    şeklinde görülen ruhsal ve fiziksel rahatsızlık.: ANGUAZ

    Karın zarı iltihabı. : PERİTONİT

    Karın zarı. : PERİTON

    Karınca yiyen hayvan. : TAPİR : NUMBAT

    Karınca yuvası.: KÖRE

    Karınca. : MUK

    Karından bacaklı bir yumuşakça cinsi. : RAPANA

    Karışık durum.:CURCUNA

    Karışık iş. :ÇAPARIZ

    Karışık renkli,birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. : ALACA

    Karma,karışık. : MUHTELİT

    Karmaşık sorunların çözümünde ve incelemesinde bilimsel ve özellikle
    matematiksel yöntemlerin uygulanması.: YÖNEYLEM

    Karmaşık.:KOMPLEKS

    Karnı şiş,altı düz su kabı. : FIÇI

    Karnın açılması. : LAPARATOMİ

    Kars yöresi halk oyunu. :ATABARI

    Kars yöresinde oynanan bir halk oyunu.:TEREKEME

    Kars yöresine özgü bir halk oyunu. : ASKERANİ

    Kars,Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.:TUJ

    Kars,Erzurum ve Ağrı yöresine özgü türkülü bir halk oyunu. : ENZELİ

    Karşı koyan , karşı çıkan:. MUARIZ

    Karşılıklı alıp verme. : TEATİ

    Karşılıklı yer değiştirme. : BECAYİŞ

    Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların
    geçirilmesi ile kullanılan demir parçası.:MUŞTA

    Karşıtlık. : TEZAT

    Kartal,atmaca gibi yırtıcı kuşlara verilen ad.:ÇALAĞAN

    Kartalgillerden,leşle beslenen bir kuş.:KERKENEZ

    Kas faaliyeti. : KİNEZİ

    Kas yapılı ur. : MİYOM

    Kasap.:CEZZAR

    Kasaplık hayvanların sırtında,dikensi çıkıntı boyunca iki yandaki et.:FİLETO

    Kasaplık hayvanların timüs ve pankreas bezlerine verilen ad.: UYKULUK

    Kasatura,bıçak gibi kesici silahların uzun ve keskin bölümü.: NAMLU

    Kasık biti. : KIRKAYAK

    Kasık.,: ANE

    Kasım patına benzer bir çiçek. : PAT

    Kasımpatına verilen bir başka ad.: KRİZANTEM

    Kasların kasılmasını giderici,hekimlikte kullanılan bitki. : TATULA

    Kasların,özellikle diz kaslarının iradesiz kasılması.: SPAZM

    Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir tür nakış. : SÜZENİ

    Kastamonu’nun Abana ilçesinde bir iskele.:İLİŞİ

    Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde ünlü bir kanyon.:VALLA

    Kaş boyası. : MASKARA

    Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan gözlük camı. : MONOKL

    Kaşındırıcı bir deri hastalığı.: UYUZ

    Kat kat ayrılabilen şeylerde kat.:YABRAK

    Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı.: OS

    Kat,makam. : ORUN

    Katalog. : FİHRİST

    Katar’ın başkenti.: DOHA

    Kategori,zümre.:ULAM

    Katılaşmakta olan bir sıvıda cisimler kristalleştikten sonra arta kalan
    çökelti. :ANASU

    Katışıksız,saf. yalın. : MAHZ: RAİK

    Katışıksız.:HALİS

    Katip. : YAZMAN

    Katmanlarında iç içe daireler bulunan billurlu bir kalker türü.:SİPOLİN

    Katmanlı kayaçların içeri doğru çukur ve alçak bölümü. : İNEÇ

    Katolik Arnavutlar. : MALİSOR

    Katolik din adamı.:PİSKOPOS

    Katolik kilisesinde bağış karşılığında günahlardan kurtulma.:ENDÜLJANS

    Katolik Kilisesinin başkanı.: PAPA

    Katoliklerde ölüler için yapılan dua, bu duaya özgü müzik .Ölünün hatırasına
    yapılan tören. : REQUİEM

    Katoliklerde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın. : SÖR

    Katotta toplanmış iyon. : KATYON

    Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun.:BİLAR

    Kauçuklu yağmurluk. : GAMSELE

    Kavalılar’a mensup Mısır valilerine babadan oğula geçmek üzere 1867’de
    verilen resmi unvan.: HİDİV

    Kavim. : BUDUN

    Kavisli,kısa,uç bölümü geniş,kabzasına doğru daralan bir tür kılıç.: PALA

    Kavram Kavram. : MEFHUM : NOSYON

    Kavşak.: ÇATAK

    Kavşak.İki yolun birleştiği yer. : ÇAT

    Kavun ve ahududu karışımı bir tada sahip olan, C vitaminince zengin tropikal
    meyveye verilen ad. EPİNO

    Kavun,karpuz,kabak gibi bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.:KÖKEN

    Kaya balığı. : TOKMAKBAŞ

    Kaya hanisi. : LAGOS

    Kaya lifi.Taş pamuğu. : ASBEST

    Kaya ve ağaç kovuklarında su birikintisi. : KAK

    Kayabalığının bir çeşidi. : AZMANKAYA

    Kayaç. : LİPARİT

    Kayaçların erimesiyle yer altı akıntıları olan kireç taşı ve dolomit
    bölgesi.:KARST

    Kayak. : SKİ

    Kayalık kıyılarda , sığ sularda yaşayan 25-35 cm uzunluğunda kırmızı
    benekli,mavi veya yeşil bir balık. : LAPİNA

    Kaygı,üzüntü.: STRES

    Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası. : SARAYİ

    Kayı boyuna bağlı olan ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yaşayan büyük bir
    aşiret.:KARAKEÇİLİ

    Kayık,mavna,küçük gemilerin kıyıda çekildiği yer.:ÇEKEK

    Kayıngillerden bir orman ağacı.:KESTANE

    Kayısı,zerdali gibi meyvelerin kurusu. : ÇİR

    Kaymakam : İLÇEBAY

    Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir çalgı. : LİR

    Kaynak,pınar.:BULAK

    Kaynaklar,kaynakça.:BİBLİYOGRAFYA

    Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.: MAMALİGA

    Kaz dağının mitolojideki adı. : İDA

    Kaz dağlarında yaşayan yarı göçebe çobanların meskeni olan kollektif yapı. :
    İGERM

    Kaza ile, rastgele.: EZKAZA

    Kaza yada başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize
    salınan,içinde mektup olan şişe.:POTKAL

    Kazak reisi. : ATAMAN

    Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve
    kahramanı.:ALAŞAHAN

    Kazak_- Kırgız Türklerinin saz şairleri. : AKIN

    Kazakistan’ın başkenti. : ASTANA

    Kazakistan’ın para birimi. : TENGE

    Kazanma,edinme,iş. : KİSB

    Kazı.:HAFRİYAT

    Kazları semirtmek için verilen mısır hamuru.:EVELEM

    Kebaplık demir şiş.:SİH

    Keçi kılından hayvan çulu,yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse.: MUTAF

    Keçi kılından yapılmış kumaş. : KEÇE

    Keçi yavrusu : OĞLAK

    Keçi yolu,patika,yolak.: İZLEK

    Kediden aşırı derecede korkma.: AİLUROFOBİ

    Kedigillerden,çakala benzer bir hayvan.: KARAKULAK

    Kedigillerden,kürkünden yararlanılan çok yırtıcı hayvan.:VAŞAK

    Kefal balığına verilen bir başka ad.:TOPAN

    Kefal türünden bir balık. : PAÇOZ

    Kehribara verilen ad. : SAMANKAPAN

    Kekelemek yada söyleyiş hatası yapmaktan çekinerek konuşmaktan korkma. :
    LALOFOBİ

    Kekeme. : REKİK : KEKEÇ

    Kelimesi kelimesine,hiç değiştirmeden,aynen.: MOTAMOT

    Keman gibi omuza dayanarak çalınan yaylı çalgı. : REBEK

    Keman yayı. : KEMANE : ARŞE

    Kemanla viyolonsel arası büyük keman,viyola. : ALTO

    Kement. : LASO

    Kemik bilye. : AKAT

    Kemik veremi. : AKARCA

    Kemiklerin toparlak ucu,: OM

    Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 cm kadar olan, sırtı pürtüklü,esmer
    renkli,yassı bir tür balık İSİ BALIĞI

    Kemikli balıklardan,15-25 cm uzunluğunda,sırtı zeytuni bir tatlı su balığı.
    : PLATİNA

    Kenar süsü.Mendil ve peçetelerde kenara yapılan işleme. : SU

    Kenarları kagir,üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar.: LAHİT

    Kendi biten,kendi kendine yetişen bitki.:HÜDAYİNABİT

    Kendi kendini tatmin. : ONANİZM

    Kendi türünün en iyi konuşanı sayılan ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde
    yaşayan bir papağan. : JAKO

    Kendine çekmek,ilgi toplamak.:CELBETMEK

    Kendini becerikli,usta gösteren kimse.:OLÇUM

    Kendini beğenmiş. : KAKAVAN

    Kendir dokuma. : KETEN

    Kendir tohumu : ÇEDENE

    Kendirgillerden, sapındaki liflerden halat, ip, çuval gibi kaba örgüler
    yapılan bitkiye verilen ad. : KENEVİR

    Kendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın. : MÜREBBİYE

    Kendisinin sebep olmadığı bir zararı ödeme.:CEREME

    Kene. : SAKIRGA

    Kenevirden yapılmış kalın ip : HALAT

    Kent civarı yerleşim: . BANLİYÖ

    Kent dışında kurulmuş bir üniversitenin alanı ve yapıları. : YERLEŞKE

    Kent soylu. : BURJUVA

    Kent veya kasabada dış mahalle. : VAROŞ

    Kerestesi makbul bir Afrika ağacı. : OKUME

    Kerestesinden yararlanılan bir tropikal bölge ağacı. : OBEŞE

    Kerevet,divan.:SEDİR

    Kertenkele derisi.: LEZAR

    Keseli ayı.Amerika etçil memelisi. : KOALA

    Kesenek. : İLTİZAM

    Keser.: KERKİ

    Kesilme,kesinti. : İNKITA

    Kesilmiş ağaç kökü. : OMACA

    Kesimevi.,mezbaha. : KANARA

    Kesimi pantolona benzeyen bir tür şalvar.:ELİFİ

    Kesin bilgi. : YAKİN

    Kesin bilgi.:YAKİN

    Kesinlikle uyulması gereken Kuran ve Hadis hükümleri.: NAS

    Kesit. : MAKTA

    Kesme,kesip ayırma. : HAZA

    Kestane rengi.:MARON

    Keşişleme karşıtı rüzgar. : KARAYEL

    Keten dövmeye yarayan tokmak. : FİLARİZ

    Keten tohumu. : BEZİR

    Keten tohumundan çıkartılan bir yağ.:BEZİRYAĞI

    Kıbrıs’a özgü iri ve pembe taneli bir üzüm cinsi.:VERİGO

    Kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.:ÇEKELEVE

    Kıdem bakımından başta gelen. : DUAYEN

    Kıl dokuma.:ÇUL

    Kıl elek. : LEÇER

    Kıl ve saçların dökülmesi veya yokluğu.:ALOPESİ

    Kıl.:MU

    Kılıç kını.: NİYAM

    Kılıç,bıçak gibi saplı şeylerin sap içinde kalan bölümü. : PIRAZVANA

    Kılıç.: TİG

    Kılıçla yapılan spor. : ESKRİM

    Kır hayatını ve törelerini anlatan. : PASTORAL

    Kır renkli.:KIRÇIL

    Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir.:İDİL

    Kıranlar. : AFAT

    Kırbaç kurdu. : TRİKOSEFAL : ARİKOSEFAL

    Kırgızistan ve Kazakistan’da bir ırmak. : ÇU

    Kırgızistan’ın başkenti. : BİŞKEK

    Kırgızistan’ın para birimi.: SOM

    Kırgızların ünlü destanı. : MANAS

    Kırık kemikleri bir arada tutmak amacıyla kullanılan tahta gibi düz nesne. :
    ATEL: CEBİRE

    Kırık taş döşeli yol. : MAKADAM

    Kırılma,parçalanma. : İNKİSAR

    Kırılmadan bükülebilen ve ateşte niteliği değişmeyen bir mineral.:ASBEST

    Kırım hanlarına ve prenslerine verilen san. : GİRAY

    Kırıntı. : UFANTI

    Kırk çeşit yiyecekli sofra. : ZEKERİYA SOFRASI

    Kırkılmış koyun tüyü. : YAPAĞI

    Kırklareli’nde Demirköy ilçesinde Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri. :
    DUPNİSA

    Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğne ada beldesinde,tabiatı koruma
    alanı kaps***** alınan eşsiz bir orman alanı. : LONGOZ

    Kırlangıç balığı küçüğü. : DERVİŞ

    Kırmızı acı biberli sirkeli sos.:TABASKO

    Kırmızı biber.:PAPRİKA

    Kırmızı çuhadan yapılan,tepesinde püskülü olan bir tür başlık.:FES

    Kırmızı mercimekle yapılan bir çorba. : EZO GELİN

    Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.:MALHITA

    Kırmızı pancar.:ÇÖĞÜNDÜR

    Kırmızı renkli bir elma cinsi.:STARKİNG

    Kırmızı renkli,pis kokulu,zehirli sıvı bir element.: BROM

    Kırmızı renkli,tatlı,sulu ve kokulu bir erik cinsi.:ALBARDAK

    Kırmızı renkte olan.: LALİN

    Kırmızı zırnık. : REALGAR

    Kırmızıya çalan eflatun renk. : SİKLAMEN

    Kırsal aşk şiiri. : İDİL

    Kısa bacaklı köpek cinsi. : BASE

    Kısa çizgi.:TİRE

    Kısa çizme . : EDİK

    Kısa çorap. : ŞOSET

    Kısa hırka. : LİBADE

    Kısa kepenek. : KEBE

    Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı. : ALAGARSON

    Kısa ökçeli bağsız ayakkabı.:MOKASEN

    Kısa saplı odun baltası.:NACAK

    Kısa tüylü bir av köpeği cinsi.:BRAK

    Kısa ve özlü söz,veciz.:LAKONİK

    Kısa ve yalın işaretlerden oluşan bir yazı yönteminin kısa yazılışı.:STENO

    Kısa veya özlü anlatımı olan komik öykü. : ANEKDOT

    Kısa,güldürücü oyun.:SKEÇ

    Kısa,kestirme yol.:KESE

    Kısacası.:VELHASIL

    Kısık sesli küçük keman. : KİT


    Kısır döngü.:FASİT DAİRE

    Kısır,hiç doğurmamış insan veya hayvan. : EREMİK

    Kıskaç. : PENSE

    Kıskançlık korkusu. : ZELOFOBİ

    Kıskanma. : REŞK

    Kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan eski Türk içkisi. : KIMIZ

    Kış. : ŞİTA : DEY

    Kışın sisli havalarda ,ağaç dallarını,toprak yıkıntılarını kaplayan buz
    tabakası. : KIRÇ

    Kışın en soğuk günleri.Karakış. : ZEMHERİ

    Kışın yapraklarını dökmeyen mor çiçekli bir ağaççık. : KOMAR

    Kışkırtma.:AJİTASYON

    Kıvırcık saç.:CAD

    Kıvrımları olan yün,pamuk veya ipek kumaş.:KREPON

    Kıyamet günü bütün ölülerin dirilerek toplanacağı yer. : ARASAT

    Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı.:SUR

    Kıyı sağlık idaresince,gemilere verilen giriş-çıkış izni. : PRATİKA

    Kıyıları koruyan gemilere verilen ad. : VARDAKOSTA

    Kıyılmış,baharat katılmış etle,tütsüleme ve pişirme gibi işlemlerden sonra
    yapılan bir tür sucuk.: SOSİS

    Kız evlat.: KERİME

    Kız Kulesinin eski adı. : DAMALİS

    Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek. : TİRİT

    Kızgın,yakıcı. :HAR

    Kızıl ötesi. : ENFRARUJ

    Kızıl veya yeşil renkte sert bir mermer. : SOMAKİ

    Kızıl,kırmızı. : AHMER

    Kızılderililerin birbirlerine armağan verdikleri dinsel bayram. : POTLAÇ

    Kızılyara adıyla da bilinen bir tür kan çıbanı. : ŞİRPENÇE

    Kızlık zarı. : HİMEN

    Kibirli.:KASALAK

    Kil ve kum karışımı sarı renkli balçık.:LÖS

    Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik. : ZIVANA

    Kilime benzer,renkli ve motifli uzun yolluk,yaygı. : ZİLİ : SİLİ

    Kilise müziği : KORAL

    Kilisede çan çalan kimse.:ZANGOÇ

    Kiliselerde ana kapıdan koroya değin uzanan bölüm.:NEF

    Kilit dili.: PERİCİK

    Kimi su bitkilerinin, suyun altındaki organlarında bulunan ve hava
    boşlukları içeren dokusu.: AERANKİMA

    Kimi akıl hastalarında yangın çıkarmaya duyulan aşırı istek.:PİROMANİ

    Kimi bitkilerde ve özellikle çamlarda oluşan salgı maddesi.:REÇİNE

    Kimi bitkilerden elde edilen yumuşak bir reçine. : ELEMİ

    Kimi bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen
    bir çeşit şekerli özsu.: ÇİS

    Kimi gemilerde,baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan ek yapı
    öğesi.:TALİMAR

    Kimi giysilerin bol olması için yanlarına eklenen kumaş parçası.:PEŞ

    Kimi göçebe Türk boylarında birkaç aileye ait çadırdan oluşan topluluk. :
    AVUL

    Kimi iskambil oyunlarında aynı cins iki karta verilen ad. : PER

    Kimi kağıtların dokusunda bulunan ve ancak ışığa tutulunca görülen
    çizgi,resim veya yazı.:FİLİGRAN

    Kimi mantarlarda üreme organı.:ASK

    Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.: TREMA

    Kimi ülkelerde profesör olmak için sınav veren kimse. : AGREJE

    Kimi ülkelerde yarı asker siyasi kuruluşlara verilen ad.:FALANJ

    Kimi yörelerde az kavrulmuş un ve tavuk eti ile dövülerek yapılan,pelte
    kıvamında bir tür yiyecek.: HERİSE

    Kimi yörelerde kaput bezine verilen ad.:ÇAPAN

    Kimi yörelerde mayası tutmamış hamur anlamında kullanılan sözcük : ANİK .

    Kimi yörelerde uzun tüylü,güreşçi erkek deveye verilen ad.:TÜLÜ

    Kimliği bilinemeyen gök cismi. : UFO

    Kimononun üzerine bağlanan Japon kemeri.:OBİ

    Kimsesiz : . BİKES

    Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.: KİNETİK

    Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.Devinim bilim. :
KİNETİK

    Kira geliri getiren mülk. : AKAR (AKARET)

    Kiraya veren.:MUCİR

    Kirazın mayalanması ve damıtılmasıyla yapılan bir tür içki.: KİRŞ

    Kireç taşı. : KALKER

    Kireç,sönmemiş kireç.: KİLS

    Kiremit ve tuğla tozlarının kireç ve su ile karışımından elde edilen bir tür
    harç. : HORASAN

    Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konan ince tahta. :
    HARTAMA

    Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konulan ince
    tahta.:HARTAMA

    Kirli yada donuk sarı renk. : NOHUDİ

    Kirli,pis. : MUNDAR : MURDAR

    Kişi. : ZEYD (ZEYT)

    Kişiler,zatlar. : ZEVAT

    Kişiliğin bir anlatımı olarak kabul edilen el yazısını yorumlama
    tekniği.:GRAMOFOLOJİ

    Kişiliksiz,boş,serseri.: SAPISİLİK

    Kişinin ağzının kokmasından duyduğu korku.:HALİTOFOBİ

    Kişisel duyguların ilham yolu ile coşkulu ve etkili anlatımı.: LİRİZM

    Kitap düşkünlüğü. : BİBLİYOMANİ

    Kitap getirmemiş peygamber. : NEBİ

    Kitap korkusu.:BİBLİYOFOBİ

    Kitap,takip,patik,katip örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin
    yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad. : ANAGRAM

    Kitap. : MECELLE

    Kitapçı. : SAHAF

    Kitre. : KESTERE

    Klarnet. : GIRNATA

    Klarnetin atası olan eski müzik aleti.: ŞALÜMO

    Klasik şiirde bir kısa bir uzun iki heceden oluşan ayak. : İAMBOS

    Klasik Türk müziğinde iki basit usulden biri. : SEMAİ

    Klasör. : SIRALAÇ : CİLBENT

    Klavsene benzer,telli,mızraplı,tuşlu bir çalgı. : EPİNET

    Klavsene verilen bir ad. : ÇEMBALO

    Klavyeli ve telli bir çalgı.: KLAVSEN

    Kocabaş./ İspinoza benzer bir kuş. : FLURCUN

    Kocaeli’nin Gebze ilçesinde,tabiat parkı kaps***** alınmış ünlü
    kanyon.:BALLIKAYALAR

    Kocakarı.:CADALOZ

    Koç burcu : HAMEL

    Kokar ağaç. : AYLANDIZ

    Kokmuş,çürümeye yüz tutmuş hayvan ölüsü.:LEVİN

    Koku satıcısı.:AKTAR

    Koku.:BU

    Kokulandırılmış. : AROMATİK

    Kokulu reçine. : PELESENK

    Kolay düğüm. : İLMEK

    Kolay.:ASAN

    Kolayca bükülebilen ve ateşe dayanan liflerden oluşmuş,bir tür ak asbest.:
    AMYANT

    Kolaylıklar. :TESHİLAT

    Koleksiyon.:DERLEM

    Kolları geriye sarkık cepken biçiminde,beyaz keçeden yapılmış kaytanla
    işlemeli bir çeşit ceket : KOPARAN

    Kolombiya’nın para birimi.:PEZO

    Kolsuz kadın giysisi.: JAPONE

    Koltuk ve sandalye gibi eşyaların dikiş ve çivilerini gizlemekte kullanılan
    şerit.:FİTİL

    Kolu çevrilerek çalınan,sandık biçiminde bir tür org.:LATERNA

    Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü.:ARIŞ

    Komisyon,komite : ENCÜMEN

    Komisyoncu. : SİMSAR

    Komodorlara özgü çıması çatal biçiminde kesilmiş sancak. : GİDON

    Kompozisyon. : KİTABET

    Konak hizmetçisi. : AYVAZ

    Konak yeri : KONALGA

    Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan,bağcıklı yada yan tarafı
    lastikli ayakkabı.:FOTİN

    Konferans,konser veya tiyatro gösterilerinin yapılabileceği gibi düzenlenmiş
    büyük salon.:ODİTORYUM

    Konforlu,lüks hayat,parlayan,parlatıcı. : LEYAN

    Kongo Demokratik Cumhuriyetinin başkenti.: KİNŞASA

    Kongo Demokratik Cumhuriyetinin eski adı.:ZAİRE

    Kongo ilkellerinin inandıkları yeteneklilik gücü.:ELİMA

    Kongo’nun yağmur ormanlarında yaşayan memeli bir hayvan. Bir cins antilop.:
    OKAPİ

    Konik. : MAHRUTİ

    Konsolos . : ŞEHBENDER

    Konu,husus./Bölüm. : BAP

    Konusal.: TEMATİK

    Konusu cansız varlıklar veya nesneler olan resim. : NATÜRMORT

    Konusu dansla anlatılan müzikli sahne gösterisi. : BALE

    Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan
    bir tür tiyatro eseri.:TRAJEDİ

    Konuşma bozukluğu. : AFEMİ

    Konuşmalı ve şarkılı bölümleri bir arada olan oyun.:OPERAKOMİK

    Konuşulan dil,lisan.:ZEBAN

    Konuşulan konu. : SADET

    Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.:
    SEREN

    Konya’da bir baraj.:MAY

    Konya’nın antik dönemlerdeki adı.:İKONİON

    Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl. : HOTAMIŞ

    Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl.:HOTAMIŞ

    Konya’nın Karapınar ilçesinde bir göl.: MEKE

    Konya’nın Meram ilçesinde,2.Kapadokya da denilen,tüf kayalara oyulmuş antik
    kent.:KİLİSTRA

    Konya’nın Meram ilçesinde,ikinci Kapadokya olarak da adlandırılan,tüf
    kayalara oyulmuş antik kent. : KİLİSTRA

    Kopça,kanca. : AGRAF

    Koridor.:DEHLİZ

    Korkak.:CEBİN

    Korkma. : TAHAŞİ

    Korkmak,ürkmek,çekinmek.:OCUMAK

    Korku,tehlike. : BİM

    Korkulu yerler veya işler. : MEHALİK

    Korkunç güzel ,erkek hemşire örneğinde olduğu gibi,birleşemeyecek ters
    kavramların bir araya getirilmesine verilen ad. : OKSİMORON

    Korkunç hayal. : HEYULA

    Korkusuz,gözü pek,yürekli,cesur.:BIÇKIN

    Korkutucu. :MEHİP

    Koroner damarları genişletici ilaç.: İMOLAMİN

    Koruma,esirgeme,gözetme. : VİKAYE : SAHABET

    Koşmaca . : JOGGİNG

    Koşu hayvanlarına yardımcı olarak koşulan hayvan.:ÇIVGAR

    Koşullar.: ŞERAİT

    Kovma. : TARD

    Koyu gri veya sarımsı kahverengi.:BARUDİ

    Koyu pekmez. : BULAMA

    Koyu renkli,sert,bir çeşit yanardağ kütlesi.:BAZALT

    Koyu sarı veya açık kestane rengi.:KUMRAL

    Koyun barınağı.:AĞIL

    Koyun postundan kürk. : KEVEL

    Koyun sütünden yapılan,mahzenler de olgunlaştırılan,içi özel küflü peynir.:
    ROKFOR

    Koyun veya keçi postu.:PÖSTEKİ

    Koyun veya kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek.:SURA

    Koyun yada keçi sürüsü. : DAVAR

    Koyun,keçi türünden küçükbaş hayvan.: RES

    Koyun,keçi veya deve pisliği. : KIĞ

    Koyunlarda görülen bir tür hastalık.:KARAMUK

    Koyunların başlarındaki kabarık yün.:KEPEZ

    Koza. : KORUNCAK

    Kozadaki kurtçuk. : KRİZALİT

    Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde
    kullanılan bir orman ağacı.: SEDİR

    Kök boyası. : ALİZARİN

    Kök,asıl,cevher. : TÖZ

    Kök,sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme
    organı.:TAL

    Kök.:CEZR

    Kökenbilim. : ETİMOLOJİ

    Kökeni Orta Asya’ya kadar uzanan,en eski,serbest biçimdeki Türk
    güreşi.:KARAKUCAK

    Köklerinin kısaltılması,dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi
    suretiyle saksıda yetiştirilen bodur ağaç. : BONSAİ

    Kökten dincilik. :FUNDAMENTALİZM

    Kökü toz durumuna getirilip hekimlikte ishal kesici olarak kullanılan bir
    bitki.: RATANYA

    Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı. : TUBA

    Kölelik,kulluk.:UBUDİYET

    Kömür kalem.:FÜZEN

    Kömür kalemle yapılmış resim.:FÜZEN

    Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur
    ile sıvanan kümbet. : TORAK

    Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması. : SALTA

    Köpek ve ineklere yedirilmek üzere un ve kepekle hazırlanan yiyecek. : YAL

    Köpek. : KELP

    Köpekgillerden,postundan kürk yapılan bir memeli türü.:KARSAK

    Köpekten aşırı korkmak. : SİNOFOBİ

    Köpük kıvamında,tuzlu yada tatlı yiyecek.:MUS

    Köpük.:KEF

    Kör tırnak. : BAKANAK

    Körelme. :ATROFİ

    Körelme.:DUMUR

    Köroğlu’nun gerçek adı.:RUŞEN ALİ

    Körpelik,tazelik.: TARAVET

    Köstebek. : AKUR

    Köşe,kenar,uç.: İBİK

    Köşegen.:DİYAGONAL

    Köşk. : KAŞANE

    Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım.:POT

    Kötü işlerde birine yardım eden kimse.:YARDAKÇI

    Kötü kalpli.:BEDHAH

    Kötü,çirkin. : ŞENİ

    Kötü,sevimsiz. : MADARA

    Kötücül bağ dokusu uru.: SARKOM

    Kötüleme,yergi.:ZEM

    Kötülük.:ŞER

    Kötümser,karamsar. : PESİMİST : BEDBİN

    Köy köy dolaşarak ufak tefek eşyalar satan gezgin esnaf.:ÇERÇİ

    Köy muhtarı yardımcısı. : KİZİR

    Köy oyunlarını yöneten kimse. : AYNAZ

    Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi. : AKSAKAL

    Köyceğiz’in eski adı. : KAUNOS

    Köyle ilgili,köylü.:RUSTAİ

    Köylere para toplamak için çıkan din adamı veya medrese softası. : CER
HOCASI

    Köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.: SARAFAN

    Közlenmiş patlıcan,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir çeşit yemek :
    ALİNAZİK

    Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir meze.: BABAGANNUŞ

    Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir tür meze. : BABAGANNOŞ

    Közlenmiş patlıcanla yapılan bir tür yemek. : HÜNKAR BEĞENDİ

    Kral karısı. : MELİKE

    Kral sarayı. : BAZİLİKA

    Kredi kalitesinin veya borçlanma araçları üzerindeki risk derecesinin
    belirlenmesi operasyonu.: RATİNG

    Kredi kartlı alışverişlerde ödemenin daha sonra denetlenmesi için verilen
    fiş.:SLİP

    Kristof Kolomb’un Amerika seferi sırasında yönettiği üç gemiden biri. : NİNA


    Kubbe. : KÜMBET

    Kucak. : AGUŞ

    Kucaktaki tombul çocuk. : APALAK

    Kudret helvası. : ÇİS : MANNA

    Kudret sahibi.:CEBBAR

    Kuduz. : AKUR

    Kul,köle.:BENDE

    Kulağa asılan uzun küpe. : ASIRGA

    Kulağı duymayan. : KER

    Kulak iltihabı. : OTİT

    Kulak yıkama aracı. : ENEMA

    Kulak. : GUŞ

    Kullanılacağı zaman hazırlanan losyon.:LUK

    Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek yada topluluktaki insanların
    kullandığı özel dil yada sözcük dağarcığı. : ARGO

    Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağdan kalma bir biçimin,bir yapının
    özelliği.:ARKAİK

    Kullanım alanına göre bir çok modeli olan sondalara verilen ortak
ad.:KATETER

    Kulplu ve ağzı kapaklı,bakırdan yapılmış su kabı,güğüm.:DEBBE

    Kulplu ve emzikli su kabı. : İBRİK

    Kulplu,geniş gövdeli,dar boğazlı,emzikli veya emziksiz olabilen toprak kap.:
    TESTİ

    Kulpsuz toprak çömlek. : ÜZLÜK

    Kuluçka.: GURK

    Kum falı. : REMİL

    Kum,çakıl,çimento ve su gibi maddelerin karışımıyla elde edilen yapı
    malzemesi.:BETON

    Kuma gömülü olarak yaşayan bir balık. : VATOZ

    Kumar oynatanın oynayanlardan,kazançtan aldığı para,pay. : MANO

    Kumar oyununu yöneten. : KRUPİYE

    Kumarda ortaya sürülen para.: MİZA

    Kumarda sürülen para. : MİZA

    Kumardan eşit kalkma. : TAPİ

    Kumaş ve deri üzerine yapılan bir tür işleme. : AJUR

    Kumaş ve kağıt süslemede kullanılan bir yöntem : BATİK

    Kumaş veya deriden yapılan,genellikle belden kemerli,üstünde cepleri bulunan
    ,gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa,hafif giysi.: MONT

    Kumaş veya ince deriden,çoğunlukla düz topuklu,ayağı bütünüyle saran
    ayakkabı.: ŞOSON

    Kumaş,kağıt v.b.’de bir bölümün öbürünün üzerine gelmesiyle oluşan
    kıvrım.:PLİ : PİLE

    Kumaşın veya derinin cilalanması. : APRE

    Kumaşlara ve çinilere uygulanan bir süsleme motifi.:ÇİNTOMANİ

    Kumluk yer.:KUMLA

    Kumru. : HAKURAN

    Kumtaşı. : GRE

    Kumul.Kum yığını. : ERG.: EKSİBE

    Kundak çocuklarının başlarında oluşan kepek tabakası.:KONAK

    Kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. : FASKA

    Kundaklama. : BELEME

    Kunduracıların delik açmakta kullandıkları sivri uçlu çelik tığ./Mersin
    balığı türü. : BİZ

    Kunduracıların,derileri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden
    tokmak.:MUŞTA

    Kunduz kürkü. : KASTOR

    Kural olarak benimsenmiş,yerleşmiş ilke.:NORM

    Kural. : DÜSTUR

    Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı.:AKADEMİCİ

    Kuran surelerini oluşturan cümlelerin her biri.:AYET

    Kuran ve hadislerin görünüşteki açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul
    etmeyen ve kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep. : ZAHİRİYE

    Kuran’da adı geçen sekiz ce nnetten dördüncüsünün adı.: NAİM

    Kuran’dan on ayet okuma : AŞİR.

