Sozluk Sitesi
  B
 

baba i. ata, ağababa, babalık, beybaba, çatı merteği, çete elebaşısı, dede, dikme, kaynata, kayınbaba, kayınpeder, kollayıcı, koruyucu, peder, tekke büyüğü dey. evin direği ? ata, yaşlı
babaanne i. ana
babacan s. açıkyürekli, cana yakın, emin, güvenilir, hoşgörülü, kalender, iyiliksever, sevecen, tonton, yardımsever dey. açık kalpli, baba adam, babayani adam, bir kulağı sağır, geniş gönüllü, gönül eri, iyi niyetli
babaç s. büyük, iri, muazzam, sarman
babalanmak f. asabileşmek, celallenmek, cinlenmek, deli olmak, hiddetlenmek, ifrit kesilmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, sinirlenmek
babalar i. ata, cet
babalı s. hırslı, kızgın, öfkeli dey. dik başlı, dik söz, taban tabana zıt, ters pers, ters tarafından kalkmış
babalık i. baba
babaocağı i. aile, nesep
babasız s. öksüz
babayani s. doygun, gamsız, kalender, kanık, kayıtsız, kaygusuz, kılıksız, olgun, rint karş. benci
babayiğit s. alp, aslan, aslan yürekli, bahadır, dadaş, efe, er, erkek, adam, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, kızan, koç, kocak, koçyiğit, mert, serdengeçti, şeci, yeniyetme, yılmaz, yiğit, yurtsever, yürekli dey. aslan yürekli, er evladı, er kişi, sözünün eri karş. namert
babayiğitlik i. ataklık, cesaret, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, şecaat, yılmazlık, yürek, yüreklilik
baca i. delik, pencere
bacak i. ayak, dayak, destek, sehpa,uzuv
bacaklı s. servi boylu, uzun boylu karş. bacaksız, kısa boylu, sakat
bacaksız s. badik, bodur, boysuz, bücür, cüce, çocuk, güdük, kısa, köftehor, ufak, ufak tefek, ufaklık
bacı i. hizmetçi, kardeş
badana i. boya, renk
badana etmek f. süslemek
bâde i. alkol, içki, mey, müsait
badem i. kuruyemiş
badik s. bacaksız, güdük
badire i. afet, bela, çekince, deprem, facia, fecaat, felaket, fırtına, kaza, trajedi, kıran, salgın, sol, uçurum, vahamet, varta, yıkım dey. ateşten gömlek, kara gün, pandora kutusu, püsküllü bela, yağmur değil tufan, yürekler acısı karş. dirlik
bagaj i. bağ, bavul, bohça, çanta, denk, sandık, yük
bağ i. aidiyet, alaka, alışveriş, bağdoku, bağcık, bağıntı, bağlaç, bağlam, bağlantı, bahçe, balya, bandaj, bant, bohça, buket, çıkın, değğinlik, demet, denk, deste, dolayı, dolayısıyle, halat, hipnotizma, ilgi, ilinti, ilişik, ilişki, ip, irtibat, kelepçe, kordon, lif, mensubiyet, münasebet, nispet, oran, palamar, rabıta, sargı, sicim, şerit, taalluk, takıntı, temas, tomar, top, uçkur karş. ilgisizlik ? ahenk, ait, ilgi, münasebet
bağbozumu i. güz, hazan, sonbahar, yaprak dökümü
bağcık i. bağ, ip, kordon, kurdele, sicim, şerit
bağdamak f. ihlal etmek, sarsmak
bağdaşamamak f. sürtüşmek
bağdaşık i. biteviye, eşit, homojen, uyumlu
bağdaşım i. ahenk, akort, anlaşma, armoni, asayiş, ayar, bağıntı, birbirini tutma, çekidüzen, denge, dirlik, disiplin, düzen, düzence, harmoni, insicam, intizam, istikrar, manzume, mutabakat, nizam, tertip, tutarlık, tutarlılık, uyum, uyuşma karş. anlaşmazlık, bağıntı yoksunluğu, birbirini tutmama, çelişki
bağdaşma i. anlaşma, antlaşma, dayanışma, işbirliği, itilaf, ittifak, kontrat, kolay uyum sağlama, misak, mukavale, mutabakat, uyuşma, uzlaşma, yıldızları barışma dey. ağız birliği yapma, biçilmiş kaftan, gönül birliği etmek, uyum sağlama, yıldızları barışma karş. çatışma
bağdaşmak f. anlaşmak, benimsemek, geçinmek, kaynaşmak dey. beraber gitmek, uygun düşmek
bağdaşmazlık i. anlaşmazlık, aykırılık, ayrılık, bozuşma, çatışma, çelişki, geçimsizlik, ihtilaf, ikilik, karşıtlık, kırgınlık, muhalefet, mutabakatsızlık, nifak, tutarsızlık, tutmazlık, uyarsızlık, uymazlık, uyuşmazlık, zıddiyet, zıtlık dey. senin gönlün Döndü ile Döne'de benim gönlüm inek ile danada, birbirine girme, bir kazanda kaynamama, dert anlatamama, el tutmama, kız evinin haberi yok, mahkemelik olma/düşme, maraza çıkarma, ters düşmek karş. uyum
bağdaştırıcı s. birleştirici
bağdaştırma i. telif
bağı i. efsun, füsun, kurşun dökme, tılsım
bağıl s. görece, göreli, izafi
bağımlı s. bağlı, bağıntılı, baş eğen, kayıtlı, peyk, tâbi, tebaa, uyru dey. baş eğen, kayda geçirilmiş, kaydı yapılmış, koşula bağlı, şartlara bağlı karş. bağsız, başına buyruk, hür, kayıtsız, müstakil, serbest
bağımlılık i. esaret, kölelik, kulluk, tabiiyet
bağımsız s. azade, azatlı, bağsız, bağlantısız, başıboş, başına buyruk, erkin, hür, kayıtsız, kısıtlamasız, muaf, müstakil, özerk, özgür, salt, saltık, serbest, tutuksuz dey. baş eğmez, gayri tabi karş. bağımlı, bağlı, emirkulu, esir, kayıtlı, köstekli, tutsak
bağımsızlık s. azatlık, başıboşluk, erkinlik, gayri tabiilik, hürlük, hürriyet, istiklal, muhtariyet, özerklik, özgürlük, serbesti, serbestilik dey. başına buyrukluk karş. bağımlılık, esaret, esirlik, kölelik, kulluk, tabiiyet, tutsaklık ? özgür
bağıntı i. aidiyet, alâka, alışveriş, bağ, bağdaşım, bağıntı, bağlantı, bağlı, değğinlik, ilgi, ilinti, ilişik, ilişki, irtibat, münasebet, nispet, oran, orantı, rabıta, taalluk, takıntı karş. ilgisizlik
bağıntılı s. bağımlı, bağlı, görece, göreli, izafi, nispi, rölatif
bağıntısız s. ilişkisiz, rabıtasız
bağır i. aguş, göğüs, kucak, sine, döş
bağırarak z. hıçkırıklarla, hüngürdeyerek, katılarak, uluya uluya, uluyarak
bağırıp çağırma i. hakaret
bağırış i. avaz, bağırtı, çığlık, feryat, haykırış, inilti, nara, yaygara dey. acı çığlık, acı feryat, boğazını saban demiri ile mi deldiler?, kulak yırtıcı ses
bağırışma i. bağırma, curcuna, çığrışma, gürültü, hayhuy, hengame, kıyamet, patırtı, patırtı gürültü, şamata, uğultu, velvele, vırıltı dey. kızılca kıyamet, patırtı gürültü
bağırma i. bağırışma, çığırtı, çığlık, feryat, figan, gürültü, hakaret, haykırma, inilti, nara, nida, patırtı, vaveyla, velvele, yaygara dey. bağıra bağıra/çağıra, çığlık çığlığa, hıçkıra hıçkıra, hüngür hüngür, içini çeke çeke, için için, katıla katıla, yana yakıla
bağırmak f. anırmak, aşağılamak, azarlamak, böğürmek, carlamak, cırlamak, ciyaklamak, çağrışmak, çığrışmak, çıkışmak, darılmak, döşenmek, feryat etmek, gıdıklamak, görünmek, haşlamak, havlamak, haykırmak, kakımak, kişnemek, küçüklemek, miyavlamak, nara atmak, nida etmek, paylamak, seslenmek, terslemek, ulumak, ürümek, veriştirmek, viyaklamak, yırtınmak dey. ağzına geleni söylemek, ağzının ölçüsünü/payını vermek, bangır bangır bağırmak, avaz avaz bağırmak, avazı çıktığı kadar bağırmak, bağırını yırtmak, bağırıp çağırmak, bar bar/bas bas bağırmak, bayrakları açmak, bir avazı yerde bir avazı gökte olmak, boğazını/gırtlağını yırtmak, bomba gibi patlatmak, cart curt atmak/ötmek, cayırtıyı basmak/koparmak/vermek, cıyak cıyak bağırmak, cızık cızık bağırmak, çığlık atmak/basmak/koparmak/koyuvermek, direk direk bağırmak, esip savurmak/yağmak, feryad ile figanı ayyuka çıkmak, feryadı basmak/cihanı tutmak, feryat etmek, figan etmek, gırtlağını yırtmak, haddini bildirmek, hakaret etmek, kıçını yırtmak, kıyameti/kıyametleri koparmak, kızıl/kızılca kıyameti koparmak, nara atmak, sapartayı vermek, sesi ayyuka çıkmak, sesini yükseltmek, şamata etmek, şamatası ayyuka çıkmak, tekdir etmek, top gibi gürlemek, üst perdeden atmak, verip veriştirmek, veryansın etmek, yaygarayı basmak, yaygarayı koparmak, yerden yere vurmak, yeri göğü çınlatmak, yüksek perdeden konuşmak karş. iltifat etmek, susmak ? ağlamak, azarlamak, çağırmak, inlemek, ötmek, seslenmek
bağırtı i. bağırış, çığlık, feryat, figan, inilti, nara, nida
bağış i. armağan, fitre, hayrat, hibe, iane, ihsan, katkı, peşkeş, sadaka, sevap, teberru, yardım, zekat dey. başımın gözümün sadakası ? armağan, iyilik, ödül
bağışıklık s. aşılanmış olma, ayrıcalık, dirençlilik, dokunulmazlık, emniyet, güvence, sorumsuzluk, yükümsüzlük dey. aşılanmış olma karş. yatkınlık
bağışlama i. af, affetme, hibe, hoş görme, ihsan, insaf, insaniyet, mazur görme, mükafat, müsamaha, müsamaha etme, ilişki, mensubiyet, münasebet, nispet, oran, rabıta, takıntı, teberru dey. hoş görme, mazur görme, müsamaha etme karş. ilgisizlik
bağışlamak f. acımak, affetmek, bahşetmek, eriştirmek geniş olmak, helal etmek, hoşgörmek, ihsan etmek, insafa gelmek, lutfetmek, merhamet etmek, müsamaha etmek, şımartmak, taviz vermek, tolerans göstermek, vermek dey. armağan etmek, kerem etmek, kusura kalmamak, mazur görmek, peşkeş çekmek, sağa sola dağıtmak, suçundan geçmek, suçunu bağışlamak/suçundan geçmek, şans tanımak
bağışlayıcı s. insaflı, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, toleranslı
bağışlayın! ü. müsaadenizle, pardon
bağlam i. demet, deste
bağlamak f. anlaşma yapmak, antlaşma yapmak, aylık vermek, bitirmek, bozmak, büyülemek, cezbetmek, düğümlemek, geçirmek, hamletmek, hür bırakmak, iliştirmek, kayıtlamak, koyuvermek, maaş vermek, mani olmak, mukavele yapmak, neticelendirmek, paket yapmak, raptetmek, sonuçlamak, söz almak, sözleşme yapmak, takmak, tesir etmek, tutturmak, vidalamak, zammetmek dey. anlaşma yapmak, antlaşma yapmak, aylık vermek, eyer kapamak/vurmak, gem vurmak, gönlünü avlamak, hür bırakmak, kemer bağlamak, maaş vermek, mani olmak, mukavele yapmak, paket yapmak, söz almak, sözleşme yapmak, tesir etmek, yol bağlamak karş. çözmek, gevşetmek, koyuvermek, salıvermek, serbest bırakmak, serbest kılmak, hür bırakmak, özgür kılmak
bağlanmak f. alışmak, çakışmak
bağlanmış z. aşık, bağlı, dadanmış, mecnun, müptela, perestişkar, vurgun
bağlantı i. alaka, bağıntı, birlik, değginlik, eşgüdüm, ilgi, irtibat, münasebet, rabıta, taalluk, takıntı, temas
bağlantı kurmak irtibat kurmak
bağlantı sağlamak irtibat kurmak
bağlantılı s. ait, akraba, alakalı, bağlı, dair, değgin, hakkında, hususunda, ilgili, ilintili, ilişik, ilişkili, ilişkin, mensup, münasebetli, üzerine karş. bağlantısız
bağlantısız s. afaki, azade, azatlı, bağımsız, bağsız, bir başına, ilgisiz, kendi başına, hür, ilişkisiz, kayıtsız, muaf, müstakil, nesnel, objektif, özel, özerk, özgür, rabıtasız, tarafsız, tek, tek başına, yansız, yek, yekta karş. bağlantısız, öznel
bağlaşık i. akraba, müttefik
bağlaşma i. anlaşma, işbirliği, pakt, uzlaşma
bağlaşmak f. anlaşmak, sulh olmak, şartlaşmak, uzlaşmak
bağlattırmak f. çaktırmak
bağlayıcılık i. çekicilik
bağlı s. bağıntı, bağıntılı, bağlanmış, bağlantılı, bağımlı, bağlılaşık, beste, düşkün, eklenik, hakikatli, hatırşinas, ilintili, ilişik, karagün dostu, sadakatli, şartlı, tabi, ulanık, vefalı karş. bağlantısız
bağlılık i. birlik, rabıta, sadakat, sevgi, sevi, tabiiyet
bağnaz s. dar kafalı, faşist, gerici, ırkçı, kaba, muhafazakar, mutaassıp, mürteci, sağcı, softa, sofu, şeriatçı, takunyalı, tarikatçi, tutucu, yobaz karş. aydın, ilerici, modern, yenilikçi
bağnazlık i. fanatiklik, geri düşünüşlülük, geri kafalılık, irtica, taassup karş. aydın fikirlilik, ileri düşünüşlülük, ileri fikirlilik, modernlik
bağrı yanık s. keyifsiz
bağrış i. figan
bağrışma i. curcuna, kıyamet, patırtı, şamata, velvele
bağsız s. azade, azatlı, bağımsız, bağlantısız, hür, müstakil, özgür
bahadır s. alp, aslan, babayiğit, cengaver, cesaretli, efe, er, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, koçak, mert, şeci, serdengeçti, yılmaz, yiğit, yurtsever, yürekli karş. namert
bahadırlık i. ataklık, cesaret, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, şecaat, yılmazlık, yürek, yüreklilik
bahane i. beis, gerekçe, hikmet, kulp, mazeret, neden, özür, palavra, sebep, vesile ? kaçınmak, özür, özür dilemek
bahaneli s. sebepli
baharatlı s. acı
baharlı s. acı
bahçe i. avlu, bağ, bostan, fidanlık, fidelik, hadika, hayat, kır, park, tavhane ? mal
bahçeci i. çiftçi
bahçıvan i. seracı
bahir i. deniz
bahis i. bölüm, çekişme, iddialaşma, husus, konu, konuşma, laf, lotarya, loto, mevzu, nokta, ortak bahis, piyango, söyleşme, tem, tema, yarışma
bahriyeli s. denizci, kaptan, levent
bahsetme i. değinme, konuşma, temas
bahsetmek f. anlatmak, değinmek, demek, söylemek, söz etmek, zikretmek
bahş i. kerem, lütuf
bahşetmek f. armağan etmek, aktarmak, bağışlamak, hibe etmek, ihsan etmek, lütfetmek, sunmak, vermek
bahşiş i. ihsan, ikramiye, mükafat, parsa, prim, ödül, rüşvet karş. ceza
baht i. alınyazısı, devran, felek, kader, kısmet, kut, mukadderat, nasip, sûr, şans, takdiri ilahi, talih, tecelli, uğur, yazgı, yıldız
bahtiyar s. bahtlı, gönenmiş, keyifli, kıvançlı, memnun, mesut, mutlu, nasipli, neşeli, sevinçli, şad, şanslı, şen, talihli, tasasız karş. bahtsız, bedbaht, fena talihli, talihsiz
bahtiyarlık i. mutluluk, saadet
bahtlı s. bahtiyar, nasipli, şanslı, talihli
bahtsız s. karayazılı, mutsuz, şanssız, talihsiz, uğursuz
bakakalmak f. afallamak, bakmak, hayret etmek, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak, şaşırmak, şaşmak
bakalım i. belki
bakan i. başbakan, başvekil, delege, nazır, sadrazam, vekil, vezir ? yönetici
bakanlık i. nezaret, vekalet, vekillik
bakarak z. göre
bakaya s. kalan
bakıcı i. bakımcı, baltacı, bekçi, bekleyen, bekleyici, dadı, dizdar, gard, gözcü, gözetici, hastabakıcı, hemşire, kapıcı, kolcu, korucu, koruyucu, muhafız, müdafi, mürebbiye, nöbetçi, refakatçi, savunucu, türbedar
bakıcılık i. falcılık
bakılırsa z. göre
bakılmış s. bakımlı
bakım i. afiyet, canlılık, dirilik, düşünce, emek, gözden geçirme, himaye, hizmet, ihtimam, itina, iyişim, kalafat, onarım, onarma, özen, servis karş. bakımsızlık
bakım yapmak f. ondurmak, tedavi etmek
bakımcı i. bakıcı, gözetici
bakımevi i. hastane, klinik, poliklinik, sağlıkevi, sanatoryum, sayrılar evi
bakımlı s. bakılmış, bayındır, düzenli, gösterişli, gözetilmiş, iyi incelenmiş, nezaret edilmiş, onarılmış özenilmiş, sağlıklı, salim, sıhhatli, turp gibi, yıpranmamış karş. bakımsız
bakımlılık i. afiyet, canlılık, dinçlik, dirilik, iyişim, sağlık, sıhhat, zindelik
bakımsız s. biçimsiz, bozuk, dağınık, karışık, pasaklı, paspal, rabıtasız, yampiri, yamuk
bakınmak f. aramak, aranmak, bakmak, incelemek, koklamak, yoklamak
bakış i. düşünüş,gamze, görü, göz, göz süzme, mütalaa, nazar
bakış açısı i. düşünce, felsefe
bakışık z. ahenkli, düzenli, eşit, hizada, insicamlı, nizamlı, uyumlu
bakışıklı z. karşılıklı
bakışım i. aynılık, denge, denklik, koşutluk, simetri
bakışımlı z. simetrik
bakışımsız z. çarpık, simetrisiz
baki s. bitimsiz, durucu, durur, geri, geriye kalan, kalan, kalıcı, kalımlı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölümsüz, payidar, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval karş. fani, gidici, ölümlü
bakir s. bekar, bozulmamış, dokunulmamış, erden, eskimemiş, işlenmemiş, kullanılmamış, yepyeni, yıpranmamış karş. yıpranmış
bakire s. bekar, erden, kız karş. bozulmuş
bakiye i. artan, artık, arta kalan, fazlası, geri kalan, kalan, kalıntı
bakkal i. gıda pazarı, market, süpermarket, şarküteri
baklavacı i. tatlıcı
bakma i. göz, himaye, nazar, nezaret
bakmak f. anlamak, aramak, aranmak, araştırmak, bakakalmak, bakınmak, benzemek, beslemek, büyütmek, denemek, doyurmak, emzirmek, geçindirmek, gezdirmek, görmek, gözetlemek, gözlemek, gözlemlemek, himaye etmek, himmet etmek, hizmet etmek, ilgilenmek, iyi etmek, iyileştirmek, izlemek, karıştırmak, kolaçan etmek, kollamak, korumak, müdafaa etmek, mühimsemek, müşahede etmek, nazar etmek, nezaret etmek, ondurmak, otalamak, otamak, önemsemek, seyretmek, süzmek, taramak, tedavi etmek, teftiş etmek, tetkik etmek, umursamak, yedirmek, yetiştirmek, yoklamak ? denetlemek, görmek, görmemek, incelemek
bakmama i. saymazlık
bakmamak f. aldırmamak, azımsamak, fütur etmemek, hafifsemek, horlamak, istifini bozmamak, küçümsemek, mühimsememek, önemsememek, salmak, saymamak, terk, tınmamak, umursamamak
bakteriolog i. doktor, hekim
baktırmak f. gizlemek, gözetlemek, inceletmek, nazar attırmak, tedavi ettirmek, teftiş ettirmek karş. gizlemek, saklamak
bala i. çocuk
balaban s. büyük, gövdeli, iri, ızbandut gibi, koca, muazzam
balabanlaşmak f. büyümek
balad i. destan, şarkı, türkü
balak i. manda
balans i. aynılık, denge, denklik
balayı i. gezi
balçık i. alüvyon, batak, bataklık, çamur, çepel, kil, lığ, lös, mil, molas, zifos
baldırıçıplak s. ayaktakımı, serseri
bale i. dans, eğlence, raks
bale yapmak oynamak
baleci i. dansçı
balerin dansçı, oyuncu, rakkase
balet i. dansçı, rakkas
balıkçılık i. avcılık
balıketinde s. şişman
balıketli s. şişman
balıkhane i. çarşı, pazar
balım ü. canım
baliğ i. ergin, kâmil, olgun, yetişkin
baliğ olma buluğa erme
balkan i. orman
balkon i. asmakat, avlu, cumba, çıkma, galeri, hayat, tahtaboş, taraça, teras, veranda
ballandırmak f. abartmak, imrendirmek, koyulaştırmak, methetmek, övmek, tatlılaştırmak
balo i. danslı eğlence, danslı parti, danslı şölen, danslı toplantı, eğlence, eğlenti, zevk
balon i. uçak, yalan
baloz i. gazino
balta i. keser, nacak, satır, yapışkan, yılışık
baltacı i. bakıcı, bekçi, gözcü, koruyucu, muhafız, müdafi
baltalama i. engelleme, suikast
baltalamak f. aksatmak, alıkoymak, bozmak, çelmek, çelmelemek, darbelemek, döndürmek, durdurmak, engellemek, frenlemek, güçleştirmek, ihlal etmek, kesmek, ket vurmak, kösteklemek, menetmek, önlemek, sabotaj yapmak, satmak, suikast yapmak, zorlaştırmak karş. desteklemek, korumak, yardım etmek ? aldatmak, bozmak, önlemek
baltalanmak f. kösteklenmek
baltalayıcı s. sabotajcı
baltalık i. fundalık, koru, orman
balya i. çıkın, paket
balya yapmak f. paketlemek
balyalamak f. paketlemek
balyoz i. çekiç, dövgü, gürz, şahmerdan, tokaç, tokmak, topuz, varyoz
bambaşka s. ayrı, ayrık, apayrı, başka, benzersiz, değişik, eşsiz, farklı, müstesna, özge, özgün, tek, tuhaf, yek, yekta karş. andıran, benzeyen, sıradan
banal s. âdi, bayağı, gelişigüzel, normal, sıradan
bandaj i. bağ, bant, pansuman, sargı, sarma
bandıra i. bayrak, flama
bandırma i. pekmez
bandırmak f. banmak, batırmak, daldırmak, kakmak, sokmak
bando i. altılı, beşli, caz, cazbant, dördül, dörtlü, duo, ikili, incesaz, kentet, kuartet, marş, mehterhane, mızıka, orkestra, saz, sekstet, üçlü ? çalgı, çalgıcı, ezgi, şarkıcı, türkü
bandocu i. çalgıcı
bandrol i. etiket, levha
bank i. banko, iskemle, kanepe, oturacak yer, sıra
banka i. sandık
bankacı i. banker, faizci, tefeci
banker i. acyocu, bankacı, borsacı, faizci, kapitalist, karun, milyarder, rantiye, sarraf, sermayedar, spekülatör, tefeci,zengin
banknot i. para
banko i. bank, iskemle
banliyö i. çevre, dolay, havali, sayfiye, yörekent karş. kent merkezi
banmak f. bandırmak, sokmak
bant i. bandaj
banyo i. apteshane, duş, hamam, helâ, kurna, küvet, sauna
banyolar i. kaplıca
bap i. bölüm, husus, konu, mevzu
bar i. dans, gazino, klüp, meyhane, pavyon, raks
baraj i. barikat, bent, büğet, göl, havuz, set
baraka i. konut, kulübe
baran i. rahmet
barbar s. basit, ehlileşmemiş, evcilleşmemiş, hoyrat, insafsız, uygarlaşmamış, vahşi, yaban, yabanıl, yabani, yamyam, yırtıcı karş. ehli, ileri, insaflı, medeni, nazik, uygar
barbarlık i. ehlileşmemişlik, ilkellik, incelmemişlik, vahşet, vahşilik, yabanıllık, yabanilik
barda i. nacak, satır
bardak i. cam, dolu, fincan, kadeh, kanya, kap, kase, kulplu, kupa, maşrapa, piyale, suluk, susak, şop, tas, topak ? kova, testi
barı i. duvar, sur
barınak i. çadır, dam, ev, garaj, ikametgah, in, izbe, kıyı, koğuş, konut, korunak, kovuk, koy, kulübe, liman, lojman, mağara, mekan, melce, mesken, sığınak, yurt, yuva
barındırma i. himaye
barındırmak f. himaye etmek, içermek, kollamak, muhafaza etmek, müdafaa etmek, korumak, saklamak, yardım etmek karş. dışarı atmak, kovmak
barınma i. iltica
barınmak f. eğleşmek, gizlenmek, iltica etmek, kapılanmak, korunmak, oturmak, sığınmak, yanaşmak, yerleşmek ? sığınak
barış i. ateşkes, barışma, detant, esenlik, ferahlık, huzur, keyif, konfor, memnuniyet, mütareke, silahsızlanma, sulh, sükun, sükunet, uygunluk, uyuşma, uzlaşma, yumuşama karş. anlaşmazlık, ayaklanma, cenk, harp, kavga, savaş ? anlaşma, dirlik, düzen, yatıştırmak
barış yapmak f. anlaşmak
barışçı s. ağızsız, barışçıl, barışsever, eslek, halim, ılımlı, ipek gibi, itaatkar, mazlum, munis, mülayim, sakin, sessiz, sinirsiz, sulhçu, sulhperver, uyaroğlu, uysal, yumuşak karş. isyankar
barışçıl s. ağızsız, barışçı, halim, munis, mülayim, sessiz, sinirsiz, sulhçu, uysal
barışık s. dargın olmayan, düşman olmayan, halim, küs olmayan, mazlum, münasip, sinirsiz, uygun, uysal
barışmak f. anlaşmak, sulh olmak, uzlaşmak