    Kuran’ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri.:CÜZ

    Kuran’ın harflerinden bir takım anlam ve yargılar çıkaran bir
    mezhep.:HURUFİLİK

    Kuranda bir sure. : ABESE : ALAK:TAHA:RAD:MAİDE

    Kuranı düzgün ,usulünce ve yüksek sesle okumak. :TİLAVET

    Kuranı ezberlemiş kişi. : HAFIZ

    Kuranı Kerim,Kelamı Kadim.:MUSHAF

    Kuranı usulüne göre ve güzel okuyan.:KARRA

    Kurbağa kurtçuğu. : ARİBAS : İRİBAŞ

    Kurbağaların bilimsel adı. : ANURA

    Kurdeşen. : ÜRTİKER

    Kurnaz,cin fikirli.:HİN

    Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan ucu sivri takoz.: BAT

    Kurşun. : RASAS

    Kurt.:BÖRÜ

    Kurtarıcı.:HALASKAR

    Kurtçuk korkusu.: AKARFOBİ

    Kurtulma. : NECAT

    Kurtuluş,kurtulma. : REHA : SEHA

    Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.:TABA

    Kuru,sıska.:KAKNEM

    Kurucu, Bina inşa eden. : BANİ

    Kurul. : ASAMBLE

    Kurultay. : KONGRE

    Kurumuş ama devrilmemiş ağaç. : AYAĞAN

    Kurumuş saplarından mobilya yapılan bambu türü. : HEZAREN

    Kurumuş sığır gübresi. : TEZEK

    Kuruntuya düşürme :İHAM

    Kurutma kabı. : DESİKATÖR

    Kurutulmuş meyveleri halk hekimliğinde kullanılan bir ağaççık. : GİLABURU

    Kurutulmuş riga balığı.:FRİSA

    Kurutulmuş su kabakları içine çakıl taşı doldurularak yapılan ritim sazı. :
    MARAKAS

    Kusur,ayıp. : AVAR

    Kusursuzluk.:CEVDET

    Kuş başı doğranmış et ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap.:ALİ PAŞA
    KEBABI

    Kuş başı etle yapılan bir tür börek. : KÖBETE

    Kuş bilimi.: ORNİTOLOJİ

    Kuş gagası. : NUL

    Kuş kanadı.:CENAH

    Kuş kanadının büyük tüyleri. : PER

    Kuş tutmakta kullanılan,aynı adlı macunla bulanmış değnek.: ÖKSE

    Kuş tuzağı.: KUŞMAR

    Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.: ÇİFTEHANE

    Kuş yiyecek büfesi.:BÜVET

    Kuş yuvası:. AŞİYAN. : UŞ : LANE

    Kuş,tavuk yavrusu.:CÜCÜK

    Kuş. : TAYR

    Kuşatma,çevirme. : İHATA

    Kuşatma.:ABLUKA

    Kuşdili,hasalban gibi adlar da verilen ve Akdeniz yöresinde yetişen bir
    bitki.:BİBERİYE

    Kuşku,sanı. : REYB

    Kuşkucu,şüpheci.: SEPTİK

    Kuşların taşlık,katı gibi adlar da verilen midesi.:KONSA;KURSAK

    Kuşların tüy değiştirme zamanı.:KARINSA

    Kuşluk yemeği. : BRUNCH ( BRANÇ)

    Kuşun kanat tüyü. : TELEK

    Kuşun yavrusuna taşıdığı yem. : BEN

    Kutlu. : SAİD

    Kutsal Hint destanı:. RAMAYANA

    Kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen büyülü ve mistik
    hece.: AUM

    Kutsal kimse.: AYA

    Kutsal Mısır öküzü. :APİS

    Kutsal nitelikte müzik eseri.:ORATORYO

    Kutuların katlama yeri. : RİL

    Kutup Yıldızı. : DEMİRKAZIK

    Kutup Yıldızına verilen bir başka ad.:POLARİS

    Kutuplanma. : POLARİZASYON

    Kuvars,mika ve feldspattan oluşmuş kayaç. : GNAYS

    Kuyruğun iskeleti.:KEMİRDEK

    Kuyruk sokumu kemiği. : PÖÇ : UCA

    Kuyruklu biber’de denilen ve karabibere benzer bir tür baharat.:KEBABE

    Kuyruklu yıldız.:KOMET

    Kuyruklular.:URODEL

    Kuyruksokumu kemiği.:UCA

    Kuyruksuz kurbağanın yumurtadan yeni çıkmış kurtçuğu.:İRİBAŞ

    Kuytu ve sıcak yer: ARAN

    Kuyuda pişen et. : TANDIR

    Kuyumculara taslak hazırlayan kimse.:SADEKAR

    Kuyumculukta kullanılan,yüzde 80 bakır,yüzde 20 çinkodan oluşan sarı renkli
    alaşım.:TOMBAK

    Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan bir uyuşturucu madde.:KİF

    Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan sarhoşluk verici toz.: KİF

    Kuzey Afrika’da kurulmuş bir tarikat. : TİCANİLİK

    Kuzey Amerika’nın beş büyük gölünden biri. : ERİE

    Kuzey Anadolu dağlarında yetişen mor çiçekli bir ağaççık.:KOMAR

    Kuzey Buz Denizinde yaşayan bir martı türü.:ALK

    Kuzey buz denizinde yaşayan dalıcı bir martı türü. : ALK

    Kuzey Hindistan’a özgü,lavta ailesinden telli çalgı.: SİTAR

    Kuzey Hindistanlı şair.Kirişna Şarkısı adı verilen yapıtı,bugün de dinsel
    halk bayramlarında oynanan ve yatra adı verilen oyunlardan oluşmuştur.(12.
    yüzyıl).:JAYADEVA

    Kuzey İspanya’da tarih öncesi devirlere ait resimler bulunan mağaralardan
    ilki.:ALTAMİRA

    Kuzey ispanya’da,özellikle Aragon’da yapılan geleneksel kur dansı.: JOTA

    Kuzey kutbuyla ilgili,kuzey kutup yakınında olan. : ARKTİK

    Kuzeydoğu ve Güney Anadolu’da türkülü halk öykülerine verilen ad. : BOZLAK

    Kuzeydoğu. : ŞİMALİŞARKİ

    Kuzgun kılıcı da denilen çiçek. : GLAYÖL

    Kuzu ağılı.: ÇİTEN

    Kuzu derileri üzerindeki yağları ve fazlalıkları temizlemede kullanılan iki
    kulplu bıçağa verilen ad. : AŞKİ

    Kuzu sesi. : ME

    Küçük ada.:CAYO

    Küçük ağıl. : KÜM

    Küçük akarsu.:CAFER

    Küçük bal teknesi. : LAZA

    Küçük bir kelebek türü : FELFELEK

    Küçük bitkilere verilen ad. : OT

    Küçük bohça. :ÇIKIN

    Küçük cariye. : KENİZEK

    Küçük çan.:ÇINGIRAK

    Küçük çocuğun yürümeye başlaması.:ADAKLAMAK

    Küçük çocuk salıncağı.:ILINCAK

    Küçük dana.:BUZAĞI

    Küçük demiryolu treni. : DEKOVİL

    Küçük fıçı.:VARİL

    Küçük hediye.:BERGÜZAR

    Küçük hıyar turşusu.:KORNİŞON

    Küçük Hindistan cevizi.:MUSKAT

    Küçük ispirto ocağı. : KAMİNETO

    Küçük kareli kumaş.:PÖTİKARE

    Küçük kertik.:ÇENTİK

    Küçük kervan.:BARHANA

    Küçük kıvrım.:BÜZGÜ

    Küçük kova.:BAKRAÇ

    Küçük kulaklı koyun yada keçi. : ÇOMU

    Küçük lirik şiir türü. : BALAD

    Küçük mavi çiçekler açan bir bitki.:UNUTMA BENİ

    Küçük mızrak.:NİZEK

    Küçük nesne. : ZERRE

    Küçük ney. : NEYÇE

    Küçük ok. :TİREK

    Küçük orak. : ROSA

    Küçük otel. : MOTEL

    Küçük parçalar halinde doğranmış et ve sebzelerin kızgın yağda
    karıştırılarak kısa sürede pişirilmesi.:SOTE

    Küçük parçalardan oluşan nakışlı ve ince bir kilim türü.:CİCİM

    Küçük salkımlı bir üzüm çeşidi. : NEFERİYE

    Küçük saray. : KASR

    Küçük su birikintisi,gölcük.: AZMAK : BUGET

    Küçük taneli bakla türü. : FUL

    Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm. : KİŞMİŞ

    Küçük taneli fındık türü. : PİKOLA

    Küçük tekke.: ZAVİYE

    Küçük testi,çömlek.: KUMKUMA

    Küçük testi.:DODURCUK

    Küçük tonajlı yük gemisi. : KOSTER

    Küçük vagon. : VAGONET

    Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.: MİNNOŞ

    Küçük yayık. : ATIK

    Küçük yokuş.:BAYIR

    Küçük zurna. : ARAKİYE

    Küçükbaş hayvan.:DAVAR

    Küçümseme. : İSTİHFAF

    Küfürbaz. : TAAN

    Kükürt elementinin simgesi. : S

    Kükürtle demir birleşimlerinden biri.:ZAÇ

    Kül rengi.:BOZ

    Külde pişen çörek. : KETE

    Külhanbeyi,hayta. : APAŞ

    Kültür. : EKİN : HARS

    Küme,yığın. : LODA: TUDE

    Kümes hayvanlarının en yaşlı ve iri olanı. : BABAÇ

    Künk.:BÜZ

    Küpe ve yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan,mavi renkli,saydam
    olmayan hidratlı doğal alüminyum ve fosfattan oluşan değerli bir
    mineral.:FİRUZE

    Küpeşte,korkuluk. : PARAPET

    Küre biçimli flüt.:OKARİNA

    Kürekle yürütülen dar,uzun,hafif tekne. : KANO

    Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme.: SİYA

    Kürkü değerli bir hayvan,kakım,as.:ERMİN

    Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca.: NAŞA   Alıntı
    L

    Labada,efelek. : EVELİK

    Laboratuarda damıtma işlerinde kullanılan geniş karınlı ve eğri boyunlu cam
    kap. : KARNİ

    Laciverde yakın koyu mavi renk.:SAKS

    Lacivert kumaştan veya gri flanelden yapılma düz veya kruvaze spor
    ceket.:BLAZER

    Laf,söz. : KAL

    Lagos balığı. : KAYAHANİSİ

    Lahana,şalgam gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerinde yerleşebilen
    yosunumsu mantar.: AKPAS

    Lahor şalı. : LAHURİ

    Lahos’da denilen eti lezzetli bir balık. : GİRİDA

    Laiklik,laik olma durumu. : SEKÜLARİZM

    Lale bahçesi. : LALEZAR

    Lale devrinin en ünlü minyatür sanatçısı.:LEVNİ

    Lamaya benzeyen koyunumsu hayvan. : ALPAKA

    Lanet sözcüğünün “nalet”, kirpik sözcüğünün “kiprik “ biçiminde telaffuzunda
    görüldüğü gibi bir sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olayına verilen
    ad. Göçüşme, yer değiştirme. :METATEZ

    Lanet okuma. : LİAN

    Lanet. : KARGIŞ

    Lantanın simgesi. : LA

    Lapina balığının büyük cinsi.: LABROS

    Lapinagillerden,güzel renkli,50 cm uzunluğunda bir balık.: KİKLA

    Latin Amerika’da siyasal önderleri yüceltip putlaştırma geleneğine verilen
    ad.:PERSONALİSMO

    Lav. : MAGMA

    Lavabo.:CAV

    Lehçe. İYALEKT

    Lehçebilim.: DİYALEKTOLOJİ

    Lekecilik’de denilen soyut resim anlayışı.:TAŞİZM

    Lenf düğümlerinin iltihabı. : ADENİT

    Lenin’in yeni ekonomi politikası. : NEP

    Lesotho’nun başkenti. : MASERU

    Leş.:CİFE

    Leşle beslenen bir kuş. : KERKENEZ


    Letonya’nın başkenti.:RİGA

    Letonya’nın para birimi,:LAT

    Levreğe benzeyen bir balık. : KALİNOS

    Levrekgillerden bir balık.:SUDAK

    leylak rengi.,açık mor:. LİLA

    Leyleğe benzer bir kuş. : İBİS

    Lezzetli bir balık. : İŞKİNE

    Lezzetli bir tür turşuluk hıyar.: KORNİŞON

    Liberya’nın plaka işareti.:LB

    Libya’nın plaka işareti.:LAR

    Lifler,teller. : ELYAF

    Lihtenştayn plakası. : FL

    Likapa,çay üzümü gibi adlar da verilen ve Doğu Karadeniz’de yetişen bir
    meyve ağacı.:ARONYA

    Liman. : MERSA

    Limanlarda kıyı ile gemi arasında yük taşımada kullanılan altı düz,sağlam
    yapılı sac tekne.:LAYTER

    Linyit,kömür tozu ve katran tortusundan basınçla elde edilen,tuğla biçimli
    yapı malzemesi.:BRİKET

    Lipsos balığının bir diğer adı. : ADABEYİ

    Litvanya’nın para birimi. : LİTAS

    Litvanya’nın plakası. : LT

    Lodos. : AKYEL

    Loğusa humması. : ALBASTI

    Loğusalık. : NİFAS

    Lokma,dilim.:TİKE

    Lozan antlaşmasının yapıldığı saray. : RUMİNE

    Lozan Antlaşmasının yapıldığı saray.:RUMİNE

    Lösemi durumuna tıpta verilen ad.:LÖKOZ

    Lübnan plakası. : RL

    Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.:MARUNİLER

    Lüfer balığının irisi. : KOFANA

    Lüfer balığının küçüğü. : ÇİNAKOP

    Lüferin bir türü. : SIRTIKARA   Alıntı
    M

    Maaş,aylık. : RATİBE

    Macar göçebesi.:ÇİGAN

    Macun.:KİT

    Madagaskar plakası. : RM

    Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun. : VARİ : AKUMBE

    Madagaskar’ın başkenti. :TANANARİVE

    Maddeler. : MEVAD

    Maden bilimi.:MİNERALOJİ

    Maden eşya üzerine vurulan bir cins cila.:EMAY

    Maden fırını. : KÜRE

    Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen antiseptik
    bir hidrokarbon.:NAFTALİN

    Maden külçelerinin eritilip arındırılması. : KAL

    Maden ocağında kazı yerini ilerleme yönünden sınırlayan yüzey. Kazı yerleri.
    : ARIN

    Maden parlaklığı verilmiş deri veya kumaş.,simli kumaş. : LAME

    Maden pisliği,balmumu. : RİM

    Maden posası. :CÜRUF

    Maden yada kağıt para üzerindeki kafa resmi. : EFİJİ

    Maden yeri.:ERGENE

    Madeni para.: SİKKE

    Madeni paranın resimli yüzü. : TURA

    Madenleri sıvılaştırma,ergitme. : İZABE

    Madenlerle birleşince tuz verebilen elementlere verilen ad. : HALOJEN

    Madrid’de bulunan,dünyanın en ünlü müzelerinden biri.:PRADO

    Mafyada suskunluk yasası.:OMERTA

    Mağara.:KEHF

    Mağaraları inceleyen bilim dalı. : SPELEOLOJİ

    Mahkeme davetiyesi.:CELP

    Makam,kat,özel yer.:ORUN

    Makaraları birbirine kavuşan bir palangayı açıp uzatmak işi. : TİRAMOL

    Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü.:DURUM

    Makedonya’da yaşayan etnik bir grup. : TORBEŞLER

    Makedonya’nın başkenti.:ÜSKÜP ( SKOPJE )

    Maki de denilen bir maymun cinsi. : LEMUR

    Makine yağı. : GRES

    Makinede yapılan işleme,dikiş. : PİKO

    Maksim Gorki’nin bir romanı. : FOMA

    Mal değişimi,trampa.:TROK

    Mal olarak verilen. : AYNİ

    Mal,mallar. : EMTİA

    Malak. : BALAK

    Malavi para birimi. : KIVACA

    Malaya dilinde delirme. : AMOK

    Maldivler’in başkenti.:MALE

    Malezya’nın başkenti.:KUALA LUMPUR

    Malezya’nın para birimi. : RİNGGİT

    Malın satış değeri. : RAYİÇ

    Mali plakası.: RMM

    Mali’nin başkenti. : BAMAKO

    Malta humması.:KALAAZAR

    Maltalıların altı düz,pruva tarafında bir direği olan,küçük teknelerine
    verilen ad.:SİPARONER

    Manavadharmaşastra diye de adlandırılan Hindu yasalarının en önemli metnine
    verilen ad. : MANU SMRİTİ

    Manda bağırması.:BÖĞÜRME

    Manda pastırması. / Tuzlanıp kurutulmuş yiyecek: KAKAÇ

    Manda yavrusu. : MALAK

    Mangal. : KORLUK

    Manganezin simgesi. : MN

    Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın o olduğuna inanılan, doğurganlığıyla ünlü
    Frigya Kraliçesi. : NİOBE

    Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkında bir yayla.:ATALAN

    Mankafa , sersem.: SEME

    Mantar bilimi. : MİKOLOJİ

    Mantar enzim karışımı. : SAMA

    Mantar meşesi.Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe.:SEZÜ

    Mantar.:MİKOZ

    Mantık. : ESEME

    Mantıkta önerilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla ileri sürülen tasım. :
    EPİKEREM

    Mantıkta ve felsefede küçük önerme.:MİNÖR

    Mantıkta,birbirine bağlı iki önermeden sonraki.: SONURTU

    Marangozların dört köşe delik açmakta kullandıkları alet.: ECENE

    Marangozlukta tahta üzerine boydan boya açılan,kesiti kare veya dikdörtgen
    biçiminde kanal.: KİNİŞ

    Maranta adlı kamıştan elde edilen ve bebek maması yapılan un. : ARAROT

    Mardin ilinde yaşayan Hıristiyan Nasturiler’e verilen ad. : ASURİLER

    Mardin’in geleneksel sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad.: ABBARA

    Marksist terminolojide , proletaryanın sınıf bilincinden yoksun alt
    tabakasına verilen ad. : LUMPEN

    Marksist terminolojide,dünyayı dönüştürmeyi amaçlayan etkinliklerin
    tümü.:PRAKSİS

    Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde yer alan Yıldız dağlarının eski
    adı.:ISTRANCA

    Marmara denizinde turistik bir ada. : AVŞA

    Martıya benzer bir deniz kuşu. : FULMAR

    Masaj aktiviteli havuzlu banyo,sağlık havuzu. : JAKUZİ

    Masif. : SOM

    Maskeli balolarda giyilen kukuletalı uzun giysi. : DOMİNO

    Mason.: FARMASON

    Matbaacılıkta sürtme yoluyla kağıt veya düzgün bir yüzeye aktarılan grafik
    karakteri. : LETRASET

    Matematiğin sayıları,bunların arasındaki bağıntıları ve işlemleri konu alan
    dalı.:ARİTMETİK

    Matematik. : RİYAZİYE

    Matematikte çizgilerle ilgili olan.:LİNEER

    Matematikte,aynı cinsten onluk bir küme.:DESTE

    Matematikte,bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen
    doğru.:TEĞET

    Matematikte,herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her
    biri.:ASKAT

    Matematikte,karmaşık geometrik şekillerin ortak adı. : FAKTAL

    Matematikte,türevi bilinmeyen fonksiyon.:İNTEGRAL

    Maun da denilen bir ağaç. : AKAJU

    Mavi hareli ela göz. :ÇAKIR

    Mavi ile yeşil arası bir renk.:CAM GÖBEĞİ

    Mavi kantaron,peygamber çiçeği.:BELEMİR

    Mavi peri kuşu.:İRENA

    Mavi renkli değerli bir taş. : FİRUZE

    Mavi. : MAİ

    Mavimsi beyaz renkte parlak yüzlü bir maden veya bu madenden yapılmış
    eşya.:ÇİNKO

    Mavimsi bir göz rengi.:ÇAKIR

    Mavimtırak esmer renkte katı bir element.:İYOT

    Maya. :FERMENT

    Mayakovski’nin başını çektiği eski Sovyet edebiyat grubu. : LEF

    Mayakovski’nin sevgilisi.: LİLİBRİK

    Mayalanma. : FERMANTASYON

    Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.:
    SAKE

    Mayalar’da yağmur tanrısı. : CHAC

    Mayalı hamurdan,içine çeşitli katkılar konarak hazırlanan bir tür kokulu
    çörek.:NOKUL

    Mayasız hamurdan yapılan,peynirli veya peynirsiz pide,yufka.:KATLAMA

    Maydanozgillerden 20-60 cm boyunda bir bitki,kara kimyon.:KİŞNİŞ

    Maydanozgillerden bir bitki ve bunun kokulu tohumu.:ÇEMEN

    Maydanozgillerden bir bitki.:REZENE : NARDİN

    Maydanozgillerden uyuşturucu ve zehirli bir bitki.:BALDIRAN

    Maydanozgillerden,hamur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan bir
    bitki.:ANASON

    Maydanozgillerden,ince yapraklı,bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir
    bitki.: DEREOTU

    Maydanozgillerden,kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir
    bitki.:KEREVİZ

    Maymun türü. : LANGUR

    Maymunlar dahil memeliler takımı. : PRİMAT

    Mecazen beceriksiz,başarısız,dikkate alınmayan.: TATARAĞASI

    Mecazen serserilerin,külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.Kaba
    konuşma.: ARGO

    Meclis,toplantı.:NADİ

    Mehter müziğinde yer alan ve iki değnekle vurularak çalınan davul, bir tür
    kös. :NAKKARE

    Mekanik ve elektrikli sistemlerde kayma sürtünmesi yerine bir yuvarlanma
    sürtünmesi sağlayarak enerji kayıplarını azaltmak için yataklar ile dişliler
    arasına yerleştirilen parça.Bilyalı yatak.:RULMAN

    Mekanik. : MİHANİKİ

    Mekansız. : LAMEKAN : BİMEKAN

    Mekke ve Medine’de oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle
    gönderilen parayı taşıyan topluluk. : SÜRRE ALAYI

    Mekke’de kutsal tepe.:MERVE

    Mekke’nin kuzeydoğusunda Hz Muhammed’in Allah’tan ilk buyruğu aldığı dağ.:
    HİRA

    Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama geldikleri noktalar. : NİKAT

    Meksika’da mısır unuyla yapılan ekmeğe verilen ad. : TORTİLLA

    Meksika’da yabani olarak yetişen bir ağacın yapraklarından çıkarılan
    bitkisel lif.:TAMPİKO

    Meksika’da yetişen ve tohumlarından elde edilen yağı kozmetik sanayinde
    kullanılan bir bitki. : JOJOBA

    Meksika’ya özgü bir tür mısır ekmeği.:TAKO

    Meksika’ya özgü sert bir içki.:TEKİLA

    Meksika’ya özgü,bir tür mısır ekmeği.: TAKO

    Meleke.: YETİ

    Melez bir koyun cinsi.:DAĞLIÇ

    Melez,kırma. : METİS : AZMA: KIRIK

    Melodi. : EZGİ

    Melun ,kovulmuş,lanetlenmiş,istenmeyen. : LAİN

    Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç. : TİRLE

    Meme emen çocuk. : REDİ

    Meme. : EMCEK

    Memleket. : SILA

    Memur maaş,derece ve miktarını gösteren cetvel.:BAREM

    Menteşe. : REZE

    Menzil,amaç. : EREK

    Mercan köşk.: ŞİLE

    Mercimekten az büyük ,buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç,melengiç.:
    ÇİTLEMBİK

    Merdiven basamağı. : AYAKÇAK

    Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe.:MUKARNAS

    Merdiven parmaklığı. : TRABZAN

    Merkez. :ÖZEK

    Merkür.Güneşe en yakın gezegen. : UTARİT

    Mermi olarak çakıl taşı atan bir tür top.:ÇAKALOZ


    Mermilerin namlu içinde veya dışındaki hareketlerini inceleyen bilim
    dalı.:BALİSTİK

    Mersin ağacının nohut büyüklüğünde ve morumsu siyah renkli meyvesi.
:HAMBELES

    Mersin balığı türü. : ÇIĞA

    Mersin’deki antik bir kent.:URA

    Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin eski adı.:NAMRUN

    Mersin’in Silifke ilçesinde antik bir kent.:OLBA

    Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy
    Türk mutasavvıfı ve hekimi. : MERKEZ EFENDİ

    Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse.: BEZİRGAN

    Meslek,uzmanlık. : KARİYER

    Meşe palamudu. : PELİT

    Meşime,son. : ETENE

    Meşin keskisi. TEBER :

    Meşin torba.:DAĞARCIK

    Meşinden yapılan döşek, sofra örtüsü. : NAT

    Meşru olmayan çocuk.:ANSIZ

    Metal büyük tepsi.:SİNİ

    Metal çubuk ve borulara diş açan aygıt.: PAFTA

    Metal paranın resimli yanı.:TURA

    Metal parlatma aracı. : MISKALA

    Metal saplama. : PİM

    Metal yada tahta üzerine kazıldıktan sonra basılan resim.:ESTAMP

    Metal,toprak gibi şeylerden yapılmış,ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen küçük
    kap.:MAŞRAPA

    Metalleri birleştirmede kullanılan,kalay ve kurşun alaşımlarının genel
    adı.:LEHİM

    Metrekare de 1 kandela’ya eşdeğer ışıltı birimi. : NİT

    Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi.
    : ANGSTRÖM

    Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana
    açıp dönerek yaptıkları ayin.: SEMA

    Meydan korkusu. : AGORAFOBİ

    Meyhane. : HARABAT: HANUT

    Meyve koparmak için ucuna üçlü yada dörtlü bir çatal geçirilmiş sırık.:LALE

    Meyve kurusu. : KAK

    Meyve posası. : CİBRE

    Meyve salkımlarına verilen ad.:UNKUD

    Meyve sebze satmak için yapılmış eğreti dükkan.:SALAŞ

    Meyve şekeri,früktoz.:LEVÜLOZ

    Meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş.:KARATAVUK

    Mezar anıt taşı.:BALBAL

    Mezar,gömüt.:KABİR : SİN

    Mezar,kabir. : MERKAT

    Mezar. : SİN

    Mezhebini gizleme. : TAKİYE

    Mezopotamya tanrısı Enki’ye verilen bir ad.:EA

    Mezopotamya’da gök tanrısı.:ANU

    Mezopotamya’da kullanılan eski bir hacim ölçüsü.: NEF

    Mezuniyet plakası. : BRÖVE

    Mıknatıs.:DEMİRKAPAN

    Mısır Güneş Tanrısı : . ATON

    Mısır hava tanrısı.: ŞU: SHU

    Mısır inanışında gök tanrısı. : NUT

    Mısır mitolojisinde ölülerin koruyucusu olan tanrı. : OSİRİS

    Mısır tanrısı. : SETH

    Mısır turnası.:İBİS

    Mısır unu yemeği. : MAMALİKA

    Mısır unuyla yapılan yağlı bir yemek. : KAÇAMAK

    Mısır ve Suriye’deki geleneksel konutlarda sofa benzeri mekan. : KAA

    Mısır. : KOKOROZ : LAZUT

    Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu
    heykel.:SFENKS

    Mısır’da ölüler tanrısı. : ANUBİS

    Mısır’ın plakası. : ET

    Mısırlıların ölüler ülkesine verdikleri ad.:İALU

    Mızmız,sevimsiz. : SİNAMEKİ

    Mızrak. : CIDA

    Mızrap,çalgıç. : PENA: TEZENE

    Mihrace.: MAHARANİ

    Miken kralı. : ORESTES

    Mikrobik hastalıklar.:İNTANİYE

    Mikrobiyoloji.:BAKTERİYOLOJİ

    Mikropla oluşan,mikroplu. : İNTANİ

    Mikroptan ileri gelen hastalık.:İNTAN

    Milas ovasında bir dağ.:SODRA

    Milas’ın eski adı. : MYLASA

    Milli yada mahalli konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik eseri. :
    RAPSODİ

    Milliyetçi ve terörist,1929’da kurulan Hırvat derneği.:USTAŞA

    Mimarlığın şehir düzeni ile uğraşan kolu. Şehircilik.: URBANİZM

    Mimarlıkta sahın anlamında kullanılan sözcük.:NEF

    Miras,bırakıt. : TEREKE

    Mirasçılar arasında mirası paylaştıran ve yetimlerin hakkını koruyup idare
    eden şeriat memuru.:KASSAM

    Mis keçisine benzer bir hayvan. : LERCİ

    Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.:MADİK

    Miskin,aptal,mıymıntı. : SÜMSÜK

    Misvak ağacı. : ERKE

    Mitoloji. : ESATİR

    Mobilya kasası.: BAZA

    Mobilya koruyucu madde.:VERNİK

    Mobilyacılıkta dış yüzeylerin kaplanmasında kullanılan,dış etkenlere
    dayanıklı plastik bir malzeme. : LAMİNAT

    Mobilyaların ve otomobil koltuklarının kaplanmasında kullanılan döşemelik
    bir kumaş cinsi.: ALKANTARA

    Modacılıkta ve dekorasyonda kullanılan,deri taklidi sentetik malzeme.:SKAY

    Modern mantık.:LOJİSTİK

    Modern Yunanca. : ELENİKA

    Moğolistan’ın başkenti.: ULANBATOR

    Moğollarda vergi toplamakla görevli devlet memuru.:AVAN

    Molibdenin simgesi. : MO

    Monist.:TEKÇİ

    Mora çalan kırmızı renk. : BORDO.: GALİBARDA

    Mora dönük canlı kırmızı renk:. RUBİ

    Mora yarımadasını Yunanistan’dan ayıran boğaz.: KORENT

    Moral gerçeği ve değerleri reddeden bir öğreti.Her türlü siyasal düzeni
    inkar eden ve toplumun birey üzerinde hiçbir baskısını kabul etmeyen görüş.
    : NİHİLİZM

    Moritanya’nın para birimi. : UGİYA

    Motif. : ÖRGE

    Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş
    yarım ay biçimindeki alet.: BALATA

    Motorlu araçlarda sarsıntıyı en aza indirmeye yarayan düzen. :AMORTİSÖR

    Motorlu kara taşıtlarında direksiyon ile tekerlekler arasındaki bağlantıyı
    sağlayan demir çubuk. : ROT

    Motorlu taşıtlarda yedek olarak bulundurulan tekerlek. : STEPNE

    Motorlu taşıtların yüksek devirde çalışması için fazla benzin akışını
    sağlayan alet.:JİKLE

    Motorlu tulumba : MOTOPOMP

    Motorsuz büyük tekne. : MAVNA

    Mozambik’in başkenti. : MAPUTO

    Mozart’ın,Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası.:ZAİDE

    Mucizeler. Bacakların yere basan bölümü. : AYAT

    Muğla ilinde antik bir Likya kenti. : TLOS

    Muğla’da koy. : KATRANCI

    Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınlarındaki antik
    kent.:KAUNOS

    Muhasebeci,sayman.:AMAREGİR

    Mum.: ŞEM

    Muma batırılmış fitil.:ŞAMA

    Mumlu boya ile yapılmış aziz resimlerine Hıristiyanların verdikleri ad.:
İKON

    Mumun hammaddesi.:PARAFİN

    Musa’nın gönderdiği 12 kaşiften biri. : KALEB

    Musevi din adamı. : HAHAM

    Musluksuz su borusu.: LÜLE

    Musul bölgesinde yaygın bulunan,Tanrının iyiliği,şeytanın kötülüğü temsil
    ettiğine,Tanrı ile Şeytan arasında sürekli bir tartışma olduğuna inanan bir
    İslam mezhebi.:YEZİDİ

    Mutfakta bulaşık teknesi. : EVİYE

    Mutlaka.:LACEREM

    Mutlu,dileğine ulaşmış.:BERHÜDAR

    Mücevher.:CEVAHİR

    Mühendis cetveli.: TE

    Müjde,iyi haber.:BEŞARET

    Müjde.: SAVA

    Mükemmel. : OFLAS

    Münazara.:CEDEL

    Mürekkep balığından elde edilen koyu siyah boyaya ve bu boya ile yapılan
    resimlere verilen ad./ Mürekkep balığı. : SEPYA

    Mürekkep hokkalarına konan ham ipek. : LİKA

    Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmak için kağıt üzerine serpilen çok ince ve
    renkli kum. : RIH

    Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant. : AHİT

    Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad. : NASRANİ

    Müslüman olmayanlar. : KEFERE

    Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse.:RUM

    Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek
    amacıyla kestikleri kurban. : AFİKA

    Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri. : LAT: MENAT: UZZA

    Müstahkem mevki. : OR

    Müşteri yıldızı.: ERENDİZ

    Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen,temelinde dinsel
    duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.: SEMAH

    Müzikli ve konuşmalı bölümlerin bir arada olduğu hafif konulu sahne
    gösterisi. : OPERET

    Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok
    sesin bir arada tınlaması. : AKOR

    Müzikte beşli.:KENTET

    Müzikte bir akor oluşturan seslerin birbiri ardına çalınması. : ARPEJ

    Müzikte bir sesin yarım ses kalınlaşacağını belirten nota işareti : BEMOL

    Müzikte dörtlü.:KUARTET

    Müzikte geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran beste: NOKTÜRN

    Müzikte ikili.:DUO

    Müzikte makam. : TONALİTE

    Müzikte sus işareti. : ES

    Müzikte üçlü. : TRİO

    Müzikte yapıt. : OPUS

    Müzikte yarı yavaş,orta hızda.:ANDANTE

    Müzikte,ana motifin tekrarlandığı hareketli bölümlerin ana parçadan
    ayrılarak tekrarlanmasından elde edilen soyut parça. : RERONDO

    Müzisyenlerin topladığı bahşiş. :ALATURA   Alıntı
  
    N

    Nabız atışlarını kaydeden alet.:SFİGMOGRAF

    Naiplik.:NİYABET

    Nakitler,paralar. : NUKUT

    Nalıncı çivisi. : KABARA

    Namaz. : SALAT

    Namazda ayakta durma.:KIYAM

    Namazlar.: SALAVAT

    Namlusu ince, sivri ve hafifçe eğik uzun İspanyol bıçağı. Keskin İspanyol
    bıçağı. : NAVAHARİ : NAVAJA

    Namlusu genellikle yivli,kısa ve hafif bir tüfek.:KARABİNA

    Namlusu kısa,kurşun atan bir çeşit küçük tüfek.:FİLİNTA

    Namuslu,iffetli kadın.:AFİFE

    Namuslu,iffetli. Temiz.: SİLİ

    Namuslu.:DAVER

    Napoli balıkçılarının söylediği halk türküleri.:NAPOLİTEN

    Napoli mafyasına verilen ad. : CAMORRA

    Napolyon döneminde Fransa’da ve Avrupa’da yaygın olan yapı,mobilya ve giyim
    biçemi.:AMPİR

    Nar çiçeği rengi.:VERMİYON

    Nar çiçeği renginde bir süs taşı. : GRENA

    Nar,erik,kızılcık gibi yemişlerden yapılan pekmez. : NARDENK

    Nargile ile içilen bir tütün cinsi. : TÖMBEKİ

    Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun
    ve bükülgen boru.:MARPUÇ

    Narin,nazenin. : YEPELEK

    Nasıl,niçin.: NİTE

    Nazım Hikmet’in Akşam gazetesine yazdığı yazılarda kullandığı takma ad .
    :ORHAN SELİM

    Nazım Hikmet’in soyadı. : RAN

    Nazi hücum kıtası. : SA

    Nazi partisinin askeri polis örgütünü simgeleyen harfler. : SS

    Negatif uç. : KATOT

    Neon’un simgesi. : NE

    Nepal ve Tibet’te silah olarak kullanılan ağır pala.:KUKRİ

    Nesne,şey. : NEN

    Nesnel. : AFAKİ

    Neşeli olmak. : ŞETARET

    Neşeli,hareketli,sokulgan.:CİVELEK

    Neyzen Tevfik’in bir şiir kitabı. : HİÇ

    Nezle. : NEVAZİL: İNGİN : DUMAĞI


    Nijerya para birimi. : NAİRA

    Nikaragua plakası. : NİC

    Nilüfer cinsinden bir çok bitkiye verilen genel ad.:LOTUS

    Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından
    sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık
    serpilerek sunulan bir tatlı türü.:SU MUHALLEBİSİ

    Nişasta,şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tür
    tatlı.:PELTE

    Nişasta.: KET

    Nişastanın sindirilmesine yarayan,tükürükte bulunan bir enzim.:PTİYALİN

    Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. : AMİLAZ

    Nitelik,özellik,ölçü.:UZANIM

    Niteliksiz odun kömürü.:MARSIK

    Nitrik asidin halk arasındaki adı. : KEZZAP

    Noel Baba olduğuna inanılan efsanevi aziz.:AYANİKOLA

    Noel yortusu. : NATİVİTAS

    Nohut,patates,tahin ve soğanla yapılan bir tür meze.:TOPİK

    Nohutla yapılan bir yemek. : FALAFEL

    Nokta ve çizgilerden oluşan bir alfabe kullanan telgraf sistemi.:MORS

    Noktalar. : NUKAT

    Normal olarak yalnızca şizofrenlerde,düş görenlerde ve dinsel coşkuyla
    kendinden geçen kişilerde görülen ruh durumuna benzer etkiler yaratan
    maddelerin ortak adı,psikomimetik.:HALÜSİNOJEN

    Norveç,İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik
    yamaçlı,derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında
    kalmasıyla oluşan körfez.:FİYORT

    Norveç’te kent. : STAVANGER

    Notada bir sesin yarım ton inceltildiğini gösteren işaret.:DİYEZ

    Notaları değerlerine göre seslendirmeyi amaçlayan müzik çalışması.:SOLFEJ

    Noter. : KATİBİADİL

    nuca bağlanmamış.:MUALLAK

    Nurdan varlık.:MELEK

    Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.:KASABA: MAYIS SIKINTISI: UZAK

    Nüans. : ANAT

    Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.:MEGATON

    Nükleer birleşme. : FÜZYON

    Nükleer bölünme. : FİZYON

    Nyobyum’un simgesi. : NB   Alıntı
    O

    Obur.. : HIRA

    Oburlar.:EKELE

    Ocak ayının 28’inde başlayan fırtına. : AYANDON

    Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaştırıcı mercek.:BÜYÜTEÇ

    Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası.: SALAMANDRA

    Odun kömürü. : ALAS

    Odun liflerini içinde bulunabilecek yabancı maddelerden arıtma
    ünitesi.:RAFİNATÖR

    Odunu tornacılık ve kaplamacılıkta kullanılan,kömürü ile karakalem resim
    yapılan küçük bir ağaç.:İĞAĞACI

    Odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç. : BAKAM

    Odunundan tarak,kaşık yapılan çok sert kereste veren bir ağaç. : ŞİMŞİR

    Oğlancı.:LUTİ

    Oğul otu. :MELİSA

    Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. : EĞMÜR

    Oğuzların Bozok kolundan bir Türkmen boyu olarak Selçuklularla birlikte
    Anadolu’ya gelen ve Osmanlı hanedanının kökenini oluşturan konar göçer
    topluluk.:KAYILAR

    Ok atan,okçu.:TİRENDAZ

    Ok torbası,kılıfı. : SADAK : GEDELEÇ

    Ok. : TİR

    Okuma yitimi. : ALEKSİ

    Okun kirişe geçen ucundaki kertik.:GEZ

    Okutman. : LEKTÖR

    Okuyucu,okur. : KARİ

    Okyanus bilimi. : OŞİNOGRAFİ

    Okyanus rüzgarı. : ALİZE

    Okyanusların çok derin yeri. : ABİS

    Olağanüstülüğüne inanılan düşsel sıvı.Büyülü içki. : İKSİR

    Olası,olabilir. : MUHTEMEL

    Olay. : FENOMEN

    Olgunlaşınca kendiliğinden çatlayıp açılmayan,tek odacıklı ve tek tek
    tohumlu kuru meyve.:AKEN

    Olgunluk sınavı. : BAKALORYA

    Olta veya tuzağa konulan yem.:BEN

    Oltaya yerleştirilen düzenek.:MASARA

    Oluntu. : EPİZOT

    Omlet . : KAYGANA

    Omurgalıların karaciğerinden salgılanan kahverengimsi sarı renkte safra
    pigmentine verilen ad. : BİLİRUBİN

    Omuzdan bele çapraz olarak inen kılıç askısı. : HAMAİL

    Omuzdan çapraz olarak bele inen bağ.:HAMAİL

    Omuzluk. :APOLET

    On beşinci asırda önce İtalya’da başlayan sonra Avrupa’ya yayılan sanat ve
    bilim. : RÖNESANS

    On dokuzuncu asırda Fransa’da ortaya çıkan ve iki kişiyle oynanan bir kağıt
    oyununa verilen ad. : EKARTE

    On altı taşla oynanan bir zeka oyunu.:DAMA

    On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda İskoçya ve Kuzey İngiltere’de,on
    sekizinci yüzyıldan başlayarak da İrlanda’da yaygın olan ve genellikle tek
    başına yapılan halk dansı.:JİG

    On beş beyitten az olmayan,bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit
    ile uyaklı bulunan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı
    manzumesi.:KASİDE

    On birinci yüzyılın ikinci yarısında İzmir’e egemen olarak Anadolu
    kıyılarında ilk Türk donanmasını kuran Türk Beyi. : ÇAKABEY

    On dokuzuncu asır sonlarında Fransa’da natüralistlere karşı çıkan sembolizm
    akımına öncülük etmiş olan sanatçılara verilen ad.:DEKADAN

    On dokuzuncu asırda İstanbul tiyatrolarında ortaya çıkan eğlendirici şarkı.
    : KANTO

    On dokuzuncu asırdan başlayarak İstanbul’da gerçekleştirilen renkli çizgili
    ve hareli cam eşyaya verilen ad.Noktalı yada dumanlı sırça,işlemeli cam işi.
    :ÇEŞMİBÜLBÜL

    On dördüncü asırda Fransa’da kullanılmaya başlanan,taşınabilir ateşli silah.
    : ARKEBÜZ

    On dördüncü asırda kullanılan ince,uzun çoğu kez üç köşeli hançer.: ALENAS

    On dördüncü asırda Orta Anadolu’da kurulmuş Türk beyliği. : ERETNA

    On iki düzine. : GROSA

    On iki hayvanlı eski Türk takviminde timsah yılına verilen ad.: NEK

    On iki imamdan biri. : TAKİ

    On iki parmak bağırsağının şişkince olan başlangıç bölümü. : BULBUS

    On ikinci yüzyılda Selçuklular döneminde İran’ın Kaşan kentinde üretilen bir
    tür seramik.:LAKABİ

    On para değerinde olan sikke.:METELİK

    On sekizinci asırdan başlayarak Fransa’da gelişen bir edebi tür.:FANTASTİK

    On tabanlı logaritmanın kısaltması.:LOG

    On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda
    daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad. : MAGNACARTA

    On yedinci asırdan On dokuzuncu asra kadar kıyı taşımacılığında ve iç
    sularda kullanılan küçük Hollanda yelkenlisi. : KAAG

    Onbeş ve bazen elli altmış kilo çeken sinagrite benzer bir balık. : AKYA

    Ondan sonra.:BADEHU

    Ongun. TOTEM :

    Onun için.:BİNAENALEYH

    Onurlu,şerefli.: ALİCENAP

    Onurlu,yüce gönüllü. : ALİCENAP

    Operada tek solist tarafından söylenen şarkı.: ARYA

    Operada,perde açılmadan önce orkestranın çaldığı parça.: UVERTÜR

    Operalarda baş kadın rolünü oynayan oyuncu. : PRİMADONNA

    Operatör.:CERRAH

    Optik aletlerde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi. :
    OKÜLER

    Optik kaydırma. : ZUM

    Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad.:ZİRİTLA

    Organ aktarımı.:TRANSPLANTASYON

    Organ katılaşması. : SKLEROZ

    Organik kimyada bir önek. : NOR

    Organizmada darbeyle oluşan bozukluk. : TRAVMA

    Organizmada oluşan bir sıvının akışının durması. : STAZ

    Organizmanın 24 saatlik madde ve enerji ihtiyacını karşılayan besinlerin
    çeşidi ve miktarı.:RASYON

    Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının
    organizmanın başka bir yerine sıçraması. : METASTAZ

    Orhan Boran’ın yarattığı radyo oyunu tipi.:YUKİ

    Orhan Hançerlioğlu’nun bir romanı.: ALİ

    Orman gülü. : AÇELYA

    Ormanlara zararlı bir böcek. : KESE

    Ormanlarda oldukça yaygın bir mantar türü.:AMANİTA

    Orta çağda Fransa’da derebeyinin maddi ve manevi esareti altında bulunan
    kimse. : VASSAL

    Orta Karadeniz yöresinde dokunan kalın ve dayanıklı bir tür kumaşa: KAZAKA

    Orta ve doğu Avrupalı Yahudilere verilen ad. : ESKENAZİ

    Orta Anadolu’da bir göl.:EBER

    Orta Anadolu’da bir ilk çağ yerleşmesi.:ABARNA

    Orta Anadolu’da Kızılırmak kıvrımı içinde kalan bölgenin eski çağlardaki
    adı. : HATTİ

    Orta Asya Türkleri ve Hintliler arasında yaygın olan telli bir çalgı. :
DUTAR

    Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen
    ad. : BARK

    Orta Avrupa’da bir göl. : BALATON

    Orta boylu,düşük kulaklı,tüyleri kısa bir tür av köpeği.:KOPOY

    Orta çağda okyanusta kullanılmış yelkenli büyük gemi. : NEF

    Orta çağdaki Breton saz şairlerinin aracılığıyla ortaya çıkan,biri
    anlatımsal,diğeri de lirik iki şiir türünün adı. : LAİ

    Orta irilikte bir deniz kuşu.:YELKOVAN

    Orta kaldırım.: REFÜJ

    Orta oyunu ve Karagöz’de Yahudi tiplemesine verilen ad. : CUD

    Orta oyununda ,Karagözde Rum tipi. : BALAMA

    Orta oyununda Kavuklu ile konuşarak oyunu açan oyuncu. : PİŞEKAR

    Orta oyununda taklitçi.: ZUHURİ

    Orta oyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan. : PALANKA

    Orta ve Doğu Avrupa kökenli Yahudilere verilen ad.:ASKENAZİ


    Orta,ara. : MEYAN

    Ortaçağda Avrupa’da kullanılmış bir tür eğri hançer.:ALENAS

    Ortaçağda nakliye gemisi.:BARÇA

    Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı.:ZUPAN

    Ortaçağda,şövalyelerin savaşta ve avda kullandığı,çoğu zaman zengin
    oymalarla işlenmiş fildişi boru.: OLİFANT

    Ortaçağın en önemli atış silahı.:ARBALET

    Ortadan kaldırma,yok etme. : İZALE

    Ortadoğu’da doğmuş Avrupalı. : LEVANTEN

    Ortadoğu’da ve Afrika’da görülen yerel frengi.:BEJEL

    Ortaklar. : ŞÜREKA

    Ortalama.:VASATİ

    Ortasında lagün bulunan Mercanada. : ATOL

    Ortodoks Hıristiyanların bağlı olduğu kilisenin başkanlarına verilen san. :
    PATRİK

    Ortodoks resmi.: İKON

    Oruç tutan,oruçlu.:SAİM

    Oryantalizm.:ŞARKİYAT

    Osman Gazi’nin kayınpederi.:EDEBALİ

    Osmaniye ilinde antik bir kent.:KASTABALA

    Osmaniye ilinde,ulusal park kaps***** alınan ünlü Hitit yerleşmesi.:KARATEPE

    Osmanlı devletinin yargı sisteminde Şeyhülislamdan sonra gelen en yüksek
    görevliye verilen ad. : KAZASKER

    Osmanlı mimarlığında çatı arasında veya dükkanların üstünde yer alan alçak
    tavanlı asma kat. : ŞİRVANİ

    Osmanlı borçları yönetimi. : DÜYUNU UMUMİYE

    Osmanlı da devlet malı otlaklardan alınan vergi. : OTLAKİYE

    Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü.:AKVA

    Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş
    sikke.:MECİDİYE

    Osmanlı devletinde celeplik yapanlara verilen ad. : İZLATKO

    Osmanlı devletinde din,yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri
    sınıfı ve bunların mesleği.:İLMİYE

    Osmanlı Devletinde has ahırın en büyük yöneticisi.:MİRAHUR

    Osmanlı devletinde iki alaydan oluşan askeri birlik.:LİVA

    Osmanlı Devletinde kadılara ve müderrislere verilen ad.: ULEMA

    Osmanlı devletinde kamu gelirlerini kiralamaya dayanan vergi toplama
    sistemi.:İLTİZAM

    Osmanlı devletinde padişahların hükümet anlayışları bakımından yönetiminden
    sorumlu oldukları halk. : EMANETULLAH

    Osmanlı Devletinde,Rumeli’de tutulan tevzi defterlerine verilen ad.:PURUZ

    Osmanlı devletinin ilk döneminde postacılık,kuryelik ve muhafızlık
    yapan,daha sonraki dönemlerde törenlerde yer alan asker sınıfı. : PEYK

    Osmanlı Devletinin Karadeniz’in kuzeyinde kalan sınır eyaleti.: ÖZİ

    Osmanlı Devletinin son saray ressamı olan İtalyan ressam. : FAUSTO ZONARO

    Osmanlı donanması askeri. : LEVENT

    Osmanlı donanmasında tümgenerale eş bir rütbe. : RİYALA

    Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.:SADIR

    Osmanlı idaresinde sancak beylerine verilen ad veya unvan.:BEYLERBEYİ

    Osmanlı İmparatorluğu zamanında Avrupa kıtasında kalan topraklarımıza
    verilen ad.:RUMELİ

    Osmanlı İmparatorluğunda , saraylarda türlü devlet hizmetleri için aday
    olarak yetiştirilen gençlere verilen ad. : İÇOĞLANI

    Osmanlı İmparatorluğunda başbakan.:SADRAZAM

    Osmanlı İmparatorluğunda deniz subay ve erlerine verilen ad.: TERSANELİ

    Osmanlı imparatorluğunda okul kitaplarının genel adı. : SUPARA

    Osmanlı İmparatorluğunda okul kitaplarının genel adı.: SUPARA

    Osmanlı imparatorluğunda Rumeli’de gece bekçilerine verilen ad. : PAZVANT

    Osmanlı İmparatorluğunda sipahilerin aldığı en büyük tımar.:ZEAMET

    Osmanlı İmparatorluğunun Trablus ve Bingazi’deki hurma ve zeytin ağaçlarıyla
    kuyulardan aldığı vergi.: LEZ

    Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri.:AKALEM

    Osmanlı mimarlığında,mukarnaslı başlıkların en üst bölümü. : ASABA

    Osmanlı padişahlarının her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere ocak
    ağalarına dağıttıkları yazlık giysi veya kumaş. : BAHARİYE

    Osmanlı sarayında bir lalanın altındaki acemilerin birbirine hitap
    biçimi.:LALADAŞ

    Osmanlı Sarayında bostancı,baltacı ve kapıcıların giydikleri kırmızı çuhadan
    veya keçeden yapılmış,yukarısı geniş ve kıvrık,boyu uzunca başlık.: BARATA

    Osmanlı sarayında karavaşlar arasından seçilen padişah gözdesi.:HASEKİ

    Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeyi aşan dirlik.:HAS

    Osmanlı’da gece bekçisi. : ASES

    Osmanlıca nasipsiz,kısmetsiz anlamında. : BİVAYE

    Osmanlıda ,Padişahın bir miktar toprağı birine mülki olarak veya gelirinden
    yararlanmak üzere vermesi. :IKTA

    Osmanlılar zamanında vergi ve haraç vermeyen Müslüman ahaliye verilen
    ad.:BERAYA

    Osmanlılarca Avusturya’ya ve halkına verilen ad.: NEMSE

    Osmanlılarda Rumeli’deki büyük toprak sahipleri.: GOSPODAR

    Osmanlılarda başkomutan.: SERDAR

    Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker: SARICA

    Osmanlılarda gümrük vergisi.:BAÇ

    Osmanlılarda hükümdarın ata binerken üzengisini tutan kişi.: RİKABDAR

    Osmanlılarda önceleri olağanüstü durumlarda,sonraları ise sürekli olarak
    toplanan vergiye verilen ad. : AVARIZ

    Osmanlılarda sancak beylerine verilen unvan:. BAN

    Osmanlılarda saraylarda hizmet eden hadımların genel adı,hadım ağası.:TAVAŞİ

    Osmanlılarda sınır nişanı. : URA

    Osmanlılarda topraksız köylüden alınan kazanç vergisi. : BADIHAVA

    Osmanlılarda vergi denetimi ve tahsili ile Maliyeye ilişkin soruşturmaları
    yapan memura verilen ad. :BAKIKULU

    Osmanlılarda yaygınlık kazanmış bir yazı türü.:DİVANİ

    Osmanlılarda yeni evlenen erkeklerden alınan vergi. :ARUSİYE

    Osmanlıların Avrupalılara,özellikle de Fransızlara verdikleri ad. : FRENK

    Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri ad.:NEMÇE

    Osmanlıların Cenova Cumhuriyetine verdikleri ad.:CENEVİZ

    Osmanlı-Rus savaşında Aziziye tabyalarındaki yararlılıklarıyla ün kazanmış
    Türk kadın kahraman.(1877-1978).:NENE HATUN

    Osmiyumun simgesi. : OS

    Otlak. : ÖRÜ

    Otlar,otlak.:ERA

    Otları inceleyen bilim dalı. : HERBOLOJ İ

    Otlatmak.:OTARMAK

    Otomobilin ön düzeninde yer alan parça.: ROTİL

    Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.: TRİPTİK

    Otsu bir bitki. : RAVENT

    Oturum.:CELSE

    Oturuş.Namazda,rekat sonlarında belli bir süre oturma. : KADE

    Ova. : YAZI

    Oval. : BEYZİ

    Ovarak sürülen ilaç. : LİNİMENT

    Oymacı,hak işleri yapan sanatçı.: HAKKAK

    Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi. :
    ANKİLOZ

    Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma
    gelmesi.:ANKİLOZ

    Oynayan (kuşbaz,kumarbaz,cambaz).: BAZ

    Oyun.:BAZİÇE

    Oyuna komiklik ve neşe katan beklenmedik söz veya hareket,gülüt.:GAG

    Oyunda berabere kalma. : PATA

    Oyunda kazanılan her parti.:KAMA

    Ozanların çaldığı telli bir Türk sazı. : KOPUZ   Alıntı
    Ö

    Öbek. : İLE

    Öbür dünya ile ilgili,ahret ile ilgili.:UHREVİ

    Öbür dünya.:DARI BEKA

    Öbür dünyada verilecek olan ceza.:UKUBET

    Ödünç mal. : ARE

    Ödünç verilmiş bir paranın,bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan
    faizlerinin ana paraya eklenmesi.:ANATOSİZM

    Ödünç verme. : İARE

    Ödünç,iğreti.,emanet. : ARİYET

    Öfke,kızgınlık.:CELAL

    Öfke,sinir.: HARAZA

    Ögeler. : ANASIR

    Öğrenim görmeyen,kendi kendini yetiştiren,çocuklara yönelik öyküler ve
    romanlarıyla tanınan,1996 yılında hayatını kaybeden yazarımız. : KEMALETTİN
    TUĞCU

    Öğretici. : DİDAKTİK

    Öğretim kuruluşlarında,öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre
    söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.:ÖZYÖNETİM

    Öğütülmüş susamın koyu sıvı durumu. :TAHİN

    Ökçesiz ve arkalıksız terlik veya pabuç.: ŞIPIDIK

    Öksürük otu da denilen ve sarı çiçekler açan otsu bir bitki.:KAVALAK

    ökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.: SAÇULA

    Öküz yemliği: AKERE

    Öküzgözü de denilen papatyaya benzer çiçek. : ARNİKA

    Ölçek. : MİKYAS : EŞEL

    Ölçü,kıstas. : KRİTER

    Ölçülerin başına konulduğunda onda bir anlamını veren bir önek.:DESİ

    Öldükten sonra İsa tarafından diriltildiğine inanılan adam. : AZİR

    Öldürme,telef etme,yok etme.: İTLAF

    Öldürücü hastalık salgını. : ÖLET

    Öldürülmüş.:MAKTUL

    Ölen yeniçerilerin çocuklarına verilen ad. : NANHAR

    Ölene yakılan ağıt.: SAĞU

    Ölmüş kimselerle cinsel ilişki kurma biçiminde kendini gösteren cinsel
    sapıklık. :NEKROFİLİ

    Ölü doğan kuzunun derisi.:BAĞAN

    Ölü yıkama. : GASİL

    Ölüler.:MEVTA

    Ölülerin yakıldığı yer. : KREMATORYUM

    Ölüm. : MEMAT: MEVT

    Ölümsüz ,ölmez. : LAYEMUT

    Ölümsüzlük suyu.:BENGİSU

    Ölümün ve ölme olayının psikososyal boyutlarıyla incelenmesi.: TANATOLOJİ

    Ölünün ruhunun azap çekmemesi için dağıtılan,ölenlerin kılınmamış namazları
    ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka. : ISKAT