barışsever s. ağızsız, barışçı, halim, ipek gibi, itaatkar, mazlum, munis, mülayim, sessiz, sinirsiz, sulhçu, uysal
barıştırmak f. karışmak, uzlaştırmak, yatıştırmak, yumuşatmak karş. ara bozmak, küstürmek ? aracılık etmek, barışmak
barikat i. ayak bağı, baraj, beis, bent, engel, ket, mahzur, mani, mania, mendirek, pürüz, sakınca, set
bariton i. şarkıcı
bariz s. açık, aşikar, belirgin, belirli, ortada, seçik, seçkin, sivrilmiş karş. muğlak
barklanmak f. eğleşmek
barmen i. garson
baron i. kont, soylu
barones i. soylu
barut i. dinamit, fişek, mayın, mermi, patlayıcı
basamak i. adım, aşama, başlangıç, derece, düzey, eşik, evre, giriş, gömlek, kademe, kerte, kırat, kıvam, menzile, merdiven, merhale, mertebe, paye, perese, radde, rütbe, safha, seviye, sıra, yer
basamaklı s. kademeli, mertebeli, seviyeli, rütbeli
basbayağı z. adeta, adiyen, alelâde, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, döküntü, enikonu, gelişigüzel, harcıalem, olağan, renksiz, rutin, sıradan, tabii karş. anormal, ayrı, bambaşka, başka, gayritabii
basık s. alçak, aşağı, çotur, çökük, düz, izbe, küt, pat, sallı, tabak gibi, yalpık, yassı, yassılanmış, yayık, yayvan karş. havaleli, kabarık, sivri, yüksek
basıklık i. alçaklık, çöküklük, inginlik, yassılık karş. havalelik, kabarıklık, sivrilik, yükseklik
basılı s. basma, matbu karş. elyazmalı
basılmak f. cendereye sokulmak, kaplanmak, matbulaştırılmak, sıkıştırılmak
basım i. bası, baskı, basma, tab, tipografi
basınç i. ağırlık, baskı, itiş, itme, pres, sıkıştırma, stres, tazyik, yük, yüklenme karş. ferahlama, genişleme, genişletme, serbest bırakma
basiret i. akıl, akıllılık, sağduyu, sağgörü, tedbir, tedbirlilik, temkin, temkinlilik
basiretli s. akıllı, akil, anlayışlı, arif, basiretkar, düşünceli, izanlı, kafalı,öngören, öngörüşlü, öngörür karş. ileriyi göremeyen, istikbali düşünemeyen
basiretsiz s. ahmak, akılsız, beyinsiz, bön, ebleh, mankafa, saf, sersem, şapşal
basiretsizlik i. dalgınlık, gaflet
basit s. adi, alelade, amiyane, aşağılık, ayağa düşmüş, basbayağı, basmakalıp, bayağı, beylik, bilinen, doğal, döküntü, dümdüz, düpedüz, düz, gelişigüzel, gösterişsiz, harcıalem, herhangi bir, her zamanki, işten değil, kişiliksiz, klişe, kolay, kuru, mutat, normal, olağan, orta, özelliksiz, özenilmemiş, özentisiz, renksiz, rutin, sade, saltanatsız, sıradan, süssüz, şahsiyetsiz, şatafatsız, tabii, yalın, yalınç, yalınkat, yapmacıksız karş. gösterişli, muhteşem, müzeyyen, nadide, olağanüstü, süslü, ulu ? açık, alelade, bayağı, gelişigüzel, kolay, olağan
baskı i. basım, basınç, boyunduruk, cebir, cendere, eza, eziyet, ezme, ısrar, istibdat, işkence, iteleme, itme, kıyım, pres, mengene, sıkı, sıkıştırma, sıkıyönetim, tahakküm, üsteleme, zor, zorlama, zorlayış ? işkence, üstelemek, zorlamak, zorunluluk
baskılamak f. abanmak, dürtmek, ısrar etmek, tazyik yapmak, terletmek, yüklenmek, zorlamak
baskın s. acar, akın, atak, atılgan, atılım, başat, başlıca, böke, dişli, egemen, enerjik, erkli, etkili, ezici, faik, forslu, galip, güçlü, hakim, hamle, hücum, hükmeden, hükümran, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, otorite sahibi, salahiyetli, saldırı, salgın, taarruz, takatli, tecavüz, tuvana, üstün, vurgun, yavuz, yeğin, yetkili, zapt, zorlu karş. iktidarsız
baskın yapmak f. saldırmak
baskıyla z. cebren, metazori, oldubittiyle, zoraki karş. özgür bırakarak
baskül i. çeker, kantar, kapan, mizan, tartı, terazi
basma i. basılı, basım, bez, istila
basmak f. aldırmak, almak, ayakta durmak, bastırmak, bürümek, büyümek, cendereye sokmak, çevrelemek, çökmek, dahil etmek, eğilmek, geçmek, gelmek, içermek, ihtiva etmek, istila etmek, kaplamak, kapsamak, kavramak, örtmek, saldırmak, sarmak, sığdırmak, sıkıştırmak, tabetmek, tazyik etmek, tutmak, tuzağa düşmek, yayılmak, yayımlamak, yürümek karş. dışında bırakmak
basmakalıp s. adi, alelade, amiyane, basbayağı, basit, bayağı, beylik, bilinen, doğal, döküntü, gelişigüzel, harcıalem, herhangi bir, her zamanki, kişiliksiz, klişe, normal, olağan, orta, özelliksiz, renksiz, rutin, sıradan, şahsiyetsiz, tabii karş. nadide
bastırmak f. aldırmak, almak, ani ziyaret etmek, ani gelmek, aratmak, aratmamak, aşmak, basmak, bitirmek, boğmak, bürümek, çevrelemek, çökmek, engellemek, ezmek, geçmek, gelmek, gidermek, içermek, istila etmek, itmek, kaplamak, kapsamak, kavramak, kazanmak, rahmet okumak, önlemek, örtmek, sarmak, sığdırmak, sıkıştırmak, susturmak, tutmak, yayılmak, yenmek, yok etmek, yüklenmek, zafer kazanmak, zorlamak karş. dışında bırakmak, ikincil, körüklemek, yenilmek ? başarmak, kazanmak, mahvetmek, susturmak, yenmek
baston i. çubuk, sırık
baş i. adet, ağa, akıl, amir, anlayış, asal, asıl, başkan, başlangıç, başlantı, başlıca, beyin, birincil, efendi, elebaşı, esas, idareci, kafa, kaptan, kelle, komutan, kumanda, miktar, lider, nicelik, ön, önder, önemli, patron, reis, saksı, şef, ser, sergerde, şahika, şef, tane, temel, uç, üst, yönetici karş. ikincil
baş eğen s. bağımlı
baş eğmek f. bükülmek, mağlup olmak
baş eğmeyen s. dimdik
baş mal i. resülmal
baş öğretmen i. öğretmen
baş yapıt i. şaheser
başa kakma i. çıkışma
başabaş s. eşit
başabaş kalma i. beraberlik
başaramamak f. mahvolmak dey. açık vermek, akim kalmak, Allah emeklerini boşa çıkarmasın, Allah utandırmasın, allak bullak olmak, altüst olmak, arpa boyu kadar gitmek, askıda kalmak, atta duran var durmayan var, avuç yalamak, başarısızlığa uğramak, berbat olmak, boşa çıkmak, boyunun ölçüsünü almak, burnunu çekmek, bozum olmak, denizden geçip derede boğulmak, dikiş tutturamamak, eli boş dönmek, fiyasko ile neticelenmek, fos çıkmak, gözünü çıkarmak/kestirmek, hayat adamı, heder olmak, hezimete uğramak, iki ucunu bir araya getirememek, para etmemek, sabun köpüğü gibi sönmek, sonunu getirememek, suya düşmek, yaya kalmak, yüzüstü bırakılmak
başarı i. birincilik, ergi, erişme, galebe, galibiyet, muvaffakiyet, muzafferiyet, performans, rekor, şampiyonluk, utku, yengi, zafer dey. geç olsun da güç olmasın, karaya oturmak, kârı olmak, kök sökmek karş. başarısızlık, mağlubiyet, yenilgi ? yenmek
başarı değeri i. puan
başarılı s. acar, anık, becerikli, cevherli, çevrimli, dahi, değimli, dirayetli, evirgen, güçlü, hünerli, idareli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, kifayetli, liyakatli, maharetli, marifetli, muvaffak, muzaffer, utkulu, uz, uzman, uzel, yatkın, yetenekli, yeterli, yetkin dey. ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz, ağır başlı, altından kalkabilen, analar neler doğurmuş, çakı gibi, çarıklı erkânı harp/diplomat, eli çabuk/düzgün/hafif/uz/yatkın/yordamlı, elinden hiçbir şey kurtulmaz, elinden iş gelir, eline çabuk, etek/eteği belde/belinde, gözü açık/açık gözlü, ip cambazı, iş adamı, işi tıkırında, işin eri, işinin adamı/eri, işinin erbabı/eri, on parmağında on hüner/marifet, sıfır numara, şeytan çekici, uz kişi karş. beceriksiz
başarısız s. altta kalmış, beceriksiz, dirayetsiz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, mağlup, marifetsiz, sakar, sıfır, yenik, yenilgiye yeteneksiz, uğramış, yenilmiş karş. muzaffer
başarısızlık i. fiyasko, güçsüzlük, meskenet, muvaffakiyetsizlik
başarmak f. aşmak, atlamak, becermek, bilmek, bitirmek, çözmek, döktürmek, ermek, geçmek, gerçekleştirmek, ihraz etmek, kazanmak, kıvırmak, kotarmak, muzaffer olmak, muvaffak olmak, sıçramak, sonuçlamak, tamamlamak, utandırmak, yapmak, yenmek dey. ablukayı yarmak, almak yürümek, arkasını getirmek, başa çıkmak, başını ezmek, bir oldu ama pir oldu, boy göstermek, bundan iyisi can sağlığı, burnu bile kanamamak, çoğu gitti azı kaldı, deveye hendek atlatmak, ekmeğini kazanmak/taştan çıkarmak, elde etmek, ele geçirmek, eli kırılmak, elinden hiçbir şey kurtulamamak, engeli aşmak, galebe çalmak, galibiyet almak/kazanmak, galip gelmek, gemisini yürütmek, gözüne girmek, hakkından gelmek, haklı çıkmak, her telden çalmak, hezimete uğratmak, imana getirmek, işin içinden çıkmak, işini bilmek, kafa kol kapmak, kalbur üstü kalmak, kedi gibi dört ayak üzerine düşmek, kıvamına getirmek, koltuğu doldurmak, körün taşı rasgelmek, mağlubiyete uğratmak, mağlup/mat etmek, meyva vermek, nakavt etmek, oyun almak, oyun çıkarmak, parmağının ucunda çevirmek, parmağında çevirmek, pes dedirtmek/ettirmek, postunu çamurdan uslûpla çıkarmak, puan tutturmak, seksen tarakta bezi olmak, sırtı yere gelmemek/yenilmemek, tahta çıkmak, turnayı gözünden vurmak, tuş etmek, tuşa getirmek, ucunu bulmak, üstesinden gelmek, üstün gelmek, varlık göstermek, yenilgiye uğratmak, yenik düşürmek, yüzünün akı ile çıkmak, zafer kazanmak, zorluğun altından kalkmak karş. bozmak, kalmak, mahvolmak, yenilmek ? bastırmak, başarmamak, çözmek, ilerlemek, kazanmak, şekil vermek, yapmak, yaratmak, yenmek
başarmamak f. aksamak, apışmak, becerememek, bocalamak, sökememek, yetişememek ? başarmak, çözmek, devam etmemek, mağlup olmak, şekil vermek, yapmak, yaratmak
başat s. baskın, başlıca, egemen, etkili, faik, galip, güçlü, hakim, hükmeden, hükümran, nüfuzlu, otoriter, üstün karş. bağımlı
başatlık i. hüküm, üstünlük
başbakan i. bakan, başkan, sadrazam
başbaşa z. beraber
başbuğ i. başkan, emir, hakan, han, hükümdar, hünkar, kağan, kral, melik, padişah, sultan
başçı s. idareci, kaptan, reis, yönetici
başdöndürücü s. büyüleyici, sihirli
başeğmek f. kabullenmek, onaylamak, tanımak, uymak, yanaşmak karş. kabul etmemek
başıboş s. akortsuz, atıl, avare, ayaktakımı, ayarsız, aylak, azade, azatlı, bağımsız, berduş, dengesiz, gelgeç, hesapsız, hür, karışık, kontrolsüz, kopuk, maceracı, maceraperest, mantıksız, muaf, ölçüsüz, özgür, plansız, programsız, rabıtasız, serbest, serseri, serüvenci, tutuksuz karş. kontrollü
başıboşluk i. anarşi, bağımsızlık, derbederlik, erksizlik, hürriyet, serbestlik, serserilik
başıbozuk s. disiplinsiz, düzensiz, sıkıdüzenden yoksun
başıbozukluk i. karışıklık
başıkabak s. dazlak
başından z. esasen
başka s. ayrı, ayrık, apayrı, bambaşka, değişik, dışında, diğer, farklı, gayrı, maada, öbür, özge, tuhaf, yekdiğeri
başkaca z. ayrıca, dahası
başkalaşım i. başkalaşma, değişme, dönüşme, istihale,oluşma, yenileşme
başkalaşma i. başkalaşım, değişim, dönüşme, istihale
başkalaşmak f. ayrılaşmak, bozulmak, değişmek, dönüşmek, inkılap etmek, istihale etmek, oluşmak, yenileşmek karş. değişmemek ? değiştirmek
başkaldırma i. anarşi, ayaklanma
başkaldırmak f. ağalanmak, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, efelenmek, horozlanmak, kabarmak, isyan etmek, itaat etmemek, karşı gelmek/çıkmak, kazan kaldırmak, koçlanmak, reddetmek, rıza göstermemek, sertlenmek, terslenmek, yiğitlenmek, yüreklenmek karş. yaltaklanmak
başkalık i. acaiplik, ayrı özellik, ayrılık, bozulma, fark, gariplik, hal değiştirme, hassa, hususiyet, kalite, karakteristik, nüans, özellik, şekil değiştirme, tuhaflık karş. normallik, olduğu gibi kalma, sağlam kalma, tabiilik
başkan i. amir, baş, başbakan, başbuğ, bey, cumhurbaşkanı, çar, çariçe, derebeyi, efendi, elebaşı, emir, firavun, hakim, han, hükümdar, hünkar, idareci, ilhan, imparator, imparatoriçe, kağan, kaptan, kayser, kolbaşı, komutan, konsül, kral, kraliçe, lider, melik, melike, mihrace, mikado, önder, padişah, raca, reis, ser, sultan, şah, şansölye, şef, şehinşah, Şeyh, yönetici karş. görevli, memur, müstahdem, yönetilen ? diktatör, egemen, komutan, önder, soylu, şehzade, vali, yönetici
başkanlık i. riyaset dey. amirlik etmek, başkanlık etmek, çekip çevirmek, kaptanlık etmek, komuta etmek, kumanda etmek, önderlik etmek, patronluk etmek, riyaset etmek, yönetmenlik etmek
başkası s. diğer, diğerleri, gayrı, öbür, öbürüsü, ötekisi, yekdiğeri
başkatip i. katip, yazman
başkent i. başşehir, makar, merkez, payitaht
başkomutan i. komutan, kumanda, serdar
başlama i. başlangıç, giriş, iptida, teşebbüs
başlamak f. atılmak, bulaşmak, dahil olmak, davranmak, döşenmek, gelmek, girişmek, kalkışmak, kalkmak, katılmak, koyulmak, meyletmek, muameleye konmak, özenmek, sıvanmak, soyunmak, tutmak, yeltenmek, yumulmak dey. el atmak, eyleme geçmek, harekete geçmek, heves etmek, kolları sıvamak, teşebbüs etmek, teşebbüse geçmek karş. bitirmek, bitmek, edilmek, fırlamak, fışkırmak, harekete geçmek, nihayetlenmek, nihayetlendirmek, son bulmak, sona ermek, sonuçlandırmak, teşebbüse geçmek, tutturmak
başlangıç i. abece, açış, alfabe, antre, aralık, arife, aşama, atılım, basamak, başlama, baş, başlantı, başlayış, çıkış, en başta, en önce, eşik, evvel, evveliyat, evvel emirde, fatiha, geçmiş, giriş, girişlik, hamle, ilk, ilk başta, ilk bölüm, ilk dönem, ilkin, ilk önce, iptida, kademe, köken, menşe, önce, önceleri, önsöz, peşrev, prelüt, taksim, uvertür karş. bitiş, final, hitam, nihayet, son, sonuç ? menşe, önce, önceki
başlangıçta z. erken, ilkin, önce, önceden, peşin
başlantı i. baş, başlangıç, eşik, iptida
başlayıcı s. acemi, cahil, çırak, kuş, tecrübesiz, torlak, toy
başlayış i. başlangıç, giriş, girizgah, girişlik, karş. bitiriş, bitiş, hitam, son buluş, sonlanma
başlıbaşına z. kendi başına, tek başına, yanıl, yalnız başına karş. beraber, diğerleriyle, hepberaber
başlıca s. ana, asıl, asli, baskın, baş, birinci, en başlı, en önemli, ezcümle, favori, gözbebeği, gözde, hakim, önemli, sayılı, temel karş. önemsiz ? esas, önemli
başlık i. bere, bone, boneta, börk, çalma, fes, fötr, hediye, hotoz, kalpak, kasket, kavuk, kep, kukulete, külah, melon, miğfer, panama, peşkeş, sarık, serpuş, silindir, şapka, taç, takke, tolga ? başörtüsü
başlıklı s. miğferli, şapkalı karş. başıaçık, başlıksız
başmak i. pabuç, paşmak, terlik
başmakale i. makale, yazı
başmakçı i. kunduracı
başmaklık i. andaç, armağan, hediye
başmal i. anamal, sermaye
başmuharrir i. muharrir, yazar
başörtülü s. çarşaflı, eşarplı, yemenili karş. başıaçık
başörtüsü i. bürgü, çarşaf, çatkı, çelgi, çelme, çember, çit, eşarp, örtü, yaşmak, yazma, yemeni ? atkı, başlık, elbise, mendil
başsız s. amirsiz, lidersiz, kaptansız, öndersiz, reissiz, sersiz, şefsiz karş. amirli, liderli, kaptanlı, önderli, reisli
başsızlık i. anarşi, erksizlik
başşehir i. başkent, merkez, payitaht
başta z. bilhassa, önce, önceden
baştan z. bir baştan, bir daha, gene, peşinen, tekrar, tekrarlama, yekten, yeniden, yine
baştan aşağı z. tamamıyla, tümüyle
baştan aşağıya z. aynen
baştan başa z. aynen, bütün
baştan çıkarmak f. azdırmak
baştan savma s. dikkatsiz
başvurma i. başvuru
başvurmak f. danışmak, girişmek, kalkışmak, müracaat etmek
başvuru i. araştırma, başvurma, danışma, müracaat, sorma
başyazar i. muharrir, yazar
başyazı i. makale, yazı
batak i. alüvyon, balçık, bataklık, çamur, mil
batakçı i. cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenci, entrikacı, gangster, hilebaz, hırsız, hokkabaz, kalleş, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci, soyguncu, şarlatan, tertipçi, tuzakçı, yağmacı
bataklık i. alüvyon, balçık, batak, çamur, mil
batarya i. grup
bateri i. davul
batı i. garp
batıcı s. dokunaklı, iğneleyici
batık s. batmış, boğulmuş, dalmış, kaybolmuş karş. çıkmış, fırlamış, kurtulmuş
batıl s. asılsız, boş, çürük, geçersiz, haksız, temelsiz, yanlış, yersiz karş. yerinde
batım i. batma
batın i. göbek, gömlek, kuşak, muhtaç, nesil ? soy
batıni i. mahrem
batır s. alp, er, kahraman, koçyiğit, korkusuz, mert, yiğit karş. ödlek, korkak, yılgın
batırmak f. bandırmak, beğenmemek, çirkinsemek, delmek, hicvetmek, ıslıklamak, kakmak, karamak, kınamak, koymak, kötülemek, kritik etmek, pisletmek, sokmak, suçlamak, taşlamak, yermek, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek karş. alkışlamak
batış i. batma, çökme, çöküş, dağılma, gurup, iniş, sona erme karş. yükseliş
batkın s. müflis, sersefil, züğürt
batma i. acı, alç alma, batım, batış, boğulma, çökme, gömülme, gurup, iniş, sona erme karş. büyüme, çıkma, ilerleme, kalkınma, kurtulma, ululaşma, yükselme
batmak f. acıtmak, boğulmak, bulaşmak, çökmek, çöküş, dalmak, gark olmak, girmek, göçmek, gömülmek, gurup etmek, iflas, iflas etmek, incinmek, inletmek, inmek, işkence etmek, kaybolmak, kirlenmek, pislenmek, saplanmak, sıvışmak, sürünmek karş. arınmak, çıkmak, doğmak, fırlamak, kazanmak, temizlenmek, tesir etmek, üstüne çıkmak, yüzmek ? çökmek, gerilemek
battal s. ağır, atıl, cari, değersiz, faydasız, geçersiz, hantal, havaleli, hükümsüz, işe yaramaz, kaba, kârsız, kötürüm, kullanışsız, kurşuni, lenduha, lüzumsuz, yaramaz, yararsız karş. kullanışlı
battaniye i. cicim, yaygı
batur s. cengaver, gazi, kahraman, serdengeçti, şeci, yılmaz
baturluk i. ataklık, cüret, dayanıklılık, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, şecaat, yılmazlık, yürek, yüreklilik
bavul i. çanta, valiz
bay i. bey, erkek, karun, milyarder, rantiye, zengin
bayağı s. âdeta, adi, alçak, alelade, amiyane, aşağı, aşağılık, ayaktakımı, banal, basbayağı, basit, basmakalıp, bayat, beylik, bilinen, bozuntu, cibilliyetsiz, civarında, değersiz, doğal, döküntü, epey, epeyce, faziletsiz, fos, gelişigüzel, hakir, harcıalem, hasis, hayasız, haysiyetsiz, hemen hemen, herhangi bir, her zamanki, hor, iffetsiz, kaba saba, kırtıpil, kıymetsiz, kişiliksiz, klişe, neredeyse, normal, olağan, oldukça, onursuz, orta, özelliksiz, pek, pespaye, renksiz, rezil, rutin, seciyesiz, sefih, seviyesiz, sıradan, soysuz, sularında, şahsiyetsiz, şerefsiz, şişirme, tabii, takriben, tapon, tıynetsiz, yoz karş. haysiyetli, nadide ? alelade, basit, bayağılaşmak, çirkin, değersiz, kaba, kötü
bayağılaşmak f. adileşmek, alçalmak, aşağılaşmak, bozulmak, olağanlaşmak, sırnaşmak, ucuzlamak karş. asilleşmek, seçkinleşmek, yüceleşmek ? bayağı
bayağılık i. adilik, aşağılık
bayan i. hanım, hatun, kadın
bayat s. ağırlaşmış, bayağı, bozuk, bozulmuş, çürük, durmuş, eski, eskimiş, geçkin, kart, kokmuş, kurtlu, kurumuş, küflenmiş, sasımış, solmuş karş. taptaze
bayatlamak f. çürümek, eskimek, kokmak, kurtlanmak
bayatlamamış z. taze
bayatlamış z. kart
bayatlatmak f. çürütmek
baygın s. aşık, kendinden geçmiş, mahmur, sersemlemiş, sevdalı, tutkun karş. ayık, canlı, canlandıran, diri, insanı kendine getiren
baygınlaşmak f. aşık olmak, bayılmak, hayran olmak, kendinden geçmek, mahmurlaşmak, sersemlemek, süzülmek, tesirinde kalmak, yarı kapanmak karş. ayılmak, canlı bakmak, gözü açılmak, kendine gelmek
baygınlık i. yorgunluk
bayılan s. beğenen, büyülenmiş, düşkün, gönüllü, müptela, seven, sevdalı, tutkun, vurgun, yanık
bayılan i. büyüklenmiş, eğinik, hayran, meftun
bayılmak f. baygınlaşmak, beğenmek, bitmek, eğinmek, hayran olmak, hazlanmak, hazzetmek, hoşlanmak, hoşlaşmak, kesilmek, kriz geçirmek, meftun olmak, meyletmek, sersemlemek, sevmek, süzülmek, tat almak, tutmak, yeğlemek, zevklenmek dey. başı dönmek, baygınlık geçirmek, bilincini yitirmek, canı çekilmek/gidip gidip gelmek, dizlerinin bağı çözülmek, fenalık geçirmek, fena olmak, gözleri kamaşmak, gözü kararmak, hayran kalmak/olmak, hayranlık duymak, haz almak/duymak, itibar etmek, kendini kaybetmek, mest olmak, rağbet etmek, sarhoş olmak, saygı duymak, şuurunu kaybetmek, tekdir etmek, vecde gelmek, vurgun olmak karş. ayılmak, iyileşmek, tiksinmek ? hastalanmak, öleyazmak, ölmek, uyumak
bayıltmak f. aşık etmek, hayran etmek, mest etmek, narkoz vermek, sersemletmek karş. ayıltmak, kendine getirmek
bayındır s. bakımlı, gelişmiş, kalkınmış, ongun, refah içinde, şenlikli karş. bakımsız, harabe, yıkık, yıkkın, viran
bayındırlık s. baysallık, bereket, bereketlilik, bolluk, çokluk, dirlik, genlik, gönçlük, gönenç, konfor, lüks, refah, saltanat, sultanlık, varlık, varlıklılık, zenginlik karş. yoksulluk
bayır i. akıntı, dağ, eğim, iniş, kıraç, kıran, kuru, meyil, step, seğirdim, sırt, şev, yamaç, yokuş karş. tepe
bayi i. dağıtıcı, dal, şube
bayrak i. alem, bandıra, filama (flama), filandra (flandra), fors, liva, sancak
bayram i. coşku, düğün, eğlence, festival, kutlama, neşe, sevinç, şenlik, tören, zevk karş. yas
bayramlaşmak f. kutlamak, tebrik etmek
baysal i. sütliman
baysallık i. bayındırlık, bereket, bereketlilik, bolluk, çokluk, dirlik, genlik, gönçlük, gönenç, huzur, konfor, lüks, rahat, rahatlık, refah, saltanat, sultanlık, varlık, varlıklılık, zenginlik karş. yoksulluk
baytar i. doktor, hekim
baz morfin i. morfin