    Ön taraf,cephe,karşı,yamaç. : ALNAÇ

    Ön. İŞİGAH

    Önalım. : ŞUFA

    Öncecilik. : İNİSİYATİF

    Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.: STRATEJİ

    Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama
    aleti.:MALAFA

    Önceden ödemede bulunarak süreli yayınlara alıcı olma işi : ABONE

    Önceden yazılmış ve gerekli süre içinde cevaplandırılmamış bir yazıyı
    yineleme.:TEKİT

    Öncesiz. : EZELİ


    Öncü.:AVANGARD

    Öndelik. : PEY

    Önel,vade . : MEHİL

    Önerme.:KAZİYE

    Önünde çelik kanadı bulunan paletli traktör.:DOZER

    Ördeğe benzer bir su kuşu.,av kuşu. : MEKE

    Ördeğe benzer,tüyleri kiremit renginde bir yaban kuşu.:ANGUT

    Ördekgillerden bir yaban kuşu.:ANGUT

    Örnek alınacak söz. : MESEL

    Örnek veya temel olarak alınan tek biçim.:STANDART

    Örnek,göstermelik,model.: MOSTRA

    Örnek. : NÜMUNE

    Örten,bağışlayan. : SETTAR

    Örtme,kapatma. : SETR

    Örtünme.:TESETTÜR

    Öte. : MAVERA

    Öteki dünya,ahiret.: UKBA

    Ötürü,dolayı. : NAŞİ

    Övendirenin ucuna çakılmış sivri demir çivi. : NODUL

    Över gibi görünüp yerme,yeriyormuş gibi görünüp övme sanatı.:İSTİDRAK

    Över gibi yerme,yeriyormuş gibi övme sanatı. : İSTİDRAK

    Övme. : SENA : SİTAYİŞ

    Özbek güreşi,yada ayakta judo’da denilen spor dalı. : KURAŞ

    Özdemir Asaf’ın soyadı. : ARUN

    Özdeş.: İDENTİK

    Özdeyiş. : KELAMIKİBAR

    Özel bir biçimleri olmayan maddeler için kullanılan sözcük.:AMORF

    Özel bir cam kap içinde likör,şarap,meyve ve maden suyu karıştırılarak
    hazırlanan içkiye verilen ad. : BOL

    Özel bir maya mantarıyla keçi veya inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan
    ekşi içecek.:KEFİR

    Özel bir şiir diliyle yazılmış yazılan epik İzlanda şiiri türü.:RİMUR

    Özel görev. : MİSYON

    Özel olarak erkeklere hizmet için yetiştirilmiş Japon kadını. : GEYŞA

    Özellikle Ayvalık yöresine özgü acıçaça’da denilen bir balık.: PAPALİNA

    Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzalyum klorür’e
    verilen ad.:ZEFİRAN

    Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.:TÖMBEKİ

    Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve
    zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.:MİYOSTENİ

    Özellikle resim yapımında kullanılan sentetik bir boya./Suda ezilmiş
    pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya. :
    AKRİLİK

    Özellikle sığırların kanını emen bir cins sinek. : İVEZ : (İVİZ)

    Özellikle Trakya yöresinde yetiştirilen sulu ve hoş kokulu bir kavun cinsi.
    : HASANBEY

    Özgün çizim,harita,plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılması
    yöntemi.Kalıptan çekilen resim kopyası. : OZALİT

    Öznel.:SÜBJEKTİF

    Özsu. : USARE

    Özümleme. : ANABOLİZMA

    Özür dileme. : İTİZAR

    Özür,kusur,bozukluk.: DEFO   Alıntı

      P

    Padişah ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmeleri dolayısıyla yazılan
    şiire verilen ad. : KUDUMİYE

    Padişah III. Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas. : İLHAMİ

    Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.: MABEYİN

    Padişah,sadrazam,vezirler ve yüksek dereceli devlet erkanının giydiği kavuk.
    : YUSUFİ

    Padişaha yakın olan görevliler,mabeyinciler. : KURENA

    Padişahın giyeceklerine bakan memur.:ÇUHADAR

    Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere
    verilen ad,Sultanlar.SELATİN

    Pafta.:YİVAÇAR

    Pakistan’da müzik eşliğinde ve koro halinde söylenen şiirlerden oluşan
    tasavvuf musikisi türü. :KAVVALİ

    Palamut balığının bir türü. : ALTIPARMAK

    Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad. : ZİNDANDELEN

    Palamut balığının iri bir türü.:PİÇUTA

    Palamut balığının irisi. : TORİK

    Palamut,torik gibi balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan
    salamura.:LAKERDA

    Palmiye türü.:LATANYA

    Paltoya benzer bir tür üstlük. : SAKO

    Pamuğu çekirdeğinden ayırmaya yarayan alet.:ÇIRÇIR

    Pamuk çeşidi:. AKALA

    Pamuk ipliği.Dikiş ipliği. : TİRE

    Pamuk ipliğinden dokunmuş havlu. : PEŞKİR

    Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. : SAVAN

    Pamuk ipliğini saran el çıkrığı.: ALAMİT

    Pamuk ipliğini veya bezini bol ve soğuk su ile yıkayarak ağartma işi.: KASAR
    : KASTAR

    Pamuk kale’nin mitolojik dönemlerdeki adı. : HİERAPOLİS

    Pamuk kozası. : ŞİF

    Pamuk yada ipekle karışık,pamuktan kalın,ensiz kumaş çeşidi. : KUTNU

    Pamuk,keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir tür kumaş.:POPLİN

    Pamuk,yün gibi şeylerden iplik eğirmek için kullanılan,ağaçtan yapılmış
    araç.: İĞ

    Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker
    tortu.:TRAVERTEN

    Pamuklu kumaş.:BASMA

    Pamuktan düz dokuma. : AMERİKAN

    Panama’nın para birimi.:BALBAO

    Panik. : ÜRKÜ

    Panzehir. : ANTİDOT: TİRYAK

    Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.:TUMŞUK

    Papağan. : TUTİ

    Papağana benzer bir kuş. : KAKADU

    Papağanla akraba küçük bir kuş. Endonezya ve Yeni Gine’de yaşayan bazı
    papağanların ortak adı. : LORİ

    Papalığın simgesi olan üç katlı taç.:TİARA

    Papua Yeni Gine’nin para birimi. : KİNA

    Para cüzdanı.:PORTFÖY

    Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi. : SİRE

    Paragraf başındaki büyük harf.: İNİSİYAL

    Paraguay çayı. : MATE

    Paraguay’ın başkenti. : ASUNCİON

    Paraguay’ın para birimi. : GUARANİ

    Paralel. : MUVAZİ

    Paralı oyunlarda kar ve zarar olmadığını belirtmekte kullanılan sözcük.:TAPİ

    Parça,lokma,dilim : TİKE

    Parça. : LİME

    Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleriyle olan ilgilerini
    araştıran yerbilim dalı. : TEKTONİK

    Parçalardan oluşmuş bütün.:İNTEGRAL

    Parçanın sevimli ve cana yakın çalınacağını anlatan müzik terimi. : AMABİLE

    Parıldayan. : DİRAHŞAN: LAMİ

    Parıltı. : LEMA

    Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal
    yaprak.: FOYA

    Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan hareket yeteneğinin
    kaybolması. :AKİNEZİ

    Parlak deri. : RUGAN

    Parlak pamuk ipliği. : PAMUKAKİ

    Parlak perkal olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.: SİNTZ

    Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.:MANDARİN

    Parlak ve saydam bir çeşit kuvars billuru.:NECEF TAŞI

    Parlak yıldız.:AYYUK

    Parlak yüzlü ipekli kumaş. : ATLAS

    Parlak,aydınlık. : RUŞEN

    Parlak,kaymak kağıt. : KUŞE

    Parlak,mavi renkli gündüz kelebeği. : ADONİS

    Parlak.: RUŞEN

    Parlak.:CELİ

    Parlaklığı geçici olarak artarak patlayan yıldız. : NOVA

    Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi.: DAKTİLOSKOPİ

    Parmaklara takılarak çalınan bir tür zil.: KASTANYET

    Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı alet.:ÇALPARA

    Parmaklarda oluşan iltihap.,tırnakta ağrılı şiş. : DOLAMA

    Parmaklık,korkuluk.: CAĞ

    Parola,işaret,alamet. : İM

    Pas açıcı.:ZİDA

    Pas.:KÜF

    Pasaklı,kılıksız.:LOKA

    Paskalya Adasındaki devasa heykellere verilen ad. : MOAİ

    Pasta hamuru. : ŞU

    Pasta,çörek. : GATO

    Pastacıların,terzilerin kullandığı dişli,küçük demir çark.: RULET

    Pastırmalı börek.:PAÇANGA

    Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta.: FEKÜL

    Patika. : YOLAK

    Patlak çukur.: MAAR

    Patlıcangillerden kötü kokulu bir bitki.:ADAMOTU

    Patlıcangillerden,çeşitli renkte çiçekler açan,kokulu bir süs
    bitkisi.:PETUNYA


    Patlıcangillerden,geniş yapraklı,kötü kokulu bir bitki,kankurutan.:ADAMOTU

    Patlıcangillerden,kasların kasılmasını giderdiği için hekimlikte kullanılan
    bir bitki.:TATULA

    Patolojide mantar.: MİKOZ

    Pay,hisse,nasip.:BEHRE

    Payı olmayan,pay almamış.: BİBEHRE

    Paylama,azar. : İTAP

    Pedro Almodovar’ın bir filmi.: ANNEM HAKKINDA HERŞEY:KONUŞ ONUNLA

    Pehlivanları çeşitli övgü ve dualarla seyirciye tanıtan kimse.:CAZGIR

    Pek bol,pek çok. : İBADULLAH

    Pek bol,pek çok.: İBADULLAH

    Pek çok bilgisayar ağını birbirine bağlayan ve kendine özgü bir adresleme
    sistemi ile iletişim protokolüne dayalı ağ;dünya ölçeğinde ağ.: İNTERNET

    Pekmez toprağı da denilen ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte
    kullanılan kille karışık kireçli toprak. : MARN

    Pekmezle kar karıştırılarak yapılan kar helvası. : KARSAMBAÇ

    Pekmezle yapılan bir tür tatlı.:KEDİBATMAZ

    Pelerin. : HARMANİ

    Pelerinli bir çeşit palto.:REGLAN

    Pembe dizi de denilen,gerçek yaşamdan kopuk TV dizilerine verilen ad. :
    SOAP-OPERA

    Pembe renkli şarap. : ROZE

    Pembe,beyaz çiçek açan,kışın yaprak dökmeyen,zehirli bir ağaççık. : ZAKKUM

    Pencere veya kapının üst yanında bulunan ve oda havasının değiştirilmesine
    yarayan açılır kapanır bölüm.:VASİSTAS

    Penye veya jarse tipi pamuklu örme kumaşlarda,genellikle tişört ve bluzlarda
    etek ve kol ağızlarını kapamada kullanılan dekoratif dikiş türü.:REÇME

    Perçem. : KAKÜL

    Perdeli bir üflemeli çalgı.:FAGOT

    Perslerde il yöneticisi,vali.: SATRAP

    Peru ve Bolivya’da yünü için yetiştirilen evcil alpaka türü. : PAKO

    Peru ve Patagonya arasında yaşayan bir geyik türü. : PUDU

    Peru’da mısırdan elde edilen bir içki. : ÇİÇA

    Peru’da yaşayan uzun tüylü bir memeli hayvan.:ALTES

    Pervane balığına verilen bir ad.:AY BALIĞI

    Pestil.:BASTIK

    Peşinat. Bir kimseye, pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü
    önceden vermek. : KAPARO

    Peygamber ağacı reçinesinden çıkarılan ve hekimlikte kullanılan bir
    sıvı.:GAYAKOL

    Peygamber çiçeği.:BELEMİR

    Peygamber. : YALVAÇ

    Peygamberimizin hane halkı. : EHLİBEYT

    Peygamberler. : ENBİYA

    Pırıltılı kristallerden oluşan doğal demir sülfürü. : PİRİT

    Pik. : FONT

    Piliç. : FERİK

    Piramit. : EHRAM

    Pirinci kabuğundan ayırmak için kullanılan dibek.:DİNK

    Pirinç ayıklamaya yarayan taş silindir. : DİNK

    Pirinç.:ERZ

    Pirinçli ve yoğurtlu ıspanak yemeği. : BORANİ

    Pirzola. : KOTLET

    Pis koku.:UFUNET

    Piston kolu.:BİYEL

    Pişirilmiş olan yemeğin üzerine parmesan,kaşar,dil peyniri gibi peynir
    çeşitlerinden birini rendeleyerek pişirmek. / Yemeğin üzerine beşamel sos
    dökerek yemek pişene ve sosun üzeri kızarana kadar fırında bekletmek.:GRATEN

    Pişman. : NADİM

    Pişmiş balçık.:ÇİNİ

    Pişmiş hamurla yenen,özellikle tavuğun göğüs etiyle hazırlanan bir tür
    çorba. : ARABAŞI

    Pişmiş toprak,cüruf ve beton karışımından yapılan kiriş,putrel ve nervürler
    arasına konulan delikli tuğla.: ASMOLEN

    Piyale,ayaklı içki kadehi. :AYAG: (EYAG)

    Plan. : TASAR

    Plazma sıvısının deri altı dokusuna ve seroz zarlara yaygın biçimde sızması.
    : ANAZARK

    Plili.:PLİSE

    Po nehrinin kolu olan bir ırmak. : PANARA

    Poker,konken gibi kimi oyunlarda aynı cins iki kağıda verilen ad.:PER

    Pokerde aynı renkten oluşan ama sıra izlemeyen beş karta verilen ad.:FLOŞ

    Pokerde kağıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin yere sürdükten sonra
    önünde fişi yada parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz.:TAPİ

    Pokerde ortaya konulması zorunlu para,: POT

    Pokerde rest. : SOLT

    Pokerde,sırayla birbirini izleyen değişik renkten beş karta verilen ad.:KENT

    Polonya para birimi. : ZLOTİ

    Polonya,Litvanya,Belarus ve Ukrayna’da siyasal erki üstlenen meclise verilen
    ad.:RADA

    Polonya’da millet meclisine verilen ad.: SEJM

    Porselen yapımında kullanılan bir çeşit beyaz ve gevrek kil.:KAOLİN

    Portekiz halk şarkısı.:FADO

    Portekiz’de ağaçlı dağlık kütle. : GERES

    Posta beygiri. : YAM

    Posta havalesi. : MANDAPOST

    Postu kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası./Antilop. : DAV

    Pozitif elektrot. : ANOT

    Pörsümek.:SALKIMAK

    Praseodim’in simgesi. : PR

    Pratik. : AMELİ : KILGIN

    Prensip,umde,ilke,din ve felsefe temellerinden biri./ Hipostaz. : UKNUM

    Prensip. : UMDE

    Protein sentezine yardımcı olan bir asit türü. Ribonükleik asit. : RNA

    Proton verebilen maddelerin genel adı.:ASİT

    Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu.:AKATAFAZİ

    Puan,nokta. : BENEK

    Pullu ve kılçıklı,küçük bir balık. : İZMARİT

    Put,totem,çok güzel kadın. : SANEM

    Pürüz alır. : RAYBA  

    R

    Rabindranath Tagore’un ünlü romanı. : GORA

    Raca. : MİHRACE

    Radyasyon dozu birimi.:REM

    Radyasyon ölçümlerinde kullanılan temel birim.:BEKEREL

    Radyasyon.:IŞINIM

    Radyo ve televizyon yayınlarında, film seslendirmelerinde, hareketleri
    izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik,
    kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi.: EFEKT

    Radyumun simgesi. : RA

    Raf. : SERGEN

    Rafadan. : ALAKOK

    Rahat eden. : MÜSTERİH

    Rahim,döl yatağı.:UTERUS

    Rahip,keşiş. : KARABAŞ

    Raket. : VURAÇ

    Rakı içilen masa. : ÇİLİNGİR SOFRASI

    Rakı konan 15- 20 cl’lik kulpsuz sürahilere verilen ad. : KARAFAKİ : KARAF

    Rakibin bedenini kollarıyla birlikte kavrayarak yana yada arkaya
    savurma,devirerek bastırma biçiminde uygulanan bir güreş oyunu.:SALTO

    Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli saatte yedikleri
    yemek.:SAHUR

    Rap başta olmak üzere 1980’lerin siyah ABD müziğini ve Newyork popunu içine
    alan müzik türlerinin genel adı.: HİPHOP

    Rapor. : YAZANAK

    Rasathane.:OBSERVATUAR

    Ray aralığı 60 cm eninde veya daha az olan,arabaları buhar,hayvan ve insan
    gücüyle yürütülen küçük demiryolu.:DEKOVİL

    Razı olma,uzlaşma. : MUVAFAKAT

    Reasürans şirketlerine işveren şirket. : SEDAN

    Recep ayının kandil olarak kutlanan ilk Cuma gecesi. : REGAİP

    Reçine sakızı.:MIRRA

    Reçine.Çam sakızı. : EDEMİK

    Reçinesi hekimlikte kullanılan bir ağaççık. : LADEN

    Refakat muhribi. : ESKORT

    Refik Halit Karay’ın mizah yazılarında kullandığı takma ad. : KİRPİ

    Rehin verme. : TERHİN

    Rekoru ele geçirme.,skoru yenileme. : EGALE

    Ren geyiği derisinden yapılmış Eskimo kayığı.:UMİAK

    Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen doğal kurşun oksit.: MASİKO

    Renk körlüğü. : DALTONİZM

    Renk yuvarı,renk küre. : KROMOSFER

    Renkler.Türlü renklerde olan. : ELVAN

    Renkli cam parçalarından oluşan saydam pencere süslemesi veya resim.:VİTRAY

    Renkser. : KROMATİK

    Resim çizmekte kullanılan,taflan çubuklarından yapılan kalem.: FÜZEN

    Resim ve heykel(yontu) sanatlarında varlıkların biçimi.:BETİ

    Resimde bir nesne veya figürü derinlik duygusu içinde verme yöntemi.:RAKURSİ

    Resimli. : MUSAVVER

    Resmi bir daireye yazılan mektuplar. : TAHRİRAT

    Resmi bir erkek ceketi. : REDİNGOT

    Resmi temsilci heyeti.:DELEGASYON

    Resmi törenlerde giyilen uzun etekli,eteğinin arkası beline kadar
    yırtmaçlı,siyah,resmi erkek ceketi.: FRAK

    Resmi ziyafet ve davetlerde erkeklerin giydikleri,arkası yırtmaçlı,etekleri
    uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş ceket. : JAKETATAY

    Ressam Gürkan Coşkun’un bilinen adı. : KOMET

    Ressam tarafından kullanılan boya hacmi. : PAT

    Rezene bitkisine verilen bir ad.:RAZİYANE

    Rezonans. : SESELİM

    Rıhtımın su üstünde kalan bölümü.:SOM

    Rivayet eden.:RAVİ

    Rize ilinde balıyla ünlü bir yayla. : ANZER

    Rize ilinde,aynı adlı balıyla ünlü bir yayla.:ANZER

    Rize yöresinde dokunan ince bez.: FERETİKO


    Rize-Erzurum karayolunda bir dağ ve geçit. : OVİT

    Rodyumun simgesi. : RH

    Roket atar.:BAZUKA

    Roma iffet tanrıçası. : DİANA

    Roma imparatorlarının tacı. : ATENA

    Roma imparatoru Sezar’ın geldim,gördüm,yendim anlamındaki ünlü
    sözü.:VENİ-VİDİ-VİCİ

    Roma mitolojisinde aşk tanrısı. : AMOR

    Roma mitolojisinde bereket ve toprak ürünleri tanrıçası.:OPS

    Roma mitolojisinde Jüpiter ve Mars’ın sıfatı. : ULTOR

    Roma sanatında,tapınak yada mezarlarda Tanrı heykelinin,ölü heykelinin yada
    kutsal eşyanın konulduğu küçük niş. : AEDİCULA

    Roma tanrısı. : LAR

    Roma’nın eski adı. : RİM

    Roma’yı tekrar görebilmek için,içine para atılması adet olan ünlü
    çeşme.:TREVİ

    Romalılarda tanrı olarak düşünülen ölü ruhları.: MANES

    Romanya para birimi. : LEY

    Romanya’nın plaka işareti. : RO

    Romatizma hastalıklarını tedavi eden tıp dalı. : ROMATOLOJİ

    Romen rakamında bin. : M

    Ruanda’nın başkenti.:KİGALİ

    Rubidyum’un simgesi. : RB

    Ruh biliminde nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi.Uza devim. :
    TELEKİNEZİ

    Ruh ve sinir hastalıklarıyla,kişide görülen önemli uyumsuzlukları
    önleme,teşhis ve tedavi etmeye uğraşan uzmanlık dalı.:PSİKİYATRİ

    Ruh. : TİN

    Ruhbilim.: PSİKOLOJİ

    Ruhsal bunaltı. : ANGOR

    Ruhsal yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan Hint felsefe sistemi.:YOGA

    Rulet oyununda 1-35 arasındaki tek sayılardan her biri.:EMPER

    Rum asıllı Türk besteciler.:ALEKO BACANOS-YORGO BACANOS

    Rumların kutsal saydıkları kaynak veya pınar. : AYAZMA

    Rus alfabesi. : KİRİL

    Rus dilinde evet. : DA

    Rus halk destanı veya rapsodisi. : BİLİNA

    Rus imparatorluk ailesinin toprak olarak sahip olduğu mülkler.: UDEL

    Rus komünisti.:BOLŞEVİK

    Rus köylü kadınların giydiği uzun elbise.:SARAFAN

    Rus köylü topluluğuna verilen ad. : MİR

    Rus köylüsü.: MUJİK

    Rus, Leh, Sırp, Hırvat, Bulgar ve Çek halklarına dillerindeki yakınlık
    dolayısıyla verilen ad. : SLAV

    Rusların ünlü destanı. : İGOR

    Rusya federasyonuna bağlı,doğu ucunda bir ada.:SAHALİN

    Rusya ikinci meclisi. : DUMA

    Rusya’da bir ırmak. : LENA

    Rusya’da kıyı ırmağı. : TAZ

    Rusya’da yaklaşık 15 bin kişinin konuştuğu Aramca lehçesi. : AYSOR

    Rusya’da,bir kazaya karşılık gelen yönetim bölümünü belirten Rusça sözcük. :
    RAYON

    Rusya’nın St. Petersburg kentinde 1764 yılında kurulmuş ünlü saray
    müzesi.:ERMİTAJ

    Rusya’ya özgü,taze krema ile birlikte yada yahninin yanı sıra sunulan veya
    yağda pişirilmiş,ayıklanmış karabuğday irmiği.:KAŞA

    Rutenyumun simgesi. : RU

    Rüşvet verenle alan arasında aracılık eden.:RAİŞ

    Rüyaları inceleyen bilim dalı. : ONİROLOJİ

    Rüzgar ve karla karışık yağan yağmur.:ÇIVGIN

    Rüzgar,şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava
    olayı.:BORAN

    Rüzgar,yel,hava,nefes, : BAD

    Rüzgarın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan
    yelkovan biçimindeki ağaç. : PİNEL

    Rüzgarın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan
    aygıt.:ANEMOMETRE    
            
    S

    Sabah ve öğle arası. : KUŞLUK

    Saban demirinin toprakta bıraktığı iz. : ÇİZİ

    Sabanın kaldırdığı toprak. : KESEK

    Sabit fikir,saplantı. : İDEFİKS

    Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan,üç veya dört kollu
    halat.:YOMA

    Sabun otu,çevgen.:ÇÖVEN

    Sac üstünde pişen yufkayı çevirmeye yarayan yassı tahta aygıt : ATARAÇ

    Sacda pişirilmiş yuvarlak pide. : BAZLAMA

    Saç kepeği,baş konağı.: DONRA

    Saç kıvrımı.: LÜLE

    Saç lülesi,zülüf.:BÜRÇÜK

    Saç örgüsü. : BELİK

    Saç tutturacağı. : FİRKETE

    Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.:MEÇ

    Saçma atan av tüfeği.:KAVAL

    Saçma sapan söz.:YAVE

    Saçma. : ABSÜRD

    Sadist. : ELEZER

    Sadrazam kavuğu.:KALLAVİ

    Sadrazamların veya devlet görevlilerinin padişaha verdikleri armağan. :
    RİKABİYE

    Saf yün,pamuk ve sentetik elyaf karışımı bir tür sert kumaş.:DRA

    Saf,tatlı su.:ZÜLAL

    Safra.Karaciğerin salgıladığı acı su. : ÖD

    Safran,amber ve misk karıştırılarak yapılan güzel bir koku.:ABİR

    Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi.:ZERDE

    Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç.:ZERDE

    Sagu’da denilen ve kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan nişastalı bir
    maddeye verilen ad. : HİNT İRMİĞİ

    Sağana benzer bir kuş. : SALANGAN

    Sağanak sırasında atmosfer elektriğinin boşalmasındaki parlak ışık.:ŞİMŞEK

    Sağır ve dilsiz. : AHRAZ

    Sağlam ve sert taş. : ÇİNKE

    Sağlam,kuvvetli. : EKİDE

    Sağlam.:BERK

    Sağlamlaştırılmış.: MÜSTAHKEM

    Sağlamlaştırma. : TAHKİM

    Sağlamlaştırmak.:BERKİTMEK

    Sağlık yurdu,hastane.:DARÜŞŞİFA

    Sahan altlığı. : NİHALE

    Sahip çıkanlar,tutanlar. Hz Muhammed’in meclisinde bulunan kimseler. :
SAHABE

    Sahip,iye. : IS

    Sahnede oynanmak için yazılmış oyun.:DRAM

    Sahte,düzmece. : CALİ

    Saka kuşu. :KUTAN

    Saka Türklerinin ünlü destanı,: ŞU

    Sakağı da denilen ve özellikle atlarda görülen ölümcül bir hayvan hastalığı.
    : RUAM

    Sakal. : LİHYE

    Sakarya ovasının diğer adı. : AKOVA

    Sakat,kötürüm,hasta.:AHNIT

    Sakat,malul.: SÖKEL

    Sakırga.:KENE

    Sakızla tatlandırılmış rakı. : MASTİKA

    Sakin deniz. : BONAÇA

    Sakinler,bir yerde oturanlar. : SEKENE

    Saklambaç oyunu. : EBEKAÇ

    Salamuraya yatırılmış yiyecekler için kullanılan sözcük. : MARİNE

    Salep bitkisi. : ASILMIŞ ADAM

    Salepgillerden,bataklık yerlerde yetişen bir bitki.: DANAKIRANOTU

    Salgın hastalık. : EPİDEMİ

    Salisilik asidin tuzu. : SALİSİLAT

    Salkım durumundaki mavi çiçekleri olan bir bitki. : LOBELYA

    Salkımsöğüt. Baklagillerden,sıcak iklimlerde bir çok çeşitleri yetişen ve
    zamk,boya gibi maddelerinden yararlanılan bir ağaç. : AKASYA

    Salya. : RİK

    Saman taşımak için arabalara konulan ince dallardan örülmüş büyük sepet veya
    çit.:ÇİTEN

    Saman ve çamur karışımı ilkel tuğla. : KERPİÇ

    Saman yığını.: TINAZ

    Samanından ayrılmamış arpa,buğday yığınları. : NAMLI

    Samanla karışık tahıl. : MALAMA

    Samanlık. : MEREK

    Samanyolu. : KEHKEŞAN

    Samaryumun simgesi. : SM

    Samit’de denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı,
    dilsiz.:LAL

    Samoa takımadaları devletinin para birimi.:TALA

    San Marino’nun plaka.:FARAZİ

    Sanal. : FARAZİ

    Sanayi ve tarımda kullanılan,tekerlekler üzerine kurulmuş,istenilen yere
    çekilebilen patlamalı motor veya buhar makinesi.:LOKOMOBİL

    Sanayi,endüstri. : URAN

    Sancağı,yelkeni veya sereni direkten aşağı alma.Yelken indirme. : ARİYA

    Sancak. : LİVA

    Sancı. : BURU

    Sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikmelere
    verilen ad.:MATAFORA

    Sanma,zannetme.:ZEHAP

    Sap ve kökünde bol tanen bulunan çok yıllık bir bitki.:KURTPENÇESİ

    Sap yüklemede ve harman aktarmada kullanılan tahta tarım aracı.:ANADUT

    Sapaklık,aykırılık. : ANOMALİ

    Sapı veya ortası omuza geçirilebilen tek veya iki gözlü bir tür çanta. :
    HEYBE

    Sapınç. : ABERASYON

    Sapındaki liflerden halat,çuval gibi kaba örgüler yapılan bir bitki.:KENEVİR

    Sapkınlık.:DALALET

    Saplantı,sabit fikir.:İDEFİKS

    Sapları ve yeşil çiçek tomurcukları sebze olarak yenen bir bitki.:BROKKOLİ

    Saplı tencere.:KAÇARULA

    Sara hastalığı. : EPİLEPSİ:TUTARIK: YİLBİK

    Sararmayı gidermek için beyaz çamaşırların son suyuna karıştırılan mavi
    renkte bir toz boya.:ÇİVİT

    Sararmış,solgun,sarı. : ZERD

    Saray.:DARÜSSAADE

    Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. : ENDERUN

    Sardalye yavrusu. APALİNA

    Sardunya adasının kuzeybatı kıyısında İtalya’ya ait bir ada.:ASİNARA

    Sarhoş olmak. : ESRİMEK

    Sarhoşlar. : MESTAN

    Sarhoşluk.:SEKR

    Sarı çiçekli,acı ve kokulu bir ot.:ANDIZOTU

    Sarı çiçekli,keskin kokulu bir bitki.(Turşulara lezzet ve koku vermek için
    kullanılır).:ÇÖRDÜK

    Sarı humma virüsü. : AMARİL

    Sarı renkli bir üzüm cinsi. : EMİRALİ

    Sarı tüylü kedi.:SARMAN

    Sarık.:DESTAR

    Sarımsağın antibiyotik etkisini gösteren maddelerinden biri.: ALİSİN

    Sarımsı yeşil renkli cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat. : OLİVİN .:
    PERİDOT

    Sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ipek kumaş.:ABANİ

    Sarısabır da denilen bir süs bitkisi. : AZVAY

    Sarkıt.:STALAKTİK

    Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme. : ANAVATA

    Sarmal. : HELİSEL

    Sarmaşık,tırmanıcı bitki. : AŞAK

    Sarp bölgede kurulmuş Kafkas dağ köyleri. : AUL

    Sarp geçit. : AKABE

    Sarp kayalık çıkıntı.:KORNİŞ

    Sarp sıradağlar.:BALKAN

    Sarp,dik.: YALMAN

    Satıcının,mal sahibi adına sattığı şeyden aldığı yüzdelik,satımlık. : PEYİKE


    Satır aralığı.:ESPAS

    Satışa başlamak.:SİFTAH

    Satrançta bir değerlendirme ve klasman sistemi.:ELO

    Satürn gezegeninin en büyük uydusu. : TİTAN

    Satürn’ün bir uydusu. : REA

    Savaş gemilerindeki asma yatak.:BRANDA

    Savaş meydanı. : MAREKE

    Savaşçı,okçu. : VAKKAS

    Savaşlarda giyilen zırh. : ÇOKAL

    Savaşta tutsak edilen veya satın alınan ve sahibinin üzerinde tam bir
    kullanım hakkı bulunan kadın.:KARAVAŞ

    Sayfa çevresine çekilen çizgi.: ZIH

    Sayfa düzeni.: MİZANPAJ

    Saygı ile ağırlama. : İZAZ

    Sayı boncuğu,çörkü. : ABAKÜS

    Sayı farkı. : AVERAJ

    Sayılar,harfler ve semboller kullanılarak açılan bir çeşit fal.:CİFİR

    Sayılmış. : MADU

    Sayım. Toplanma. : TADAT

    Sayısal. : DİJİTAL

    Sayma,sayılma. : AD

    Saymaca . : İTİBAR

    Saz takımında usul vurmaya yarayan tef. : DAİRE

    Saz veya kamıştan yapılmış kulübe.:HUĞ

    Saz,kamış,hasır otu. : KOFA : KİLİZ

    Sazan balığı familyasından bir tatlı su balığı.:AKKEFAL

    Sazan familyasından vücudu yandan basık,sarı pullu,eti tatsız,kılçıklı bir
    tatlı su balığına verilen ad. : ÇAPAK

    Sazana benzer bir tatlı su balığı.: KARAKEÇİ

    Sazı kurmaya yarayan burgu,kulak.: KÖK

    Sazın en ince ses veren teli.: ZİR

    Sazlık,kamışlık. : KİLİZMAN : BİŞE

    Sebze bahçesi.:BOSTAN

    Seçenek.:ALTERNATİF

    Seçici kurul.: JÜRİ

    Seçimin sonuçsuz kalması.:BALOTAJ

    Seçkin bir sanat yapıtının taklidi. : PASTİŞ

    Seçmecilik yanlısı,seçmeci.:EKLEKTİK

    Seçmeli yemek. : ALAKARD

    Seçmesiz yemek. : TABLDOT

    Sedir. : DİVAN

    Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol şiir türü.: ROMANS

    Sekiz sesten oluşan ses dizisi.:OKTAV

    Sekizer hecelik dört dizeden oluşan Hint edebiyatına özgü şiir türü. : ŞLOKA


    Selam anlamında Latince sözcük.:AVE

    Selam veya teşekkür için eğilerek veya dizleri kırarak yapılan hareket. :
    REVERANS

    Selçuklu şehzadelerin eğitimiyle uğraşan öğretmen,lala.:ATABEY

    Selçuklularda şehzadeleri eğitmekle görevli vezirlere verilen san.:ATABEK

    Selenterelerden,toplu yada tek başına yaşayabilen basit yapılı hayvan. :
    POLİP

    Selin getirdiği kumlu toprak. : MİL

    Selülozun bir türevi.:KİTİN

    Semazenlerin giysisi. : TENNURE

    Semer,oturmalık. : EYER

    Semirtme.:BESİ

    Senegal’in başkenti.:DAKAR

    Senet. : BELGİT

    Senfonik şiirde küçük melodi parçası. : LAYTMOTİF

    Sentetik bir kumaş. : PERLON

    Sentetik polyester lifleri veya ipliği.:TERGAL

    Sepicilikte ve hekimlikte kullanılan tadı buruk bir madde. : TANEN

    Sepilenerek boyanmış ve cilalanmış deri. Özellikle ciltçilikte kullanılan
    bitkisel sepileme görmüş keçi derisi.: SAHTİYAN

    Sepilenmiş koyun derisi.: MEŞİN

    Serap,pusarık.:ILGIM:AL

    Serap. :AL

    Serbest bırakılmış cariyeler , veya köleler,azatlılar. : UTEKA

    Serbest biçimdeki geleneksel Türk güreşi.: KARAKUCAK

    Serbest vuruş.:FRİKİK

    Serçegillerden küçük bir kuş.:BECET

    Sert bir metal. : KORİNDON

    Sert buğdaydan elde edilen,taneleri iri,glutence zengin un.:İRMİK

    Sert kabuklu,iri ve uzunca taneli bir üzüm cinsi. : KEÇİMEMESİ

    Sert ve siyah renkli tahta. : ABANOZ

    Sert,kaba. : ANİF

    Sert,katı. : BERK

    Serumda meydana gelen antikor.:AGLÜTİNİN

    Servet.:NEVA

    Servi ağacı.: ANDIZ

    Servigillerden,dipten dallanan bir süs bitkisi.: MAZI

    Seryum elementinin simgesi. : CE

    Seryum filizlerinde bulunan,gri renkli bir element.:İTRİYUM

    Ses yitimi:. AFONİ

    Ses,ahenk,nağme.:NEVA

    Seslerin aralarında hiç kesinti olmadan birbirini izlemeleri gerektiğini
    belirten müzik terimi. : LEGATO

    Sessiz sinemanın üç büyük komedyeninden biri olan gülmeyen adam Buster
    Keaton’un Avrupa’da yaygın olarak bilinen adı.:MALEK

    Sessiz,huzurlu.:ASUDE

    Sevap.:ECİR

    Sevgi,dostluk.:VEDAT

    Sevgili,yar. : EMRE

    Sevgilinin dudağı. : LAL

    Sevgilinin saçı.: ZÜLÜF

    Sevinçli. : ŞAD

    Seyelan. : AKI

    Seyhan ırmağının en uzun ve en önemli kolu. : ZAMANTI

    Seyir işaretlerini taşımaya, bir geçidi bir tehlikeyi belirtmeye yarayan
    yüzer cisim. : ŞAMANDIRA

    Seyrek dokunmuş delikli bir kumaş. : ETAMİN

    Seyrek dokunmuş,astarlık ince bez.: SALAŞPUR

    Seyrek taneli,kırmızı benekli bir üzüm cinsi. : YAPINCAK

    Seyrek ve eğreti dikiş.: TEYEL : İLİNTİ

    Seyrek ve yuvarlak taneli bir çeşit üzüm. : DİMYAT

    Seyrekçe örülmüş büyük torba.:ÇUVAL

    Seyyar ızgara. : BARBEKÜ

    Seyyar soba. : SALAMANDRA

    Sezar’ın selamlama şekli. : AVE

    Sıcağa ve soğuğa karşı dayanıklılığı kükürtle arttırılmış kauçuk. : EBONİT

    Sıcak bölgelerde yetişen kerestesinden kaplamada yararlanılan çok sert bir
    ağaç.: TİK

    Sıcak bölgelerde yetişen ve keçiboynuzu’na benzer meyveleri reçel ve şerbet
    yapımında kullanılan bir ağaç.:DEMİRHİNDİ

    Sıcak bölgelerde yetişen yaşlı bir ağaç.:BAN

    Sıcak iklimlerde yetişen bir bitki.İlaç olarak kullanılan bir baharat. :
    KAKULE

    Sıcak parçanın ansızın suyun içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam
    türü.:KRAKELE

    Sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç.:ANZAROT

    Sıcak ülkelerde yetişen,dini törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku
    veren,odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç.:ÖD AĞACI

    Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan bir balık. : İSPAROZ

    Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir balık
    türü.:SARIKUYRUK

    Sıcak yenilen bir çeşit peynirli tel kadayıf. : KÜNEFE

    Sıcak,kızgın,yakıcı.:HAR

    Sıcak,nemli iklimlerde oluşan,parlak kırmızı yada kahverengiye çalan kırmızı
    renkli,demir oksit ve alüminyum bakımından zengin toprak.:LATERİT

    Sığ deniz. : NERİTİK

    Sığ sularda ağır yükleri taşımak için kullanılan altı düz tekne. : ŞAT

    Sığ sulardaki çalılıkların dibinde yaşayan küçük balık.:ANABAS

    Sığınak.:MELAZ

    Sığır sürüsü. : NAHIR

    Sığır sürüsünün otlamaya gitmeden önce toplandığı yer.:GEZEKLİK

    Sığır tüccarı,kasaplık hayvan tüccarı.Koyun,keçi,sığır gibi kesilecek
    hayvanların ticaretini yapan kimse.. : CELEP

    Sığır vebası. : ÇOR

    Sığır,öküz anlamında sözcük. : BAKAR

    Sığırcık. : LALESAR

    Sığırın öd kesesinden çıkan taş : HARAZA

    Sığırın öd kesesinden çıkan taş. : HARAZA

    Sığırtmaç,sığır çobanı. : BAKKAR

    Sığla yağı’da denilen ve günlük ağacından elde edilen balsam.:TIGALA

    Sıhhi.:HİJYENİK

    Sık dokunmuş yünlü bir kumaş türü.:ÇUHA

    Sık gözlü ağ.: TOR

    Sık sık hastalanan,sağlıksız kimse.: NANEMOLLA


    Sıkı dokunmuş bir tür, ağır pamuklu kumaş. : DİMİ

    Sıkı kapanan bir fermuar türü.:ZİP

    Sıkılmış üzümün cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi. : MARK

    Sıkıntı,dert. : GAİLE: BUN : KASVET

    Sıkıntı,üzüntü.:KOYUNTU

    Sıkıştırılmış bitki tellerinden yapılan mukavva yada tahta. : FİBER

    Sıkıştırma aleti,pres.:CENDERE

    Sıkma,sıkarak bağlama.: ŞET

    Sınır boyu. : SERHAT

    Sınır geçme izni. : PASAVAN

    Sınır nişanı.:URA

    Sınır,uç. : HAD

    Sınırdan geçiş belgesi. : LESEPASE

    Sır saklamayan.:BEYHAN

    Sır,gizli tutulan şey.:RAZ

    Sır.:GİZEM

    Sıralaç. : KLASÖR

    Sıraları geriye veya kenarlara doğru yükselen tiyatro salonu.:AMFİTEATR

    Sıralayan. : RATİB

    Sırf buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi. : ABERECİ

    Sırlar. : SERAİR

    Sırma veya gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş. : BROKAR

    Sırmayla işlenmiş,sırmalı.:ZERKAR

    Sırsız seramik.Sarıdan kızıl kahveye kadar değişik renklerde tuğla ve
    kiremitten çok daha düzgün,ince dokulu pişmiş toprak. : TERRAKOTTA

    Sırt yüzgeci uzun ve geniş küçük bir balık.:HOROZBİNA

    Sırtta taşınan yük.:ŞELEK

    Sıska. : ARIK

    Sıtma tedavisinde kullanılan bir ilaç.:ATEBRİN

    Sıvı yakıtı kolayca yanabilecek taneciklere ayırarak püskürten araç.:BRÜLÖR

    Sıvılaştırılmış petrol gazı.:LPG

    Sibirya Ren geyiği./Amerika Ren geyiği. : KARİBU

    Sicilya kökenli Newyork mafyasına verilen ad. : COSANOSTRA

    Sigara artığı. : İZMARİT

    Sigortada yapılan değişiklikleri gösteren ve poliçeye eklenen
    belge.:ZEYİLNAME

    Sih dininin kurucusu. : NANAK

    Sihlerin Hindistan’da kurmak istedikleri bağımsız devletin adı. :HALİSTAN

    Sihlerin kutsal kitap olarak belledikleri peygamber öğretilerine verilen
    ad,/ Hindu üstadına verilen ad. : GURU

    Siirt ve Diyarbakır yörelerinde düzenlenen “cigor” şenliği sırasında
    yapılması gelenekselleşmiş olan bumbar dolmasına verilen ad. : ZİMBİLOK

    Siirt yöresine özgü,kurut da denilen kurutulmuş yoğurt. : KEŞK

    Silah olarak kullanılan ağır topuz.:GÜRZ

    Silah,zırh gibi savaş aracı.:PUSAT

    Silahlı. : MÜSELLAH

    Silindir.:ÜSTÜVANE

    Silindirik alet mili.Demir çubuk. : BARA

    Silis grubundan değerli bir mineral. : OPAL

    Simetri : BAKIŞIM

    Simge,sembol. : TİMSAL

    Simge. : REMİZ : REMZ

    Simyacıların kurşuna verdikleri ad.: AABAMA

    Sina yarımadasının ortasında yer alan çöl.:TİH

    Sincap. : ÇEKELEZ

    Sinek. : CİBİN

    Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin kısa yazılışı.:SESAM

    Sinema filmlerinin kültür,eğitim amacıyla korunduğu,saklandığı yer. :
    SİNEMATEK

    Sinema ve tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri.: TRÜK

    Sinemacılıkta kamerayla geniş bir mekanın taranmasına verilen ad. : PAN

    Sinir ağrısı. : NEVRALJİ

    Sinir hücresinin gövde kısmından çıkan tek uzun uzantı.:AKSON

    Sinir sistemini , duyu organlarını oluşturan ve embriyonun dış yüzünü örten
    tabakaya verilen ad. : EKTODERM

    Sinir tellerini kesme ameliyatı. : LOBOTOMİ

    Sinirbilim. : NÖROLOJİ

    Sinop’un bir ilçesi. : AYANCIK

    Siper. : KAZAMAT

    Sir Alexander Fleming tarafından 1928’de bulunan,metabolizma ürünlerinden
    elde edilen antibiyotik.:PENİSİLİN

    Sivas yöresinde yaygın halay türü bir halk oyunu.: AŞİRET

    Sivilce. :AKNE

    Sivrisineğe benzer bir böcek.:ÜVEZ

    Sivrisineğe benzer çok küçük bir sinek türü.:KUMUK

    Siyah kan damarı,toplardamar.:VERİT

    Siyaha boyanmış Sibirya tilkisi kürküne verilen ad. : SİTKA

    Siyaha yakın koyu yeşil. : NEFTİ

    Siyasal erkin birkaç kişilik bir kümenin elinde bulunduğu yönetim.:OLİGARŞİ

    Slav alfabesi.:KİRİL

    Slayt. İA: DİAPOZİTİF

    Slovakya’nın plaka işareti.:SK

    Soğan ve benzeri katmerli şeylerin iç kısmı.:CÜCÜK

    Soğanlı bir süs bitkisi.:AMARİLİS

    Soğanlı et yemeği. : YAHNİ

    Soğuk denizlerde yaşayan bir fok türü.: OTARİ

    Soğuktan donmak.:BUYMAK

    Soğurma,emme. : MAS

    Soğutma özelliği olan,soğutucu.:FRİGORİFİK

    Soğutulmuş olarak sunulmak üzere içinde buzla kokteyl malzemelerin
    çalkalandığı çift çeperli kapalı maşrapa.:SHAKER

    Sohbet toplantıları düzenleyen ve yöneten kişiye bazı yörelerde verilen
    ad.:YAREN

    Sokakta bulunan sahipsiz eşya. : LUKATA

    Sokakta bulunan sahipsiz eşya.:LUKATA

    Sokulgan.:CİVELEK

    Sola ait,sola ilişkin.:YESARİ

    Soluk borusu. : TRAKEA

    Soluk kahverengi,karnı beyaz tüylü,kısa kulaklı,postundan kürk yapılan
    memeli bir hayvana verilen ad. : KARSAK

    Soluk tıkanımı: ASFİKSİ.

    Somun ile sıkıştırılacak parça arasına yerleştirilen,hafif bombeli ortası
    delik parça.:RONDELA

    Somurtkan.:ABUS

    Son,işin sonu. : ENCAM

    Sonbahar.:BAĞBOZUMU

    Sonda. : KATETER

    Sonradan çıkan adet.:BİDAT

    Sonradan görme.:BULDUMCUK

    Sonradan ortaya çıkan.:ARIZ

    Sonradan,sonraları anlamında bir belirteç.:BİLAHARE

    Sonsuz,ebedi.:CAVİDAN

    Sonsuz,ucu bucağı olmayan.: NAMÜTENAHİ

    Sonsuz. : HALİT

    Sonsuzluk. : EBET

    Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık. : SEHİV

    Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık.:SEHİV

    Sonucu önceden düşünüp önlem alan. : DURENDİŞ

    Sorguç.: TUĞ

    Soruşturma.: TAHKİK

    Sosyal. : İÇTİMAİ

    Sovyet edebiyat eleştirmeni Mihail Mihailoviç Bahtin’in takma adı. :
    VOLOŞİNOV

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin ilk yıllarında uygulanan Yeni
    Ekonomi Politikasını simgeleyen harfler.:NEP

    Sovyetler Birliği döneminde para yerine kullanılmak üzere 1921 ve 1922’de
    kabul edilen emek hesap birimi. : TRUD

    Sovyetlerde Gulag kamplarındaki tutuklulara verilen ad. : ZEK

    Soy ağacı.: ŞECERE

    Soykırım,katliam. : JENOSİT

    Soylu Arap atı. : KÜHEYLAN

    Soylular,aristokrasi.:ZADEGAN

    Soylular. : KİRAM

    Soyluluk,ululuk. : KEREM

    Soyluluk.HASEP

    Soymuk doku,soymuk borusu. : FLOEM

    Soyoluş.:FİLOGENEZ

    Soysuz,dejenere. : YOZ

    Soytarı. : KAŞMER

    Soyu karışmış Avrupalı.:LEVANTEN

    Soyu tükenmiş bir kuş. : DODO

    Soyunda şair yokken,hiçbir eğitim görmeden kendi kendine şair olan
    kimse.:NABİGA

    Soyut bir şeyin,bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya.: AMBLEM

    Soyut,mücerret. : ABSTRE

    Sömürge. : KOLONİ: MÜSTEMLEKE

    Söndürme.,borcu ödeme. : İTFA

    Sönmemiş kireç.: KİLS

    Söylenti. : TEVATÜR

    Söyleyiş özelliği. : ŞİVE

    Söz dizimi. : NAHV : NAHİV

    Söz geçirirlik,saygınlık.:FORS

    Söz karışıklığı.:PARAFAZİ

    Söz yitimi. : AFAZİ

    Söz,konuşma. : HANEK

    Söz,sözleşme. : KAVİL

    Söz. : KELAM

    Sözcü. : RAPORTÖR

    Sözçatar. : STAND-UP

    Sözle,bakışla,telkin yoluyla sağlanan bir tür uyku.:İPNOTİZMA

    Sözlerinin bütünü veya çoğu şarkı olarak söylenen müzikli tiyatro
    eseri.:OPERA

    Sözlük yazarlığı,sözlük bilgisi.:LEKSİKOGRAFİ

    Sözlükbilimci.:LEKSİKOLOG

    Sözsel anlatım bozukluğu. :AKATAFAZİ

    Sözü boş yere uzatma : ITNAP

    Sözü boş yere uzatma : İTNAP

    Sözü geçen,etkili olan.:NAFİZ

    Steteskop kaşifi Fransız hekim.:RENE THEOPHİLE LAENNEC

    Stoacılık. : REVAKIYE

    Stronsiyum’un simgesi. : SR

    Su kıyılarında yaşayan, sırtı mavi ve yeşil, karnı pas rengi bir kuş. /
    İskele kuşuna verilen ad. : YALIÇAPKINI

    Su bahçesi. : AKUALAND

    Su baldıranı da denilen bir bitki.:SU REZENESİ

    Su buharı gücüyle çalışan gemi.: VAPUR

    Su buharı.:BUĞU

    Su deposu. : SARNIÇ

    Su dolabı. : NAURE

    Su düzeyindeki sıra kayalar. : RESİF

    Su geçirmez,kukuletalı kısa ceket. : ANORAK

    Su kabağından yada ağaçtan oyulmuş maşrapa. : SUSAK

    Su kabarcığı. : HABBE

    Su kıyılarında setler kuran,kürkü değerli bir hayvan. : KUNDUZ

    Su kıyılarında veya taşların altında yaşayan kınkanatlı böcek.:AGONUM

    Su kıyılarında yaşayan çok iri bir kuş.:PELİKAN

    Su kıyılarında yetişen ve kökü hekimlikte kullanılan otsu bir bitki.:EĞİR

    Su kızağı. : JETSKİ

    Su samuru ve kürkü. : LUTR

    Su tavuğu. : KALİNİS

    Su ve sulu şeyler koymaya yarayan kulplu,emzikli kap.: İBRİK

    Su yolu : AKAÇ

    Su yosunu. :ALG

    Su yüzündeki sıra kayalar.:RESİF

    Subaylar.: ZABİTAN

    Suç.:CÜRÜM

    Suçlama.:TÖHMET

    Suçüstü.:CÜRMÜMEŞHUT

    Suda büyük derinliklere dalabilen insanlı bağımsız araç.:BATİSKAF

    Suda giyilen başlık. : BONE

    Suda yaşayan,sevilen,beyaz eti için avlanan,iri bir böcek. : ISTAKOZ

    Suda yüzdürülerek çekilen veya herhangi bir yere asılan cismin sağa sola
    çarpmasını önleyen donanım. : ACEVELE

    Sulak yerlerde yetişen,yaprakları salata olarak kullanılan bir
    bitki.:KUZUKULAĞI

    Sulamaya ve yangın söndürmeye yarayan araç. : AROZÖZ

    Sularını bir denize veya göle gönderen bölge. : MAİLE

    Sulavesi Adalarında yaşayan bir manda. : ANOA

    Sulavesi adalarında yaşayan cüce bir manda.: ANOA

    Sulfata,sıtma ilacı. : KİNİN

    Sulu darı hamurunun ekşitilmesiyle yapılan bir içecek.:BOZA

    Sulu,cıvık hamur.:BULAMAÇ

    Suluboya resmi. : AKVAREL

    Sunak. : ALTAR

    Surinam plakası.: SME

    Suriye kıyısında oturmuş Sami kökenli antik halk.:FENİKELİLER

    Suriye,Filistin,Mezopotamya ve Irak Arap edebiyatında kullanılan bir rubai.
    : ATABE

    Suriye’de oturan Samilerin büyük tanrıçasının yaygın adı.:İŞTAR

    Suriye’nin plakası. : SYR

    Susama benzeyen, tohumları acı olan,halk hekimliğinde tedavi ettiğine
    inanılan bir bitki.:ÜZERLİK

    Susamın ezilmesiyle elde edilen yağlı besin.:TAHİN

    Suşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği.: SAŞİMİ

    Suyu alınmış meyve artığı. : KÜSPE

    Suyu emme,ıslanma anlamında eski sözcük.:NAK

    Suyun buz tutması ile kaynaması arası seksen eşit parçaya bölünerek elde
    edilen sıcak ölçer. : REOMÜR

    Suyun arklara paylaştırıldığı yer. : ANAVUL

    Sülük yapıştırma. : İLAK

    Sülük. : ALAK

    Sülüngillerden soyu azalmış bir kuş türü.:TURAÇ

    Sümerlerde gök tanrısı.:ANU

    Sümerlerde sağlık tanrıçası. : BO

    Sümerlerde toprak tanrısı. : ENKİ

    Sümüksü doku.:MUKOZA

    Sünger taşı.:PONZA

    Sünnet etme. : HİTAN

    Sünnet olan çocuğun elini kolunu tutan ve çocuk üzerinde babaya yakın bir
    hak taşıyan kimse. : KİRVE

    Süpürge otu,funda. : ERİKA

    Süpürge otu.: PÜREN

    Süpürge sapı. : TARA

    Süpürge.:CARU

    Sürat korkusu. : TAKOFOBİ

    Süratli,en çabuk. : ESRA

    Süre ölçer.:KRONOMETRE

    Süreç. : VETİRE

    Süreç.:VETİRE

    Sürekli olarak aç kalma.:DÖNGEL ORUCU

    Sürekli su akan boru. : MASLAK

    Sürekli,iyice yerleşmiş. : PAYİDAR

    Sürekli,sonsuz.:DAİM

    Sürgen doku.:MERİSTEM

    Sürgün. : LİNET

    Sürme.: RASTIK

    Sürükleyerek götürme.:CER

    Sürüldükten sonra nadasa bırakılan tarla. : HERK

    Sürülmemiş sert toprak. : BAİRE

    Sürülmemiş tarla.Bakımsız bağ,bahçe. : KELEME

    Sürülmemiş,ot bürümüş toprak.: MALAZ

    Sürüngen hayvanların genel adı. : KELER

    Sürünün sıcakta dinlendiği gölgelik. : EĞLEK

    Süryani takvimine göre sekizinci ay.:İYAR

    Süs için yapılmış kumaş kıvrımı.:PLİ

    Süs iğnesi. : BROŞ

    Süs lalesi.:BÜRÇÜK

    Süs olarak kullanılan ziynet,altın taklidi sarı tenekeden pul. : PENES

    Süs. : BEZEK:PİRAYE

    Süsleme,tezyin. : DONATA

    Süslemecilikte kullanılan çok parlak,yeşil ve pembe dalgalı sedef.:ARUSEK

    Süsleri olan kumaş. : FİSTO

    Süslü taş mezar. : LAHİT

    Süslü,güzel.:ZİBA

    Süslü. : ZİBA

    Süt kardeş. : RADİ

    Süt kardeşi anlamında yerel bir sözcük.: EMİŞİK

    Süt mamulleri imalathanesi. : MANDIRA

    Süt şekeri. : LAKTOZ

    Sütte bulunan protein. : KAZEİN

    Sütten kesilmiş sığır yavrusu.:BUZAĞI

    Süzgeç,kevgir. : AYIRT : İLİSTİR : ELESTİR

    Süzülmüş et veya tavuk suyu. : KONSOME

    Süzülmüş et veya tavuk suyu.:KONSOME   Alıntı
    Ş

    Şah İsmail’in şiirlerinde kullandığı mahlas.:HATAYİ

    Şair bahşişi.:CAİZE

    Şakaklardan sarkan saç lülesi. : ZÜLÜF

    Şalgama benzeyen bir bitki.:ALABAŞ

    Şalvarın üstüne giyilen ve önde uzun iki parçası olan bir giysi.:ÜÇETEK

    Şaman. :KAM

    Şamdan. : ÇIRAKMAN

    Şampiyon : BÖKE

    Şampiyon.Kahraman.Güçlü kimse. : BÖKE

    Şanlıurfa yöresine özgü,dürüm gibi sarılmış yufka arasına ceviz doldurularak
    yapılan bir tür hamur tatlısı : ŞILLIK

    Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde antik bir yerleşim merkezi.: NEVALİÇORİ

    Şapka. : KAPELA

    Şapka.: KAPELA

    Şapkasının altında ışınsı levhacıklar,sapının üst kısmında bir yaka ve dip
    kısmında bir etek bulunan mantar.:AMANİTA

    Şarap mahzeni.:KAV

    Şarap rengi. : ŞARABİ

    Şarap tadıcısı.:DEGÜSTATÖR

    Şarap üretiminde kullanılan yerli bir üzüm cinsi. : KARASAKIZ

    Şarap.: ÇAKIR : BADE

    Şarapları inceleyen bilim dalı. : ENOLOJİ

    Şarbon. : KARAYANIK

    Şarkı demeti.: POTPURİ

    Şarkı türünde ve piyano için hazırlanmış,genellikle kıtalar biçiminde beste.
    : ROMANS

    Şarkı,türkü,köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde,güftenin iki kıtası
    arasına,başına,sonuna da gelebilen,sözsüz çalınan parça.:ARANAĞME

    Şarkılı kilise duası için bestelenmiş müzik parçası./Katolik kiliselerinde
    Hz İsa’nın çarmıha gerilmesini anmak için yapılan tören. : MİSSA

    Şarkının sert bir biçimde vurgulandığı disko müzik üslubu.:RAP

    Şarlatan,yalancı,hileci.: KALTABAN

    Şartlar,içinde bulunulan koşullar. : ŞERAİT

    Şaşma. : TAACCÜP

    Şatafat.:CAFCAF

    Şeftalili,kremalı bir çeşit dondurma.:PEŞMELBA

    Şehir dışı yolların iki tarafındaki toprak veya çakıl yol.:BANKET

    Şehir. : ŞAR


    Şehirle ilgili.: BELEDİ

    Şehirlerarası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların
    trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl veya toprak yol.: BANKET

    Şehre yakın çevre.:BANLİYÖ

    Şehvet.: BAH

    Şehzadenin hükümdar olarak tahta çıkması.:CÜLÜS

    Şeker hastalarının şeker yerine kullandığı,maden kömürü katranından elde
    edilen beyaz bir toz.:SAKARİN

    Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen bir tür şeker.: SAKAROZ

    Şeker kamışı. : NAL

    Şeker kamışından elde edilen sert bir içki.:KALİTEA

    Şeker kamışından yapılan bir içki.:ROM

    Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi.:MARMELAT

    Şeker posası. : MELAS

    Şeker ve nişasta ile yapılan bir tür tatlı. : REŞİDİYE

    Şekerci boyası. : AMERİKAN ÜZÜMÜ

    Şekeri çok bir tür yer elması.:BADAT

    Şekerin yakılmasıyla yapılan şekerleme.:KARAMELA

    Şekil,biçim bilgisi. : MORFOLOJİ

    Şeriat gereği,nikahta erkeğin kadına verdiği mal yada para. : MİHR

    Şeyh Abdülkadir Geylani tarafından on birinci yüzyılda kurulan bir
    tarikat.:KADİRİLİK

    Şık,lüks ve gösterişli,bir törene,bir davete uygun giyim tarzı.Fantezi ve
    öğleden sonra giyilebilecek kadın giysisi biçimi. : ABİYE