bazan z. arada, aralıklı, arasıra, bazen, fasılalı, kâh, kimi, nadiren, seyrek, vakit vakit, zaman zaman ? ender
bazı i. biraz, birkaç, birtakım, kimi, üç beş
bazı bazı z. aralıklı
bazıları i. kimi
bazlama i. ekmek
bebe i. çocuk, kızan
bebek i. çocuk, kızan
becelleşme i. kavga, mücadele
becelleşmek f. cebelleşmek, cenkleşmek, çalışmak, çarpışmak, dalaşmak, iştigal etmek, itişmek, kapışmak, kavga etmek, meşgul olmak, uğraşmak, yumruklaşmak
becerememek f. başarmamak, mahvolmak
beceri i. anıklık, beceriklilik, cevher, deha, dirayet, ehliyet, hüner, ihtisas, istidat, kabiliyet, maharet, marifet, meleke, performans, sanat, teknik, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yeti, yetkinlik, yordam, zanaat karş. beceriksizlik
becerikli s. acar, açıkgöz, atak, atılgan, başarılı, beceren, cevherli, çakırpençe, çalışkan, çevrimli, dâhi, değimli, dirayetli, enerjik, erkli, güçlü, hamarat, hünerli, idareli, istidatlı, işbilir, işgüzar, kabiliyetli, kıvırabilen, liyakatli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, pratik, şahbaz, usta, üretken, uyanık, uzel, yatkın, yetenekli, yeterli, yordamlı, zanaatçı karş. beceriksiz, çolpa ? akıllı, bilgili, çalışkan, hamarat, hünerli, kabiliyeti, tecrübeli, usta, uzman
beceriklilik i. beceri, cerbeze, cevher, çalışkanlık, dirayet, ehliyet, hüner, hünerlilik, ihtisas, istidat, kabiliyet, maharet, maharetlilik, marifet, muvaffakiyetsizlik, ustalık, uzellik, uzluk, yetenek, yeti, yordam karş. beceriksizlik, hünersizlik, maharetsizlik
beceriksiz s. acemi, aciz, alık, allahlık, anıksız, aptal, başarısız, bilgisiz, budala, dirayetsiz, döküntü, ehliyetsiz, gafil, güçsüz, güdük, hantal, hünersiz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, korkuluk, liyakatsiz, malumatsız, marifetsiz, mıymıntı, miskin, pısırık, sakar, salak, sarsak, sümsük, vukufsuz, yeteneksiz, yetersiz, yetisiz, yordamsız, zavallı karş. becerikli, bilgili, hünerli, mahir, malumatlı, uzman ? akılsız, becerikli, bilgisiz, budala, cahil, çolpa, güçsüz, kabiliyetsiz, miskin, zayıf
beceriksizleşmek f. hamlamak
beceriksizlik i. güçsüzlük, meskenet, uyuzluk
beceriyle z. ustaca
becermek f. aşmak, başarmak, kıvırmak, kotarmak, yapabilmek
becertmek f. hünerlendirmek, maharatli yapmak, yeterli kılmak
bed s. çirkin, kötü
bedava s. açıktan, anafor, avantadan, bedavadan, bedelsiz, beleş, caba, cabadan, emeksiz, fahri, garazsız, gönüllü, hasbi, havadan, haybeden, hazırlop, hibe olarak, hiçten, karşılıksız, kelepir, külfetsiz, onursal, parasız, pir aşkına, serbest, ücretsiz karş. bedelli, pahalı, paralı, ücretli ? karşılıksız, ucuz
bedavacı s. anaforcu, asalak, beleşçi, bencil, cabacı, çıkarcı, fırsatçı, hodbin, karaborsacı, lüpçü, menfaatçi, otlakçı, parazit, sığıntı, tufeyli, vurguncu dey. bedava kefen bulsa ölür!, ekmek elden, su gölden!, hazır mezarın ölüsü, kazılmış mezarın hazır ölüsü ? asalak
bedavacılık i. beleşçilik
bedavadan z. açıktan, bedava, bedelsiz, caba, hasbi, havadan, hazırlop, karşılıksız, parasız, ücretsiz
bedbaht s. biçare, çaresiz, karayazılı, mutsuz, sefil, şanssız, talihsiz, uğursuz, zavallı ? talihsiz
bedbin s. canı sıkkın, karamsar, kaygılı, kötümser, kuşkulu, moralsiz, rahatsız, umutsuz, ümitsiz karş. huzurlu
bedbinlik i. karamsarlık, umutsuzluk
beddua i. ah, ilenç, ilenme, kargıma, kargış, lanet, lanetleme, telin dey. sebepsiz olan sebepsiz kalsın, telin etmek
beddua etmek f. ilenmek dey. beddua okumak, bela okumak, intizar etmek, kargış vermek, lanet okumak
bedel i. ayvaz, değer, diyet, eder, fidye, fiyat, hediyesi, karşılık, kefaret, kıymet, maliyet, narh, paha, rayiç, ücret
bedelli s. karşılıklı, paralı, ücretli
bedelsiz s. açıktan, bedava, bedavadan, beleş, caba, cabadan, emeksiz, fahri, garazsız, gönüllü, hasbi, havadan, hazırlop, hibe, karşılıksız, külfetsiz, onursal, parasız, pir serbest, pir aşkına, ücretsiz karş. bedelli
beden i. boy bos, bünye, cüsse, eğin, endam, gövde, kalıp, ten, vücut, yapı
beden eğitimi ü. belleme, cimnastik, jimnastik
bedeni s. somut
bedensel s. somut
bedesten i. çarşı, hal, işporta, pazar, sergi
bedevi i. gezginci, gezici, göçebe, göçer, göçeri, göçerkonar, seyyar, yörük, yürük
beğenen s. bayılan, büyüklenmiş, eğinik, hayran, meftun
beğeni i. çeşni, damak, gusto, haz, lezzet, mide, ölçü, tabiat, tat, zevk ? beğenmek
beğenilen z. faziletli, hoş, keyifli, makbul, meziyetli, muazzez, muhterem, popüler, rabıtalı, rağbetli, zevkli
beğenili s. zevkli
beğenilmek f. aranılmak, istenmek, makbul olmak, sevilmek, takdir edilmek, takdir uyandırmak, tercih edilmek, tutulmak karş. arzu edilmemek, hoşlanılmamak, kötü puan almak, reddedilmek, refüze edilmek, seçilmemek ? beğenmek, beğenmemek, benimsemek, benimsememek, değerli, övmek, sevmek, sevmemek, şöhret
beğenilmemek f. tutulmak
beğenilmeyen s. hoşa gitmeyen, hoşlanılmayan, hoş olmayan, itici, keyifsiz, lezzetsiz, pis, rağbetsiz, sevimsiz, tatsız, zevksiz karş. zevkli
beğenisiz s. midesiz, tabiatsız, zevksiz
beğenme i. alkışlama, haz, hoşnutluk, keyif, kıvanç, memnuniyet, mut, mutluluk, neşe, onama, onay, ongunluk, rağbet, saadet, sevgi, sevinç, şenlik, şevk, takdir karş. hoşnutsuzluk
beğenmek f. alkışlamak, bayılmak, benimsemek, bitmek, eğinmek, hayran olmak, hazlanmak, hazzetmek, hoşlanmak, hoşlaşmak, ısınmak, kesilmek, lezzet almak, meftun olmak, mest olmak, meyletmek, onamak, onaylamak, oy vermek, rağbet etmek, razı olmak, rey vermek, rıza göstermek, sarmak, seçim yapmak, seçmek, sevmek, takdir etmek, tansılamak, tansımak, tapınmak, tapmak, tat almak, tutmak, yakıştırmak, zevk almak, zevklenmek dey. haz almak/duymak, itibar etmek, rağbet etmek karş. beğenmemek, hoşlanmamak, içi almamak, iğrenmek, sevmemek, tiksinmek ? aşık olmak, beğenilmek, beğenilmemek, benimsemek, flört etmek, hayran olmak, ilgilenmek, sevmek
beğenmemek f. ayıplamak, batırmak, çekiştirmek, çirkinsemek, hicvetmek, ıslıklamak, karalamak, kınamak, kötülemek, razı olmamak, sevmemek, suçlamak, taşlamak, yermek, yuhalamak, yüzlemek,, zemmetmek karş. övmek ? beğenilmek, beğenilmemek, benimsemek, beminsememek, ilgilenmek, övmek, sevmek, sevmemek
behemehal z. elbet, ille, katiyetle, kesinlikle, muhakkak, mutlaka, şüphesiz, tabiatıyla
beis i. aksa, bahane, barikat, engel, illet, kusur, mahzur, mani, mazeret, neden, noksan, pürüz, sakınca
bek i. müdafi, savunucu
bekar s. bakir, bakire, erden, ersiz, evlenmemiş, kız, karabaş, kocasız karş. evli ? yalnız
bekâret i. arılık, bekârlık, doğallık, el değmemişlik, erdenlik, özgünlük, saflık, tazelik, yenilik karş. yıpranmışlık
bekârlık i. bekâret, ersizlik, eşsizlik, evlenmemişlik, dulluk, kızlık, yalnızlık karş. evlilik
bekçi i. bakıcı, baltacı, bekleyen, devriye, dizdar, gard, gözcü, inzibat, kapıcı, kolcu, korucu, koruyucu, kullukçu, muhafız, müdafi, nöbetçi, polis, savunucu, türbedar, zabıta
bekçilik ettirmek f. bekletmek
beklemek f. ağaç olmak, aramak, durmak, eğlenmek, eğleşmek, ertelemek, dilemek, gözetlemek, gözetmek, gözlemek, himaye etmek, iple çekmek, kollamak, korumak, nöbet tutmak, oyalanmak, sabretmek, sanmak, tahmin etmek, ummak, umutlanmak, ümitlenmek dey. burnunda tütmek, çile çıkarmak/doldurmak, dört gözle beklemek, göreceği gelmek, gözünde tütmek, günleri saymak, hasret çekmek/duymak, iple çekmek, özlem çekmek, sabırsızlıkla beklemek karş. beklememek, gözlememek, umutsuz ? özlemek, ummak
beklenir s. ihtimali, kabil, muhtemel, muhtemelen, mümkün, olanaklı, olası, olasılı, umulur, ümitli
beklenmedik s. ani, fevkalade, fevri, olağanüstü, olmadık, sürpriz, şaşırtıcı, umulmadık ? ansızın
beklenmek f. umulmak, ümit edilmek karş. umulmamak, ümit edilmemek
beklenmez s. uzak
beklenti i. arzu, öngörülen şey, sanılan şey, tasarlanan şey, umut, ümit karş. beklenmedik
bekleşmek f. beraber beklemek, hep beraber beklemek karş. yalnız beklemek, tek başına beklemek
bekletilemez s. acele
bekletilmiş s. yıllanmış
bekletmek f. bekçilik ettirmek, hasret kılmak, yolunu gözletmek karş. bekletmemek
bekleyememek f. sabredememek
bekleyen s. bakıcı, bekçi, gözcü, muhafız, müdafi, nöbetçi
bekleyici s. bakıcı, gözetici, koruyucu
bel i. dağ, iz, kazıntı, kazma, sperma, tohum
bela s. açlık, açmaz, afet, aksa, aksilik, badire, cehennem, ceza, çapanoğlu, facia, falso, felaket, gaile, girdap, illet, işkence, kaza, kıtlık, kıyım, kusur, musibet, noksan, panik, serencam, talihsizlik, tehlike, trajedi, uçurum, uğursuzluk, vahamet, varta, yara, yıkım karş. çare, dirlik ? acı, ayaklanma, bunalım, çaresizlik, deprem, dert, felaket, fırtına, işkence, kriz, kusur, ölet, sıkıntı, sorun, talihsizlik, tehlike, tuzak, üzüntü, zorluk
belalı s. ağır, bıçkın, ciddi, çapkın, çetrefilli, dayı, dadaş, dişli, edepsiz, efe, feci, fedai, güç, hovarda, kabadayı, korkulu, külfetli, külhan, külhanbeyi, külhani, mert, meşakkatli, nazik, oynaş, önemli, riskli, rizikolu, sakıncalı, sarp, serkeş, sevgili, sıkıntılı, sonu karışık, sorunlu, tehlikeli, tulumbacı, vahametli, vahim, yiğit, yorucu, yürekli, zahmetli, zararlı, zor, zorba
belde i. il, kent, şehir, valilik, yerleşim merkezi
beleş i. bedava, bedelsiz
beleşçi i. asalak, bedavacı, parazit
beleşçilik i. bedavacılık
beleşten z. açıktan
belge i. arşiv, berat, beyanname, bonservis, bröve, cephe, cüzdan, defter, dipkoçanı, diploma, doküman, dosya, ehliyet, ehliyetname, evrak, fiş, icazetname, ilam, ilmühaber, istatistik, izinname, kağıt, karne, kayıt, kefaletname, koçan, konşimento, lisans, manifesto, mazbata, ordino, patenta, permi, poliçe, ruhsat, ruhsatname, ruhsatiye, sertifika, sicil, şahadetname, taahhütname, tapu, tasdikname, tesviye, tezkere, varaka, vasiyetname, vesait, vesika, yazı ? anlaşma, bildiri, buyruk, delil, izin, kimlik, makbuz, mektup, tutanak, yazı
belgelemek f. alıntı göstermek, belgitlemek, berat göstermek, delillerle doğrulamak, meydana çıkarmak, ortaya koymak, ispat etmek, ispatlamak, kanıt göstermek, kanıtlamak, tanıklamak, tanıtlamak, vesikalanmak karş. açıklayamamak
belgi i. arma, belirtili, hassa, hususiyet, karakteristik, remiz
belgilemek f. belirlemek, isimlendirmek, tanımlamak
belgili z. açıkta, belirli, belli, kati, kesin, malum, muayyen, mutlak
belgin z. açıkta, belirli, belli, kati, kesin, malum, meydanda, muayyen, mutlak, sarih
belgisiz s. belirsiz, bellisiz, bilinmez, gayrı muayyen, gizemli, kaçamaklı, kapalı, karanlık, kuşkulu, meçhul, muammalı, müphem, silik, şüpheli
belgit i. ispat, tanıt
belgitlemek f. belgelemek, ispat etmek, kanıtlamak, tanıtlamak
belirgin s. açık, bariz, besbelli, görünürde, meydanda, mütebariz, mütemayiz, net, ortada, sarih, saydam, seçik, seçkin, sivrilmiş karş. belirsiz, hafi, gizli, saklı, muğlak ? açık, belli, egemen
belirleme i. saptama, sınırlama, tanıtlama, tayin, teşhis
belirlemek f. biçmek, isimlendirmek, kararlaştırmak, kestirmek, saptamak, sınırlamak, tanımlamak, tayin etmek, tespit etmek, teşhis koymak, vasıflandırmak karş. belli belirsiz yapmak, hudut çizmemek, sınırsız bırakmak
belirli s. açık, açık seçik, açıkta, bariz, belli, belgili, belgin, belirli, besbelli, değişmez, değiştirilemez, görünürde, gözler önünde, kati, kesin, kesinkes, malum, meydanda, muayyen, muhakkak, mukadder, mutat, mutlak, nihai, ortada, pekin, sabit, saltık, sınırlı, şaşmaz ? açık, kaçamaklı, keskin
belirme i. canlılık, kesinleşme, meydana çıkma, oluşma, ortaya çıkma, tecelli karş. yitme
belirmek f. anlaşılmak, canlanmak, cisimlenmek, doğmak, görünmek, meydana çıkmak, oluşmak, peydahlanmak, sırıtmak, tebaruz etmek, tecelli etmek, teşekkül etmek ? görünmek
belirsiz s. ağdalı, belgisiz, bellisiz, bilinmeyen, bilinmez, bulanık, bulunmaz, dolambaçlı, dolaylı, düğümlü, esrarengiz, esrarlı, gayri mahsus, girift, gizemli, gayri muayyen, gizemli, hesapsız, imalı, kaçamaklı, kapalı, karanlık, karışık, kuşkulu, lastikli, mecazi, meçhul, muammalı, muğlak, müphem, örtülü, şüpheli, tartışmalı, tumturaklı karş. açık, açık seçik, belirgin, belli ? açık, anlamsız, gizli, işaret, kaçamaklı, karışık, keskin, sır
belirti i. alamet, amblem, arma, çentik, çetele, çizinti, delil, emare, eser, damga, gedik, gösterge, im, imge, ipucu, işaret, iz, kanıt, kazıntı, kerte, marka, mühür, nişan, sembol, simge, tanıt, tezahür, timsal, yer
belirtiler i. araz, tezahürat
belirtili s. alametli, arazlı, belgi, belgilik, bellilik
belirtke i. amblem, arma, remiz
belirtme i. tanımlama
belirtmeden z. çaktırmadan
belirtmek f. açıklamak, anlatmak, aydınlatmak, cisimlendirmek, göstermek, sezdirmek, söylemek, tanımlamak, tayin etmek, teşhis koymak, vasıflandırmak ? açıklamak, konuşmak, sezdirmek, söylemek, yorumlamak
belki s. anlaşılan, bakalım, besbelli, bir bakarsın, galiba, her halde, ihtimal, muhtemelen, mümkün, olabilir, olası, sanırım, sanırsam, yanılmıyorsam, zannedersem karş. kesinlikle ? olası
belkili z. ihtimali, kabil, muhtemelen, mümkün, olası, olasılı
bellek i. akıl, algı, an, anlak, anlayış, anlık, beyin, bilinç, eseme, hafıza, hatır, havsala, idrak, irfan, izan, kafa, kavrayış, kıyaset, mantık, muhakeme, şuur, us, varış, zeka, zihin
belleme i. alıştırma, antrenman, beden eğitimi, cimnastik, feyiz alma, hafıza, ibret, idman, jimnastik, öğrenme, spor, talim
bellemek f. anlamak, bilmek, ezberlemek, hıfzetmek, kanısında olmak, kazmak, kestirmek, okumak, öğrenmek, öyle gelmek, öyle izlenim yaratmak, sanmak, tahmin etmek, zannetmek
belletmek f. okutmak, öğretmek, telkin etmek, terbiye etmek
belli s. açık, açık seçik, açıkta, aleni, apaçık, aşikar, ayan, ayan beyan, aydın, aydınlık, belgili, belgin, belirli, belirtik, bilindik, bilinen, çözülür, dışrak, duru, fasih, görünürde, kati, kesin, mahsus, maktu, malum, meydanda, muayyen, muhakkak, mutat, mutlak, net, nihai, ortada, pekin, peyda, sabit, saltık, sarih, şaşmaz, saydam, vazıh, zahir karş. ağdalı, alışılmamış, belirsiz, bellisiz, gayrı muayyen, gizli, gizlide, kimse görmeden, müphem, saklı, saklıda ? açık, açıkça, belirgin
belli etmek f. çıtlatmak, hissettirmek, sezdirmek
belli olmak f. doğmak, peydahlanmak, tanınmak
bellisiz s. ağdalı, belgisiz, belirsiz, bulanık, esrarlı, gayrı mahsus, gayrı muayyen, kaçamaklı, kapalı, kuşkulu, meçhul, muammalı, muğlak, müphem, şüpheli, tumturaklı, üstü kapalı karş. açık, belirli, çözük, doğrudan doğruya, dürüst, düz, erkekçe, mertçe, muayyen, tanınan
ben1 zm. bendeniz, biz, köleniz, kulunuz
ben2 i. benek, kabarcık, nokta, şiş
benbenci s. iddialı, övüngen
benci s. iddialı, övüngen
bencil s. bedavacı, benlikçi, çıkarcı, duygusuz, egoist, fırsatçı, hissiz, hodbin, kendici, lakayt, maddeci, maddi, menfaatçı, menfaatperest, mideci, oportünist, tekelci dey. fırsat düşkünü, iyi gün dostu, kendini düşünen, nalıncı keseri gibi karş. diğerkam, iyilikçi ? cimri, cömert, ilgisiz, kibirli, lüpçü, övüngen, vurguncu
bencillik i. egoizm
bende i. cariye, köle, kul, tutsak
benek i. akıtma, ben, çil, damga, iz, leke, nokta, puan, pul, sakar, seki ? iz
benekli s. puanlı
beniâdem i. âdemoğlu, insan
benimseme i. eğilim, onama
benimsemek f. alışmak, bağdaşmak, beğenmek, hazmetmek, ısınmak, ikrar etmek, kabul etmek, kabullenmek, katılmak, kaynaşmak, mallanmak, onamak, onaylamak, özümsemek, razı olmak, rıza göstermek, sahip çıkmak, sahiplenmek, sırtlanmak, tutmak, uymak, uzlaşmak, üstlenmek, yüklenmek karş. almamak, kabullenmemek, reddetmek, üstünden atmak, üstünden silkmek, yadırgamak ? anlaşmak, beğenmek, beğenmemek, benimsemek, benimsememek, hoşlanmak, kaynaşmak, kaynaştırmak, reddetmek, sevmek, sevmemek
benimsememek f. razı olmamak, reddetmek
benimsenmek f. kabullenilmek, tutulmak
benimsenmiş s. oturmuş
benimsetme i. propaganda, telkin
benimsetmek f. aşılamak, inandırmak, telkin etmek
benimseyememek f. yadırgamak
benimseyen s. sempatizan
beniz i. surat, yüz
benlik i. ahlak, bünye, can, cibilliyet, ciddiyet, haslet, hilkat, huy, kişilik, karakter, maya, meşrep, mizaç, nefis, nitelik, onur, özellik, şahsiyet, şeref, tabiat, tıynet, vakar, yaradılış, yüzsuyu
benlikçi s. bencil, çıkarcı, fırsatçı, hodbin, menfaatçi, mideci
bent i. baraj, barikat, bölüm, cümle, dalgakıran, duvar, kelepçe, mendirek, set, şarampol, zincir ? engel, kale
benzemek f. andırmak, bakmak, çağrıştırmak, çalmak, çekmek, dönmek, görünmek, hatırlatmak, karşılaştırılmak karş. benzememek ? benzerlik, karşılaştırma
benzer s. andıran, aynı, benzeş, çekmiş, denli, emsal, eş, eşdeğer, eşit, gibi, kadar, kopyası, koşut, misali, misil, nazir, takım, yakın karş. aksi, apayrı, ayrı, bambaşka, başka türlü, paralel ? andırmak, aynı, böylece, uygun, yaşıt
benzerlerine uymayan s. benzersiz, değişik
benzerlik i. anımsatma, andırma, aynılık, benzeyiş, birlik, çağrıştırma, eşitlik, eşlik, farksızlık, koşutluk, özdeşlik, paralellik, simetri, uygunluk, yakınlık karş. eşsizlik, ferid, gayrı kabili kıyas, teklik, yakınlık ? benzersiz, eş
benzersiz s. acayip, akıl almaz, anormal, ayrı, ayrıcalı, ayrıcalıklı, aşırı, bambaşka, benzerlerine uymayan, bulunmaz, değişik, doğaüstü, eksantrik, emsali olmayan, emsalsiz, ender, eşsiz, fahiş, fevkalade, garip, gayri tabii, harika, harikulade, hususi, ilginç, inanılmaz, insanüstü, istinai, kuraldışı, mucizevi, müstesna, olağandışı, olağanüstü, özel, sayılı, tek, tabiatüstü, tuhaf, yekta karş. ayrıcalıksız, olağan
benzersizlik i. hususiyet, karakteristik, sapaklık
benzeş i. benzer, kadar, kopyası, yakın
benzeşim i. benzetme, çağrışım
benzeşme i. benzetme
benzeşmezlik i. ayrılık
benzetme i. analoji, andırış, andırma, anımsatma, benzeşim, benzeşme, benzeyiş, çağrıştırma, kıyas etmek, simgeleme, temsil, teşbih, uygunluk, uyma, yakınlık karş. farklılık
benzetmek f. azarlamak, bozmak, karşılaştırmak, mahvetmek, mukayese etmek, tepelemek, toz etmek
benzetmeli i. mecazi
benzeyen s. yakın
benzeyiş i. benzerlik, benzetme
beraat i. aklanma, suçsuzluğu kanıtlanma, temize çıkma karş. suçlu bulunma
beraat etme i. aklanma
beraat ettirmek f. aklamak
beraber z. başbaşa, beraberce, bir, birlikte, el birliği ile, hep beraber, karşı karşıya, karşılıklı, müştereken, refakatinde, topluca, yanısıra, yanyana, yeksan, yüzyüze karş. ayrı ayrı, tek tek ? bütün, çok, herkes
beraber olmak f. birleşmek
beraberce z. beraber, birlikte, karşılıklı, müştereken, ortaklaşa
beraberinde z. birlikte, refakatinde
beraberlik f. arkadaşlık, başabaş kalma, birlik, birliktelik, bütün, dayanışma, denge, elbirliği, eşitlik, eşlik, farksızlık, kaynaşma, uyuşma, omuzdaşlık, ortaklık, yoldaşlık karş. ayrı ayrı olma, tek tek olma, yalnızlık
berat i. belge, icazetname, lisans
berat göstermek f. belgelemek
berbat s. beter, bozuk, bulaşık, çamurlu, durmuş, fena, habis, kara, kargışlı, kayış gibi, kem, kirli, kir pas içinde, kokuşmuş, kötü, kötünün kötüsü, lanet, lekeli, leş gibi, mikroplu, murdar, nahoş, pasaklı, paslı, pis, tahripkar, tozlu, yağlı, yıkıcı, zarar ziyan veren, zararlı, zehirli, ziyankar karş. güzel, iyi, temiz, tertemiz, yararlı
berbat etmek f. bozmak
berbat olmak f. bulaştırmak, mahvolmak
berdevam z. bitimsiz, daimi, durur, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölümsüz, payidar, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
berduş s. avantürye, avare, aylak, başıboş, gelgeç, hipi, kopuk, maceracı, maceraperest, parya, serseri, serüvenci
bere1 i. bertik, çizik, ezik, çürük, yara
bere2 başlık, ezik, şapka, takke, yara
bereket i. bayındırlık, baysallık, bereketlilik, bolluk, çokluk, dirlik, feyiz, genlik, gönçlük, gönenç, konfor, lüks, meymenet, ongunluk, randıman, refah, saltanat, sultanlık, varlık, varlıklılık, verimlilik, zenginlik karş. yoksulluk
bereket ki z. şükürler olsun
bereketli s. artağan, artımlı, bitek, bol, cömert, çok, doğurgan, dolgun, dölcek, dölcel, fazlalaşan, fazlasıyla, feyizli, gani, gür, iktisadi, iyi, kârlı, kazançlı, mahsuldar, mübarek, ongun, randımanlı, semereli, sulak, sürü sürü, üretken, verimli, yeter, zengin karş. verimsiz
bereketlilik i. bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, zenginlik
bereketsiz s. kıraç, kurak, kuru, step, verimsiz
berelemek f. bozmak, burkmak, incitmek, sakatlamak, şişlemek, yaralamak, zedelemek
berelenme i. incinme
berelenmek f. bozulmak, çatlamak, kırılmak, kötüleşmek, lime lime olmak, sakatlanmak, zedelenmek
bereli s. eskimiş, ezik
bergüzar i. hediye
berhudar ol! ü. bravo!
beri z. ileri
berideki s. beriki
beriki s. berideki, bu taraftaki, bu yandaki, diğeri, öbür, öbürü, ötedeki, öteki, yandaki karş. karşı taraftaki, uzaktaki, uzakta olan, uzak taraftaki
berjer i. iskemle
berk s. dayanıklı, dirençli, kale gibi, katı, metin, pek, sağlam, salim, sert, yıldırım
berklik i. peklik
bermutat s. alışılagelen, olağan, rutin rutin
berrak s. açık, arı, aydınlık, duru, net, pak, parlak, pırıl pırıl, pürüzsüz, saf, saydam karş. bulanık, karışık, kirli, muğlak, pis
berraklaşmak f. arılaşmak, parlaklaşmak, saflaşmak, saydamlaşmak, temizleşmek karş. bulanıklaşmak, kirlenmek, pislenmek
bertik i. bere
bertilmek f. incinmek
bertmek f. burkmak, incinmek
besbelli s. açık, apaçık, aşikar, ayan, belirgin, belirli, belki, hüveyda, muhakkak, net, şüphesiz karş. bellisiz, belki, gizli, kapalı, olabilir, örtülü, şüpheli
besbeter s. çok fena, çok kötü karş. ala, çok iyi, fevkalade
besici s. imalatçı, müstahsil, üretici, yetiştirici
besili s. besli, etlendirilmiş, iyi beslenmiş, semirtilmiş, semiz, şişko, şişman, şişmanlatılmış, tavlı, tombalak, toraman, yağız, yağlandırılmış karş. inceltilmiş, sıska, sıskalaştırılmış, zayıflatılmış
besin i. aş, aşlık, azık, erzak, gıda, katık, kumanya, nevale, yemek, yemeklik, yiyecek
besinsizlik i. açlık, gıdasızlık
besleme i. büyütme, doyurma, emzirme, hizmetçi, iaşe etme, içirme, yedirip içirme, yedirme
beslemek f. bakmak, büyütmek, doyurmak, etlendirmek, geçindirmek, iaşe etmek, kuvvet vermek, mama yedirmek, meme emzirmek, meme vermek, nafakasını vermek, otlatmak, ot vermek, süt emdirmek, süt emzirmek, süt vermek, şişmanlatmak, takviye etmek, taşımak, yağlandırmak, yedirip içirmek, yedirmek, yemek vermek, yemek yedirmek, yem dökmek, yemlemek, yem vermek, ziyafet çekmek, ziyafet vermek karş. el uzatmamak, incelmek, sıskalaştırmak, zayıflatmak ? eğitmek
beslenememe i. açlık
beslenmek f. yemek
besleyen s. besleyici
besleyici s. besleyen, besin değeri yüksek, doyurucu, faydalı, gıdalı, işe yarar, yararlı, yarayan karş. besin değeri düşük
besli s. besili
besmele i. dua
besmelesiz s. piç
beste i. aranjman, bağlı, düzenleme, ezgi, kompozisyon, müzik
besteci i. bağdar, bestekar, kompozitör, müzisyen ? çalgıcı, ezgi, şarkıcı
bestekar i. besteci
bestelemek f. düzenlemek, ezgilemek, müziklemek dey. bir hava yapmak, türkü düzüp bestelemek, türkü yakmak
bestelenmiş s. besteli
besteli s. bestelenmiş, ezgilenmiş, hava yakılmış, müziklenmiş
beşer i. insan
beşeri s. insanca, insani, insanoğluna değgin karş. hayvanca, hayvani, hayvansal
beşibirlik i. para
beşibiryerde i. para
beşik i. hamak, karyola, salıncak
beşli i. bando
bet1 s. çirkin, fena, kötü, yakışıksız
bet2 sıfat, sima, surat, yüz
beter s. berbat, fena, kötü karş. ala, çok iyi, daha iyi, fevkalade, kem, yeğ
betim i. portre, tanım, tasvir
betimleme i. portre, tanımlama, tasvir
betimlemek f. isimlendirmek, tanımlamak, teşhis koymak, vasıflandırmak
bey i. ağa, başkan, bay, beyefendi, çelebi, çorbacı, damat, efendi, ekselans, erkek, han, hazretleri, mister, mösyö, sinyor, zevç karş. kadın ? erkek
beyan etmek bildirmek
beyanat i. bildiri, demeç, mesaj, muhtıra, ültimatom
beyanname i. belge, bildiri
beyaz i. ak, akça, akça pakça, akçıl, apak, lekesiz, pak, saf dey. bıngıl bıngıl teleme peyniri gibi, duru beyaz ten, kar gibi, süt beyaz, süt gibi karş. kara, lekeli, karışık, kirli, pis
beyaz zehir i. haşhaş, morfin
beyazlanma i. aklanma, aklanma
beyazlaşmak f. ağarmak, aklaşmak dey. bet beniz duvar kesilmek, kağıt gibi bembeyaz olmak/gibi olmak, kireç gibi olmak
beyazperde i. ekran
beybaba i. baba
beyefendi i. bey, centilmen, çelebi, edep erkan bilir, edepli, edip, efendi, erkek, görgülü, haluk, ince, kibar, medeni, nazik, saygılı, sosyal, terbiyeli, uygar, yol yordam bilir dey. edep erkan bilir, yol yordam bilir karş. görgüsüz
beygir i. at, aygır, hergele, kadana, kısrak, kulun, küheylan, midilli, tay, zebra
beyhude s. abes, anlamsız, boş, boşu boşuna, boş yere, boşuna, faydasız, fuzuli, geçersiz, gereksiz, hayırsız, hükümsüz, işe yaramaz, kârsız, kazançsız, kullanışsız, kuru kuruya, lüzumsuz, nafile, nedensiz, pisi pisine, sonuçsuz, tevekkeli, yaramaz, yararsız dey. boşu boşuna, boş yere, kuru kuruya, pisi pisine karş. gerekli, yararlı ? gerekli, gereklilik, gerekmek, gerekmemek, nafile
beyin i. akıl, akmadde, baş, bellek, bilinç, dimağ, havsala, idrak, izan, kafa, kavrayış, muhakeme, zihin
beyinsiz s. ahmak, akılsız, alık, Allahlık, andavallı, anlayışsız, aptal, avanak, aymaz, basiretsiz, bilinçsiz, bön, budala, dangalak, düşüncesiz, ebleh, etkafa, gabi, gafil, gerzek, hımbıl, hırt, hödük, kaba saba, kafasız, kakavan, keriz, mankafa, salak, sersem, şapşal karş. aklı başında, santralı çalışır
beylik s. adi, ağalık, alelade, amiyane, basbayağı, basit, basmakalıp, bayağı, bilinen, doğal, döküntü, efendilik, gelişigüzel, harcıalem, herhangi bir, her zamanki, kişiliksiz, klişe, normal, olağan, orta, özelliksiz, renksiz, rutin, sıradan, şahsiyetsiz, tabii dey. her zamanki, insan/insanlık hâli, mesele yok, orta malıkarş. nadide
beynamaz s. Allahsız, ateist, binamaz, dinsiz, farmason, gavur, imansız, inançsız, inansız, kafir, kıblesiz, kitapsız, tanrıtanımaz, zındık dey. din iman hak getire, dini imanı yok, imansız giden, imansız peynir, ömründe rahmana secde etmemiş karş. imanlı
beynelminel i. uluslararası
beyni sulanmış s. bunak
beyzade i. kerim, soylu, şecereli
beyzi s. küresel, oval, yumurtamsı
bez i. amerikan, astarlık, basma, boğası, çaput, çul, dimi, dokuma, hasa, kanava, kanaviçe, karamandola, keten, müslin, paçavra, pamuklu, patiska, pazen, poplin, tela, tül, tülbent ? aba
bezdirici s. angarya, bıkkınlık verici, bıktırıcı, bunaltıcı, eziyet verici, sıkıcı, sıkıntılı, usanç verici, usandırıcı, yorucu, zahmetli dey. bıkkınlık verici, eziyet verici, usanç verici karş. eğlendirici
bezdirmek f. bezginlik vermek, bıktırmak, bunaltmak, gına getirtmek, sıkmak, usandırmak, uyutmak dey. bezginlik vermek, can sıkmak, canına geçmek/işlemek/kâr etmek, canından bezdirmek, çok olmak, eşiğini aşındırmak, gına getirtmek, gulyabani gibi çökmek, insanın tepesine binmek, içini bayıltmak
beze i. ziynet eşyası
bezek i. aksesuar, motif, mücevher, süs, ziynet
bezekçi i. dalkavuk, nakkaş
bezekli s. döşeli
bezelemek f. eğlenmek
bezeli s. boyalı, renkli
bezeme s. aksesuar, kolye, motif, nakış
bezemek f. donatmak, pullamak, süslemek, süslenmek, yaldızlamak dey. allayıp pullamak, dayayıp döşemek, içini bezemek, kaftan giydirmek, süs vermek, süsleyip püslemek, telleyip pullamak, yüzünü yazmak
bezemeli s. dekoratif, işlemeli
bezen i. aksesuar, kolye, ziynet eşyası
bezenmek f. makyaj yapmak
bezgin s. ağır canlı, ağır kanlı, alık, atıl, bıkkın, cansız, cefakar, çileli, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, gına getirmiş, hevessiz, huzursuz, içi geçmiş, hımbıl, ihmalci, ilgisiz, kokmuş, külkedisi, mendebur, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, ruhsuz, savsak, sıkıntılı, sıkkın, silik, sünepe, tasalı, tembel, tutuk, usanmış, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşüngeç, üzgün, yavaş dey. ağır canlı/kanlı, canı boğazında/burnunda doğduğuna bin pişman, gına getirmiş, içi geçmiş karş. atik
bezginlik i. bıkma, bıkkınlık, can sıkıntısı, fütur, gına getirme, kabus, kasvet, melal, sıkıntı, usanç, yorgunluk
bezirgan i. çıfıt, çıkarcı, dalavereci, tecimci, tüccar
bezmek f. bıkmak, illallah demek, kafi gelmek, kanıksamak, kanmak, sıkılmak, yorulmak dey. bıkıp usanmak, canı boğazına gelmek, canına tak demek/etmek, canına yetmek, illallah çağırmak/demek, imanına tak demek/etmek, usanç getirmek, yeter artık demek
bıçak i. bisturi, çakı, gezlik, hançer, ışkı, kama, kasatura, kılıç, meç, neşter, pala, palyoş, saldırma, seyf, süngü, tiğ, yatağan dey. Acem kaması, hacamat baltası, kör bıçak, sustalı çakı ? makas, orak, satır, testere, tüfek, ustura
bıçaklamak f. boğazlamak, öldürmek, şişlemek, yaralamak dey. ciğerini kucağında görmek, döş çıkarmak, işkembesini almak
bıçaklanmak f. yaralanmak
bıçkı i. hızar, testere
bıçkın s. belalı, kabadayı, külhanbeyi, tulumbacı
bıdık s. şişko, şişman
bıkkın s. alık, atıl, bezgin, cansız, cefakar, çileli, gönülsüz, hevessiz, hımbıl, kokmuş, sıkıntılı, sıkkın, sümsük, sünepe, tasalı, tembel, tutuk, usanmış, uyuşuk, üzgün
bıkkınlık i. ağırlık, bezginlik, bunalım, bunalma, can sıkıntısı, darlık, elem, fütur, gam, hafakan, hüzün, iç darlığı, iç sıkıntısı, kasavet, kasvet, keder, melal, sıkıntı, usanç, üzgü, üzüntü, yorgunluk karş. şevk
bıkma i. bezginlik, gına
bıkmak f. bezmek, dayanamamak, doymak, illallah demek, kafi gelmek, kanıksamak, kanmak, sıkılmak, tahammül edememek, usanmak, yetinmek, yorulmak dey. bezginlik çökmek, bıçak kemiğe dayanmak, bıkıp usanmak, bıkkınlık gelmek/getirmek, burasına gelmek, candan usanmak, canına tak demek/etmek/yetmek, canından bezmek, canından bıkmak/usanmak, çileden çıkmak, derde doymak, dünyadan bezmek, el'aman çağırmak/çekmek/demek, elinden çekmek, gık demek, gına gelmek/getirmek, gözü doymak, hafakanlar basmak, illallah demek, kanı kurumak, konuşur babam konuşur, kulakları dolmak, sabrı taşmak/tükenmek, şurasına gelmek, tahammülü kalmamak, usanç duymak/gelmek/getirmek, yaka silkmek, yılgınlık gelmek karş. istemek, gık dememek, hoşlanmak, özlemek, usanmamak ? bıktırmak, caymak, doymak, iğrenmek, sıkılmak, sıkıntı, yetmek
bıktırıcı s. angarya, bezdirici, sıkıntılı, yorucu
bıktırmak f. bezdirmek, sıkmak, sinirlendirmek, usandırmak dey. bardağı taşırmak, baş ağrısı vermek/ağrıtmak, can sıkmak, candan usandırmak/bezdirmek, çok olmak, dara boğmak, dünyadan usandırmak, eşiğini aşındırmak, fazla gelmek/gitmek/kaçmak, iç sıkmak, içini bayıltmak/karartmak, kabak tadı vermek, kabir suali sormak, kafa şişirmek, rahatsız etmek, saman tadı vermek, sıkboğaz etmek, sıkıntı vermek, tadını kaçırmak, tıraşa tutmak, usanç vermek, uykusunu getirmek ? bıkmak, sıkıntı
bıngıldamak f. ırgalanmak, kımıldamak, kıpırdanmak
bırakma i. ateşkes, ayrılma, azat etme, azatlama, boşlama, boşanma, cayma, çekilme, el çekme, erteleme, ilgilenmeme, istibdat, istifa etme, izin verme, koyverme, müsaade etme, özgür bırakma, özgürlüğünü verme, salıverme, sarkıtma, serbest bırakma, terk, teslim, uğraşamama, uzatma, vazgeçme karş. tutuklama, üstüne düşme
bırakmak f. aksatmak, asmak, atmak, ayrılmak, azatlamak, bırakmamak, boşaltmak, caymak, çekilmek, devretmek, döneklik etmek, el çekmek, ele almamak, engel olmak, ertelemek, feragat etmek, feshetmek, havale etmek, hürriyet vermek, ilişkiyi kesmek, intikal ettirmek, koymak, koyvermek, kullanmaz olmak, mezun etmek, müsaade etmek, oyunbozanlık etmek, salıvermek, salmak, sözünde durmamak, tecil etmek, terketmek, vazgeçmek dey. azat etmek, ayağının bağını çözmek, başına yıkmak, bir yana koymak, dizginleri salıvermek, el çekmek/vurup etek silkmek/yıkamak, elaman çekmek/demek, etken yiyip kemikken atmak, izin vermek, kanadını kırpmak, kapıp salıvermek, kayığı akıntıya vermek, keçeyi suya salmak, meydana bırakmak, müsaade etmek, olan oldu demek, özgür bırakmak, paydos borusu çalmak, peşini bırakmak, posta kaldırmak, taburcu/tahliye etmek, tadında bırakmak, zaman bırakmak karş. alakoymak, enselemek, hürriyetini kısıtlamak, tutmak, yakalamak ? vazgeçmek
biaman s. amansız, gâvur, insafsız, nemrut
biberli s. acı, acılı
biberon i. emzik, emzikli, şişe, mama şişesi, süt şişesi, şişe
bibi i. teyze
bibliyograf i. yazar
bibliyografçı i. yazar
bibliyografyacı i. muharrir
biblo i. heykel, porselen, seramik, süs eşyası, süs
biçare s. bedbaht, çaresiz, düşkün, güçsüz, mazlum, miskin, perişan, zavallı, zebun dey. dünyaya küsmüş
biçarelik i. çaresizlik
biçim i. beti, desen, dış görünüş, dış yüz, endam, erkan, esas, eşkal, form, forma, formalite, görkem, görüntü, görünüm, gösteriş, gövde, hava, heybet, imge, kalıp, karaltı, kılık, kılık kıyafet, manzara, model, motif, örnek, poz, racon, sistem, stil, suret, şekil, şema, tarz, teknik, tip, usul, üslup, yöntem, zevahir dey. dış görünüş, dış yüz, kılık kıyafet, şekil ve şemail, şekli şemail ? görüntü, görünüş, gövde
biçimci i. formaliteci, şekilci
biçimlenme i. oluşum, şekillenme
biçimli s. ahenkli, alımlı, çelimli, derli toplu, derneşik, devrişimli, düzgün, endamlı, güzel, insicamlı, intizamlı, mazbut, muntazam, nispetli, nizamlı, onat, oranlı, orantılı, nisbetli, rabıtalı, şekilli, tertipli, toplu, yakışıklı dey. derli toplu, fidan boylu, kalıp gibi, kitap gibi, yerli yerinde karş. biçimsiz, karışık ? düzenli, güzel, kellifelli, uygun
biçimsiz s. bakımsız, biçimi bozuk, çirkin, hantal, nispetsiz, oransız, ölçüsüz, şekilsiz, umacı gibi, uygunsuz, yakışıksız dey. biçimi bozuk, deli alacası, ense değil kilise direği/takkeci kalıbı, kaldırım kasırgası, kuşa benzemiş/dönmüş, pişirdiği aş olaydı başımı yaran taş olaydı, saçın çingenesi
biçme i. biçki, çok düzenli kesme
biçmek f. ayırmak, belirlemek, bölmek, değerlendirmek, dilimlemek, doğramak, hasat etmek, kesmek, katletmek, katliam yapmak, kıyıma uğratmak, kıymet söylemek, öldürmek, saptamak, şekilli parçalamak, şişlemek, tespit etmek, yaralamak dey. fiyat vermek, hasat etmek, katliam yapmak, kıyıma uğratmak, kıymet söylemek, şekilli parçalamak, tespit etmek, tırpandan geçirmek
bidon i. damacana, fıçı, kap, küp, tank, testi, varil