    Şiddetli acı ve sıkıntı.:EZİNÇ

    Şiddetli yağmur. : BORAN

    Şii mezhebinin bir kolu ve bu koldan olanların inancı.: RAFIZİLİK

    Şiir. : YIR : POEM

    Şili plakası.: RCH

    Şimşek. : BALKIR

    Şişman,semiz. : SEMEN

    Şişmanca,kısa boylu,yapılı. : TIKNAZ

    Şom ağızlı,kara haberci. : NAİ

    Şubat sonlarında,sırayla havaya,suya ve toprağa düşerek oluştuğu sanılan
    sıcaklık yükselişi.:CEMRE

    Şüphe,kuruntu.: VESVESE

    Şüphe.: ŞEK

    Şüpheli,kuşkulu. : MEŞKUK   Alıntı
    T

    Tabaklanarak boyanmış ve cilalanmış deri.:SAHTİYAN

    Tabanı meşinden olan mest.Edik.: LAPÇİN

    Tabanı tahtadan yapılmış deri ayakkabı.:GALOŞ

    Tabiat,huy. : HASLET

    Tabut. : SAL

    Tac Mahal’in bulunduğu kent. : AGRA

    Tadarak kontrol etmek.:DEGÜSTASYON

    Tadı ekşimiş ve buruk olan. : KEKRE

    Tadı ve kokusu karabibere benzeyen bir tür baharat.:KAKULE

    Tahıl için kullanılan sekiz kiloluk ölçek. : ŞİNİK

    Tahıl kuyusu. : SARPIN

    Tahıl tepsisi. : EVSECEK

    Tahıl unlarından nişasta çıkarıldıktan sonra geri kalan albüminli
    madde.:GLUTEN

    Tahıl yığını. : ÇEÇ

    Tahılı aletler kullanarak başaktan ayırma işi.:HARMAN

    Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan,kıldan veya kamıştan yapılmış
    elek.:TEPİR

    Tahılın taş ve samanla karışması./Harmanda ürün kalıntısı. : AFARA

    Tahin,nohut,patates ve soğanla yapılan meze.:TOPİK

    Tahitili kadınlardan esinlenerek oluşturulmuş bir plaj giysisi. Üzerinde
    basılı büyük motifler bulunan ve Tahiti’de göğsün üstünde yada belde
    düğümlenerek giysi olarak kullanılan kumaş parçası. : PAREO

    Tahminen.: TAKRİBEN

    Tahsildar.:CABİ

    Taht. : ERİKE

    Tahta ayakkabı. Tek bir tahta parçadan yada tahta parça üzerine tutturulmuş
    kösele bir üstlükten oluşan ayakkabı. : SABO

    Tahta kılıçlarla yapılan Japon dövüş sporu. : KENDO

    Tahta maşa. : ŞAKŞAK

    Tahta perde. : DARABA

    Tahta ve kereste biçmeye yarayan,elektrik ve su gücüyle çalışan büyük bıçkı.
    : HIZAR

    Tahtacılar da denilen konar göçer Türk topluluğu. : AĞAÇERİLER

    Tahtadan parçaları uç uca takılı,uzun bir boru biçiminde,perdeli bir
    üflemeli çalgı.:FAGOT

    Tahtadan topları,tokmaklar yardımıyla bazı kurallara uyarak ve belli bir
    yolu izleyerek küçük kemerlerin altından geçirmeye dayanan oyun.:KROKET

    Taka’dan büyük,baş ve kıç tarafı yukarı kalkık bir çeşit Karadeniz
    teknesi.:ÇAPAR

    Takadan büyük,baş ve kıç tarafı yukarı kalkık bir çeşit Karadeniz
    kayığı.:ÇAPAR

    Takdim etme. : LANSE

    Takım yıldız. : ALTIKARDEŞ

    Taklit.:İMİTASYON

    Takunya. : NALIN

    Talih,şans, uğur.. : NEVAL : KUT

    Tallı bitkilerin,çoğu sularda yetişen ilkel yapıdaki örneklerine verilen
    genel ad.:: YOSUN

    Tam olgunlaşmamış ekin.:ALACATEK

    Tam tersine.:BİLAKİS

    Tambura benzeyen maden gövdeli bir saz türü.:CÜMBÜŞ

    Tan ağartısı.:SEHER

    Tan. : SEHER

    Taneleri hayvan yemi olarak kullanılan ve mercimeğe benzeyen bir
    bitki.:BURÇAK

    Taneleri için yetiştirilen ve dıştan bakıldığında mısırı andıran tarım
    bitkisi. : SORGUN

    Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı.:RASTIK

    Tanınmış,bilinen. : MARUF

    Tanısızlık : AGNOSİ

    Tanıtma filmi.:FRAGMAN

    Tanıtma yazısı.: JENERİK

    Tanıtmalık.: PROSPEKTÜS

    Tanrı birliği.:VAHDANİYET

    Tanrı korusun. : MAZALLAH

    Tanrı saygısı ve ahret kaygısından ötürü günah işlemekten titizlikle
    kaçınma.:VERA

    Tanrı yoluna girme. / Tövbekar olma. : İNABE

    Tanrı,sahip,efendi,azat olmuş köle,terbiye eden. : MEVLA

    Tanrı,tanrıça,evrenin doğuşu ile ilgili düşsel,alegorik anlatımı olan halk
    öyküsü. : MİTOS

    Tanrı. : ÇALAP : OGAN : YEZDAN

    Tanrıcılık.: TEİZM

    Tanrının insan ruhlarını yarattığı zaman.:ELEST

    Tanrıtanımaz(Ateist). : ATE

    Tanrıya boyun eğme,gönlü saygı ve korkuyla dolu olma.:HUŞU

    Tanrıya eş koşma. : ŞİRK

    Tanyerinde güneş doğmadan önce beliren kızıllık. : FECİR

    Tanzanya plakası. : EAT

    Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar Türkiye’de kullanılan,yakası kapalı bir tür
    redingot.:İSTANBULİN

    Tanzimat’tan sonra kolağası rütbesine eşit olan sivil unvanı.:RABİA

    Tarım işçisi.:RENÇBER

    Tarıma zararlı bir böcek. : MANAS

    Tarımda bir yılda elde edilen herhangi bir ürünün toplamı.:REKOLTE

    Tarih öncesi dinsel konu ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu
    alan şiire verilen ad. : DESTAN

    Tarih öncesi çağlarda tanrılara adak olarak sunulan heykelciklere verilen
    ad.: İDOL

    Tarihi olayların zaman bakımından sırası.:KRONOLOJİ

    Tarihsel coğrafyada Anadolu’nun Lykia bölgesinde,kalıntıları Fethiye ilçesi
    yakınlarında bulunan antik kent.:TLOS

    Tarihte Kırım Hanlığında veliahta verilen unvan.:KALGAY

    Tarihte kölelerden kurulu bir asker sınıfı.:KÖLEMEN

    Tarihte,demirden veya tunçtan dökülmüş,yuvarlak ve boş olan, içine patlayıcı
    maddeler doldurulup havan topu veya elle atılan yuvarlak bir tür bomba. :
    HUMBARA

    Tarihte,Rumeli’de oturan Rumeli fatihlerinin torunlarına,bölge fethedildikçe
    Anadolu’dan getirilerek buraya yerleştirilenlere ve bunlardan oluşturulan
    askeri örgüte verilen ad.:EVLADIFATİHAN

    Tarikat ehlinin başlığında bulunan kabarık dilimler. : TERK

    Tarikatlarda şeyhlik makamı. : POST

    Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenleri yaptıkları yer.:
    DERGAH

    Tarla faresi. : GELENİ

    Tarla,bahçe gibi yerlerde ağaç dallarından örülmüş barınak. : ÇARDAK

    Tarla,bahçe,bağ gibi yerlerden toplanan üründen arta kalanlar.:TARAŞ

    Tarlada açılan su yolu,tarlayı sulamakta kullanılan tahta oluklar.: ABARA

    Tarlada saban izi. : ABARA

    Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen,ağaçtan geniş sürgü.:TAPAN

    Tarsus yakınlarında dinlence yeri olarak kullanılan ünlü yayla. : NAMRUN

    Tarz.:STİL

    Tasarı. : LAYİHA

    Tasavvuf ve tekke müziğinde bir form. : SAVT

    Taslak. : ESKİZ

    Tasvir. : BETİM

    Taş bilimi.:LİTOLOJİ

    Taş dibek.: SOKU

    Taş kırıntısı. : MICIR

    Taş levreği. : MİNAKOP

    Taş silindir . : LOĞ

    Taş veya ağaçtan yapılmış büyük havan.:DİBEK

    Taş veya mermerden oyma mezar.: LAHİT

    Taş veya tuğladan yapılmış olan. : KAGİR

    Taş.: SENG

    Taşçı kalemi.: MİNKAR

    Taşınabilir yatak.: SEDYE

    Taşınır tahta perde. : PARAVAN

    Taşıtlara yolun açık veya kapalı olduğunu göstermek üzere renkli levhalar ya
    da ışıklarla işaret veren dikme. : SEMATOR

    Taşıtlarda lastiklerin takıldığı tekerleğin çember biçimindeki bölümü.:JANT

    Taşıyan,yüklü. : HAMİL

    Taşizm de denilen soyut resim anlayışı.:LEKECİLİK

    Taşlama, iğneli söz. : TARİZ

    Taşların yapısını inceleyen bilim.: LİTOLOJİ

    Taşların yüzlerini düzlemede kullanılan çekiç.:BUCARDA

    Taşlayarak idam cezası. : RECİM

    Tatlı su ıstakozu.:KEREVİT

    Tatlı su levreği.:PERKİ

    Tatlı sularda yaşayan bir tür gelincik balığı . : LOTA

    Tatlı sülümen. : KALOMEL

    Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan söz. Çürük yumurta gibi kokan. :
    SASI

    Tavan tahtaları arasına konulan ince tahta.:ŞÜŞE

    Tavla oyununda pul dizilen yer. : KAPI

    Tavlada üç sayısı. : SE

    Tavuğun göğüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür
    çorba.:ARABAŞI

    Tavuğun istenilen yere yumurtlamasını sağlamak için kullanılan beyaz taş. :
    FOL

    Tavuk kümesi.: PİN

    Tavuk yada dana etiyle yapılan bir tür yemek. : ŞNİTZEL

    Tavuk,balık,dana ve kuzu etlerinin kemiklerinin çıkartılarak dilimlere
    ayrılması.:FİLETO

    Tavukbalığı.:MEZGİT

    Tayland’ın eski adı. : SİYAM

    Tayland’ın para birimi.:BAHT

    Taze soğan ve marulla pişirilmiş kuzu eti yemeği.: KAPAMA

    Tazelik,sevinç. : NÜZHET

    Tecrübeli oyuncu. : VETERAN

    Tecrübeye dayanan.:AMPİRİK

    Tedirgin.:BİZAR

    Tefecilik. Bir malı çok fazla karla satma. : MURABAHA

    Tehlike durumu,imdat,yardım.:CAR

    Tehlike sınırı.:RUBİKON

    Tehlikeli durum.: VARTA

    Tehlikeli son.:VEHAMET

    Tehlikesiz salgı bezi uru. : ADENOM

    Tek at koşularak çekilen,üzeri kapalı,yanları açık bir tür araba. : PARAŞOL

    Tek başına oynanan bir iskambil oyunu.: SOLİTER

    Tek bir mekanda geçen TV komedi dizilerine verilen ad. : SİTCOM

    Tek deste kağıtla oynanan bir iskambil oyunu. : PİNAKİ

    Tek düze,monoton.:YEKNESAK

    Tek hörgüçlü deve. : HECİN

    Tek kağıt tabaka üzerine basılan 16 sayfalık kırılmış kitap parçası.:FORMA

    Tek kişilik halk oyunu. : ALMADERE

    Tek kişilik ve yelkenli yarış teknesi. : FİNN

    Tek kurşun atan bir çeşit tüfek.:MARTİN

    Tek odalı daire.: STÜDYO

    Tek parça hayvan postundan yapılan ceket. :GOCUK

    Tek tip,küçük,tek kişilik ve yelkenli yarış teknesi.:FİNN

    Tek tohumluk kuru meyve. : AKEN

    Tek tük ağaç bulunan kayalık. : GER

    Tek ve belirli bir yıldız. : KEVKEP

    Tek veya çok hücreden oluşan,vücudun bütün dış ve iç yüzeylerini kaplayan
    doku.:EPİTEL

    Tek,eşsiz,biricik.:YEKTA

    Tekelci sermayedarlığa dayalı ortaklıklar birliği.:TRÖST

    Tekerlek biçimindeki kaşar peyniri.:DALAK

    Tekke edebiyatında,insanın Tanrıdan çıkıp tekrar Tanrıya döneceğini işleyen
    şiir türü.:DEVRİYE

    Tekli. : SİNGLE

    Tekne ziftleme. : KALAFAT

    Teknelerde hamuru kazımaya yarayan araç.:ISIRAN

    Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, geniş ağızlı balık ağı. :
    TROL

    Tel durumundaki gümüşü,altını örerek veya bir şey üzerine kakarak yapılan
    iş.:TELKARİ

    Tel,kurşun boru gibi uzun ve bükülebilir şeylerin halka biçiminde
    sarılmasıyla yapılan bağ.:KANGAL

    Telgraf alfabesi. : MORS

    Telgraf işaretlerini göndermek için,bir devredeki akımı kesmekte veya
    yeniden vermekte kullanılan araç.: MANİPLE

    Telkin yolu ile uyutmak.:İPNOTİZMA

    Telli balıkçıl. : OKAR

    Telli bir Azeri çalgısı. : TAR

    Telli çalgılarda üzerine tellerin bindiği köprü.:EŞİK

    Tellür’ün simgesi. : TE

    Temel niteliğinde olan. :ASAL:ESASİ

    Temel. : BAZ

    Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. : MİM

    Temiz kalpli.:OĞUZ

    Temiz,iffetli. : AKMAN

    Temiz,namuslu anlamında yerel sözcük. : ARCA

    Temiz,namuslu.:SİLİ

    Temiz,temiz ahlaklı.: NEZİH

    Teneşir,sedir,peyke. : KEREVET

    Teneşir. : SALACAK

    Tenis ve golfde,topa yanlamasına vurulan darbe.:SLİCE

    Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.:BADMİNTON

    Teniste hızlı,iyi,karşılanamayan servis atışı. : ACE

    Teniste topun çizdiği yol.Topu rakibin arkasına düşürmeyi amaçlayan vuruş. :
    LOB

    Teori. : KURAM

    Tepelikli bir papağan. : MAKADU

    Tepesi dar,kenarları geniş,kulak hizasına değin uzanan basık bir fes türü. :
    AZİZİYE

    Tepki.:AKSÜLAMEL

    Ter.: ARAK

    Terazi gözü. : KEFE

    Terazi. : MİZAN

    Teraziyi denklemek için hafif gelen gelen kefeye konulan ağırlık.:ABRA

    Terementi ağacının tohumu.: MENEVİŞ

    Termofor. : BUYOT

    Ters,aksi. : PAHAL

    Tersinden de aynı şekilde okunan sözcük yada tümce (pay ederek iki kerede
    yap örneğinde olduğu gibi ) . : PALİNDROM

    Terzilikte ölçü almak için kullanılan,genellikle 1,5 m uzunluğunda şerit
    metre.:MEZURA

    Terzinin belli bir ölçü ve örneğe göre kumaşa biçim vermesi işi,kesim.:FASON

    Tesadüf. : RAST

    Tez canlı,içi tez,ivecen.:ACUL

    Tezat.:ANTAGONİZMA

    Tezhipçilerin altını dövmeleri sırasında tirşenin kenarlarından dışarı taşan
    parçalara verilen ad.:RAMAD

    Tıbbın sindirim sistemi hastalıklarını inceleyen dalı.:GASTROENTOROLOJİ

    Tığ.:BİZ

    Tımar. : ZEAMET

    Tınlama.: TANİN

    Tıp dilinde akciğer veremine verilen ad. : FTİZİ

    Tıp dilinde belsoğukluğu hastalığına verilen ad.:GONORE

    Tıp dilinde bere ,morarma,çürük anlamında kullanılan söz. : EKİMOZ

    Tıp dilinde bir ilacın ağızdan alınacağını belirten terim. : PEROS

    Tıp dilinde ergenlik,buluğ anlamında kullanılan sözcük. : ADOLESAN

    Tıp dilinde felçli anlamında kullanılan sözcük. : PARALİTİK

    Tıp dilinde idrar salgısının azalmasına verilen ad.:ANÜRİ

    Tıp dilinde ishal. : DİYARE

    Tıp’ta kuvvetsizlik: ADİNAMİ

    Tıpta deli dana hastalığının kısa yazılışı.: BSE

    Tıpta iştahsızlık.:ANOREKSİ


    Tıraş etme,kazıma.:YÜLÜME

    Tırnak kemirme hastalığı. : ONİKOFAJİ

    Tırnak,boynuz,kıl gibi üst deri ürünü olan yapıları oluşturan proteinli
    madde. : KERATİN

    Tırnak.:CIRNAK

    Tırpana balığı. Yan kanatları vücuduna yapışık,uzun kuyruklu,iri bir balık.
    : RİNA

    Tibet antilobu. : KİRU

    Tibet öküzü. : YAK

    Tibet ve Keşmir’de hircus türü keçinin tüyleriyle dokunan ve özellikle şal
    yapımında kullanılan çok yumuşak bir dokuma.: PAŞMİNA

    Tibet’in merkezi olan kent. : LHASA

    Tibetlilerin alfabelerine verdikleri ad.:DBUÇAN

    Ticaret gemilerinde tayfaların başı.:LOSTROMO

    Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo.: DOK

    Ticari değer taşıyan yaprak tütünlerin düşük kaliteli olanı.:KAPA

    Ticari malların geçici olarak konulduğu yer. :SUNDURMA

    Ticari senetlerde,ödemeden sorumlu olanların ödememesi halinde üçüncü bir
    kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. :
    AVAL

    Tifo gibi bazı hastalıklara eşlik eden kas zayıflığı.:ADİNAMİ

    Tiftikten yapılan bir cins ince kumaş.:ŞALİ

    Tilki,samur,tavşan gibi hayvanların karın taraflarından elde edilen kürk. :
    NAFE

    Tilkinin ense postu kürkü. : CILKAVA

    Tipo baskıda kullanılmak amacıyla,üzerine kabartma olarak bir kompozisyon
    yada resim kopya edilmiş madeni levha. : KLİŞE

    Tire ve Ödemiş ilçelerine özgü bir tür bilye oyunu.: LEK

    Tirsi balığı. : ALOSA

    Titrek,titreyen. : LERZAN

    Titreme korkusu.: TREMOFOBİ

    Titreme,ürperme. : RAŞE

    Titreştirilince ana seslerden birini veren çelik alet.:DİYAPOZON

    Tiyatro oyunları yazma sanatı.: DRAMATURGİ

    Tiyatro sahnesine ilk çıkan Müslüman Türk kadını. : AFİFE JALE

    Tiyatro ve sinemada teknik ustalıkla yapılan hile. : TRÜK

    Tiyatroda sahne. : ŞANO

    Tiyatrolarda oyunu alkışlamak için parayla tutulan kimse. : KLAKÖR

    Tohum için ayrılmış tahıl,tohum.:BİDER

    Tohumda embriyonu kaplayan etli bölüm.: ÇENEK

    Tohumlarından elde edilen yağ,yapay kauçuk yapımında kullanılan bir
    bitki.:KOLZA

    Tohumlarından kandil yağı,çiçeklerinden sarı boya çıkarılan otsu bir bitki.
    : REZEDE

    Tok ve kalın ses. : DAVUDİ

    Tokat’ın Pazar ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.:BALLICA

    Tokat’ta yetişen ve kaliteli bir şarap elde edilen beyaz üzüm çeşidi. :
    NARİNCE

    Tokyo kentinin eski adı. : EDO

    Tombala kartı. : KARTELA

    Ton balığı. : ORKİNOS

    Topal,aksak. : LENG

    Topallık,aksayarak yürüme. : ARECAN

    Toplam olarak.:CEMAN

    Toplama,toplanma.:CEM

    Toplanma,birleşim. : İNİKAT

    Toplar damar.:VERİT

    Toplardamar genişlemesi. : VARİS

    Toplardamarlarda iç zar iltihabı.:FLEBİT.:FİLİBİT

    Toplu geziler için yapılmış büyük otobüs.: OTOKAR

    Toplu olarak.:CEMAN

    Topluluk.:CUMHUR

    Toplum yaşayışından uzaklaşarak tek başına yaşama.:UZLET

    Toprağı derince kazarak altını üstüne getirmek. : KİRİZMA

    Toprağı kazıp siper yapmak.:ORAMAK

    Toprağın nemi. : ÖL

    Toprağın suyunu çekerek yerin bataklık duruma gelmesini önleyen bir ağaç. :
    OKALİPTÜS

    Toprak Aşınması. : EROZYON

    Toprak evleri sıvamak için kireç yerine kullanılan bir tür toprak.:AKTOPRAK

    Toprak içinde yumru biçiminde yetişen,yenilebilen bir bitki,yer
    mantarı,keme.:DOMALAN

    Toprak nemi.:DARBIZ

    Toprak ve kireçle karışık kırıntılar,yapı döküntüsü.:MOLOZ

    Toprak yığını,küçük tepe.:HÖYÜK

    Toprak,kum ve saman elemeye yarayan iri delikli kalbur :ABARA

    Toprak.:TURAB

    Topraktan çıkıp büyüyen. : NABİT

    Topraktan yapılmış tencere.:ÇÖMLEK

    Toptan,götürü iş,yazılı anlaşma. : KESENE

    Topu kısa aralıklarla veya yavaş yavaş vurarak ileri götürmek.:DRİPLİNG

    Topun gerisini kapayan kapak. : KAMA

    Topuz biçiminde yaprakları olan,yapraklarının üst yüzeyi,böcekleri yakalayan
    yapışkan tüylerle örtülü bitki.:DROSERA

    Torba biçiminde dikilmiş yorgan çarşafı.:NEVRESİM

    Tornacılıkta,bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik alet.: FREZE

    Torun,evlat.:HAFİD

    Toryum’un simgesi. : TH

    Toy,acemi.:ÇAYLAK

    Toynaklı memelilerin bir çoğunun başında bulunan,sert maddeden oluşmuş
    uzantıya verilen ad. : BOYNUZ

    Toz bulutu.NAK

    Toz emici alet.: ASPİRATÖR

    Toz fırtınası.: TOZAK

    Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek içilmesini
    sağlayan araç.:NARGİLE

    Töre bilimi,ahlak. Bir kimsenin davranışlarına temel olan ahlak ilkelerinin
    tümü. : ETİK

    Tören ve alaylarda padişahın,vezirin yanında yürüyen görevliler.:ŞATIR

    Tören yapılan taş masa. : SUNAK

    Tören,merasim. Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken
    kural,yol ve yöntemlerin tümü. : SEREMONİ

    Tövbe etme.:İNABE

    Trabzon hurması da denilen tropikal bir meyve. : KAKİ

    Trabzon ilinde bir yayla. : LİŞER

    Trabzon ve Rize yöresinde karabatak denilen deniz kuşuna verilen ad.:
KUKARMA

    Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir göl.: SERA

    Trabzon’un Çaykara ilçesinde,1989’da tabiat parkı kaps***** da alınan,doğal
    güzelliğiyle tanınmış göl.:UZUNGÖL

    Trafik. : SEYRÜSEFER

    Traktör veya kamyonlara,daha çok yük taşımalarını sağlamak için takılan
    araba.:TREYLER

    Tren istasyonlarında tren yolu boyunca uzanan,inilip binilen yüksekçe
    döşeme.:PERON

    Triko eşyaların yakasını yapmada kullanılan makine. : REMAYÖZ

    Tropik bölgelerde yetişen,bazı erguvangillerden çıkarılan ve cila yapımında
    kullanılan bir çeşit reçine.:KOPAL

    Tropikal bölgelerde yetişen ve yapraklarından değerli bir tekstil elyafı
    elde edilen bitki. :SİSAL

    Tropikal Afrika’da yaşayan ve göbekli domuz da denilen hayvan.:PEKARİ

    Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç. : AZOBE

    Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.: OKAN

    Tropikal Afrika’da yetişen ve açık damarlı,siyahımsı esmere dönüşen esmer
    renkte,daha çok kaba dokulu,sert ve ağır bir odun veren ağaç. : VENGE

    Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta marangozlukta kullanılan
    ağaca verilen ad. : EKABA

    Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta kullanılan bir ağaç. :
    LİMBALİ

    Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu kolay işlenen büyük bir ağaç. : İROKO

    Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta ve kaplamacılıkta
    kullanılan çok büyük ağaç.: MAKORE

    Tropikal Afrika’da yetişen ve Ohi de denilen ağaç. : BA

    Tropikal Amerika ormanlarında yaşayan bazı etçil küçük memelilerin ortak
    adı.:OLİNGO

    Tropikal Amerika’da yaşayan kimi hafif gagalı kuşların ortak adı.:TUKAN

    Tropikal Amerika’da yaşayan küçük bedenli akbaba.:URUBİ.:URUBU

    Tropikal Amerika’da yaşayan tavuğa benzer bir kuş.: TİNAMU

    Tropikal Amerika’da yaşayan,eflatunla karışık gri ve esmer renkte,15 cm
    boyunda büyük gece kelebeği cinsi.: EREBUS

    Tropikal Amerika’da yetişen çok sert bir ağaç.:VERA

    Tropikal bölgelerde bulunan asalak olmayan guguk kuşu.:KUKAL

    Tropikal bölgelerde yaşayan kimi kertenkelelerin ortak adı.:VARAN

    Tropikal bölgelerde yetişen bir ağaç.:OBEŞE

    Tropikal bölgelerde yetişen ve nişastaca zengin yumru kökleri yiyecek olarak
    kullanılan bitki.:YAM

    Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.:
    TARO

    Tropikal bölgelerdeki denizlerde kesiksiz esen bir takım rüzgarların
    adı.:ALİZE

    Tropikal denizlerin az derin sularında yaşayan bir yengeç cinsi. : RANİNA

    Tropikal ormanlarda yaşayan tavuğa benzer bir kuş. : TİNAMU

    Tuğla ve harçla örülmüş,alttan obruk,yarım silindir biçiminde tavan
    örtüsü.:TONOZ

    Tuğlaların harçla doldurulup düzeltilen aralığı. : DERZ

    Tulum.:TULUK

    Tumturaklı konuşma. : AYTA

    Tuna nehrinde hafif savaş gemisi olarak veya yük ve insan taşımakta
    kullanılan bir çeşit gemi. : NASAD

    Tuna ırmağında kullanılan bir çeşit yolcu gemisi. : ORANSA

    Tunus kıyılarında kullanılan üç direkli yelkenli tekne. : ÇİTİHA

    Tunus’un plakası. : TN

    Turfanda zamanı. : MEYA

    Turku’nun İsveç’teki adı. : AB O

    Turna türü.:KARKARA

    Turpgillerden,yağlı tohumlu mevsimlik bir bitki : KOLZA

    Turşusu yapılan bir tür soğan. : INCALIZ

    Turunçgillerden tadı acımsı bir meyve,greyfurt.:ALTINTOP

    Tutak,sap.: KABZA

    Tutam.:FİSKE

    Tutturgaç:. ATAŞ

    Tutuk dilli,pepe. : PEPEME

    Tuzak,kapan. : FAK

    Tuzlalarda deniz suyu çekilen bölüm. : TAVA

    Tuzlanmış ve deri tuluma bastırılmış peynir. : OLAMAN

    Tuzlu hamurdan yapılan ince uzun çubuk,tuzlu çubuk.:BATONSALE

    Tuzsuz taze peynirden nişasta ve pirinç unu konarak yapılan bir
    helva.:HÖŞMERİM

    Tüberküloz tedavisinde kullanılan bir antibiyotik. : KANAMİSİN

    Tüccar.:BEZİRGAN

    Tüketici. : MÜSTEHLİK

    Tükürükte bulunan ve nişastanın sindirilmesine yarayan enzim. : PTİYALİN

    Tülbent ile patiska arası ince patiska arası ince pamuklu bir bez.
    :MERMERŞAHİ

    Tümden çıplak olarak açık havada yaşamayı savunan öğreti.:NÜDİZM

    Tümevarım. : ENDÜKSİYON

    Tümör.: UR

    Türk müziğinde bir makamı, kendi perdelerinden daha tiz yada pes perdelerde
    çalma işi.: ŞETARET

    Türk aşıklık geleneğinin ve aşık edebiyatının etkisiyle Anadolu’da ve
    Azerbaycan’da yetişen,Türkçe ve Ermenice şiirler söyleyen,öyküler anlatan
    Ermeni asıllı aşıklara verilen ad.:AŞUK:AŞUĞ

    Türk Halk Müziğinde bağlama ailesinden çalgıların en küçük boylusu.Tezene
    ile çalınan iki yada üç telli halk sazı. : CURA

    Türk halk müziğinde bir türkü türü.:UZUNHAVA

    Türk Halk Müziğinde kullanılan cura,bulgari,bağlama gibi telli ve çalgıçla
    çalınan çalgıların genel adı. : TAMBURA

    Türk kentlerinin çoğunda,surla çevrili alanın dışında kalan yerleşmelere
    verilen ad.:TAHTAKALE

    Türk lehçelerinden biri.:ÇUVAŞÇA

    Türk müziğinde az kullanılmış pek az bilinen bir zurna türü.: ASAFİ

    Türk Müziğinde bileşik makam. : NİKRİZ

    Türk müziğinde bir makam adı. : KARCIĞAR : ARAZBAR : REHAVİ

    Türk Müziğinde bir makam. : EVİÇ:EVCARA .: SUZİNAK

    Türk müziğinde bir makam. : BAYATİ: ISFAHAN: MAYE: ACEMAŞİRAN

    Türk müziğinde bir makam. : NEVA .: IRAK: SABA: SUZİDİLARA

    Türk müziğinde bir makam.: ARAZBAR

    Türk müziğinde bir makam.: CANFEZA.:NİKRİZ.:BUSELİK

    Türk müziğinde bir makam.: HİSAR.:SUZİDİLARA.:UZZAL.:ZAVİL

    Türk müziğinde bir makamdan yada bir usulden başkasına geçmek. : GEÇKİ

    Türk müziğinde bir oyun havası.: SİRTO

    Türk Müziğinde bir usul. : NEMEL .: REMEL

    Türk müziğinde birleşik bir makam.:NEVESER

    Türk müziğinde fasıl topluluğuna verilen ad. : İNCESAZ

    Türk müziğinde iki makamın ortak adı.:REHAVİ

    Türk müziğinde kullanılan zilsiz büyük tef.:BENDİR

    Türk müziğinde oldukça kıvrak bir usul. : AKSAK

    Türk tuluat tiyatrosunda baş komik görevindeki uşak tiplemesi. Hımbıl,alık.
    : İBİŞ