bigane s. kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, sorumsuz, umursamaz, vurdumduymaz
bigünah s. suçsuz
bihaber s. adamsendeci, bilgisiz, cahil, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, kültürsüz, meraksız, nemelazımcı, sorumsuz, umursamaz, vukufsuz dey. ne ölü görmüş ağlamış ne düğün görmüş oynamış
bila bedel s. pir aşkına, pir aşkına
bilahare z. ardından, sonra, sonradan
bilaistisna s. ayrıcalıksız, istisnasız
bilakis i. aksine, tam aksine, tam zıttı, tersi, tersine dey. tam aksine, tam zıttı karş. bilhassa
bilboard i. ilan tahtası, yafta
bilcümle z. birden, bütün, her, hep, hep beraber, hep birden, hepsi, tam, tüm, tümden, tümü dey. hep beraber, hep birden karş. bazı
bildik s. ahbap, arkadaş, aşına, biliş, dost, komşu, tanıdık, tanış dey. daha önceden bilinen, daha önceden görülmüş, daha önceden tanınmış, tanışıp konuşulan
bildirge i. bildiri, ihtarname, mesaj
bildiri i. açıklama, afiş, beyanat, beyanname, bildirge, bildirim, bülten, jurnal, deklarasyon, demeç, duyuru, genelge, haber, ihbar, ihbarname, ihtarname, manifesto, memorandum, mesaj, muhtıra, not, nota, protesto, rapor, sirküler, tamim, tebligat, tebliğ, ültimatom, yazı ? belge, ilan, konuşma, mektup, söz, yazı
bildirim i. bildiri, bildirimlik, bildirme, duyurma, ihbar, ihbarname, tebligat, tebliğ
bildirme i. açığa çıkarma, açıklama, arz, bildirim, curnal, duyurma, duyuru, ele verme, fitleme, fitneleme, gammazlama, gizlice bildirme, haber verme, ifşa etme, ihbar, ihtar etme
bildirmek f. açıklamak, arz etmek, beyan etmek, bilgilendirmek, buyurmak, değirmek, duyurmak, haberdar etmek, ifşa etmek, ikrar etmek, ilan etmek, iletmek, itiraf etmek, malumat vermek, muştulamak, müjdelemek, rapor etmek, salık vermek, sızdırmak, söylemek, sunmak, tamim etmek, tebligat yapmak, tebliğ etmek, telefon etmek, tellemek, yayımlamak, yayınlamak, yaymak, yetiştirmek dey. açığa çıkarmak/vurmak, afişe etmek, arz etmek, beyan etmek, beyanda bulunmak, bilgi vermek, çan çalmak, davul çalmak, ele vermek, ferman çıkmak, gizlice bildirmek, gözlerinden öpmek, haber göndermek/salmak/uçurmak/vermek, haberdar etmek, ifşa etmek, ihbar etmek, ihtar etme, ilan etmek, itiraf etmek, mektup yazmak, meydana vurmak, malumat vermek, malumu ilam etmek, tamim etmek, tebligat yapmak, tebliğ etmek, tel çekmek karş. gizlemek, örtbas etmek, saklamak ? açıklamak, curnal etmek, dağıtmak, demek, öğretmek, öğüt vermek, tanınmak, yayımlamak, yazmak
bile bile z. bilerek, bilhassa, bilinçli, kasten
bile z. hatta, şakası yok
bile isteye z. bilhassa
bilemek f. azmettirmek, coşturmak, çarka etmek, eğelemek, etkisini artırmak, geliştirmek, güçlendirmek, kamçılamak, kazımak, kesici kılmak, keskinleştirmek, kızıştırmak, törpülemek, zımparalamak dey. çarka etmek, diş bilemek, etkisini artırmak, kesici kılmak, taşa çekmek karş. körleştirmek
bilen s. bilgili, haberli
bilerek z. akıllıca, arzuyla, bile bile, bilinçli, canla başla, dileyerek, gönül hoşluğuyla, gönüllü olarak, gönül rızasıyla, güle oynaya, haberli, hevesle, iradeli, iradi, isteyerek, kasıtla, kasten, kasti, kendi isteğiyle, kendi rızasıyla, mahsus, mahsusen, mahsustan, memnuniyetle, severek, seve seve, şevk ile, taammüden karş. istemeyerek, kazara, zoraki ? isteyerek
bileşik s. alaşık, alaşım, basit olmayan, karışık, karışım, karma, karmaşık, katımlanan, katışık, kollektif, melez, muhtelif, mürekkep, müşterek, ortak, paydaşlı karş. arı, basit, sade, yalın, yalınç
bileşim s. alaşım, bileşmiş, harman, karışım, koalisyon, sentez, tertip
bileşmek f. birleşmek
bileşmiş bileşim, mürekkep
bilet i. makbuz
bilezik i. mücevher
bilfiil z. eylemli, gerçekten, tam anlamıyla, tamamen
bilge i. agah, alim, aydın, bilgili, bilgin, çok bilir, danişment, derya, düşünür, entellektüel, haberdar, hakim, kırkambar, kültürlü, malumatlı, mütefekkir, vakıf, vukuflu dey. söz sahibi karş. kültürsüz
bilgelik i. akliyat, bilgi, bili, bilim, done, ekin, fen, feyiz, hars, hikmet, ilim, irfan, inceleme, kültür, malumat, teknik, teknoloji, veri, vukuf dey. söz sahibi olma, Tanrı kayrası karş. cahillik
bilgi i. açıklama, açımlama, algılama, anlama, anlayış, bilgelik, bilim, biliş, bilme, ders, ekin, fen, görgü, hars, hikmet, idrak etme, ilim, ipucu, irfan, izahat, kültür, malumat, marifet, mesaj, salık, sezgi, seziş, teknik, varış, varışlılık, veri, vukuf, yorum karş. acemilik, bilgisizlik, cehalet, görgüsüzlük, kültürsüzlük, tecrübesizlik, toyluk ? akıl, bilgili, yetenek
bilgi aktarımı i. haberleşme
bilgi alışverişi i. haberleşme
bilgi edinme i. istihbarat
bilgi vermek f. malumat vermek, rapor etmek
bilgiç s. bilgili, ukala
bilgiçlik i. bilmişlik, ukalalık
bilgilendirmek f. aydınlatmak, bildirmek, ifşa etmek, öğretmek vakfetmek
bilgilenme i. feyiz alma, ibret, istihbarat, öğrenme
bilgilenmek f. aydınlanmak, okumak, öğrenmek dey. feyiz almak, içini bezemek, nur çeşmesinden su içmek, tüyo almak, ufkunu genişletmek
bilgili s. agâh, akil, alim, arif, aydın, bilen, bilgiç, bilge, bilgin, çokbilir, dahi, danişment, derya, eğitimli, entelektüel, düşünür, feylesof, filozof, görgülü, haberdar, haberli, habir, hakim, hezarfen, kültürlü, maharetli, malumatlı, marifetli, münevver, okumuş, okuryazar, tahsilli, uyanık, üstat, vakıf, vukuflu, yetik dey. ayaklı kütüphane, bilmediği beş vakit namaz, dağarcığı yüklü, dirsek çürütmüş, düşünce adamı, eğitim görmüş, görmüş geçirmiş, iki ayaklı kütüphane, ilim irfan sahibi, irfan sahibi, kırk ambar, kitap kurdu, kurs görmüş, kütüphane yutmuş, mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış, okumuş yazmış, şeytanın deliğini bilir, şeytanın yattığı yeri bilir, tahsil görmüş karş. acemi, bilgisiz, cahil, görgüsüz, kültürsüz, tecrübesiz, toy, vukufsuz ? açıkgöz, akıllı, anlayışlı, aydın, becerikli, danışman, öğretmen, tecrübeli, uzman
bilgililik i. alimlik, bilginlik, dahilik, marifetlilik, münevverlik, okuryazarlık, uyanıklılık
bilgin s. agah, alim, araştırmacı, bilge, bilgili, bilimadamı, bulucu, danişment, hâkim, kaşif, kültürlü, malumatlı, mucit, mütefekkir, vukuflu, yaratıcı dey. medrese uleması karş. cahil
bilginler i. ulema
bilginlik i. bilgililik
bilgisayara çekmek yazmak
bilgisi olan haberli
bilgisiz s. acemi, ahmak, akılsız, alaylı, alık, anlayışsız, aptal, avanak, beceriksiz, bihaber, bilimsiz, bilmez, boş, budala, cahil, ebleh, gafil, görgüsüz, görmemiş, habersiz, hödük, izansız, kıro, kof, kültürsüz, malumatsız, mankafa, okumasız, sersem, toy, ümmi, habersiz, vukufsuz, yayan, zayıf dey. boş kafalı, boş küp, cim karnında bir nokta, dünyadan bihaber/habersiz, elifi görse mertek/direk sanır, gözü bağlı/gözleri kapalı, kara cahil, kitap açmamış, kör cahil, kulaktan dolma, mektep medrese görmemiş, ya dayak/sopa yememiş ya sayı saymasını bilmiyor karş. bilgili, danışman, kültürlü, uzman ? akılsız, beceriksiz, çolpa
bilgisizlik i. bilmezlik, cahillik, cehalet
bilhassa z. başta, bile bile, bile isteye, bir kere, en başta, en çok, hassaten, hele, hem, her şeyden önce, mahsus, öncelikle, özellikle, özgü, üstelik dey. bile bile, bile isteye, bir kere, en başta, en çok, her şeyden önce karş. en az, genellikle, her şeyden sonra, sonra
bilim i. akliyat, bilgelik, bilgi, done, ekin, fen, feyiz, hars, hikmet, ilim, irfan, inceleme, kültür, malumat, teknik, teknoloji, veri, vukuf
bilim adamı i. araştırmacı, bilgin
bilimsizlik i. bilmezlik, cahillik
bilinç i. akıl, algı, an, anlak, anlayış, anlık, bellek, beyin, feraset, hafıza, havsala, huş, idrak, irade, irfan, izan, kafa, kavrayış, muhakeme, sağduyu, şuur, us, varış, yargılama, zeka, zekavet, zeyreklik, zihin karş. izansızlık
bilinçli s. anlayarak, bile bile, bilerek, bilinçle, dölek, eleştirmeli, farkında olarak, isteyerek, kasıtla, şuurla dey. açık fikirli, akıl kumkuması, akıl kutusu, akıl küpü, aklı başında, aklı ermiş, aklı evvel, aklı selim sahibi, bile bile, bile bile lades!, büyük başlı, büyümüş de küçülmüş, canla başla, cin fikirli, cin gibi, cin göz, cin yavrusu, çok bilmiş/bilir, derimli çekimli, farkında olarak gönül hoşluğuyla, gönüllü olarak, gönül rızasıyla, göz göre göre, gözü açık, güle oynaya, izan sahibi, kaçın kur'ası, kafa adamı, kendi isteğiyle, kendi rızasıyla kendini bilen/bilir, sağa sola kulak veren, sağduyu sahibi, sende de o göz var mı, sepeti çalıştırmak, takt sahibi, zihni evvel karş. bilinçsiz
bilinçsiz s. ahmak, akılsız, beyinsiz, bön, ebleh, mankafa, sersem dey. gayri ihtiyari, şans eseri, tesadüf sonucu
bilinçsizlik i. cehalet, uyku
bilindiği gibi z. alışılagelen
bilindik s. belli, bilinen, malum karş. bilinmedik, bilinmeyen, gayrı malum, meçhul
bilinen s. ayan, basit, basmakalıp, bayağı, belli, beylik, bilindik, döküntü, gelişigüzel, harcıalem, klişe, malum, maruf, meşhur, mutat, normal, olağan, öyle, renksiz, rutin, sanlı, sıradan, şanlı, şöhretli, tabii, ünlü karş. bilinmeyen, bilinmez, gayrı malum, meçhul
bilinmedik s. bilinmez, duyulmamış, egzotik, meçhul, olağandışı, yepyeni
bilinmek f. meşhur olmak, tanınmak dey. ad almak/bırakmak, adam/ insan sarrafı olmak, adı kulağına değmek, adı sanı olmak, adı yayılmak, adıyle anılmak, afişe olmak, aşikar olmak, belli olmak, cihan âlem bilmek, dillerde dolaşmak/gezmek, gözden kaçmamak, gün ışığına çıkmak, malum olmak, takke düşüp kel görünmek/açılmak
bilinmeyen s. bilmece, gaip, hesapsız, isimsiz, kimbilir, meçhul, şansız, tanınmamış, ünsüz dey. sarı çizmeli Mehmet Ağa, adı belirsiz, adı sanı belirsiz, adsız kahraman, denizde balık, esrar kumkuması/kutusu/küpü ? belki
bilinmez s. anlaşılmaz, belgisiz, belirsiz, belli olmayan, bilinmedik, esrarlı, gizemli, kaçamaklı, kuşkulu, meçhul, muammalı, şüpheli dey. ne çalıp ne oynuyorsun?, neyin nesi kimin fesi, o abacı bu kebeci sen neci karş. aşikar
bilir s. tetik, uyanık dey. çok bilmiş/bilir karş. anlamaz, bilmez
bilirkişi i. arabulucu, aracı, danışman, fakih, hakem, hakim, kadı, müşavir, uzman, üstat, yargıcı
bilirlenmek f. ukalalık etmek, yumurtlamak karş. bilgi vermek ? abartmak, yalan söylemek
biliş i. algılama, arkadaş, bildik, bilgi, hikmet, irfan, komşu, vukuf
billahi z. elbet
billur i. cam, kırağı, kristal, sırça
billurlaşmak f. belirginleşmek, görülebilir duruma gelmek, kristalleşmek, netleşmek, yoğunlaşmak
bilme i. algılama, bilgi, irfan, vukuf
bilmece i. bilinmeyen, bulmaca, esrar, giz, gizem, labirent, muamma, sır
bilmeden z. bilmeyerek, bilinçsizce, düşüncesizce, kazara, sonucunu kestirmeden, yanlışlıkla dey. bilir bilmez, sonucunu kestirmeden
bilmek f. anlamak, başarmak, beceri kazanmak, bellemek, inanmak, kavramak, kestirmek, öğrenmek, sanmak, saymak, uzmanlaşmak, varsaymak, zannetmek dey. adam/insan sarrafı olmak, adı gibi bilmek, avucunun içi gibi bilmek, bir bildiği olmak, bir bilip bin satmak, başından bir iş geçmiş olmak, cebinin içi gibi bilmek, dilinden anlamak, dini gibi bilmek, farkında olmak, eline doğmak, gizlisi kapaklısı olmamak, haberdar olmak, haberi olmak, her telden çalmak, kalbine doğmak, kulaktan kapmak, ne mal olduğunu anlamak, noktası noktasına çıkmak, sorumlu tutmak, su gibi bilmek, yol bilmek karş. bilmezlik ? anlamak, öğrenmek
bilmeyerek z. bilmeden, gönülsüzce, hasbelkader, istemeyerek, kasıtsız, kazara, rastlantıyla, şans eseri, yanlışlıkla
bilmez s. bilgisiz, cahil, kof, kör kültürsüz, vukufsuz dey. cim karnında bir nokta, dar kafalı, dünyadan habersiz, elifi görse mertek/direk sanır, eski kafalı, gözü kapalı, içi boş/kof, işe yaramaz, kara cahil, kereste müdürü, kör cahil, kulaktan dolma, mektep görmemiş, mürekkepli cahil, sepette pamuğu/pamuk yok, serçeden başka kuş Zeyrek’ten başka yokuş bilmez, uyur gezer, yalancı pehlivan, yanından geçmemiş karş. anlar, bilen, bilir, entellektüel, irfan sahibi, münevver, okumuş
bilmezlenmek f. itiraz etmek, kabul etmemek, nağme yapmak, rıza göstermemek, yokumsamak
bilmezlik s. bilgisizlik, bilimsizlik, bilisizlik, bilmemezlik, bilmezleşme, cahillik, cehalet, yadsıma, yokumsama karş. bilirlik, bilme, okumuşluk
bilmişlik s. akıllılık, bilgiçlik
bilumum z. aynen, bütün, cümleten, hep, tam, umum
bilvasıta z. araçlı, dolaylı
bina i. dayandırma, inşaat, kurma, yapı, yapım
binaen z. dolayısıyla, için
binaenaleyh z. çünkü, haysiyetiyle, için, yüzünden, zira
binamaz s. beynamaz, gâvur, kafir, zındık
binbir s. sayısız
bindirim i. fiyat artışı, fiyatını yükseltme, pahalılandırma, zam karş. indirim
bindirmek f. çarpmak, geçirmek, göndermek, kütlemek, toslamak, uğurlamak, yerleştirmek karş. karşılmak
binici i. atlı, cokey, sipahi, süvari ? sürücü
binmek f. atlamak
bir i. arzu, aynı, beraber, biricik, birik, eş, eşit, eşsiz, fert, keza, misil, münferit, ondan, özdeş, şunun gibi, tek, tekil, tıpkı, yegane, yek, yeksan, yekta karş. bol, çoğul ? ancak, ayrı, yalnız
bir ağızdan z. ittifakla
bir anda z. ani, birdenbire, şıppadak, şipşak
bir arada z. birlikte, toplu
bir başına z. bağlantısız
bir başkası z. diğer
bir baştan z. baştan
bir cinsten z. aynı, ondan
bir daha z. baştan
bir de z. üstelik
bir defada z. birden
bir hayli z. birçok
bir kere z. bilhassa
bir kimse z. biri
bir miktar z. az
bir olasılıkla z. galiba
bir olmak f. katılmak
bir parça z. blok
bir takım s. birçok, birkaç
bir tanem! ü. kuzum
bir tanesi z. biri
bir tek z. eşsiz, tek
bir tutam s. az
bir zahmet! ü. rica ederim!
birader i. erkek kardeş, kardeş
birahane i. gazino, meyhane
biraz s. az, azıcık, az çok, bazı, birazcık, birazdan, birkaç, çok az, kısa süreli, ufarak, üç beş, yetersiz dey. bir dereceye kadar, bir dirhem, bir nebze
birazcık s. az, biraz, tutam
birazdan z. biraz, sonra, sonradan
birbirini tutma i. bağdaşım, rabıta
birçok s. bir hayli, bir takım, bol, bunca, çoğu, çok, çok sayılı, çokça, epey, epeyce, hayli, haylice, ibadullah, kimi, müteaddit, nice, onca, pek çok, sayısız, sürüyle karş. az, az sayılı, bazan, çok az, pek az
birden z. acil, acilen, alelacele, anında, aniden, ansızın, apansız, ayaküstü, bilcümle, bir defada, birden, birdenbire, büsbütün, çabuk, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, gecikmeden, hemen, hemencek, hemencecik, hepsi birden, ivedilikle, lahzada, pat diye, pattadak, şıp diye, şıppadak, şimdi, şipşak, tez, tez elden, vakit geçirmeden, yekten dey. bir defada, çat kapı, demeye kalmadan, hepsi birden, tez elden, vakit geçirmeden
birdenbire z. acilen, alelacele, ani, aniden, ansızın, apansız, apansızın, beklenmedik şekilde, bir anda, birden, çabuk, derhal, fevri, gecikmeden, hemen, hemencecik, lahzada, lappadak, pat diye, pattadak, şakkadak, şıp diye, şıppadak, yekten, zıngadak dey. ani olarak, beklenmedik bir sırada, bir anda, damdan düşer gibi, fırtına gibi, gelip çatmak, palas pandıras karş. ağır ağır, gitgide, kademeli olarak, tedricen
birebir s. etkili, istendiği gibi, kusursuz, müessir, mükemmel, tastamam, uygun dey. istendiği gibi
birey i. can, fert, insan, kimse, kişi, şahıs, varlık
birey i. fert, kimse, kişi, şahıs, zat
biri z. bir adam, birisi, bir kimse, bir şahıs, bir tanesi, bir zat, insan, kimse, kişi, şahıs, yegane, zat
biricik i. bir, eşsiz, tek, yekta
birikim i. artma, birbirine eklenme, birikiş, bikinti, birikme, çoğalma, dağarcık, derlenme, eklenme, fazlalaşma, fon, toplanma, yığılışma, yığılma karş. azalma
birikinti i. birikim, göl, yığınak, yığıntı
birikme i. birikim, yığılışma
birikmek f. birleşmek, merkez tutmak, yığılmak karş. dağılmak, yayılmak
biriktirim i. artırma, biriktirme, tasarruf
biriktirme i. artırım, artırma, biriktirim, derleme, ekonomi, iktisat, koleksiyon, tasarruf, yükleme karş. dağıtma
biriktirmek f. artırmak, idare etmek, iktisat etmek, tasarruf etmek, tutum yapmak, yığmak dey. bir köşeye koymak, bir yana koymak, boğazından arttırmak, dişinden tırnağından arttırmak, dişten artırmak, gırtlağından kesmek, yağmur yağarken küpünü doldurmak
birim i. ünite
birinci s. ana, asal, asıl, başlıca, başta gelen, birincil, büke, en başta, esas, ilk, iyi, kaliteli, önde gelen, öndeki, sipahi, şampiyon, yeğ dey. başta gelen, en başta, önde gelen
birinci olmak yenmek
birinci sınıf ekstra, süper
birincil s. baş, birinci
birincileşmek f. ayrılaşmak
birincilik i. başarı, muvaffakiyet, rekor, şampiyonluk, zafer
birincilikler yarışma
birisi i. biri, fert, kimse, kişi, şahıs
birkaç i. az sayıda, bazı, biraz, bir takım, kimi, tek tük, üç beş dey. az sayıda, bir takım, tek tük
birleşemezlik i. kırgınlık
birleşik s. alaşım, birleşmiş, bitişik, bitişmiş, hisseli, karma, katışık, tek parça, yapışık, yekpare
birleşim i. alaşım, brifing, buluşma, celse, duruşma, harman, içtima, koalisyon, konferans, konsültasyon, kurul, miting, oturum, panel, potpuri, sempozyum, sentez, tertip, toplanma, toplantı
birleşme i. buluşma, çakışma, dayanışma, elbirliği, kavuşma, koalisyon dey. el birliği karş. ayrılık, ayrılma
birleşmek f. anlaşmak, beraber olmak, bileşmek, birikmek, birlik olmak, bitişmek, buluşmak, çakışmak, çatışmak, çiftleşmek, dökülmek, eklenmek, evlenmek, geçişmek, iştirak etmek, katılmak, katışmak, kavuşmak, kaydolmak, kaynamak, kaynaşmak, kenetlenmek, kucaklaşmak, toplanmak, yapışmak, yığışmak dey. beraber olmak, birlik olmak, bir araya gelmek, bir kapıya çıkmak, bir/birlik olmak, bir olmak, el bir etmek, el ele vermek, fişek atmak, yek vücut olmak karş. ayrılmak, boşanmak, darılmak, gitmek ? çiftleşmek, kapılanmak, karşılaşmak, katılmak, yaklaşmak
birleşmezlik i. anlaşmazlık, ihtilaf, ikilik, nifak
birleşmiş s. birleşik
birleştirici s. bağdaştırıcı, birliği sağlayıcı, kaynaştırıcı, uzlaştırıcı karş. ayırıcı
birleştirmek f. bitiştirmek, bütünlemek, iliştirmek, kaynaştırmak, kavuşturmak, raptetmek, tutturmak, vidalamak, yanaştırmak, yapıştırmak dey. bir araya getirmek karş. ayırmak, tefrik etmek, uzaklaştırmak
birlik i. ahenk, bağlılık, bağlantı, beraberlik, benzerlik, birleşme, birliktelik, bölünmezlik, dayanışma, dernek, ekip, eşgüdüm, federasyon, grup, hizip, klüp, kurum, küme, loca, lonca, müşterek, ocak, örgüt, takım, ünite, vahdet, yurt dey. seferî kuvvet, söz birliği
birlik olma i. elbirliği
birlik olmak f. birleşmek, katılmak
birlik yapmak f. bütünlemek
birlikte z. alayıyla, beraber, beraberce, beraberinde, birlik olarak, bir arada, cümleten, eşliğinde, karşılıklı, maaile, müştereken, nezdinde, ortaklaşa, refakatinde, yanında, yanı sıra dey. alay malay, anasıyla danasıyla, baş başa, beraber düşüp kalkmak, bin ağızdan, bir ağızdan, bir arada, can cana baş başa, cümbür cemaat, diz dize, el birliğiyle, göbekleri birbirine bağlı/beraber kesilmiş, hep beraber/birlikte, omuz omuza, oy birliğiyle, sürü sepet, takım taklavat, top yekûn, yanı sıra karş. ayrı olarak, münferiden, tek olarak, yalnız, yalnızca, yalnız olarak, tek olarak ? bol, tam
birliktelik i. beraberlik, birlik dey. can birliği, dirsek teması, nerede Ese/İsa orada Köse
bisküvi i. çörek, galeta, gevrek, kraker, kurabiye, kuru pasta, peksimet
bit i. kehle, sirke, ufaklık, yavşak
bitap s. bitik, hâlsiz, iktidarsız, mecalsiz, yorgun
bitaplık i. bitkinlik, cansızlık
bitaraf s. iltimassız, tarafsız, yansız dey. taraf tutmayan, yan tutmayan karş. iltimaslı, kayırarak, kayırmasız, taraf tutarak
bitek s. artağan, artımlı, bereketli, bol, bol bol, cömert, çok, doğurgan, dolgun, dolu, dölcek, dünya kadar, fazlasıyla, feyizli, feyyaz, gür, hayli, hesapsız, kabarık, kârlı, kazançlı, ongun, randımanlı, rantabl, semereli, sulak, üretken, velut, verimli karş. verimsiz
biteksiz s. kıraç, kuru, verimsiz
biteviye z. bağdaşık, devamlı, yeknesak, yeksan
bitik s. bitap, bitkin, dermansız, hâlsiz, hayran, kendini kaptırmış, kötü durumda, tutkun, tutulmuş, tükenmiş, vurgun, yorgun
bitim s. akıbet, bitiş, bitme, final, hatim, hitam, hudut, netice, nihayet, son, son bulma, sona erme, sona varmak, sonuç, tamamlanma, tekmillenme, tükenme karş. başlama, başlangıç, giriş, girme
bitimli s. fani, hudutlu, kayıtlı, kısıtlı, neticeli, ölümlü, sınırlanabilen, sınırlı, sonlu, sonuçlu karş. ayrılamayan, neticesiz, sonuçsuz, sonsuz
bitimsiz s. baki, berdevam, bitmeyen, bitmez, bitmez tükenmez, daim, daimi, devamlı, durur, ebedi, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, köklü, kronik, limitsiz, müebbed, mütemadi, müzmin, nihayetsiz, ortadan kalkmayan, ölmez, ölümsüz, ömürlü, öncesiz, payidar, plansız, sınırsız, sonrasız, sonsuz, süregelen, süreğen, sürel, temelli, tükenmez, zeval karş. gelip geçici
bitimsizlik i. ebedilik, ebediyet, ölmezlik
bitirilmek f. neticelenmek, son bulmak, tamamlanmak
bitirim s. açıkgöz, açıkgöz, şeytan dey. cin yavrusu, ele avuca sığmaz, en küçüğü kan kırmızı, şeytan çekici, şeytanın art ayağı
bitirme i. eritme, ikmal, tekmil
bitirmek f. bağlamak, bastırmak, başarmak, çıkarmak, doğurmak, eziyet etmek, harcamak, hatim, hatmetmek, ikmal etmek, mahvetmek, neticelendirmek, öldürmek, sarfetmek, sonuçlamak, sonuçlandırmak, süpürmek, tamamlamak, tekmillemek, tüketmek, yitirmek dey. açık kapı bırakmamak, bıçak gibi kökünden kesmek, buzu kırmak, celseyi kapamak, cephaneyi tüketmek, dibine darı ekmek, elde avuçta bir şey kalmamak, ikmal etmek, iş çıkarmak/yapmak, itham etmek, kırıp sarmak, kitabı kapamak, vurdun mu öldür, nihayete erdirmek, nokta koymak, sebep olmak, olup bittiye getirmek, sırasını savmak, son vermek, sona erdirmek, sonuna gelmek, sözü bağlamak, tamam etmek, tezkere almak, üzümünü sattı küfesini devirdi, verimli çalışmak, yalayıp yutmak, yiyip bitirmek, yüze yüze kuyruğuna gelmek karş. başlatmak, güçlendirmek, takviye etmek ? bitmik, bitmemek, tüketmek
bitirmemek f. bitirememek, sonuçlandırmamak
bitiş i. akıbet, bitim, final, hatim, hitam, hudut, netice, son, sonuç
bitişik s. birleşik, kavuşuk, komşu, yakın komşu, yapışık karş. ayrı, ırak, uzak komşu
bitişmek f. birleşmek, kaynamak, kenetlenmek, yanaşmak, yapışmak, yığışmak
bitiştirmek f. birleştirmek, kavuşturmak karş. ayırmak, uzaklaştırmak
bitkin s. ambale, bitik, hâlsiz, mecalsiz, takatsiz, tükenmiş, yorgun, yorulmuş, zahmet çekmiş dey. iğne yutmuş, yorgun sallantı, zahmet çekmiş
bitkinleşmek f. tükenmek dey. can çekilmek, dil ağız vermemek, dili bir karış dışarı çıkmak/sarkmak, dizinin/dizlerinin bağı çözülmek, gücü kalmamak, iki büklüm olmak, yataklar çekmek
bitkinlik i. bitaplık, cansızlık, fütur, güçsüzlük, mecalsizlik, yorgunluk dey. dizleri tutulmak, el ayak tutmamak, dünya yıkıldı ben altında kaldım karş. canlılık, dirilik, iyilik
bitme i. bitim, erime, final
bitmek f. aşmak, bayılmak, beğenmek, çıkmak, erimek, ezilmek, geçmek, izi silinmek, kalmamak, kapanmak, kesilmek, köpeklemek, mahvolmak, neticelenmek, nihayete ermek, paydos olmak, pelteleşmek, sonuçlanmak, sönmek, sürmenaj olmak, tahrip olmak, tamamlanmak, terlemek, tükenmek, yok olmak, yorulmak dey. arkası kesilmek, bir hal olmak, bitmesini sağlamak, çoğu gidip azı kalmak, dama demek, defteri dolmak, dibi görünmek, dibine inmek, dibini getirmek, elden çıkarmak, eser kalmamak, fırtına yatışmak, günü dolmak/gelmek, har vurup harman savurmak, helak olmak, kesenin dibi görünmek, kıl kadar kalmak/payı kalmak, nihayet bulmak, nihayete ermek, son bulmak, sona erdirmek, sona ermek, sonu gelmek, suyu çekilmek/suyunu çekmek, suyu çekilmiş/kesilmiş değirmene dönmek, suyu ısınmak/kaynamak, suyu seli kalmamak, suyunu çekmek, suyu çekilmek, tamam olmak, vadesi dolmak, yabanda bitmek, yok etmek, yok olmak, zamanı dolmak, zerresi kalmamak/olmamak karş. başlamak, sürmek ? bitirmek, devamlı, dinmek, tamamlamak, tamamlanmak, tükenmek, yitmek
bitmemek f. daha var olmak, ekşimek dey. daha var olmak, sonu gelmemek, sürüncemede kalmak ? bitirmek, devamlı, tamamlamak, tamamlamamak
bitmemiş s. natamam, sonuçlanmamak
bitmeyen s. bitimsiz, durur, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, payidar, sınırsız, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
bitmez s. bitimsiz, durur, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, payidar, sınırsız, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
bitmez tükenmez s. bitimsiz, süreğen
bitmiş s. kalmamış, mecalsiz, tükenik, tükenmiş, yorgun
bitpazarı i. çarşı, pazar, sergi
bizar s. kaygılı, keyifsiz, kuşkucu
bizatihi z. kendiliğinden
bizzat z. asaleten, kendi, kendisi, kişisel olarak, şahsen dey. kişisel olarak, kişiye özel karş. başkası
blok i. bir parça, bütün, kesiksiz, kitle, külçe, küme, yekpare, yığın
blöf i. aldatma, caydırma, gözdağı, korkutma, kurusıkı, palavra, yalan, yanıltma, yıldırma dey. aslı faslı yok, atıp tutma, çürük söz, katmerli yalan, kulaktan dolma, kurt masalı, kuru sıkı, kuyruklu yalan, nisan balığı, yalan dolan/yanlış/yere/yalancı dünya karş. yalınlık
blöf yapmak f. yalan söylemek dey. dümbelek çalmak, kuru sıkı atmak, yalan atmak/çıkarmak/yere yemin etmek
blöfçü i. abartıcı, atıcı, atmasyoncu, kaltaban, mavalcı, mübalağacı, palavracı, şarlatan, tafracı, uydurmasyoncu, uydurukçu, yalancı, yapmacıklı dey. bir ayak üstünde bin yalan söyler, kırk yalanın belini büker, bir ayak üstünde bir kişiyi aldatır, iki ağızlı, yalancı pehlivan/sofu karş. doğrucu, yalın
blucin i. pantolon
bluz i. gömlek, mintan
boca etme i. boşaltma
boca etmek f. akıtmak, aktarmak, boşaltmak, dökmek
bocalama i. izlenecek yolu bilememe, kararsızlık, şaşkınlık, tereddüt, zorlanma
bocalamak f. afallamak, başarmamak, güçlük çekmek, müşkülat çekmek, zahmet çekmek, zorlanmak dey. baştan kara etmek/gitmek/vurmak, beynamaza dönmek, iki arada (bir derede) kalmak, iki cami arasında kalmak, kararsız kalmak, ortada kalmak, sağını solunu bulamamak, zihni takılmak, zihni/aklı karışmak
bodrum i. ambar, kömürlük, mahzen, odunluk, sığınak, yeraltı deposu, zeminlik, zindan ? ambar
bodur s. bacaksız, boysuz, bücür, cüce, endamsız, güdük, kısa dey. altı karış, bacak kadar, bastı bacak, boy fukarası, çayır cücesi, fındık kurdu, kısa boylu, mahşer midillisi, parmak kadar, şamama gibi, yer cücesi, yerden bitme, yerden yapma karş. iriyarı
boğaz i. boyun, derbent, geçit, geniz, gırtlak, hançere, imik, kanal, kişi, nefes borusu, ümük, yemek borusu, yutak
boğazlamak f. bıçaklamak, boğazını sıkmak, boğmak, katletmek, katliam etmek, kesmek, kırım etmek, kurşunlamak, öldürmek, sakatlamak, saldırmak, savaşmak, süngülemek, yaralamak dey. kana boyamak, kan akıtmak/dökmek, savaş çıkarmak
boğazlaşma i. kavga, yumruklaşma
boğazlaşmak f. boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, dalaşmak, dövüşmek, itişmek, kapışmak, kavga etmek, süngüleşmek, yumruklaşmak
boğazlatmak f. boğdurmak
boğazlı s. iştahlı, obur, çok yiyen, iştahlı, pisboğaz dey. ağzının tadını bilir, boğazına düşkün, iyi yiyen, kursağına düşkün, midesine düşkün, yemeğe düşkün karş. az yiyen, boğazsız, itahsız, yiyici
boğazsız s. doygun, hevessiz, isteksiz, iştahsız, kanaatkar, kanık, tok, tok gözlü dey. feragat sahibi, gönlü gani/tok, gözü tok, tok gözlü karş. açgözlü
boğdurmak f. boğazlatmak, boğazını sıktırtmak, öldürtmek
boğdurulmak f. ölmek
boğmak f. bastırmak, boğazlamak, boğuntuya getirmek, bunaltmak, çok sıkmak, etrafına yığmak, gırtlaklamak, gizlemek, kandırmak, kapatmak, öldürmek, örtmek, rahatsız etmek, sıkmak dey. boğazına asılmak, boğazını sıkmak, boğuntuya getirmek, çok sıkmak, etrafına yığmak, havasız bırakmak, rahatsız etmek, ümüğünü sıkıvermek
boğucu s. ağır, bunaltıcı, kasvetli, rahatsız edici, sıkıcı, sıkıntılı, uyutucu, yakıcı dey. gönül daraltıcı, gönül karartıcı, iç daraltıcı, iç kapatıcı, iç karartıcı, iç sıkıcı, ruh daraltıcı, ruh karartıcı karş. ferahlatıcı
boğuk s. anlaşılmaz, boğunuk, güçlükle çıkan, kısık, kısılmış
boğuk ses i. uğultu
boğulma i. batma, ölüm
boğulmak f. batmak, bunalmak, dalmak, gömülmek, ölmek, rahmetli olmak, sıkılmak dey. boy vermek, dibe inmek, dibi boylamak
boğulmuş s. batık
boğum i. ark, çöküntü, hendek, kabarcık, şiş, yumru
boğumlanma i. aksan
boğuntu i. bunalma, bunalım, intihar, nefesi daralma, kazıklama, sahtekarlık, sıkıntı oyun, vurgunculuk
boğuşma i. anlaşmazlık, arbede, atışma, aykırılık, çatışma, çekişme, dalaş, didişme, gırtlaklaşma, hırgür, hırıltı, hırlaşma, kapışma, kavga, maraza, muharebe, mücadele, münakaşa, tartışma, tatsızlık, tepişme, vuruşma, yumruklaşma, zıtlaşma, zıtlık karş. dirlik
boğuşmak f. boğazlaşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, dalaşmak, dövüşmek, iştigal etmek, itişip itişmek, kakışmak, kapışmak, kavga etmek, meşgul olmak, mücadele etmek, paralanmak, pençeleşmek, savaşmak, süngüleşmek, takışmak, tepişmek, uğraşmak, yırtınmak, yumruklaşmak dey. baş alıp baş vermek, birbirine düşmek, birbirine girmek, hırgür etmek, itişip kakışmak, kavga etmek, kontra girmek, savaş etmek karş. barışmak
bohça i. çıkın, torba
bok etmek bozmak
bol s. alabildiğine, artık, bereketli, birçok, bitek, bunca, çok, dolu, dolgun, fazla, fazlasıyla, gani, geniş, gırla, gür, hayli, hesapsız, ibadullah, iyi, kalabalık, kabarık, kıyamet, külliyetli, müteaddit, nice, ongun, ölçüsüz, sayısız, sınırsız, sürü sürü, sürüyle, tonla, verimli, yığınla, yoğun, yüksek, zengin, ziyade dey. avuç avuç/dolusu, az buz değil!, bilek gibi, bin bir, binbir çeşit, bini bir paraya, bir alay, bir araba, bir araba/alay, bir avuç, bir hayli, bir nice, bir sürü, bir yığın, bol bol, çok çok, dağ taş, dolu dolu, dünya kadar, etek dolusu, etek etek, etekler dolusu, fersah fersah, gani gani, gırtlağına kadar, hadsiz hesapsız, hatırı sayılır, hayliden hayliye, hesaba gelmez, it sürüsü kadar, kıyamet gibi/kadar, kucak kucak, kum gibi (kaynıyor)!, pıtrak gibi, saymakla bitmez!, sürü sepet, sürüsüne bereket, şalvar gibi, şeytanı bol olsun, tıklım tıklım, tümen tümen, yağmur gibi karş. az, bir, dar, ender, küçük, kıt, yok ? aç, adamakıllı, azami, birlikte, büyük, çok, epeyce, fakir, fakirlik, sonsuz, zengin, zenginlik
bol bol z. alabildiğine, bitek, gırla, gür, sürü sürü
bol havalı z. havadar
bolca s. çokça, fazlaca dey. dalga gibi, etekler dolusu, oluk gibi, yağmur gibi
bollanma i. fazlalaşma
bollanmak f. artmak, çok hale gelmek, fazla hale gelmek, ganileşmek, üremek, yoğunlaşmak
bollaşmak f. açılmak, artmak, nemalanmak, üremek, yoğunlaşmak
bollatmak f. çoğaltmak, fazlalaştırmak karş. azaltmak, az hale getirmek, kıtlaştırmak
bolluk i. bayındırlık, baysallık, bereket, bereketlilik, çokluk, dirlik, genlik, gönenç, konfor, külliyet, lüks, mahşer, meymenet, ongunluk, pot, rahat, rahatlık, refah, saltanat, sultanlık, varlık, varlıklılık, verimlilik, yığılışma, zenginlik dey. Barmecid ziyafeti/sofrası, bereket kaynağı, bet bereket, bey/paşa gibi yaşamak/geçinmek, bir araba bostan yan gel Osman, bir eli balda/yağda bir eli yağda/balda, bire bin vermeli başaklar, bire kırk elli vermek, güllük gülistanlık, kısmeti açılmak, rahmet saçmak/yağmak, süt ve bal ülkesi, yediği önünde yemediği ardında, yok yok her şey var karş. azlık, darlık, eksik gelme, kısırlık, kıtlık, verimsizlik, yetmeme, yoksulluk
bomba i. fişek, füze, mayın, mermi
bombalama i. bombardıman
bombalamak f. bombardıman etmek, dövmek, torpillemek, vurmak dey. top ateşine tutmak, topa tutmak, torpil sallamak, torpil salmak ? saldırmak, tüfek
bombardıman i. bombalama, saldırı, top ateşine tutma, topa tutma, topla dövme
bombardıman etmek bombalamak
bomboş s. boş, halvet, hücra, insansız, ıssız, kimsesiz
bonbon şeker, şekerleme
bone i. başlık
bonkör s. cömert, eli açık, eli bol, hesapsız, hovarda, ikramcı, kapısı açık, kerim, koçak, konukçul, konuksever, mirasyedi, misafirperver, müsrif, savurgan, selek, semih, sofrası açık, tutumsuz, vergili, yedirici dey. acın karadayısı, açık elli, eli aza varmayan, toz gözlü, yükünü horoz götürüyor gönlünü deve karş. hasis
bonkörlük i. cömertlik
bonmarşe i. çarşı, dükkan, işporta
bono i. makbuz, senet
bonservis i. belge, referans
bonsuar i. tünaydın
bor i. bozkır, çorak, çöl, kıraç, step
bora i. fırtına, talaz, tayfun
borak i. bozkır, çorak, çöl
boran i. fırtına, talaz, tayfun
borç i. açık, alacak, avans, eğreti (iğreti), emanet, hesap, ipotek, kefaret, kredi, minnettarlık, ödenecek borç, ödünç, takıntı, verecek, veresiye, zimmet dey. borç/ödev bilme/sayma, boyun borcu, minnet altında kalmak, senet vermek, vicdan borcu, yeşilden yemek karş. alacak ? ödünç, vazife, zorunluluk
borç vermek f. kredi vermek
borçlanmak f. açılmak, içeri girmek dey. verecekli olmak gırtlağına kadar borca batmak/girmek, borca batmak/girmek, borç almak/etmek, borç altına girmek, borç etmek, borç gırtlağa çıkmak, borcu bini aşmak
borçlu s. borcu olan, borç alan, medyum, minnettar, müteşekkir, verecekli, yükümlü, zorunlu dey. borcu olan, borç alan, borçlu olmak karş. alacaklı, dain, garin
bordo i. al, kırmızı, kızıl, şarabi
bordro i. liste, tablo
bornoz i. havlu, peştemal, üstlük
borsa i. çarşı, pazar
borsacı i. banker
boru i. akaç, akımlık, çubuk, hortum, kanal, künk, merpuç, oluk, pik, pipet, tüp
bostan i. bahçe, fidelik, kır, sera, tarla
bostancı i. çiftçi, inzibat, köylü, kullukçu, polis, seracı, zabıta, zaptiye, ziraatçi