    Türk Üniversitelerinde en az beş yıl profesörlük yapmış,bilimsel
    çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir
    kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimseye verilen unvan.:ORDİNARYÜS

    Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı. : ESENYAYLA

    Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı.:ALİCAN

    Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.:TÜRKGÖZÜ

    Türkiye ile İran arasındaki gümrük kapısı.:GÜRBULAK

    Türkiye’den göç eden Yunanlıların oluşturduğu müzik türü. : REMBETİKO

    Türkiye’nin 4. Büyük gölü. : EĞİRDİR

    Türkler anlamında eski sözcük. : ETRAK

    Türklere özgü bir şekerleme.:LOKUM

    Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap ve İranlılara verilen ad.: TAT

    Türkmenistan’da bir kent. : MARİ

    Türkmenistan’da dokunan değerli bir halıya verilen ad. : YOMUT

    Türkmenistan’da eski Orta Asya kenti.:MERV

    Türkmenler arasında oynanan bir halk oyunu. : TEREKEME

    Türlü bitkilerin yaprak ve kabuklarıyla kokulandırılmış acımtırak bir içki.
    : AMER

    Türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat.:URGAN

    Türlü eşya ve öteberinin satıldığı Pazar yeri.: SATAK

    Tütsü kabı.:BUHURDAN

    Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir.: ZİFİR

    Tütün fidelerini örtmek için kullanılan hasır veya ottan örtü.:KAPANCA

    Tütün fidelerinin yetiştirildiği yatak. : ANDAL

    Tütün hevengi,tütün dizmek,kurutmak ve işlemek için kullanılan üstü kapalı
    sergi. . :ARAN

    Tütün yaprağı dizesi.:YONGA

    Tütün yaprağı dizisi. : PASTAL

    Tütün yapraklarından çıkarılan ve sigarada bulunan zehirli madde.: NİKOTİN

    Tütünleme suretiyle kurutulmuş ringa balığı.:FRİSA

    Tüyleri kara,meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş.:KARATAVUK

    Tüylü kundura derisi. : SÜET

    Tüylü,kıllı çuha,kebe. : BARAK

    Tüysüz şeftali de denilen bir meyve. : NEKTARİN

    Tüysüz,ince,sık dokunmuş yün kumaş.:ÇUHA   Alıntı

  
    U

    Ucu yanık odun. : EKSİ: ESE

    Ucu bucağı olmayan.:NAMÜTENAHİ

    Ucu dövülüp fırça durumuna getirilen ve diş temizliğinde kullanılan ağaç. :
    MİSVAK

    Ucu halkalı cıvata.:MAPA

    Ucuz,özenmeden ve bayağı cins ayakkabı yapan veya satan esnaf.:KAVAF

    Uçabildikleri halde genellikle yürümeyi ve koşmayı yeğleyen 46 kuş türünün
    ortak adı.:TİNAMU

    Uçaklarda pilot kabini . : KOKPİT

    Uçakların yanaştığı yer. :APRON

    Uçan avı bir noktaya çekmek için kullanılan içi doldurulmuş kuş.:PADALYA

    Uçma korkusu.: AEROFOBİ

    Uçuk sarı renkte,yağ kıvamında,güçlü patlayıcı özelliği olan bir
    madde.:NİTROGLİSERİN

    Uçurum. : KALAR

    Uçuş korkusu.:AVİOFOBİ

    Uda benzeyen bir müzik aleti.. : LAVTA

    Ufak ateş tanesi.:CENGE

    Ufuk. :ÇEVREN

    Ufuklar.:AFAK

    Uğur Mumcu’nun Politika ve Çivi gazetelerinde yazdığı yazılarda kullandığı
    takma ad. :MEHMET FERDA

    Uğurlama.:TEŞYİ

    Uğursuz. : ŞOM : MERET

    Uğursuzluk. : FATALİTE

    Uğursuzluk.: ŞEAMET

    Ukrayna’nın başkenti. : KİEV

    Ukrayna’nın plakası. : UA

    Ulaşım.:KORELASYON

    Ulaştırma. : İSAL

    Ulusal yada yöresel konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik
yapıtı.:RAPSODİ

    Uluslar arası af örgütü. : Aİ

    Uluslar arası Basın Enstitüsünü simgeleyen harfler. : İPİ

    Uluslar arası Gazeteciler Federasyonu’nun kısaltması.:FİJ

    Uluslar arası hukukta vatandaşlık hakkını kaybeden ve bir yenisini
    kazanamayan kimse,vatansız.: HAYMATLOS

    Uluslar arası Meteoroloji Birliği. : WMO

    Umutsuz,karamsar. : MEYUS

    Un elerken dökülmemesi için yere serilen örtü. : İTEĞİ

    Un,süt ve balla yapılan bir tatlı.:MEMUNİYE

    Un,süt,yumurta ile yapılan,ufak ve yuvarlak taneler biçiminde kurutulan
    hamur.:KUSKUS

    Un,süt,yumurta,şeker veya pekmezle yapılan bir tatlı.:AKITMA

    Un,yağ ve su ile elde edilen karışım,çorba sosu.(Süt ile yapıldığında ise
    beşamel adını alır).:MEYANE

    Unutkan. : NESİ

    Unutma. : NİSYAN

    Ur Keklik’de denilen ve Doğu Anadolu’da yaşayan keklik cinsi. : KEVDERE

    Ur.: NEOPLAZMA

    Uranüs’ün bir uydusu.:ARİEL

    Urları inceleyen bilim dalı. : ONKOLOJİ

    Uruguay’ın başkenti.:MONTEVİDEO

    Usanç,can sıkıntısı. : MELAL

    Uskumru balığının kurutulmuşu. : ÇİROZ

    Uskumru,sardalye,kolyoz gibi balıkların ufağı. : VONOZ

    Uskumru’nun 8-10 cm boyunda olanı.:VONOZ

    Uskumrugillerden bir balık.: ORKİNOS

    Uskumrugillerden,eti esmer,kılçıksız ve pulsuz bir balık.: PALAMUT

    Uskumrugillerden,genellikle Akdeniz’de yaşayan ufak pullu bir balık.:AKYA


    Uşak halısı ismi. : SARPKİLİT

    Uşak iline özgü,nişasta ve pekmezle yapılan bir tatlı.:PELVAZE

    Ut,kanun,keman gibi çalgıların tellerini geren düğme.: MANDAL

    Utanma duygusu. : UT : AR

    Uyak,kafiye. : REDİF

    Uyanık,gözü açık. : SAK

    Uyanık,uyumayan.:BİDAR

    Uyanıklık. : TEYAKKUZ

    Uyarlama.: ADAPTASYON

    Uydurma,gerçek olmayan,gerçekmiş gibi gösteren haber.: ASPARAGAS

    Uygulanabilirlik.Yapılabilirlik. : FİZİBİLİTE

    Uygun,yerinde,denk.:MEHEL

    Uygur Türklerince 11. asra kadar Çin’de dokunan çok ince kalite ipek duvar
    halılarına verilen ad. : KESİ

    Uygur hükümdarlarına verilen san. : İDİKUT

    Uyku hastalığı. : NARKOLEPSİ

    Uyku ile uyanıklık arası bir durumda bulunmak,uyuklamak.: IMIZGANMAK

    Uyku. : HAB: MENAM

    Uyluk kemiğinin bilimsel adı.:FEMUR

    Uyruk. : TEBAA

    Uyuklayan. : IMIZGAN

    Uyuşma,görüşme. : İTİLAF

    Uyuşuk,miskin.:UYUNTU

    Uz yazım. : TELEKS

    Uzaduyum. : TELEPATİ

    Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı. : KERVAN

    Uzakdoğu’da yetişen amerikan elmasından çıkarılan bir tür zamk./Vernik. :
LAK

    Uzakta olan. : ÜCRA

    Uzaya giden ilk canlı köpek cinsi. : LAYKA

    Uzun ve tumturaklı konuşma .: TİRAT

    Uzun ağızlı balık. : SARGANA

    Uzun boylu,zayıf,ince kimse.:KİKİRİK

    Uzun boyunlu,kulpsuz,küçük rakı sürahisi.: KARAFA

    Uzun kavkılı deniz yumuşakçası.: OTİNA

    Uzun kemiklerin iki ucundaki şişkin kısım. : EPİFİZ

    Uzun süre kadınsız kalan erkek,cinsel açlık çeken. : ABAZAN

    Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı.: ERZAK

    Uzun süreli.:MEDİD

    Uzun taneli bir pirinç türü. : BERSANİ

    Uzun tecrübeler sonunda özel olarak ifade edilmiş ve halka mal olmuş
    söz,darbımesel.:ATASÖZÜ

    Uzun tütün çubukların kullanıldığı çağlarda odanın ortasına yerleştirilen
    kül çanağı.:TAKATUKA

    Uzun tüylü bir köpek cinsi. : EPANYÖL

    Uzun tüylü bir süs köpeği. : LULU

    Uzun tüylü İngiliz köpeği.:SETER

    Uzun tüylü kalpak. : PAPAK

    Uzun ve beyaz taneli bir üzüm cinsi.:DİRMİT

    Uzun yapraklı palmiye. : RAFYA

    Uzun,çok ince,beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir
    koyun cinsi.:MERİNOS

    Uzun,kıvırcık tüylü bir cins köpek.:KANİŞ

    Uzun,sarı ve yumuşak saç. : LEPİSKA

    Uzunca kadın ceketi. : TRUVAKAR

    Uzunluğuna açılan yazma kitaplar : BEYAZİ

    Uzunluğuna,boyun.:TULANİ   Alıntı


    Ü

    Ücretle çalışan kimse.:ECİR

    Ücretli Osmanlı askeri.:KAPIKULU

    Üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek.: SACAYAK

    Üç Bergama Kralının ortak adı. : ATTALOS

    Üç boyutlu sinema tekniği.:SİNERAMA

    Üç direkli yelkenlilerde mizana direğinin en altta bulunan sereni. : FOA

    Üç katlı bir balık ağı. : DİFANA

    Üç telli bağlama.:YONGAR

    Üç telli bir Rus sazı.:BALALAYKA

    Üç telli ve perdesiz Japon lavtası. : SAMİSEN

    Üç veya daha çok direği bulunan gemilerde arka direk. : MİZANA

    Üç veya daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip. :
    TİRNELE

    Üç veya dört yaşına kadar olan dişi manda.:EVERE

    Üçüncü jeolojik çağın,memelilerin oluştuğu dönemi.:EOSEN

    Üçüncü Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas.:İLHAMİ

    Üflemeli bakır çalgılardan oluşan orkestra.:FANFAR

    Üflemeli bir çalgı. : KEN : KENA

    Üflemeli bir çalgı.:KORNO.:ZURNA

    Üflenerek çalınan perdesiz çalgı.:BORAZAN

    Ülkeler. :MEMALİK

    Ülser hastalığına verilen bir başka ad.:KARHA

    Üniversite diplomasıyla doktora arasındaki akademik derece.:LİSANS

    Üniversitelerde öğrencilerin ders seçme veya bırakma işlemi.:EKLESİL

    Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eden,yönetiminden,öğretimin düzenli
    yürütülmesinden sorumlu kimse. : REKTÖR

    Ünlü Meksikalı ressam.( 1907-1954 yılları arasında yaşamış, ilkel
    görünümlü,keskin hatlı ve parlak renkli kendi portreleriyle tanınmış, yaşam
    öyküsü sinemaya da aktarılmıştır).:FRİDA KAHLO

    Ünlü,soylu. : ANGIN

    Üreteç. : JENERATÖR

    Ürkme.,insandaki etkisi açısından tanımlanan ışınım dozu birimi. : REM

    Ürkü. : PANİK

    Ürünün üzerindeki fiyat etiketi. : BARKOT

    Üst bitken. : EPİFİT

    Üst derinin en dış tabakası.:KORUN

    Üstü galeta unu veya rendelenmiş peynirle kaplanarak fırına verilen yemekler
    için kullanılan sözcük.:OGRATEN

    Üstü toprakla örtülü saman yığını. : NODA

    Üstün nitelikte kadın sanatçı. : DİVA

    Üstünde hamur açılan,yemek yenilen tahta.:YASTAĞAN

    Üstünde oturulan,yatılan,içi yünle,pamukla doldurulmuş döşek.:ŞİLTE

    Üstüne kıyma,kıyılmış soğan ve baharat konularak fırında pişirilen pide.:
    LAHMACUN


    Üstünkörü bir biçimde,geçici olarak onarma.:MERAMET

    Üstünlük taslayan.:FODUL

    Üstünlük. : FAİKİYET

    Üşengeç. : ERİNCİK

    Üzeri ekmek kırıntısıyla kaplanmış yiyecekler için kullanılan sözcük. : PANE


    Üzeri kırmızı parafinle kaplanan bir tür peynir.:EDAM

    Üzeri kırmızı,parafinle kaplı bir tür peynir. : EDAR

    Üzeri meşin,halı gibi şeylerle kaplanmamış olan eyerin bölümü.:KALTAK

    Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler yapılan,çelik yaylar
    üzerine gerilmiş bez ve bu bez üzerinde yapılan spor. : TROMBOLİN

    Üzerinde bir çok fındık dalı bulunan dal.:ÇOTANAK

    Üzerinde değişik renkler bulunan. : EBRULİ

    Üzerinde döndüğü milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. : AVARA

    Üzerinde film çevrilen stüdyo düzlüğü.:SET

    Üzerinde gür ot biten,toprağı nemli düzlük.:ÇAYIR

    Üzerinde kitap okunan,yazı yazılan,bazıları açılıp kapanabilen alçak,küçük
    masa.:RAHLE

    Üzerinde kümbet biçiminde bir kapağı bulunan,oldukça büyük bir tür cep
    saati.:PİRYOL

    Üzerinde maden dövülen,çelik yüzeyli,demir araç.:ÖRS

    Üzerinde ölü yıkanan kerevet,salacak. : TENEŞİR

    Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı
    altlık.:SÜMEN

    Üzerinde yazıt veya kabartmalar bulunan dikilitaş. : STEL

    Üzerine rayların yerleştirildiği , yere enine konulmuş demir veya ağaç
    parçaların her biri. : TRAVERS

    Üzerine besmele veya maşallah yazılı altın nazarlık.:ARMUDİYE

    Üzerine kumaş gerilerek nakış işlemeye yarar,çoğu dikdörtgen biçiminde olan
    çerçeve.:GERGEF

    Üzerine rayların yerleştirildiği,yere enine konulmuş demir veya ağaç
    parçaların her biri.:TRAVERS

    Üzerine resim yapılan bez. : TUAL

    Üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan eşya.: GLASE

    Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan sedir.:KEREVET

    Üzerine yazı yazılan tabaklanmış ceylan derisi. : RAK

    Üzerleri noktalarla işaretli, dikdörtgen biçiminde, 28 taşla masa üzerinde
    oynanan bir oyun.:DOMİNO

    Üzerleri noktalı 28 dikdörtgen taşla oynanan bir oyun.:DOMİNO

    Üzülme,üzüntü.:TEESSÜR

    Üzüm bahçesi. : BAĞ

    Üzüm kütüğü.: TAK

    Üzüm suyunun damıtılmasından elde edilen rakı,pirinç rakısı: ARAK

    Üzüm taşımaya yarayan tahta kap.. : MAHRA

    Üzüm yetiştiren.:BAĞCI

    Üzüntü dert anlamında yerel sözcük. : GADA   Alıntı

    V

    Vade. : ÖNEL

    Vadi. : KOYAK

    Vahşi hayvan barınağı,kovuk. : İN

    Vahşi orman.:ECEME

    Vakti gelmeden ölü doğan yavru.:BAĞAN

    Vaktinden önce,erken doğmuş bebek.: PREMATURE

    Vali : İLBAY

    Van gölünün kuzey batısında Muradiye ovasında Urartu döneminden kalma kaleye
    verilen ad. : KEÇİKIRAN

    Van Gölü kıyısındaki Urartu kenti. : ABAİNDİ

    Van’ın Erciş ilçesinde bir kaplıca.:HASANABDAL

    Van’ın güneydoğusunda yüksek bir dağ kütlesi.:İSPİRİZ

    Vantuz : ÇEKMEN

    Varisler. : VERESE

    Varlık bilim.: ONTOLOJİ

    Varlıklı eski Rus köylülerine verilen ad.:KULAK

    Varoluşçuluk.:EGZİSTANSİYALİZM

    Varoluşu düşünceden çıkarsayan Descartes’çı akıl yürütme. : COGİTO

    Varsayım.:FARAZİYE

    Vasıflar,nitelikler. : EVSAF

    Vasiyet etme. : İSA

    Vaşak denilen hayvanın küçük bir türü.:ÜŞEK

    Vazgeçmek. : FARİĞ OLMAK

    Veba hastalığı. : TAUN

    Vecize,kısa ve özlü söz. : LAKONİK

    Vekil. : NAİP

    Vekiller,bakanlar. : VÜKELA

    Veli. : EGE

    Venedik Film Festivalinin yapıldığı küçük ada.:LİDO

    Venedik gondolcülerinin söz ve müziği önceden yazılmadan,içlerinden geldiği
    gibi söyledikleri şarkı.:BARKAROL

    Venezüella’nın para birimi.:BOLİVAR

    Venüs gezegeni. : ÇOLPAN


    Venüs,Çulpan.: ÇOBAN YILDIZI

    Verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu
    kimselerin vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık
    kurumu.:PREVANTORYUM

    Vergide kaynaktan kesme.:STOPAJ

    Veri. : MUTA

    Verimli toprak.:BİTEK

    Verme,ödeme. : İTA

    Veteriner : BAYTAR

    Vezir kavuğu. : KALLAVİ

    Vezir. : ASAF

    Vietnam krallık hanedanı. : LE : Lİ

    Vietnam plakası. : VN

    Vietnam’ın para birimi.:DONG

    Villa tipi küçük ev.: ŞALE

    Virgül biçimindeki bakteri.:VİBRİYON

    Viyolonsele verilen ad. : ÇELLO

    Vizon. : MİNK

    Voleybol.:UÇANTOP

    Voleybolda yukarıdan aşağıya topu sertçe yere vurmak.:SMAÇ

    Volga ırmağına tarihte verilen bir ad.: İTİL

    Volkan bölgelerinde,belli aralıklarla su ve buhar fışkırtan sıcak
    kaynak.:GAYZER

    Vurgun hastalığına karşı uygulanan emniyet durakları.:AKSONA:AKSUNA

    Vurguncu,dalavereci.,spekülatör. : AFERİST

    Vurma.:DARP

    Vuruşma,savaş. : KITAL

    Vücudu silindir biçiminde,gaga gibi ince uzun sivri ağızlı bir balık :
    ZARGANA

    Vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik.:BEZE

    Vücudun mikroorganizmalara ve öbür yabancı maddelere karşı gösterdiği
    bağışıklığı inceleyen bilim dalı. : İMMÜNOLOJİ

    Vücutta doğuştan organ eksikliği veya yer değişikliği. : EKTOPİ   Alıntı
    Y

    Yaban armudu. : AHLAT

    Yaban gülü.: NESTEREN

    Yaban havucu.:KARAKAVZA

    Yaban kazı. : LÖKEŞE: SAKARMEKE

    Yaban kedisi.:GAPAR.:OSELO

    Yaban mersini. : KEÇİ YEMİŞİ

    Yaban sümbülü adıyla da bilinen bir kır bitkisi.:KEDİNANESİ

    Yaban tere’si. : HOROZCUK

    Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaların plakalarında kullanılan
    kısaltma.Kor diplomatik.:CD

    Yabancı korkusu.XENOFOBİ

    Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi. :
    AKSEPTANS

    Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent.:AGREJE

    Yabancı,gurbette yaşayan,garip. : ELGİN

    Yabancı. : YAD : ÇITAK

    Yabancılara tanınan ayrıcalıklar.:KAPİTÜLASYON

    Yabancılık.:EGZOTİZM

    Yabani dişi eşek. :ANE

    Yabani elma. : ACUK

    Yabani ıspanak. : SİRKEN : PAZI

    Yabani mercanköşk.: FARE KULAĞI

    Yabani yonca,tirfil. : KORUNGA

    Yabani zeytin : DELİCE

    Yadırganacak yönü olma,gariplik,tuhaflık.:GARABET

    Yadigar.:BERGÜZAR

    Yağ çözeltisi. : MİSEL

    Yağ dokusunun,bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan zararsız ur.: LİPOM

    Yağ,un ve et suyu katılarak hazırlanan özel sos.:VELUTE

    Yağda kızartılarak,üzerine şeker yada şerbet dökülen bir hamur tatlısı. :
    LALANGA

    Yağı alınmış sütten yada yoğurttan yapılan peynir. : KEŞ

    Yağı alınmış sütten yapılan ve çökelek de denilen peynir. : EKŞİMİK

    Yağmur çisentisi. : REŞ

    Yağmur damlası.:JİK

    Yağmur kuşu. : KALİNİS

    Yağmur,soğuk gibi dış etkilere karşı başa geçirilen,giysiye dikili veya ayrı
    olarak kullanılan başlık.: KUKULETA

    Yağmur. : BARAN

    Yağmurluk.:TRENÇKOT

    Yağsız ve mayasız hamurdan yapılan ve külde pişirilen çörek.:KETE

    Yahudi dinsel törenlerinde kullanılan yünlü veya ipekli şal. : TALET

    Yahudi tapınağı. : SİNAGOG : HAVRA

    Yahudilerde Tevrat’ın gizli anlamlarını araştırma işi.: KABALA

    Yahudilerin,Yahudi olmayan kişi ve kuruluşlara verdikleri ad. : GOY

    Yahudiliğin simgesi olan yedi kollu şamdana verilen ad.:MENORA

    Yakalama,tutma,ele geçirme.:DERDEST

    Yakanın devrik bölümü. : KLAPA

    Yakarca. : TATARCIK

    Yakarı. : DUA

    Yakası kürklü ve kolsuz kaput. : ŞİNEL

    Yakası kürklü ve kolsuz kaput.:ŞİNEL

    Yakasız erkek gömleği. : MİNTAN

    Yakıcı. : SUZAN

    Yakın arkadaşları tarafından Stalin’e verilen ad.:KOBA

    Yakışıksız ve saygısızca davranan.: DENSİZ

    Yakışır,yerinde,uygun. : REVA

    Yakıt. : MAHRUKAT

    Yaklaşık 12.000 yıl önce Pasifik’e gömüldüğüne inanılan,insanlığın ve
    uygarlığın anayurdu sayılan kıta. : MU

    Yaklaşık 12.000 yıl önce Pasifik’e gömüldüğüne inanılan,insanlığın ve
    uygarlığın anayurdu sayılan kıta.:MU

    Yaklaşık 3cm genişliğinde yumuşak,kösele şerit.: VERDELA

    Yakup Peygamberin karısı.:LEA

    Yalan dolan.:KATAKULLİ

    Yalancı safran.:ASPUR

    Yalancı,hileci.:KALTABAN

    Yalanlama.: TEKZİP

    Yalanlar ve hikayeler uydurmaya yol açan yapısal eğilim. Yalan söyleme
    hastalığı. : MİTOMANİ

    Yaldızlama.: TEZHİP

    Yaldızlı. : DORE

    Yalınayak kimse.:DALTABAN

    Yalıtılmış.:İZOLE

    Yalıtkan. : İZOLATÖR

    Yalman. : SARP

    Yalnız atomlarının kitleleri yönünden farklı olan aynı kimyasal
    element.:İZOTOP

    Yalnız baş harflerle yazılan kısa imza.:PARAF

    Yalnız başına ilerleyen ve öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık.
    : İDİOPATİ

    Yalnız bir giysilik dokunmuş,üstün nitelikte kumaş parçası. : KUPON

    Yalnız erkek bireyler veren döllenmesiz üreme.: ARENOTOKİ

    Yalnız güldürmeyi değil,daha çok düşündürmeyi ve yergiyi amaçlayan
    mizah.:KARAMİZAH

    Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta.:BUL

    Yalnız pruva direği kabasorta,öbür direkleri sübye donanımlı olan,genellikle
    üç direkli yelkenli gemi.:NAVİ

    Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık
    ayakkabı.:SANDALET

    Yalnız,tek,sırf. : SALT

    Yalnızlık korkusu. : EREMOFOBİ

    Yaltakçı.:DALKAVUK

    Yalvarma,dua. : NİYAZ

    Yan etki.:KOMPLİKASYON

    Yan gelip yatma. : KEKA

    Yan tutularak çalınan,orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı.: FLÜT

    Yan yan giden.:ÇALIK

    Yan yana konmuş iki küçük davuldan oluşan ritim çalgısı.:BONGO

    Yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.: ARGUN

    Yan,taraf,cihet.:CANİP

    Yan.:BÖĞÜR

    Yanağın alt kısmı. : ENEK

    Yanardağ ağzı. : KRATER

    Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü. : TRAKİT

    Yanardağlardan fırlayan parça.:LAPİLLİ

    Yanarken güzel koktuğu için tütsü olarak kullanılan bir ağaç.:ÖD

    Yandan görünüş. : PROFİL

    Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai
    fişek.: MAYTAP

    Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan bir madde.: NAPALM

    Yangın çıkarma saplantısı olan.: PİROMANİ

    Yankı bilimi. : AKUSTİK

    Yankıca.:EKOLALİ

    Yanlış kelime,yanlış söz. : GALAT

    Yanmış kömür tanesi.:CEMRE

    Yansıca. : EKOPRAKSİ

    Yansıma,yankı,inikas. :AKİS

    Yansıma.,piyasada etki. : İNİKAS

    Yapağı veya keçi kılının dokunmadan,yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba
    kumaş.:KEÇE

    Yapağıdan elde edilen,eczacılıkta ve parfümeride kullanılan,sarımtırak
    renkte bir yağ.:LANOLİN

    Yapan,işleyen.:FAİL

    Yapay dokuma ipliği.: ORLON

    Yapay reçine.(Formaldehit ile fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilir.) :
    BAKALİT

    Yapı çıtası.:BAĞDADİ

    Yapı vs yapımında kullanılacak çakılları,taşları elde etmek için,büyük
    kayaları kırıp ufalamaya yarayan makine.: KONKASÖR

    Yapıda kullanılan dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.: MERTEK

    Yapılabilirlik.:FİZİBİLİTE

    Yapılarda gereç taşımak için kullanılan,dört kollu ve iki kişinin taşıdığı
    tahta araç.:TESKERE

    Yapılarda yayvan kemer.:SEPET KULPU

    Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta,bezekçi.:NAKKAŞ

    Yapıların kaba ağaç ve tahta işlerini yapan kimse.:DÜLGER

    Yapıların üst katlarından ana duvarların dışına,sokağa doğru çıkıntı yapmış
    balkon.:CUMBA

    Yapılması zorunlu olan.:FARZ

    Yapısal.: STRÜKTÜREL

    Yapışık,ikiz meyve.: ÇATAK

    Yapışkan çamur.:BALÇIK

    Yapma boyaların yapımında kullanılan bir madde.: ANİLİN

    Yaprak hamuru(milföy) ile hazırlanan bir çeşit soslu börek.:VOLOVAN

    Yaprak sapı. : ANAK

    Yaprak sigara.:SİGAR

    Yaprak.: VARAK

    Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi.: MATE

    Yaprakları sebze olarak yenen bir bitki.:LABADA

    Yara izi. : NEDBE

    Yara.:CERİHA

    Yaradılış,huy,karakter.: SECİYE

    Yaradılış. : HİLKAT : CİBİLLİYET

    Yaralama.:CERH

    Yararlanan. : MÜSTEFİT

    Yararlı. : NAFİ

    Yarasa,gece kuşu. : VATVAT

    Yaraşırlık. : LİYAKAT

    Yaratan.: SANİ

    Yaratıcılığa dayanmayan,el melekesi ile yapılan iş.: RUTİN

    Yaratılmış bütün canlılar.:ENAM

    Yardakçılar:. AVENE

    Yardım amaçlı,eğlenceli toplantı. : KERMES

    Yardım etme. : MUAVENET

    Yardım. : İANE

    Yardımcı. : YARDAK : YAMAK : EL ULAĞI : YAVER

    Yargıcı. : FATALİST

    Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı. : TURBA

    Yarı kuru toprak. : ALAKUR

    Yarı yaş,yarı kuru nemli toprak. : ALATAV

    Yarı yavaş anlamında müzik terimi,adagio ile antantino arası.:ANDANTE

    Yarı,yarım. : NISIF

    Yarık,çatlak. : ŞAK

    Yarık,gedik. : YARA

    Yarık,yırtık.:YİRİK

    Yarıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk.:ÇENET

    Yarım baş ağrısı. : MİGREN

    Yarım gün. : PARTTAYM

    Yarım ipekli,bürümcük türü bir kumaş.:HELALİ

    Yarım kafiye.:ASONANS

    Yarım kilogramlık bir ağırlık ölçü birimi.: LİBRE

    Yarım ton ince ses. : DİYEZ

    Yarış atlarının bakımıyla yükümlü ve antrenman için zaman zaman onlara
    binebilecek yetenekte seyis.:APRANTİ

    Yarış teknesi.: ŞARPİ

    Yas havalarına uygulanan bir halk ezgisi. : LELEMENDİ

    Yasaklama,engelleme. : MEN

    Yasalar. : KAVANİN

    Yasemin yaprağı. : BERKİ SEMEN

    Yassı gümüş külçesi. : LAVAŞA

    Yassı uçlu büyük iğne.:ÇUVALDIZ

    Yassı ve büyük yemek tabağı. : PİYATA

    Yassı ve dar biçimli metal parça :LAMA

    Yassı ve düz taş.:KAYRAK

    Yassı,basık.:PAT

    Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş.:BEZGİN

    Yaş***** ilişkin bilgiler,Herodotos’a ve Firdevsi’nin Şehnamesine
    dayanan,İranlıların efsanevi hükümdarı. : FERİDUN

    Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir
    an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından
    öldürülmesi. : ÖTANAZİ

    Yaşatkan sinir sistemini oluşturan iki sistemden biri. : PARASEMPATİK

    Yaşça yakın,boydaş,yaşıt.:ÖĞÜR:AKRAN

    Yaşlanmak. :FARIMAK

    Yaşmak.:BÜRGÜ

    Yat limanı. : MARİNA

    Yatak doldurmaya yarayan yün,pamuk,kıtık gibi şeyler.:İÇİRİK

    Yatar koltuk.:PULMAN

    Yatay güneş saati,yükseklik tahtası.:BASİTA

    Yatay güneş saati. : BASİTE

    Yatay güneş saati.:BASİTE

    Yatay. : UFKİ

    Yatırılmış sermayenin,bir kuruluşun veya bir yatırım konusunun gelir
    sağlayabilme olanağı,verimlilik.: RANTABİLİTE

    Yatırım,mevduat.: PLASMAN

    Yatıştırıcı.: MÜSEKKİN

    Yatsı namazından sonra kılınan üç rekat namaz. : VİTİR

    Yavan,tatsız.:ZIRTLAK

    Yavaş,ağır anlamında kullanılan müzik terimi. : ADAGİO

    Yavru.:BALA

    Yavşan otu da denilen mavi ve beyaz renkte çiçekler açan bir bitki. :
    VERONİKA

    Yay çizer. : PERGEL

    Yay.:ZEMBEREK

    Yaya kaldırımı. : TROTUAR

    Yaygın medya kuruluşlarına giremeyen veya girmek istemeyenlerin çıkardığı
    dergilere verilen ad.: FANZİN

    Yayılma. : TAAMMÜM

    Yayımlayan. : TABİ

    Yayla çiçeği. : AMBERİYE

    Yayla evi : KOM

    Yayla veya bahçe kulübesi,/ küçük köy. : TOL

    Yayla. : PLATO

    Yaylı at arabası. : BRİK

    Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe,iğne vs.: KLİPS

    Yaylı kerevet. : SOMYA

    Yayvan sepet. : SELE

    Yaz aylarında giyilen bol ve geniş dikimli astarsız hafif ceket.: KANADİYEN

    Yaz mevsimi.: TABİSTAN

    Yaz mevsimi.: TABİSTAN

    Yazarı bilinmeyen,anonim. : LAEDRİ

    Yazı bilgisi. : GRAFOLOJİ

    Yazı ile bildirme. : İŞAR

    Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması.: MEŞK

    Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi,uzun ve tumturaklı
    konuşma.:TİRAD

    Yazı veya resim başlığı.:ANTET

    Yazı yazan,bir yazıyı kaleme alan kimse.:REDAKTÖR

    Yazı yazma,kaleme alma.:REDAKSİYON

    Yazıcı uç adı verilen ve gölgesi düzlemsel bir yüzeye düşen basit bir
    çubuktan oluşmuş ilkel güneş saati.:GNOMON

    Yazılı kağıt. : KETAL

    Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır
    duruma getirme.: REDAKSİYON

    Yazılmış,yazılı. : MUHARRER

    Yazım.:İMLA

    Yazın güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.:ALAGÜN

    Yazın,edebiyat. : LİTERATÜR

    Yazınsal.:EDEBİ

    Yazıtbilim.:EPİGRAFİ

    Yazlık davar ağılı: ÇALAMAR

    Yazma yitimi.: AGRAFİ

    Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal
    nedenlerle yazma yetisini yitirme. : AGRAFİ

    Yedek.: REDİF

    Yedi Osmanlı saltanat sancağından birinin adı. : AKALEM

    Yelken açma komutu. : AMORA

    Yelken bağı.:CAMADAN

    Yelken devrinde muhabere ve irtibat hizmetlerinde kullanılan hızlı ve hafif
    gemi. : AVİZO

    Yelken gemilerine mizana direği denilen kıç direkte eğik duran bayrak
    sereni. : GİZ

    Yelken indirme.(Fora karşıtı). : MAYNA

    Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.:MATA

    Yelkenlere açılan deliklere ve halat ilmiklerine geçirilen metal halka. :
    RADANSA

    Yelkenleri germe veya gevşetme işlemi : TİRAMOLA

    Yelkenlerin iç yanları. : ALABANDA

    Yelkenlerin indirilmesi için verilen komut.: AMORA

    Yelkenli gemilerde yelken açmak için kullanılan, yatay bağlanmış, uçları
    ince göndere verilen ad. : SEREN

    Yelkenli bir tekne. : KEÇ

    Yelkenli gemilerde arka direk.: MİZANA

    Yelkenli gemilerde gabya çarmıklarını ana direğe bağlayan kısa çarmıklar. :
    RİLİ

    Yelkenli gemilerde gabya çarmıklarını ana direğe bağlayan kısa
    çarmıklar.:RİLİ

    Yelkenli gemilerde gabyarların direklere çıkması için verilen komut.: ARİVA

    Yelkenli gemilerde iki direk arasına gerilen üçgen yelken. : VELENA

    Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene
    bağlanan yelken.:TRİNKETA

    Yelkenli gemilerde serenlerle donanımlarının bakımıyla görevli tayfa.:
GABYAR

    Yelkenli ve kürekli eski bir gemi türü.:ÇEKTİRİ

    Yelkenli yük teknesi. : SALAPURYA

    Yellenme. : ZARTA

    Yelve. : FLURYA

    Yelyutan’da denilen bir kuş.: SAĞAN

    Yemek altı. : ORDÖVR

    Yemek bilgisi. : GASTRONOMİ

    Yemek listesi. : MÖNÜ

    Yemek pişirmek için kullanılan ızgaralı,ayaklı taşınabilir ocak.: MALTIZ


    Yemek. : AŞ:TAAM

    Yemeklere,çorbalara ve salatalara mayhoş bir tat vermesi için katılan ve
    narın kaynatılması ile elde edilen bir çeşit pekmez.:NAR EKŞİSİ

    Yemekten önce,genellikle tuzlu çerezle alınan,çoğunlukla damıtık alkollü
    içki.:APERİTİF

    Yemen ve Etiyopya’da yetişen,yaprakları uzun süre çiğnenince sarhoşluk veren
    bir ağaç.:KAT

    Yemin. : ANT : KASEM : İLA

    Yemiş.:BAR

    Yengeç. : SERETAN

    Yeni çıkmaya başlamış ekin. : FİREZ

    Yeni doğmuş çocuk. : NEVZAT

    Yeni ve parlak.: ÇİL

    Yeni Zelanda plakası. : NZ

    Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş bazı uçamayan kuş türlerinin
    ortak adı.:MOA

    Yeni Zelanda’nın nemli ormanlarında yaşayan,yeşilimsi papağan.: KAKAPO

    Yeni Zelanda’nın yerli halkı.:MAORİ

    Yeni,çok yeni olan şey.:NEVİN

    Yeni.:CEDİT

    Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve
    yönetmek olan subay.:ODABAŞI

    Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı.:CİVELEK

    Yeniçerilere verilen üç aylık ücret.: ULUFE

    Yeniçerilerin kayıtlı olduğu defter.: ESAME

    Yeniden canlandırma,diriltme. : İHYA

    Yeniden geri alım vaadiyle satış anlaşması.:REPO

    Yer bilimi.:JEOLOJİ
    Yer değiştiren maldan alınan vergi.Osmanlılarda gümrük vergisi. : BAÇ

    Yer eksenli yörünge üzerine,deneme uyduları yerleştirmek amacıyla
    geliştirilmiş Avrupa uzay füzesi.:ARİANE

    Yer fıstığı. : ARAŞİT: KİKİRİK

    Yer jimnastiğinde,vücudun yatış pozisyonundan ayaküstü duruma geçme
    hareketi.: KİPE

    Yer kabuğunun maddesi. : KAYAÇ

    Yer kırığı,fay. : ESİK

    Yer mantarı,domalan. : KEME

    Yer mantarı,keme. : DOMALAN

    Yer mantarı.: KEME

    Yer ölçmeye yarar düğümlü ip.:GEZ

    Yer ölçümünde uzaklık saptama,hizalama işlemlerinde kullanılan beyaz ve
    kırmızı şeritler halinde boyanmış ağaç veya metal çubuk. : JALON

    Yer sarsıntılarının oluş kökenini,deprem işleyişini,boyutunu,etkilerini ve
    alt yapısını araştıran jeofiziğin bir alt kolu. : SİSMOLOJİ

    Yer yuvarlağının yıl içinde Güneşe en uzak olduğu nokta. : AFEL

    Yer. : MAHAL

    Yerbilimde tekne.: İNEÇ

    Yerdeki çamuru kazımak için bir değneğin ucuna geçirilen yassı demir.:CEMEK

    Yerdeki karın yüzünde buz tutmuş olan tabaka. : KÖREŞE

    Yerden sıçrayan çamur. : ZİFOS

    Yere çakılan kısa ve kalın kazık.:ÇAKAK

    Yergi ile ilgili.: SATİRİK

    Yergi,mizah. : SATİR

    Yerin iç yapısı ile yerin sarsıntı ve yük altında dinamik davranışını
    araştıran bilim dalına verilen ad. : JEOFİZİK

    Yerin üst yapısı ve yerin geçirdiği evrimleri ve değişimleri inceleyen bilim
    dalı. : JEOLOJİ

    Yerinde bırakma. : İPKA

    Yerinde duramayan kimse,yönlendirme. : AJİTE

    Yerine koyma.: TELAFİ

    Yerleştirme. : TABİYE

    Yerme. : KOV

    Yeryüzünde yalnız Birecik’te Fırat vadisini çeviren kayalarda yaşayan uzun
    gagalı bir kuş.:KELAYNAK

    Yeşil abanoz. : İPE

    Yeşil abanozun öteki adı.:AKAMPSİS

    Yeşil ırmağın bir kolu. : TERSAKAN

    Yeşil ırmak’ın antik dönemlerdeki adı. : İRİS

    Yeşil ve pembe dalgalı sedef.:ARUSEK

    Yeşile çalan toprak rengi. :HAKİ

    Yeşilırmak deltasının kuzeydoğu kesiminde, yüzlerce kuş türünü barındıran
    küçük göl. : SİMENLİK

    Yeşille lacivert arası renk.: ÖRDEKBAŞI

    Yeter sayı. : NİSAP

    Yeterli etkinliği olmayan,bir süre için,geçici.: PALYATİF

    Yeterlilik belgesi. :BRÖVE

    Yeterlilik. : KİFAYET

    Yetimhane.:DARÜLFÜNUN

    Yetimler okulu.:DARÜŞŞAFAKA

    Yetişmemiş karpuz.: ŞALAK

    Yetkili. : MEZUN

    Yetkin,olgun. : KAMİL

    Yıl aşırı,iki yılda bir.:BİENAL

    Yılanbalığıgillerden,Avrupa kıyılarında yaşayan,eti lezzetli büyük bir
    balık.:MAGRİ

    Yılanbalığına benzer,eti lezzetli bir balık. : KUFA

    Yılanbalığına benzer,yırtıcı,eti beyaz,göğüs yüzgeci olmayan deniz balığı. :
    MURANA

    Yılancık da denilen,el,ayak ve yüzde kızartı ve şişmelerle kendini gösteren
    hastalık.:ALAZLAMA

    Yılankavi. : HELEZONİK

    Yıldırım. : SAİKA

    Yıldız çiçeği. : DALYA

    Yıldız falcılığı.:ASTROLOJİ

    Yıldızların yüksekliğini ve açı uzaklığını gözlemeye yarayan alet. : OKTANT

    Yıldızların yüksekliğini ve açı uzaklığını gözlemeye yarayan alet.:OKTANT

    Yırtıcı bir kuş. : BALABAN

    Yırtıcı kuşlardan bir doğan çeşidi.:ÇAKIRDOĞAN

    Yırtık,yarık.:ÇAK

    Yısa veya laçka edilmekte olan bir halatın ve zincirin kısa bir süre elde
    tutulup bırakılmaması için verilen emir. : AGANTA

    Yiğit,cesur,bahadır.:KELEŞ

    Yiğit.:CİVANMERT

    Yiğitlik,kahramanlık.:CELADET

    Yiğitlik,yararlılık.:BESALET

    Yirminci asır başlarında ev içi sahneleri canlandıran ve ev yaşamını konu
    alan resim tarzına verilen ad. : ENTİMİZM

    Yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı. : ARİFANE

    Yiyecek,içecek şey.: AZIK

    Yiyecek,içecek,özellikle ekmek : NİMET

    Yiyecek. Azık. : NEVALE

    Yiyecekleri dondurarak saklayan buzdolabı.:DİPFRİZ

    Yiyecekleri önce una ve yumurtaya,sonra istenirse galeta ununa bulayıp
    kızartmak.:PANE

    Yiyen,yiyici kimseler. : AKİLE

    Yiyicilik,rüşvet alma. : İRTİKAP

    Yoga felsefesini uygulayan derviş.:YOGİ

    Yoğrularak yuvarlanmış topak edilmiş bulgur. : TAPAŞ

    Yoğun. : KESİF

    Yoğunlaç. : KONDANSATÖR

    Yoğunluğu çok düşük cam, vernik, kauçuk veya köpük görünüşünde lastiğe
    benzeyen madde.: POLİÜRETAN

    Yoğunluk ölçer. : DANSİMETRE

    Yoğurt,pekmez gibi koyu şeyleri suyla inceltmek,sulandırmak. : ÖZEMEK

    Yoğurtlu yumurta yemeği.:ÇILBIR

    Yok etme,kökünü kurutma. : ERADİKASYON

    Yok olma,yok edilme.:ZEVAL

    Yoksul,çıplak,saf,saf ırk.: ARİ

    Yol bakımı ve kontrolü için demir yollarında kullanılan küçük araba.: DREZİN


    Yol çukuru.:KASİS

    Yol kontrol ve bakımı için demiryollarında kullanılan küçük araba.: DREZİN

    Yol üzerinde oluşmuş çukur.:KASİS

    Yol ve tarla kenarlarında yetişen otsu bir bitki.: DEVEDİKENİ

    Yol,yapı v.s. yapımında kullanılacak çakılları,taşları kırıp ufalamaya
    yarayan makine.:KONKASÖR

    Yol. : RAH :TARİK

    Yolcu.:SAFİR

    Yolculukta veya askerlikte kullanılan,boyuna veya bele asılı olarak
    taşınan,genellikle aba veya deri kaplı,metal su kabı.:MATARA

    Yollarda,toprak damlarda yeri bastırmak veya tarlalarda toprağı ezmek için
    gezdirilen taş silindir.:LOĞ

    Yonga.: TALAŞ

    Yontulmuş yapı taşı. : BİÇME

    Yorgun,bitkin.:BİTAP

    Yorumlama. : ŞERH

    Yosma.:KOKET

    Yosun sapçığı. : SETA

    Yoz beğeni. :KİÇ : KİTCH

    Yozgat ilinde ortaya çıkarılan ve Anadolu’nun tam bir kronolojisini
    göstermesi bakımından büyük önem taşıyan höyük. : ALİŞAR

    Yozgat ilinde ünlü bir höyük.:ALİŞAR

    Yön,taraf.:CİHET

    Yönetici. : ZİMAMDAR

    Yönetmelik.: TALİMATNAME

    Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın başlangıç noktasına olan uzaklığının
    cebirsel değeri.:APSİS

    Yöntem bilim. : METODOLOJİ

    Yöntem,yol,usul.:RACON

    Yudum.:CURA

    Yugoslav ulusal dansı. : KOLO

    Yumurta biçiminde olan,oval,beyzi.: SÖBE

    Yumurta biçimli ve sekiz delikli bir flüt. : OKARİNA

    Yumurta hücresinin embriyon oluşurken gelişerek aldığı ilk biçim,blastula.:
    MORULA

    Yumurta sarısı,zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu soğuk
    salça.:MAYONEZ

    Yumurta ve irmikle yapılan bir tatlı.:REVANİ

    Yumurta verimi çok,genellikle beyaz tüylü bir tavuk ırkı.:LEGORN

    Yumurta,süt ve un ile hazırlanan tatlı veya tuzlu hamur.:KREP

    Yumurta,şeker ve un ile yapılan,yumuşak pasta.:PANDİSPANYA

    Yumurtadan yeni çıkmış civcivin ağzının kıyısında bulunan ve zamanla
    kaybolan sarı renk.:KEF

    Yumurtadan yeni çıkmış ve henüz ayakları oluşmamış yavru kurbağa. : İRİBAŞ

    Yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan zararlı bir böcek. : SÜNE

    Yumurtayı kabuksuz olarak kaynar suyun içerisinde pişirmek.:POŞE

    Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac.:TENEKE

    Yumuşak deri./ Üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan eşya. : GLASE

    Yumuşak huylu.:HALİM

    Yumuşak keçe. : FÖTR

    Yumuşak ve gümüş rengi postu için avlanan kemirici bir hayvan. : ÇİNÇİLYA

    Yumuşak ve hafif ,odunu doğramacılıkta kullanılan bir Afrika ağacı.: EKABA

    Yumuşak ve hafif bir ipekli kumaş. : SÜRA

    Yumuşak yer. : NAÇE

    Yumuşak:. NAİM

    Yumuşama. : DETANT

    Yunan abecesinde bir harf.: TETA: ERA: GAMA: ALFA: DELTA : EPSİLON: BETA

    Yunan barış tanrıçası. : EİRENE

    Yunan dansı. : SİRTAKİ

    Yunan felsefe okulu. : ELEA

    Yunan mimarlığının üç biçeminden biri. : İON

    Yunan mitolojisinde Afrodit’in gözdesi olan genç delikanlı.:ADONİS

    Yunan mitolojisinde altın postu aramaya çıkan Argo gemisinin kaptanı.:İASON

    Yunan mitolojisinde çok hızlı koşmasıyla tanınmış avcı kız.:ATALANTE

    Yunan mitolojisinde Dionysos’un ceviz ağacına dönüştürdüğü Lakonia’lı genç
    kız.:KARYA

    Yunan mitolojisinde doğa tanrıçası.: ARTEMİS

    Yunan mitolojisinde doğa,vahşi hayvanlar,av,bereket,erdenlik ve doğurganlık
    tanrıçasına verilen ad. : ARTEMİS

    Yunan mitolojisinde dokuz sanat perisinden biri. : ERATO

    Yunan mitolojisinde düz olduğuna inanılan yer çevresinde akan ırmak.:OKEANOS

    Yunan mitolojisinde evlilik ve kadın yaşamının tanrıçası. : HERA

    Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası. : NEMESİS

    Yunan mitolojisinde Odysseus’un eşi.:PENELOPE

    Yunan mitolojisinde savaş tanrısı.:ARES

    Yunan mitolojisinde şafak tanrıçası. : EOS

    Yunan mitolojisinde toprak ve tarım tanrıçası. : DEMETER

    Yunan mitolojisinde tutku tanrıçası: ATE

    Yunan mitolojisinde Zeus’un habercisi olan tek kanatlı zafer tanrıçası. :
    NİKE

    Yunan mitolojisinde,kuğu kılığına giren Zeus’la karşılaşması bir çok
    sanatçıya esin kaynağı olmuş ünlü kadın.: LEDA

    Yunan rakısı.: UZO

    Yunan ulusal dansı. : ROMAİKA

    Yunanistan’ın plakası. : GR

    Yunanlı tarihçi Ksenophon’un Onbinlerin Dönüşü adıyla da bilinen ünlü
    eseri.:ANABASİS

    Yunus balığının iri bir türü. : FALYANOS

    Yunus balıklarının yetiştirildiği ve seyircilere gösteri yaptırıldığı deniz
    suyuyla doldurulmuş havuz. : DELFİNARYUM

    Yurdumuzda da yaşayan bir tür yaban ördeği.: MEZGELDEK

    Yurdumuzda da yaşayan ötücü bir kuş. : ÇÜTRE

    Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden
    biri.:SAVAŞTEPE:KEPİRTEPE.:AKSU:CİLAVUZ

    Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca,fındığa benzeyen,sert ve
    pürüzlü,bir yüksük içinde bulunan,tanen bakımından zengin meyvesi.: PALAMUT

    Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi. : HÖNÜSÜ

    Yurdumuzda yetişen ve palaz’da denilen bir fındık cinsi. : AGRAP

    Yurdumuzun bir çok yöresinde yaşayan küçük bir kuş: ALAMECEK

    Yurdumuzun hemen her bölgesinde yaşayan ötücü bir kuş. : ÇIVGIN

    Yurdumuzun orman alanlarında da yaşayan bir kuş.:TIRMAŞIK

    Yurdumuzun sulak alanlarında kışlayan,küçük bedenli bir ördek cinsi. :
    SÜTLABİ

    Yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan yabani ördek cinsi.:YEŞİLBAŞ

    Yurdumuzun sularında yaşayan ördeğe benzer bir kuş. : KİRİK

    Yurt,baba ocağı gibi sevilen şeylerden ayrılmış olan,uzak kalmış olan.: CÜDA

    Yurt,sıla özlemi.:DAÜSSILA

    Yurtseverlik. : HAMİYET

    Yutak yangısı. : FARENJİT

    Yuva.: LANE

    Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka. : MELON

    Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka.:MELON

    Yuvarlak ve yassı biçimli nesne,ağırsak.: KURS

    Yuvarlak,yassı ve sipersiz başlık.: BERE

    Yuvarsı kemer. : DOM

    Yüce,kudretli : . BAYAR

    Yüce,kudretli.:BAYAR

    Yüce,yüksek. : ALİ

    Yücelik,yükseklik. , : ULVİYYET

    Yük asansörü.: ELEVATÖR

    Yük treni. : MARŞANDİZ

    Yüklük,yatak yorgan konulan yer. : MUSANDRA

    Yüksek ve alçaktan mermi atabilen top ve havanların bazı özellilerine sahip
    kısa namlulu top. :OBÜS

    Yüksek basınçlı atmosfer kütlesi.:ANTİSİKLON

    Yüksek bir makama sunulan mektup yada dilekçe. : ARİZA

    Yüksek dereceli devlet görevlileri ile elçilerin oturması için ayrılan
    konut.:REZİDANS

    Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo,çanak,çömlek gibi nesne. :
    SERAMİK

    Yüksek kabartma gibi bir zemine bağlı veya alçak kabartma gibi
    yassılaştırılmış olmayan,üç boyutta da gelişmiş olan heykelcilik
    yapıtı.:TAMOYMA

    Yüksek makamlardaki devlet adamları.:RİCAL

    Yüksek sesle inleme. : RENANET

    Yüksek sesle yapılan çağrı,duyuru.,tellalla duyurma: CAR

    Yüksek sosyete yaşamını seven.:MONDEN

    Yüksek tepe,dağ.: KEPEZ

    Yüksek,yüce.:BÜLENT

    Yükseklik korkusu. : AKROFOBİ

    Yükseklik. : İRTİFA: KOT

    Yükselme,yücelme. : TEALİ

    Yükselteç.:AMPLİFİKATÖR

    Yükselti.: RAKIM

    Yükümlülük.:VECİBE

    Yün eğirme aracı.:KİRMEN

    Yün eğirmekte kullanılan çıkrığın adı.Pamuk ipliğini saran el çıkrığı. :
    ALAMİT

    Yün kumaşların havlarına kıvırcık görünüm kazandırmak için yapılan uygulama:
    RATİNAJ

    Yün veya pamuk gibi maddeleri tokmak ile kabartan kimse. : HALLAÇ

    Yünden dokunmuş yaygı,kilim. :SİLİ

    Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba kumaş. : ABA

    Yünlü yada pamuklu bir dokuma. : ABADAN

    Yünsü tüylü bir av köpeği cinsi.:BARBE

    Yürek atışı. : DARABAN

    Yürek darlığı.,aşırı sıkıntı,kaygı,bunaltı. : ANKSİYETE

    Yürek paralayan,tüyler ürpertici.:CANHIRAŞ

    Yürüme korkusu.: BASİFOBİ

    Yürürlükte bulunan antlaşmalara göre olması gereken veya süregelen durum :
    STATÜKO

    Yürütme.:İCRA

    Yürüyen merdiven. : ESKALATÖR

    Yüz altı taşla oynanan bir oyun. : OKEY

    Yüz güzelliği.:CEMAL

    Yüz örtüsü. Peçe. : NİKAP : YAŞMAK : BÜRGÜ

    Yüz,çehre,beniz.:BET

    Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir balık.: BARSAM

    Yüzgeçlerinde zehirli dikenleri bulunan,eti beyaz ve lezzetli bir
    balık.:İSKORPİT

    Yüzme havuzu.PİSİN

    Yüzölçümü. : MESAHA

    Yüzü çiçek hastalığından kalma küçük yara izleri taşıyan,aşırı çiçek bozuğu
    olan kimse.:ÇOPUR

    Yüzü yay biçiminde bir çeşit keser.:AYDEMİR

    Yüzün rengi,bet beniz. : NEVİR   Alıntı
    Z

    Zaç yağı,sülfirik asit.:KARABOYA

    Zakkum : AĞI AĞACI

    Zaman,vakit (yerel sözcük) :ADAR

    Zamanbilimi.Zaman dizini. : KRONOLOJİ

    Zamansız,uygun zamanda olmayan. : NAGAH

    Zambakgillerden bir kır bitkisi,mahmur çiçeği.:ÇİĞDEM

    Zambakgillerden,beyaz renkli ve güzel kokulu bir çiçek. : SÜMBÜLTEBER

    Zambakgillerden,soğanından ilaç olarak yararlanılan bir takım maddeler elde
    edilen bir bitki.:ADASOĞANI

    Zambiya’nın başkenti. : LUSAKA

    Zamir. : ADIL

    Zamklı cila. : LIKA

    Zar ile oynanan kumar.:BARBUT

    Zararlı bir bitki./Koyunlarda görülen bir hastalık. : KARAMUK

    Zatülcenp. : SATLICAN

    Zatürree.: PNÖMANİ : BATAR

    Zayıf ve cılız. : ENEZE : DEBİL : HIRA

    Zayıf,çelimsiz,etsiz.: LAGAR

    Zebercet taşı.: PERİDO

    Zehiriyle ünlü olmasına karşın insanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek
    türü.:TARANTULA

    Zehirlemek,ağılamak.: OTALAMAK

    Zehirli bir bitki türü.:BALDIRAN

    Zehirli bir örümcek cinsi. : AKALAR

    Zehirli bir örümcek türü. : KARADUL

    Zehirli bir örümcek türü.:BÖ

    Zehirsiz,çok güçlü büyük bir yılan.:PİTON

    Zeka geriliğinin ileri bir şekli.,doğuştan ahmak,aptal. : İDİOT

    Zeka. :ANLAK

    Zeki,anlayışlı,akıllı kimse.: FEHİM

    Zen düşünmenin ereği olan ruhsal uyanış.: SATORİ

    Zencefilgillerden ıtırlı bir bitki.:KAKULE

    Zengin bir kadının yardımcısı olan,onun ,işlerini yapan kadın.:NEDİME

    Zengin. : VARSIL

    Zeravent’de denilen ve kökleri halk hekimliğinde kullanılan sarılgan
    bitki.:LOĞUSA OTU

    Zerdüşt dininde Ahura Mazda’nın oğlu olan ateş tanrısı. : ATAR

    Zerdüşt dininin iyilik tanrısı. : AHURAMAZD

    Zerdüşt dininin kutsal kitabı.:AVESTA

    Zevk ve eğlenceye düşkün,uçarı.: SEFİH

    Zeytin biçiminde,beyaz unlu,tadı mayhoş bir yemiş. : İĞDE

    Zeytingillerden bir ağaç ve bu ağacın beyaz,eflatun veya pembe renkte,güzel
    kokulu çiçekleri.:LEYLAK

    Zeytinin sıkılıp yağı alındıktan sonra geriye kalan küspesi. : PİRİNA

    Zeytinyağı çıkaran kimse. : ZEYTAN

    Zeytinyağı,soğan ve maydanozla yapılan bir tür fasulye salatası.:PİYAZ

    Zeytinyağında kızarmış sarımsak ve rendelenmiş domates ile yapılan
    garnitür.:PROVANÇALE

    Zıplama,sıçrama. : RAKADAN

    Zırh veya silah.:CEBE

    Zırh.Silah.:CEBE

    Zırhlı hayvan.: TATU

    Zihin açıklığı.:FİTNAT

    Zihin.:AN

    Zihinsel özürlü.:MONGOL

    Zikreden,anan. Tekkelerde ayinde ilahi okumakla görevli hanende. : ZAKİR

    Zikreden,anan.:ZAKİR

    Zimbabwe’nin başkenti. : HARARE

    Zimbabwe’nin eski adı.:RODEZYA

    Zina işleyen. : ZANİ

    Zirve,doruk. : ŞAHİKA

    Zona. : HERPES ZOSTER

    Zonguldak yöresine özgü bir halk oyunu. : AMANİ

    Zoolojide kuyruklular.: URODEL

    Zorba.:CEBERRUT.:MÜSTEBİT

    Zorla alma.:GASP

    Zorlama,bir işi zorla yaptırma.:ZECİR

    Zorlu ve ezici güç.:SATVET

    Zorlu,katı,şiddetli.: YEĞİN

    Zulümler,kıyımlar.: MEZALİM

    Zurnalarda,kamış düdüğün bulunduğu lüleye takılan yuvarlak plaka.:AVURTLAK

    Zurnalı ve tulumlu bir çalgı.:GAYDA

    Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü. : SİPSİ

    Zümrüde benzer değerli bir taş. : ZEBERCET

    Züppe. : DANDİ: SNOP  
 
 

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: LameLeashywep, 19.12.2013 12:40:43:
B19303 I2059 l3644 zlinks!@#

Yorumu gönderen: loodymorsramp, 19.12.2013 10:37:48:
x4762 V14636 q3051

Yorumu gönderen: ovasiudiohoks, 19.12.2013 09:16:23:
C7526 s4959 L6025

Yorumu gönderen: habegefeRet, 19.12.2013 07:12:55:
W3014 E18981 M7119



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 151 ziyaretçi (248 klik) kişi burdaydı!