boş s. abes, abuk sabuk, açık, ahmak, akılsız, anlamsız, anlayışsız, asılsız, avanak, batıl, beyhude, bilgisiz, bomboş, boşuna, cahil, cascavlak, cavlak, çiplak, çürük, değersiz, dımdızlak, ebleh, entipüften, esassız, fasa fiso, faydasız, fuzuli, gayri meskun, geçersiz, hali, hava, hava civa, havai, heba, hor, hödük, hücra, ıssız, insansız, in yok cin yok, işe yaramaz, işsiz, ıvır zıvır, izansız, izbe, kabuksuz, kârsız, kenar, kimsesiz, kof, kör cahil, kuytu, kültürsüz, lüzumsuz, manasız, mankafa, metruk, nafile, örtüsüz, önemsiz, saçma, sahipsiz, sapa, serap, serbest, sersem, soyunuk, tamtakır, temelsiz, terkedilmiş, tesirsiz, uzak, vukufsuz, yalnız, yaramaz, yararsız, yersiz dey. ecinniler top oynuyor, fareler cirit atıyor/oynuyor, leylek yuvası gibi, tın tın, tın tın ötüyor, tıngır elek tıngır tas boş: abidik gubidik, abuk sabuk, afaki sözler, ağanın beygiri, bom boş, cim karnında bir nokta, eli boş, fare düşse başı yarılır, fasa fiso, gayri meskûn, gerisi Aydın havası, hava civa, in yok cin yok, ipi sapı yok, işimiz boru, kaba sovan, kuru gürültü karş. dolu, giyinik, içli, kabuklu, meskun, önemsiz, örtülü, tüylü ? dolu
boş lakırdı i. cafcaf
boş ver! f. aldırma, uğraşma dey. adam sen de
boş verme i. boşlama
boş yer i. tenhalık, beyhude, nahak yere, nedensiz, zayi
boşa giden s. nafile
boşa gitmek f. piç olmak
boşalım i. boşalma
boşalma i. boşalım, boşaltılma, boşanma, derdini dökme, deşarj, ferahlama, hafifleme, rahatlama karş. dolma
boşaltma i. aktarma, boca etme, boşaltım, çıkarma, dökme, püskürtme, tahliye dey. boca etme, boş duruma getirme, terk etme karş. doldurum
boşaltmak f. akıtmak, aktarmak, bırakmak, boca etmek, çıkarmak, damlatmak, doldurmak, dökmek, içindekini atmak, koymak, şarj etmek, tahliye etmek, zerketmek dey. alçaltıp yükseltmek, boca etmek, indirip bindirmek karş. doldurmak, içine doldurmak, içine yerleştirmek, meskun kılmak, yüklemek
boşanma f. ağlama, ayrılma, bırakma, boşalma, kaçma, kurtulma, terk etme, yakınma dey. derdini anlatma, dert yanma, deşarj olma, içini dökme karş. birleşme, içine atma
boşanmak f. ağlamak, ayrılmak, dert dökmek, düşüncelerini söyleyivermek, içindekileri dökmek, ilişkiyi kesmek, ipini koparmak, harlamak, harıl harıl okumak, kaçmak, koşmak, sıvışmak, sızlamak, yağmak, yakınmak; resmen ayrılmak, serbest kalmak dey. kadını/karıyı bırakmak, nikahım helal canım azat demek, nişan atmak karş. azar azar akmak, evlenmek, izdivaç yapmak
boşboğaz s. cadı, cafcafçı, carcar, cerbezeli, cırcır, cırcırböceği, çaçaron, çalçene, çenebaz, çeneli, dedikoducu, dırdırcı, dırıltıcı, farfara, geçimsiz, geveze, gürültücü, konuşkan, lafazan, lafçı, lakırdıcı, şarlatan, şamatacı, vırvırcı, zevzek dey. ağzı gevşek/kalabalık/kara, ağzında bakla ıslanmaz, beş para ver söylet on para ver sustur!, bir söyle iki işit!,, can sıkıcı, çenesi çürük/düşük/kuvvetli, dilli düdük, dili pabuç kadar, dut yemiş Bulgar götü, gevşek ağızlı, onun lâkırdısı eski bakır takırtısı, sözünü bilmez karş. ağzı sıkı, hoşsohbet, ketum ? çaçaron, konuşkan, ukala
boşboğazlık i. çalçenelik, gevezelik, lafazanlık, konuşkanlık, zevzeklik dey. ağzında bakla ıslanmama, ağız kalabalıklığı, boş sözcülük, konuşmada gaflet karş. ağzı sıkılık, az konuşma, ketumluk, öz konuşma
boşlama i. bırakma, boş verme, ihmal, ilgisizlik, önemsememe, önem vermeme, savsama, savsaklama, umursamama, vurdumduymazlık dey. boş verme, önem vermeme karş. önemseme
boşlamak f. caymak, dışlamak, feshetmek, koflaşmak, sermek, takmamak
boşluk i. açıklık, ara, aydınlık, azlık, cehalet, çürüklük, darlık, eksiklik, es, gedik, gıyap, gökyüzü, göz, hiçlik, kıtlık, kofluk, kovuk, mağara, mahal, noksanlık, oyuk, ölüm, vakum, yitim, yokluk dey. göğüs kovuğu karş. doluluk, varlık
boşluklu s. aralıklı
boşta s. avara, avare, işsiz
boşta olmak f. aylaklık
boşu boşuna z. beyhude
boşuna z. abes, anlamsız, beyhude, boş, fuzuli, geçersiz, gereksiz, hükümsüz, işe yaramaz, nafile, nahak yere, nedensiz, tevekkeli dey. beyhude yere, boş yere, boşu boşuna, dilde niyaz elde piyaz, dostlar alışverişte görsün!, kaç para eder, karanlığa kurşun/tabanca sıkarak, kuru kuruya, laf olsun diye, nahak yere, pisi pisine, sağdıç emeği, sebepsiz yere, sıfıra sıfır elde var hiç!, yalan yere, yok yere, yoktan yere karş. gerekli ? sebepsiz, yararsız, ziyan olmak
bot i. ayakkabı, fotin, gemi, kayık, postal, sandal
boy i. alçaklık, aşiret, boy bos, boyut, büyüklük, cesamet, colpa, çap, ebat, eğin, en, endam, hacim, halk, hısım, irtifa, kabile, kalibre, kalınlık, kavim, kenar, klan, numara, oba, oymak, sop, ölçü, rakım, sosyete, uruk, uzunluk, yükselti, yükseklik dey. boylu boslu, ciğerci sırığı, çıta gibi, dalyan gibi, fidan boylu/gibi, leylek gibi, minare gibi/kırması, servi boylu, sırık gibi, sülün gibi, uzun boylu ? grup, soy, toplum
boy bos i. beden, boy, form, hacim
boya i. allık, badana, gözbağı, hile, makyaj, oyun, pigment, renk, yaldız
boyalı s. alacalı, bezeli, boyanmış, gösterişli, kınalı, makyajlı, renkli, sürüp sürüştürmüş, süslü karş. boyasız
boyamak f. renklendirmek, süslemek, süslenmek, yaldızlamak dey. boya vurmak, boyaya batırmak, duvara boya vurmak, renk vermek
boyanmak f. makyaj yapmak
boyanmış s. boyalı, renkli
boydaş s. akran, denk, eşit
boydaşlık i. eşitlik
boykot i. anarşi, ayaklanma, başkaldırı, direniş, isyan, karşı çıkma, kazan kaldırma
boykot etmek f. darılmak
boylam i. çizgi
boylamak f. gitmek
boylanmak f. büyümek, uzamak
boylu s. bacaklı, endamlı, levent, uzun, uzunluğuna olan karş. kısa, küçük ? büyük, yüksek
boynuzlatmak f. zina etmek
boynuzlu s. pezevenk, randevucu
boysuz s. bacaksız, bodur, bücür, cüce, endamsız, güdük, kesik, kısa, tıknaz dey. altı karış, bacak kadar, bastı bacak, bir karış beberuhi, boy fukarası, çayır cücesi, fındık kurdu, kısa boylu, parmak kadar, şamama gibi, yer cücesi, yerden bitme, yerden yapma karş. boylu, endamlı, levent, iriyarı
boyu z. boyunca, içinde, müddetle, süresince, zarfında
boyun i. boğaz, ense, geçit, geniz, gerdan, gırtlak, hançere, imik, yutak dey. adem elması, nefes borusu, yemek borusu
boyun eğmek f. mahvolmak dey. baş eğmek, boyun kırmak, buyruğa uymak, cehenneme razı olmak, emirlere uymak, eyvallah demek/etmek, öl dediği yerde ölmek kal dediği yerde kalmak, razı olmak, riayet etmek, söz dinlemek, söze yatmak, sözünden (dışarı) çıkmamak, uysal davranmak, itaat etmek
boyuna z. aralıksız, arasız, ardışık, boyunca, daim, daima, devamlı, durma, durmadan, durmaksızın, fasılasız, gırla, kesiksiz, kesintisiz, mütemadiyen, sürekli, sürerek, sürgit, vira dey. ara vermeden, arka arkaya, arkası kesintisiz/kesilmeden, art arda, artsız arasız/aralıksız, durup dinlemeden, ha babam de babam, ha bire, har har, harıl harıl, gece gündüz, geceli gündüzlü, günü gününe, makara gibi, sabahtan akşama kadar, sırtı sıra, sürüp giderek, üst üste, yaz kış demeden karş. anbean, aralı, arizi, durarak, enince, enlemesine, geçici ? daima, monoton, sonsuz, sürmek
boyunbağı i. fiyonk, fular, kravat, papyon ? atkı
boyunca z. boyu, boyuna, esnasında, içinde, müddetle, sırasında, süresince, zarfında
boyunduruk i. baskı, buyruk, cebir, egemenlik, erk, esaret, istibdat, mecbur etme, sıkıştırma, sıkıyönetim, tazyik, üsteleme, zor, zorlama dey. bin gemle bağlanmak, kula kul olmak, sancağın sönmesi karş. özgürlük
boyunluk i. atkı, kaşkol
boyut i. ahval, boy, buut, büyüklük, cesamet, çap, derinlik, durum, en, endam, genişlik, hacim, kalibre, kalınlık, kapsam, kenar, nitelik, ölçü, önem, uzanım, uzunluk, yaygınlık
boyutlar i. ebat
bozdurmak f. hezimete uğramak, yırttırmak karş. düzelttirmek, yaptırmak
bozgun i. bozgunluk, çözülme, dağılma, ezilme, fiyasko, hezimet, korku, mağlubiyet, mahvolma, panik, perişanlık, yenilgi, yıkılma, yılgı, yılgınlık dey. bozgun havası, kahve ağacı, yaya kaldın tatar ağası karş. zafer
bozguna uğratmak f. mahvetmek
bozguncu s. adi, ahlaksız, alçak, anarşist, arabozan, arabozucu, asi, aşağılık, ayartıcı, bölücü, çeteci, düzenbaz, fasit, fesat, fesatçı, fitneci, fitneci, gammaz, hain, ırkçı, ihtilalci, isyancı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, karacı, karıştırıcı, kışkırtıcı, kışkırtıcı, komando, komplocu, komünist, kovcu, kundakçı, kötücü, münafık, nifakçı, namert, namussuz, nankör, ordubozan, oyunbozan, parmakçı, sabotajcı, sabotör, soysuz, suikastçı, şerefsiz, tahrikçi, tahripçi, tahripkar, tedhişçi, terörist, teşvikçi, teşvikkar, yıkıcı dey. fücur, kara çalı, şehir eşkıyası karş. birleştirici, yapıcı, yiğit ? alçak, çeteci, gammaz, geçimsiz, kışkırtmak
bozgunculuk i. fesatçılık, fitnecilik, münafıklık, müzevirlik, tedhişçilik dey. fesat çıkarma/karıştırma/kaynatma, ordu bozanlık
bozgunluk i. bozgun, hezimet, yenilgi
bozkır i. bor, borak, çıplak topraklar, çorak, çorak topraklar, çöl, kıraç, kıraç topraklar, kurak, kuru, sahra, step, tundra karş. bitek, çayır, orman ? kıraç
bozma i. arıza, defo, halel, kir, nakız, tahrip
bozmak f. aksatmak, altüst etmek, ayartmak, bağlamak, baltalamak, benzetmek, berbat etmek, berelemek, bok etmek, caymak, çarpıtmak, çekilmek, çelmek, çıkarmak, çıldırmak, çiğnemek, çürütmek, dağıtmak, delirmek, dokunmak, dolaştırmak, döneklik etmek, düşürmek, ekin biçmek, feshetmek, fıttırmak, haklamak, halt etmek, hırpalamak, ihlal etmek, kaçırmak, kaldırmak, karıştırmak, karmakarışık etmek, kırmak, kirletmek, kördüğüm etmek, kurcalamak, küçümsemek, mağlup etmek, mahvetmek, oynatmak, örselemek, pisletmek, protesto etmek, sakatlamak, sapıtmak, sarsmak, silmek, sindirmek, tozutmak, vazgeçmek, yalanlamak, yenmek, yıpratmak dey. alabora etmek, allak bullak etmek, altından girip üstünden çıkmak, altını üstüne getirmek, aslını bozmak/değiştirmek, başını gözünü yarmak, berbat etmek, bir çuval inciri berbat etmek, boş kılmak, bozukluk yapmak, bozum etmek, canına okumak/çıkarmak, cinnet getirmek, çalım bozmak, çapağını alayım derken gözünü kör etmek, çarşamba pazarına çevirmek, çığrından çıkmak, çomak sokmak, dilini bozmak, doldururken dökmek, dostluğu kırmak, duman etmek, dümdüz etmek, düzmece yapmak, ekmeğine kan doğramak, eski hayratı da berbat etmek, ev yıkmak, façasını aşağı almak/bozmak, filimleri yakmak, fişek sokmak, fitne salmak, gavur etmek, gözünü başını yarmak/çıkarmak, halel getirmek/vermek, halt karıştırmak/yemek, hasat toplamak, hükümsüz kılmak, ıcığını cıcığını çıkarmak, içine etmek/okumak/tükürmek, iğfal etmek, inceleyim derken üzülmek, iptal etmek, işe parmak sokmak, işi karıştırmak, kafasını yarıp gözünü çıkarmak, kalem oynatmak, karmakarışık etmek, kaş yapayım derken göz çıkarmak, keçe külah etmek, keleğe bağlamak, kepaze etmek, kırağı çalmak, kırdığı ceviz kırkı aşmak/koz bini aşmak, kontak etmek, koz kırmak, kuşa benzetmek/çevirmek, limon sıkmak, maskara etmek, maskarasını çıkarmak, mürekkebi kurumadan bozmak, nane çiğnemek/yemek, nifak sokmak, ortadan kaldırmak, paçavra etmek, paçavrasını çıkarmak, perişan etmek, piç etmek, pilaki yapmak, pişmiş aşa su katmak, rayından çıkmak, rezil etmek, sekte vurmak, sekteye uğratmak, sıcak aşa soğuk su katmak, su kaçırmak/koyuvermek/salıvermek, suyu bulandırmak, şirazesinden çıkmak, tadını kaçırmak, tahrifat yapmak, tarumar etmek, tebdil etmek, tekzib etmek, tüy dikmek, yalanını çıkarmak, yanlışını çıkarmak, yerle bir etmek/hâk ile yeksan olmak, yürürlükten çıkarmak/kaldırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak, zarını bozmak/kırmak, zehir etmek/katmak karş. akıllanmak, arayı düzeltmek, başarmak, bütünlemek, çözmek, değer vermek, düzenlemek, iyileştirmek, onarmak, sağlamlaştırmak, yapmak, yürürlüğe koymak ? baltalamak, devirmek, engellemek, mahvetmek, rezil etmek, zorlaştırmak
bozuk s. ahenksiz, aksak, arızalı, bakımsız, bayat, berbat, böcekli, cılk, çarpık, çürük, durmuş, ekşimiş, fena, geçkin, geçmiş, illetli, karıncalı, kesik, kesilmiş, kırık dökük, kokmuş, kokuşmuş, kokuşuk, kötü, kurtlu, kusurlu, küflenmiş, küflü, nahoş, özürlü, para, solmuş, suçlu, tambura, tahripkar, viran, yıkıcı, yıkık, yıpranmış, zararlı, zarar ziyan veren, zehirli, ziyankar dey. çatak çutak, tadı tuzu yok karş. sağlam, taze, yararlı ? çürümek, eskimiş, kirli, kötü
bozukluk i. aksaklık, arıza, ayıp, çaparız, çürüklük, defo, dokunca, eksik, eksiklik, falso, fesat, halel, hata, illet, kir, kötülük, kusur, leke, nakısa, noksan, noksanlık, özür, para, pot, sakatlık, sekte, suç, şaibe, ufaklık, yanılgı, yanıltı, yanlış, yanlışlık, yüzkarası dey. ufak para karş. meziyet
bozulma i. arıza, başkalık, çökme, çözümle, dağılım, defo, fire, halel, incinme, kir
bozulmak f. acıtmak, ağırlaşmak, aksamak, alınmak, asabileşmek, aşınmak, başkalaşmak, bayağılaşmak, berelenmek, burulmak, çarpılmak, çatlamak, çözülmek, çürümek, dağılmak, dağıtılmak, darılmak, devrilmek, dökülmek, eskimek, ezilmek, gerilemek, gocunmak, gücenmek, haksız çıkmak, halel, haraplaşmak, harap olmak, hırpalanmak, içerlemek, karıncalanmak, kaybetmek, kesilmek, kırılmak, kokmak, konuşmamak, kötüleşmek, kurtlanmak, küsmek, laçkalaşmak, lime lime olmak, mağlup olmak, mahvolmak, oyunu kaybetmek, örselenmek, parçalanmak, rencide olmak, saçaklanmak, sınmak, sinirlenmek, sinmek, soğumak, solmak, soysuzlaşmak, tahrip olmak, topallamak, ütülmek, yenilmek, yıpranmak, yırtılmak, yok olmak, zedelenmek dey. abanoz kesilmek, aksiliklerle karşılaşmak, alt olmak, bel vermek, berbat olmak, bohça sarmak, bozguna uğramak, bozum olmak, cılk çıkmak, cıllığı çıkmak, çaptan düşmek, çattadak gelip şapa oturmak, çığırından çıkmak, çorap kaçmak, çürüğe çıkmak, dolabı bozulmak, duman olmak, düzeni kaçmak, evdeki hesap/pazar çarşıya uymamak, evi yakılmak, falso ses çıkarmak, fena olmak, gemisi karaya/şapa oturmak, gönlü çökmek, hayır kalmamak, hurdası çıkmak, içi geçmiş, iler tutar yeri kalmamak/olmamak, imlaya gelmemek, ipe sapa gelmemek, ipin kıvrağı çözülmek, işe yaramamak, işi boru olmak, işi pot gitmek, kulpu kulağı kalmamak, mağlubiyete uğramak, mağlup olmak, maneviyatı bozulmak/kırılmak, mat olmak, orucu bozulmak, pes etmek, rayından çıkmak, rencide olmak, renkten renge girmek, sarpa sarmak, sırtı yere gelmek, ters pers olmak, tersine dönmek, teslim olmak, yalama olmak, yıkım olmak ? işlememek, yıpranmak
bozulmamış s. bakir, körpe, masum, sağlam, suçsuz, taptaze, taze
bozulmuş s. bayat, buruşuk, çürük, durmuş, geçkin, haleldar, yoz
bozuşma i. anlaşmazlık, bağdaşmazlık, geçimsizlik, ihtilaf
bozuşmak f. alınmak, çekişmek, darılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, ihtilafa düşmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, küsüşmek, rencide olmak, soğumak dey. araları açılmak, arası iyi olmamak, araya soğukluk girmek, birbirine düşmek, dostlukları bozulmak, ilişkiyi kesmek, külahları değişmek/değiştirmek, yıldızı barışık olmamak karş. iyileşmek, düzelmek, kaynaşmak
böbürlenen s. fodul, iddialı, tafracı dey. Yalova kaymakamı!, dağları aşa mı geldin aleme paşa mı geldin?, yavaş gel/ol!
böbürlenme i. afurtafur, azamet, büyüklenme, caka, çalım, fiyaka, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kasılma, kasıntı, kibir, kurum, nispet, övünme, poz, şişinme, tafra, tavır, yordam karş. alçakgönüllülük
böbürlenmek f. ağalanmak, büyüklenmek, büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kibirlenmek, kokorozlanmak, kurulmak, kurumlanmak, şişinmek dey. afi atmak/satmak/kesmek/yapmak, atıp tutmak, avurt zavurt etmek, azamet satmak, başı göğe değmek/ermek, beşlik simit gibi kurulmak, bir hayli kabarmak, burnundan ötesini görmemek, büyüklük taslamak/satmak, caka satmak/atmak/yapmak, çalım etmek, derisine sığmamak, dev aynasına bakmak, dümen yapmak, fiyaka satmak/yapmak, gerin gerin gerilmek, gösteriş yapmak, gurur gelmek, hava basmak, havalara girmek, kasım kasım kasılmak, kendini bir şey sanmak/dev aynasında görmek, kurum kurum kurulmak/kurumlanmak, mangalda kül bırakmamak, numara yapmak, polim yapmak, racon kesmek, tafra satmak, üst perdeden konuşmak, yiğitlik taslamak, yüksekten atmak, zart zurt etmek ? kibirlenmek, övünmek
böceklenmek f. çürümek, kurtlanmak
böcekli s. bozuk, kurtlu
böğürme i. inilti
böğürmek f. bağırmak, nara atmak
böğürtü i. çığırtı, çığlık, inilti, nara, vaveyla
bölge i. cephe, civar, çevre, dolay, etraf, fasıl, havali, havza, hinterlant, kesim, kısım, kıta, köşe, kuşak, mahal, mahalle, mıntaka (mıntıka), muhit, nahiye, semt, taraf, yer, yöre ? alan, bölüm, dal, doğrultu, yer
bölgesel s. çevresel, lokal, mahalli, yerel, yöresel
bölme i. ayrım, bölüm, bölüştürme, cephe, civar, fark, fasıl, göz, hücre, kabin, kabin, kesim, kıta, loca, oda, taksim
bölmek f. ayırmak, biçmek, bölüşmek, bölüştürmek, dağıtmak, doğramak, ifraz etmek, kesmek, lime lime etmek, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, taksim etmek, tevzi etmek, üleştirmek dey. analiz etmek, ayrı tutmak/seçi yapmak, bir yana koymak, boy etmek, emrine vermek, ev yıkmak, kaderi kesmek, pay etmek, üstün tutmak, tahsis etmek, taksim etmek, tefrik etmek, tercih etmek, yemek seçmek, yeğ tutmak karş. birleştirmek, toplamak
bölücü i. anarşist, arabozan, arabozucu, asi, ayartıcı, bozguncu, çeteci, fesat, fesatçı, ihtilalci, isyancı, isyankar, kışkırtıcı, komplocu, münafık, nifakçı, ordubozan, parçalayıcı, sabotajcı, tahrikçi, tedhişçi, terörist, teşvikçi, yıkıcı dey. şehir eşkıyası karş. arabulucu
bölük i. bölüm, cephe, civar, cüz, fasıl, forma, grup, hisse, hizip, hücre, kesim, kesinti, kesir, kırık, kırıntı, kırkma, kısım, kıta, kitle, lokma, parça, perçem, takım, zerre
bölüm i. ayrım, bahis, bap, bent, bölme, bölük, bölüntü, cephe, cilt, cins, civar, dal, departman, familya, fasıl, fasile, fıkra, fırka, forma, göz, hane, hizip, hücre, katman, kesim, kısım, kıta, kol, konu, loca, lokma, madde, oda, parça, paragraf, parsel, parti, perde, sahne, seksiyon, sektör, semt, sınıf, şube, tabaka, takım, taraf karş. bütün, tam ? bölge, parça
bölüm bölüm z. peyderpey
bölümleme i. ayıklama, ayırma, derleme, düzenleme, sınıflandırma, tasnif
bölümlemek f. gruplamak, sıralamak, sınıflara ayırmak, sınıflamak, sıraya koymak, tasnif etmek karş. toplamak
bölünmek f. dağıtılmak, parçalanmak
bölünmezlik i. birlik
bölüntü i. bölüm, cephe, civar, fasıl, hücre, kesim, kısım, kıta, loca
bölüşmek f. ayırmak, bölmek, dağıtmak, ifraz etmek, kırışmak, parçalamak, pay etmek, paylaşmak, paylaştırmak, taksim etmek, üleşmek, üleştirmek dey. ifraz etmek, ikiye bölmek, parçalara ayırmak, pay etmek, sevgiyi paylaşmak, taksim etmek karş. bütünleştirmek
bölüştürmek f. ayırmak, bölmek, dağıtmak, dağıtılmak, ifraz etmek, parçalara ayırmak, parçalamak, pay etmek, paylaştırmak, taksim etmek, tevzi etmek, üleştirmek dey. kardeş payı yapmak, pay etmek, üleştirmek
bölüştürülmek f. dağıtılmak
bön s. abalabut, ahmak, akılsız, alık, Allahlık, andavallı, angıt, anlayışsız, aptal, aval, avanak, aymaz, basiretsiz, beyinsiz, bilinçsiz, budala, dangalak, düdük, ebleh, enayi, gafil, gerzek, hımbıl, hödük, ibiş, izansız, kaba, kafasız, keriz, mankafa, salak, saloz, sersem, şapşal, şaşkın, şavalak dey. açık ağız, enayi dümbeleği, gözleri bağlı, ipine basan, kafa değil balkabağı, koyun bakışlı, mel mel bakan karş. aklı başında, santralı çalışır
bönlük i. cehalet dey. kös kös dinlemek, mart buzağısı gibi bakmak
börek i. gözleme, lahmacun, peremeç, pide, pizza, poğaça, yağlama ? aş, çörek, ekmek
börekçi i. aşevi, lokanta, restoran
börk i. başlık
böyle z. aynı, böylesi, bu biçimde, bu çeşit, bu yolda, gene, hakeza, keza, şunun gibi, veçhile dey. buna benzer, bu biçim, bu biçimde, bu çeşit, bu denli, bunun gibi, bu yolda
böylece z. böylecene, böylelikle, öylece, öylecene, öylelikle, şöylece, şöylecene dey. böyle böyle, bu minval üzere, bu suretle/şekilde/yolla, bu suretle, bu şekilde, bu yolla, öyle öyle ? benzer
böylelikle z. artık, böylece
böylesi z. böyle
branş i. dal, kol, şube
bravo! i. aferin!, aşk olsun!, berhudar ol!, bin yaşa!, çok yaşa!, eline sağlık!, ellerin dert görmesin!, maaşallah!, sağol!, var ol!, yaşa! dey. aşk olsun!, berhudar ol!, bin yaşa!, çok yaşa!, eline sağlık!, ellerin dert görmesin!, var ol! karş. yuh!
bravo deme i. alkışlama
brifing i. birleşim, celse, duruşma, içtima, oturum, rapor, toplantı
brifing vermek f. rapor etmek
bronzlaşmak f. kararmak
broş i. mücevher
broşür i. el kitabı, ilan, kılavuz, kitap, kitapçık, prospektüs, rehber, risale, tarife
bröve i. belge, şahadetname
bu biçimde s. böyle
bu çeşit s. böyle
bu taraftaki s. beriki
bu yandaki s. beriki
bu yolda s. böyle
bucak i. kenar, köşe, kıyı, nahiye, valilik, yer
bucaksız s. engin
budak i. dal
budaklanmak f. dallanmak, filizlenmek, gelişmek, ilerlemek, sürgün vermek, yeşermek karş. kurumak
budala s. ahmak, akılsız, alık, aptal, aymaz, beceriksiz, beyinsiz, bilgisiz, bön, bunak, dangalak, dümbelek, düşkün, ebleh, enayi, gabi, gafil, hebenneka, hımbıl, hödük, kafasız, mankafa, mantıksız, miskin, saf, salak, saloz, sersem, şapşal, şaşkın, şaşkaloz, şavalak, ukala dey. açık ağız, ayran budalası, akıldan yana züğürt, boş kafalı, cennet öküzü, en akıllısı değirmende yoğurt öğütüyor, gösteriş budalası, kabak kafalı/kafa, kalın kafalı, kaz gibi, kazoğlu, kuş beyinli karş. akıllı, kurnaz, zeki ? akılsız, beceriksiz, cahil, sersem
budalalık i. cehalet
budamak f. azaltmak, düzeltmek, eksiltmek, kesmek, kısaltmak, kırpmak, kısmak
budun i. amme, aşiret, cemaat, cemiyet, kamu, millet, toplum
bugün z. günümüzde, halen dey. bugünkü gün
bugün yarın z. acele
bugünden z. şimdiden
bugünkü z. aktüel, güncel
buğu i. buhar, bulut, gaz, is, nem, pus, sis, tütsü
buğulanmak f. puslanmak
buhar i. buğu, bulut, çiy, damlacık, duman, gaz, is, islim, istim, nem, rutubet, sis, tütsü
buhran s. bunalım, bunaltı, bunluk, darlık, depresyon, gerginlik, kriz, nöbet, problem, barbıntı, bıkıntı, sorun, zorluk karş. rahatlık
bukalemun s. değişken, dönek, ikiyüzlü, kalleş
buket i. bağ, çelenk, çıkın, çiçek, çiçek demeti, çiçek sepeti, demet
bukle i. kakül, kırkma, perçem, saç lülesi, zülüf
bulama i. pekmez
bulamak f. bulaştırmak
bulandırıcı s. iğrenç, iğrendirici, itici, tiksinç, tiksindirici dey. bulantı verici karş. ferahlatıcı
bulanık s. belirsiz, bellisiz, donuk, esrarengiz, gizemli, imalı, kaçamaklı, kapalı, karanlık, kuşkulu, lastikli, muammalı, muğlak dey. Çapanoğlu'nun aptes suyu gibi karş. açık seçik
bulanmak f. bulaşmak, çirkef, sıvışmak, sürünmek
bulaşık s. berbat, çamurlu, kayış gibi, kir pas içinde, kirli, kokuşmuş, lekeli, leş gibi, mikroplu, murdar, pasaklı, paslı, pis, tozlu, yağlı karş. tertemiz
bulaşmak f. aranmak, başlamak, batmak, bulanmak, çatmak, dalmak, davranmak, deli etmek, geçmek, girişmek, girmek, isabet etmek, kalkışmak, karışmak, katılmak, kirlenmek, koyulmak, pislenmek, rahatsız etmek, sataşmak, sıçramak, sıkmak, sıvaşmak, sıvışmak, sirayet etmek, sıvanmak, soyunmak, sürülmek, sürünmek, teşebbüse geçmek, yayılmak dey. çamura basmak, çirkefe taş atmak, esmayı/çirkefi üstüne sıçratmak, parmak atmak, zoruna bela davet etmek
bulaştırmak f. aşılamak, berbat olmak, bulamak, çattırmak, geçirtmek, kirletmek, lekelemek, pisletmek, sirayet ettirmek dey. berbat olmak, çirkefi/esmayı üzerine sıçratmak, derde sokmak, kir pas içinde bırakmak, sirayet ettirmek, üstüne sıçratmak karş. temizlemek
bulgu i. buluş, keşif, tanıt
bulgular i. araz
bulmaca i. bilmece
bulmak f. ayırdetmek, buluşmak, çarpılmak, çıkarmak, devşirmek, erişmek, haketmek, keşfetmek, rastlamak, sağalmak, tedarik etmek, türetmek, ulaşmak, uydurmak, üretmek, yaratmak dey. adamına düşmek, adamını bulmak, bulup buluşturmak, dümen suyunu bulmak, elde etmek, ele getirmek, eline geçmek/girmek, ettiği yanında kalmak, ettiğini bulmak, fırsat yakalamak, gökte ararken yerde/yolda bulmak, halk etmek, hüküm vermek, icat etmek, intiba edinmek, kulpuna yapışmak, mal etmek, meydana atmak/ortaya atmak, meydana çıkarmak/getirmek, ortaya çıkarmak/koymak, rast gelmek, tedarik etmek, temin etmek, uygun bulmak, üstüne atmak, vasıl olmak, yer kapmak, yoktan var etmek, yol bulmak karş. kaybetmek, yitirmek, yok etmek ? üretmek
bulucu i. bilgin, bulan, dedektör, kaşif, keşfeden, mucit
buluğ i. baliğ olma, erinlik, erginlik karş. çocukluk
bulundurmak f. almak, amade tutmak, depolamak, eksik etmemek, hazır tutmak, içermek, ihtiva etmek, kapsamak, sağlamak, stok etmek dey. amade tutmak, eksik etmemek, eli altında olmak/bulunmak, hazır tutmak, stok etmek, tükenmesine izin vermemek karş. ayrı düşmek, ayrılmak
bulunmak f. eğleşmek, gitmek, hazır bulunmak, icabet etmek, kalmak, katılmak, mevcut olmak, olağan olmak, orada olmak, yapmak dey. daim olmak, eksik olmamak, hazır bulunmak, icabet etmek, mevcut olmak, olağan olmak, yer almak karş. bulunmamak
bulunmamak f. erimek, kalmamak, tükenmek, yoğaltmak dey. kıran girmek/düşmek, kıtlığına kıran girmek, yerinde yeller esmek
bulunmayış i. gaiplik, yokluk
bulunmaz s. belirsiz, benzersiz, eşsiz, görülmedik, görülmemiş, güç bulunan, nadide, tek dey. bulunmaz Bursa/Hint kumaşı mı?, kodunsa bul, ne arar/ne gezer karş. harcıalem
buluş i. bulgu, esin, icat, keşif, türetme, yaradış, yaratma
buluşma i. birleşim, birleşme, celse, duruşma, görüşme, içtima, karşılaşma, kavuşma, mülakat, randevu, rastlama dey. bir araya gelme, karşı karşıya gelme, tesadüf etme, rast gelme, yüz yüze gelme
buluşmak f. birleşmek, bulmak, karşılamak, karşılaşmak, kavuşmak, toplanmak
bulut i. buğu, buhar, duman, nebuloz, nem, nimbus, puslanma, sis, tütsü
bulvar i. anacadde, cadde, geniş cadde, kara yolu, yol karş. patika
bunak s. akılsız, beyni sulanmış, budala, bunamış, yaşlı dey. beyni sulanmış karş. aklı başında, cin gibi, zekası muhakemesi yerinde
bunalım i. açmaz, bıkkınlık, boğuntu, buhran, bunalma, bunaltı, can sıkıntısı, darlık, depresyon, gerginlik, güçlük, hafakan, iç sıkıntısı, isteri, kabus, kasvet, kaygı, kriz, nöbet, problem, sarsıntı, tasa, travma, zorluk dey. iç sıkıntısı, nefes daralması karş. dirlik, ferahlık, rahatlık, sevinç ? bela, coşku, kaygı, sıkıntı, sorun
bunalma i. bıkkınlık, boğuntu, bunalım, bunalış, bunaltı, bunluk, can sıkıntısı, daralma, darlık, depresyon, gerginlik, hafakanlar basma, iç sıkıntısı, kasavet, kasvet, kriz, nöbet, problem, sarsıntı, sıkıntı, sorun, zorluk dey. afakanlar basma, can sıkıntısı, hafakanlar basma, iç sıkıntısı karş. rahatlık
bunalmak f. boğulmak, bunlanmak, kasavetlenmek, sıkılmak dey. afakanlar basmak, baş beyin kalmamak, başı sıkıya gelmek, başı tutmak, bunalım atlatmak, darboğazdan geçmek, ecel teri dökmek, fenalık geçirmek, göğsü sıkışmak, hafakanlar basmak, içi sıkılmak, kabir azabı çekmek, kabus çökmek, kalbi kararmak, köşeye sıkışmak, kriz atlatmak, nefesi daralmak, ölüm teri/terleri dökmek, ölüp ölüp dirilmek, sarsıntı geçirmek, sıkıntı basmak, sıkıntı duymak karş. eğlendirmek, ferahlatmak, güldürmek, neşe vermek, sevindirmek
bunalmış s. ambale, sıkkın
bunaltı i. buhran, bunalım, bunalma, darlık, kriz
bunaltıcı s. ağır, bezdirici, boğucu, ezici, kasvetli, sıkıcı, sıkıntılı, uyutucu dey. gönül daraltıcı/karartıcı, iç daraltıcı/kapatıcı/karartıcı/sıkıcı, rahatsız edici, ruh daraltıcı/karartıcı karş. ferahlatıcı
bunaltmak f. bezdirmek, boğmak, izaç etmek, pişirmek, rahatsız etmek, sıkmak, usandırmak dey. canını sıkmak, içini karartmak/sıkmak, iflahını kesmek, kasvet vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek
bunamak f. kocamak
bunamış s. bunak dey. beyni sulanmış
bunca z. birçok, bol, dolu, ibadullah, sayısız, sürüyle
bundan z. aynı
bundan başka z. ayrıca, dahası
bungalov i. konut, kulübe
bunun gibi z. hakeza
bununla beraber z. ancak, fakat, lakin, mamafih
bununla birlikte z. ancak, fakat, lakin, mamafih
burcu i. koku
burç i. duvar, hisar, kale, sur
burgaç i. anafor, çevri, çevrinti, eğirim, girdap
burhan i. kabus
burjuva i. kentsoylu, sanayici, tüccar, varlıklı, zanaatkar
burkma i. burma, incinme
burkmak f. acıtmak, berelemek, bertmek, çatlatmak, çıkmak, döndürmek, incinmek, incitmek, kırmak, kıvırmak, sakatlamak, zedelemek karş. iyileştirmek
burkulma i. incinme, incitilmek
burkulmak f. döndürülmek, dönmek, incinmek, kıvrılmak, sakatlanmak
burma i. burkma, buruk, burum burum, bükülmüş, eğirme, hadım, kısır, iğdiş etmek, kısırlaştırma, kıvırma, kıvrık, kıvrılmış
burmak f. bükmek, büzmek, çevirmek, iğdiş etmek, kısırlaştırmak, kıvırmak, sancımak, sızlamak, zonklamak
buru i. ağrı, ıstırap
buruk s. acı, acımtırak, burma, dargın, ekşi, ekşimsi, hadım, genzi yakan, iğdiş, kavgalı, kekre, kırgın, kırık, kısır, küs, limon gibi, mayhoş, rencide, sirke gibi, şekerrenk
buruklaşmak f. kamaşmak, sirkeleşmek
burukluk i. hüzün
burulma i. incitilmek
burulmak f. ağrımak, alınmak, bozulmak, darılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, soğumak
burulmuş z. enek, hadım, iğdiş, iktidarsız, kısır, rencide
burulu s. iğdiş, iktidarsız, kısır
burun bükmek f. aldırmamak, azımsamak
burun i. çalım, poz, şişinme, tafra, tavır dey. cici burun, çekme burun, kemer patlıcanı gibi bir burun, kimsenin burnu kanamamak, koç burunlu, küt burun, pat burun, susak burunlu
buruntu i. ağrı, ıstırap, sancı, sızı
buruş buruş z. kırışık
buruşmak f. büzülmek, erimek, gevşemek, kırışmak, mayışmak, pörsümek, sönmek, sünmek, yumuşamak
buruşmuş z. buruşuk
buruşuk s. bozulmuş, bumburuşuk, buruşmuş, büzgülü, büzük, büzülmüş, geçkin, ihtiyar, kalıpsız, kart, kırışık, kırışıklı, kırışmış, kocamış, pot, pürüzlü, soluk, ütüsüz, yaşlı dey. boru gibi, buruş buruş, çuval gibi, kırış kırış, kıvrım kıvrım, muşamba gibi, ütü görmemiş karş. düzgün, kolalı, pürüzsüz, ütülü
buruşukluk i. pürüz
buse i. öpücük
buut i. boyut, büyüklük, cesamet, çap, hacim
buyruk i. boyunduruk, buyrultu, dikta, direktif, emir, emirname, ferman, fetva, hüküm, irade, komut, komuta, kumanda, parola, talimat, yönerge karş. istirham, rica ? belge, dilek, emretmek, konuşma, yargı
buyruk vermek f. buyurmak
buyrultu i. buyruk, direktif, ferman, irade, komut, talimat
buyur etme i. ağırlama
buyur etmek f. çağırmak
buyuran s. amir
buyurmak f. bildirmek, buyruk vermek, demek, direktif vermek, emretmek, eylemek, gelmek, talimat vermek dey. buyruk vermek, direktif vermek, ferman etmek, fikrini bildirmek, irade etmek, keramet buyurmak, komut vermek, ziyaret etmek karş. istirham etmek, rica etmek, yalvarmak
buyurucu i. amir
buz1 i. buzul, dolu, don, kar, kırağı, buzdağı,
buz2 antipatik, itici, renksiz, sevimsiz, soğuk
buz gibi antipatik, ayaz, buzdağı, renksiz
buz tutma buzlanma
buzağı i. sığır
buzağılamak f. doğurmak, yavrulamak
buzdağı s. antipatik, buz, buz gibi, buzdolabı, çirkin, donuk, geçimsiz, havasız, hoyrat, itici, kaba, renksiz, ruhsuz, sevimsiz, soğuk, soğuk neva, ukala, yılan gibi karş. çekici
buzdolabı s. antipatik, buzdağı, dolap, itici, renksiz, sevimsiz, soğuk, soğutucu, yılan gibi
buzhane i. soğutucu
buzla kaplanma buzlanma
buzlanma i. ayaz, buzla kaplanma, buzlaşma, buz tutma, don, donma, karlanma
buzlanmak f. donmak, ısısı eksi dereceye düşmek karş. ısınmak, ısısı artı dereceye yükselmek, kaynamak
buzlaşma i. buzlanma
buzul i. buz
bücür s. bacaksız, bodur, boysuz, bücür, endamsız, güdük, kısa dey. altı karış, bacak kadar, bastıbacak, boy fukarası, çayır cücesi, fındık kurdu, kıçtan bacaklı, kısa boylu, parmak kadar, şamama gibi, yer cücesi, yerden bitme/yapma karş. iriyarı
büfe aşevi, çarşı, dolap, kafeterya, kantin, masa
bühtan etmek iftira etmek
bühtan i. rivayet
bühtancı ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, muhbir, müzevir
bük i. orman
büke birinci
büklüm i. büzgü, dalga, eğri
bükme i. eğdirme
bükmek f. burmak, çevirmek, devşirmek, dolamak, döndürmek, dürmek, eğirmek, eğmek, eğriltmek, kanırtmak, katlamak, kıvırmak, sarmak, sıkılamak, sıkıştırmak, sıkmak dey. dürüp bürmek, rulo yapmak, ucunu döndürmek karş. dik, doğru, düz
bükük s. eğik, eğri
bükülmek f. baş eğmek, dönmek, eğilmek karş. baş kaldırmak, dikleşmek, doğrulmak
bükülmez s. katı, pek, sert
bükülmüş s. burma, eğik
büküm i. eğri
bükümlü s. dolambaçlı
büküntü i. eğri
bülten i. bildiri, duyuru, tebliğ, dergi, gazete, mecmua, rapor, süreli yayın
bünye i. beden, benlik, doğa, gövde, haslet, huy, karakter, kişilik, kuruluş, maya, meşrep, mizaç, nefis, şahsiyet, tabiat, tıynet, yapı, yaradılış dey. Allah vergisi, huy hulk, huy hus, huyu suyu, karakterine bürünme
bürhan i. tezahür
büro i. daire, işyeri, kalem, makam, masa, muayenahane, ofis, ticarethane, yazıhane ? çarşı, işlik
bürümek f. almak, basmak, bastırmak, çökmek, istila etmek, kaplamak, örtmek, sarmak, tutmak, yayılmak
bürünmek f. kaplamak, sarınmak, sıkıca örtünmek, yaşmaklanmak karş. açılmak, açınmak
büsbütün z. adamakıllı, birden, güzelce, sırf, sırılsıklam, tamamen, tamamiyle
bütçe i. gelir, irat, ödenek
bütün s. aynen, baştanbaşa, beraberlik, bilcümle, bilumum, blok, cümleten, eksiksiz, etraflı, evcek, gövde, hep, hepsi, her, kamu, kül, külliyen, ne varsa, noksansız, olanca, tam, tamam, tastamam, tekmil, toplu, topluca, toptan, topyekün, tüm, umum, yekpare dey. alay malay, boydan boya, cümbür cemaat, elde avuçta, iğneden ipliğe kadar, ne var ne yoksa, pılı pırtısı, sürü sepet, takım taklavat, tamamı tamamına, topu topu, yüzde yüzü karş. ayrılık, ayrılık gayrılık, bazı, bir kısım, bölüm, eksik, noksan, parça ? adamakıllı, ancak, beraber, çok, herkes, tam, toplam, tüm
bütün bütün s. adamakıllı, hepten
bütün olarak s. genel
bütüncül s. totaliter
bütünleme i. ikmal, tekmil
bütünlemek f. birleştirmek, birlik yapmak, ikmal etmek, tamamlamak, tekmillemek, tümlemek dey. birlik yapmak, ikmal etmek karş. ayırmak, bölmek, eksiltmek, parçalamak
bütünlük i. külliyet
bütünsel s. total
bütünüyle z. hepten, heyetiyle, tamamen, tamamiyle, toptan, topyekün, tüm, tümden dey. baştan ayağa/başa, boydan boya
büyü i. efsun, füsun, göz, gözbağı, hipnotizma, ispritizma, kurşun dökme, manyetizma, muska, nazar, nefes, sihir, tılsım, tütsü, üfürük dey. kurşun dökme, okuyup üfleme ? büyülemek, cin, mucize, olağanüstü, sır, tekinsiz
büyücek s. büyük, çaplı, gövdeli, iri, irice, koca, kocaman, muazzam, oldukça dey. adam azmanı, ağır gövde, bakla kadar, canavar gibi, çam yarması, dağ gibi/parçası, dağlar anası, dev anası/gibi, deve dişi, fil gibi, fincan gibi, gaga burun, gözleri fincan gibi, iri boy/kıyım/yarı/yapı, irili ufaklı, lop lop, patlıcan burunlu, yarma gibi karş. küçücek, küçücük, küçükca, ufakça
büyücü i. cadı, sihirbaz, şaman
büyük s. abidevi, ağır, ali, alamet, anormal iri, azametli, azim, azman, babaç, balaban, büyücek, cüsseli, çaplı, dev, devasa, engin, geniş, görkemli, gövdeli, hacimli, heybetli, heyula gibi, hürmetli, ızbandut gibi, iri, iriyarı, kaba, kalın, kallavi, katmerli, kazulet, keresteli, kerim, koca, kocaman, muazzam, muhteşem, okkalı, oylumlu, sarman, şahane, şanlı, ulu, vücutlu, yapılı, yaşlı, yüce, zebella dey. at gibi, atlar anası, aygır gibi, ayı boğan/gibi, aznavur gibi, bakla kadar, cilasin gibi, çam yarması gibi, çanak gibi/kadar, çekiye gelmez, dağ gibi, dağlar anası/kadar, dalyan gibi, dev adımlarıyla ilerlemek/anası/gibi, deve adımı/gibi, durgun çarşaf kadar, enine boyuna, eşek kadar, faraş gibi/kadar, fil gibi, fincan gibi, genç irisi, heyula gibi, ızbandut gibi, iri kıyım/yarı/yapı/yapılı, kadana gibi, kapı gibi/kadar, kazık kadar, kazma gibi, kelle kulak yerinde, manda gibi karş. genç, gösterişsiz, hafif, kısa, küçük, minik, minicik, minyon, silik, ufak, ufak tefek ? ağır, bol, boylu, çok, engin, geniş, kocaman, küçük, muhteşem, şişman, ulu
büyük abdest i. dışkı, pislik
büyükelçi i. sefir
büyüklemek f. itibar etmek, saygı göstermek, saymak, ululamak
büyüklenme i. afurtafur, afi, alayiş, böbürlenme, caka, çalım, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kasılma, kurum, nispet, övünme, şişinme, tafra, tavır, yordam dey. büyüklük taslama karş. alçakgönüllülük
büyüklenmek f. böbürlenmek, büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kasılmak, kendini methetmek, kibirlenmek, kurumlanmak, kurulmak, övünmek, şişinmek dey. beşlik simit gibi kurulmak, burnunun ucundan ilerisini görmemek, çiğneyebileceğinden büyük lokma ısırmak, kendini dev aynasında görmek, fasulye gibi kendini nimetten saymak, fiyaka satmak, yağ bulamaz aşına fesleğen takar başına karş. alçak gönüllü olmak, tevazu göstermek
büyüklenmiş s. bayılan, beğenen, düşkün, gönüllü, hayran, hayranlık duyan, müptela, seven, sevdalı, tutkun, vurgun, yanık karş. ilgisiz
büyüklük i. ağalık, ayıraç, azamet, boy, boyut, buut, cesamet, cüsse, çap, derinlik, ebat, efendilik, en, endam, erdem, genişlik, görkem, gösterişlilik, hacim, hamilik, haşmet, heybet, heybetlilik, ihtişam, insaniyet, irilik, kalınlık, kalibre, kerem, kıta, kocamanlık, oylum, ölçü, pirlik, porte, şevket, şişkinlik, ululuk, ulviyet, uzunluk, vüsat, yaşlılık, yücelik karş. gençlik, küçüklük, miniciklik, miniklik, minyonluk, sadelik, toyluk ? ölçüt, yükseklik
büyükseme i. abartı, abartma, büyütme, izam etme, mübalağa dey. afur tafur, bire bin katma, bol keseden atma
büyüksemek f. abartmak, büyütmek, genişletmek, izam etmek, mübalağa etmek dey. izam etmek, mübalağa etmek karş. hafif göstermek, küçültmek, olduğundan küçük gösterek
büyülemek f. afsunlamak, almak, bağlamak, cezbetmek, çekmek, çıldırtmak, hayran etmek, kazanmak, sarhoş etmek, sihirlemek, takdir uyandırmak, teshir etmek, zevkli gelmek, zevk vermek dey. aklını başından almak/çalmak, beğenisini kazanmak, canına değmek, deli etmek, efsun okumak, gönlünü çalmak/çelmek/gönlünü hoş etmek, gönül açmak, göz bağlamak/kamaştırmak/almak, hayran etmek, hoşuna gitmek, haz vermek, iç açmak, iyi etki uyandırmak, kendinden geçirtmek, kendini beğendirmek/sevdirmek, mest etmek, okuyup üflemek, sevgisini kazanmak, tesirinde bırakmak, zevkini okşamak ? cazibe, sihir, tutkun, tutkunluk
büyülenmek f. aşık olmak, hayran olmak, kapılmak, kesilmek, meftun olmak, meyletmek, sevdalanmak, sevmek, tutulmak dey. cin çarpmış, etkisinde kalmak, gözleri kamaşmak, hayran olmak, kendinden geçmek, kırklara karışmış, meftun olmak, meşhur olmak, nazar değmek, nazara gelmek/uğramak
büyülenmiş z. bayılan, eğinik, hayran, meftun
büyüleyici s. başdöndürücü, cazibeli, çekici, çelici, etkileyici, gökçe, gözalıcı, hoş, insanı kendinden geçiren, insanüstü, latif, renkli, sihirli, tılsımlı dey. baştan çıkarıcı, göz kamaştırıcı, hayranlık uyandırıcı, nefes kesici
büyülü s. mucizevi, olağanüstü, tabu, tekinsiz, tılsımlı
büyüme i. dallanma, evrim, gelişme, ilerleme, nema
büyümek f. balabanlaşmak, basmak, boylanmak, çağlanmak, ciddileşmek, devleşmek, erginleşmek, filizlenmek, gelişmek, genişlemek, ilerlemek, irileşmek, işitilmek, kabarmak, kalkınmak, kocamanlaşmak, köklenmek, olgunlaşmak, palazlanmak, serpilmek, şenelmek, taşmak, uzamak, yayılmak, yetişmek dey. bıyığı terlemek, bıyıkları balta kesmez olmak/ele almak/ele gelmek, boy almak/atmak, boya çekmek, boyu uzamak, buluğa ermek, çığ gibi büyümek, çocuk olmak, eşek kadar olmak, gelinlik kız olmak, geyik etine girmek, koca herif olmak, önem kazanmak, sakal akmak/koyvermek/ salıvermek/uzatmak, sakalı bitmek, sakalı çıkmak karş. büzülmek, küçülmek ? gelişmek, kocamak
büyümüş s. reşit, yetik
büyüteç i. adese, agrandisör, dürbün, gözlük, lens, lup, mercek, mikroskop, periskop, pertavsız, teleskop
büyüten s. mübalağacı
büyütme i. abartma, besleme, büyükseme, evlatlık, geliştirme, genişletme, hizmetçi, mübalağa etme, yetiştirme dey. Acem mübalağası/palavrası, mübalağa etme
büyütmek f. abartmak, arttırmak, bakmak, beslemek, büyüksemek, geliştirmek, mübalağa etmek, şişirmek, üretmek, yetiştirmek, yüceltmek dey. beşiğini sallamak, bir bardak suda fırtına koparmak/yaratmak, gözünde büyümek
büyütülmek f. yüceltilmek
büyütülmüş mübalağalı
büzgü i. büklüm, kat, kıvrım, pli, pot
büzgülü s. buruşuk
büzmek f. burmak, iğdiş etmek
büzülmek f. buruşmak, çekmek, daralmak, kırışmak, küçülmek, sıkışmak, sinmek, pusmak, ufalmak
büzülmüş s. buruşuk, büzüşük
büzüşük s. büzülmüş, büzüşmüş, çekmiş, daralmış, kırışık, kırışmış, küçülmüş, sıkışık, sıkışmış karş. genişlemiş





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Pharmg235, 01.09.2013, 14:59 (UTC):
Hello! dfagdak interesting dfagdak site! I'm really like it! Very, very dfagdak good!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

 
  Bugün 4 ziyaretçi (53 klik) kişi burdaydı!